Skip to main content

Full text of "Osmanlı müellifleri"

See other formats


Digitized  by  the  Internet  Archive 
in  2015 


https://archive.org/details/osmanlmuellifler01  mehm 


Yazan  : 

BURSALI  MEHMED  TÂHİR  EFENDİ 


OSMANLI 
MÜELLİFLERİ 


Osmanlılar'ın  kuruluşundan  zamanımıza  kadar  gelen  ve  mes- 
leklerinde eser  yazan  Türk  mutasavvıf,  âlim,  şair  -  edib,  tarihçi 
tabib,  riyaziyeci  ve  coğrafyacılarının  kısaca  hayatlariyle  eser- 
lerine dair  kâfi  malûmatı  muhtevidir. 


1.  Cild 


Hazırlayanlar  : 

İSMAİL  ÖZEN 

İstanbul  Müftü  Muavini 


A.  FİKRİ  YAVUZ 

İstanbul  Müftü  V. 


MERAL  YAYINEVİ 

Bakırcılar  İbnül-Emin  Han  13/14  Beyazıt  -  İstanbul 
Tel  :  26  39  61 


"  Büyüklerini  Tanımayan 
Millet  Yükselemez  „ 


ESERİ  SUNARKEN 


Son  yıllarda  neşir  hayatımız  büyük  merhale  katetmiştir. 

Lâtin  alfabesinin  kabulünden  bu  yana  basılan  eserler  kendi  öz  var- 
lığımıza dayanan  eserler  değildi.  Günlük  neşriyat,  ders  kitapları  ve  ba- 
tıya dayalı  alimünit  kitaplardı. 

Köklü  hiçbir  neşriyatımız  yoktu.  Ne  doğru  dürüst  bir  lügat;  ne  ele 
alabileceğimiz  bir  ansiklopedi...  Hele  yıllarca  muayyen  zümrenin  yaz- 
dığı eserleri  Maarif  Vekâleti  empoze  ile  meşgul  oldu. 

Halkevleri  neşriyatı  olarak  bir  sürü  faydasız,  okunmaz  yayın  fikir 
piyasasını  işgal  etti.  Allah'a  şükürler  olsun  ki,  bugün  bunları  sergilerde 
görmekteyiz.  Bunları  yapanlarsa  seyretsinler  marifetlerini... 

Asırların  kültür  hamulesi  olan  Türk  -  İslâm  sentezi  ihya  yolunda- 
dır. Mütebahhir  Osmanlı  âlimini  tanımaya  başladık.  Alim  paşaları,  mü- 
dekkik  zabitlerin  bize  seslenişlerini  duyar  gibi  oluyoruz. 

MERAL  YAYINEVİ,  bu  mutlu  kültür  keşfinin  arifesinde  bu  bahtlı 
necip  neslimizi  binaltıyüz  müellif  ve  bunların  yirmi  binden  fazla  eseri  ile 
tanıştırıyor.  Bu  muarefenin  zengin  kültürümüzü  ihyada  hayırlı  netice- 
ler doğuracağına  inanıyoruz. 

Eserin  gün  yüzü  görmesinde  hizmeti  sebkeden  Muhterem  İstanbul 
Müftü  Vekili  A.  Fikri  Yavuz  ve  İstanbul  Müftü  Yardımcısı  İsmail  Özen 
Beyefendiye  Yayınevimiz  minnetlerini  arzeder... 

Merhum  müellifi  rahmetle  yâdederken,  okuyucularımıza  Cenab-ı 
Haktan  feyizler  dileriz. 

KADİR  MERAL 


ÖNSÖZ 


Bursalı  Mehmet  Tâhir  Efendi  tarafından  hazırlanıp,  1333  Hicrî  (1915 
Milâdî)  yılında  İstanbul'da  basılan  «OSMANLI  MÜELLİFLERİ»  adlı  bu 
eserin  yeniden  basımına  lüzum  görülme  sebebini  açıklamadan  önce,  kitap 
hakkında  kısa  bir  bilgi  verelim  : 

Bu  kitap,  Osmanlı  Türklerinden  olup,  kendi  sahalarında  eser  veren 
âlim,  edîb,  mutasavvıf  ve  şâirler  gibi  kıymetli  şahsiyetlerin  hâl  terceme- 
lerini  ihtiva  eder.  Ancak  eser  vermemiş  olan  âlim  ve  sanatkârların  hâl 
tercemeleri  ele  alınmamıştır. 

Eser,  ÜÇ  CİLD  hâlinde  basılmış  olup,  yine  bu  baskısı  da  ÜÇ  CÎLD 
üzerine  hazırlanmaktadır.  Eserin  tümü,  şu  bölümleri  içine  almaktadır  : 

1  —  MEŞAYİH  (Mutasavvıflar)  Bölümü 


2  —  ÂLİMLER  »  » 

3  —  ŞAİRLER  ve  EDÎBLER  »  » 

4  —  TARİHÇİLER  »  » 

5  —  TABİBLER  »  » 

6  —  MATEMATİKÇİLER  »  » 

7  —  COĞRAFYACILAR  »  » 


Yayımlanan  I.  cild,  MEŞAYİH  ve  ÂLİMLER'e  âit  iki  bölümü  ihtiva 
etmektedir.  Her  bölüm,  alfabetik  sıraya  göre,  mevcut  şahsiyetlerin  hâl 
tercemelerini  göstermektedir. 

Her  üç  cildde  toplanan  müelliflerin  sayısı  BİNALTIYÜZ'ün  üstün- 
dedir. 

Eserde,  müellifler  hakkında  geniş  bilgi  verilmeyip,  bilhassa  ölüm  ta- 
rihleri ile  eserleri,  ayrı  ayrı  gösterilmiştir.  Şu  kadar  ki,  bazı  kıymetler 
üzerinde  tafsilât  verilmiştir. 

Eser,  Osmanlıca  olarak  bir  defa  basılmış  olduğundan,  piyasada  mev- 
cut nüshaları  yok  denecek  kadar  azalmıştır.  Koca  Osmanlı  İmparatorluğu 
devrinde  yetişen  ilim  ve  san'at  erbâbını  tanımak,  mazideki  kültür  sevi- 
yesi ile  edebî,  ahlâkî  ve  içtimaî  ahvali  bilmek  ve  takdir  etmek  demektir. 

Bütün  müellifler,  tarihlerine  ve  geçmiş  millî  değerlerine  önem  ver- 
mekte ve  onlarla  öğünmektedirler.  İyi  ve  yüksek  görüşlerinden,  ahlâk 


VI 


ve  faziletlerinden  faydalanır  ve  onları  örnek  tutarlar.  Noksan  ve  yanlış 
tutumları  görülürse,  onları  da  telâfiye  çalışırlar. 

İşte  bu  maksatları  gözönünde  bulunduran  Bursa'lı  Mehmet  Tâbir 
Efendi,  bu  kıymetli  eseri  kaleme  almış  ve  irfan  hizmetinde  bulunmuştur. 

Bu  defa,  eserin  yeniden  basımına  teşebbüs  edilmesi,  arzedilen  hu- 
suslarla beraber  şu  sebeplere  dayanmaktadır: 

a)  Bugünün  ve  yarının  genç  nesillerine,  geçmişteki  değerli  şahsi- 
yetleri ve  millî  kültürümüzü  anlatmak,  ilme,  fenne  ve  san'ata  olan  son- 
suz bağlılıklarını  öğretmek, 

b)  Çeşitli  ilim  dallarında,  Türklerin  medeniyete,  ahlâk  ve  fazilete 
olan  hizmetlerini  öğrenmek  ve  böylece  millî  bir  şuura  sahib  olmak. 

«OSMANLI  MÜELLİFLERİ»  adlı  bu  eser,  Osmanlıcadan  Türkçeye 
çevrilirken,  şu  hususlara  riayet  edilmiştir: 

1  —  Müellifin  kastettiği  mânâlarda  fazlalık  veya  eksiklik  yapılma- 
dan, yalnız  Osmanlıca  cümleleri  basitleştirilerek,  bugün  kullanılan  dile 
oldukça  sâde  bir  şekilde  çevrilmiştir. 

2  —  Eser  içinde  adları  geçen  şahsiyetlere  âit  şiir  ve  sözler  aynen 
alınarak,  bunların  aslı  muhafaza  edilmiştir. 

3  —  İçinde  Türkçe  kelime  bulunmıyan  sırf  Arapça  veya  Farsça  me- 
tinler, lâtin  harfleriyle  yazılamadığmdan,  Türkçeye  çevrilememiş  ve 
aslında  olduğu  gibi  Arap  harfleriyle  yazılmıştır. 

4  —  Terceme-i  halleri  verilen  şahsiyetlerle  ilgili  târihler,  aslında 
Hicrî  târih  olarak  verilmiştir.  Biz,  bu  târihlere  tekabül  eden  Milâdî  yıl- 
ları da  ilâve  etmiş  bulunuyoruz. 

5  —  Bursa'lî  Mehmet  Tâhir  Efendi'nin  vefatından  sonra  zamanımı- 
za kadar  gelip  geçen,  ilimde  san'atta  ün  yapmış  şahsiyetlerin  hâl  terce- 
meleri  de  ilâve  edilecek  ve  üçüncü  cildin  sonuna  konulacaktır. 

6  —  Müellif  Bursa'lı  Mehmet  Tâhir  Efendi'nin  hâl  tercemesi  de 
kısmen  iktibas  sureti  ile  birinci  cildin  başına  konmuş  ve  hakkında  ye- 
teri kadar  bilgi  verilmiştir. 

Neşir  hayatımızda  mevcut  bir  boşluğu  dolduracağı  ve  yetişen  nesil 
ile  gelecek  nesillere  bir  hizmet  olacağı  mülâhazası  ile,  şimdiden  bu  ese- 
rin okuyucularına  teşekkür  eder;  mîllî  ve  kudsî  cevherlerimize  sâhip 
çıkararak  millî  birliğe  kavuşmamızı  Yüce  ALLAH'dan  niyaz  ederiz. 

A.  Fikri  YAVUZ  -  İsmail  ÖZEN 


İÇİNDEKİLER 


[ 

Giriş  Mevzuları  Sayfa 


Bursalı  Mehmed  Tahir  Efendi  .  1 

Müellifin  eserleri  4 

Müellifin  basılmamış  eserleri  5 

Müellifin  takdim  yazısı  18 

Müellifin  faydalandığı  başlıca  kaynaklar  22 

ŞEYHLER  ve  MUTASAVVIFLAR 
—  A  — 

Akşemseddin  27 

Açıkbaş  Mahmud  Efendi  29 

Atpazarlı  Osman  Fazlı  İlâhî  30 

Ahmed  Bican  32 

Ahmed  Efendi  (Merkezefendi  zade)  32 

Ahmed  Ümidî  33 

Ahmed  Rumî  Akhisarî  (Saruhanî)  3S 

Ahmed  Mürşidi  Efendi  33 

Ahmed  Meâbî  Efendi  34 
Ahmed  Efendi  (Hafız  Seyyid  Ahmed  ibni  Muhammed  ibni  Ebu 

Bekir  Efendi)  34 

Azmi  Hüseyin  Dede  35 

Abdulkadir  Kemaleddin  Efendi  36 

Abdullah  Hulusi  Efendi  36 

Ali  Örfî  Efendi  37 

Abdurrahman  Halis  Talibânî  37 

Abdulhamîd  Efendi  (Kara  Molla  zade)  38 

Abdurrahîm  Efendi  33 

Abdüllâtif  ibni  Durmuş  Fakîh  Karamanî  39 

Abdülbakî  Dede  (Nâsır  Seyyid  Abdülbakî  Dede)  39 

Abdülkadir  Necip  Efendi  40 

Abdülkerim  Efendi  (îştipli  Emir  Efendi)  40 


VIII 


Mevzu  Sayfa 

Alemî  Muhammed  Efendi  40 

Azbî  Mustafa  Efendi  41 

Abdullah  ibni  Abdurrahman  Celvetî  41 

Âşık  Ali  Paşa  (Beşe)  42 

Abdurrahîm  Nizameddin  Merzifonî  (Sarı  Danişmendzade)  43 

Alâeddin  Ali  Aksarayî  44 

Abdülkerim  Efendi  44 

Abdulmecid  ibni  Şeyh  Nasuh  45 

Amir  ibni  Hamza  46 

Arif  Muhammed  Efendi  46 

Abdurrahîm  Karahisarî  46 

Ali  Dede  Bosnavî  47 

Ali  Çelebi  ibni  Hüseyin  îznikî  48 

Alemî  Dede  49 

Adli  Hasan  Efendi                                                              '  50 

Abdülmecid  Sivasî  50 

Abdülkerim  Vardarî                                                 ,  50 

Abdül-Ehad  Nuri  Efendi  51 

Adnî  Recep  Dede  53 

Aynî  Ekber  Muhammed  Efendi  53 

Acizî  Süleyman  Efendi  54 

Abdülkerim  Celvetî  54 

Ali  ibni  Şaban  Aksarayî  55 

Ali  ibni  İbrahim  Dağıştanî  55 

Abdülhay  Efendi  56 

Ahmed  Sarkan  56 

—  B  — 

Bayezîd-i  Rûmî  57 

Baba  Nimetullah  Mahmud  57 

Baba  Yusuf  Sivrihisarî  58 

Bahaeddin  zade  Muhyiddin  Muhammed  Efendi  58 

Balî-i  Sofyavî  (Sofyalı  Bâlî)  59 

Behişti  Ramazan  Efendi  59 

Bosnalı  Fusus  Sarihi  Abdullah  60 

Bivucudî  Muhammed  Talip  Usküdarî  62 

Bükatzade  Veliyyuddin  Efendi  63 

Beyzade  Mustafa  Efendi  63 

Behçet  Ali  Efendi  63 

Bedreddin  Simavî  (Bedreddin  Simavî'ye  ait  malûmat)  65 


IX 


Mevzu  Sayfa 


—  C  — 

Cemaleddin  İshak  Karamanî  80 

Cemal  Halveti  (Çelebi  Halife)  80 

Cunûni  Ahmed  Dede  81 

Cahidi  Ahmed  Efendi  82 

Cihangiri  Hasan  Burhaneddin  Efendi  82 

Cennet  Muhammed  Efendi  82 

Cemaleddin  Uşşakî  83 

—  Ç  — 

Çerkeşi  Mustafa  Efendi  84 

—  D  — 

Davud-u  Kayseri  84 

Davud  Halveti  '  86 

Dede  Ömer  Ruşenî  86 

Demirtaş  Ebu  Abdullah  Muhammed  87 

Davud  ibni  Şeyh  Muhammed  Efendi  88 

Düğümlü  Baba  88 

_  E  — 

Evliyazade  İsmail  Hakkı  Efendi  89 

Emin  Muhammed  Tokadî  89 

Erzurumlu  îbrahim  Hakkı  90 

Enis  Recep  Dede  93 

Eyüp  Efendi  93 

Eroğlu  Nuri  Efendi  93 

Eşref-i  Rûmî  94 

_  F  — 

Fahreddin-i  Rûmî  95 

Feyzî  Hasan  Efendi  (Simkeşzade)  95 

Fethi  Abdülkerim  Efendi  (Bülbülcüzade)  96 

Fenayî  Mustafa  Efendi  96 

Fahrî  Ahmed  Efendi  97 

Ferdî  Abdullah  Efendi  98 

Feyzullah  Efendi  (Mesnevîhan)  99 

Faik  Muhammed  Bey  99 


X 


Mevzu  Sayfa 


--  G  — 

Gafurî  Mehmed  Efendi  100 

Gaybî  Sunullah  Efendi  100 

Gavsî  Ahmed  Dede  101 

Gazzîzade  Abdüllâtif  Efendi  102 

Gümüşhaneli  Ahmed  Ziyaeddin  Efendi  102 

Gazzi  zade  Mustafa  Nesîb  Efendi  103 

—  H  — 

Hamidüddin  Aksarayî  103 

Haşim  Emin  Osman  Efendi  103 

Hacı  Bayram  Velî  103 

Hasan  Efendi  (Hasan  Hoca)  105 

Hacı  Ahmed  ibni  Seyyidî  105 

Hüsameddin  Ali  El-Bitlisî  105 

Habib  Karamanî  106 

Hakikî  zade  Osman  Efendi  106 

Hüseynî  (Hüseynî  ibni  Ahmed  Sirozî)  106 

Hüsameddin  Bursavî  -  107 

Haydarzade  Muhammed  Feyzî  108 

Halevî  Mahmud  Efendi  108 

Hasan  Efendi  (Ümmü  Sinan  zade)  109 

Hasan  Rızaî  Efendi  .  109 

Hüseyin  Efendi  (Hacı  Evhad  Şeyhi)  110 

Hamid  Efendi  (Küçük  Hamid  Efendi)  110 

Hicabî  Abdülbakî  Efendi  111 

Hüseyin  Hamdî  (îbni  Seyyid  Hüseyin  Efendi)  112 

Hakkı  Muhammed  Efendi  112 

Hamza  Nigâvî  Efendi  113 

Hayalî  Ahmed  Şemseddin  Efendi  113 

Hulusî  Efendi  114 

Halid  Ziyaeddin  Bağdadî  114 

Hoca  Hüsam  Efendi  115  ' 


XI 


Mevzu  Sayfa 

İbrahim  ibni  Demirhan  115 

İbni  İsa'yi  Saruhanî  115 

İbrahim  Gülşenî  116 

İbrahim  ibni  Hamza  117 

İbrahim  Kırımı  118 

İdris  Muhtefî                               •  118 

İsmail  Ankaravî  118 

İsmail  Rûmi  120 

İsmail  Hakkı  Celvetî                                                          •  120 

İsmail  Nureddin  Üsküdari  125 

İbrahim  Nureddin  Efendi  125 

İsmail  Vehbi  Efendi  125 

Hüdaî  125 

Haşimî  Emir  Osman  Efendi  129 

Himmet  Efendi  130 

Haşim  Mustafa  Baba                                   ■  131 

İrfanı  Abdullah  Darendevî  132 

İzzeddin  Ahmed  Efendi  132 

İsa  Mahvî  133 

—  K  — 


Kudbuddin  İznikî 

133 

Kaygusuz  Baba 

134 

Kara  Çelebi  Muhammed  Efendi 

'  134 

Kasım  Efendi 

■       .    ■  135 

Kurt  Muhammed  Efendi 

135 

Kuddusî  Abdurrahman  Efendi 

135 

Kuloğlu  Mustafa  Efendi 

136 

Karakaşzade  Ömer  Efendi 

136 

Kutup  İbrahim  Efendi 

137 

Kaimi  Hasan  Efendi 

137 

Karabaş  Velî 

138 

Karababa  zade  İbrahim  Efendi 

138 

Konevî  Muhammed  Vehbî  Efendi 

139 

Kabûlî  Mustafa  Efendi 

139 

Kuddusî  Ahmed  Efendi 

139 

Kaygulu  Halil  Efendi 

140 

Kuş  Adalı  İbrahim  Efendi 

140 

Kemal  Ümmî 

141 

Küçük  Muhammed  Alemî  Efendi 

142 

XII 


Mevzu  Sayfa 


Keşfî  Cafer  Efendi  142 

Kenzî  Hasan  Efendi  143 

Kürdî  Hasan  Efendi  143 

Köseç  Ahmed  Efendi  143 

Kemal  Efendi  144 

Kâk  Ahmed  Kadiri  Efendi  146 

—  L  — 

Lutfullah  Karamanî  147 

Lâli  Muhammed  Fenai  Efendi  147 

Lâlizade  Abdülbakî  Efendi  147 

Lâmekânî  Hüseyin  Efendi  149 

—  M  — 

Muhammed  Muhyiddin  148 

Mahmud  ibni  Edhem  149 

Merkez  Musa  Muslihuddin  Efendi  150 

Mûsa  ibni  Şeyh  Tahir  Tokadî  151 

Memi  (Muhammed)  Can  Efendi  151 

Muhyi  Efendi  151 

Müezzinzade  Muhammed  Efendi  153 

Muhammed  Muizuddin  Efendi  153 

Muhyiddin  Bursavî  154 

Muhammed  Dede  154 

Manevî  Mustafa  Efendi  155 

Müslim  Efendi  (Ebul  Vefa)  _  155 

Medenî  Muhammed  Efendi  (Trabzonî)  156 

Müstakim  Mustafa  Niyazi  Efendi  157 

Muhammed  ibni  Muhammed  El-Kadî  157 

Müstakim  zade  Süleyman  Sadeddin  Efendi  157 

Muhammed  Murad  Nakşibendî  159 

Mustafa  Enver  Efendi  (Mustafa  Bey)  159 

Muhammed  Bahaeddin  Efendi  160 

—  N  — 

Nureddinzade  Muslihuddin  Efendi  160 

Nimetullah  Efendi  161 

Nakşi  Ali  Akkirmanî  161 

Niyazi  Muhammed  Mısrî  162 

Nakşî  İbrahim  Efendi  165 


xnı 


Mevzu  Sayfa 


Nazmi  Muhammed  Efendi  165 

Nasuhî  Muhammed  Efendi  166 

Nuzûlî  Mustafa  Efendi  167 

Nureddin  Muhammed  Cerrahî  167 

Nehri  Ahmed  Efendi  168 

Nurî  Muhammed  Efendi  169 

Nazif  Hasan  Dede  169 

Nurî  Muhammed  Şemseddin  Efendi  170 

—  O  — 

Oğlanlar  Şeyhi  İbrahim  Efendi  170 

Osman  Selâhaddin  Efendi  171 

Osman  Nakşibendî  172 

Osman  ibni  Ahmed  Fertekî  172 

—  Ö  — 

Ömer  Fanî  Efendi  173 

Ömer  Fuadî  Efendi  173 

—  P  — 

Pır  Muhammed  Bahaeddin  Erzincanî  174 

Pîr  Muhammed  Efendi  175 

Parısa  Sabır  Muhammed  Efendi  175 

—  R  — 

Ramazan  Efendi  (Ramazan  Mahfî)  176 

Recep  ibni  Şeyh  İbrahim  Cemaleddin  Sivasî  176 

Reşadî  Muhammed  Efendi  177 

Raufî  Seyyid  Ahmed  Üsküdarî  177 

Rifat  Efendi  (Hafız  Ahmed  Rifat)  177 

Rüstem  Efendi  178 

Rûşen  Efendi  178 

—  S  — 

Sakıp  Mustafa  Dede  179 

Sünbül  Efendi  179 

Semaî  Muhammed  Dede  Efendi  180 


XIV 


Mevzu  Sayfa 


Sineçâk  Yusuf  Sinaneddin-i  Mevlevi  181 

Sarhoş  Balî  Efendi  182 

Selâmî  Mustafa  Efendi  182 

Seyyid  Seyfullah  Kasım  Efendi  182 

Sinan  Efendi  184, 

Sükûnî  Muhainmed  Efendi  184 
Selâmî  Ali  Efendi  ,185 

Sezai  Hasan  Efendi  185 

Sinan  Ümmî                     ı  187 

Sırrı  Abdülbaki  Dede  187 

Selim  Baba  188 

Selâmî  Mustafa  Efendi  188 

Süleyman  Efendi  (Köstendilli)  190 

Suzî  Ahmed  Efendi  191 

Said  Efendi  191 

Seyyid  Ahmed  Hicabî  Efendi  192 

Sarı  Abdullah  Efendi       '  192 

Seyfullah  Musa  Dede  195 

Suhufî  Muhammed  Efendi  196 

Salâhı  Efendi  196 

Sadık  Muhammed  Erzincan!  199 

Sanî  Ahmed  Efendi  199 

Salih  Rifat  Efendi  200 

-  Ş  - 

Şahabeddin  Ahmed  Sivasî  200 

Şeyh  îlâhî  Nakşibendî  202 

Şahidî  İbrahim  Dede  202 

Şaban-i  Velî  205 

Şemseddin  Sıvası  205 

Şah-ı  Velî  Aymtabî  208 

Şuhudî  Muhammed  Efendi  208 

Şumlalızade  Ahmed  Efendi  209 

Şaban  Nakşibendî  209 

Şemseddin  Efendi  (Nasuhîzade)  209 

Şakir  Efendi  (Muhammed  Şakir  Efendi)  210 

Şerefuddin  Şuayb  Efendi  210 

Şeyh  Ebebaiı  211 


XV 


Mevzu  Sayfa 

—  T  — 

Tennurî  İbrahim  Efendi  211 

Terzi  Baba  (Hayyat  Vehbi)  212 

Turhal  Şeyhi  Mustafa  Efendi  212 

—  U  — 

Uyunî  Seyyid  Muham'med  Efendi  213 

—  Ü  — . 

Ünsî  Hasan  Efendi  213 

Ümmi  Sinan  213 

Üftade  Muhammed  Muhy iddin  214 


V  — 

216 
217 
217 
219 
219 
219 

—  Y  — 


Yar  Ali  ibni  Siyavuş  ibni  Averen  Divriği  219 

Yunus  Emre  220 

Yazıcızade  Muhammed  Efendi  222 

Yusuf  Hakikî  224 

Yahya-i  Şirvanî  224 

Yusuf  Mahmud  225 

Yiğitbaşı  Ahmed  Şemseddin  Marmaravî  225 

Yavsî  Muhammed  Muhyiddin  îmadî  226 

Yahya  ibni  Bahşî  227 

Yahya  Efendi  (Beşiktaşî)  227 

Yunus  ibni  Halil  228 

Yusuf  Sinan  Efendi  228 

Yusuf  Dede  228 

Yakup  Afvî  229 

Yusuf  Efendi  230 

Yusuf  Yanyavî  230 


Vefa-î  Konevî 

Vahyizade  Muhammed  Efendi 
Vahdeti  Osman  Efendi 
Visali  İbrahim  Efendi 
Veliyyüddinzade  Hıfzı  Efendi 
Vahyî  Mustafa  Efendi 


XVI 


Mevzu  Sayfa 


—  Z  — 

Zakirzade  Abdullah  Efendi  231 

Zatî  Süleyman  Efendi  232 

Zekâî  Mustafa  Efendi  233 

Zührî  Ahmed  Efendi  234 

Zarifi  Ömer  Efendi  234 


ULEMA  FASLI 
(Din  Âlimleri) 

—  A  — 


Akbilek  Bahşî  Halife  239 

Abadî  Muhammed  Çelebi  239 

Altı  Parmak  Muhammed  Efendi  239 

Adalı  Şeyh  Mustafa  ibni  Hamza  (Kuşadalı)  241 

Ayine  zade  Muhammed  Şemseddin  (Şirazî)  241 

Akkirmanî  Muhammed  Efendi  241 

Alaşehirli  Osman  ibni  Hasan  Efendi  242 

Aslanzade  Mustafa  Efendi                                  '  242 

Ak  Ali  Efendi  (İzmidî)                                                      '  242 

Ak  Osman  Efendi  (Osman  ibni  Ali)  243 

Ayaklı  Kütüphane  Muhammed  Emin  Efendi  243 

Adalı  Hoca  Muhammed  Efendi  (Adapazarı)  243 

Akşehirli  Hasan  Fehmi  Efendi  (Şehyülislâm)  243 

Akşehirlizade  Ali  Haydar  Bey  244 

Ahmed  Cemaleddin  ibni  Mesûd  Konevî  245 

Ahmed  ibni  Muhammed  (Manisavî)  245 

Ahizade  Halim  Efendi  246 

Ahterî  Mustafa  246 

Ahmed  ibni  Mahmud  El-Esammı  Karamanı  247 

Areczade  Ahmed  Efendi  247 

Ahmed  ibni  İbrahim  248 

Ahmed  ibni  Abdullah  (Gurabzade)  248 

Ahmed  Attar  Efendi  248 

Ahmed  ibni  Ömer  îzmirî  248 

Ahmed  Hamdi  Efendi  (Şirvanî)  249 


XVII 


Mevzu  Sayfa 


Ahmed  Hamdullah  Efendi  250 

Ahmed  Kudsî  Efendi  (Tapbaşzade)  250 

Ahmed  Feyzi  Efendi  (Çorumî)'  251 

Abdulmuhsin  Kayseri  251 

Alâuddin  Ali  Esved  (Karahoca)  251 

Alâuddin  Ali  ibni  Musa  (Koçhisarlı)  252 

Abdülkerim  Efendi  252 

Aynî  Bedreddin  Ebu  Muhammed  Mahmud  El-Aynî  252 

Aynî  Abdurrahman  Zeyneddin  253 

Ali  ibni  Hüseyin  Amasî  (Alâeddin  Çelebi)  253 

Abdülmecid  ibni  Nasuh  ibni  îsrafil  254 

Alâeddin  Ali  Fenarî  254 

Abdurrahman  Amasyavî  (Müeyyedzade)  255 

Atûfî,  Hayreddin  Hızır  ibni  Mahmud  255 

Abdülkadir  Hamidî  Efendi  257 

Abdülkerimzade  Muhammed  Efendi  257 

Abdurrahman  Alanşah  (Kadı)  257 

Alaiyevî  İvaz  258 

Abdülgani  Efendi  258 

Abdullah  ibni  Yusuf  ibni  Muhammed  258 

Ayşî  Mehmed  Efendi  258 

Abdurrahim  Şirvanî  259 

Abdül'-Celîl  ibni  Yusuf  260 

Allâmek  Muhammed  ibni  Musa  260 

Arızî  Muhammed  Efendi  261 

Abdülhalim  Efendi  261 

Abdülhalim  Germiyanî  261 

Alim  Muhammed  ibni  Hamza  262 

Abdulbakî  Arif  Efendi  262 

Abdurrahman  Rahmi  -  Bursavî           ,  263 

Abdullah  Efendi  (Şeyhülislâm)  .  263 

Abdullah  Paşa  263 

Akif  Mustafa  Efendi  (Müfti)  264 

Abdurrahman  ibni  Ahmed  264 

Ali  Efendi  264 

Abdullah  Efendi  264 

Abdullah  Efendi  (Abdullah  ibni  Muhammed)  265 

Ali  Şükrü  Efendi  265 

Abdullah  Ahiskavî  265 


xvın 


Mevzu  Sayfa 

Abdurrahman  ibni  İsmail  268 

Ahmed  Asım  Efendi  (Kamus  mütercimi)  268 

Ataullah  Muhammed  Efendi  271 

Abdullah  Efendi  (Kayyımzade)  272 

Abdullah  Efendi  (Tirevî)  272 

Abdurrahim  Efendi  (Hoca)  273 

Abdullah  Eyyubî                                                   '  273 

Abdüsselâm  Efendi  275 

Ali  Hicabı  Efendi  (Yorgancızade)  276 

Arif  Efendi  (Şeyhülislâm)  276 

Asım  Efendi  (Seyyid  Asım  Efendi)  277 

Abdurrahman  Fevzi  Efendi  (Hoca)  277 

Abdülaziz  Ahmed  Efendi  278 

Ali  ibni  Osman  Akşehrî  278 

Abdüssettar  Efendi  278 

Abdullah  Efendi  "279 

Abdünnafi  İffet  Efendi  280 

Atıf  Muhammed  Bey  (Kuyucaklızade)  281 

Ali  Haydar  Efendi  (Haydar  Molla)  281 

—  B  — 


Bahaeddin  Efendi  (Malkaravî) 

282 

Bedreddin  Mahmud  Efendi  (Amasyavî) 

283 

Bedreddin  Mahmud  Efendi  (Aydinî) 

283 

Bali  Efendi 

283 

Bostanzade  Mustafa  Efendi  (Tirevî) 

284 

Birgivî  Muhammed  Efendi 

284 

Baba  Kuşî  Abdurrahman  Efendi 

287 

Babazade  Muhammed  Efendi  (Larendeli) 

287 

Bostanzade  Muhammed  Efendi  (Tirevî) 

287 

Bostanzade  Yahya  Efendi  (Tirevî) 

287 

Beypazarî  Muslihuddin 

288 

Baldırzade  Muhammed  Efendi  (Bursavî) 

288 

Balizade  Mustafa  Efendi  (Şeyhülislâm) 

289 

Beyazizade  Ahmed  Efendi  (Bosnavî) 

289 

Bedreddin  (Vanî) 

289 

Bekir  ibni  Ali  (Arıcızade) 

289 

Babadağlı  İbrahim  Efendi 

290 

Battal  Hatibi  Hasan  ibni  Ali  Kayseri 

290 

XIX 


Mevzu  Sayfa 


—  C  ■— 

Cemaleddin  Muhammed  Aksarayî  291 

Celâleddin  Muhammed  Çelebi  292 

Celâleddin  El-Evcî  292 

Carullah  Veliyuddin  Efendi  292 

Cemaleddin  Muhammed  Efendi  293 

—  ç  - 

Çivizade  Muhyiddin  Efendi  293 

Çavuşzade  İbrahim  Efendi  (İstanbulî)  294 

Çömez  Kadı  Ahmed  Efendi  294 

Çömezzade  Muhammed  Şevkî  Efendi  294 

Çelebizade  Abdurrahman  Efendi  (îstanbulî)  295 

Çorbacızade  Muhammed  ibni  Hüseyin  Efendi  295 

Çerkeşizade  Osman  Vehbi  Efendi  295 

Çeşmizade  Muhammed  Halis  Efendi  296 

Çerkeşizade  Muhammed  Tevfik  Efendi  296 

—  D  — 

Divrikli  Fahreddin  Muhammed  Efendi  297 

Devletoğlu  Yusuf  (Balıkesirî)  297 

Dinkoz  Ahmed  Efendi  (Bursavî)  298 

Dede  Cengi  Efendi  (Amasyavî)  298 

Deşişî  Muhammed  Efendi  (Amasyavî)  299 

Dukakızade  Osman  Bey  299 

Derviş  Muhammed  Efendi  300 

Delîbağzade  Numan  Efendi  (îstanbulî)  300) 

Dede  Efendi  (Bursavî)  300 

Debbağ  Müfti  Ahmed  Efendi  (Maraşî)            .  301 

Dürrizade  Mustafa  Efendi  (Şeyhülislâm)  302 

Davud  Karsî  302 

Damad  Hüseyin  Efendi  303 

Duvalarlı  -  Dualarlı  Hacı  Osman  Efendi  303 

Daniş  Ahmed  Efendi  (Manastırı)  304 

Dahkî  Mustafa  Efendi  304 


XX 


Mevzu  Sayfa 


—  E  — 

Ebu's-Sena  Mahmud  ibni  Ahmed  Cemaleddin  Konevî  305 
Ekmelüddin  Muhammed  Bayburdî  '  305 
Efdalzade  Hamidüddîn  Efendi  306 
Ebu's-Suûd  El-İmadî  306 
Ebubekir  Güranî  307 
Ebu'l-Beka  Eyüp  Kefevî  307 
Esiri  Muhammed  Efendi  (Şeyhülislâm)  308 
Ebubekir  ibni  Rüstem  Şirvanî  308 
Esad  Hoca  (Yanyalı  Hoca  Muhammed  Esad  ibni  Ali)  308 
Esad  Muhammed  Efendi  (Ebu  îshak  İsmail  Efendi  zade  Şey- 
hülislâm) 310 
Ebubekir  (Amidî)  ■  311 
Ebu's-Suûd  Muhammed  Efendi  ibni  Abdulvahid  Efendi  311 
Ebubekir  Edib  Çorumî  (Damadzade)  311 
Eskicizade  Ali  Medhi  Efendi  (Edirnevî)  312 
Esad  Sadi  Efendi  (Konevî)  312 
Evliyazade  Hacı  Ali  Rıza  Efendi  312 
Edirne  Müftüsü  Muhammed  Remzi  Efendi  313 

—  F  — 

Fenarî  Şemşeddin  Muhammed  ibni  Hamza  (Molla)  313 

Fethullah  Şirvanî  315 

Fevrî  Ahmed  Efendi  315 
Ferah  ibni  Abdul  Muhsin  Efendi                                           .  316 

Feyzullah  Efendi  (Şeyhülislâm)  317 

Fıtrî  İbrahim  (Edirnevî)  317 

Feyzullah  Nafiz  Efendi  (Lâzikizade)  317 

Ferruh  İsmail  Efendi  318 

Fethi  Ali  Effendi  (Osmanbeyzade)  318 

Fevzi  Halil  Efendi  (Filibeli  -  Ders  Vekili)  319 

Feyzullah  Efendi  (Hacı)  319 

—  G  — 

Gavvas  Efendi  (Sökevî)  319 

Galatah  Muhammed  Efendi  319 


XXI 


Mevzu  Sayfa 


—  H  — 

Hasan  Paşa  (Kara  Alâaddinzade)  320 

Hasan  Çelebi  (Fenarî)  320 

Hüsamüddin  (Tokadı)  320 

Hacı  Baba  İbnüs  Şeyh  İbrahim  (Tosyavî)  321 

Halimi  321 

Hacı  Hasan  zade  Muhyiddin  Muhammed  Cami  (Balıkesirî)  321 

Hüseyin  Efendi  (Hüseyin  Şah  Çelebi  Amasyavî)  322 

Hamdullah  ibni  Hayreddin  322 

Hüsamzade  Mustafa  Efendi  323 

Hafız  Muhammed  ibni  Ahmed  ibni  Adil  Paşa  323 

Hüseyin  Hüsameddin  Efendi  (Kara  Çelebizade)  323 

Hüseyin  Kefevî  323 

Hüsamzade  İbrahim  Efendi  (Germiyanî)  324 

Hasenül-Kâfi  (Akhisarî-i  Bosnavî)  324 

Hafız  Mahmud  (Vardarî)  325 

Hıbrî  Ali  Efendi  326 

Hacı  Muhammed  ibni  Ali  El  Karamanî  327 

Hâcipzade  Muhammed  Efendi  (İstanbulî)  327 

Hıfzî  Muhammed  Efendi  328 

Hazık  Muhammed  Efendi  (Erzurumî)  328 

Hüseyin  ibni  Muhammed  Efendi  328 

Hanîf  İbrahim  Efendi  329 

Hüseyin  Hüsnü  ibni  Halil  Giridî  330 

Harid  Muhammed  Efendi  (İstanbulî)  330 

Hayati  Ahmed  Efendi  (Elbistanî)  331 

Hıfzı  Arif  Muhammed  Bey  (İstanbulî)  331 

Hafız  Seyyid  Efendi  (Sirozî)  332 

Hadım  Ahmed  Efendi  (Nevşehrî  -  Rûhîzade)  332 

Hâmid  Efendi  (Karsî)  332 

Hacı  Torun  Efendi  (Kayseri)  332 

Hüseyin  Fehmi  Efendi  (Palulu)  333 

Hacı  Abdi  Bey  (Petrîci)  333 

Hüseyin  ibni  Muhammed  (Mandalyatî)  334 

Hacı  İbrahim  Efendi  (İstanbulî)  334 

Hamid  Efendi  (Harputî)  334 

Hasbi  Süleyman  Efendi  (Piraviştevî)  335 

Hüsnü  Efendi  (Hüseyin  Hüsnü  Efendi)  Şeyhülislâm  336 


XXII 


Mevzu  Sayfa 


Hattap  Haydar  ibni  Ebi'l-Kasım  Karahisarî  336 

Hızırşah  Menteşevî  336 

Hızır  Bey  (Sivrihisarî)  337 

Hayalî  Ahmed  Efendi  (Molla  -  îznikî)  338 

Hüsrev  Muhammed  Efendi  Sivasî  (Molla  Hüsrev)  339 

Hocazade  Muslihuddin  Efendi  (Bursavî)  340 

Hatipzade  Muhyiddin  Efendi  340 

Hüsrevzade  Mustafa  Efendi  341 

Halil  ibni  Resûl  (Sinobî)  341 

Hızır  ibni  Muhammed  (Amasyavî)  342 

Hisali  Abdurrahman  Çelebi  342 

Halis  İbrahim  Efendi  (Pasarofçavî)  342 

Mevlâna  Müfti  Ebu  Said  El-Hâdimî  (Hâdimî)  342 

Halil  ibni  Hasan  (Ebi'l-Felâh)  345 

Hahirzade  ismail  ibni  Şeyh  Muhammed  Efendi  345 

Halil  Şeref  Efendi  (Hayatizade)  345 

Halil  Kermirî  (Kayseri)  346 

Halil  Efendi  (Burdurî)  346 

Hoca  Tahsin  Efendi  (Filâtî)  346 

Harputî  Ömer  Nâimî  Efendi  34S 

Halis  Muhammed  Efendi  (Şirvanî)  348 

İbni  Türkmen  Alâaddin  Ali  ibni  Osman  Mardinî  349 

îbni  Melek  '  349 

İbni  Melekzade  Muhammed  Efendi  350 

İbni  Hümam  Kemaleddin  Muhammed  Sivasî  351 

İbrahim  ibni  Süleyman  Radıyyüddin  351 

İlyas  Sinobî  352 

İbni  Kemal  (Şeyhülislâm)  352 

İbrahim  Burhaneddin  Güranî  354 

İbni  Firuz  Muhammed  Bey  (İstanbuli)  355 

İbrahim  Bergamavî  355 

İsmail  ibni  Sinan  Sivasî  356 

İbrahim  İzdinî  356 

İbrahim  ibni  Muhammed  356 

İshak  ibni  Hasan  Tokadî  356 

İzmirî  Süleyman  Efendi  357 

İshak  Hocası  Ahmed  Efendi  357 


Me\zu 


XXIII 
Sayfa 


îbni  Adavî  Mustafa  ibni  İbrahim  359 

îshak  Efendi  (Şeyhülislâm)  359 

İzmirî  (Mevlâna  Muhammed  ibni  Veli  ibni  Resûl)  359 

İbrahim  Rûmî  361 

İbrahim  ibni  Yakup  Gümüşhanevî  361 

İbrahim  El-Haravî  Erzurumî  361 

İbni  Resûl  Muhammed  Zeki  Efendi  (Süleymaniyevî)  361 

İsmail  Müfid  Efendi  (İstanbulî)  362 

İbrahim  Sıtkı  Efendi  (îskodravi)  362 

İmamzade  Esad  Efendi  (İstanbulî)  363 

İsmail  Nebil  Efendi  (Ahıskavî)  363 

İbrahim  Efendi  (Yalvacı)  363 

İbrahim  Efendi  364 

İshak  Efendi  (Hoca)  364 

İsmail  Efendi  (Manastırlı  İsmail  Hakkı  Efendi)  365 

Ayşî  Muhammed  Efendi  366 

—  K  — 

Kadı  Ahmed  Burhaneddin  (Erzincanî)  367 

Kara  Yakup  ibni  İdris  367 

Kara  Sinan  368 

Kırımî  Seyidi  Ahmed  ibni  Abdullah  368 

Kara  Seyyidî                                                    ,  369 

Karabagî  Muhyiddin  Muhammed  369 

Kara  Davut  (İzmitî)  370 

Kara  Haydar  370 

Kadızade  Hüseyin  ibni  Hasan  Efendi  370 

Kasım  ibni  Süleyman  Niğdevî  371 

Kmalızade  Alâaddin  Ali  Çelebi  371 

Kızıl  Molla  (Abdurrahman  ibni  Seydî  Ali)  372 

Kadızade  Şemseddin  Ahmed  Efendi  (Şeyhülislâm)  372 

Karaca  Ahmed  Hamidî  372 

Kadı  Mustafa  Efendi  (Urlalı)  373 

Kadızade  Muhammed  Efendi  373 

Kadı  Mahmud  ibni  Ahmed  (Manastırî  Terzizade)  373 

Kadri  Muhammed  Efendi  373 

Kara  Halil  Efendi  374 

Kazâbâdî  Ahmed  ibni  Muhammed  Efendi  374 


XXIV 


Mevzu  Sayfa 


Karahisarî  Muhammed  ibni  Şeyh  Ali  El-Maruf  Bihamidî  375 

Kadızade  Muhammed  Efendi  -  375 

Kurşunluzade  Mustafa  Efendi  375 

Konevî  Hafız  İsmail  Efendi  376 

Kuşadah  Şeyh  Ahmed  Efendi  376 

Karatepeli  Hüseyin  ibni  Mustafa  376 

Kara  Mustafa  Efendi  377 

Kestelli  Muslihuddin  Mustafa  Efendi  377 

Ebu  Abdullah  Muhammed     Muhyiddin  ibni  Süleyman  ibni 

Mesud  Rumiî-  Kâfici  (Kâfiyeci)  377 

Kemaleddin  İsmail  Karamanî  (Kara  Kemal)  380 

Kürdî  Muhammed  Efendi  380 

Kefevî  Muhammed  Efendi  (Muhammed  ibni  El-Hac  Hamid)  380 

Kâşif  Muhammed  Efendi  381 

Kuddûsî  Hafız  Muhammed  Efendi  381 

Kâtip  Mustafa  Efendi  (Kürdzade)  381 

Kerim  Efendi  (Hoca  Abdülkerim  Efendi)  382 

—  L  — 

Lütfî  «Molla»  Sarı  Lütfî  382 

Lübbî  Muhammed  Efendi  (Hafız)  383 

Lütfullah  bin  Muhammed  Erzurumı  383 

Lebib  Abdülgafûr  Âmidî  383 

Lâdıkî  Muhammed  Çelebi  384 

Lâlî  Ahmed  Efendi  384 

Lâlî  Hasan  Efendi                                ■  385 

—  M  — 

Muhammed  ibni  Ahmed  ibni  Abdülaziz  Konevî  385 

Mustafa  ibni  Muhammed  Ankaravî  385 

Musa  ibni  Hacı  Hüseyin  îznikî  385 

Muhammed  Şah  Fenarî  387 

Mahmud  ibni  Kadı-i  Manyas  387 
Musa  Efendi  (Musa  ibni  Affan  ibni  Mürsel  El-Aydmî  El-Tirevî)  387 

Muhammed  Muhyiddin  Niksarî  (Muhammed  ibni  İbrahim)  388 

Muhyiddin  Samsunî  ^  388 

Muhammed  Şah  Efendi  388 

Muhammed  ibni  Kadı-î  Ayasluğ  389 


XXV 


Mevzu  Sayfa 


Muhyiddin  Muhammed  ibni  Hatip  Kasım  (Hatip  Kasımoğlu)  389 

Muhammed  Muhyiddin  Vefai  389 

Muhammed  ibni  Necip  Karahisarî  390 

Muhyiddin  Muhammed  (Fenarîzade)  390 

Mushhuddin  Mustafa  ibni  Zekeriya-yı  Karamanî  391 

Muhammed  Efendi  391 

Mahmud  ibni  Süleyman  Kefevî     '  391 

Mustafa  Efendi  (Hacegizade)  392 

Münşî  (Muhammed  ibni  Bedre'd-din  Münşî)  392 

Muharrem  Efendi  393 

Muhammed  Maruf  Efendi  394 

Molla  Ahmed  Şemseddin  Karabağî  394 

Molla  Çelebizade  İbrahim  Ahmed  Efendi  394 

Muhammed  Esad  Efendi  (Şeyhülislâm)  395 

Muhammed  Emin  ibni  Sadreddin  Şirvanî  395 

Mustafa  Efendi  (Şeyhülislâm)  395 

Mustafa  ibni  Hayreddin  395 

Muhammed  Bursavî  (Musannif)  396 

Muhammed  Yusuf  Efendi  (Esirî  Muhammed  Efendi)  396 

Mustafa  ibni  Ömer  Üsküdarî  396 

Muhammed  Emin  Efendi  (Şeyhülislâm)  396 

Muhammed  ibni  Ahmed  ibni  İbrahim  397 

Münirî-i  Belgradî  397 

Mostarî  Mahmud  Efendi  397 

Muslihuddin  Musa  Efendi  (Şeyh  İmadzade)  397 

Muhammed  ibni  Abdurresûl  Berzencî  398 

Muhammed  ibni  Ahmed  398 

Menteşîzâde  Abdürrahim  Efendi  (Şeyhülislâm)  398 

Muhammed  Üsküdarî  (Şeyh)  .  399 

Mestcizade  Abdullah  Efendi  399 

Muhammed  ibni  Ömer  Darendevî  399 

Mustafa  ibni  Abdurrahman  İzmirî  399 

Muhammed  Emin  Üsküdarî  400 

Mustafa-yi  Mostarî  402 

Musannifek  Bekir  Ahmed  Efendi  403 

Mustafa  ibni  İbrahim  Efendi  404 

Molla  Hüseyin  ibni  İskender  404 

Müftüzade  Muhammed  Sadık  Erzincanî  404 

Mahmud  ibni  Hafız  Hasan  Manisavî  404 

i. 


XXVI 


Mevzu  Sayfa 


Muhammed  İzmirî  405 

Muhammed  ibni  Mustafa  Alâiyevî  405 

Maraşî  Muhammed  Efendi  405 

Mustafa  Efendi  406 

Muhammed  Munip  Efendi  (Hoca)  406 

Mantıkî  Mustafa  Efendi  408 

Molla  Halil  Şiirdi  409 

Maksud  Efendi  409 

Mustafa  ibni  Muhammed  Güzelhisarî  410 

Molla  Efendi  (Molla  Muhammed  Emin  Efendi)  410 

Mustafa  Tevfik  Efendi  411 

Muhammed  Efendi  (Hacı  Hamzazade)  411 

Muhammed  Efendi  (Hacı)  411 

Mustafa  Efendi  (Mıhallıçcıkh  Hacı  Mustafa  Efendi)  411 

Muhtar  Ahmed  Molla  Bey  (Şeyhülislâm)  412 

Mesud  Efendi  412 

Musacalızade  Muhammed  Said  Efendi  413 

Mustafa  Kemal  ibni  Kemal  Şerif  Efendi  (Erzurumî)  414 


—  N  — 

Nureddin  Hamzay-ı  Aydmi  (Küçük  Nureddin) 

Nasiruddin  Nebi  ibni  Mürsel  Tokadı 

Nasûh  Tevali-i  Akhisarî 

Nurullah  Şirvanî 

Nuh  ibni  Mustafa  (Konevî) 

Nurullah  ibni  Şerif  Maraşî 

Nisarî  Ali  Efendi 

Nazira  İbrahim  Efendi 

Necip  Abdullah  Efendi  (Hoca) 

Naimi  Halil  Efendi 

Niyazi  Şeyh  îsmail  Efendi 

—  O  — 


Osman  Faik  Efendi  (Gürcüzade)  420 

Osman  ibni  Yakup  (Kemahî)  Vaiz  421 

Osman  ibni  Ali  Mevkufatî  421 

Osman  Abdülmennan  Efendi  421 


414 
415 
415 
415 
416 
417 
417 
417 
419 
420 
420 


XXVII 


Mevzu  Sayfa 


—  Ö  — 

Ömer  Vecîhüddin  ibni  Abdü'l-Muhsin  Erzincanî  422 

—  P  — 

Pir  Muhammed  ibni  Yusuf  Ankaravî  422 

Perviz  Abdullah  Efendi  422 
Pîrîzade  İbrahim  ibni  Hüseyin  (Burhaneddin  İbrahim  ebi 

Muhammed)  423 

Pirinccizade  Süleyman  Efendi  424 

Pîrizade  Muhammed  Said  Efendi  424 

—  R  — 

Resûl  ibni  Salih  Efendi  (Aydmî)  424 

Ramazanzade  Ahmed  Çelebi  425 

Rızai  Ali  Çelebi  (Amasyavî)  425 

Recep  Efendi  (Âmidî)  426 

Remzi  Mustafa  Efendi  426 

Rodosîzade  Muhammed  Efendi  (Ayasluğî)  426 

Remzi  Muhammed  Efendi  (Kayseri)  427 

Rıfkı  Mustafa  Efendi  (Şeyh  Hüsrevzade  Kayseri)  427 

Rahmî  Abdürrahim  Efendi  427 

Rüşdî  Ahmed  Efendi  (Karaağacı)  428 

'Ragıp  Efendi  (Hacı  Muhammed  Ragıp  Efendi)  Amidî  428 

Reşit  Ahmed  Efendi  (Nevşehirî)  429 

İlaif  Efendi  (îstanbulî)  429 

Recep  Efendi  (Hacerzade  -  Ferecîkî)  430 

Refi  Efendi  (Yanyavî)  430 

Rahmi  Efendi  (Eğinî)  430 

—  S  — 

Sabit  Muhammed  Efendi  (Kayseri)  431 

Seyyid  Ali  Komenati  (Tokadı)  431 

"Süleyman  ibni  Ali  (Karamanı)  432 

-  Sadi  Çelebi  (Şeyhülislâm)  432 

Sudî  (Bosnavî)  432 


XXVIII 


Mevzu  Sayfa 


Sirkezade  İbrahim  Efendi  (Bursavî)  433 

Süleyman  Efendi  (Müftî-i  Gelibolu)  433 

Süleyman  Fazıl  Efendi  (îstanbulî)  434 

Saçaklızade  Muhammed  ibni  Ebi  Bekir  (Maraşî)  434 

Sükuti  Muhammed  Efendi  (Kulavî)  435 

Seyyid  Muhammed  Said  Efendi  (Karahisarî)  436 

Sirozî  Mustafa  Efendi  436 

Süleyman  Efendi  (Kırkağaç!)  436 

Suavi  Efendi  (Ali  Suavi  Efendi)  437 

Süleyman  Hakkı  Efendi  (Eskişehiri)  ,  438 

Sırrı  Yakup  (Karamam)  439 

Sarı  Kürz  Nureddin  Efendi  (Balıkesirî)  439 

Solakzade  Halil  ibni  Hacı  Muhammed  Efendi  (Îstanbulî)  439 

Sadık  Muhammed  Efendi  (Sakızî)  440 
Sadık  Efendi  (Sadreddin  Şirvanîzade  Şeyhül-İslâm  Muhammed 

Sadık  Efendi)  440 

Subiceli  Muhammed  Efendi  441 

Su  içmez  Mustafa  Efendi  (Kayseri)  441 

Sadık  Efendi  (Hoca  -  Pıravadi)  441 

Sarılarlı  Muhammed  Efendi  (Elmalı)  442 

Sarı  İbrahim  Efendi  (Aydmî)  442 


-  Ş  - 

Şemseddin  Muhammed  Akşehrî 

Şad  Geldi  Şemseddin  Çelebi  Paşa  (Amasyavî) 

Şemseddin  Muhammed  ibni  Yusuf  El-Konevı 

Şükrullah  (Amasyavî) 

Şemseddin  (Aydmî) 

Şeyh  Sinan  Rumî  (Burdurî) 

Şuca  ibni  Nurullah  (Ankaravî) 

Şucaeddin  İlyas  Rumî  (Dimetokavî) 

Şeyhzade  Muhyiddin  Muhammed  Efendi  (İzmiti) 

Kadı  Beyzavî  Haşiye  Yazan  Osmanlı  âlimlerinin  meşhurları 

Talikat  yapanlar 

Şah  Muhammed  ibni  Ahmed 

Şaban  Efendi  (Müezzînzade  Eyyübî) 

Şahap  Kürdî 

Şerif  Muhammed  Efendi  (Şeyhülislâm  -  îstanbulî) 


442 
443 
443 
443 
444 
444 
444 
445 
445 
446 
447 
448 
448 
449 
449 


XXIX 


Mevzu  Sayfa 


Şevkî  Ahmed  Efendi  449 

Şem'î  Muhammed  Efendi  (Köstendilî)  449 

Şuûrî  Sabahaddin  Ali  Efendi  (Balıkesirî)  450 

Şevket  Mustafa  Efendi  (İstanbulî)  450 

Şaban  Kâmi  Efendi  (Âmidî)  451 

Şerif  Efendi  (Muhammed  Şerif  Efendi)  451 

Şakir  Ahmed  Efendi  (Hafız)  «İstanbulî»  452 

—  T  — 

Tac  Beyzade  Sadi  Çelebi  (Amasyavî)  452 

Tac  Beyzade  Cafer  Çelebi  (Amasyavî)  453 

Taceddin  İbrahim  ibni  Abdullah  (Hamidî)  454 

Tevfik  Efendi  (Muhammed  Tevfik  Efendi)  «İstanbulî»  454 

Tarsusî  Kadı  Necmeddin  Efendi  454 

Taşköprülüzade  Ahmed  Efendi  454 

Taşköprülüzade  Muhammed  Kemaleddin  Efendi  455 

Tursun  zade  Abdullah  Fevzi  Efendi  (İstanbulî)  456 

Tarsusî  Muhammed  Efendi  (Müftî)  457 

Tarikatçı  Seyyid  Mustafa  Efendi  (Tarikatçı  Emir)  457 

Tavası  Ali  Efendi  457 

Tahir  Muhammed  Efendi  (Lâlezârî)  458 

Tatzade  Hüseyin  Efendi  458 

Tâhir  Efendi  (Kadızade  -  Şeyhülislâm)  458 

Tâhâ  Efendi  (Güranî)  459 

—  U  — 

Uryanî  Osman  Efendi  459 

—  V  — 

Vankulu  Muhammed  ibni  Mustafa  El-Vânî  460 

Visalî  Muhammed  Efendi  460 

Vardarî  Şeyhzade  Muhammed  Efendi  460 

Vifak  Muhammed  Üsküdarî  461 

Vecdî  Ahmed  Efendi  461 

Vanî  Muhammed  Efendi  462 

Vehbî  Efendi  (Feraizci)  462 

Veliyyüddin  Efendi  462 

Vidînî  Mustafa  Efendi  463 


XXX 


Mevzu  Sayfa 


Y  — 

Yûsuf  Bâlî  463 

Yûsuf  ibni  Cüneyd  (Ahîzade)  (463 

Yarhisarî  Muslihuddin  Mustafa  464 

Yûsuf  Efendi  (Yûsuf  ibni  Hüseyin  Kirmastî)  464 

Yakub  Efendi  (Seyyid  Alizade)  464 

Yûsuf  Sinaneddin  Amasyavî  465 

Yûsuf  Efendi  (Kağızmanî  Vaiz  Yûsuf  Efendi)  465 

Yahya  Efendi  (Minkarîzade)  Şeyhülislâm  466 

Yûsuf  ibni  İbrahim  Şirvanî  466 

Yûsuf  ibni  Hamza  El-İlyas  466 

Yayaköylü  Hacı  Ahmed  Reşîd  Efendi  467 

Yeşincizade  Abdülvehhab  Efendi  (Şeyhülislâm)  467 

Yûsuf  Bahrî  468 

Yusuf  Şükrü  Harputî  468 

Yemlihazade  Mustafa  Kâmil  Efendi  468 

Yeğen  Osman  Efendi  469 

Yozgadî  Çuhadarzade  Hacı  Keşfi  Mustafa  Efendi  469 

Yusuf  Sıdkî  Efendi  470 

Yekta  Efendi  (Ali  Yekta  Efendi)  470 

Yûsufzade  Abdullah  Hilmi  Efendi  471 

—  Z  — 

Zelili  Yusuf  ibni  Mustafa  473 
Zeyrek  Muhammed  Efendi  473 
Zenbilli  Ali  Efendi  (Şeyhühslâm)  473 
Ziyaeddin  ibni  Ali  (Aydonatî)  474 
Ziya  Efendi  (Evliyazade  Ahmed  Ziyaeddin  Efendi)  474 
Zenbillizade  Fudayi  Çelebi  '  474 
Zekeriya  Efendi  (Şeyhülislâm)  475 
Zeynîzade  Hüseyin  Efendi  (Bursavî)  475 
Zehavi  Muhammed  Feyzi  Efendi  (Süleymaniyevı)  476 
îbni  Kemal,  Ebu's-Suûd  ve  Zenbilli  Ali  Efendilerden  başka  fet- 
vaları kitab  haline  getirilmiş  olan  değerli  zatlar:  476 


Bursalı 
Mehmed  Tahir  Beyin 
Hayatı 

[H.  1278  =  1861  —  1343  =  1924  M.] 


BURSALI  MEHMED  TAHİR  EFENDİ 


Türklerin  en  büyük  kitabiyat  «Bibliyografya»  âlimi  gibi  iftihar  duy- 
mayı gerektiren  bir  ünvana  gerçekten  hak  kazanan  Bursalı  Mehmed  Ta- 
bir Bey,  Sultan  Abdülmecid  devri  ordu  mensuplarından  Tuğgeneral  Üs- 
küdarh  Seyyid  Muhammed  Tabir  Paşa'nm  oğlu  Rifat  Bey  (i)'in  oğludur. 

Evvelâ  askerlik  mesleğine  girdiği  halde,  sonradan  sıhhî  sebeplerden 
dolayı  ticaret  ve  devlet  hizmetinde  kâtiplikle  meşgul  olan  Rifat  Bey,  Nak- 
şibendi tarikatine  bağlı,  tarih,  hal  tercemeleri,  şiir  ve  tasavvufla  uğraş- 
mış bir  zattır.  1278  H.  =  1861  M.  senesi  Cemaziyelevvelinin  19.  çarşamba 
gecesi  Bursa'da  «Yerkapı»  mahallesinde  doğan  Tabir  Bey,  bu  soyuna  bağlı 
tesirlerden  nasibini  almıştır. 

îlk  tahsilini  evlerinin  yanındaki  kârgir  mektepte  yapmıştır.  Bundan 
sonra  Mülkiye  Rüştiyesine  girmiştir.  Rüştiyede  talebe  iken  aynı  zaman- 
da Haraççıoğlu  medresesi  hocalarından  şehid  babasının  aziz  ve  vefalı 
dostlarından  Niğdeli  Hoca  Ali  Efendiden  dinî  ve  Arabî  dersleri  oku- 
muştur. 

1293  =  1877  —  78  Osmanlı  -  Rus  harbine  gönüllü  olarak  iştirâk  eden 
babası  Rıfat  Bey  Plevne'de  Dubnik  civarında  Teliç  köyünde  arslanlar 
gibi  çarpışırken,  şahadet  şerbetini  içtiği  zaman,  oğlu  Mülkiye  orta  mek- 
tebini birincilikle  bitirmiş.  Askerî  Liseye  kaydolmuştur.  Üç  sene  sonra 
1296  eylülünde  oradan  da  birincilikle  çıkarak  Harbiye  mektebine  geç- 
ti. (-)  1299'da  teğmen  rütbesi  ile  Manastır  Askerî  Rüştiyesi  coğrafya  ve 
geometri  «hendese»  öğretmenliğine  tâyin  olundu.  Bu  suretle  milletimize 
ve  maarifimize  hizmet  etmeye  başladı. 

Mehmed  Tahir  Bey,  20  eylül  1302  tarihinde  üstteğmen  oldu.  14  ekim 
1306  tarihinde  aynı  vazifede  yüzbaşılığa  yükseldi.  8  kasım  1313'de  Üs- 
küp  Askerî  Rüştiyesi  soğrafya  öğretmenliğine  naklolundu. 


(1)  2.  cildin  ilgili  maddesinde  hal  tercemesi  yazılıdır. 

(-)  Bursalı  Tahir  Bey,  Harbiye'de  okurken  tarikat  ve  tasavvufa  ilgi  duy- 
muş Halveti-Rufaî  tarikatı  Şeyhlerinden  Seyyid  Kemaleddin  Bfendi'ye  intisap 
etmiştir.  Bak.  «Osmanlı  Müellifleri»  C.  1,  Sh.  155 

Üç  sene  Kemaleddin  Efendi'nin  telkin  ve  irşatlarına  tâbi  olmuştur.  Ke- 
maleddin Efendi  bu  arada  vefat  etmiş,  Tahir  Bey  de  Manastır  Askeri  Rüştiye- 
sine coğrafya  öğretmeni  tâyin  olunmuştur.  Orada  şeyhinin  şeyhi,  Usturumca- 
da  oturan  son  devir  Melâmiliğinin  kurucusu  Şeyh  Seyyid  Muhammed  Nurül- 
Arabî  ile  görüşüp  kendisine  biat  ve  intisab  etmiştir.  Adı  ıgeçen  şeyh  iki  sene  sonra 
Manastır'da  irşad  vazifesi  yapmak  üzere  Bursalıya  icazet  ve  müsaade  vermiştir. 


—  2  — 


14  eylül  1314'de  Kolağası  rütbesine  terfi  ederek  Manastır  Askerî 
Rüştiyesi  müdürlüğüne  getirilmiştir.  25  ağustos  1320  tarihinde  Selanik 
Askerî  Rüştiyesi  müdürlüğüne  nakledildi,  132rde  binbaşılığa  yüksel- 
miştir, 

Selanik'te  iken  İttihat  ve  Terakki  Cemiyetine  girmiş,  «Vatan  ve 
Hürriyet»  Cemiyetine  de  derhal  üye  olmuş,  İttihatçılar  cephesinin  faa- 
liyetine katılmıştır.  Bir  ihbar  üzerine  mektep  müdürlüğünden  azledil- 
miştir. Bir  müddet  sonra  kendisini  sevenlerin  himaye  ve  tavassutu  ile 
Manisa  Alaşehir  Alayı  birinci  tabur  kumandanlığına  nakil  ve  tâyin  olun- 
muştur. 

Buradan  İzmir  Fırka  Divan-ı  Harp  Azâlığma  tâyin  edilmiş,  tetkik 
memurluğu  da  uhdfesine  verilmiştir.  Ordudan  yarbay  rütbesi  ile  emekliye 
ayrılmıştır. 

Tahir  Bey'in,  Manastır,  Üsküp  ve  Selânik'te  maarife  aid  memuri- 
yetlerde geçirdiği  hayat,  tam  mânasıyle  fazilet  ve  hizmetle  doludur.  Adı 
geçen,  bir  taraftan  talebesi  ile  mesai  arkadaşlarını  vatan  sevgisi  ile  dolu 
^,elkin  ve  irşatları  ile  aydınlatmış,  diğer  taraftan  îslâm  ilim  ve  sanatla- 
rı, bilhassa  tarih  ve  teracüm-i  ahval  «hal  ve  hayat  tercemeleri»  ile  uğ- 
raşmıştır. İkinci  Meşrutiyetin  ilânından  evvel  hürriyetçilerin  hareket- 
lerine faal  bir  surette  katılan,  aynı  zamanda  hazırladığı  eserler  ve  yeni 
makaleleri  ile  matbuat  âleminde  mümtaz  bir  mevki  işgal  eden  Tahir 
Beye,  Abdülhamid  idaresinin  herhalde  şüpheli  bir  nazarla  bakacağı  ta- 
biî idi.  Bundan  dolayı  adıgeçen,  hakkında  müteaddit  defalar  jurnaller 
verilmiş,  askerlik  hayatında  daima  en  az  «muzir!»  olabilecek  yerlerde 
kullanılmıştır.  {^)  Meşrutiyetin  ilânını  müteakip  Bursa  Mebusu  seçile- 
rek parlâmento  hayatına  karışan  ve  nihayet  ilk  meclisin  devresi  sonun- 
da siyasî  hayattan  çekilmeyi  arif  ve  âlimce  bir  görüşle  zevk  ve  fikrine 
daha  muvafık  buldu.  Mehmed  Tahir  Bey,  (•*)  bu  tarihten  20  -  25  sene 


(3)  Bu  fikir  ve  cümleler  Prof.  Fuad  Köprülü'nündür. 

(•*)  İmam-ı  Ali  Hz.leri  ilim  ve  hakikat  araştırıcıları  için  sağlam  bir  usul 
ve  şaşmaz  bir  ölçü  koymuştur. 

Cenab-ı  İmamın  gösterdiği  metot  şudur  : 

«•Hakikati  söyliyenlerinden  öğrenme.  Bizzat  hakikati  öğren.  Söliyenlerini 
de  tanırsın.» 

Bu  buyruğun  ışığı  altında  İkinci  Abdülhamid  idaresini  yıkıp  Meşrutiyeti 
kurmak  isteyen  İttihad  Terakki  Komitesi  ve  ona  bağlı  bir  kısım  Osmanlı  mü- 
nevverleri hakkında  bazı  hakikatleri  belirtmek  istiyoruz. 

Yarım  asır  içinde  ortaya  çıkan  tarihi  gerçekler  ve  vesikalar  İkinci  Abdül- 
hamid idaresini  devirmeye  uğraşan  Osmanlı  münevverlerinin  aldanmış  ve  al- 


evvel  Türk  milliyetçiliği  fikri  henüz  bir  tohum  halinde  bile  mevcud  de- 
ğilken, Veled  Çelebi  Efendi,  Necib  Asım  Bey  gibi  mahdut  birkaç  arka- 
daşı ile  beraber  Türklük  fikrini  neşre  çalışıyordu.  Bu  sırada  «İkdam» 
külliyatı  arasında  neşrolunan  «Türklerin  Ulûm  ve  Fünûn'a  Hizmetleri» 
adlı  eser,  Türk  milletinin  ilim  ve  medeniyet  sahasında  ne  büyük  hiz- 
metler yaptığını  göstererek  düşmanlarımızın  milletimiz  hakkındaki  is- 
nadlarmı  çürütmek  gibi  yüksek  bir  maksatla  j^azılmıştır.  Pek  mühim, 
pek  ciddî  tetkiklerin  ve  araştırmaların  verimli  bir  mahsulü  olan  o  ufak 
hacimli  eserin  kıymeti  asıl  şimdi  hakkiyle  takdir  olunabilir.  Arapça  veya 
Farsça  yazdıkları  için  o  zamana  kadar  Arap  veya  Acem  zannolunan  İs- 
lâm büyüklerinin,  meselâ  Farabî'lerin,  Şevket  Buharî'lerin,  Cevherî'lerin 
Türk  olduklarını  göstermekle  Tahir  Bey  Türk  milletinin  kabiliyet  ve 
zekâsına,  medeniyete  aid  hizmetlerine  en  kat'î  deliller  bulmuş  oluyordu, 
Pek  uzun  senelerdenberi  yorulmaz  bir  azim  ve  himmetle  Osmanlı  Dev- 
leti zamanında  yetişen  Şeyhler,  mutasavvıflar,  ulema  «din  âlimleri;  ka- 
dılar ve  müderrisler»  edibler,  tarihçiler,  tabibler,  riyaziyeciler  «mate- 
matikçiler» ve  coğrafyacıların  eserleri  ve  hal  tercemeleri  ile  uğraşarak 
bu  hususta  basılmış  ve  basılmamış  pek  kıymetli  eserler  vücuda  getiren 
Tahir  Bey,  çalışma  tarzı  itibariyle  herkese  ve  bilhassa  gençlerimize  bir 
ibret  misali  olmalıdır. 

Bir  memleketin  ilmî  ve  fikrî  ilerlemesi  her  şubede  büyük  mütehas- 
sıslar yetiştirmekle  kabil  olur.  Halbuki  tam  bir  üzüntü  ile  itiraf  etmeli- 
yiz ki,  bu  şerefli  ünvana  hak  kazanmayı  iddia  edebilecek  adamlarımız 
gençler  arasında  da,  yaşlılar  arasında  da  pek  nâdirdir.  Yorulup  usanma- 
dan bir  mesele  hakkında  senelerce  gayret  sarfedecek  ihtisas  sahiplerine 
mukabil,  bizde  en  mühim  mevzular  hakkında  üç  haftada  ciltler  meyda- 
na getiren  mütehassıslar  mecvudtur.  İşte  Tahir  Beyi  bu  itibarla  da  eşi 
pek  az  bulunan  bir  çalışma  nümunesi  sayıyoruz.  Şu  son  günlerde  de- 
ğerli bir  arkadaşı  ile  İstanbul'un  vakıf  kütüphanelerini  birer  birer  teftiş 


datılmış  olduklarını  göstermiştir.  Osmanlı  müelliflerinin  unutulmaz  yazarı 
Bursalı  M.  Tahir  Bey  de  bu  münevverler  arasındadır. 

Milletimize  ve  maarifimize  yaptığı  büyük  hizmetlerden  dolayı  M.  Tahir 
Bey'i  daima  rahmetle  anarız.  Aziz  hâtırasını  minnet  ve  şükranla  yâd  ederiz. 

Fakat  hakikati  daha  çok  severiz.  Hakka  bağlılığımızın  ve  hakikata  saygı- 
mızın bir  icabı  olarak  sözü  geçen  Osmanh  münevverlerinin  durumunu  ve  yakın 
millî  tarihimizin  bu  nâzik  bölümünü  kitabın  müsaadesi  nisıbetinde  inceleyeceğiz. 

Fikirlere  vurulan  zincirler  kırıldıkça  tarihde  de  hakikatler  gün  yüzüne  çık- 
maktadır. Bu  sayede  son  yıllarda  bu  mevzuda  bir  hayli  neşriyat  yapılmıştır. 

Biz  burada,  yakın  tarihimizin  artık  aydınlığa  çıkmaya  başlayan  hakikat- 
larını  ve  cereyan  eden  olayları  merhum  Nizamettin  Nazif  Tepedelenlioğlu'nun 
«Hürriyetin  İlânı  ve  İkinci  Abdülhamid  Han»  adh  kitabına  dayanarak  anlata- 
cağız. 


^  4 


ve  muayene  etmek  vazifesi  ile  sayısı  yüzbine  ulaşan  riefis  eserleri  tek- 
rar birer  birer  elden  geçiren  ve  ancak  erbabının  anlayabileceği  hususî 
bir  zevkle  yeni  birçok  notlar  alan  bu  üstad  eski  Türk'ün  yüksek  azmine 
yeni  bir  misal  daha  göstermiştir. 

Bursalı  Tahir  Bey  Türk  Derneği'nin  asil  ve  tarih  encümeninin  yar- 
dımcı üyelerindendir.  Umumiyetle  kitabiyat  ve  hal  tercemelerine  mü- 
teallik mevzularda  gazete  ve  mecmualarda  yazıları  yayınlanmıştır.  Bu 
meyanda  Sırat-ı  Müstakim,  Sebilurreşad,  Kelime-i  Tayyibe  ve  Türk 
Derneği  mecmualarında  hal  tercemeleri  ile  alâkalı  muhtelif  makaleler 
yayınlayan  Tahir  Bey,  «Türk  Yurdu»  nun  yazı  ailesinde  bulunmuştur. 

Nihayet  Tahir  Bey  de  arkasında  kıymetli  eserlerini  bırakarak  bu 
fani  dünyadan  ayrılmış  1343  H.,  1341  Rumî  -  Malî  yılında  «1924-25»  Üs- 
küdarda  Zeynepkâmil  hastahanesinde  vefat  etmiştir.  Kabri  Üsküdar'da 
Aziz  Mahmud  Hüdai  Efendi  Camii  yanındaki  mezarlıktadır.  < 

Mevlevi  Şeyhi  Ahmed  Remzi  Dede,  Tahir  Beyin  vefatı  münasebeti 
ile  şu  tarihi  söylemiştir  : 

Bursalı  Tahir  Bey'in  geldi  zaman-ı  rihleti 
Iftirakı,  eyledi  eshab-ı  ilmi  derd-i  nâk 
Namını  âsârı  ibkâ  etti  bu  tarihde 
«Gitti  Tahir  Bey  fenadan  Hakka,  elhak  pîr-pak» 

1343 

Ankara  Kütüphanesi  Müdürü 
Mevlevi  Şeyhi  Ahmed  Remzi  Dede 


Bu  kıt'anm  son  mısraı  ebced  hesabı  ile  vefat  tarihi  olan  1343  H.  yı- 
lını göstermektedir. 


MÜELLİFİN  ESERLERİ 


Basılmış  eserleri  aşağıdadır  : 

1  —  Türklerin  ulum  ve  fünuna  hizmetleri. 

2  —  Terceme-i  Hal  ve  Fezail-i  Şeyh-i  Ekber. 

3  —  Kibar  ve  Meşayih-i  ulemadan  Oniki  zatın  Teracüm-i  Ahvali 

4  —  Meşayih-i  Osmaniyeden  Sekiz  Zatın  Teracüm-i  Ahvali 

5  —  Ulema-i  Osmaniye'den  Altı  Zatın  Teracüm-i  Ahvali 

6  —  Âlî  ve  Kâtip  Çelebi'nin  Terceme-i  Halleri 

7  —  Aydın  Vilâyetine  Mensup  Meşayih,  Ulema,  Şuarâ  ve  Müver- 
rihinin Teracüm-i  Ahvali 


8  —  Delilût'tefâsîr 

9  _  Müntehabat-i  Masari'  ve  Ebyat-ı  Osmaniye 

10  —  Hacı  Bayram  Veli 

11  —  Ahlâk  Kitablarımız 

12  —  Nazar-ı  İslâm'da  Fakr 

13  —  Kâtip  Çelebi 

14  —  Siyasete  Müteallik  Asar-ı  îslâmiye 

15  —  Menakıb-ı  Harbiyesinden  Bir  Nebze 

16  —  Osmanlı  Müellifleri 

Mühim  eserlerinin  en  büyüğüdür.  Üç  büyük  cild  üzerine  hazırlanan 
bu  eser  oniki  senelik  bir  inceleme  ve  araştırma  sonunda  meydana  gel- 
miştir. 

BASILMAMIŞ  ESERLERİ 

1  —  Menakıb-ı  Seyyid  Hoca  Muhammed  Nûrü'l-Arabî  ve  Beyan-ı 
Melâmet  ve  Ahval-i  Melâmiyye 

2  —  Mecmua-i  Tahir 

3  —  Fezail-i  İmam-ı  Ali  «R.A.»  Hakkında  Şerefvarid  Ehadîs-i  Şe- 
rife ve  Tercemeleri 

4  —  Haseneyn  «Hz.  Hasan  ve  Hz.  Hüseyin»  (R.A.)  Haklarında  Şe- 
refvarid Ehadîs-i  Şerife  ve  Tercemeleri 

5  —  İmam  Suyûtî'nin  «El-Ehadîsi-ş-Şerîfe  Fi's-Saltanatil-Münife 
Risalesinin  Tercemesi 

6  —  Manastıra  Mensup  Meşayih,  Ulema  ve  Şuaranm  Teracüm~i  Ah- 
vali 

7  —  Müntehabat-ı  Durûb-i  Emsâl-i  Arabiyye  ve  Farisiyye 

NOT  :  Müellifin  hayatı,  Profesör  Fuat  Köprülü'nün,  «Osmanlı  Mü- 
ellifleri»ne  zeyil  olarak  Mevlevi  Şeyhi  Ahmed  Remzi  Dede'nin  yazdığı 
«Esami-i  Kütüp  ve  Esmai  Müellifin»  adlı  eserde  yayınlanan  makalesi 
esas  tutularak  hazırlanmış,  Muallim  Vahyi  Bey'in  «Bursalı  Tahir  Bey» 
adiyle  yazdığı  kitapla  İbrahim  Alâeddin  Gövsa'nm  «Meşhur  Adamlar 
Ansiklopedisi»nden  de  istifade  edilmiştir.  Daha  geniş  bilgi  sahibi  olmak 
isteyenlerin  adı  geçen  eserlere  başvurmaları  tavsiye  olunur. 

Hâdiseler  apaçık  gösteriyor  ki  Abdülhamid'in  tahta  çıktığı  günler- 
de Türkiye'de  sözü  dinlenen  devlet  adamı  yoktu.  Türkiye'de  muasır 
dünyayı  tanıyan  diplomatlar  da  devede  kulak  kabilindendi.  Ordu  başın- 
daki komutanlar,  üçü  beşi  müstesna,  mesleklerinin  ve  vazifelerinin  ehil- 
leri değillerdi.  İmparatorluğun  birçok  yerlerinde  hükümet  daireleri  ki- 
ralık evlerde  idi.  Tıp,  başıboştu.  Hastahane  yoktu,  kışla  yoktu,  şiir,  ede- 


biyat,  resim,  san'at  pek  derme  çatma  idi.  Basm  çocuk  oyuncağı  idi.  Yük- 
sek okul  bir  tarafa  rüştiye  ve  idadî  mektepleri  parmakla  sayılabiliyordu. 
Müslümanlar  arasında  Avrupa  anlayışına  göre  münevver  yoktu.  Buna 
mukabil,  bütün  gayretleri  ile  imparatorluğu  çökertmeğe  çalışan  unsur- 
lar arasında  Avrupa  terbiyesi  almış  olanlar  pek  kabarık  bir  yekûn  tutu- 
yordu. Bir  kaç  berberle  üç  beş  sıvacıyı  hesaba  katmayacak  olursak  bü- 
tün küçük  zanaat  erbabı  hep  yabancılardı.  Böyle  bir  memlekette  geniş 
bir  Meşrutiyet  rejimi  tatbikma  kalkışana,  doğrusu  ya,  gülünürdü.  Fakat 
hâdiseler,  maalesef,  düşmanları  güldürmüş  ve  rejimin  tatbik  edildiği  bu 
memleketi  sadece  ağlatmıştı. 

Abdülhamid,  iş  başına  geçince  bütün  imkânsızlıklar  dışında  bir  baş- 
ka korkunç  gerçekle  karşı  karşıya  kalmıştı: 

Koskoca  İmparatorluğun  hiçbir  yerinde  iç  emniyet  mevcut  değildi. 
İstanbul'un  emirlerini  İzmit'te  bile  dinleyen  yoktu.  İmparatorluğun  ha- 
ritada gösterilen  engin  topraklara  hâkim  olduğu  da,  bir  hoş,  fakat  boş 
rivayetti.  İmparatorluğun  istismar  edilebilen  nesi  varsa  yabancılara  ya- 
rıyordu. Anadolu'da  toprağın  çoğu  Ermenilere,  Rumlara  tapulanmış, 
Yahudilere  rehin  edilmiş  bulunuyordu.  Ermenilerin  bol  oldukları  bölge- 
lerde merhasa  efendiler,  Kürdlerin  ve  Arapların  yaşadıkları  vilâyetlerde 
aşiret  reisleri,  ağalar  ve  şeyhler  hüküm  sürüyorladı.  Bunlar  için  Fener 
Patrikhanesi  bir  hükümdar  sarayı  ve  memleketteki  Ortodoks  kiliseleri 
birer  vali,  mutasarrıf  veya  kaza  kaymakamlığı  konağı  olmuştu. 

Ve  daha  neler  neler... 

Abdülhamit  bu  durumu  dehşetle  gördükten  sonra  şu  iki  şıktan  bi- 
rini seçmeğe  mecbur  oldu: 

Kanun-u  Esasî'yi  mi  korumalı,  devleti  mi? 

Ortada  devlet  denilebilecek  bir  varlık  kalmamıştı  ki  rejim  şeklin- 
den bahsedilebilsin! 

Bunun  için  daha  berbat  tecrübeler  geçirilmesine  meydan  vermek- 
sizin dizginleri  eline  aldı.  Kanun-u  Esasî'yi  yok  etmedi.  Hayır...  Sadece 
yürürlükten  kaldırdı.  Bundaki  incelik  meydandadır. 

Ve  lisanı  hal  ile  şöyle  dedi  : 

«Aslolan  devlettir.  Önce  onu  kuralım.» 

İşte  Abdülhamid'in  aldığı  tedbirlerin  mâna  ve  hedefi  devleti  kur- 
tarmaktır. 

* 

Artık  siyasî  dünya,  Kırım  muharebesine  takaddüm  eden  günlerdeki 
mihverinde  dönüyordu.  Mahreki  de  büsbütün  dönmüyordu.  Mahreki  de 
büsbütün  değişmişti.  Yeni  bir  devre  göre  bir  nizam  edinmek,  ayarlan- 
mak gerekti.  Ve  bilhassa  ekonomi  politik  bir  anlayışa  ulaşmak  icap  eder- 


di.  Başkalarına  avuç  açan  bir  devletin  kimseye  kafa  tutamıyacağmı, 
hiçbir  hak  sahibi  olamıyacağmı  anlamakta  da  Abdülhamid'in  gecikme- 
diğini görüyoruz. 

İlk  iş  olarak  istikraz  kapılarmı  kapadı.  Buna  rağmen  yabancı  borç- 
ları ödemek  yolunu  tuttu. 

Çok  mahdut  bir  devlet  geliri  ile  geçinmenin,  kıt  kanaat  geçinmenin 
yollarını  aradı.  Parolası  âdeta  şu  oldu: 

—  Kendi  yağımızla  kavrulacağız! 

Abdülhamid,  Meşrutiyetin  ilânından  sonra  gazetecileri  dâvet  etmiş, 
yâni  bir  basın  toplantısı  yapmıştı.  Türkiye'de  ilk  basın  konferansı  budur. 
O  konsefansta  bulunan  ve  sonra  da  Köprüde  bir  cinayete  kurban  giden 
talihsiz  Hasan  Fehmi,  Abdülhamid'in  şu  sözlerini  nakletmiştir: 

—  «Kapitülâsyonların  lâğvını  istiyorsunuz  ve  geniş  iktisadî  ıslahat 
talep  ediyorsunuz.  Size  tavsiyem  şudur:  Zerre  kadar  istikraza  meylet- 
meyiniz. Eskiler  fazla  borç  yapmışlar,  bunun  neticesi  bütün  işlerimize 
yabancılar  müdahale  etmişlerdir.  Her  borç  boynumuzu  büker,  ben  ço- 
ğunu ödedim.  Az  bir  şey  kaldı.  Bunu  yağımızla  kavrularak  ödedikten 
sonradır  ki  hakikî  hürriyete  ulaşabiliriz.  Kendi  hüviyetimizi  bulacağız. 
O  zaman  kapitülâsyonların  kaldırılması  mümkün  olur... 

* 

Abdülhamid'in  bu  politikası  devletten  maaş  alanları  yavaş  yavaş 
sıkmağa  başladı.  Çünkü  ödenekler  zaman  zaman  verilmiyor,  bazan  iki 
ayda  yarım  maaş  alınabiliyordu.  Fakat  istikraz  taksitleri  zamanında 
ödeniyordu.  Gariptir  ki  bu  hal,  alacaklıları  hiç  memnun  etmiyordu.  Zira 
Osmanlı  imparatorluğunun  borçlarından  silkinme  yolunu  tutması  ya- 
bancı sermaye  politikasına  hiç  de  ümitli  bir  istikbal  va'detmiyordu.  He- 
le hiç  istikraz  yapılmamakta  olması  Osmanlı  idaresini  borçlandırarak 
milyonlar  vurmağa  alışmış  olan  milletlerarası  vurguncu  bankerleri  pek 
fazla  sıktı  ve  bunun  reaksiyonu  derhal  belirdi.  İstikrazları  plâse  eder- 
ken önce  komisyonlarını  çekerek  havadan  milyonlarla  altın  devşirmeğe 
alışmış  olan  milletlerarası  tefecilik  kendisine  bir  başka  saha  aradı.  Bu 
iyi  vurulacak  kuşun  Rusya  olduğunu  anlayınca  kasalarını  Romanoflara 
açtı.  Tabiatiyle  siyasî  sempati  de  yeni  istikrazların  kanalını  takip  etti. 
Fransa  politikası  ananevi  (!)  Osmanlı  ittifakına  tamamiyle  ihanet  ede- 
rek Rusya  ile  ittifak  çarelerini  aramağa  başladı.  Şüphesiz  bunda  70  -  71 
harbinin  de  bir  tesiri  olmuştu.  O  harpte  Fransa'yı  mağlûp  eden  ne  yeni 
Krup  topları  idi  ne  de  Alman  askerlerinin  daha  kahramanca  savaşmış 
olmaları..  Hayır,  en  büyük  faktör  Prusya'nın  Fransa  ile  harbederken  do- 
ğudaki komşusundan  emin  kalmış  olmasıydı. 

Abdülhamid'in,  memleketi  tek  başına  idareye  başlamasından  on  iki 


yıl  sonra,  yâni  1890  da,  beş  kalemde  Rusya'ya  akıtılan  Fransız  altını  yü^ 
otuz  üç  milyonu  (^)  bulmuştu.  İş  bu  kadarla  da  kalmıyacak,  bu  akış  de- 
vam edecek  ve  on  yıl  sonra  1901  de  çeşitli  Fransız  alacakları  tam  üç  yüz 
altmış  yedi  milyon  Türk  altını  karşılığı  altın  Fransız  bankacılığına  bir 
iş  yolu  açarken  Fransa  dış  politikası  tabiî  boş  durmuyordu.  Paris,  bir 
Rus  -  Fransız  askerî  ittifakı  için  zemin  aramağa  başlamıştı.  1890  da  Rus 
ordusunun  Marva  ağustos  manevralarına  giden  Fransa  Genelkurmay 
temsilcisi  General  Boisdeffre  Rus  orduları  Genelkurmay  Başkanı  Orge- 
neral Obruçef'le  ilk  yarı  resmî  teması  yaptı.  Bir  yıl  sonra,  Petrograt'ta- 
ki  Fransa  Büyük  Elçisi  de  Laboulaye,  Hariciye  Nazırı  Ribot'ya  gönder- 
diği bir  raporda  (6  ağustos  1881)  Rusya  Hariciye  Nazırı  de  Gries  ile  yap- 
tığı bir  konuşmadan  şöyle  sahsetmektedir: 

«Eğer  iyi  intikal  ettiysem  Rusya  hükümeti  aramızdaki  temaslara  da- 
ha geniş  bir  mahiyet  vermek  arzusundadır.  Başvekil  bir  aralık  dedi  ki: 

—  «Sulh,  Mısır'da  veya  Avrupa'yı  ilgilendiren  bazı  sebepler  yüzün- 
den Çin'de  bozulabilir.  Türkiye'den  bahsetmiyorum.  Çünkü  Türkiye  bir 
Avrupa  devletidir.» 

Bununla  beraber  Rusya  Hariciye  Nazırına  göre  yapılacak  anlaşmayı 
sadece  üçlü  ittifaka  inhisar  ettirmemek  daha  geniş  tutmak  lâzımdır.» 

Bunun  mânası  gayet  açıktır: 

Rusya,  Boğazlarda  ve  Karadenizde  Rus  emellerine  Fransa'nın  yar- 
dım etmesini,  bir  ittifakın  şartları  arasına  sokmak  istiyordu. 

Bir  ittifak...  Evet  bu  sıralarda  Rus  ve  Fransız  genelkurmayları  bir 
ittifak  pazarlığına  girişmiş  bulunuyorlardı.  Bu  pazarlıklar  iki  yıl  sonra 
1893  de  tamamlanmış  olacak  ve  Rus  Başvekili  Giers'in  Petrograt'ta  Fran- 
sa Büyükelçisi  Mösyö  dö  Montebello'ya  göndereceği  27  Aralık  1893  tarihli 
«çok  mahrem»  vesika  ile  yürürlüğe  girecekti.  Ne  gariptir  ki  bu  ittifak 
ve  «istikraz»  macerasının  cereyan  ettiği  «1889  -  1893»  yılları,  Türkiye'de 
Abdülhamid'e  karşı  ilk  gizli  komitelerin  belirmeğe  başladığı  zamana  te- 
sadüf etmektedir.  Ve  yine  de  gariptir  ki  bu  komitelere  mensup  olanlar, 
Abdülhamid'e  karşı  daha  rahat  çalışmak  için  hep  bu  Fransa'yı  seçecekler 
ve  karargâhlarını  hep  Paris'te  kuracaklardır!  Ve  uzun  zaman  İstanbul'a 
karşı  açılan  çeşitli  mücadeleler  hep  bu  Paris'te  yardım  bulabilecektir! 
Acaba  Rusya'nın  gizli  m.üttefiki  olan  bir  Fransa  bu  insanlara  niçin  yar- 
dım edecektir? 

Babasının  hayrına  mı? 

Şimdi  biraz  da  Abdülhamid'e  karşı  kurulan  gizli  komitelerden  bah- 
sedelim : 

Sultan  Abdülhamid'i  günün  birinde  «Kanun-u  Esasî'yi  tekrar  yü- 


(1)  2  milyar  663  milyon  756  foin  altm  frank, 


—  9  — 


rürlüğe»  koymağa  zorlayacak  ve  bir  müddet  sonra  da  zorla  tahttan  indi- 
recek olan  bir  sürü  dış  politika  entrikaları  ve  iç  politika  hareketleri  ara- 
sında bu  gizU  komitelerin  de  bâzı  tesirleri  olduğu  inkâr  edilemez. 
Daha  açık  konuşayım  : 

Abdülhamid'i  günün  birinde  birçok  haricî  tesirlerin  yarattığı  bir 
kasırga  devirecek  ve  «İttihat  ve  Terakki  Cemiyeti  bu  kasırganın  sadece 
bir  maskesi»  olacaktır.  Fakat  İttihatçılar  Meşrutiyetin  ilânını  ve  31  Mart- 
tan sonra  Hamid'in  devrilmesini  yalnız  kendi  gayretlerinin  eseri  oldu- 
ğunu iddia  edeceklerdir.  Fakat  bu  gafletleri  pek  uzun  sürmiyecektir.  Ay- 
nı kasırga  içinde  on  yıl  bocaladıktan  sonra  battıkları  zaman  ve  devleti  de 
batırdıkları  zaman  kimlerin  ellerinde  yıllarca  safdil  birer  oyuncak  ol- 
duklarını anlayacaklardır. 

★ 

İlk  gizli  komite,  Abdülhamid'i  tahtından  indirmek  emeli  ile  İstan- 
bul'da Askerî  Tıbbiye  mektebinde  kuruldu: 
Yıl  1889. 

O  sıralarda  bu  okul  Topkapı  Sarayının  hemen  yanıbaşmda  Gülha- 
,ne'de  idi.  Talebelerden  İbrahim  Temo  (^)  adında  biri,  bir  gün,  1889  yılı 
Mayısının  dördüncü  günü  bahçede  dolaşırken  en  sevdiği  arkadaşı  îshak 
Sükûti'ye  birdenbire  şöyle  dedi: 

—  Bana  bak  îshak!  Bu  Abdülhamid'i  devirmek  lâzım.  Bunu  da  an- 
cak bir  gizli  cemiyet  yapabilir. 

İshak  hayretle  bakakalmıştı: 

—  Var  mı  böyle  bir  cemiyet? 

—  Yok...  Ama  kurulabilir.  Meselâ  şimdi  sen  gider,  şurada  roman 
okumakla  meşgul  olan  Abdullah'ı  (Doktor  Abdullah  Cevdet)  kandırır- 
sın. Ben  de  Çerkez  Mehmet  Reşit'le  (-)  görüşürüm. 

Bu  konuşmadan  24  saat  sonra  Hüseyin  zade  Ali'nin  de  iştirâki  ile 
ilk  gizli  cemiyet  kurulmuş  bulunuyordu. 

Bu  beş  arkadaşa  bir  hafta  içinde  şu  altı  kişi  de  katıldı: 

Şerafeddin  Mağmumî,  Giritli  Şefik,  Cevdet  Osman,  Kerim  Sebati. 
Mekkeli  Sabri,  Selânikli  Nazım  (İzmir  suikasti  meselesinde  asılan  dok- 
tor Nazım  bey  merhum). 

Yıldız  istihbaratının  sonradan  ele  geçen  arşivlerine  göre  bu  ilk  ko- 
mite, Askerî  Tıp  Okulunun  üç  yüz  kırk  talebesinden  ancak  otuz  ikisini 
kadrosuna  alabilmişti.  Bu  komiteden  1908  inkılâbı  günlerinde  önemli 
bir  mevki  edinebilen  tek  kişi:  Doktor  Selânikli  Nâzım  Bey'dir. 

(1)  Arnavut  olduğunu  iddia  edenler  olmuştur.  Yanlıştır.  Temo  Türktü. 

(2)  Birinci  Dünya  Hartoi  sonlarında  Ankara  Valisi  idi,  Mütarekede  İstan- 
bul'da cezaevinden  kaçtığı  sırada  takip  edenlerin  eline  düşmemek  için  Mecidi- 
yeköyünde  intihar  eden  Reşit  Bey  merhum. 


—  10  — 


Bir  gün,  gizli  komite  kurmak  fikrinin  îbrahim  Temo'ya  İtalya'da 
aşılanmış  olduğunu  biliyoruz.  Temo,  tatil  aylarında  Arnavutluğa  va- 
purla gidip  gelirken  birkaç  defa  İtalya'ya  uğramış,  Napoli'de  bir  Kar- 
bonari  kulübünü  gezmiş  ve  Birendizi'deki  mason  locasına  kaydedilmiştir. 

* 

Askerî  Tıbbiye'deki  hareket  bir  müddet  sonra  Harbiye,  Baytar, 
Mülkiye  ve  Bahriye  mekteplerine  de  sirayet  etmiş,  nihayet  günün  bi- 
rinde Mühendishane'ye  de  bir  çekirdek  atılmıştır.  Doktor  merhum  Âkil 
Muhtar'dan  öğrenildiğine  göre  «Yıldız  Sarayı  bu  gizli  hareketi  ancak 
üç  yıl  sonra»  1892  de  haber  alabilmiştir.  İlk  işi  mektep  kumandanı  Ali 
Saip  Paşayı  azletmek  olmuş  ve  Harbiye  Mektebi  kumandanı  Zeki  Paşa 
bu  işin  tahkikine  memur  edilmiştir. 

* 

Şimdi  bir  başka  komiteciyi  ele  alalım: 
Halil  Ganem... 

Temo'nun  harekete  geçtiği  günlerde  93  Meclisinin  eski  Suriye  me- 
buslarından olan  bu  Halil  Ganem  Paris'te  bir  Fransızca  gazete  çıkar- 
mağa başlamıştı  :  (•^) 

Genç  Türkiye...  (La  Jeune  Turquie). 

Halil  Ganem  daha  önce  de  Cenevre'de  «Hilâl»  adında  bir  başka  ga- 
zete çıkarmıştı.  Derken  Ahmet  Rıza  Bey  de  Paris'te  belirdi.  1895  do 
Halil  Ganem  ile  birleşerek  «Meşveret»  i  neşre  başladılar.  Abdülhamid'e 
karşı  savaşanlar  arasında  bir  sosyal  nizam  düşüncesini  ortaya  ilk  atan, 
♦Positivisme»  i  ele  alan,  bir  Auguste  Comte  hayranı  olan  bu  Ahmet  Rı- 
za Bey'dir. 

Önce  tesirsiz  gibi  görünen  bu  gazeteler,  yavaş  yavaş  memleket  da- 
hilinde de  sürülmeğe  başlayınca  Yıldız  dikkatini  büsbütün  arttırdı. 
1895  de  artık  doktor  diplomalarını  almış  bulunan  Abdullah  Cevdet,  İs- 
hak  Sükûtî,  Şerafeddin  Mağmumî,  Kerim  Sebatı  ile  Harbiye  hocaların- 
dan bir  subay,  yâni  Çürüksulu  Ahmet  (■*)  yakalandılar.  Temo  tam  za- 
manında Romanya'ya  kaçabilmişti.  Ama  diğerleri  de  sürgün  yerleri  olan 
Rodos  ve  Trablus'tan  kolaylıkla  kaçabildiler: 

Hepsi  Paris'i  boyladı. 

İçlerinde  doğrudan  doğruya  bilerek  veya  bilvasıta,  nereden  geldi- 
ğini bilmiyerek  çeşitli  yollardan  yabancı  yardımı  almış  olanlar  çoktur. 
Fakat...  Abdülhamid'in  karşısındaki  asıl  ciddî  düşmanlar  bunlar 

(•^)  93  Meclisinde  haribe  girmek  kararının  hatâ  olduğunu  açıkça  söylemiş 
olan  mebus. 

(•*)  Sonradan  paşa  ve  âyan  meclisi  âzası  olmuştur. 


—  11  — 


değillerdi.  Sultanı  sarsan  hareketler,  İmparatorluğun  Türk,  Çerkez, 
Kürt,  Lâz  olmıyan  diğer  unsurlarından  doğmuştur.  Abdülhamid'i  asıl 
devirenler  bunlardır: 

Rumlar,  Yahudiler,  Bulgarlar,  Ermeniler,  Sırplar,  Araplar,  Dür- 
züler...  Ve  Eflâk  komiteleri. 

Rumların  kilisesi,  yâni  Bizans  kilisesi,  bu  kilisenin  bilhassa  şu  üç 
merkezi  Abdülhamid'i  çok  sarsmıştır: 

Fener. 

Aynaroz. 

Atina. 

Ermeniler  ise  müstakil  Ermenistan  için  çalışan  ihtilâlci  gruplar  dı- 
şında birkaç  tane  de  çok  önemli  Ermenistan  taraftarı  yabancı  kurul 
kurmuşlar  ve  gazeteler  çıkarmışlardı.  Bunlar  arasında  bilhassa  «Pro 
Armenia»  üzerinde  durmak  lâzımdır.  Tâ  Ondokuzuncu  Yüzyılın  başında 
Yunan  istiklâli  için  nasıl  bir  ağızdan  sempati  yaratmağa  çalışmışlarsa 
bu  Pro  Armenia  gazetesi  etrafında  toplananlar  da  öylece  çalışmışlardır 
ve  cidden  muvaffak  olmuşlardır.  Bunu  kuranlar  arasında  meşhur  Cle- 
menceau  (Fransız  Başvekili  olan),  meşhur  Anatol  Frans,  Fransız  komü- 
nistlerinin pîri  olan  Jan  Jores  (^)  başta  gelenlerdendirler. 

Arnavutlara  gelince...  Bunlar  Derviş  Hima  ve  Koniçalı  Faik'in  Al- 
bania  adlı  gazetesi  ile  hiyanet  konserine  iştirâk  etmişlerdi.  Arnavut  ih- 
tilâlcilerinin hepsi  masondu  ve  İtalyan  Meşrik-i  âzamma  bağlı  bulunu- 
yorlardı. 

Osmanlı  İmparatorluğunda  ilk  mason  locası  Berat'da  İtalyanlar  ta- 
rafından açılmıştır.  Skoçya  tarikatinden  olan  bu  loca  Floransa'ya  bağlı 
idi  ve  doğrudan  doğruya  İtalya  Kral  sarayının  kontrolü  altında  çalışı- 
yordu. 

★ 

Gelelim  Yahudilere... 

Hürrem  Sultan  İstanbul  sarayında  tam  bir  diktatör  olarak  hüküm 
sürdüğü  Kanunî  Sultan  Süleyman  günlerinde  Mihrimah  Sultanın  sıska 
kocası  Rüstem  Paşanın  delâleti  ile  Türkiye'ye  akın  akm  göç  ettikleri  de- 
virden İkinci  Meşrutiyetin  ilânı  ânına  kadar  Yahudiler,  bu  memlekette 
en  rahat  günlerini  Sultan  Abdülhamid  Han  devrinde  yaşamışlardır.  Ve 
bunun  karşılığı  olarak  «Kızıl  Sultan  rejimine»  1895  yılma  kadar  tam 
bir  sadakat  göstermişlerdir.  1895  ten  sonra  da  bu  sadakatin  devam  etme- 
mesi için  İmparatorluk  içinde  doğmuş  hiçbir  sebep  yoktu.  Abdülhamid 
idaresi  bütün  dinlere  saygı  gösteriyordu.  Tam  bir  din  hürriyeti  vardı. 
Fazla  olarak  Abdülhamid,  ikide  bir  havralarına  yardımlar  da  gönderi- 


(1)  Birinci  Dünya  Harbi  başlarken  bir  suikaste  uğrayıp  öldürülçlü. 


~  12  — 


yordu.  Basra'da,  Bağdat'ta,  Beyrut'ta,  Halep'te,  Şam'da  olduğu  gibi  Se- 
lânik'te.  Kümelinin  bütün  vilâyet,  sancak  ve  kazalarmda.  Adalarda  ol- 
duğu gibi  Adriyatik  kıyılarmda  ve  Trablusgarp'te  diledikleri  gibi  kârlı 
işleri  ile  uğraşıyorlardı.  Askere  gitmiyorlardı.  Canları,  ırzları,  malları 
tam  bir  emniyet  içindeydi.  Mektepleri,  spor  kulüpleri,  sosyal  dernekle- 
ri, hastahaneleri,  hayır  cemiyetleri  her  şeyleri,  her  şeyleri  vardı.  Yahudi 
cemaatlerinden  hiç  birinin  Abdülhamid  Handan  en  ufak  bir  şikâyeti 
için  ortada  hiç,  ama  hiç  mi  hiç,  zerre  kadar  dahi  bir  sebep  yoktu. 

* 

Bakınız  1895  de  ne  oldu. 

Osmanlı  demiryollarından  büyük  bir  servet  elde  etmiş  olan  Baron 
Hirtch  (Hirş)  Yahudi  idi.  Ölürken  Yahudilere  bir  yurd  kurulması  için 
iki  yüz  elli  milyon  frank  (on  iki  buçuk  milyon  altın  lira)  (^)  vasiyet 
etmişti.  O  devirde  Doğu  Avrupa'da,  bilhassa  Rusya'da  Yahudilere  çok 
zulüm  ediliyordu.  Baron  Hirş  bunları  kurtarmak  için  ve  toplu  bir  halde 
yaşatmak  için  tasavvur  ettiği  yurdun  yerini  de  tâyin  etmişti: 

Arjantin. 

Baron,  o  zaman  dünyanın  her  yerinden  muhacir  kabul  eden  ve  bir- 
çok yerleri  boş  olan  bu  memlekette  para  ile  toprak  satın  alınmasını  ve 
göçmen  Yahudilere  verilmesini  istemişti.  Fakat  bu  vasiyeti  yerine  getir- 
mek için  1891  de  kurulan  bir  cemiyet  (-)  bu  yurd  meselesine  yavaş  ya- 
vaş başka  bir  istikamet  verdi.  Hele  Teodor  Herzel  adında  bir  Macar  Ya- 
hudisi  işe  karışınca  Arjantin'den  büsbütün  vazgeçildi.  Değil  yalnız  Do- 
ğu Yahudilerini,  dünyadaki  bütün  Yahudileri  Filistin'de  kurulacak  bir 
yurda  taşımak  fikri  ortaya  atıldı. 

Gariptir  ki  buna  ilk  itiraz  edenler  Amerika'daki  hahamlar  olmuş- 
tur. Derken  Viyana  Başhahamı  efendi  de  Amerikalı  hahamlara  katıldı. 
O  da  «olmaz!»  dedi.  Hattâ  New-York  Başhahamı  efendi  bağırdı; 

—  Yahudilerin  yeni  Kudüs'ü  Washington  şehridir.  Bizi  tekrar  Fi- 
listin'e götüremezsiniz!» 

Fakat  1897  de  isviçre'nin  Bâl  şehrinde  204  murahhasın  iştirâkiyle 
toplanan  Dünya  Yahudileri  Kongresi  «Filistin'de  bir  Yahudi  yurdu  ku- 
rulmasına» karar  verdi.  Bu  kongrede  Yahudi  Masonlar  büyük  bir  rol  oy- 
namışlardı ve  kararın  tatbikine  Herzel  memur  edildi. 

Bir  yıl  sonra  (1898)  Almanya  İmparatoru  İkinci  Vilhelm,  Abdülha- 
mid'i  ziyaretten  sonra  Kudüs'e  seyahat  etti.  Bu  seyahatin  sebebi  yeni 
yeni  anlaşılmaktadır.  O  zaman  Alman  papazlarına  bir  manastır  yaptır- 


(1)  Bu  günkü  kur  üzerinden  iki  milyar  Türk  lirası. 

(2)  Jewish  Colonisation  Assocîation. 


^  13  — 


mak  için  arsa  tedarik  etmek  niyetinde  olduğu  söylenmişti.  Meğer  bu 
seyahatten  maksadı  Yahudi  yurdu  dâvasma  müzaheret  ettiğini  Kudüs'- 
te ilân  etmekmiş. 

Helzel,  bir  heyetle  Kudüs'te  İkinci  Vilhelm'i  ziyaret  etmiştir.  Vil- 
helm,  Başvekili  Prens  Von  Bülov  yanmda  olduğu  halde  Herzei'in  sözle- 
rini dinlemiş,  sonra  şu  cevabı  vermiştir: 

—  «Büyük  müttefikim  Sultan  Abdülhamid  Han'ın  Filistin  üzerin- 
deki hükümranlık  hakkına  riayet  etmeniz  şartiyle  benim  yardımlarıma 
güvenebilirsiniz.» 

Fakat  o  Abdülhamid  Han,  o  İkinci  Vilhelm'in  oyununa  gelmemiş- 
tir. Kudüs'ten  dönüşte  İstanbul'a  uğrayan  Herzel,  doğru  Yıldız'a  gitmiş 
ve  Almanya  sefiri  iltimas  ettiği  için  huzura  çıkabilmiştir.  Dünyanın  her 
tarafından  gelecek  göçmenler  için  Filistin'de  bir  «İdarî  Muhtariyet»  ara- 
dığı anda  Abdülhamid  sadece  gülmüştür.  Herzel  bir  hafta  sonra,  bu  sefer 
de  İtalya  Elçisinin  iltiması  ile  huzura  kabul  edilmiştir.  Abdülhamid  yine 
dinlemiş,  dinlemiş  ve  sadece  gülmüştür.  Ve  kendisine  üçüncü  rütbeden 
bir  Mecidî  nişanı  verip  uğurlamıştır.  Ama  ondan  sonra  da  Başkâtip 
Tahsin  Paşaya  şu  sözleri  söylemekten  kendini  alamamıştır. 

—  «Göreceksin...  Beni  bu  adam  devirecek.  Eğer  o  deviremezse 
kimse  beni  deviremez.» 

* 

Yahudi  heyetinin,  İkinci  Vilhelm  tarafından  desteklenen  yurt  ta- 
lebini reddetmesi,  yâni  Herzel'i  atlatması  gerçekten,  Abdülhamid'in  de 
bizzat  sezdiği  gibi  «Yıdız»  m  düşmanlarını  çok  kuvvetlendirdi.  Çünkü 
Yahudiler  sistemli  çalışmayı  bilen  adamlardı  ve  böyle  bir  çalışmayı  mu- 
vaffak edebilecek  birçok  kuvvetlere  sahip  bulunuyorlardı.  Para  onlar- 
da idi.  Milletlerarası  ticaret  münasebetlerinin  en  önemlileri  kontrolları 
altında  idi.  Avrupa  basını  ellerinde  idi.  Dünya  umumî  efkârında  dile- 
dikleri anda  diledikleri  fırtınayı  koparabiliyorlardı.  Dünyada  doğan  yeni 
sebepler  yüzünden  beliren  yeni  yeni  ittifak  kombinezonları  ve  anlaşma- 
larla devletlerarası  münasebetlerin,  Avrupa  muvazenesinin  kökünden 
sarsılmak  üzere  olduğu  bir  devir  başlıyordu.  Yıllardan  beri  oynadığı  dış 
politika  alanında  Abdülhamid'i  yaya  bırakmak,  birçok  bakımlardan  ar- 
tık mümkün  sayılabilirdi. 

Önce,  dünya  basınını  harekete  getirdiler.  Sonra  Osmanlı  toplulu- 
ğunda Abdülhamid  aleyhine  mevcut  bütün  şartları  birleştirme  yoluna 
girdiler.  O  ana  kadar  tamamiyle  başı  bozuk  bir  hareket  olan  Meşrutiyet- 
çilik  birdenbire  disiplinh  bir  saldırı  halini  almağa  başladı.  Osmanlılığın 


—  14  — 


kozmopolit  (^)  havası  içinde  yetişmiş  olan  Abdülhamid  düşmanlarmı, 
hedefe  doğru  yanyana  yürütmek  güç  olmadı.  Bu  kozmopolitleri  bir 
kozmopolit  kurul  pekâlâ  birleştirilebilirdi.  Osmanlı  İmparatorluğuna  en 
yakın  mason  karargâhı  olan  İtalyan  «Maşrıkî  âzami»  bu  birleştirme  ve 
kaynaştırma  vazifesini  üzerine  aldı.  «Macedonia  Risorta»  ve  «Lahor  et 
Lux»  İtalyan  localarının,  bilhassa  Selânik'teki  Risorta'nm  oynadığı  rol- 
ler çok  dikkate  değer.  Paris'te  ve  Cenevre'de  dolaşan  hürriyetçileri  Fran- 
sız maşrıkı  âzami  «himaye»  si  altına  alırken  İtalya'ya  (Floransa)  bağlı 
localar,  Osmanlı  memleketinde  öteden  beri  hilâfet  düşmanlığı  ile  şöhret 
salmış  ve  müsamaha,  eşitlik,  hürriyet  aramış  bazı  eski  kurulların  ileri 
gelenleri  ile  temasa  girdiler:  Yani  Bektaşiler,  Melâmiler,  Mevlevilerle 
kaynaştılar.  Kısa  bir  zamanda  Mevlevi,  Melâmî  ve  Bektaşî  olan  birçok 
vezirler,  bir  iki  müşir  (mareşal),  elçilerden  üç  beşi,  sayısız  hâkim,  avu- 
kat, muharrir,  şair  ve  muallim  masonluğu  da  kabul  ettiler.  Meselâ  Selâ- 
nik'teki «Vatan  ve  Hürriyet»  Cemiyetinin  ilk  üyelerinden  olan  meşhur 
Bursalı  Tahir  Melâmi  idi.  Şeyhülislâm  Hayri  Efendi  (Ürgüplü),  Şeyhül- 
islâm Musa  Kâzım  Efendi,  filozof  Rıza  Tevfik,  Kâzım  Nami  Beyler  hem 
mason,  hem  bektaşi  idiler.  Talât  Paşa  masondu  ve  bal  gibi  bektaşi  idi. 
Süleyman  Askerî,  Vehip  Paşa,  Mülâzım  Atıf  (Şemsi  Paşayı  vuran), 
Resneli  Kolağası  Niyazi,  Binbaşı  Eyüp  Sabri  (Ohri),  Üsküp'te  Albay 
Galip  (sonradan  paşa),  Köprülü'nün  meşhur  Süleyman  Ağası  ve  daha 
diğerleri,  Avni  Bey  (paşa),  Gevgili'de  Ömer  Fevzi  Mardin,  hem  bektaşi, 
hem  masondular.  Drama  ve  Kavala  teşkilâtını  kuranlardan  Hüseyin  Pa- 
şazade Nazif  Süleyman,  Agâh,  Rıza,  Tahir  Paşazade  Mahmut  Beyler  ma- 
sondular. Talât  Bey'i  (paşa)  bektaşiliğe  ve  masonluğa  sokan  Nazif  Sü- 
leyman Bey'dir.  Edirne  teşkilâtını  kuranlar  da  İsmet  (İnönü),  Kâzım 
Karabekir  (Paşa),  Seyfi  Bey  (Paşa)  ve  Hüseyin  Kadri  oldular.  Seyfi 
Paşa  ile  Kâzım  Karabekir  hem  mason,  hem  bektaşi  idiler.  Gariptir  ki 
sonradan  İttihat  ve  Terakki  tarafından  önemli  mevkilere  yükseltilecek 
olanlardan  biri  meselâ  şu  meşhur  eski  Polis  Umum  Müdürü  Azmi  Bey 
22-23  temmuz  1908  gecesine  kadar  Abdülhamid'in  baş  curnalcısı  olarak 
Drama'da  müstantik  muavini  (sorgu  yargıç  j^ardımcısı)  idi.  Gene  son- 
radan müthiş  İttihatçı  (!)  diye  şöhret  salan  Tahsin  Üzer  (vali  ve  me- 
bus) de  o  sırada  Drama'ya  bağlı  Pursisan  nahiyesi  müdürü  ve  buz  gibi 
saraycı  idi. 

Görülüyor  ki  Masonluk,  yalnız  memleket  dışındaki  gayretleri  bir 
merkez  etrafında  birleştirmekle  kalmamış,     memleket  içindeki  saray 


(1)  Düşününüz  bir  kere,  1902  de  Paris'te  «47»  murahhasın  iştiraki  ile  top- 
/lanan  kongrede  İkinci  reislerden  biri  Ermeni  (Sisyan),  öteki  de  Rum  (Sazas) 
dı.  Murahhaslar  da  Türk,  Arap,  Rum,  Kürt,  Arnavut  Ermeni,  Çerkez  ve  Yahudi 
idi.,  Artık  kaç  tanesi  Türktü  Allah  bilir. 


—  15  — 


düşmanı  kurulları  da  bir  «Mukaddes  İttifaka»  teşvik  etmiştir.  Bununla 
beraber  Türk,  Arap,  Rum,  Bulgar,  Erm.eni,  Yahudi,  Kürt...  Bütün  ku- 
rullar yalnız  Abdülhamid'in  devrilmesi  için  birleştirilmişlerdir;  yoksa 
Floransa  Maşrık-ı  âzami,  Abdülhamid'e  karşı  birlik  kurarken  Abdülha- 
mid'in devrilmesinden  sonra  bütün  bu  millî  grupları  ayrı  ayrı  iftirak- 
çılığa  da  teşvik  etmekten  geri  durmamıştır.  Meselâ  Birinci  Dünya  Har- 
binde Âliye  Divan-ı  Harbinin  astırdığı  Suriye  ihtilâlcileri  Abdülhamid 
Zöhrâvî  Efendi,  Azimzâde'ler,  Arslanoğulları  hep  Masondular.  Meselâ 
geçenlerde  feci  bir  surette  yok  edilen  Arap  ihtilâlci  Nuri  Essaid  (Abdül- 
hamid devri  yüzbaşısı)  Masondu.  Meselâ  Hâşimî  Hanedanını  kuran  Mek- 
ke Emîri  Hüseyin  ve  üç  oğlu  (Faysal,  Ali  ve  Abdullah)  Masondular.  Me- 
selâ Makedonya  ihtilâlcileri  Sandanski  ve  Paniça  Masondular.,  ve  dün- 
ya Masonluğu  hemen  üçüncü  orduya  el  attı.  Zira  Mason  âlemi,  Osmanlı 
ordusu  hakkında  Sir  Charles  Elist'in  koyduğu  eski  bir  teşhisi  unutma- 
mıştı : 

«Osmanlı  devletinde  ordu,  hükümetin  korkularından  veya  emelle- 
rinden doğmuş  bir  teşkilât  değildir.  Osmanlı  milletinin  normal  devle- 
tidir.» 

★ 

1896  dan  sonra  girişilen  bütün  bu  hazırlıklara  rağmen  Abdülhamid 
1907  yılma  kadar,  hiç  sarsılmayacaktır.  Zira  memleket  içinde  kurulan 
teşkilât  Masonluğu  engin  gayretlerine  rağmen  geniş  yığınları  elde  ede- 
miyecektir.  Abdülhamid  düşmanı  gizli  teşkilâta  girmek,  yeni  bir  neslin 
«siyasî  züppeliği»  halinde  kalacaktır.  Çünkü  bütün  iddialara  rağmen 
Abdülhamid  iyi  bir  adliye  kurabilmiş  ve  iyi  hâkimler  yetiştirmiştir.  Çün- 
kü Abdülhamid  1877  harbinde  kaybedilen  Abdülâziz  ordusundan  çok  da- 
ha kudretli  bir  ordu  kurmağa  muvaffak  olmuştur.  Hâkimlerin  rüşvet  al- 
madıkları ve  mahkemelerden  halkın  memnun  olduğu  muhakkaktır. 
Fransa  ordusu  76  ncı  piyade  alayı  subaylarından.  Teğmen  Conte  de  Cho- 
let  «Ermenistan,  Kürdistan  ve  Irak»  adlı  eserinde,  daha  1890  yılında  ye- 
ni Osmanlı  ordusunun  çeşitli  kuvvetlerinden  hararetle  bahseder.  Alaylı 
subaylar  vatansever,  Müslüman  ve  tecrübeli  harp  adamlarıdır.  Mektepli 
subaylar  cidden  münevver  insanlardır  ve  birliklerin  yüksek  komutası 
hep  Alman  ve  Fransız  yüksek  harp  okullarından  yetiştirilmiş  değerli  as- 
kerlerin elindedir.  Merkezi  Erzincan'da  olan  4.  Kolordu  44  yaşında  genç 
bir  Müşir  olan  Mehmet  Zeki  Paşa  emrindedir.  İyi  bir  ailenin  çocuğu  olan 
bu  komutan  beş  yüz  altın  olan  aylığını  dahi,  meteliğine  dokunmadan 
askerlerine  sarfetmektedir.  Fransız  subayı,  orduevinde  rastladığı  bütün 
subaylardan  hayranlıkla  bahseder.  Erzurum'daki  askerî  kolejin  (idadi) 
komutanı  Albay  Salim  Bey  Saint-Cyr'den  diplomalıdır.  Bu  okul  ile  bir 
gün  sonra  ziyaret  ettiği  topçu  kışlasını  nasıl  methedeceğini  Fransız  su- 


—  m  — 


bayı  bilememektedir.  Dokuz  tabur  kale  topçusu  ile  bir  süvari  topçu  âla- 
ymı  gözden  geçirmek  imkânmı  bulur.  Ahırları,  atları,  tüfekleri,  kılıç- 
ları, tabancaları,  cephanelikleri,  topları  Fransız  ordusundan  üstün  bulur. 
Asker  mükemmel  giyinmiştir.  Kazanlarda  gayet  iyi  yemekler  pişiril- 
mektedir ve  hepsi  iriyarı  adamlar  olan  askerler  atletler  gibi  çeviktirler. 
Bütün  atlar,  Fransız  topçularının  hasret  çektiği  Macar  katanalarıdır. 
Tevfik  Paşa  komutasındaki  bu  topçunun  bir  kısmına  Albay  Hasan  To- 
sun atış  yaptırır  ve  aslında  meslekten  yetişme  bir  casus,  İstanbul'daki 
Fransız  sefareti  ataşemiliter  yardımcısı  ve  bir  kurmay  olan  Fransız  kon- 
tu parmaklarını  ısırır. 

Erzincan  ve  Erzurum'da  başlayan  bu  hayranlık,  Bağdat'a  gidinceye 
kadar  bütün  garnizonlarda  eksilmiyecek,  artacaktır.  Ve  Abdülhamid,  Gi- 
rit meselesinde  Yunanlıya  bir  ders  vermek  lüzumunu  duyduğu  zaman 
bu  ordu,  vazifesini  göz  kamaştırarak  başaracaktır.  Ve  Rusya,  kımıldana- 
mıyacaktır.  Zira  Fransa  ile  gizli  bir  askerî  ittifak  imza  etmiş  olmasına 
rağmen  ne  kendisi  ne  de  müttefiki  harp  yapabilecek  kudrette  ordulara 
malik  değillerdir... 

Abdülhamid  devrindeki  hâkimlerin  ve  Abdülhamid'in  yakın  adam- 
larının yüksek  namusları  hakkında  bir  fikir  vermek  için  şu  kısa  olayı, 
bir  nümune  olarak  buraya  sıkıştırıyorum: 

«23  temmuz  1908  de  önemlice  bir  rol  oynayan  Köprülü  eşrafından 
Süleyman  Ağa  bin  dokuz  yüz  beş  yılında  on  beş  yıl  hapse  mahkûm  edi- 
len iki  kardeşinin  temyiz  ettikleri  dâvayı  rüşvetle  halletmeğe  karar  ve- 
rir. Bir  altın  babası  halinde  İstanbul'a  gelir.  Sarayın  yakın  adamlarından 
biri  olan  Nâdiri  Fevzi  Bey  merhuma  (^)  çatar.  Derdini  açınca  Nâdiri 
hayretle  yüzüne  bakar  : 

—  Yani  ne  demek  istiyorsunuz?  Temyiz  hâkimlerini  para  ile  satın 
mı  alacağız?  Olacak  iş  değil  bu. 

Fakat  Süleyman  Ağa'yı  kendisine  tanıtan,  hatırını  kıramıyacağı  bir 
dostudur.  Onun  ricası  üzerine  Ağa'yı  Abdülhamid'in  başyâveri  Kabasa- 
kal Çerkeş  Mehmet  Paşa  ile  tanıştırır.  Süleyman  Ağa,  Kabasakal  aley- 
hindeki propagandalara  pek  inanmış  bir  adamdır.  Ziyaret  günü  yanma 
iki  torba  dolusu  da  altın  alıp  gider.  Kabasakal  (^)  söylenenlere  bir  an 
kulak  verir;  akabinde  top  gibi  gürler  : 

—  Defol,  seni  hapse  tıktırmadan  pılmı  pırtını  topla,  memleketine 
git!  Sen  deli  misin?  Padişahın  adaleti  altında  satın  alınır  mı? 


(1)  Değerli  arkadaşım  Enver  Behnan'm  ıbabası...  31  martta  Abdülhamidci 
damgası  ile  asılmıştır. 

(1)  Sarayın  rüşvet  vasıtası  diye  31  martta  asılmıştır. 


Bu  mâceranm  Süleyman  Ağaya  (^)  inhisar  etmediğine  inanmak  na- 
muslu adamların  boynuna  borçtur.  Bir  Türk  devletinin  adaletini  otuz 
üç  yıl  çamura  batırmak  ne  büyük  günahtır! 

NETİCE  VE  HÜKÜM  : 

Meşrûtiyet,  bir  takım  fikirsiz  Makedonya  komitacılarının  ruhuna  gem  tak- 
mış ve  kör  hamlelerini  istismara  yol  bulmuş  teşkilâtlı  Yahudilik,  Masonluk  ve 
Dönmeliğin  eseridir. 

Bir  gün  yalnız  ilim  ve  hakikate  bağlı  tarafsız  tarihçilerin  itiraf  edecekleri 
gibi  Meşrûtiyet  hareketinin  hedefi  olan  2.  Abdülhamid  sadece  müslümanlığı, 
milliyetçiliği  ve  Türklüğü  inkıraz  ve  sömürgeleşmekten  koruyuculuğu  ve  bütün 
bunlardan  dolayı  Yahudiliğe  ve  garp  emperyalizmine  ve  kapitalizmine  karsı  sis- 
temli mücadeleciliği  yüzünden  bunların  kurbanı  olmuş;  ve  bu  menhus  üçgen, 
kolaylıkla  büyülenen  saf  gençler  ve  cahil  komiteciler  vasıtasıyle  devşirdiği  ne- 
ticeye, inkılâp,  meşrûtiyet  ve  onun  altında  hürriyet,  müsavat,  adalet  yaftasını 
taktırmıştı. 


(2)  Emekli  hava  albayı  doktor  Yusuf  Beyin  babası. 


F.  :  2 


lî'  A  K  D  I  M 

Kâtip  Çelebi  merhumun  Keşfü'z-Zunûn  mukaddimesinde  naki  ettiği 


—  Kim  bir  mü'minin  tarihini  yazarsa  sanki  ona  hayat  vermiş  gibidir  — 

hadis-i  şerifine  uyarak  evvelce  neşrine  muvaffak  olduğum  nâçiz  risalele- 
rimin, mütalea  sahihlerinin  takdirlerine  mazhar  oluşu,  Cenab-ı  Hakk'm 
bu  âciz  kulunu  elinizdeki  eserinde  meydana  gelmesine  teşvik  etti.  Allah'ın 
inayetiyle  bu  defa  bitirmeğe  muvaffak  oldum.  Hayatlarmı  yazdığım  zat- 
ların hal  tercemelerine  kaynak  olarak  görebildiğim  muteber  eserlerden 
bir  kısmının  ibarelerini  bile  değiştirmeğe  lüzum  görmiyerek  bâz;ı  par- 
çalarını aynen  naklettiğim  gibi,  yaratılışta  şiire  kaabiliyetli  olanların  da 
en  meşhur  manzumeleri  ile  bilhassa  edebî,  ahlâkî,  hikmet  ve  felsefeye 
âit  bâzı  manzumelerini  ilâve  ettim.  İsimlerini  de  vefatları  tarihi  sırası- 
na göre  şöhret  ve  mahlâslarma  ve  müntesibi  bulundukları  ilim  ve  fen- 
lerden  yalnız  birisine  mahsus  olan  fasla  yazarak  diğer  fasıllara  yazmak- 
tan vaz  geçtim.  Muhtelif  fasıllarda  isimleri  yazılan  müelliflerden  bâzıla- 
rına dair  de  kitablarla  alâkalı  ilmin  usullerine  ve  kitabiyat  kaidelerine 
göre  mümkün  mertebe  izahat  verdim.  Fakat  sadece  ilmî  malzeme  nok- 
sanı gibi  sebeblerden  dolayı  görülen  hatâların  ilâve  suretiyle  yapılacak 
hususî  cilde  konulmak  üzere  doğrudan  doğruya  bu  âciz  müellife  bildiril- 
mesini memleketimizin  maarifçilerinden  istirham,  ederim,  isimleri  yazılı 
zatlardan  bâzılarının  bilhassa  âlimler  zümresinin  eserlerine  ekseriyeti 
itibari  ile  Arapça  yazılması  bahsine  gelince;  «Türklerin  ulûm  ve  fü- 
nûn'a  hizmetleri»  risalesinin  mukaddimesinde  de  belirttiğim  şekilde  bir- 
kaçı müstesna  olmak  üzere,  bütün  Türk  büyükleri  ve  âlimleri  ilmî  ve 
fennî  eserlerini  Arapça  ve  bir  dereceye  kadar  da  Farsça  yazdıkları  gibi, 
Osmanlı  âlimlerinden  bu  sınıfı  teşkil  eden  zatlar  da,  eskilerin  izine  tâbi 
olarak,  eserlerini  hemen  hemen  tamamen  Arapça  yazmışlardır.  (^)  Fik- 
rimce bu  yolda  gitmelerinin  sebeplerinden  biri  de  Osmanlı  Türk  dili 
kaidelerinin  vaktiyle  kitap  haline  getirilip  yazılmamış  bulunması  ola- 
caktır. Gerçi  dilimizin  sarf  -  nahiv  kaideleri  H.  937  =  1530  M.  tarihinde 


—  19  — 


Bergamalı  İKadri  isminde  ilim  ve  kalem  sahiplerinden  bir  zat  tarafmdari 
vakıfane  bir  surette  «Müyessiretü'l-Ulûm»  (-)  adiyle  yazılıp  kitap  hali- 
ne getirilmişse  de  nüshaları  yayılamadığmdan  Kütahyalı  Hoca  Abdur- 
rahman  Efendi'nin  «Mikyasü'l-Lisan  ve  Kıstasü'l-Beyan»ı  ile  faziletli  üs- 
tad  meşhur  Cevdet  Paşa'nm  «Kavaid-i  Osmaniye»sinin  intişarlarına  ka- 
dar işbu  kaidelerin  kitap  olarak  yazılması  hususu  ihmal  edilmiştir.  Bu- 
nunla beraber  dilimizin  sarf  ve  nahiv  kaideleri  ile  edebiyat  usulleri  son 
zamanlarda  kitap  haline  getirildiği  halde,  Cenab-ı  Hakk'a  hamd  olsun 
her  ilimden  iftihar  edeceğimiz  eserler  yazılmıştır.  Hakkın  lûtfu  ile  bun- 
dan böyle  de  zamanın  ihtiyaçlarına  göre  çeşitli  konularda  yazılmış  de- 
ğerli eserler  görmekle  de  bahtiyar  olacağız. 

Bu  eseri  yazmaktan  asıl  maksadım,  mensubu  bulunmakla  şeref  vg 
iftihar  duyduğum  Osmanlı  Türklerinden  yetişen  ilim  ve  kemal  sahipleri 
zümresinden  olup  da  tedris  meşgalesinden  dolayı  eser  yazmaya  vakit 
bulamayanları  bir  tarafa  bırakarak,  yalnız  mesleklerinde  eser  yazan  zat- 
lardan ancak  bir  kısmının  muhtasar  hal  tercemeleri  ile  : 

«Bizim  eserlerimiz  bizi  tanıtan  belgelerdir.  Bunun  için  bizden  son- 
ra eserlerimize  bakınız.» 

beytinin  mânası  gereğince  esasen  fazilet  ve  kemallerine  delâlet  edecek 
olan  kitaplarının  isimlerini  yazarak  bütün  ilim  dünyası  ile  Osmanlı  Türk- 
lerinin meydana  getirdiği  eserleri  bilmek  isteyen  diğer  milletlere  hiç  ol- 
mazsa bu  eserlerin  fihristlerinin  bir  kısmını  sunup  Osmanlı  âlimlerinin 
ilmî  yüksekliğini  ve  insanlığa  yaptıkları  hizmetleri  kısa  yoldan  isbatla- 
maktır.  Aynı  zamanda  yaradılıştan  zekî  ve  şerefli  olan  bu  asîl  millete  bir 
takım  kötü  niyetlilerin  yakıştırmak  istedikleri  yanlış  ve  garez  mahsulü 
fikir  ve  telâkkileri  reddetmektir.  Çünkü  Osmanlıların  halk  tabakasını 
teşkil  edenlerin  bile  rastgeldikleri  ilim  sahiplerine  karşı  son  derece  hür- 
mette bulunmaları  bütün  Osmanlı  milletinin  maarife  âşık  ve  meftun  ol- 
duklarına kuvvetli  delildir.  Osmanlıların,  devletin  kuruluşunun  tâ  baş- 
langıcından beri  maarifsever  olduklarının  apaçık  delillerinden  birisi  de; 
alelâde  kasabalarına  varıncaya  kadar,  idareleri  altına  aldıkları  her  mem- 
lekette, derhal,  şerefli  ve  büyük  padişahlarla  vezirler  ve  hayır  sahipleri 
tarafından  yaptırılan  camiler,  tekkeler,  medreseler,  mektepler,  kütüphane- 
ler, köprüler,  çeşmeler,  kervansaraylardır.  (•'')  Tarih  sayfalarına  bakılsın, 
maarifle  alâkası  ve  ünsiyeti  olmayan  bir  milletin  böyle  hâkimiyeti  altına 
aldığı  memleketlerde  medrese,  mektep,  kütüphane  vesaire  kurması  gibi, 


2Û 


ilim  ve  irfan  alâmeti  olan  eserler  bırakmak  hatır  ve  hayallerine  gelmiş 
midir?  Acaba  cehalet  isnad  olunmak  istenilen  bir  milletten  ilimlerin  V3 
fenlerin  bu  kadar  şubesinde  bunca  makbul  eserler  meydana  getiren  ve 
bu  eserimizde  ancak  cüz'î  bir  kısmının  isimlen  yazılabilen  değerli  in- 
sanlar meydana-  gelebilir  mi?  Madem  ki  bu  zatlar,  ilmî  ve  fennî  eserle- 
riyle mensup  oldukları  ilim  ve  fenlerde  fazilet  ve  kemallerini  isbat  et- 
mişlerdir, artık  bu  kadar  âlim  ve  büyük  adam  yetiştiren  bir  millete  ce- 
halet isnad  etmek  insanlığın  haysiyetine  ve  insafa  yakışır  mı?  Bu  mev- 
zuda ortaya  konulması  daima  mümkün  olan  çeşitli  kat'î  delilleri  bir  ta- 
rafa bırakıp,  Osmanlı  âlimlerinden  yalnız  iki  zatı  ele  alan  Macar  mil- 
letinden ve  müsteşriklerden  müteveffa  Vanberi'nin:  «Kâtip  Çelebi,  Ev- 
liya Çelebi  gibi  şahsiyetleri  yetiştiren  millete  medenî,  ileri,  yüksek  ka- 
biliyetli millet  denir.» 

Ancak,  insaf  sahiplerinin  gözünde  müteaddit  eserleriyle  ortaya  çı- 
kan Osmanlı  maarifini  tabiatiyle  bu  nâçiz  eser  tamamiyle  bildiremiye- 
ceğinden  mufassal  malûmat  almak  için  ilim  adamları  tarafından  yazılan 
ve  yazılmakta  olan  çeşitli  eserlere  müracaatı  tavsiye  ederim.  Şu  nokta  da 
apaçıktır  ki,  bir  memleketten  yetişen  bir  âlimin,  bir  büyük  adamın  o 
memleket  halkıyle  beraber  mensup  olduğu  millete  bile  şeref  kazandır- 
ması malûm  bulunduğu  gibi,  hattâ  defnedilmiş  bulunduğu  şehir  ve  ka- 
saba halkı  da  bir  bakımdan  o  değerli  zatla  iftihar  ettikleri  meydanda 
iken,  âlimlerimizin  hal  tercemelerine  etraflıca  vakıf  olmamamızdan  do- 
layı vücudlarıyla  iftihar  ettiğimiz  bâzı  zatların  toprak  altında  unutulup 
gitmesine,  hiç  şüphe  yok  ki,  bir  Osmanlı  Türkünün  vicdanı  razı  değildir. 
İşte  bu  gibi  iftihar-ı  medarımız  olan  büyüklerin  ilim  ve  irfan  mahsulü 
eserleriyle  uzun  uzadıya  meşgul  olmayı  bir  tarafa  bıraksak  bile,  hiç  ol- 
mazsa doğdukları  ve  defn  olundukları  yerleıle,  başlıca  eserlerini  bil- 
mek kadirşinaslık  vazifemiz  ve  elbette  vicdan  borcumuzdur.  Çünkü,  Av- 
rupalılar (Batılılar)  kendilerinden  yetişen,  millete  ve  maarife  hizmet 
eden  adamlarını  hattâ  en  basitini  bile  büyük  gösterip  geçmişlerini  arka- 
dan gelenlere  tanıttırmaya  yegâne  vasıta  olmak  üzere  yazdıkları  müte- 
addit hal  tercemeleriyle  yetinmeyerek  adlarına  heykeller  yapmakta,  sü- 
tunlar dikmekte  iken,  bizler  dinimize,  devletimize,  maarifimize  sözü  ile, 
kalemi  ile  ve  fiili  ile  hizmet  eden  büyüklerimizi  niçin  bilmeyelim? 

Şakayık-ı  Nümaniyye  ile  Keşfü'z-Zünûn  ve  zeyillerini,  Tabakat-ı 
Fukahaîyı,  Tezakir-i  Şuara'yı  yazan  gelmiş  geçmiş  büyüklerimizin  eser- 
lerine niçin  bakmayalım?  Fakat  hamd  olsun,  zamanımızda  yayınlanan 
(Lügat-ı  Tarihiyye  ve  Coğrafiyye),  (Meşahir-i  İslâm),  (Meşahîrû'n-Ni- 
sa),  (Sicil-i  Osmanî),  (Esamî),  (Eslâf),  (Kaamûsu'1-Âlâm)  vesaire  gibi 
başlıca  hal  tercemesi  kitapları  bir  süredenberi  ii^lemekte  olduğumuz  ku- 


—  21  — 


surlarımızı  bir  dereceye  kadar  hafifletti.  îşbu  nâçiz  eserimde  isimleri 
yazılmış  olup  mi!:tarı  binaltıyüzü  geçen  Osmanlj  müelliflerinin  mensup 
oldukları  ilim  ve  fenlerdeki  ihtisas  derecelerinin  etraflıca  beyan  edilme- 
si tabiatıyla  imkânsızdır.  Heyet-i  umumiyesi  itibariyle  bu  külliyatın  ba- 
sılmasına muvaffakiyet  hâsıl  olduktan  sonra,  bir  -  iki  müellif  seçerek  ve 
eserleri  hakkında  elden  gelen  tedkikatı  yaparak  mufassal  ve  etraflı  bi- 
rer hal  tercemesi  yazmak  niyetindeyim. 

Tevfik  Allah'dandır. 

24  Rebiulevvel.  Sene  1333  H.  =  1914  M. 
27  Ocak  1330  Rûmi  »  » 

BURSALI  RIFAT  OĞLU  MEHMED  TAHİR 


(1)  (Arabların  medeniyeti)  ismindeki  Fransızca  meşhur  eserin  sahibi 
Güstav  Löıbon,  (Keşîü'z-Zunûn)  un  Arabca  yazılmasından  dolayı  müellifi  olan 
(Kâtip  Çelebi)  merhumu  Arab  âlimleri  arasında  zikretmektedir. 

{-)  Bu  mühim  eserin  münderecat  ve  mevzuatına  dair  Osmanlı  muharrir- 
lerinden Kâzım  Nâmi  Bey  tarafından  Türk  Yurdu  mecmuasının  748.  sayfasın- 
da lüzumlu  izahat  verildiği  gibi,  Türk  Bilgi  Derneği  mecmuasının  6  numaralı 
sayısında  da  tarafımdan  ilmi  bir  makale  yazılmıştır. 

(•i)  Ata  Tarihinin  (5.)  cildinde  bu  gibi  yapılar  hakkında  oldukça  tafsilât 
vardır. 

(4)  Hal  tercemelerine  dair  kitaplarımızın  ekserisinde  yalnız  vefat  tarihi 
gösterilerek  bir  çoğunun  defn  olundukları  yer  hakkında  malûmat  verilmediğin- 
den, bu  mevzuda  bazı  zatların  hususî  malûmatına  müracaat  edilmiştir.  Arap- 
lardan ve  İranlılardan  yetişen  ilim  ve  kemal  sahipleri,  Allahm  inayetleri  ile 
ayrı  ayrı  yazılacaktır.  Askeriyemizden  yetişen  müelliflerimize  dair  de  Erkân-ı 
Harbiye  mensuplarından  ve  âlimlerimizden  Askeriye  Müzesi  Müdürü  Ahmed 
Muhtar  Paşa'nm  (Ahvalnâme-i  Müellif at-ı  Askeriye)  adiyle  1316  H.  tarihinde 
yayınladığı  eserler  külliyatına  müracaat  iktiza  eder, 


BAŞLICA  KAYNAKLAR 


1  —  Terceme~i  Şakayık-ı  Nûmaniyye  ve  zeyillerinden  Ataî,  Uşşakî, 
Şeyhî. 

2  —  Keşfü'z-Zunûn  ve  Zeyillerinden  İbrahim  Rûmî,  Hanifzâde, 
Şeyhu'l-İslâm  Ârif  Hikmet  Bey. 

3  —  Sellemü'l-Vusûl  ilâ  Tabakati'l-Fûhûl. 

4  —  Kâmusu'1-Âlâm. 

5  —  Mevzuatü'l-Ulûm. 

6  —  Lugat-ı  Tarihiyye  ve  Coğrafiyye. 

7  —  Sicill-i  Osmanî. 

8  —  Esami  ve  Mecmua-i  Muallim. 

9  —  Eslâf. 

10  —  Güldeste-i  Riyaz-ı  İrfan  ve  zeyilleri. 

11  —  Tezakir~i  Şuara'dan  Şairler  Tezkirelermden)  Sehi,  Lâtifi,  Ha- 
san Çelebi,  Riyazi,  Ahdî,  Beyanî,  Esrar  Dede,  Aşık  Çelebi,  Ramizî,  Kaf- 
zade  ve  Zeyli  Bursalı  Beliğ,  Rîza,  Salim,  Fatîn,  Şuara-yi  Amid  tezkireleri. 

12  —  Osmanlı  memleketlerindeki  kütüphanelerin  büyük  kısmı  ile 
Mısır  kütüphanesinin  kitap  isimleri  defterleri. 

13  —  Hadikatü'l-Cevami  ve  yine  bu  eserin  müellifinin  Mecmua-i 
Vefeyatı. 

14  —  El-Fevaidü'l-Behiyye  fi  Teracümi'l-Hanefiyye. 

15  —  Tıbyanü  Vesaili'l-Hakayık  fi  Beyan-i  Selâsil'i-Tarâik. 

16  —  Matbu  ve  Matbu  olmayan  menakıbnâmeler. 

17  —  Amasya  Tarihi. 

18  —  Hediyyetü'l-Ârifiyn  ve  Esmaü'l-Müelîifîn  ve  Âsârü'l-Musan- 
nifîn. 

19  —  İzahü'l-Meknûn  an  Keşfi'z-Zunûn. 

20  —  Mir'at-ı  Mekteb-i  Tıbbiye  ve  Mir'at-^  Mekteb-i  Harbiyye  ve 
Mir'at-ı  Mühendishâne-i  Hümâyûn, 


—  23  ~ 


Tarih  şuurunu  ve  geçmiş  büyüklerimizi  tanımanm,     saygı  göstermenin 
lüzumu  hakkında  bazı  ilim  ve  fikir  adamlarımızdan  vecizeler  : 

Her  asrın  adamları  ve  o  adamların  kendilerine  mahsus  bir  tavır  ve 
davranışı,  irfan  neş'esi  vardır.  Gelecek  nesillere  düşen,  geçmişlerini  hür- 
met ve  rahmetle  yâd  etmektir.  \öksa  üstünlük  nümayişleri  ile  geçmiş- 
leri tezyife  kalkışmak  revâ  değildir. 

HERSEKLİ  ARİF  HİKMET  BEY 

Ümmetin  içinden  yetişen  bilgi  ve  hüner  sahipleri,  hayatta  ve  ölü- 
münde hürmete  mazhar  oldukları  daima  görülmelidir  ki,  herkes  şevke 
gelsin  de,  onlar  gibi  olmaya  çalışsın. 

MUALLİM  NACİ  EFENDİ 

İnsanı,  milletinin  menkıbeleri  ve  tarihi  mefahirine  dair  söylenen 
.söz  kadar,  hiçbir  söz  heyecanlandıramaz,  zevk  veremez. 

BEREKETZADE  İSMAİL  HAKKI  BEY 

Unutulan  adamlarımız  arasında  nev'i  şahsma  münhasır  (orijinal) 
öyle  zatlar  vardır  ki.  Garp  milletleri  arasında  görülen  emsalinin  adlarına 
heykeller  dikilmiş  ve  mütehassısı  bulundukları  mesleklerini  gösterir 
levhalar  yapılmıştır.  Bizde  ise,  bir  asır  sonra  belki  isimlerini  bile  hatır- 
layabilecek adam  bulunmaj^acaktır. 

EBÜZZİYA  TEVFİK  BEY 

Büyük  adamları  anmak  öyle  yüksek  bir  düsturdur  ki,  milletlerin 
hayat  hakkı  ona  bağlıdır.  Bu  itibarla  yaşamak  isteyen  milletler  büyük- 
lerini, ulularını  daima  hatırlar  ve  hürmet  eder.  Çünkü  fertlerinin  içtimaî 
terbiyesi,  irfan  derecesi  ancak  bu  sayede  yükselir.  îçtimaî  muhit  de, 
maddî  mevcudiyetini  ancak  bu  vasıta  ile  temin  ve  hayat  hakkını  devam 
ettirebilir. 

MEHMED  ZİYA  BEY 

Kadir  bilen  milletler  arasında  kadri  bilinecek  adamJar  çoğalır. 

(ŞEHBÂL  ; 

Mazisinden  haberdar  olmayan  bir  millet,  hal  ve  istikbal  için  bir  ha- 
reket hattı  tâyin  edemez.  Hal  ve  istikbalin  aydınlığının  mühim  âmille- 
rinden biri  de  maziyi  her  türlü  vak'alarıyle,  şahıslarıyle,  eserleriyle 
araştırmaktır, 

İBNÜL-EMİN  MAHMUD  KEMAL  BEY 


ŞEYHLER 
ve 

Mutasavvıflar 


BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHÎM 


Cenab-1  Hak  Kur'ân-ı  Kerîminde  şöyle  buyurmuştur  : 

«Biliniz  ki,  Allah'm  velîleri  (Şeriata  tam  olarak  bağlı  kulları)  için 
hiçbir  korku  yoktur  ve  onlar  mahzun  da  olmayacaklardır.  Yûnus  sûresi, 
âyet  62(1)        ^-^    ^  4.  f  ^  *   -  c 

Allahü  Teâlâ  Hadîs-i  Kudside  de  (-)  şöyle  buyurmuştur:  «Benim  velî 
kullarım  kubbelerimin  altındadır.  Onları  benden  başka  hiç  kimse  bilmez.» 


u 

<Kendi  ölülerinizi  hayırla  anınız 


» 


İki  âlemde  tasarruf  ehlidir  ruh-u  velî 
Deme,  kim  bu  mürdedir,  bundan  nice  derman  ola 
Ruh  şemşir-i  Hudadır  ten  gılâf  olmuş  ona 
Dahi  âlâ  kâr  eder,  bir  tiğ  kim  üryan  ola. 

(LÂ) 

AKŞEMSEDDİN 
(Şeyh  Muhammed  ibni  Hamza)  863  .=  1458  - —  59 

Evliyaullahın  büyüklerinden  ilim  ve  irfan  sahibi  yüksek  bir  zat  olup 
bu  ümmetin  ariflerinden  Şamlı  Şerefüddin  Hamza'nm  oğludur.  «Şaka- 
yık-ı  Numaniyye»  tercemesinde  doğum  yerinin  Şam  olduğu  yazılmışsa 
da  zamanımızın  müdekkik  tarihçilerinden  Amasyalı  Hüseyin  Hüsamed- 


(1)  Ayet-i  Kerîme  mealleri,  Ali  Fikri  Yavuz'un  hazırladığı  Kur'ân-ı  Kerîm 
ve  Meal-i  Âlisinden  alınmıştır. 

(-)  Hadîs-i  Kudsi:  Mânâsı  Cenato-ı  Hak'tan  Peygamtoerimizin  kalbine  vahye- 
dilen  fakat  nazmı  Efendimize  aid  olan  Hadîs-i  Şeriflere  denir. 


—  28  — 


din  Efendi'nin  Amasya  ve  havalisine  dair  (Amasya  Tarihi)  ismindeki 
büyük  eserinde  annesinin  Osmancıkh  bulunduğu  açıklanmıştır. 

Tahsilini  Osmancık  ve  Amasya'da  ikmal  ettikten  sonra  gönlüne  do- 
ğan tasavvuf  arzusuna  ve  çağrısına  uyarak  o  tarihte  feyiz  ve  irşadı  ile 
şöhret  kazanan  büyük  mutasavvıf  ve  büyük  tarikat  piri  Hacı  Bayram 
Veli  ile  Zeyneddin  Hâfî  hazretlerinden  ikincisini  tercih  ederek  intisab 
için  Halep'e  kadar  gitmişse  de  irşadının  birinci  vasıta  İİ€  zuhura  gelece- 
ğine dair  gördüğü  bir  rüya  gereğince  Ankara'ya  dönmüş  ve  adı  geçen 
Veli  hazretlerinin  müridleri  arasına  girmiştir.  Cenab-ı  Hakkın  verdiği 
istidadına  ilâve  ettiği  mücahedelerinin  semeresi  olmak  üzere,  kendisine 
tarikatın  hilâfeti  verilmiştir.  Bundan  sonra  Anadolu'nun  bazı  yerlerinde 
ve  bu  cümleden  olarak  yerleştiği  «Göynük  -  Torbalı»  kasabasında  tedris 
ve  irşad  ile  meşgul  olmuştur. 

Bu  sırada  İstanbul  fethinin  hazırlıkları  ile  meşgul  bulunan  Fatih 
Sultan  Muhammed  Han  tarafından  ruhanî  şahsiyetlerinin  istenmesi  ve 
ordunun  manevî  kuvvetinin  takviyesi  ümidi  ile  tarikat  arkadaşı  Akbıyık 
Abdullah  Sultan  ile  beraber  Padişahın  vâki  dâvetine  icâbet  ederek  Or- 
du-yi  Hümayun'a  katılmış,  gerek  fetih  sırasında  askeri  teşçi,  gerek  fe- 
tihten sonra  Peygamberimizin  mihmandarı  Hazret-i  Halid  ibni  Zeyd 
El-Ensarî'nin  mübarek  kabirlerini  keşif  ve  tâyin  gibi  manevî  hususlarda 
kendilerinden  pek  çok  istifade  olundu. 

Bu  gibi  manevî  hizmetlerinin  mükâfatı  ve  manevî  nişanesi  olmak 
üzere  her  iki  azizin  namlarına  İstanbul'da  birer  cami-i  şerîf  yaptırıldı. 
Bir  müddet  sonra  arzuları  üzerine  bu  azizlerden  Akşemseddin  Göynük'o 
ve  Akbıyık  Bursa'ya  gönülleri  hoş  edilerek  gönderildiler.  Hal  terceme- 
sini  yazdığımız  Akşemseddin  Hazretleri  Göynük'e  ulaşmalarından  bir- 
kaç sene  sonra  yâni  «Kâşif-i  Esrar»  ve  «Mürşid-ı  Tarîk»  terkiplerinin  de- 
lâleti olan  863  H.  tarihinde  âhiret  yurduna  intikal  ederek  bugün  de  hal- 
kın ziyaretgâhı  olan  mübarek  türbelerine  defnedildi.  Kıymetli  pederle- 
rinin kabri  Amasya'dadır.  Merhum  Akşemseddin  Hazretleri  hakkında 
yazılan  mânidar  manzume: 

Karagün  dostu  imiş  Fatih'in  Akşemseddin, 
Ki  yüzünden  lemean  etti  anm  feth-i  mübîn. 

Nusreti  çeşm-i  hakikatle  görüp  verdi  haber. 
Böyle  her  kârı  uzaktan  görür  erbab-ı  yakîn. 

Akşemseddin'in  ârifâne  beyitlerinden  biri  : 

Gördüm  çü  Hakkm  veçhini  aynel-yakîn  ya  Hû  derim 
Ki  sofî  lâ  da  dem  vurur,  ben  her  dem  illâ  Hû  derim 


Hazretin  eserlerinin  isimleri  : 

1  —  Risaletü'n-Nuriye:  Tarikate  giriş  yolları  ve  hakikat  ilminin  de- 
rinliklerine dair  Arapça  yazılmış  bir  eser  olup  nüshaları  İstanbul  kütüp- 
hanelerinin bazılarında  vardır. 

2  —  Hall-i  Müşkilât:  Tasavvuf  büyüklerinden  bazı  zatların  tasavvu- 
fun inceliklerine  aid  olan  söz  ve  cümlelerinin  hakikatlarmı  açıklayan 
Arapça  muteber  bir  eserdir.  Bazılarının  bu  esere  (Şerh-i  Akval-i  Hacı 
Bayram  Veli)  diye  isim  vermeleri  araştırmalarının  noksanlığındandır. 

3  —  Maddetü'l-Hayat:  Müntesip  bulundukları  tıp  ilmindeki  çeşitli 
tecrübelerinden  bahseden  Türkçe  bir  risaledir. 

Bir  de  (Makamat-ı  Evliya)  isminde  bir  eseri  olduğu  (Şakayık-ı  Nu- 
maniyye)  tercemesinde  yazılı  ise  de,  bu  eser  halifelerinden  olup  kendi- 
lerinden sonra  irşat  makamına  geçen  Şeyh  Hamza  Baha'nındır. 

Yüksek  menkıbelerine  dair  yazılan  risalelerden  Emir  Hüseyin'inki 
matbu,  Eyüp  Müezzini  Abdurrezzak  Efendi'ninkı  matbu  değildir.  Oğul- 
larından Sadullah,  Fazlullah,  Emrullah,  Hamdullah  efendilerden  en  kü- 
çükleri olan  Hamdullah  Efendi,  İrfan  ve  şiirleriyle  Osmanlı  edebiyat 
dünyasında  tanınmış  olan  simalardandır.  Halifelerinin  en  meşhurları 
yukarıda  sözü  geçen  Hamza  Baba  ile  «Gülzar-ı  Manevî»  nazımı  Kayse- 
fi'de  medfun  İbrahim  Tennurî  ve  «Vahdetnâme^>  şairi  Afyonkarahisar'da 
medfun  Abdurrahim  Efendi  Hazretleridir. 

AÇIKBAŞ  MAHMUD  EFENDİ 
1077  =  1666 

Nakşibendî  Tarikatı  ariflerinden  faziletli  bir  zat  olup  Amid  (Diyar- 
bekir)lidir.  İlim  aşkı  sebebi  ile  bir  müddet  seyahattan  sonra  Bursaya  yer- 
leşerek Daye  Hatun  Camiinde  tedris  ve  irşad  ile  hayatını  geçirdi.  (Ev- 
rad-ı  Fethiyye)  ye  müdavim  idi.  1077  H.  tarihinde  vefat  etti.  Adı  geçen 
camiin  bahçesine  defnedildi.  Oniki  ilimden  bahseden  kıymetli  bir  eser 
hazırlayarak  Vezir-i  Azam  Köprülüzade  Ahmed  Paşa'ya  hediye  etti. 
Resmî  (1)  mahlâslı  üç  dilde  yazılmış  bir  de  şiir  mecmuası  vardır.  Hami- 

(1)  Resmi:  Meşhur  şair  Bursah  Ahmed  Paşa'mn  muasır  ve  müsahiblerin- 
den  Bursah  Resmî  de  ârif  şairlerden  bir  zat  olup  hususiyle  fgazellerin  tahmisin- 
de kabiliyet  ve  mahareti  vardır.  Bu  cümleden  olmak  üzere,  Şeyhi'nin  bir  gaze- 
lini tahmiyesinden: 

Devran  yakanı  eylemeden  zulmile  çâk 
Hâk  olmadan  bu  cisim  veyle  varmadan  bu  hâk 
Seyf-i  sitemle  dehr  seni  etmeden  helâk 
Jangâr-ı  gamdan  et  dilcan  gözgü  (*)  seni  pâk 
Cam  i  mey  ile  Kâine-i  Gayb-bîn  ol. 
(*)  Gözgü:  Ayna  demektir. 


diye  ile  Beşiktaş'ta  Yahya  Efendi  Kütüphanesinde  bir  mecmuada  yirmi- 
dokuz  bab  üzerine  tertip  edilmiş  «Güzide»  isminde  Türkçe  mufassal  bir 
tecvidi,  Farsçadan  terceme  edilmiş  «Evrad-ı  Fethiyye»  şerhi  ve  Bursa'da 
medfun  bulunan  Emîr  Sultan  Hazretlerinin  mensup  oldukları  Nurbahşî 
Tarikatmm  evrad  ve  silsilesini  açıklayan  «Risale-i  Nur  Bahşiyye»  ismin- 
de bir  risalesi  vardır.  Eserlerinin  hiçbiri  basılmamıştır, 

Farsça  şiilerinden  : 


Türkçe  şiirlerinden  : 


Bu  âlem-i  fânide  ne  mîrijn  ne  emirim 


Üftade-i  Vâdi-i  fena  merd-i  hakirim 


El-niinnetü  lillah  ki  olup  can  iie  bende 
Meydan-ı  mahabbette  nazar  kerde-i  pîrim 


Bariye  şükr  malik-i  gencine-i  razım 


Yok  sim  ü  zerim  gerçi  bu  dünyada  fakirim. 


ATP  AZ  ARLI  OSMAN  FAZLI-I  İLÂHİ 


1102  =  1690 


Celvetiye  şeyhlerinden  muhakkik  bir  zat  olup  (Ruhu'l-Beyan)  tef- 
siri sahibi  Şeyh  îsmail  Hakkı  merhumun  mürşididir.  Bir  müddet  doğum 
yeri  olan  Şumnu'da,  arkasından  Aydos  ve  Filibe'de,  daha  sonra  İstanbul'- 


—  31 


da  irşad  ve  tedris  ile  meşgul  oldu.  Bu  esnada  bazı  hasedçı  ve  kadir  bilmek- 
lerin dedikodusu  üzerine  Kıbrıs  adası  kasabalarından  Magosa'ya  sürüle- 
rek (Makamü'ş-Şeyhi  Firdevs'ü  tuba)  cümlesi  ile  (Ruh-i  paki  için  azizin 
okuyalım  fatiha)  mısraınm  delâleti  olan  1102  H.  tarihinde  vefat  etti.  Men- 
kıbelerinin ve  ilmî  kemalinin  en  ruhlu  kısımları  İsmail  Hakkı  merhumun 
(Kitabü'l-Hitab)  adlı  eserinin  (Şuyuh  u  selâse)  bahsi  ile  (Silsile  name-i 
Celvetî),  (Tamamü'l-Feyz)  ve  (Risale-i  Haliliye)  isimlerindeki  eserlerin- 
de yazılıdır. 


1  —  Misbahu'l-Kalb:  Sadreddin  Konevi'nin,  tasavvuf  ilminin  incelik- 
lerinden bahseden  (Miftahu'l-Gayb)  ismindeki  mübarek  eserinin  şerhidir. 
Kendi  el  yazıları  ile  yazılı  nüsha  Âşir  Efendi  Kütüphanesindedir. 

2  —  Mir'atü  Esrai'l-İrfan  Alâ  Îcazi'l-Beyan,  Sadreddin  Konevi'nin  ta- 
savvufî  mahiyette  yazdığı  (Fatiha-i  Şerife)  tefsirine  haşiyedir. 

3  —  Tecelliyat-ı  Berkıyye;  Şeyh-i  Ekber  hazretlerinin  : 


matlâlı  kasidelerinin  şerhidir.  (^) 

4  —  Haşiye-i  Şerhi  Fususi'l-Hikem. 

5  —  Usul-i  Fıkıh'dan  (Tenkîh)  Şerhi. 

6  —  Usul-i  Fıkıh'tan  (Telvih)  Haşiyesi. 

7  —  Usul-i  Fıkıh'tan  (Risale-i  İmam  Celdekî)  Haşiyesi. 

8  —  Münazara  âdâbı  fennine  aid  (Hanefiye)  Şerhi. 

9  —  Hidayetü'l-Mütehayyirîn:  Hikmet  ve  eski  kimyadan  bahseden 
bir  eser  olup  bir  nüshası  İzmir'de  Hatuniye  Kütüphanesindedir. 

10  —  Beyan  ilmine  aid  (Mutavvel)  Haşiyesi. 

11  —  Muhtasar  Meânî  Haşiyesi. 

12  —  Fethu'l-Bab:  Münazara  ilmine  aid  (Adudiye)  Risalesi  Şerhidir. 

13  —  Risaletü'r-Rahmaniye. 

(1)  O'nun  (Cenab-ı  Hakkın),  emrinden  bizim  ruiı  ve  cismimiz  var.  Yine  eş- 
yanın cevherinden  bizim  tılsımımız  var.  İsimler  topluluğunda  bizim  için  bir  isim 
var.  İşte  bu,  aşk  cinnetinden  bir  kısımdır. 


Eserleri  : 


14  —  Lâyihatü'l-Berkıyye  fi  keşfi'l-Hicap  \el-Estar  an  vucuhi  E-5- 
rari  bazil-Ehadîs-i  vel-Ayât. 

Bu  eserlerden  yalnız  Haneliye  şerhi  basılmıştır.  Diğerleri  İstanbul 
kütüphanelerinde  mevcuttur.  Beyitlerinden: 

Şuhut  eylerdi  envarı  uli'l-ebsar  olanlar  hep, 
Velî  ağyarı  men  eyler  îdup  gayret-i  Celâl  Hû... 

Atpazarî  şöhreti  İstanbul'da  Fatih  civarındaki  Atpazarı  semtinde 
oturmalarından  dolayıdır. 

\  AHMED  BİCAN 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Yazıcızade  Muhammed  Efendi  hazretle- 
rinin küçük  kardeşidir.  Bedeninin  küçüklüğü  (Bîcan)  lâkabiyle  anılma- 
sına sebep  olmuştur. 

Eserleri  :  Muhammediye  tarzında  basılmış  (Envarü'l-Aşıkîn)  ile 
canlılarla  cansızlar  âleminin  özelliklerinden  ve  mahlûkatm  acaiplikle- 
rinden  bahseden  18  bab  üzere  tertiplenmiş  Türkçe  (Durri  Meknun), 
(Acaibül  Mahlûkat)  ve  (Münteha)  dan  ibarettir.  Bunlar  basılmamıştır. 
Kabri  kardeşinin  yanındadır  (Dürri  Meknun)  ile  (Acaibü'l-Mahlû- 
kat)  da  zayıf  rivayetler  vardır.  (Münteha),  tasavvuf,  kelâm  ve  muhada- 
rattan  bahseden  büyük  bir  cilt  halinde  Türkçe  bir  eser  olup  bir  nüshası 
Halis  Efendinin  hususî  kütüphanesinde  mevcuttur. 

(Envarü'l-Âşıkîn) ;  5  bab  üzere  tertiplenmiş  olup  kardeşlerinin  (Me- 
ğaribûz  Zaman)  adlı  eserinden  tercümedir. 

AHMED  EFENDİ  (MERKEZEFENDİZADE) 
963  =  1555 

Hal  tercemesi  (M)  harfinde  mezkûr  Merkezefendinin  oğludur.  Re- 
cep Bey  ismindeki  kardeşi  devlet  hizmetine  girmiştir.  (Hadikatü'l-Ceva- 
mî)in  nakline  göre  963  H.  de  Uşak'ta  vefat  etmiştir.  (Şekayık)  tercüme- 
sinde ise  babasının  doğum  yeri  olan  Denizli'nin  köylerinden  Akçaköyde 
yerleştiği  yazılıdır.  Meşhur  (Kamus)  u,  (Babus)  ismiyle  tercüme  etmiş- 
tir ki,  kendi  el  yazısıyla  yazılı  nüshası  Atıf  Efendi  kütüphanesindedir. 
Birer  nüshası  da  Edirne'de  Sultan  11.  Selim  kütüphanesiyle  Enderunda 
Sultan  III.  Ahmed  kütüphanesinde  mevcuttur.  Mühim  lügat  kitapları- 
mızdan olan  bu  eser,  müterciminin  ilim  ve  faziletine  delildir.  (İsmetü'l- 
Enbiya)  ve  (Tuhfetu'l-Esfiya)  isminde  bir  eseri  daha  vardır.  (Babus); 
(Müfredat)  ve  (Mürekkebat)  namıyla  iki  kısımdır. 


—  33 


AHMED  ÜMİDÎ 
1106  =  1694 

Celvetî  tarikatından  âlim  ve  şair  bir  zat  olup  Kızanlıklıdır.  istan- 
bul'da tahsilini  bitirdikten  sonra  Fatih  Sultan  Mehmed  Han  Camiinde 
vaaz  eder  ve  Küçük  Ayasofya  yakmmda  Hüseyinağa  zaviyesinde  şeyh- 
lik yapardı.  1106  H.  tarihinde  vefat  etti.  Fatih'te  Çırçır  Mescidi  yakının- 
da Çiviciler  sokağında  pederi  İsmail  Efendi  yanında  gömülmüştür.  Eser- 
leri basılmamış  olup  şunlardır  : 

20  cüz  miktarında  olan  (Mecalisü'l-Evliya,  Divan-ı  llâhiyat,  Tercü- 
me-i  Keşf  ü  Beyat  fi't-tıb,  Risaletü'l-Ed'iye)  dir.  Pederi  İsmail  Ümidî 
Efendi,  Hüdai  Efendi  Hazretlerinin  halifelerindendir.  Bir  na'tmda  : 

Ey  saadet  burcunun  mahı  Muhammed  Mustafa 
Merhaba  ey  nur-i  iijmmet  merhaba  ya  merhaba 
Çünkü  doğdun  oldu  âlem  makdeminle  pür-ziya 
Merhaba  ey  nur-i  ümmet  merhaba  ya  merhaba 

AHMED  RUMÎ-İ  AKHİSARÎ  «SARUHANλ 
1041  =  1631 

Halvetiye  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zattır.  1041  H.'de  vefat  etti. 
Akhisar'da  Uzun  Taş  namıyle  anılan  kabristanda  gömülüdür.  Eserleri: 
Mesabih-i  Şeriften  seçme  100  Hadîs-i  Şerifin  şerh  ve  tafsilini  havi  olan 
(Mecalisü'l-Ebrar  ve  Mesalikü'l-Ahyâr)  ile  (  Dekayıku'l-Hakâyık),  (Ri- 
saletü'l-Taklîd),  (Risale  fi  Zikri'l-Lisan  vel  Kalb),  (Duhaniye),  (Riyai- 
ye),  (Şerh-i  Dürrü'l-Yetim  min  et-Tecvid)  dir  ki,  hepsi  de  basılmıştır. 
Ebu's-Suûd  tefsirine  de  Rûm  Sûresinden  Duhan  Sûresine  kadar  «Tali- 
kat»  yazmıştır. 

AHMED  MÜRŞİDÎ  EFENDİ 
1174  =  1760 

Âşık  Meşayihlerden  bir  zat  olup  Diyarbekirlidir.  1174  H.  tarihinde 
memleketinde  vefat  etti.  Şehre  bir  saat  mesafedeki  Ali  Pınarı  köyü  ile 
şehir  arasında  defnedilmiştir.  Birecikli  Ebubekir  Efendiden  hilâfet  al- 
mıştır. Eserlerinden  «Ahmediye»  ismindeki  pentnâmesi  matbu  ve  meş- 
hurdur. (Yusuf  ve  Zeliha),  (Mevlid-i  Nebi)  manzumeleri  de  vardır. 

Ahmediye'ye  Erzurum  âlimlerinden  Şerifi  Muhammed  Efendi  tara- 
fından (Pent)  namiyle  bir  nazire  yapılmıştır  ki,  bir  nüshası  Yahya  Efen- 
di kütüphanesinde  vardır. 

F.  :  3 


—  34 


AHMED  MEÂBÎ  EFENDİ 

Halveti  tarikatı  şubelerinden  Sümmaniye  kolunun  kurucusu  Md- 
hammed  Sümmanî  Medeni  Halifelerinden  Sıddık  ibni  Ömer  Han'dan  hi- 
lâfet almıştır.  24  bab  ve  her  bab  bir  takım  fasıllara  ayrılmak  üzere  (Mu- 
saffa) isminde  sülük  ve  âdabın  keyfiyetinden  bahseden  Türkçe  tasavvu- 
fa aid  bir  eseri  vardır  ki,  nihayetindeki: 

Musaffanın  hitamına  dedi  mülhem  bunu  tarih 
İlâhî  «Rabbena  heyyi'  lenâ  emreke  rüşden» 
beytinin  delâleti  olan  1211  H.  tarihinde  tamamlamıştır. 

Bu  eserin  bazı  fasıllarında  bir  miktar  şiirleri  de  vardır.  Bu  cümle- 
den olarak 

Mal  ü  evlâd,  iîm-ü  iz'an  nafi  olmaz  ey  Meâb! 
Masiva  ağyar  elinden  dil  müsellem  olmadan... 

Bazı  karinelere  göre  İstanbullu  olduğu  anlaşılıyor.  Eserin  bazı  yer- 
lerinde oğlanlar  Şeyhi  İbrahim  Efendi'nin  manzumeleri  ilâve  edilmiştir. 

AHMED  EFENDİ 

(Hafız  Seyyid  Ahmed  ibni  Muhanı(med  ibni  Ebubekir  Efendi) 

Celvetiye  tarikatı  büyüklerinden  âlim  bir  zat  olup  İzmitlidir.  İrfan 
sahipleri  arasında,  «Esma-i  Erbain»  namiyle  maruf  olup  Hazreti  İdris 
Aleyhisselâma  mensup  ve  İbranî  lisanı  ile  nakledilmiş  olan,  Şeyh-i  Ek- 
ber  Hazretleri  tarafından  Arapçaya  nakil  ve  şerh  edilen  Esma-i  Şerife'- 
nin  geniş  bir  şekilde  tercemesini  havi  bir  mukaddime  iki  fasıl,  bir  hâti- 
me  üzerine  tertiplenmş  (Nurü'l-Hüdâ)  isminde  kıymetli  bir  eseri  var- 
dır. Bu  eserinde  Şeyh-i  Ekber  Hazretlerinin  (Kitabü'l-Envâr)  mı  terce- 
me  ettiğini  ve  tıp  ilminden  (Hikmetü'l-Arifin)  isminde  bir  eser  yazdığı- 
nı ve  İstanbul'da  Aziz  Hüdaî  Hazretlerinin  şeyhlik  makamına  geçenler- 
den Mudanya'lı  Ruşen  Efendiden  hilâfet  aldığını  bildirmektedir.  (Nu- 
rü'l-Hüdâ) ya  yazdığı  tarihi: 

Feyzi  Hak'tan  dâd  irüp  Seyyid  Dede  tarihini, 
Şüphesiz  ihsan-i  Hak^tır  âşıka  nurü'l-Hüdâ... 

Sene  1214  H. 

Seyyid  mahlâslı  ilâhîleri  de  vardır.  (Nurü'l-Hüdâ)  da  bulunan  nât-ı 
Nebevisinden  : 

îsm-i  Rahman  mazhansm  ya  Muhammed  Mustafa! 
Rah-ı  aşkın  rehberisin  ya  Muhammed  Mustafa! 
îns  ü  cin  Hakka  kudumunla  müşerref  oldular; 
Cümlenin  Peygamberisin  ya  Muhammed  Mustafa! 
Ceddi  Ebubekir  Efendi  de  yüksek  bir  zat  olup  (Mültekâ)  yı  şerh  et- 
miştir. 


35 


AZMİ  HÜSEYİN  DEDE 
1311  =  1893 

Mevlevi  arif  ve  fazıllarından  olup  Geliboluludur.  Uzun  müddet  Ge- 
libolu ve  Mısır  mevlevihaneleri  şeyhliğinde  irşat  vazifesi  görmüştür. 
Şiirleri  arifane  ve  şairanedir.  1311  H.  de  hava  tebdili  için  bulundukları 
Beyrut'ta  vefat  etti.  Ondan  fazla  basılmamış  risaleleri  olup  isimleri  aşa- 
ğıdadır : 

Temyizü'l-Emreyni:  Yefa'lüllahü  mâ  j^eşâu  ve  yahkümü  mâ  yürîdü 
âyeti  kerîmesindeki  meşiyyet  ile  iradenin  temyizine  dairdir. 

Temdidü'l-Hayat:  «Essadakatü  Terüddü'l-Belâ  ve  Tezidü'l-Ömre» 
hadis-i  şerifini  açıklar. 

Risale-i  Tatbik:  İnsaniyet  ve  hayvaniyetin  tatbikine  dairdir. 

İşrabü'l-Meram:  Vacip  Teâlânm  isbatı  ile  meleklerin  vücudu  ve 
peygamberlerin  kitaplarının  lüzumuna  dairdir. 

Mir'âtü'l-Hakayık:  Tasavvufun  hakikatlerine  dairdir. 

Lâzimü'l-Beyan:  Dalâlet  fırkalarından  bazılarına  karşı  reddiyedir. 

Miftahu'l-Kulûb:  Mevleviliğin  sülûküne  dairdir. 

Nuhbetü'l-Adâb:  Mevleviliğin  kanununa  aitür. 

Beyan-ü'l-Mekasıd:  Sülûkün  seyrine  dairdir. 

Mizanü'l-Edyân:  Hıristiyanlarla  cereyan  eden  münazara  ve  müba- 
haseler  beyanmdadır. 

Tatbik:  Hikmetle  kelâmın  toplanmasına  ve  birleştirilmesine  dairdir. 

Divan:  Malûm  tarz  üzeredir. 

Arifane  bir  gazelinden: 

Nukuş-u  reng-i  rûden  Sani'î  bir  nur  göstermiş 
Tayin  mazharında  sanma  aynî  dûr  göstermiş. 

Tecelli  iyânî  rûnümadır.  Cem'i  vahdette 
Kelime  zat-ı  mutlak  guyiyâ  kim  tur  göstermiş 

Teni  puşide-i  cân  eylemiş  çün  hane-i  zenbur 
Ne  sırdır,  sun-i  Hak  ol  haneyi  mestur  gösterjmiş. 

Merayay-ı  iyane  münakis  ol  mahir,  ve  ammâ 
Uyûn  geç  nigâha  bir  şeb-i  deycur  göstermiş. 


—  36  — 


ABDÜLKADİR  KEMALEDDİN  EFENDİ 
1315  =  1897 

Kemal  ve  fazilet  sahibi  şeyhlerden  bir  zat  olup  Erbildendir.  Tarikat 
bakımından  Halveti,  Kadiri,  Nakşibendî'dir.  1315  H.  de  ikinci  vatan  it- 
tihaz ettiği  Urfa  (Reha)  da  vefat  etmiştir.  Eserlerinden  [Hüccetü'z-Zâ- 
kirîn  fi'r-Reddi  Ale'l-Münkirîn]  ile  [Tefrihu'l-Hatır  Fi  Menakib-i  Abdül- 
kadir]  basılmıştır.  Diğerlerinin  isimleri  aşağıdadır: 

[Tarikatü'r-Rahmaniyyeti  Firrucûi  ve'l-vusûli  ile'l-Hazreti'l-Aliyye], 
[Ilhamatü'l-îlâhiyye  Fi  ma'arifeti'l-Hakikati'l-însaniyye] ,  [Mir'atü'ş-Şu- 
hud  Fi  Beyani  Vahdet-i  Vücud],  [Hadikatü'l-Ezhar  Fil  Hikmeti  vel  Esrar], 
[Eddürerü'l-Muteberetü  Fi  Şerhi'l-Âyat-i  Semaniyete  Aşere  Min  Mu- 
kaddimeti'l-Mesnevi  Şerif],  [Şerh-u  Kelimatü  Farisiyyeti  Mine'l-Lema- 
ti'l-Irakiyye] .  ' 

Yazılış  tarihi  1106  =  1694  H.  olan  [Mıknatisi'l-Ulûm]  müellifi  Şeyh 
Ömer  îbni  Muhammed  El-Vaiz  de  [Urfa  -  Reha]  da  yetişen  fazilet  sahibi 
şeyhlerdendir. 

ABDULLAH  HULÛSİ  EFENDİ 

Mazannadan  ve  1305  =  1887  H.  de  Üsturumca'da  vefat  eden  Mısırlı 
Seyit  Hoca  Muhammed  Nuri'l-Arabi  hazretlerinin  halifelerinden  huzura 
ermiş  faziletli  ve  arif  bir  zat  olup  Gelibolu  mülhakatından  (Mürefte)  den- 
dir. İstanbul'da  tahsilini  tamamladıktan  sonra  yarım  asırdan  fazla  Fatih 
civarındaki  Kadı  Çeşmesi  medresesi  müderrisliği  ile  yetinerek  inziva  ha- 
linde yaşamış  1305  H.  de  vefat  edip  Topkapı  haricinde  Sarı  Abdullah  Efen- 
dinin yanma  defnedilmiştir.  Süratli  yazma  kabiliyeti  ve  talik  yazıda  me- 
hareti  olduğu  için  senelerce  taş  basması  matbaalarda  hattatlık  yaparak 
hem  memleketin  irfanına  hizmet  etmiş,  hem  de  kendisini  geçindirmiştir. 
Molla  Camiinin  Farsça  [Mir'âtü'l-Akaidini  Türkçe  şerh  edip  bastırdığı  gibi, 
Feridüddini  Attar'm  Farsça  manzum  ve  matbu  [Mantıku't-tayr  terce- 
mesi]  de  dostlarından  «Fedaî»  mahlaslı  bir  şair  adına  yazılmışsa  da  ter- 
cemenin  aslı  esasen  bu  zatındır.  Matbu  Tarifat-ı  Seyyid  Tetimmesi  de, 
kendisi  tarafından  ilâve  edilmek  suretiyle  yazılıp  basılmıştır.  Başka 
eserleri  de  olduğu  kuvvetle  tahmin  edilmekte  ise  de  bu  âcizin  gözüne 
ilişmemiştir. 


ALİ  ÖRFÎ  EFENDİ 
1305  :=  1887 


Arif  şeyhlerden  huzura  ermiş  cömert  bir  zat  olup  Küreyce  köyle- 
rinden Polyan  köyündendir.  Tahsil  çağma  geldikten  sonra  ticaret  yoliyle 
Mısıra  giderek  uzun  müddet  orada  ikamet  ve  o  bölgede  seyahat  etmiş 
ve  nihayet  Selânik'te  yerleşmiştir.  Bundan  sonra  tasavvuf  büyüklerin- 
den Seyyit  Hoca  Muhammed  Nuri'l-Arabiyyi'l-Melâmi  hazretlerine  inti- 
sap ederek  feyz-i  Muham.mediyeye  mazhar  olmuştur.  Mezar  taşmdaki 
(Kıldı  el-Hacî  Ali  Örfî  behestî  âşiyan)  mısraınm  delâleti  olan  1305  H.  de 
vefat  ederek  Yenikapı  dışındaki  Mevlevihane  civarında  bulunan  kabris- 
tana defnedildi.  Eserleri  : 

[Şerh-i  Divan-ı  Niyazi-i  Mısrî],  [Terceme-i  İnsan-ı  Kâmil]  [Terce- 
me-i  Varidat],  [Terceme-i  Hikem-i  Atai],  [Mürettep  Divan-ı  İlâhiyat], 
[Terceme-i  Maksadı'1-Aksâ],  [Es'ile  ve  Ecvibe-i  mutasavvıf ane] ,  [Şerh-i 
Gazel-i  Hz.  Üftade]  ve  sairedir  ki,  hepsi  de  basılmamıştır. 

ABDURRAHMAN  HALİS  TALİBAANÎ 
1275  =  1858 

Kadiri  tarikatı  büyüklerinden  bir  zat  olup  Kerküklüdür.  1275  =  1858 
H.  de  vefat  etti.  Kerkükteki  dergâhında  defnolunmuştur.  Basılmış  eser- 
leri: [Mürettep  Divan]  ile  [Mesnevinin  18  beytinin  manzum  olarak  şer- 
hi], Abdülkadir-i  Gejdânînin  menkıbelerine  dau-  Şeyh  Ali  Nurbahşî  ta- 
rafından yazılan  [Behçetü'l-Esrar]  ismindeki  eserin  tercemesinden  iba- 
rettir. [Behçetü'l-Esrar]  1007  =  1598  H.  de  Bağdat  hâkimi  olan  Hüseyin 
îbni  Hasan  Edirnevî  tarafından  da  terceme  edilmiştir. 

Fuzuli'nin  «olur»  redifli  gazelini  tahmisinden  : 

Ateş-i  aşkm  füruzân  olsa  âşık  nâr  olur 
Her  zaman  gördükçe  âşık  gözlerin  humar  olur 
Hüsnünü  âyine-i  dilde  gören  hoşyar  oîur 
Hüsnün  oldukça  füzûn,  aşk  ehli  artık  zâr  oîur 
Hüsün  ne  miktar  olursa  aşk  ol  miktar  olur 

Mesnevinin  18  beyti  şerhinden  : 

Cilve-i  aşkest  kândır  gül  fetâd 
Şûriş-i  aşkest  der  bülbüli  fetâd 
Saye-i  aşkest  der  âlem  fetâd 
Maye-i  aşkest  der  Âdem  fetâd 


—  38  — 


ABDÜLHAMİD  EFENDİ  (KARA  MOLLAZADE) 
1278  =  1861 

Nakşibendî  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Aymtaplıdır. 
Memleketinde  tedris  ve  irşad  ile  hayatniı  geçirmiştir.  1278  H.  de  vefat 
ederek  Kurban  Baba  eteğindeki  dağa  defnedildi.  Eserlerinin  en  meşhuru 
Fıkıhdan  meşhur  [Tahtâvî  haşiyesinin  tercemesi]  dir  ki  7  cildi  basılnnş- 
tır.  [Feraiz]  ile  alâkalı  olan  8.  cildi  basılmamıştır.  Muhammed  İbni  Ab- 
dullah îbni  Ahmed  El-Hatip  El-Timurtaşî  El-Gammezî'nin  [Tenvirü'l- 
Ebsar]  mı  Muhammed  Alaaddin  El  Haskefî  şerh  etmiş  ve  bu  şerhe  Ah- 
med Tahtavî  haşiye  yazmıştır. 

[Âdabü'z-Zakirin  ve  Necatü's-Salikin]  isminde  de  tasavvufî  bir  ese- 
ri vardır.  . 

ABDURRAHİM  EFENDİ 
1282  —  1865 

Kadiri  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Evrenyelidir.  Sonradan 
Üsküp'e  hicret  ve  1282  H.  de  âhirete  intikal  etmiştir.  Üsküp'te  Dükkân- 
cık  dergâhında  defnolunmuştur.  Eserleri:  [Manzume-i  Akaid  ve  Şerhi], 
[Manzume-i  Feraiz],  [Divançe],  [Manzum  Kavaid-i  Nahviyye],  [Man- 
zum Tecvid],  [Subhay-ı  Sibyan]  tarzında  [Lûgat-i  Arabiyye  manzume- 
si] manzum  Türkçe  ve  Farsça  [Terceme-i  Kaside-i  Bür'e]  dir  ki  son  ese- 
ri basılmıştır. 

Beyitlerinden  : 

Serasir-i  iûtfa  mazhar  düştü  âlemde  kamu  eşya 
Zeban-ı  kal  ve  hal  ile  Hüdanm  hamdini  güya 

1244  H.  de  Evrenye'de  vefat  eden  pederi  Şeyh  Ali  Efendinin  de 
Arapça  [Risaletü'r-Ruh]  isminde  bir  eseri  vardır. 

ABDÜRRAHİM  EFENDİ 
1303  =  1885 

Fazilet  ve  kemal  sahibi  şeyhlerden  âşık  ve  muhakkik  bir  zat  olup 
Perzerinlidir.  Büyük  mutasavvıflardan  Mısırlı  Seyyid  Hoca  Muhammed 
Nuru'l-Arabiyyü'l-Melamî  hazretlerinin  damadı  ve    baş  halifelerinden- 


—  39  — 


dir.  Üsküp'te  tedris  ve  irşad  ile  meşgul  oldular  1303  H.  senesinin  ilk  gü- 
nü Hacc-ı  Şeriften  dönüşünde  vefat  ederek  Süveyş  civarında  Ayn-ı  Mu- 
sa isimli  yere  defnedildiler.  Ders  halkasmda  bulunan  Talebe-i  Ulema  iki 
defa  icazet  vermeğe  muvaffak  olmuşlardır.  Eserleri  :  Bin  beyte  yakın 
[Muhammediye]  tarzındaki  [Kaside-i  Nuniye],  [Kaside-i  Tâiye],  [Man- 
zum Şerh-i  Şafiye],  [Şerh-i  Sırrı  Enel-Hak],  [Hediyyetü'l-Hac],  [Risa- 
le-i  İrade-i  Cüz'iye],  [Risale-i  Ahval-i  Melamiye],  [Manzum  Meratibu'l- 
Vücud],  [Manzume-i  Vehbiyye],  [Mecmuay-ı  İlahiyat]  vesairdir  ki,  ba- 
sılmamıştır.  İlâhiyatmdaki  mahlası  «Fedaî»  dir. 

AEDÜLLÂTİF  İBNİ  DURMUŞ  FAKİH  KARAMANÎ 

Fazilet  ve  kemal  sahibi  şeyhlerden  bir  zat  olup  ahlâk,  tasavvuf  ve 
mev'ızalardan  bahseden  Türkçe  [Âdabü'l-Manazil]  ile  [Miracü'l-Müştâ- 
kîn  ve  Minhâcü'l-Müttakîn]  isimlerinde  eserleri  vardır.  1.  eserini  985  = 
1577  H.  de  yazmıştır.  Ulemadan  Bursalı  Ahmed  îbni  Ali  efendinin  de  va- 
zifeler ve  ev  işlerine  dair  23  fasıl  üzerine  tertip  edilmiş  [Adab-ı  Mena- 
zil]  isminde  Türkçe  bir  eseri  mevcuttur  ki  telif  tarihi  1041  H.  dir.  Bir 
nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  vardır. 

ABDÜLBAKİ  DEDE  (NÂSIR  SEYYİD  ABDÜLBAKİ  DEDE) 

1222  :=  1807 

Mevlevi  şeyhlerinden  marifet  sahibi  bir  zat  olup  Kütahyalı  Ebube- 
kır  Efendinin  ikinci  oğludur.  İstanbul'da  Yenikapı  Mevlevihanesinin  şey- 
hi iken  1226  H.  de  dünyadan  ayrıldı.  Musiki  ilminde  ihtisası  olduğundan 
bir  çok  besteler  tertip  etmiştir.  Eserleri:  [Şerh-i  Şahidi],  [Terceme-i 
Menakib-i  Arifin],  [Divan-ı  Eş'ar]  olup  basılmamıştır.  Sultan  III.  Selim 
namına  [Tedkîk  ve  Tahkik]  adiyle  bir  musiki  risalesi  yazdığı  gibi  son- 
radan harflerle  yazılarak  altına  da  ses  miktarları  işaret  edilmek  sure- 
tiyle gösterilen  bir  notanın  usûl  ve  kaidelerinden  bahseden  [Tahririye] 
ismiyle  bir  risale  daha  yazıp  adı  geçen  padişahın  buldukları  Sûz-i  Dilârâ 
makamındaki  Ayini  ile  yine  bu  makamdan  olan  kıymetli  peşrevini  bir 
nota  ile  tahrir  ve  tebdil  ederek  III.  Selim  Hazretlerine  takdim  etmiştir. 
Riyaziyenin  musikiyi  alâkadar  eden  Elhan  ve  ses  titreşimleri  konuların- 
da eskilerin  eserlerini  derin  araştırma  ve  mütalâa  ile  bu  hususta  hüner 
ve  kemal  sahibi  olduğundan  İsfahan  ve  Acem  Buselik  makamından  iki 
âyin  bestelemiştir  ki,  bugün  de  okunmaktadır.  «Şevk-i  Tarab»  âyini  dş 
bu  zatındır, 


—  40  — 


ABDÜLKADİR  NECİP  EFENDİ  (EŞREFZADE) 
1022  =  1613 

Kadiri  tarikatının  arif  ve  fazıllarından  olup  hal  tercemesi  yukarıda 
geçen  Bursalı  Şeyh  îzzeddin  Efendinin  oğludur.  1022  H.  de  vefat  etti. 
Bursada  ceddinin  kurduğu  İncirli  adiyle  tanınmış  Eşrefi  dergâhına  def- 
nedilmiştir.  Eserleri:  [Zübdetü'l-Beyan]  isminde  Arapça  bir  tefsirle 
[Manzûme-i  Mevlid-i  Nebî]  ve  [Divan]  mdan  ibarettir.  Pederi  ile  ken- 
disinin tefsirleri  basılmamış  olup  încirli  dergâhmdadır.  Arifane  naatla- 
rından: 

Cemalin  ey  Nebî  mir'ât-ı  envar-ı  saadettir. 
Nigâhm  mahz-ı  feyz-i  rahmet  esrar-ı  rüyettir. 

Başka  beyitlerinden: 

Tavk-ı  aşkı  kerden  sidka  takıp  meydane  gel 
Feyz-i  maksudu  «necibâ»  sen  bu  divanda  ara 

ABDÜLKERİM  EFENDİ  «İŞTİPLİ  EMİR  EFENDİ» 

1015  :=  1606 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Nureddinzadenin  halifelerinin  en  kâmili 
melâmi  meşrepli  bir  zat  olup  İştiplidir.  Vefatı  1015  H.  de,  kabri  İstan- 
bul'da Kadırgada  Sokullu  Mehmet  Paşa  -  Şehit  Mehmet  Paşa  dergâhm- 
dadır. Manisada  Çaşnıgir  kütüphanesinde  [Risaletü'l-Hüdali  Üli'l-ihti- 
da]  isminde  bir  eseri,  ve  devran-ı  Sofiyyenin  câiz  olduğuna  dair  risalesi 
ve  [İştibî]  mahlâslı  bazı  ilâhiyatı  vardır.  Garip  ilimlere  de  vakıf  idi. 

Ilâhiy  atından: 

Gel  berû  ey  talibi  Hak  matlab-ı  âlâyı  gör 

Cümle  varlıktan  geçip  ol  zatı  bî  hemtayı  gör 

Hû  şarabından  içip  mest  oldun  ise  sofiyâ 

Ayni  vahdetle  nazar  kıl  sırrı  ev  ednayı  gör 

Kendidir  kendisini  çün  kim  bilen  ey  «İştibî» 
Barzah-ı  irfanda  kalma  evvel  Hüve'I-Mevlâyı  gör. 

ALEMÎ  MUHAMMED  EFENDİ  (ARAPZADE) 
1130  =  1717 

Nakşibendî  tarikatının  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Edirnelidir. 
[Muhtasarü'l-Velâyet]  müellifi  Üsküdarlı  Muhammed  Ensarî'den  hilâfet 
almıştır.  Şairler  faslında  zikri  geçen  Neccarzade  Şeyh  Rıza  Efendinin 


—  41  — 


mürşididir.  <'Rehber-i  Tarikat»  terkibinin  delâleti  olan  1130  H.  de  Edır- 
nede  vefat  etti.  Hadis  ilminden  [Mecmau'd-Dürer  Ve'l-Gurer  Fi  Ehadis-i 
Seyyidi'l-Beşer]  ismindeki  eserinin  bir  nüshası  umumî  kütüphanede 
vardır.  Beyitlerinden: 

Riyâ  ve  sem^ayı  terket  kalender  meşrep  ol  Alemî 
Cihanın  buııd  ve  nabııdu  hakikat  iptilâdır  hep 

AZBÎ  MUSTAFA  EFENDİ  (DERVİŞ  AZBİ) 
1160  =  1747 

Dergâh-ı  Âli  çavuşlarından  iken  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Niyazi 
Mısrî  hazretlerinde  gördüğü  kemal  eserlerine  bakarak  hizmetini  bırak- 
mış, adı  geçen  zata  intisap  etmiştir.  Doğum  yeri  itibariyle  Kütahyalıdır. 
«Müteveccihi'r-Rûhaniyye»  terkibinin  gösterdiği  1160  H.  de  vefat  ederek 
Üsküdar  köylerinden  Nerdiban  köyündeki  Şahkulu  dergâhına  defnedil- 
di. Eserlerinden:  [Tahmis-i  Divan-ı  Niyazı]  basılmış,  [Divanı]  basılma- 
mıştır.  Divanının  matlamdan: 

Kalem  cevîân  edip  göksün  zebanın  cevher-i  yektâ 
Haridar  meta-i  aşk  olan  Lâbüd  olur  danâ 

Bilen  anlar  haber  söyler  ya  bilmez  anlamaz  söyler 
îlumuz-ı  nutfeden  söyle  beyan  olsun  nice  mânâ 

ABDULLAH  İBNİ  ABDURRAHMAN  CELVETİ 
1164  =r  1750 

Celveti  tarikatının  şeyh  ve  âlimlerinden  bir  zat  olup  tahsilini  ikmal- 
den sonra  Gedikpaşa  türbesi  yakınındaki  Hamza  Paşa  Camii  İmamlığın- 
da bulundu  1164  H.  de  vefat  ederek  Üsküdarda  Karaca  Ahmetten  Hay- 
darpaşaya  giden  caddenin  soluna  defnedildi.  Eserleri  basılmamış  olup 
isimleri  aşağıdadır: 

1  —  [Ettuhfetü'n-Nedîre  Fi  Men'i  Itlâkı'l-Mutlaki  Alâ  Vücudil- 
Hakkı], 

2  —  Ennebzetü'l-Yesîre  Ale'ş-Şarihi'l  Kayravânî  Li  Şerhu's-Senû- 

siye, 

3  —  Elminhü'l-îlâhiyyetü  Fi  şerhi  Mukaddimetü'l-Fahriyyetü, 

4  —  El  -  Mukaddimetü'l-Fahriyyetü  Fi  İstılâhâti'n-Nahviyyeti. 


—  42  — 


ÂŞIK  ALİ  PAŞA  (BEŞE) 
733  =  1332 

Osmanlı  saltanatının  kurucusu  Osman  Gazi  devri  şeyhlerinden  ve 
arif  şairlerinden,  kendisine  işaret  olunan  padişahın  maiyyetinde  bulun- 
muş olan  mazannayi  kiramdan  Şeyh  Muhlis  Paşa  oğlu  İlyas'ın  oğlu  ol- 
duğu [Garibnamejnin  mukaddimesinde  yazılıdır.  Abid,  zahid  duası  ka- 
bul buyrulan  bir  zat  olup  sühîkün  hallerine  ve  ariflerin  makamlarına 
vakıf  idi.  Orhan  Gazi  zamanında  şöhret  sahibi  olmuştur.  Muhabbet  ve 
marifet-i  ilâhiyeye,  ruhun  vasıflarına  ve  hasletlerine,  daha  bu  gibi  dinî 
bahislere  ve  tasavvuf!  konulara  dair  10  bap  üzerine  tertiplenmiş  [Ga- 
ripname]  ve  [Maarifname]  isminde  Türkçe  [yirmi  dört]  bin  mısraa  ya- 
kın basılmamış  bir  büyük  cilt  manzumeleri  vardır  ki  her  babı  da  onar 
fasıl  olarak  tertip  edilmiştir.  Bu  eser  Osmanlı  edebiyatı  tarihi  noktasın- 
dan da  mühimdir  733  H.  de  Kırşehirde  vefat  ettiler.  Kabri  halkın  ziya- 
retgâhıdır.  Paşa  lâkabı  babasının  ilk  evlâdı  olduğundandır.  Resmî  rütbe 
değildir.  Manisa'da  Muradiye  kütüphanesinde  [Risale  Fi  Beyani's-Se- 
ma]  ismiyle  mensur  bir  eseri  de  vardır.  Hayatının  tafsilâtı  [Türk  Der- 
neği] ismindeki  derginin  birinci  sayısında  bu  âcizin  makalelerinde  yazı- 
lıdır. 

Arifane  şiirlerinden  : 

Cümîe  âlem  bir  işarettir  Iıemân 
Nice  yüzbiiı  mülkü  var  Hakkın  ııihan 
îîisü  cinden  kimseler  görmüş  değil 
Kimse  ol  yerden  haber  vermiş  değil 
Fikr-ü  aklın  eremez  ol  menzile 
Adı  o  mülkün  dahi  gelmez  dile 

Kitabın  baş  tarafında  Heca  harfleri  tertibi  üzerine  görülen  manzu- 
melerinin birisi  o  devrin  nazmına  göre  güzel  bir  nümune  olduğundan 
aynen  buraya  alınmıştır: 

Evvel  bize  vacip  olan  Allah  adın  anmak  durur 
Anın  adın  zikredelim  ol  kim  kamu  müştak  durur. 
Evvel  dahi  oldur  kadim  ahir  dahi  oldur  mukîm 
Oldur  kerim  oldur  rahim  oldur  ki  şeksiz  Hak  durur. 
İki  cihanı  yaratan  ol  ay  ve  güneş  yürüten 
Ol  ins-ü  melek  dürüden  ol  kim  ol  Hallak  durur 
Oldur  ehad  oldur  samed  oldur  ezel  oldur  ebed 
Ol  bî  hesap  ve  bî  adet  oldur  ki  ol  rezzak  durur 
Oldur  ki  can  verdi  tene  oldur  ki  ten  verdi  çana 


—  43  — 


Oldur  ki  renk  verdi  kana  ol  hakimi  mutlak  durur. 
Ansız  ona  kim  varır  ansız  ana  kim  erer 
Ansız  anı  kim  görür  andan  yana  kim  bak  durur 
Ayrılmasın  bulduk  anı  ayrılmasın  bildik  onu 
Önden  ona  âşık  canı  onunla  mustağrak  durur. 

Mevlid-i  Nebî  nazımı  Süleyman  Dede  merhumun  bu  eserden  ikti- 
bas da  bulunduğu  birinci  beyitten  anlaşılmaktadır.  Adı  geçenin  oğlu  El- 
van Çelebi  de  aşk  ve  irfan  ile  meşhur  cezbeli  bir  şair  olup  kabri  (') 
Amasya  civarında  kendi  ismiyle  söylenen  köydedir.  [Etvar-ı  Sülük]  is- 
minde bir  manzumesi  vardır.  (-)  Arifane  şiirlerinden  bir  kısmı  [Sema- 
ratü'l-Fuâd]  da  zikredilmiştir.  Bunların  nümunelerinden  biri: 

Müzeyyen  ide  seni  hub-i  Hallak 
Bilene  ilm-i  Enfüs  ve  ilm-i  Afak 

Sıfata  terk  edersen  sıfatı 
Hemen  tebdil  edersin  zata  zatı 

ABDÜRRAHİM  NİZAMEDDİN  MERZİFON! 
«SARI  DANİŞMENDZADE» 

Çelebi  Sultan  Mehmed  Han  devri  şeyhlerinin  ulularından  olup  ta- 
savvuftan [Îrşadü'l-Enâm]  ismindeki  eseriyle  [Aşknamesi]  ve  [Divan- 
çe-i  İlâhiyat]ı  vardır. 

Zeyniye  tarikatının  Pîri  Zeyneddin  Hâfî  hazretlerinden  sülû- 

künü  tamamlamıştır.  Memleketine  dönüşünde  pek  çok  âşıklarının  gönül- 
lerin perişan  ederek  vefat  etti.  Tasavvuf  şiirlerinde  «Rumî»  mahlasını 
kullanmıştır.  Mürşitleri  kendisi  hakkında:  «Bir  aşk  kütüğünü  yakıp  di- 
yar-ı  Ruma  attık»  buyurmuşlardır.  Şiirlerinden  bulunabilen  yalnız  şu: 

Tevbe  yarabbi  hatâ  yoluna  gittiklerime 
Bilip  ettiklerime  bilmeyip  ettiklerime 

Beytidir  ki  sehl-i  mümtenî  kabilindendir. 


( )  Tarihçi  Alî,  Çorum  yakınında  bir  köyde  olduğunu  fceyan  etmektedir. 
Muhlis  Paşa,  Mısır'da  Kus  şehrinde.  Baba  îlyas  Horasanî  de  Amasya'ya  iki  saat 
mesafede  ismiyle  söylenen  İlyas  köyünde  medfundurlar.  Muhlis  Paşanın  vefatı 
709,  Batoa  İlyas'm  vefatı  657  tarihindedir. 

(-)  İkinci  Murad'a  eserini  takdim  eden  manzum  (Gülşen-i  Râz)  sahibi  Şi- 
razlı  Elvan  Çelebi  başka  bir  zattır. 

(V)  Haf,  Horasan  bölgesinde  bir  kasaibadır.  Ekseriya  Hace,  Haher  vesaire 
gibi  madûl    vavla  havaf  suretinde  yazılır  Hâf  olarak  okunur. 


—  44  — 


Meşhur  münşî  Veysi  Efendi  tevbenamesinde  sözü  geçen  beyte: 

Peyrev  oldum  o  suhan  pervere  ettim  tövbe 
Daima  rehsiper'i  amd  ve  hatâ  ettiklerime 

Beytiyle  işaret  etmiştir.  [Nefehatü'l-Üns]  tercümesinde  zikrolun- 
muş  mufassal  icazetnameden  anlaşıldığma  göre  mürşidlerine  Mısır'da 
intisaptan  sonra  beraberce  Horasan'a  giderek  sülûkünü  tamamlayıp 
dönmüştür.  Pederi  Sarı  Danişmend  şöhreti  ile  tanınan  Emîr  Aziz  Efen- 
didir. 

ALÂEDDİN  ALİ  AKSARAYİ  (-) 

Karamanlı  Şeyh  Ali  Semerkandî  halifelerinden  Hayreddin  Efendi- 
den hilâfet  almıştır.  Eserlerinin  en  meşhuru  Şeyh-i  Ekber  hazretlerinin 
[Ankay-ı  Mağrib]  ismindeki  dakik  eserinin  şerhidir  ki  basılmamıştır. 
Kanunî  Sultan  Süleyman  Bağdat  seferine  gidişlerinde  bu  zat  ile  görüşe- 
rek hakkı  şâhanelerinde  hayır  duada  bulunmuşlardır.  Sonradan  Bursa'ya 
hicret  ederek  âhiret  yurduna  gittiler.  Başçı  İbrahim  Bey  Camiinin  kıble 
tarafında  defnedilmiştir.  [Güldeste-i  Riyazi  İrfan]  da  Lârendeli  olduk- 
ları yazılıdır. 

ABDÜLKERİM  EFENDİ 
922  =  1584 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  İbrahim  Gülşenî  halifelerinden  Edir- 
neli âşık  Musa  Efendiden  hilâfet  almış  arif  ve  şair  bir  zat  olup  Edirneli- 
dir. Telif  tarihi  963  H.  olan  [Hazerat-ı  Hams]  tertibi  üzere  bir  mevlid-i 
nebevi  manzumesi  vardır.  992  H.  de  memleketinde  vefat  etti. 

Manzumenin  matlamdan  : 

İlâhî  marifet  nurun  delil  et 
Sirâc-i  akla  kudretten  fitil  et 

Kulübün  kaîıbmı  ruşen  eyle 

Meânî  sırrı  ile  gülşen  eyle 

Halifelerinden  Lârendeli  Şani  İbrahim  Efendi  de  âriflerden  bir  zat 


(-)  Peçevî  tarihinin  birinci  cildinde  görülen  bir  ifade  aşağıdaki  şekilde 
yazılmıştır:  Şeyh-i  Ekber 'in  Ankay-ı  Mağrib  risalesini  şerh  edip  mühim  işaret- 
ler ve  gizli  rumuzlardan  sene  940  1533  H.  de  birinci  harfi  «Ayın»  olan  Şeyh 
ve  yine  birinci  harfi  «sin»  olan  Şamlı  Padişah  ile  evveli  «kaJ»  sonu  «he»  olan 
şehirdeki  Konya'da  mülâki  olalar  diye  sarih  bir  işaret  vardır. 


—  45  — 


olup  [Mir'âtü's-Sefa]  isminde  tasavvuftan  makbul  bir  eseri  vardır.  Be- 
yitlerinden: 

Kârbânı  Râh-ı  ıklîm-i  Fenanın  Şâniyâ 
Baş-ü  cân  terkin  urur  bir  kâfile  salâriz 

ABDÜLMECİD  İBNİ  ŞEYH  NASUH 
973  =  1565 

[Risaletü'l-Edviye  Fi't-Tarikati'l-Muhammediye]  ve  [Risale-i  âdabi- 
ye]  sahibi  Zeyniye  tarikatmm  büyüklerinden  Tosyalı  Şeyh  Nasuh  Efen- 
dinin oğludur.  Eserleri:  [Tezkire-i  Ulü'l-Elbâb],  [El-Havf-ü  Ve'l-Huzun], 
[El  -  Felâhve'l-Hüdâ],  [El  -  Fevzü'l-Azîm],  [Riyazü'n-Nasihin],  [Ravza- 
tü'l-Ezhar  ve  Cennetü'l-Esmar] .  Bir  de  manzum  kıyafetnamesi  vardır. 
Hepsi  de  basılmamıştır.  973  H.  de  Tosya'da  vefat  etti.  Nasuh  Efendi  Zey- 
niye tarikatının  piri  Zeyneddin  Hafi'nin  baş  halifelerinden  Bursa'da  ya- 
tan Abdüllâtif  Kutsî  halifesi  Taceddin  Efendiden  hilâfet  almıştır.  Bir  de 
temsile  taallûk  eden  âyetlerin  tefsirine  dair  bir  eseri  vardır  ki  kendi  el 
yazısiyle  yazma  nüshası  Şehid  Ali  Paşa  kütüphanesindedir.  Arifane  bir 
gazeli  : 

Gel  ey  talip  ko  esmayı  müsemmadan  haberdar  ol 

Sakın  olmıyasm  âmâ  muammadan  haberdar  ol 

Hicab-i  isimle  olma  müsemmadan  sakın  mahçup  ^ 

Gider  benlik  hicabını  bu  mânadan  haberdar  ol 

Ne  kim  var  iki  âlemde  vücut  haktır  cümle 

Bu  remzi  anla  ey  ârif  bu  imadan  haberdar  ol 

Fena  camiyle  nûş  eden  hemişe  nişnî  aşkın 

Bekâbezminde  şâd  olur  bu  sahbadan  haberdar  ol 

Girüp  pazar-ı  aşk  içre  bugün  derd-i  ilâhî  ol 

Virüp  nazı  niyaz  iste  bu  sevdadan  haberdar  ol 

Eğer  mecnun-i  aşk  isen  mecidî  hüsn-i  Leylâya 

Göz  ayırma  cemalinden  temaşadan  haberdar  ol 

Bir  de  manzum  Pend-i  Attar  şerhi  vardır.  Matlamdan  : 

Hamdü  bîhad  an  Hüdayı  paki  râ 
Anki  iman  dad  muştîhaki  râ 
Hamdü  bîhad  ana  kim  ol  müstean 
Virdi  iman  bir  avuç  hake  heman 

[Kenzü'l-Fevaid]  tasavvuf  ve  ahlâktan  bahseden  büyük  bir  ciltten 
ibaret  Arapça  bir  eser  olup  nüshası  Yahya  Efendi  kütüphanesinde  mev- 
cuttur. 


—  46  — 


ÖMER  İBNİ  HAMZA 

Zeyniye  tarikatının  şeyhlerinden  faziletli  bir  zat  olup  Edirnelidir. 
Adı  geçen  tarikatın  şeyhlerinden  Firecikli  Şeyh  Ali  îbni  Sinan  Efendi 
namına  yazılmış  [Enisü'l-Celis]  isminde  Arapça  ahlâk  ve  muhadarattan 
bahseden  bir  eseri  vardır  ki  telif  tarihi  986  =  1578  H.  dir.  Bu  eser  bas- 
tıranın hatâsı  neticesinde  1306  H.  de  îmam  Suyutiye  mal  edilerek  Mat- 
baay-ı  Âmirede  basılmıştır. 

ARİF  MUHAMMED  EFENDİ 
971  =  1563 

Zeyniye  tarikatının  büyüklerinden  bir  zat  olup  Denizlidendir.  İs- 
tanbul'da tahsilini  ve  sülûkünü  tamamladıktan  sonra  İzmit'e  yerleşmiş, 
tarikatın  yayılması  ve  eser  yazarak  hayatını  geçirmiştir.  [Ravzatü't- 
Tevhid]  isminde  Türkçe  manzum  tasavvufî  eserini  947  ===  1540  H.  de  ik- 
mal buyurdular.  İzmit'te  Orhan  Gazi  Camii  yukarısmdaki  mezarlıkta 
oğlu  Ahmed  Efendi  ile  beraber  medfundurlar.  971  H.  de  vefat  eden  Ah- 
med  Efendinin  de  [Nüzhetü'l-Muvahhidîn]  isminde  manzum  eseri  var- 
dır. [Ravzatü't-Tevhid]  den  : 

Ey  kadim  ve  hayyu  kayyum-ı  vahid 

Sensin  ol  hallâkı  eşya  bî  adet 

ABDÜRRAHİM  KARA  HİSARI  C)  AFYONKARAHİSARÎ 

Akşemseddin  hazretlerinin  baş  halifelerinden  olup  tasavvuf  ve  ah- 
lâk ilminden  bahseden  bir  mukaddime  iki  kısım,  bir  hatimeyi  ve  her  kı- 
sım on  babı  ihtiva  eden  Türkçe  [Münyetü'l-Ebrar  ve  Gunyetü'l-Ahbar] 
ile  865  =  1460  H.  de  ikmal  ettiği  manzum  [Vahdetname]  ve  manzum 
[Kaside-i  Râiye]  ismindeki  eserlerinden  ilmî  olgunluğu  anlaşılmaktadır. 


( 1 )  Necmeddin  Razi  ve  Necmeddin  Daye  isimleriyle  tanınan  zatın  eserle- 
rinin en  yükseği  olup  tasavvuf  ve  sülük  halleri  ve  nefis  terbiyesinden  bahseden 
(Mirsadü'l-İbad  Mine'l-Mebde-i  ve'l-Mead)  ismindeki  eserin  mütercimi  Sultan 
il  Murad  devri  fazilet  sahiplerinden  Kasım  İbni  Mahmut  Karahisarî  de  tasav- 
vuf âlimlerinden  bir  zattır.  Tercümenin  ismini  (İrşadül-Müridin  ile'l-Murad) 
koymuştur.  Sultan  I.  Mahnıud  devrinde  yaşayan  (Şifaü's-Südur  ve  Safaü'l-Ku- 
lüb)  yazarı  Şeyh  Mustafa  İbni  Murad  ile  (Usûl-i  Vusul-i  İlâhiye)  isminde 
1185  ^  1771  H.  de  bir  eser  yazan  Şeyh  Muhammed  Halveti  de  Karahisar'dan 
yetişen  şeyhlerdendir. 


—  47  — . 


Karahisarda  ismiyle  anılan  camiin  yanmda  medf undur.  Eserleri  matbu 
değildir.  [Münyetü'l-Ebrar]  İstanbul'un  fethi  senesinde  tamamlanmıştır. 
Beyitlerinden  : 

Gerçi  oldu  mevlidim  Karahisar 
Yüzüm  aket  kılma  beni  şeremsar 

Vahdetnamesinden  : 

Hamdeder  ol  zata  canı  pâk  olan 
Kim  hilâfet  buldu  andan  hâk  olan 

ALİ  DEDE  BOSNAVÎ 
1007  =  1598 

Halveti  âlimlerinden  bir  zat  olup  Bosnalıdır.  [Hülasatü'l-Eser]  de 
Nestarlı  olduğu  yazılmıştır.  Türbe  şeyhi  denmekle  meşhurdur.  Mürşidi- 
nin halveti  şeyhlerinden  Nureddinzade  olduğunu  ve  bir  müddet  Zigetvar 
kalesinde  Kanunî'nin  şehid  olduğu  yerde  yapılan  türbe  ve  dergâhta  bu- 
lunduğunu Muhadaratmda  hikâye  etmektedir.  Eserleri:  1001  H.  de  Mek- 
ke-i  Mükerremede  yazıp  muhtasar  olarak  [Esiletü'l-Hikem  ve  Havati- 
mü'l-Hikem]  ismini  verdiği  eseriyle  [Temkinü'l-Makam  fi  Mescidi'l-Ha- 
ram],  [Sebaiyat  fi'lfuruu],  [Mevakitü'l-Âhireh  ve'l-letaifü'l-fâhire], 
[Muhadaratü'l-evail  ve'l-evahir],  [Envarü'l-Meşarik],  [Risale-i  İntisari- 
ye],  [Terbiü'l-Meratip  Ve'l-Usûl  Li  Erbabi'l-Mevsul] 'dur.  Satırcı  Meh- 
med  Paşanın  dâveti  üzerine  Varat  seferine  giderek  dönüşünde  «Tamam-ı 
Vuslet»  terkibinin  delâleti  olan  1007  H.  de  vefat  etti.  Zigetvar  yakınında 
[Solnak]  da  defnedilmiştir. 

Zikredilen  eserlerinden  [E'siletü'l-Hikem]  tasavvuf,  akaid  v.s.  den 
bahsetmekte  olup  Arapça  360  sualden  mürekkeptir.  [Havtimü'l-Hikem] 
ismiyle  de  tanınmıştır.  [E'sile]nin  büyük  kısmı  istifadeyi  muciptir. 
1314  H.  de  Mısır'da  basılmıştır.  Kenarında  9  ciltlik  [Ruhu'l-Meânî]  tef- 
sirinin sahibi  Bağdat  Müftüsü  Mahmud  Alûsi'nin  [Ecvibetü'l-Irakiyye 
Ala  E'sileti'l-İbraniyejsi  vardır. 

Muhadaratü'l-Evail  Ve'l-Evahir:  İmam  Süyûtî'nin  evveliyatı  tar- 
zında ekseriyeti  itibariyle  tarihle  alâkalı  Arapça  bir  eserdir.  Bu  da  Mı- 
sır'da basılmıştır.  Bazı  sözleri  zayıf  olmakla  beraber  ekseri  maddeleri 
tarih  ve  muhadaratla  meşgul  kimselere  istifade  vericidir. 

Risale-i  întisariye:  Osmanlı  hanedanının  faziletleriyle  saltanatları- 
nın bekasına  dair  bir  ümmetin  büyüklerinin  ve  keşif  sahiplerinin  bu 
baptaki  ifade  ve  nakillerini  toplayan  faydalı  ve  muhtasar  Arapça  bir 
eserdir.  Bu  âcizin  kütüphanesinde  mahfuz  olan  bu  risale  basılmamıştır. 


—  48  — 


Temkinü'l-Makam  Fi  Mescidi'l-Haram:  Sultan  III.  Murad  tarafın- 
dan 1001  H.  de  Makam-ı  îbrahimin  yenilenmesine  memur  olduğu  vakit 
yazmıştır.  Dört  rükün  bir  hatime  üzerine  tertiplenmiş  olup  1  —  Bu  ma- 
kamda nüzûl  eden  âyetlerden.  2  —  Bu  makamda  kılman  namazın  fazi- 
letinden. 3  —  Bu  makamın  sırlarından.  4  —  Makamların  evvellerinden 
ve  bir  hatimeden  ibarettir. 

Terbi  :  Bunun  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  vardır. 

ALİ  ÇELEBİ  İBNİ  HÜSREV  İZNİKl 

Çeşitli  ilimlere  vakıf  ârif  bir  zat  olup  meşhur  Şeyh  Edebâlî  neslin- 
den Vahyîzadenin  akrabalarmdandır. 

Başlangıçta  babasından  boşalan  Zeamet  memurluğuna  girip  Bel- 
grat ve  çevresindeki  seferlerde  bulunduktan  sonra  doğduğu  yere  döne- 
rek yeniden  tahsile  başladı.  Ve  Sultan  III.  Mehmed  Han  zamanında  İs- 
tanbul'a gelerek  Sütlüce'de  ikamet  etti.  Devrinde  olan  ilimler;  husu- 
siyle tefsir  ilmi,  tasavvuf  ve  kelâm  ile  garip  ve  hikmet  ilimlerinde  ve 
kimyadaki  kuvvetli  bilgisini  bu  fenlerdeki  müteaddit  eserleriyle  isbat 
ettiğinden  ulema  arasında  «Müellif-i  Cedit»  şöhretiyle  tanınmıştı 
Bayramı  Melâmilerinin  ulu  şeyhlerinden  İdris-i  Muhtefi  şöhreti  ile 
namı  Turhallı  Hoca  Ale'r-Rûmi'den  hilâfet  almış  olduğu  Mustakimza- 
de  merhumun  Bayramî  Melâmilerine  ait  menkıbelerinde  yazılıdır. 
«Men  ez'afe'l-halikate  ilâ  ekmeli't-tarikati»  ibaresiyle  başlıyan  Hak  yo- 
luna gitmek  isteklerine  dair  Aziz  Mahmud  Hüdai  hazretlerine  takdim 
ettikleri  mektubunun  iyi  karşılandığına  delâlet  eden  «Men  ezafel  fuka- 
ra» fıkrasiyle  başlıyan  cevabî  yazıdan  çıkan  mânaya  göre  Celvetî  tari- 
katına da  müntesip  oldukları  anlaşılmaktadır.  1108  H.  de  âhiret  âlemi- 
ne sefer  edip  Hz.  Halid  (R.A.)  Türbe-i  Şerifleri  harimine  defnolundular. 

Müteaddit  eserlerinden  başlıcaları  şunlardır  :  (^) 

1  —  Cevahiru'l-Esrar 

2  —  Semeretü'l-îrşad 

3  —  Dürerü'l-Envar  Fi  Esrari'l-Ehcar 

4  —  Ed-dürretü'l-Beyza  Fi'l-İksiri'l-Ahmer 

5  —  Mukaddimetü'l- Vasıl 

6  —  Divanü'l-Hikmet  (Manzum) 

7  —  Keşfü'l-Esrar  ve  Hetkü'l-Estar 

8  —  Essirrü'r-Rabbanî  Fil  Cismanî  Ve'r-Ruhânî 


(1)  Bu  âciz  müellifin  elinde  mahfuz  olan  (Dürerü'l-Envar  Fî  Esrari'l-Ahcar) 
ismindeki  eserinin  nihayetinden  alındı. 


—  49  — 


9  —  Tavaliu'l-Büdûr  Fi  Şerhi'ş-Şuzûr 

10  —  Dürretü'l-Gavvas  Fi  Esrari'l-Havas 

11  —  Tervihu'l-Ervah  Fi  Esrari'l-Miftah 

12  —  Risale-i  Kaza  ve  Kader 

13  —  Mefatihu'l-Künûz  Fi  Halli'r-Rumûz 

14  —  Envarü't-Terkip 

15  —  Ellevayıh  Fi  Esrari'l-Hurufi'l-Fevatih 

(Müellif  bu  eserinde  hal  tercümesini  yazdığını  [Dürerü'l-Envar]  ın- 
da  da  hikâye  etmektedir. 

16  —  El-Müntehab  Fî  Sınaati'z-Zehep 

17  —  Şerh-i  Kaside-e  Sâlûkiye 

18  —  Divan-i  İksir 

19  —  Mecmuay-ı  Mücerrebat 

20  —  Miftahü'l-Hikmet 

21  —  Hacer-i  Selâse 

22  —  Aşretü  Ebvab 

23  —  El-Misbahu  Fî  İlm-i  Esrari'l-Miftah 

24  —  Kitab-ı  Dekayıkı'l-Mizan  Fî  Mekadiri'l-Evzan 

25  —  Kitab-ı  Envar-ü'd-Dürer  Fî  İbahi'l-Hacer 

26  —  Kitab-ı  Levhi  Zehebi'l-Esrar  Fî  Mearifi'l-Ahcar 

27  —  Kitabü'l-Müntehab  fi'l-İksîr 

28  —  Dürretü'd-Dürer  ve  Tuhfetü'l-Gurer 

Bir  numaralı  [Cevahiru'l-Esrar]  ile  20  numaradan  aşağısını  ihtiva 
eden  beş  eserini  toplayan  bir  mecmuası  Üsküdar'da  Atlama  taşında  Se- 
limağa  kütüphanesinde,  birkaç  tanesi  de  umumî  kütüphanede  Carullah 
Veliyyüddin  Efendi  kitapları  arasında  ve  [Keşfü'l-Esrar  ve  Hetkü'l-Es- 
tar]  ismindeki  tefsirinin  bir  nüshası  Revan  Odası  kütüphanesinde  vardır. 

ALEMÎ  DEDE 
1020  =  1611 

Mevlevi  âlim  ve  şairlerinden  olup  Bağdatlıdır.  Bağdat  ve  İstanbul'da 
tahsilini  tamamladıktan  sonra  bir  müddet  kadı  nâipliği  ile  seyahat  ederek 
Şam'da  Dalî  Dedeye  intisap  etti.  Şeyhinin  vefatında  yerine  geçti.  Sülû- 
kü  sırasında  Ruhi,  Samtî,  Ünsî  ile  seyahatleri  vardır.  1020  H.  de  Şam'da 
vefat  etti.  [Mürettep  Dîvanı]  ile  [Cerize-i  Mesneviye  şerhi],  [Futühat] 
ve  [Füsun]  un  bazı  noktalarının  şerhine  dair  [Talikat]ı  ve  sair  risaleleri 
mevcuttur.  Beyitlerinden  : 

«Alemiyâ»  ayn-ı  kemâl  ile  kemâl-i  kâmil 
Her  nefes  vasıl  eder  arife  ruhanî  kuvvet 

F.  :  4 


—  50  — 


ADLİ  HASAN  EFENDİ 
1026  =:  1617 

Sümbüliye  tarikatının  şeyhlerinden  bir  zat  olup  İştiplidir.  Sülûku- 
nu  ikmal  ettikten  sonra  Sümbülî  Dergâhı  şeyhliğinde  bulundular.  Vefatı 
«Riza-i  Pak»  ve  «Mübeşşirül  Cennet»  terkiplerinin  delâlet  ettiği  1026  H. 
de,  kabri  adı  geçen  dergâhtadır.  Telif  tarihi  (Risale-i  Âhirkâr)  terkibi 
olan  [Menzum  Tergîbât]  ile  [Mürettep  Divan]  gibi  basılmamış  eserleri 
vardır.  Ârifâne  ilâhîlerinden  : 

Levh-i  dilden  okuyan  ilm-i  ilâhîden  sebak 
Zerrece  yadında  kalmaz  mahvolup  hep  mâsebak 
Nur-u  Hak  kalbin  münevver  eylesin  dirsen  dilâ 
Ateş-i  Tevhid  ile  gel  masivay-ı  oda  yak 

ABDÜL  MECİD  SİVASÎ 
1049  =:  1639 

Halveti  büyüklerinden  ve  amcası  Şeyh  Şemsettin  Sivasî  halifelerin- 
den olup  hal  tercemesi  ulema  faslında  zikredilen  Muharrem  Efendinin 
oğludur.  Sultan  III.  Mehmed  Han'ın  dâveti  üzerine  İstanbul'a  gelip  vaaz 
ve  talebelerin  irşadı  ile  meşgul  oldular.  [Bin  kırk  dokuzda  aldı  uçmakta 
mekân]  mısraınm  delâleti  olan  1049  H.  de  vefat  ederek  Eyüp  yakınında 
Nişancıdaki  dergâha  defnolundular.  Şiirlerinde  «Şeyhî»  mahlasını  kul- 
lanırlardı. Eserleri  basılmamış  oup  [Şerh-i  Mesnevi],  [Lezâizü'l-Âsar  ve 
Letaifü'l-Ezhar],  [Şerhu  Alâ  Kaside-i  Mimiyye  Li  Mevlânâ  Celâleddinı 
Rûmî],  [Maskalu'l-Kulûb],  [Fezailü  Salati'n-Nebî] ,  [Dürerü'l-Akaid], 
[Mürettep  Divan-ı  İlâhiyat],  [Şerh-u  Cezireti'l-Mesnevi],  [Umdetü'I- 
Müsteiddin  fi's-Sarf],  [Mekasidi  Ayniyye  (^)  ve  Mesaidi  Ervahi  Tayyi- 
be  ve  Ayniyye] ,  [Kahrü's-Sûs  Fî  Elcami'n-Nüfus] ,  [Meyadinü'l-Fürsan  - 
Kavaid-i  Farsiyye],  [Tefsir-i  Fatiha]  vesaire,  gibi  20  den  fazladır. 

ABDÜL  KERİM  VARDARÎ 

Fazilet  sahibi  şeyhlerden  bir  zat  olup  Vardar  Yenicesindendir.  Eser- 
leri: [Tefsir-i  Fatiha],  [Tefsir-i  Ayet-i  Kale  Aleykes  Selâm],  [Tefsir-i 
Ayet-i  Makane  Alennebiyyi  min  Harec],  [Şerhu  Kema  Salleyte  Alâ  İb- 
rahim] den  ibarettir.  îlk  eserini  1071  =  1660  H.  de  yazmıştır. 

(1)  Bu  yüksek  eser  hal  tercemesi  «Y»  harfinde  yazıh  Şeyh  Yar  Ali  İtoni  Si- 
yavuş  Divriği'nin  (Kitabü'l-Mekasidün-Naciye  Fi'1-Meıbde-i  ve'l-Meaşi  ve'l-Me- 
âd)ının  Türkçe  şerhi  olup  1038  =  1628  H.  de  ikmal  edilmiştir,  ki  bir  nüshası 
Halis  Efendi  kütüphanesinde  vardır. 


—  51  — 


ABDÜL-EHAD  NURİ  EFENDİ 
1061  =  1650 

Halveti  şeyhleri  arasında  fazilet  ve  irfanı  ile  şöhret  kazanmış  zat- 
lardan olup  Sivaslıdır.  îlk  ilimleri  tahsile  başladığı  esnada  dayısı  mual- 
lim ve  mürşidi  olan  Şeyh  Abdülmecit  Sivasî  hazretleri  Sultan  III.  Meh- 
med  Han  tarafından  dâvet  olunması  üzerine  İstanbul'a  gittiğinde  bera- 
berinde götürdüğünden  tahsil  ve  feyzini  İstanbul'da  tamamladılar. 

Zâhirî  ve  batmî  ilimlerden  icazet  almağa  muvaffak  olarak  irşad  va- 
zifesiyle Midilliye  gitmiş,  bir  müddet  ilim  ve  tarikatının  yayılmasiyle 
meşgul  olduktan  sonra  1023  =  1614  H.  de  İtanbul'a  celbedilerek  Meh- 
med  Ağa  tekkesi  şeyhliğine  tâyin  buyuruldular.  Biraz  sonra  yâni  1041  = 
1631  H.  de  Fatih  Sultan  Mehmed  Han  ve  1051  =  1641  H.  de  Sultan  İkinci 
Beyazıt  Han  hazretlerinin  camilerine,  bundan  sonra  da  Ayasofya  Camii 
Şerifine  vaiz  tâyin  olundular.  İşte  bu  suretle  vaaz,  irşad  ve  eser  yazmak- 
la meşgul  iken  «Eşşeyh  Abdül  Ehad»  terkibiyle  şairlerden  Feyzi  Efendi- 
nin «Gitti  Cennete  Abdül  Ehad»  ve  halifelerinden  Şeyh  Nazmi  Efendi- 
nin «Abdül  Ehad  Efendi  olsun  mukim-i  Cennet»  mısralarınm  delâleti 
olan  1061  =  1650  H.  de  vefat  ederek  Eyüp  Nişancasıîıda  mürşidi  Abdül 
Mecit  Sivasî  hazretlerinin  türbeleri  karşısına  defnedildiler. 

Tasavvuf  ilmiyle  rüya  tâbirindeki  mürşidane  kudreti  herkes  tara- 
fından teslim  olunmuştu.  Üç  nesle  kadar  yüksek  nesep  silsilesi  Şeyh  Ev- 
hadüddin  Abdü'l-Ehadü'n-Nûrî  İbni  Muslihuddîn  Mustafa  Safayi  İbni  İs- 
mail İbni  Ebi'l-Berekât  olmak  üzere  zaptedilmiştir  ki  bunlardan  pederi 
olan  Safayi  Efendi  kadılar  sınıfından  ve  Abdü'l-Mecid  Sivasî'nin  yüksek 
ceddi  Ebü'l-Berekâtm  kızının  oğlu  ve  Mülteka  şarihlerinden  Sivas  Müf- 
tüsü İsmail  Efendinin  oğludur.  Validesi  de  Ebü'l-Berekâtm  oğlu  Muhar- 
rem Efendinin  kızıdır. 

Yazmış  olduğu  arifane  eserlerinin  başlıcaları : 

1  —  Şerhu  Erbeîniyat 

2  —  Riyazü'l-Ezkâr 

3  —  Te'dibü'l-Mütemerridin  Fî  İsmai'l-Ebeveyn 

4  —  Risaletün  Fi  Hayati'l-Hızır  ve  İlyas 

5  —  Risaletün  fi  Tevfikı  Tearuzü'l-Âyat 

6  —  Risaletün  Meretü'l-Vücudî  Fil  Meratibi'l-Külliyeti  ve'l-Hazerat 

7  —  Risaletün  Fi  Nefi  Mesai'l-Ahya-i  Lil-Emvat 

8  —  Risaletün  Fi  Cevazi  Edai'n-Nevafih  Bi'l-Cemaati 

9  —  Risaletün  Fi  Şeraiti  Îsticabetü'd-Duai 

10  —  Risaletün  Fi  Muhabbetil  Abdi  Lirabbihi 


^  52 


11  —  Risaletün  Fi  Hakikati  Leyleti'l-Kadr 

12  —  Risaletün  Fi  Şuruti  Talebi'l-İlmi'n-Nafii 

13  —  Risaletün  Fi  İsbati'ş-Şuuri  li  Ehli'l-Kubûri 

14  _  Risaletün  Fi  Subutî  Tayyil  Mekâni  Li  Evliyai'l-Ümmeti 

15  —  Risaletün  Fi  Cevazi  Devrani  Sofiyye  Fi'l-Lugati't-Türkiyye 

16  —  Risaletü  Ma  Arefnake 

17  —  Şerhu  Kelimat-ı  Kümmeyl  İbni  Ziyad 

18  —  Meratib-i  Marifeti'r-Rahman 

19  —  Risaletü'l-İtriye 

20  —  Înkazü't-Talibîn 

21  —  îsbatü'1-îlmi  ve'ş-şuur 

22  —  Huccetü'l-Vedad 

23  —  El  -  Adlü  Ve'l-Aksatü  Beyne't-Tefriti  Ve'l-İfrat 

24  —  Kassamü'l-Mübtediin 

25  —  Dürer-i  Nûrî 

26  —  Risaletü't-Tac 

27  —  İsbatü'l-Vacip  Fi  Mahiyeti'l-Vücud 

28  —  Mir'ati'l-Vücud  Ve  Mirkatü'ş-şuhud 

Ârifano  gazellerinden  : 

Küntü  kenzin  sırrıdır  dünya  ve  ukbadan  garez 
Ona  mektephanedir  bu  çarhı  minadan  garez 
Enfüs  ve  afaki  rüyetle  kemale  arif  ol 
Marifettir  çünki  mahlûkatı  peydadan  garez 
Bir  muammadır  bu  âlem  fehmeden  ariflere 
İsmi  Azam  sırrıdır  çün  ol  muammadan  garez 
Sofiya  esmada  kalma  gel  müsemma  dersin  al 
Bil  müsemmadır  gözüm  talimi  esmadan  garez 
Ko  mebadi  şuğlünü  sen  maksadı  Aksayı  gör 
Çün  netayiçdir  kamu  sura  ve  kübradan  garez 
Katresinden  nice  umman  gizlidir  dil  bahrinin 
Hasılıdır  hakikattir  o  deryadan  garez 
«Nûrî  yâ»  hiç  gayri  matleb  kalmadı  âşıklara 
Hak  cemalidir  hemin  Cennat-ı  Ukbadan  garez 


—  53  — 


ADNİ  RECEP  DEDE 
1100  =  1688 

Mevlevi  şair  ve  ariflerinden  olup  Sirozludur.  Neşatî  ve  Ağazade  gi- 
bi büyüklerden  feyz  almıştır.  1100  H.  de  şeyhi  buunduğu  Belgrat  (M 
Mevlevihanesinde  âhirete  intikal  etti.  Eserleri:  [Mesnevi  Şerif] ten  seçil- 
miş birçok  beyitleri  —  Her  beytini  beş  beyit  ile  tefsir  suretiyle  şerh  et- 
miş, birçok  manevî  esrar  ve  incelikleri  açıklayan  [Nihal-i  Tecelli]  ile 
[Kaside-i  Örfi  şerhi]  ve  [Mürettep  Arifane  Divan]  larmdan  ibarettir  ki 
basılmamıştır.  Beyitlerinden  : 

Şah  olmak  isteyen  gam  ile  müptelâ  olmak  gerek 
Alemde  saltanat  talep  eden  geda  gerek 

Ah  ettikçe  çuşa  gelir  gözlerim  yâşı 
Derya  temevvüç  etmeğe  elbet  heva  gerek 

AYN-I  EKBER  MUHAMMED  EFENDİ 
1135  =  1722 

Halveti  tarikatından  ârif  ve  fazıl  bir  zat  olup  Eskişehirlidir.  Hal  ter- 
cemesi  ileride  j^azılı  Niyazi  Hz.  lerinden  hilâfet  almıştır.  [Şamail-i  Şe- 
rif] i  Türkçe  nazmetti.  Mürşidinin  [Kaside-i  Bür'e  tesbii]  ni  de 
[Fevaid-i  Zümrüdiyye]  ismiyle  şerh  etmiştir  ki  kendi  el  ya- 
zısiyle  yazma  nüshası  Sultan  İkinci  Beyazıt  Camii  Şerifi  yanındaki 
Şeyhülislâm  Tâlik-hat-üstadı  Veliyyüddin  Efendi  kütüphanesindedir.  Her 
ikisi  de  basılmamıştır.  Vefatı  1135  H.  dedir.  Bursa'da  Emir  Sultan  Ca- 
miinin  Azapkapısı  denilen  çark  tarafındaki  kapısı  haricinde  defnedilmiş 
olduğu  [Gülzar-ı  İrfan]  da  yazılıdır.  [Hadikatü'l-Cevami]de  Eyüp'de  Yah- 
ya Efendi  dergâhında  defneilmiş  olduğu  yazılmışsa  da  vesikalı  değildir. 


(1)  Tasavvuf  ve  kelâm  ilminden  bahseden  (Terşihat)  ismindeki  basılma- 
mış makbul  eserin  sahibi  olan  ve  «Vasılı  Rahmet  Rabbe»  terkibinin  delâleti 
bulunan  984  =  1576  H.  de  vefat  eden  Nakşibendi  âriflerinden  Nasuhi  Çelebi 
Belgrat'tan  yetişen  faziletli  kimselerdendir.  (Terşihat)  m  yazıhş  tarihi  957  ™ 
1550  H,  olup  bir  nüshası  Es'ad  Efendi  kütüphanesinde  vardır, 


—  54  — 


ACİZÎ  SÜLEYMAN  EFENDİ 
1151  =  1738 

Sadi  tarikatından  (')  «Aciziye»  ismiyle  tannımış  olan  şubenin  kuru- 
cusu bir  zat  olup  aslen  İşkodralıdır.  Resmî  ilimleri  İstanbul'da  ikmalden 
sonra  tasavvuf  mesleğine  iltica  ederek  Perzerin'de  yerleşti.  Vefatı  1151  H. 
tarihlerindedir.  Büyük  kısmı  Türkçe  ve  geri  kalanı  Arapça  ve  Farsça  ol- 
mak üzere  basılmamış  [Dîvanı]  olduğu  gibi  bazı  risalelerinin  de  bulun- 
duğu rivayet  edilmektedir.  Üsküdarda  Atik  Valide  kütüphanesinde  ah- 
lâk ve  tasavvuftan  bahseden  manzum  bir  eseri  vardır.  Bu  şubeden  olan 
dervişler  Edhemî  «Dört  terkili»  ırakiye  giyerler.  Arifane  şiirlerinden: 

Hakikat  bag-ı  ibrette  uli'l-Ebsar  hikmettir. 
Gül-i  nazikleri  nasut  ider  insan  olur  peyda 

ABDÜLKERİM  CELVETÎ 
1061  =  1688 

Celvetî  tarikatının  şeyhlerinden  fazilet  ve  irfan  sahibi  bir  zat  olup 
İstanbulludur.  Pederi;  İstanbul'da  tahsilini  ikmali  müteakip,  büyük  muta- 
savvıf Aziz  Mahmut  Hüdai  hazretlerinin  halifeliğine  erişen  ve  Şehzade 
Camii  Şerifi  kürsü  şeyhliğine  tâyin  olunup  «Vasl-ı  Rahmana  sefer  kıldı 
veliyy-i  kâmil»  mısraınm  delâlet  ettiği  1061  H.  de  vefat  ile  Karacaahmet 
türbesi  yakınma  defnedilen  Karahisar-ı  Şarkîli  Şeyh  Veliyyiddin  Efen- 
didir. Abdü'l-Kerim  Efendi  resmî  ilimleri  pederi  ile  zamanının  fazilet 
sahiplerinden,  tasavvuf  ilmini  sadece  pederinden  tahsil  ettikten  sonra 
Lâleli  yakınında  Ahmedağa  Camii  Şerifi  vaizliğinde  bulunarak  halkın 
irşadı  ve  eser  yazmakla  vakit  geçirdi.  1100  =  1688  H.  de  vefat  ederek 
pederinin  yanma  defnedildi.  Kendi  el  yazısiyle  yazılı  olan  eserlerinin 
büyük  kısmı  umumî  kütüphanede  mevcuttur.  Küçük  kardeşi  Abdü'l- 
Vahhab  Efendi  de  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  eserlerinden  [Ebi'l- 
Ferah  İbni  Cevzijnin  [Zemmi'l-Heva]  ismindeki  eserini  kısaltma  sure- 
tiyle meydana  getirdiği  eseri  umumî  kütüphanede  vardır. 

Abdülkerim  Efendinin  eserleri  : 

1  —  Tefsir-i  Sûre-i  Yusuf 

2  —  Zübdetü'l-Ahbar  ve'l-Âsar 

3  —  Müzilü'l-İştibah  An  Esmai's-Sahabeti  vet  Tabiin  ver  Revah 

(1)  Tarikatın  kurucusu  Sadeddin  Cebavî  hazretlerinin  vefatı  «Kemal-i  Nuri 
Sadeddin»  terkibinin  delâleti  olan  700  =  1300  H.  de,  mütoarek  kabri  Havranda 
Cebe  köyündedir. 


4  —  Tebyinü'l-Kelâmi  fi'l-Kıyami  ve's-Siyami 

5  —  Camiü'l-Ehadisi'l-Envariye  fi'1-Ahbari'lMustafaviye 

6  —  Hadis-i  Erbain  Fi  Fezail-i  Zikrillâh 

7  _  El  -  Mearici'l-Vusûliyye  İlâ  âyi'l-Kur'aniyye 

8  —  Hadis-i  Erbain  Fi  Fezaili's-Salati  Ale'n-Nebiyyi 

9  —  Risaletün  Fi  Hakkı  Devran-ı  Sofiyye 

10  —  Mecmeu'l-Fevaid  ve  Madenü'l-Feraid  Fi  Hakkı  Selâti  Şerife 

11  —  Tanvirü's-Salikin  ve  Tergibü't-Talibin 

12  —  Mecalis-i  Va'ziye 

Bu  eserlerden  başka  mütalâa  ettiği  çeşitli  kitapların  kenarlarında 
muhakkikane  [talikatı]  da  görülmektedir. 

ALİ  İBNİ  ŞABAN  AKSARAY! 
1111  =  1699 

Şeyhlerin  faziletlilerinden  bir  zat  olup  İstanbul'da  vaaz  irşadla  ha- 
yatını geçirmiştir.  1111  H.  de  vefat  ederek  Topkapı  haricinde  Kadı  zade 
Şeyh  Mehmed  Efendi  civarında  defnedildi.  Eserleri: 

[Şerh-u  Hikmetü'l-Aynı] ,  [Haşiye  Alâ  Kavh  Ahmed  Li'l-Fenari] , 
[Tefsir-u  KavUhi  Teâlâ:  Veş  Şemsü  Tecri...]  ile  müteaddit  risalelerden 
ibaret  olup  hepsi  de  basılmamıştır. 

ALÎ  İBNİ  İBRAHİM  DAĞISTAN! 
1116  .=  1704 

Nakşibendî  tarikatının  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Dağistanm 
Berküşat  kasabasmdandır.  Memleketinde  tahsil  ve  sülûkünü  tamamla- 
dıktan sonra  Medine-i  Münevverede  yerleşip  Peygamber  Efendimize 
komşu  olarak  1116  H.  de  vefat  etti.  Mürşidi  Seyyid  Muhammed  Ermevî- 
dir.  Eserleri  basılmamıştır.  Bir  nüshası  Enderunda  Sultan  HI.  Ahmed 
kütüphanesinde  mevcut  olan  [Kevakibu's-Saâdet]  ismindeki  eserinde 
on  adet  kitabı  olduğu  zikredilmiştir.  Bunlardan  bazıları  aşağıdadır: 

[Mühimmatü'l-Maarif],  [Delilü'z-Zairin  ve  Enisü'l-Dücavirin] ,  «Hü- 
lâsatü't-Tevarih] ,  [Camiül  Menasik],  [Aksa'l-Metalip],  [Meşariu'l-birri 
ve'l-İhsani  fi  Menakib-i  Âli  Osman] 


—  56  — 


ABDÜLHAY  EFENDİ 
1117  =  1705 

Celvetî  şeyhlerinin  ulularından  Edirnede  yatan  Saçlı  ibrahim  Efen- 
dinin oğlu  olup  Selâmi  Ali  Efendinin  ikinci  defa  şeyhliğinden  sonra  Aziz 
Mahmut  Hüdai  Efendi  tekkesinin  makamına  geçti.  «Kıla  Abdülhay  sa- 
na Hak  rahmeti»  mısramm  delâlet  ettiği  1117  H.  de  vefat  ederek  Hüdai 
hazretlerinin  dergâhı  civarında  Halil  Paşa  türbesinde  Halil  Paşazade 
Mahmut  Beyin  yanma  defnedildi.  Divançe  teşkil  edecek  kadar  ilâhiyatı, 
Hacı  Bayram  Velî'nin  «Çalabım  bir  şar  yaratmış  iki  cihan  arasında» 
matla'lı  yüksek  nutuklarına  ve  Hüdai  Hazretlerinin  «İsteyen  yârin  hâk 
ider  vârm»  matla'lı  ilâhilerine  dair  kaleme  aldığı  şerhleri  vardır.  [îmam 
Busayri'nin  Kaside-i  Bür'e]sini  de  manzum  olarak  tercüme  etmiştir  ki 
bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  mevcuttur.  Bir  de  Sure-i  Fe- 
tih tefsirine  dair  Arapça  [Fethu'l-Beyan  Li  Husuli'n-Nasri  Ve'l-Fethi 
Ve'l-Eman]  isminde  bir  eseri  vardır  ki  Beşirağa  kütüphanesinde  mev- 
cuttur. Torunu  Muhammed  Nesim  Efendi  de  ilim  ve  irfan  sahiplerinden 
bir  zattır.  Esat  Efendi  kütüphanesindeki  bir  mecmuada  Şeyh  Verdî  is- 
minde bir  zatın  nutkuna  şerhi  vardır. 

Hû  redifli  arifane  gazellerinden  : 

Cilvegâh-ı  sinede  devran  eder  efkâr  Hû 
Tür-i  dilden  müncelîdir  Şule-i  Envar  Hû 

AHMED  SARBAN 
952  =  1545 

Bayramı  tarikatının  Melâmiye  şubesine  mensup  yüksek  bir  zattır. 
Kanuni  Sultan  Süleyman'ın  Irak  seferinde  Sarbanbaşılık  hizmetinde 
bulunmuşlardı.  Dönüşünde  Pir  Ali  Hazretlerinden  feyz  alarak  Hayra- 
bolu'da inzivaya  çekildi.  Vefatı  952  H.  tarihinde  olup  kendi  adıyla  anı- 
lan dergâhta  gömülüdür.  Müridlerinden  bazılarına  gönderdikleri  mek- 
tuplarıyla mürettep  divanları  olup  şiir  ve  ilâhilerinde  kâh  (Ahmedî), 
kâh  (Kaygusuz)  takma  adını  kullanırlardı.  Divanlarının  bir  nüshası  Üs- 
küdar'da SeHmağa  kütüphanesinde  vardır.  İlâhilerinin  bir  haylisi  Müs- 
takîmzadenin  «Ahval-i  Melâmiyye-i  Bayramiyye»  risalesinde  çıkmıştır. 
Aşıkâne  şiirlerinden  : 

Pertev-i  nur-i  Hüdâsm  gönlünün  bil  kadrini 
Mazhar-ı  zat  ve  sıfatla  rahmet-i  Rahmanı  gör 

Bir  nüshası  Nuruosmaniye'de  mevcud  (Tarifat-ı  Seyyid)  tarzında 
(Tahlîlat-ı  Kübrâ)  ismindeki  eserin  müellifi  Şeyh  Hamza  ibni  Ali  de 
Hayrabolu'da  yetişen  faziletli  şeyhlerdendir. 


—  57  — 


BEYAZID-I  RUMÎ 
900  =  1494 

Fazilet  sahiplerinden  hal  tercemesi  ilerde  yazılı  Cemal  Halveti'nin 
halifelerindendir.  900  küsur  H.  tarihinde  Edirne'de  vefat  ederek  Kıyık 
kabristanında  defnedilmiştir. 

Eserleri:  Şerh-i  Fususül-Hikem,  Şerh-i  Nusus,  Tefsirül-Fatiha 
el-Müsemma  bisicli-cili'l  Ervah,  Turû  Sinâ,  Beyan'ül-Esrar  li'l  Ahrar  fi 
bivâdi'l-Meliki'l-Cebbari'l-Gaffar  ile  Sırr-ı  Cânân  ismindeki  Türkçe  men- 
zumesinden  ibarettir  ki,  hepsi  de  basılmamıştır.  Halifelerinden  Muhyi 
isimli  zatın  946  H.  de  yazılmış  (Devairü'l-Maarif)  isminde  bir  eseri  ta- 
rafımdan görülmüştür.  Arifane  şiirlerinden  : 

Arzuy-i  yâr  zahir  ve  muzhir  yek  îst  lîk 
Ber  hükm-i  akıl  in  diğer  amede 

Molla  CAMİ 

Kendi  hüsnün  hublar  şeklinde  peyda  eyledi 
Çeşm-i  âşıktan  anı  döndü  temaşa  eyledi 

BABA  NİMETULLAH  MAHMUD  (^) 
902  =  1496 

Nakşibendi  ariflerinden  (-)  ve  ulemanın  büyüklerinden  bir  zat  olup 
Kafkasya'ya  bağı  Nahcıvan  kasabasmdandır.  Maddî  ve  manevî  tahsilini 
tamamladıktan  sonra  Anadolu'ya  gelerek  Akşehir'de  yerleşmiştir.  Ve- 
fatı 902  H.  tarihindedir.  Kabri  adı  geçen  kasabanın  dışındadır.  Hiçbir 
tefsire  müracaat  etmeksizin  yazdıkları  (Fevatihü'l-İlâhiyye  vel-mefa- 
tihü'l-Gaybiyye)  ismindeki  tefsiri  gerçekten  istifadeye  şayan  kıymetli 
bir  eser  olup  en  güzel  bir  tarzda  «Tevilât-ı  Necmiyye»  vâdisindedir  ki, 
2  cilt  üzerine  basılmıştır.  (■'')•  (Gülşen-i  Râz)  a  da  Farsça  mufassal  bir 

(1)  929  H.  ^  1522  İstanbul'da  vefat  ederek  Edirnekapı  haricindeki  Emir 
Buharî  zaviyesine  defnedilen  Nakşibendi  şeyhlerinden  Farsça  lûgatm  sahibi 
Sofyalı  Nimetullah  Efendi  de  irfan  sahibi  mümtaz  bir  zattır.  1060  H.  =  1650'de 
vefat  ederek  Pınarbaşı  kabristanına  defnolunan  değerli  şairlerden  Bursalı 
Seyyid  Nimeti  Çillî'nin  de  Farsça  bir  lûıgat  yazdığını  (Gülbeste-i  Riyaz-ı  İrfan) 
haber  vermiştir. 

(-)  Tarikatın  kurucusu  Şah-ı  Nkşibend'in  doğum  tarihi  (Pir-i  Nakşibendi 
olup  (Kasr-ı  Ârifân)  terkibi  de  vefatını  beyan  eder.  Türbesi  Buhara  yakının- 
daki Kasr-ı  Arifandadır. 

(•'')  Gülşen-i  Râz,  720  H.  =  1320'de  vefat  eden  Şeyh  Mahmud  Şebüsteri'nin 
Mesnevi  tarzındaki  manzumeleridir  ki  Gülşenî  şeyhlerinden  Şeyh  Mahmud 
Alevî  tarafından  (Gam-ı  Dil  Nuvas)  ismiyle  terceme  ve  şerh  olunmuştur. 


—  58  — 


şerh  yazmışlardırki,  bir  nüshası  İstanbul  kütüphanelerinin  bazıları  ile 
Bursa'cla  înebey  kütüphanesinde  vardır.  Bunlardan  başka  Şeyh-i  Ek- 
berin  (Fususü'l-Hikem)  ine  ve  (Tefsir-i  Kâdi)  ye  haşiye  yazmışlardır. 
(Hidayetü'l-îhvan)  isminde  tasavvuftan  bir  eseri  ve  bir  nüshası  Nuru- 
osmaniye'de  mevcud  (Risaleltü'l-Vücud)  namında  bir  risalesi  daha  var- 
dır. Tefsirden  mâdâsı  basılmamıştır. 

Tefsirin  901  H.  de  kendi  el  yazıları  ile  yazma  nüshası  Enderun-i  Hü- 
mayun'da  Sultan  III.  Ahmed  kütüphanesindedir. 

BABA  YUSUF  SİVRİHİSARÎ  (SİVRİHİSARLI) 
917  =  1511 

Mazanna-i  kiramdandır.  C)  Akşemseddin  hazretlerinin  halifelerin- 
dendir.  (Ruhuna  rahmet)  terkibinin  delâleti  olan  917  H.  tarihinde  İstan- 
bul'da vefat  etti.  Eyüp  Sultan  Türbe-i  Şerife'si  kapısı  avlusunun  karşı- 
sına defnedildi.  Hacdan  dönüşünde  manevi  bir  işaret  üzerine  Kubbe-i 
Saadet  haricindeki  âsâyı  alarak  üç  parça  edip  bir  parçasını  Eyüp  Sultan, 
bir  parçasını  Emir  Sultan,  bir  parçasını  (-)  Hacı  Bayram  Velî'nin  tür- 
belerine koyduğu  nakledilmiştir.  İlâhî  bir  doğuşla  Hacerü'l-Esved  yanın- 
da inşad  eyledikleri  ârifâne  manzume  mütalâaya  şayandır. 

BAHAEDDİNZADE  MUHYİDDİN  MUHAMMED  EFENDİ 

951  .=  1544 

Bayramiye  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zattır.  Resmi  ilimlerin 
Mevlânâ  Kestelî'den  okudu.  Bir  müddet  mürşidi  Şeyh  Yavsi'nin  maka- 
mına geçerek  âşıkların  irşadiyle  meşgul  oldu.  (Bahaeddinzade  etti  azm-i 
derki  bîçûn)  mısraınm  gösterdiği  95rde  Kayseri'de  vefat  etti. 

Eserleri:  Şerh-i  Esma-i  Hüsnâ,  Şerh-i  Fıkh-ı  Ekber,  Risaletü'l-Tev- 
hid,  Risaletü'l-Vücud,  Risaletü  Sırrü'l-Kadir,  Müdafaanâme  fi  hakki 
Şeyh-i  Ekber'dir  ki,  hiçbiri  basılmamıştır.  Halifelerinden  Akşehirli  Şeyh 
Mustafa  ibni  Ali  Efendinin  de  13  bab  üzerine  mürettep  Türkçe  sülük 
hallerine  dair  bir  eseri  vardır.  Edirne'de  yatan  babası  (Ref'ul-Müşebbe- 
hetü'l-Amme)  sahibi  Şeyh  Bahaeddin  Efendi  ile  Balıkesir'de  toprağa  ve- 
rilmiş büyük  pederi  Şeyh  Lütfullah  Efendi  de  Bayramî  halifelerindendir. 


(1)  Ermiş  sanılan  ulu  zatlardandır.  Velîliğine  işaret  teşkil  eden  hallere 
sahip  bulunan  kimseler  hakkında  tou  tâbir  kullanılmaktadır. 

(-)  Bu  parçanın  Sivrihisar'da  yatan  Baba  Hamdullah  türbesinde  olduğu  da 
rivayet  edilmiştir. 


—  59  — 


BÂLİ-Î  SOFYAVÎ  (SOFYALI  BÂLÎ) 
960  =  1552 

Halveti  tarikatının  ariflerinden  faziletli  bir  zat  olup  Usturumcalı- 
dır.  Mürşidi  İstanbul  civarındaki  Çatalca  köylerinden  Baba  Nakkaş'da 
yatan  Kasım  Çelebi'dir.  Tahsil  ve  feyzini  İstanbul  ve  Sofya'da  almıştır. 
Eserlerinin  en  meşhuru  Matbaa-i  Osmaniye'de  basılan  (Şerh-i  Fususü'l- 
Hikem)  dir.  (Usul-i  Fakir)  ismi  ile  de  anılan  (Etvar-ı  Sitte,  Risale-i  Ka- 
za ve  Kader,  Mecmuatü'n-Nasayıh,  Manzume-i  Varidat,  Şerh-i  Hadîs-i 
Kudsi-i  Küntü  kenzen...)  gibi  basılmamış  eserleri  de  vardır.  Vefatı  960 
H.'de,  kabri  Sofya'nın  bir  saat  haricindedir.  Manzum  varidatlarından  : 

Hur  u  aynın  düşme  dam-ı  züifüne  zahid  gibi 
Geç  hevasmdan  behiştin  maksadı  Aksayı  gör 

Diğer  beyitlerinden  : 

Çün  nabis  oldu  ezel  meyhane-i  aşkın  bana 
Geçmişim  havf  u  riyadan  mâsivâ  neyler  bana 

BEHİŞTİ  RAMAZAN  EFENDİ 
979  :=  1571 

Merkezefendi  halifelerinden  fazilet  sahibi  şair  bir  zat  olup  Vize'li- 
dir.  Çorlu'da  yerleşerek  vaaz  ve  irşad  ile  meşgul  olmuştur.  979  H.'de  Çor- 
lu'da vefat  etti.  Yüksek  ilimlere  ve  âlet  ilimJerine  mütealhk  talikatı  var- 
dır ki,  bazıları  şunlardır  : 

(Haşiye  âlâ  Şerh-i  Akaid  li'l-Allâmeti-t-Taftazanî,  Talikat  âlâ  Şerh-i 
Miftah,  Haşiye  Âdâb-ı  Mes'udî,  Talikat  ale'l-Câmi)  dir.  (Cem  Şah  ve 
Alem  Şah)  ismindeki  şairâne  ve  ârifâne  manzumesi  şairlerce  makbul- 
dür. Yarısı  manzum,  diğer  yansı  mensur  bir  de  (Süleymannâme)  yaz- 
mıştır. Birinci  eseri  basılmıştır.  Beyitlerinden  : 

Visalin  Kâbe'dir  rûz-i  ecel  azm-i  zamânîdir 
Kefen  ihramı  tâbut  ol  yolun  taht-ı  revanidir 

Diğer  : 

Bülbül"i  gülşen-i  kudsüm  bu  cihan  dâmımdu 
Beni  bunda  tutan  ol  serv-i  gül  endamımdır 
Yine  gülşende  bugün  bülbüle  bir  hâl  olmuş 
Gülü  hâr  ile  görüp  münkesirü'l-bâl  olmuş 
Gezdirir  şevkle  bâzar  gülistanda  müdâm 
Bâd-i  gül  Yusufunu  satmağa  dellâl  olmuş 


—  60  — 


FUSUS  ŞARİHİ  ABDULLAH  BOSNAVÎ 
1046  =  1636 

Büyük  mutasavvıf  Hacı  Bayram  Velî'nin  halifelerinden  Göynük  - 
Torbalı'da  yatan  Bursalı  Bıçakçı  Ömer  Dede  tarafından  kurulan  Bayra- 
mî  tarikatının  Melâmiye  kolu  şeyhlerinden  fazilet  ve  kemâl  sahibi  bir 
zattır.  İlimlerin  başlangıcını  doğum  yeri  olan  Bosna'da,  âlet  iHmlerini 
ve  yüksek  ilimleri  İstanbul'da  bitirdikten  sonra  Bursa'ya  gitmiş,  Melâmi 
erenlerinden  Bursalı  Şeyh  Hasan  Kabadoz'a  intisab  edip  bütün  manevî 
mertebelere  nail  olmuştur.  Bundan  sonra  Mısır'a  1046  H.  tarihinde  Hi- 
caz'a giderek  Hac  farizasını  yerine  getirdikten  sonra  Şam'a  gelip  Şeyh-i 
Ekber  Muhyiddin  Arabî  Hazretlerinin  türbesi  civarında  inzivaya  çekil- 
miştir. Bilâhare  Konya'ya  gelip  Büyük  Şeyh  Sadreddin  Konevî  ile  Mev- 
lânâ  Celâleddin-i  Rumî  Hazretleri  gibi  yüksek  zatların  türbelerini  ziya- 
ret edip  Konya'ya  yerleşmiş,  1054  H.  =  1644'de  vefat  etmiş  vasiyeti  ge- 
reğince Sadreddin  Hazretlerinin  civarına  defnolunmuştur.  (Hazâ  Kabrü 
garibillâhi  fi  ardıhi  ve  semahü  Abdullah  el-Bosnavî  er  Rumî  el-Bayramî) 
ibaresinin  mezar  taşlarına  yazılmasını  vasiyet  ettiği  Müstakimzade  mer- 
humun (Ahval-i  Melâmiyye-i  Bayramiyye)  ismindeki  eserinde  zikredil- 
miştir. Arabistandaki  seyahatları  esnasında  görüştüğü  irfan  ve  fazilet 
sahibi  şahsiyetlerin  hepsi  Abdullah  Bosnavî'nin  derecesinin  yüksekliğini 
tasdik  ettikleri  gibi  yazmış  olduğu  eserleri  de  ilim  ve  irfan  sahiplerinin 
baş  tâcıdır.  Kendilerinden  ilim  ve  irfan  tahsil  edenlerin  başlıcaları  şun- 
lardır : 

Şeyh  Garseddin  Halîlî,  Şeyh  Muhammed  Mirza  es-Sürûcî  ed-Di- 
meşkî  es-Sûfî,  Şeyh  Muhammed  Mekkiyyü'l-Medenî,  Şeyh  Seyyid  Mu- 
hammed ibni  Ebibekir  el-Ukûd. 

Yüksek  eserleri  : 

1  —  Şerh-u  Füsusü'l-Hikem  el-Müsemma  bi  Tecelliyat-i  Arais-e.n- 
Nusus  fi  minsati  Hükmi'l-Füsûs.  Eserlerinin  en  meşhuru  olup  basıl- 
mıştır. 

2  —  Mevakibü'l-Fıkara 

3  —  El-Vusul  ile'l-Hazreti'l-İlâhiye  Lâ  yükinu  illâ  bi  husuli'l-Ubu- 
diyye 

4  —  Hakikatü'l-Yakîn 

5  —  Metaliu'n-Nuru's-Senî  an  tahareti'n-Nebiyyi'l-Arabî  Alâ  bü- 
tuni's-Seb'a 

6  —  Tefsiru  Âyeti 

7  —  Risale-i  Hazerati'l-Gayb 

8  —  Tecelli'n-Nuri'l-Mübîn  Fi  Mir'ati 


^  61  — 


9  —  Şerh-i  âlâ  Nazmi  meratibi'l-Vücud  li'ş-Şeyh  Garseddin  (^) 

10  —  Şerh-i  ale'l-Kaside  et-Taiye  li  ibni'l-Faris 

11  —  Risaletü'n-Fi  tefsiri  «Nûn  ve'l-Kalem» 

12  —  Risaletü  Âyan-ı  Sâbite 

13  —  Risaletün  fî  şerhi  «Elhamdülillâhillezi  ecvedel  eşyâe  An  ade- 
min ve  ademihi  (-) 

14  —  Tercüme-i  Terşihat 

15  —  Gülşen-i  Râz-ı  Arifân  fibeyani  Usul-i  Rah-ı  İrfan  «Manzumdur» 

16  —  Risaletün  fi  TafdîH'l-Beşer  ale'l-Melek 

17  —  Şerh-i  Kelâmu  Müeyyidü  Cündi  fi  evaili  şerhil  Füsus 

18  —  Cilâ-u'l-Uyun  fi  şerhi  kasideti  eş-Şeyh  Abdü'l-Mecid  Sivasî 

19  —  El-Yedü'l-Ecved  fi  istilâmi'l-Haceri'l-Esved 

20  —  Şerhi  Rabbi  yessir  velâ  tüassir  Rabbi  temmim  bi'l-Hayır 

21  —  El-Burhanü'l-Celî  fi  harfi's-Suhi  an  vechi'l-âyeti  fi  hal-i  Yu- 
suf (A.S.) 

22  —  Risaletün  fi  temessül-i  Cibril  fi  suretil  Beşer 

23  —  Risale-i  Uhra  fi  temessüli'l-Cibril  (Türkçe) 

24  —  Tefsir-i  Sure-i  Ve'l-Adiyât 

25  —  Risaletü'n-f  neş'eti'l-însaniyye  (Şerhu  babussadis  minel  Futu- 
hatü'l-Mekkiyye) 

26  —  Tefsir-i  Sure-i  Asır 

27  —  Tefsir.  Hatta  izâ  belağa  mağrıbü'ş-Şems 

28  —  Münacat 

29  —  Şerhul-Füsus  bi'l-Arabiyye 

30  —  Kitabü'l-Kurâ  Er-Ruhi'l-Medud  lil  Ezyafil  Varidin  min  mera- 
tibi'l-Vücud 

31  —  Kitabü'l-Müfadala  el-Esma  Beyne  Efdali'l-Beşeri  ve'l-Melei'l- 
A'lâ 

32  —  Kitabü'l-Münteha  Mekasidü'l-Kelimât  ve  mübteğâ  teveccüt- 
teayyünat  fibeyani  Ekmelü'n-Neş'et 

33  —  Risaletü'n-Ref'ul  Hicabi  fi  ittisali'l-Besmeleti  bi  fatihati'l-Kitab 

34  —  Kitabü'l-Müsteval  a'lâ  fiş-Şürbil  ahlâ  fitefsir-i  kavlihi  Teâlâ 

35  —  Risaletü'l-Ube  fi  beyani'l-İnabe  vet-tevbe 

36  —  Risaletü'n-fi  tefsir-i  kavlihi  Teâlâ 


(1)  Meratib-i  vücud  risalesi  tarikatın  pîri  Seyyid  Abdülkadir  Geylâni  to- 
runlarından (İnsan-ı  Kâmil)  kitabı  sahibi  Şeyh  Abdülkerim  Ceylî'nin  eseri 
olup  mutasavvıfların  değer  verdiği  (Meratib-i  Erbain) i  açıklayıcıdır.  Basılma- 
mıştır.  Şeyh  Garseddin  bu  mertebeleri  manzum  olarak  beyan  etmiştir. 

(2)  Şeyh-i  Ekber'in  şöhreti  ufukları  tutan  (Futuhat-ı  Mekkiyye)  sinin  ön 
sözüdür. 


_  62  — 


■^7 

o  (  — 

K'i+ahıi  Mpt^rıkır-TRuhanive  ve  mağribi'l-Cismanivve  fi  tefsir-i 

â  vpti 

38  — 

Risaletü'n-fi  tefsir-i  âyeti 

39  — 

Risaletü'n-fi  tefsir-i  âyeti 

40 

Risaletü'n-fi  tefsir-i  âyeti 

-11  — 

Risaletü'n-fi  tefsir-i  âyeti 

42  — 

Kitab-ı  Lübbül  Lûb  fi  beyanil  akl-i  ve'-Şürb 

43 

iKtab-ı  Ruhi'l-mutabaati  fi  beyani  şurut-i  mübayaa 

44  — 

Kitabü  Keşfi's  Sırri'l-mübhem  fi  evveli  suret-i  Meryem 

45  — 

Risaletün  Lübbi'n-Nuvad  fi  hakikati'i-Kıyam 

46  — 

Kitabü'd-Dürri'l-Manzum  fi  beyani  sırri'l-Ma'lûm 

47  — 

Kitabü  Keşfi  Esrari'l-Berereti  fi  tefsir-i  âyeti 

48  — 

Kitabül  Gufril  Mutlak  inde  zehabi  âlemil  fark 

49  — 

Risaletün  fi  kavli'l-Cüneyd 

50  — 

Tezyil-ü  fi  münazaat-i  îblis  Li  Sehli  ibni  Abdullah  Et-Düsterî 

Tahakkuku'l-Cüz'i   Basratü'l-Küllî  ve   Zuhuri'l-Fer'î   alâ  sure- 

ti'l-Aslî 

52  — 

Kitabü'n-Nefsi'l-varîdat  fi  şerhi  evveli'l-Fütuhat 

53  — 

Kitabü  Ziyaü'l-Lem'i  Ve'l-Berkî  fi  Hazreti'l-Cem'î  ve'l-Farki 

D't   

ıvıiduu  i-jA.eşıı  anıı-emıı  ıı  teısıı-ı  dnııı  surex-ii-iiaşrı 

55  — 

Kitab-ü  Sırrü'l-Hakayıki'l-îlmiyye  fi  Beyani'l-âyani's-Sabite 

56  — 

Kitabü'l-Enfasi'l-Miskiyyeti'r-Rumiyye     fi  tenfisi'l-Fevayihi'l- 

Bâniye 

57  — 

Kitabü'l-Kenzi'l-Mahtum     fi  tebeiyyeti'1-îlmi     Li'l-malûmi  fi 

Reddi  alâ  Abdi'l-Kerimi'l-Ceylî  el-Merhum. 

58  —  Kitabü  Sırrü'l-Kelimeteyni  fi  mutabakatı  huruf-u  Şahadeteyni 

59  —  Makasıdu  envar-ı  ayniye  ve  mesaidü  ervah-ı  tayyibe-i  gaybiyye 

60  —  Şerh-i  Beyt-i  mesnevi 

Gaftil  mânâ  hüvellahü  şeyhli  dîn 
Bahr-ı  manihay-ı  Rabbü'l-âlemin 

BİVÜCUDÎ  MUHAMMED  TALİP  ÜSKÜDAR! 
1097  =  1685 

Celvetî  tarikatmm  büyüklerinden  âlim  bir  zat  olup  Divitçi  Şeyh 
Mustafa  Efendinin  oğludur.  1097  H.'de  vefat  ederek  Şeyh  Camiinin  avlu- 
sunda pederinin  yanma  defnedilmiştir.  Nevızadan  (Mecalis)  isminde  bir 


—  63  — 


mecmuası,  mufassal  bir  tabirnâmesi  ve  mürettep  Divan-ı  İlahiyatı  ve 
(Gülşen-i  Esrar)  isminde  bir  eseri,  bir  beyti  Türkçe  bir  beyti,  Farsça 
olarak  manzum  Kaside-i  Bür'e  şerhi  vardır.  Tabirnamesinin  önsözünde 
«Bî  vücudî»  mahlasını  kullandığı  görülmektedir.  Eserleri  basılmamıştır. 

BUKÂTZADE  VELİYYÜDDİN  EFENDİ 
1183  =  1769 

İstanbul  halkı  tarafından  «Katar  meşayihi»  denilen  kürsü  şeyhle- 
rinden faziletli  muttaki  bir  zat  olup  Bukâi  Halil  Efendinin  oğludur.  Ve- 
fatından bir  seno  evvel  ordu  şeyhi  olmuştur.  1183  H.'de  İstanbul'da  vefat 
etti.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır: 

(Hadikatü'l-Ulema,  Sıracü'l-Ümmeti  fi  menakıbi'l-eimme,  Nur-ü'l- 
ebsar  fi  Hakkı'l-Ebrar,  Gayetü'l-Meram,  Tefsir-i  Sûrei  ihlâs  Ravzatü'r- 
Reyyahîn  -  Menakıb-ı  Çiharyari  Güzin)  dir.  Son  iki  eseri  Üsküdar'da  At- 
lamataşı  kütüphanesinde  vardır. 

BEYZADE  MUSTAFA  EFENDİ 
1200  =  1785 

Nakşibendî  ulemasından  olup  doğumu  Ahıska'da,  tahsili  İstanbul- 
dadır.  1200  H.'de  II.  defa  hacca  giderken  Cidde'ye  yakın  bir  yerde  gemide 
vefat  etti.  Cidde'de  Hz.  Havva  validemizin  kabirleri  yakınlarında  def- 
nedilmiştir.  Kamus  şarihi  Mevlâna  Seyyid  Mürteza  ile  Mısır'da  sohbet- 
leri ve  ayrıldıktan  sonra  da  mektupları  ve  Arapça  şiirleri  vardır.  Kitap- 
ları matbu  bir  mecmua  içinde  Arapça  ibare  ile  mensur  Mevlid-i  Nebi, 
Menasiki  Hac,  Kasidedü'd-Dürriyye,  Risaletü'l-Mazlum  ve'l-meçhul  mi- 
nes  Sarf,  Kaside-i  nazmûn-Nasihîn  isimlerindeki  risalelerinden  ibarettir. 

Fatih,  Çarşamba  mahallesinde  Murad  Molla  dergâhına  I.  şeyh  ol- 
muştur. 

Tarikattaki  sülûkünü  Eyüp'te  yatan  Murat  Buharı  hazretlerinin  ha- 
lifelerinden Gelibolulu  Mustafa  Efendiden  hilâfet  alan  Hısarlı  Hafız 
Muhammed  Efendiden  tamamlamıştır. 

BEHÇET  ALİ  EFENDİ 
1238  =  1822 

Nakşibendî  şeyhlerinden  ve  Mevlânâ  evlâdından  Bursalı  Emin  Efen- 
dinin halifelerinden  arif  bir  zat  olup  Konyalıdır.  «Göçtü  dâvetine  didara 
Cenab-ı  Behçet»  mısramm  delâlet  ettiği  1238  H.'de  vefat  ederek  şeyhlik 
makamında  bulundukları  Üsküdar'da  Selimiye     dergâhına  defnedildi. 


^  64 


Nakşibendî  sülûkuna  dair  «Rısale-i  Übeydiyye-ı  Nakşibendiyye»  ismin- 
de basılmış,  risalesiyle  basılmamış  «Beçetü's-Sülûk,  Divançe,  Hadikatu'l- 
Ebdal»  v.s.  gibi  eserleri  vardır. 

BEDRETTİN  SİMAVİ  «İbni  Kadı-i  Simavna»  (^) 
823  =  1420 

Hür  fikirli  şeyhlerin  büyüklerinden  bir  zat  olup  Simavlıdır.  Tahsi- 
lini tamamlamak  için  Mısır'a  gitmiş,  Seyyid  Şerif  ve  Hacı  Paşa  ile  bera- 
ber mübarek  Şah  Mantıkî'den  ders  gördükleri  gibi  büyük  şeyhlerden 
Hüseyin  Ahlatî'den  tasavvuf  ilmini  almıştır.  Tebriz'de  Timurlenk  huzu- 
runda toplanan  büyük  bir  ulema  meclisinde  hakemlik  yaparak  kudretini 
ispat  etmişlerdi.  Kaderin  şevki  ile  «Accili'l-vasli  lehü  aşkun  ve  dûdi'l- 
ebed»  terkibinin  delâleti  olan  823  H.'de  Siroz'da  asılarak  idam  olundu. 
Eserlerinin  yekûnunun  38  parça  olduğu  Siroz'daki  dergâhlarında  bulu- 
nan ve  tarafımdan  görülen  «Menkibename»lerinde  yazılıdır.  Bu  eserle- 
rin bazıları  şunlardır.  Tefsir  ilminden  «Nûru'l-Kulûb»,  ilm-i  Fıkhın  fü- 
rûundan  «Letaifü'lişarat»  ve  «Şerh-i  Teshil»  ile  «Cami-ül-Fusûleyn»  f-) 
«Cami-ül-fetava»  ve  tasavvuftan  «Meserreatülkulûp»,  «Varidat-ı  Küb- 
ra»  C')  Sarf  ilminden  «Ukudü'l-Cevahir»  isminde  «Maksud  Şerhi»,  Na- 
hiv ilminden  «Çerağü'l-fütûh»  isminde  «Şerh-i  Dav»  v.s.  dir  ki.  Bu  eser- 
lerden yalnız  «Camiu'l-füsûleyn»  basılmıştır.  Bir  de  Fıkıhtan  mecma'  şer- 
hi vardır  ki  kendi  el  yazısıyle  yazma  nüshası  Şehzade  Camii  Kütüpha- 
nesindedir.  Teshilin  nüshaları  İstanbul  kütüphanelerinin  bazılarında  ez- 
cümle İbrahim  Paşa  Kütüphanesinde  vardır. 

Varidat,  esasen  âhiret  meseleleriyle    âlemin  başlangıcından  ve  so- 
nundan bahseden  derin  bir  eser  olup  inceliklerine  vakıf  olamıyan  bazı 
kimseler  tarafından  kabule  mazhar  olamamıştır.  Maksadlarmı  anlayan 
zatlar  ise  beğenmişlerdir.  Bunlardan  Niyazi  Mısrî  Divanmdaki: 
Muhyiddin  ve  Bedreddin  etdiier  ihyay-i  din 
Derya  Niyazi  «Fusus»  anbarıdıru  Varidat» 

Matlah  manzume  bu  eser  hakkındadır.  Tarikat  silsilesi  aşağıdadır. 

Şeyh  Bedreddin,  Hüseyin  Ahlati  Ebulfetih  Es-Saidî,  Ebu  Medyen 


(1)  Kütahya  Sancağına  bağlı  bir  kaza  merkezi. 

C-i)  Fıkıh  ilmine  ait  olan  bu  kıymetli  eser.  sonradan  basıldığı  gibi  bazı  âlim- 
ler tarafından  da  şerh  ve  telhis  edilmiştir  ki  «Fusûl-ül  İmadi»  ile  «Fusûl-i  İş- 
teruşini»yi  camidir. 

(3)  Şeyh-i  ilâhî,  Şeyh  Yavsi,  Nureddin  Zade,  Hoca  Muhammed  Nur-ül  Arabi 
taraflarından  Arapça,  Seyyid  Kemaleddin  Hariri  tarafından  Türkçe  şerh  olun- 
muştur. 


—  65 


Mağribî,  Ebu  Said  Endülüsî,  Ebül  Berekât,  Ebülfazi  Bağdadî,  Ahmet  Ga- 
zali, Ebu  Bekir  Nessaç,  Ebülkasım,  Ebu  Ali  Kâtibî,  Ali  Davud  Bari,  Gü- 
neydi Bağdadî. 

Münakkah  hal  tercemesi  Cevdet  Paşanın  Kısas-ı  Enbiyasının  12, 
Cildinde  yazılmıştır.  Halifelerinden  olduğu  manzum  mukaddimesinden 
anlaşılan  Mustafa  Bin  Burhan  namında  bir  zatın  «Tasvirül  -  Kulûb»  is- 
minde tasavvuftan  Türkçe  bir  eseri  Aydm'da  mütalâamdan  geçmiştir. 

«BEDREDDÎN  SİMAVÎ'YE  DAİR  İZAHAT» 

Merhum  müellifin  Şeyh  Bedreddin  Simavî  hakkındaki  fikir  ve  ka- 
naatları,  İslâm  mütefekkirlerinin  cumhuru  ile  şeriat  âhmlerinin  kahir 
ekseriyetinin  bu  konudaki  görüş  ve  inanışlarına  aykırıdır. 

Müellifi  bu  mes'elede  âmmenin  fikrine  muhalefete  sürükleyen  ve 
yanlışa  düşüren  aşağıda  açıklanan  bir  takım  sebepler  vardır. 

1  —  Bursalı  M.  Tahir  Bey,  dinî  tedrisat  yapan  bir  mektepte  yüksek 
bir  îslâmî  tahsil  yapmamıştır.  İslâm  itikadına  ait  temel  prensipleri  ve 
şeriat  hükümlerini  selâhiyetli  din  âlimlerinden  yeter  derecede  okuma- 
mıştır. Dolayısıyle  önemli  hele  ihtilâflı  konular  üzerinde  isabetli  hüküm- 
ler verecek  ihtisasa  sahip  değildir. 

2  —  Devrin  içtimaî  ortamı  ve  Bursalı'nm  takip  ettiği  hayat  yolu, 
onu  İslâm  ilimlerini  hakkıyla  öğrenmeden  tarikat  ocağına  ve  tasavvuf 
mesleğine  götürmüştür. 

Bir  kısım  tarikatlar  ise  bilhassa  son  asırlarda  İslâm  dünyasında,  Os- 
manlı İmparatorluğu  cemiyet  yapısında  tahripçi  bir  rol  oynamış  mukad- 
des dinî  akidelerimizi  şer'i  şerifi  yıkıcı,  zararlı,  sapık  ve  bâtmî  inanç  ve 
hareketlerin  merkezi  olmuşlardır. 

Bunun  yanında  bazı  tarikatlar  daha  ileri  giderek  ayrıca,  Osmanlı 
Türklerinin  kurduğu  Osmanoğullarmm  şahıslarında  temsil  ettiği  müs- 
lüman  Sünnî  Hilâfet  devletini  yıkmak  için  âdeta  maskeli  komiteler  ha- 
linde çalışmışlardır. 

Aslında  hak  yoluna  bağlı  Bektaşilik  ve  Melâmilik  bu  tip  bozguncu 
rol  oynayan  tarikatların  başında  gelir.  Bu  menfi  zihniyet  ve  zararlı  faa- 
liyet onları  müslümanlığm  yüksek  akide  ve  esaslarına  bağlılıktan  büs- 
bütün uzaklaştırmış,  kendilerini  sapık,  anarşist  fikirlerin  müdafii  ve  te- 
vil yolundan  sahibi  yapmıştır. 

F.  :  5 


—  66  — 


Bursalı  Tahir  Bey,  daha  Harbiye  mektebinde  talebe  iken  Halveti, 
Rüfaî  tarikatı  şeyhlerinden  Harîrîzade  Seyyid  Kemaleddin  Efendiye  in- 
tisab  etmiştir. 

Kemaleddin  Efendi  başlangıçta  babası  vasıtasıyle  Halveti  -  Rufaî 
tarikatlarına  mensup  olmakla  beraber  son  devir  Melâmiliğinin  kurucusu 
Şeyh  Muhammed  Nûrü'l-Arabî'den  de  tasavvuf  ve  bir  kısım  meslek  ilim- 
lerini tahsil  etmiştir.  Bu  yakın  alâka  ve  münasebet  neticesinde  sözü  ge- 
çen zâta  intisab  ederek  Melâmî  tarikatına  girmiş,  Muhammed  Nûru'l- 
Arabî'nin  mümtaz  müridleri  arasında  yer  almıştır. 

Tarikatların  düzeni  ve  disiplini,  müridleriiı  şeyhe  tam  bağlılık  ve 
teslimiyeti  esası  üzerine  kurulduğu  malûmdur. 

Böylece  Kemaleddin  Efendi  diğer  adıyla  Arap  Hocanın  fikir  ve  ka- 
naatlarmm  tâbii  ve  ortağı  olmuştur. 

3  —  Şeyh  Muhammed  Nûrü'l-Arabî,  Balkanlar  ve  Rumeli'nde  can- 
lanan son  devir  Melâmiliğinin  kurucusudur.  Bursalı  Tahir  Bey,  Manas- 
tır'da  bu  zatla  tanışmış,  Melâmi  tarikatına  girerek  kendisine  biat  etmiş 
ve  tam  mânasıyle  teslim  olmuştur. 

Muhammed  Nûrü'l-Arabî,  İslâm  itikadı  bakımından  mutlak  bir  da- 
lâletin içindedir.  Bedreddin  Simavi'nin  meşhur  <'Vaaridat»ına  «Letaifü'l- 
Hakikat  Fi  Şerhi'l-Vaaridat»  adıyla  yazdığı  şerlide  Bedreddin'in  sapık 
ve  batıl  fikirlerini  tamamen  müdafaa  etmiştir. 

Seyyid  Kemaleddin  Efendi  de  «Fütûhat-ı  İlâhiyye  Fi  Şerh-i  Vaari- 
dat-ı  İlâhiyye»  adıyla  yazdığı  büyük  bir  Türkçe  şerhde  aynı  şekilde  Bed- 
reddin'in «Vaaridat»  daki  nazariyesini  benimsemiştir. 

Bursalı  Tahir  Bey,  M.N.  Arabi'nin  aynı  zamanda  halifesidir.  Fikrî 
terbiyesini  ve  dünya  görüşünü  işte  bu  zatlardan  almıştır.  Bu  bakımdan 
araya  tarikat  bağlılıkları  da  girince  ilmî  zihniyetin  gerektirdiği  tarafsız- 
lıktan ortada  eser  kalmayacağı  ve  hakikattan  uzaklaşılacağı  tabiîdir. 

Bunun  için  İmam-ı  Âli'nin  (R.A.)  meşhur  buyruğunu  hiçbir  zaman 
hatırımızdan  çıkarmamak  lâzımdır. 

«Hak  ve  hakikati  söyliyenlerinden  (söyliyenlerine  bakarak)  öğren- 
me, (evvelâ)  hak  ve  hakikati  öğren,  söyliyenlerini  de  öğrenirsin.» 


—  67  — 


Dinî  ve  millî  tarihimizde  bozguncu  rol  oynadıkları  belirtilen  tari- 
katlar hakkında  bir  iki  noktayı  daha  ilâve  etmeyi  faydalı  buluyoruz. 
Kasdettiğimiz  ve  mevzuumuzla  doğrudan  doğruya  alâkalı  tarikatlar  Bek- 
taşiler  ve  Melâmilerdir.  ' 

Bektaşilik  Yeniçeri  askerinin,  bir  bakıma  Osmanlı  ordusunun  ma- 
nevî kuvveti  ve  ahlâkî  hayatı  ile  ilgili  bir  ocaktı.  Onun  bozulmasının  ve 
hak  yoldan  uzaklaşmasının  ordunun  ahlâkî  disiplininde  menfi  yönden 
tesir  yapacağı  muhakkaktır.  Bu  bakımdan  Bektaşiliğin  soysuzlaştırılma- 
smda  mutlaka  kasıtlı  bir  düşman  parmağı  ve  ihanet  hareketi  vardır. 

Bilindiği  gibi  1826  da  Yeniçerilik  kaldırılmış,  onunla  beraber  suç- 
lu -  zararlı  ve  mevcudiyeti  din  ve  kanun  dışı  görülen  Bektaşi  tarikatı  da 
kanun  dışı  ilân  edilmiş,  ileri  gelenleri  çeşitli  cezalara  çarptırılmıştır. 

Bundan  sonra  Bektaşilik  Osmanlı  Devletine  ve  Osmanlıların  temsil 
ettiği  Sünnî  İslâm  hilâfetine  karşı  sonuna  kadar  yıkıcı  faaliyetlerine  de- 
vam etmişlerdir. 

Melâmiliğe  gelince; 

Din  büyüklerinin  haklarında  verdiği  hükmü  tarihî  gerçeklere  uy- 
gun olarak  tesbit  edilmiş  olayların  şahadetiyle  belgelemek  için  Melâmi- 
liği ve  geçirdiği  safhaları  kronolojik  mahiyette  kısaca  açıklıyoruz. 

Melâmilik  üç  devreye  ayrılmıştır: 

1  —  Hamdun  Kassar  (Vf.  271  =  884)  tarafından  kurulan  eski  ve  ilk 
Melâmilik. 

2  —  Hacı  Bayram  Velî'den  sonra  Bayramîlik  iki  kola  ayrılmıştır. 

1  —  Şemsiye:  Akşemseddin  tarafından  kurulmuştur. 

2  —  Melâmiye:  Göynüklü  Ömer  Dede  yahut  Bıçakçı  Ömer  Dede 
isimleriyle  de  anılan  Şeyh  Ömer  Sikkinî  tarafından  kurulmuştur.  Os- 
manlı ülkeleri  içinde  Melâmilerin  en  büyük  kutbu  bu  zattır. 

Dedenin  hırkası  ve  tacı  olmadığı  halkın  kıyafetine  girdiği  yani  der- 
vişlik tâbirine  göre  melâmet  yolunu  takib  ettiği  için  bu  kola  (Settaviye 
Melâmiliği)  adı  da  verilmiştir. 

Melâmiler  tâ  Kanunî  Sultan  Süleyman  devrinden  itibaren  İslâm 
akidesine  muhalif  sapık  itikadlarm  sahibi  görülerek  şeriata  bağlı  Hilâfet 
devlet  ve  hükümetinin  şiddetli  takibatına  maruz  kalmışlardır.  Bu  yüz- 
den Melâmilik  kendini  gizlemiş  esrarengiz  bir  mahiyet  almıştır. 

Osmanlı  tarihinde  Melâmi  şeyhlerinin  pek  çoğu  şer'î  fetvalarla  idam 
edilmiştir. 

Bir  kısmının  hikâyesi  aşağıda  gösterilmiştir. 

İsmail  Mâşûkî  (Oğlan  Şeyh)  genç  yaşta  ve  delikanlıhk  çağında'  ilim 
ve  irfan  sahibi  tanınıp  şeyhlik  makamına  geçmiş  olmasından  dolayı  halk 
arasında  (Oğlan  Şeyh)  lâkabiyle  tanınmıştır. 


—  68  — 


Kanunî  zamanında  İstanbul'da  Melâmi  Şeyhi  olmuş  ve  tarikatmi 
kuvvetlendirmiştir. 

Bu  zatm  tasavvufa  ait  fikirleri  şeriata  aykırı  görülmüş,  Şeyhülislâm 
Kemal  Paşazadenin  verdiği  fetva  üzerine,  oniki  müridi  ile  beraber  1529 
yılında  Sultanahmed  meydanında  idam  edilmiştir. 

Melâmi  Şeyhlerinden  Haşimî  Seyid  Osman  da  devletin  takibine  uğ- 
ramış ve  uzun  zaman  gizlenmiştir. 

Melâmilerin  meşhur  şeyhlerinden  Ankaralı  Şeyh  Hüsameddin  de 
hükümet  tarafından  takip  edilerek  tevkif  olunmuş,  Ankara  kalesine  hap- 
sedilmiştir. Fakat  ertesi  günü  kendisini  ölü  bulmuşlardır. 

Melâmi  şeyhlerinden  birisi  de  Bosnalı  Şeyh  Balidir.  «Hamza»  lâka- 
biyle  meşhur  olmuştur.  Gençliğinde  vezirlerin  hizmetinde  bulunmuştur. 
Bosna'ya  giderek  yerleşmiştir.  Kısa  bir  zamanda  birkaç  bin  müride  sahip 
oldu.  Bosna  uleması  bu  Melâmi  şeyhinin  aleyhinde  bulundular.  Nihayet 
İstanbul'a  dâvet  olundu.  Sonunda  Ebu's-Suud  Efendinin  fetvasıyla  De- 
veoğlu  çeşmesi  önünde  idam  olundu.  Müridleri  cellâdlara  bahşiş  vererek 
na'şını  alıp  Silivrikapı  dışına  defnettiler. 

Şeyh  Hamza  Melâmiyye'nin  Hamzaviyye  kolunu  kurmuştur.  İçine 
şahsevenler  sızdığından  hükümet  tarafından  bunlar  daima  takib  olun- 
muştur. Melâmi  tarikatının  dinsizlerden  ve  imansızlardan  temizlenme- 
sine çalışılmıştır. 

Bir  Melâmi  Şeyhi  de  Sütçü  Beşir  Ağadır.  Beşir  Ağa  idam  olunup 
cesedini  de  denize  atmışlardır.  Bu  hâdise  üzerine  melâmiler  kendilerini 
gizlemişlerdir.  Çünkü  Köprülü  Fazıl  Ahmet  Paşa  daha  birçok  Melâmi- 
leri  katlettirmiştir. 

3  —  Nuriyye  Melâmiliği:  Son  devir  Melâmiliği  Şeyh  M.N.  Arabî 
tarafından  Üsküb'de  kurulmuştur. 

Şeyh  Sütçü  Beşir  Ağa  ve  müridlerinin  katledilmeleri  Melâmileri 
fena  halde  sarsmıştı. 

Melâmilik  bu  devrenin  sonunda  tamamen  gizli  bir  şekilde  devam 
ettirilmiştir.  Melâmilerden  Şeyh  Ahmed  Efendi  Yanya'ya  gitti.  Orada 
sekiz  ay  kadar  kaldıktan  sonra  Hicaz'a  ve  sonra  Mısır'a  gidip  oradan  Se- 
rez'e,  Koçana'ya  ve  daha  sonra  da  Üsküb'e  giderek  Melâmilik  tarikatmi 
canlandırdı.  Üçüncü  devre  Melâmiliğini  kuran  Şeyh  Seyid  Muhammed 
Nûru'l-Arabî'dir.  (1813  -  1887)  Bu  şeyh  (Arab  Hoca)  lâkabiyle  şöhret  al- 
mıştır. Arab  Hoca  Üsküp  ve  havalisinde  Melâmiliği  yeniden  geliştirdi.  ' 

Rumeli  halkından  birçok  kişiler  Melâmiliğe  girdiler.  Nûru'l-Arabî'- 
nin  kurduğu  bu  Melâmiliğe  de  «Melâmiyy-i  Nuriyye»  adı  verilmiştir.  Bu 
zat  da  85  yaşında  Usturumca'da  ölmüştür. 


—  69  — 


İstifade  olunan  kaynaklar  : 

Tarikatlar  ve  Mezhepler  tarihi.  Enver  Behnan  Şapolyo.  Melâmiler 
bahsi. 

Tasavvuf.  Hacı  Reşid  Paşa  «Melâmiler» 

Bu  kadar  izahat  ve  tafsilâttan  maksadımız:  Son  devir  Melâmiliğinin 
kurucusu  Şeyh  Muhammed  Nûru'l-Arabî'nin  merhum  müellif  Bursalı 
M.  Tahir  Beye. 

1  —  Bedreddin  Simavî  ile  alâkalı  görüşünde, 

2         Sultan  İkinci  Abdülhamid  idaresine  baş  kaldırışında  müessir 

olduğunu  belirtmek  ve  bir  kısım  Osmanh  aydmlarmdaki  hilâfet  ve  şe- 
riat aleyhtarlığının  tarihi  menşe  ve  âmillerinden  bazılarını  göstermek- 
tedir. 

Burada  esas  itibariyle  üzerinde  durmak  istediğimiz  husus  Bedred- 
din Simavî  mes'elesidir. 

Şeyh  Bedreddin  Mahmud'un  İslâm  ilâhî  tefekkürüne  ve  şeriat  ni- 
zamına zid  ve  muhalif  materyalist  (maddeci)  felsefesi  hakkında  izahat 
vermeyi  zarurî  görüyoruz. 

Bedreddin'in  bilhassa  «Vaaridat»  isimli  eserindeki  nazariyesinin 
tahhli  yapılarak  İslâm  ilâhiyatmda  maddeci  bir  filozaf  olduğu  açıklana- 
caktır. 

Önce;  bir  kısım  fikirlerinin  daha  kolay  anlaşılması  için  kısaca  ha- 
yatından bahsedeceğiz. 

Şeyh  Bedreddin  Mahmud,  en  kuvvetli  rivayete  göre  Edirne  civa- 
rındaki Samavna'da  veyahut  Küfe  vilâyetinde  ve  sonradan  inşa  edilen 
Necef  şehri  yakınındaki  SEMÂ  VE  kasabasında  1358  -  59  da  veya  1368  de 
doğdu.  Dedesi  Abdül'Aziz  bir  harpte  ölmüştü;  onun  oğlu  yâni  Bedred- 
din'in babası  İsrâil  de  Samavna  yahut  Semave'nin  şiî  kadısı  ve  halkının 
çoğu  cıvıl  cıvıl  şiî  -  kızılbaş  olduğu  anlaşılan  bu  kasabanın  beyi  idi.  Ri- 
vayete göre  Semâve,  Hurremiyye  artığı  olan  «Semâviyye»  mezhebinin 
ve  ibâhiyyenin  merkezi  bulunmaktaydı..  İsrâil,  bir  Rum  asilzâdesinin 
kızı  ile  evlenmiş,  bundan  Bedreddin  Mahmûd  doğmuştur.  Küçük  yaşta 
Bedreddin  babasının  nezdinde  Konya'ya  geldi  ve  ilk  tahsilini  orada  bi- 
tirip Kahire'ye  gitti.  Seyyid  Şerif  Cürcanî  ile  ders  arkadaşlığı  etti.  İlim- 
de hocaları  Ekmelüddîn  Bâbertî  ile  Mübârekşah  Mantıkî  ( —  1413)  ve 
tasavvufta  da  Şeyh  Seyyid  Hüseyin  Ahlâtî  (1319  -  1397)  idi.  Bu  bâtmî 
şeyhin  emriyle  Tebrize  gittiği,  Anadoluyu  istilâya  ve  Oğuz  Türklüğünü 
temsil  eden  Osmanlı  Devletini  yıkmağa  hazırlanan  meşhur  emir  Aksak 
Timur'la  görüştüğü,  kendisini  ona  sevdirdiği  ve  onun  tarafından  Anado- 
lu'da gaile  çıkarmak  için  vazifelendirildiği  anlaşılmaktadır.  28  Temmuz 
1403  Çubuk  -  Ovası  meydgn  muharebesinden  sonra  Mûsa  Çelebî  ( — 1413) 


—  70  — 


yanını  tutarak  onun  kazaskeri  oldu  ve  Anadoludaki  siyasî  ihtilâlci  vazi- 
fesine böylece  başladı.  Hele,  şia-i  bâtmiyye  diyarı  Deliorman'a  gitmeden 
önce  Eflâk'a  kaçması  ve  Voyvoda  Yuannis  Mirtza  ( —  1419)  dan  himaye, 
yardım  ve  teşvik  görmesi  de  mühimdir  ve  bu  hâl  onun  cür'etini  arttır- 
mıştır. Hocalıkla  şeyhliği  ve  siyasî  lider  hülyasını  meze  ile  Osmanlı 
Türklerine  karşı  üstünlük  ve  siyasî  saltanat  teminine  çalışarak  Yakm- 
doğuyu  dolaşan  ve  etrafına,  hükümete  hasım  bir  takım  gayrimüslimleri 
toplamağa  muvaffak  olan  Şeyh'e  bu  korkunç  ve  yıkıcı  içtimaî  isyanında 
faideli  ve  ateşli  yardımcılar  Dedesultan  denen  Börklüce  veya  Yörüklüce 
Mustafa  ile  Torlak  Hüve  Kemal  adlı  bir  Yahudi  dönmesidir.  Kendisinin, 
Deliormanda,  kıyâmı  en  tehlikeli  şekilde  arttırmasının  âmili,  oralarda 
kendi  kanaat  ve  telâkkilerine  uygun  zemin  olan  Sarı  -  Saltık  lej  andının 
ve  bâtmî  (esoterique)  akıydelerin  neşvünemâ  bulmuş  olmasıdır.  Dede- 
sultan yakalanıp  işkencelere  konulmasına  rağmen  şeyhinin  (Bedreddi- 
nin)  mezhebinde  sebât  ve  yegâne  hakikî  peygamberin  Bedreddin  oldu- 
ğunda şiddetle  ısrar  ettiğinden  çarmıha  gerilmek  suretiyle  idam  olun- 
du (1419).  Arkasından  da  Yahudi  dönmesi  mürid  Kemal  imhâ  edildi. 

Sıra  Şeyh'e  gelmişti.  O  ise,  Düzmece  Mustafa  vak'asmda  öldürülen 
meşhur  Bayazıt  Paşa  ( —  1421)  tarafından  yakalandı.  Hükümdar  Çelebi 
Sultan  Mehmed,  Reisül'ulemâ  Mevlânâ  Burhâneddin  Hayder  Herevî 
(doğrusu  Herâtî)  ve  Mevlânâ  Fahrüddîn  A'cemî  gibi  şahsiyetleri  celb  ile 
bir  mahkeme  meclisi  kurdurdu.  Şeyh  burada  cemiyetin  nizâmını  ihlâl  ve 
mer'î  kanunları  iptâl  ile  ithâm  olunarak  ilim  meclisinin  fetvâları  ve 
mahkûmun  da  ithamları  bizzat  tasdik  ve  imzasiyle  idâma  hüküm  giye- 
rek Sezer  pazarında  bir  dükkânın  önünde  asıldı. 

Alimler  Reisi  Mevlânâ  Hayder  1390  -  1427  yılları  arasında  yaşamış- 
tır. 

Bedreddin,  ilim.de  Fahreddîn  Râzî  Medresesine  mensub  idi. 

★ 

Şeyh  Bedreddin  Semâvenî,  aşağıda  isbat  olunacağı  üzere,  bâtmî,  - 
ŞİÎ  râfızîsidir. 

Müridleri  bu  mesleği  büsbütün  ifrata  vardırıyorlar,  «tabiatımız  yü- 
cedir, şia  mezhebindeniz!»  diye  alenen  itiraf  ediyorlardı.  Mezhepleri  için 
her  şey,  çıplak  gezmek  bile  mübah  idi.  Bedreddîn'in  asılmasına  sebep 
olan  hâdiselerde  bilhassa  tedhişçi  iki  müridinin  en  büyük  âmil  olduğu 
red  ve  inkâr  edilmez  bir  gerçektir. 

Bedreddin  Semâvenî,  insanı  şaşırtıp  aldatacak  derecede  açık  fakat 
iki  taraflı  bir  ifadeyle,  Vahdeti  Vücûd  mesleğine  tarafdar  ve  mensup- 
muş  gibi  görünmekle  beraber  kat'iyyen  Vahdeti  Vücûd'cu  bir  mutasav- 
vıf değildir;  bir  ilâhiyatçı  da  değildir.  Onun  gerek  bunda  gerekse  Kur'- 


—  71  — 


ânın  hükümleri  ve  beyyinelerinde  kanaati  tamamen  ayrı,  İslâm  akıyde- 
sine  aykırıdır.  «VARİDAT»  adlı  tanınmış  toplama  eseri,  lüzmıısuz  yere 
tevil  edilerek  Şeyhin  temize  çıkarılabilmesi  doğrusu  pek  zor,  âdeta  im- 
kânsızdır. Materyalist  (maddeci)  tevilleri  ve  Kelime-i  Tevhid'den  Pey- 
gamber'in  ismini  ve  onun  Allah  Resûlü  olduğu  hakkındaki  ibareyi  çı- 
karması, müritleri  ve  bilhassa  İmparatorluğa  karşı  muğber  ve  gayri- 
memnun  bir  çok  safdil  ve  biçare  topluluğu  indinde  hükümdar,  kurtarıcı, 
nebî  gibi  telâkki  olunmağa  başlaması  onun  terkipçi  ve  anarşist  maksa- 
dını, bâtıl  bir  mezhep  kurma  gayesini  açıklar. 

O,  beşerî  ve  mutlak  bir  müsâvat  ister.  Menkul,  gayrimenkul  her 
şeyde  ve  her  malda  iştirâk  (Collectivisme)  ister.  Akıl  ve  iz'ân  ile  idrâk 
olunacak  tabiî  kanunlar  ister.  Dervişlerin,  hocaların  ve  rüsûm  âlimleri- 
nin (ulemâ-i  rüsûm'un)  yok  olmalarını  ister.  Hükümetler  ona  göre  zu- 
lüm, istibdat  ve  tegallüp  teşkilâtıdır  ve  yıkılmatmı  ister  (burada  hedef, 
doğrudan  doğruya  Osmanlı  ~  Türk  Devletidir).  Gaye,  dîn  zannedilen  bâ- 
tıl ve  akıl  dışı  Hıristiyanlık  inançlarını  Müslümanlıkla  birleştirmek; 
mülkiyet,  kazanç,  toprak,  eşya  ve  hayvanatta  kollektivizm'i  sağlamaktır. 
Müslim,  isevî,  musevî,  mecusî  yoktur,  ancak  insanlar  yâni  kardeşler 
vardır  (Fran-Mason  gizli  cemiyetinin  «frer»  leri  gibi)  ve  bu  kardeşlik 
sayesinde  hak,  bâtılı  yener. 

Tarihçi  Abdurrahman  Şeref  Beyin  de  itirafı  veçhile  ileri  derecede 
bilgili  olan  Şeyh  Bedreddîn,  Kur'ânı  Kerîmin,  kendinden  önceki  dinî  ki- 
tapları, yâni  bu  kitapların  henüz  tahrifden  önceki  semavî  aslî  metinle- 
rini ve  doktrinlerini  tanımakla  beraber  artık  hükümlerinin  kalmadığını 
ve  beşeriyetin  yegâne  din  kitabı  olarak  Mushaf-ı  Şerifin  gösterildiğin-, 
bütün  insanların  sükûnet,  hilm  ve  muhabbetle  İslâm'ı  kabul  etmeleri 
gerektiğini  pek  âlâ  biliyordu.  Fakat  safderunları  büyüleyip  çekici  sapık 
fikirlerle  dolu  cümleler  ve  mantık  oyunlariyle  İslâmiyeti  zuhur  ve  inti- 
şar mefkûresinden  uzaklaştırmağı  âdeta  hedef  tutarak  Rum,  Ermeni,  Ya- 
hudi topluluklarını  kendine  bağlamağa  muvaffak  oldu. 

İbâhacılık  onun  nazariyesinin  temellerinden  biridir.  «Biz  zâhirî  mâ- 
nâyı reddediyoruz  sanılmasın,  Allâhm  izniyle  zâhir  ve  bâtını  birleştiri- 
yoruz. Nazarımızda  gerek  Kur'ân  gerekse  Hadîs  zahiren  ve  bâtman  hak- 
dır!»  demesine  rağmen  Bedreddîn  tamamen  ve  ancak  bâtmî  tevilâta  sa- 
parak âyetlere  gizli  ve  maddî  mânâlar  vermiş,  haramı  helâl  ve  helâli 
haram  kılmak  iddiasiyle  yeni  bir  «îtizâl»in  önderi  sıfatiyle  Osmanlıları, 
Timur'un  da  arzusuna  uyarak,  yıkıp  bir  dünya  saltanatı  kurmağa  teşeb- 
büs etmişti. 

Vâridât,  Malatyalı  Halveti  mutasavvıfı  Mehmed  Niyazi  Mısrî  (1618  - 
1693)  nin  onu  medhetmesine  ve  müellifini  «ihyâ-i  dîn  etti»  diye  değer- 
lendirmesine, Seyyid  Muhammed  Nûr'un  onu  kısmen  şerhetmesine  rağ- 


—  72  — 


men  mânâları  açıktır  ve  filozof  Uzlukoğlu  Fârabî'nin  dinî  senbolizması 
ile  rûh  ve  madde  hakkındaki  fantezisi  telâkkilerinin  bir  «ihyâ»  sı  olup 
tevile  ihtiyaç  göstermez. 

Eğer  Niyazi'nin  «Bedreddin»  demesinden  maksad  Şeyh  Bedreddin 
ise  derhal  hatıra  şöyle  bir  sual  gelmektedir  :  Bedreddin'in  Vâridâtı  no- 
yi  ihyâ  etmiştir? 

Onun  nazarında  melek,  cin,  şeytan  yalnız,  gören  kimsenin  gözüne 
görünmesi  gereken  ve  kuvvei  hayâliyye  ile  mevcud  bir  takım  kuvvetler 
olup  hissi,  ve  unsurî  bir  şe'niyetle  mevcud  değildirler.  Bunların  hepsi  in- 
sandaki mevhum  kuvvetlerden  ibarettir.  Fikir  ve  vicdan  bir  tabiat  âhen- 
ginin  mahsulüdür.  Beden  için  «bakaa»  nasıl  muhâl  ise  «fenâ»  dan  sonra 
beden  eczâsmm  tekrar  birleşmesi  de  imkânsızdır.  Kıyâmet  gününü 
(yevm-i  kıyâmet)  bekleyenler  dâima  ve  boş  yere  bekliyeceklerdir. 

«Heşt  Behişt»  sahibi  Mevlânâ  Hakim  İdris  Bitlisi  ( —  1520)  ondan 
şu  sözleri  naklediyor  : 

«Gayb'dan  işâret  ile,  kendi  müritlerimle  âleme  sahib  olmak  için  zu- 
hûr  ve  huruç  ederek  memleketleri  müritlerim  arasında  böleceğim.  İlim 
kuvveti  ve  sırr-ı  tevhîd'in  tahkikiyle,  taklit  sahiplerinin  millet  ve  mez- 
hep kanunlarını  iptâ  ile  haram  sayılan  bâzı  şeyleri  helâl  yapacağım!» 

Şeyh  Semâvenî'nin  nazariyelerinin  en  dikkate  değer  mâkesi  olan 
«Varidât»  m  bâzı  bahislerine  kısaca  göz  gezdirirsek  görürüz  ki  : 

Ahiret  işleri,  melekût  yâni  rûhlar  âlemindendir;  avâmm  sandığı  gi- 
bi şahâdet  âleminden  değildir.  Dünya  ve  âhiret  iğreti  (âriyet)  bir  emr 
olup  görünüşte  fâni  (dünya)  ve  gizlide  âhiret  (ukbâ)  dır.  Dünya  ve  âhi- 
retin  her  ikisi  de  evvelsiz  ve  sonsuz  olarak  vardır.  Dünyaya  fâni,  âhirete 
de  bâkî  denmesi  ancak  âriyettir.  Zinâ,  şarap  ve  sarhoşluk  önce  bir  çeşit 
tad  meydana  getirir;  sonra  bu  tadı  bir  nedâmet  tâkib  eder  ki  önceki 
tada  dünya  ve  o  nedâmete  de  âhiret  denir.  Diğer  bütün  ef  âli  sen  bunlar- 
la böylece  kıyas  et! 

Yâni  hem  ibâhiyye'yi  teşvik,  hem  de  Âhiretin  cismanı  vuku'unu  tevîl 
yoluyla  inkâr  etmektedir;  Şey  Semavenî,  Kıyâmeti,  sıfatlara  aid  hüküm- 
lerin geçeceğine  işaret  saymıştır.. 

Hûri,  köşk.  Cennet,  kemâl  halindeki  lezzetlere  teşbih  edilerek  gös- 
terilir ki  kısa  akıllılar  onlara  hasret  duyup  bu  suretle  Hakka  ulaşmak 
için  ibadet  ederek  Hak  yolunu  seçsinler..  Kısa  akıllılar  hisle  tadılan  lez- 
zetleri idrâk  edebilecekleri  için  aklî  lezzetler  Cennet,  hûri,  köşk  gibi  şey- 
lerle tâbir  olunmuştur.  Bütün  hasis,  habîs  ve  aşağı  hâllere  Cehennem, 
bütün  şerefli  hâl  ve  yüce  makamlara  da  Cennet  denir.  însanı  Hakka  yö- 
nelten her  şey  melek  ve  rahmân,  kötülüğe  götüren  her  şey  de  şeytan'dır. 
Melekler  beşerin  kendi  insanî  kuvvetleri,  şeytanlar  da  fitne  ve  fesad  yo- 


—  73  — 


luna  sokan  hayvani  şehvetler  ve  kuruntulardır.  Cin  de  bu  ikisi  arasında 
bir  takım  mûtedil  kuvvetlerdir,  hayâl  âleminde  gerçekleşir.. 

Maddeci  bir  zihniyetten  kuvvet  alan  bir  mantık  oyunu  ve  iknâ  ka- 
biliytijde  kurulan  cazib  tuzak,  bu  kalıplara  saklanmış  olarak  sâf  yürek- 
leri, mâsum  ve  câhil  kafaları  gayet  kolay  avlıyabilmiştir. 

Şeyh  Semavenî  nazarında  :  Beden  için,  kaybolduktan  sonra  «cüz» 
lerinin  bir  daha  birleşmesi  ihtimâli  yoktur.  Ölülerin  dirilmesi  demek, 
uzvi  parçaların  kaybolduktan  sonra  bir  daha  birleşmesi  ve  eski  hâline 
gelmesi  değildir.  Cesetlerin  haşrı  imkânsızdır.  Cisimsiz  ruhların  vücud 
ve  bakaası  da  imkânsızdır  ve  gerçekte  cisimlerle  rûhlar  biribirinin  ay- 
nıdır. Melâike  hariçte  müstakilen  mevcut  olmayıp  bunu  tasavvur  eden- 
lerin muhayyelelerinde  mevcuttur  ve  bu,  hayâlhânelerde  sûretlenmiş 
tasavvur  ve  zandan  ibarettir.  Melekler  sâdece  kuvvettir,  gökte  yerde  ve 
anâsırdaki  tabiat  kuvvetleridir! 

Burada  tamamiyle  tabiatçi  bir  düşünüşe  sahip  olduğu  açıktır.  Mev- 
cudiyetleri Kur'ânda  sarâhatle  bildirilen  haşr-ı  ecsât,  melâike,  cin  ve 
şeytanın  vücudunu  inkâr  demek  olan  bu  teviller  Kur'ân  nazarında  an- 
cak «küfür»  dür. 

Semâvenî'ye  göre;  Bir  beden  öldükten  sonra  ayrılan  cevher,  o  be- 
dende zuhûr  eden  MUTLAK  VARLIK'dan  ibarettir..  Yine  bu  mevzûa 
ek  olarak,  «Mutlak  Varlık  Hakkın  kendisidir  ve  bu  cevher  her  hangi  bir 
suretten  uzak  kalamaz!»  demektedir  ki  bundaki  gaye  ve  nihâî  mâna,  iki 
cümle  birleştirihnce,  şudur  ki:  bir  beden  öldükten  sonra  ondan  ayrılan 
cevher,  o  bedende  zuhûr  eden  Hakk'm  (Allâh'm)  kendisidir! 

Filkahika  bu  keyfiyet,  ittihad  ve  hulûldür  ki  tabîatiyle  küfürden 
ibarettir. 

Ayrıca,  irâde  ve  ihtiyâr  bahsinde  Allâhm,  fiili  icad  etmesini  ve  me- 
şiyyeti  «zaruri»  görerek  ilâhî  irâdeyi  hudutlandırmakta,  Meşşâiyye  (Pe- 
ripatetizm) felsefesinin  Külliyât  (Les  Universaux)  bahsinde  düştüğü 
fâhiş  hatâ  derecesinde  bir  hatâ  işlemektedir. 

Âlemin  kadîm  (pre-eternel)  veya  hâdis  (contingent)  olduğu  husus- 
larında da  iki  tarafh  yâni  kaypak  ve  oynak  bir  lisan  kullanmış,  «hâdis 
olmak  onun  sıfatıdır»  demekle  beraber  «âlem  cinsiyle,  nev'iyle,  mutlak 
şahsiyle  kadîmdir»  iddiasında  bulunarak  âlemin  kadîmhğine,  kendinden 
önceki  maddeci  feylesofları  tasdik  ve  tâkip  etmek  suretiyle,  inanmıştır. 
Onlar  için  âlem,  Allahdan  başka  bir  şey  olmayıp  tabiat  ve  Allah  aynı 
tek  şeydir.  Âlemdeki  bütün  istidadları  Allah  istemeğe  mecburdur. 

Hür  ilâhî  iradeyi  zarûrete  ircâ  umdesi  Bedreddin'de  gayet  açık  ifa- 
de edilmiştir  ve  âlemin  kıdemi  hakkındaki  görüşüyle  birlikte  bu  da  îs- 
lâmî  doktrine,  ehlisünnet  akıydesine  göre  düpedüz  dalâlet,  zındıklık  ve 


—  74  — 


küfürdür.  Maddeci  ve  tabiatçı  bir  filozofun  da  zihniyet  ve  mesleği  ancak 
böylece  hüküm  giyer. 

Ahzâb  Süresindeki  : 

«İnnâ  arazna  eremânete» 

ây elindeki  «emânet»  kelimesini  «sûret»  mânâsma  alarak  onun  müte- 
radifi göstermiş  ve  bu  bâtmî  tevillerle  Hurûfiyye  ve  Mücessime  (Corpo- 
reisme)  karışık  tabiatçı  ve  muayyeniyetçi  bir  panteizm'e  (Vahdet-i  Mev- 
cûd'a)  mensubiyeti  sâbit  olmuştur. 

Hazreti  îsâ'nm  ölümü  mevzuunda  da  «İsâ  ölmedi,  sözünden  Isâ  ce- 
sediyle ölmedi  mânası  kasdedilmiştir.  Zira  unsur  olarak  cesedinin  diri 
kalması  imkânsızdır;  îsâ  rûhuyla  diri,  cesediyle  ölüdür..»  demiştir.  Bed- 
reddîn,  İsâ'nın  çarmıh  üstünde  öldüğünü  sanmış  ve  bu  sebeple  Kur'ânı 
tekzib  ve  inkâr  eder  duruma  bir  kere  daha  düşmüştür. 

Şeyh  Semâvenî,  Peygamber  Aleyhisselâm'm  bâzı  insanların  rüyala- 
rına girmesi  keyfiyetine  de  inanmaz.  Ona  göre  :  Bâzı  kimseler  rüyala- 
rında Hazreti  Muhammed'i  görürler  ve  gördüklerinin  cidden  Peygam- 
ber'in  sûreti  olduğunu  sanırlar.  Bu  zan  yanlıştır,  rüya  sahibinin  gördü- 
ğü şey  yine  kendisidir,  kendi  rûhu  «Muhammed»  süreline  lemessül  ede- 
rek rüyada  kendine  görünmüştür.. 

Halbuki  bu  beyan  ve  iddia,  Fahr-i  Risâlet'in  meşhur  ve  sahih  bir 
hadisini  tevil  yoluyla  inkârdan  başka  bir  şey  değildir.  Bedreddin  gibi  bir 
âlimin  bildiği  halde  inanmak  istemediği  ve  fakat  onun  bu  septik  (reyb~> 
görüşünü  red  ve  tekzib  eden  hadîs  meâlen  şudur  : 

«Beni  uykusunda  gören,  hakikatte  görmüştür.  Şeytan  bana  lemes- 
sül edemez!» 

Bedreddin'in  ilmi  kendisine  ve  etrafına  aslâ  faideli  olmamıştır.  Pey- 
gamberimiz «Faidesiz  ilimden  Allaha  sığınırım!»  buyurur. 

Şeyhin  bu  rüyâ  bahsi,  diğer  bahisleri  gibi  bir  çok  ehl-i  hâl  tarafın- 
dan türlü  şekillerde  tefsir,  şerh  veya  tevil  edilerek  müdafaa  olunmuş  ve 
Bedreddin  haklı  gösterilmeğe  çalışılmıştır.  Bütün  bunlar,  Bedreddin'in 
âyetlere  bâtmî  mânâlar  vermesi  kabilinden  Şeyhin  de  sözlerine,  yazıla- 
rına bâtını  mânâyı  yakıştırmaktan  ibaret  olup  lüzumsuz  müdafaalardan 
ileriye  gidemez.  Zâten  muhaddisler,  mutasavvıfların  sırf  bâtmî  tefsir  ve 


—  75  — 


tevillerinin  sıhhatini  kabul  etmezler  ve  aslâ  mûteber  tutulmamasını 
söylerler. 

Şeyh  Semâvenî'nin  indinde  rûhlarla  cisimler  biribirlerinin  aynıdır. 
Hayvânî  rûh  başka,  insanı  rûh  başka  değildir.  İnsanla  hayvan  arasında- 
ki ayrılık  istidât  ve  terkiptedir,  hepsinin  aslı  birdir.  Bu  esas,  her  merte- 
bede ayrı  bir  şekilde  zuhûr  edip  bunlardan  her  birine  hayvani  rûh  veya 
nefs-i  natıka  denmiştir.  Hayvani  mertebede  hayvan  olan  ne  ise,  insani 
mertebede  insan  olan  da  odur.. 

Bu  fikir  de  rûhcu  değil  maddeci  ve  tabiatçıdır  ve  «Ve  nefahtü  fihi 
min  rûhî»  âyetine  mütedair  tevilini  tamamlamaktadır.  Bu  da  yanlıştır. 
İnsan  insandır  ve  insan  olarak  yaratılmıştır  ve  j'-alnız  «mahlûkat»  mâna- 
sında birleşirler.  Her  iki  nev'in  de  rûhları  ayrı  ayrı  yaratılmış  olup  in- 
san «Ahsen-i  takvim»  seviyesindedir,  ona  üfürülen  rûh  aslâ  hayvani  rûh 
değil,  hür  ve  müstakil  insanî  rûhdur.  Kur'ânda  tahsîsen  zikredilmiş  ol- 
ması buna  delildir.  Allah,  rûh  değildir  ve  rûh  Allahm  tecellî  eden  bir 
cevheri,  bir  emri  olup  «âlem-i  emr»  dendir.  Aslında  hayvani  rûh  ve  in- 
sanî rûh  aynı  mertebededir  ve  Allah  bu  yaratmalara,  cesetleri  haşra 
muktedir  olduğu  gibi,  kaadirdir.  Bedreddîn  burada  hayvanla  insan  ara- 
sında mâhiyet  değil  sâdece  bir  derece  kabul  etmiş  olmakta  ve  bu  suretle 
Darwin  natüralizminin  düştüğü  fecî  hatâya  daha  asırlarca  önce  düşmek- 
tedir. Yakında  intişar  edecek  (Darvinizm'e  Reddiye)  eserimizde  okuyu- 
cu tafsilât  bulacaktır. 

Hailâc  Mansur'un  Enel'Hakk  (Je  suis  la  Verite)  tasavvufi  mesleği- 
ne de  bâtmî  mâna  verip  tehUkeh  bir  bid'at  (heterodoxie)  e  saparak  insa- 
nın kendisinin  Hakk'dan,  Hakk'm  da  insanın  kendisinden  başka  bir  şey 
olmadığını  bilmek  gerektiğini  söylemiş;  Hakk'm  insan  sûretine  girdiğini, 
o  sûret  ve  âlet  vâsıtasiyle  faaliyetini  yapmakta  bulunduğunu  iddia  et- 
miştir. Bu  fikirler  daha  önceki  Kaderiyye  ve  Cebriyye  gibi  müfrit  bid'at- 
çi  mezheplerin  inanış  sızıntılarıdır,  sünnî  islâm  akıydesinde  yoktur  ve 
Vahdet-i  Vücûd  nazariyesinin  en  uzağında  kalan  hatâlı  bir  inançdır.  Te- 
nâsuh'a  düşeceğine  kail  olduğu  için  cismânî  ha^Ti  kabul  etmez.  Cismâm^ 
Mead'ı  kabul  etmek  ise  aslâ  tenâsuha  inanmak  mânasına  gelmez.  Bun- 
lar başka  başka  şeylerdir.  Kur'ân,  cismânî  meâd'ı  beyan  etmiş  ve  tena- 
süh (mstempsychosis  =  rûh  göçü)  nazariyesi  kat'iyetle  reddolunmuştur. 

Bedreddîn'in  maddeci  mektebinin  pek  dikkate  şayan  iddiaların- 
dan biri  şudur  ki:  Peygamberler,  çocuk  velilerine  benzer;  babalar  ço- 
cuklarına ilim  ve  fen  öğretmek  için  onları  nasıl  yemişlerle  kandırırsa 
peygamberler  de  kemâlât'ı  öğretmek  için  âhiret  âlemini  cismânî  lezzet- 
ler ve  hususî  şekillerle  tasvir  edip  insanları  iknâ  ederler.  Yâni  Cennet, 
Cehennem,  Âhiret,  Kıyamet,  cismânî  haşr,  melek,     şeytan,  cin,  hûri, 


—  76  — 


köşk.,  gibi  Kur'ânda  beyân  buyuruları  şeyler  ancak  itibarîdir,  vâkıa  de- 
ğildir, zâhirî  mânâları  sâdece  câhilleri  kandırır.  Peygamberler  de  bun- 
lar (kitaplarında)  tasvir  ederek  insanlare  etraflarına  toplar  ve  haki- 
kati derece  derece  anlatırlar. 

Halbuki,  Bedreddin'in  de  itirâfı  veçhile,  bu  dîn,  ilâhîdir  ve 
«VAHY»  sûretiyle  âyet  âyet  nâzil  olmuştur.  Bunda  Peygamber'in  en 
ufak  şahsî  tasvir  ve  müdâhalesi  yoktur;  Kur'ân,  Peygamberin  eseri  de- 
ğil, ilâhî  kitaptır.  Peygamberler  mâsumdurlar,  kandırıcı  değildirler. 
Ne  Peygamber  ne  de  Kur'ân,  câhilleri  ve  kısa  akıllıları  kandırmak  için 
gelmemişlerdir.  O,  cihana  en  büyük  rehberdir.  Allah  her  şeye  kaadirdir 
ve  âyetlerin  dış  (zâhirî)  mânâlarını  evvelâ  tasdik  suretiyle  inanmak 
iymânm  temelidir.  Tek  başına  bâtmîlik,  Müslüman  akıydesinin  dışın- 
da kalır. 

Bedreddîn  de  bâzan  materyalist  (maddeci)  bâzan  natüralist  tabi- 
atçı)  görünen  sistematik  tenkidi  nazariyesiyle  İslâm  itikadında  bir 
«Ütizâl»  yarası  açmıştır. 

Şeyh  Bedreddîn  aslâ  sufî  veya  velî  değildir;  Avrupada  filozof  ola- 
rak kabul  edilen  serbest  mütefekkirler  sınıfına  girebilecek  rasyonalist 
hattâ  determinist  bir  feylesofdur.  Onun  spiritüalizmi  yâni  rûhâniyet- 
çiliği  zâhiridir. 

Türk  -  İslâm  mutasavvıfı  Niyazi  Mısrî  (1618  -  1693)  gayet  garip 
olarak  : 

«Mulıyiddin'le  Bedreddîn 
Ettiler  ihyâ-i  dîn..» 

ve 

«Derya,  Niyazî,  Fusûs! 
Enhârıdır  Vâridât..» 

der  ki  Muhyiddin  ibnüF Arabi  için  doğru  ve  yerinde  olan  bu  tavsif  Se- 
mavenî  için  hakikat  dışıdır.  Zira  Bedreddîn,  dîni  ihyâ  etmemişdir, 
bil'akis  dînin  imhâsı  için  başkaldıracak  bâzı  insan  ve  smıflarm  türe- 
mesine sebebiyet  vermiştir.  İslâmiyet'in  temel  umde  ve  düsturlarenı 
müsbet  gaye  ve  mefkûresinden  âdeta  ayırmak  ve  bu  suretle  sınıflar 
arasında  isyankâr  bir  mücadele  havası  meydana  getirmek  için  durup 
dinlenmeden  devlet  ve  cemiyete  karşı  ihtilâlci  bir  cidâle  ve  bilhassa 
rejim  savaşma  girişen,  Osmanlı  Devletinin  hayat  -  ölüm  devresi  sayı- 
lan buhranlı  ve  nâzik  bir  zamanda  isyan  bayrağını  açarak  Anadolu 
Türklerini  biribirine  düşüren  ve  Devletin  ikinci  kurucusu  Çelebî  Sul- 
tan Mehmed'i  hayli  müşkil  ve  zor  durumlarda  bırakan  anarşist  bir  şa- 
hıs için  müceddid,  müctehid,  en  büyük  şahsiyet,  târihin  ölümsüz  şî- 


—  77 


ması,  müslüman  şark  kültür  târihinin  çığır  oçmış  bir  mensubu  gibi 
şeyler  söylemek  sâdece  mübalâğa  değil,  ona  aynı  zamanda  lüzumsuz 
kıymet  ve  meziyetler  izafe  etmektir. 

Vâridât'ı  son  derece  iyi  niyetle  okuyan  bir  mü'minin  onu  tama- 
men tasvip  ve  kabul  etmesi  için  iymânmdan  mutlaka  fedakârlıkta  bu- 
lunması lâzım  gelecektir.  İslâm  dîninde  ise  temel  umdelerin  cüz'ünden 
ferâgat,  küll'ünden  de  ferâgat  demektir.  Müslümanlığın  mânevi  ve 
metafizik  anayasası  sayılan  iymân  şartları  için  hiç  bir  tevil  ve  müna- 
kaşa bahis  mevzuu  olamaz.  Büyük  Resûl  bizlere  ne  bildirdiyse  doğru- 
dur ve  ayniyle  vâki  olacaktır.  Bundan  kimsenin  şek  ve  şüphesi  bulun- 
maması icabeder.  Zira  iymân,  şüphe  kabul  etmez  ve  kemalât,  kem  âlât 
ile  olmaz!  Mansûr'un  «Inâyet»  bahsinde  düştüğü  hatâ  onu  nasıl  siya- 
setgâha  sürüklediyse  başka  yoldan  yürüyen  Bedreddîn  de  bu  cezaya 
haklı  olarak  çarptırılmıştır. 

Bedreddîn,  felsefeyi  dînden  üstün  gören  ve  nazariyesini  buna  gö- 
re kuran  akliyeci  filozoflardandır. 

Tasavvuf,  felsefe  değildir.  îkisi  biribirinden  tamamiyle  ayrı  yol- 
lardır. Bir  müslim,  felsefeye  yâni  şüpheler  ve  mahrumluklar  içinde 
yolunu  kaybeden  muğlâk  ve  lâdinî  mefhumlara  tenezzül  ve  itibar  et- 
mez. Avrupalı  fizik  ve  riyaziye  âlimleri  (meselâ  :  Henri  Poincare, 
Hans  Reichenbach,  Moritz  Schlick  Werner  Heisenberg,  Max  Born, 
'Max  Planck)  dahi  felsefeyi  kifayetsiz,  filozofları  karanlık  ve  muğlâk, 
tecrübî  şe'niyetten  ayrılmış  olarak  görürler. 

Asırlarca  önce,  bir  İslâm  mütefekkiri,  Ebû  Süleyman  Sicistanî 
( —  999)  aynı  neticeye  varmıştı;  Yunan  felsefesinin  ele  alındığı  bir  de- 
virde, dîn  ile  felsefeyi  ayırarak  birincisine  «nâzil  olan  vahy»  ve  ikin- 
cisine «zâil  olan  rey»  demiştir  ki  güzel  ve  doğru  bir  târif  olduğunda 
şüphe  yoktur. 

Tebrizli  Şems  (1185  -  1247)  de  :  «Dinin  felsefeyle  karıştırılması  yü- 
zünden cismanî  hasra  inanmayıp  haşrm  rûhanî  olduğunu  söyleyenle- 
rin telâkkileri  ahmaklıktır.  Azâbı  sâdece  rûha  aid  sayanlar  hatâ  ve  da- 
lâlet içindedir»  diyor. 

Bedreddîn  işte  bu  karakterdedir  ve  bu  yolda  yürümüş,  topluluk- 
ları bu  yola  peşinden  sürüklemek  istemiştir. 

Kıyamet  meselesine  gelince.  Kıyamet  alâmetleri  demek  olan  «Eş- 
rât-ı  Sâat»  bir  hadîsle  bildirilmiştir  ve  müslimlerin  cümhûru  buna  da 
sıhhat  ve  sadakatle  inanırlar.  Allah'ın  Kur'ânda  övdüğü  Büyük  Resûl 
ancak  doğruyu  söylemişdir.  Bedreddîn  ise,  erken  veya  geç.  Kıyametin 
vukuuna,  cismanî  olarak  meydana  geleceğine  inanmadığı  için  alâmet- 
lerini de  pek  tabiî  dikkate  almamış,  onların  vücuduna  inanmadığını 
kat'î  bir  ifadeyle  belirtmiştir. 


—  78  — 


Bedreddîn,  pek  mâruf  olduğu  veçhile,  iştirakçiliği  terviç  ve  müda- 
faa ettiği  için  sosyalist  ve  hattâ  ihtilâlci  sosyalisttir.  Onun  ilk  komü- 
nistlerden olduğu  fikri  bile  ortaya  atılmış,  tarihçi  î.  Hâmi  Dânişmend, 
haklı  ve  yerinde  olarak  onu  ilk  Osmanlı  komünisti  saymıştır.  Vatan 
hâini  Nâzım  Hikmetofun  ona  meftun  ve  hayran  olduğu,  onun  ismiyle 
bir  destan  (!)  yazdığı,  Bedreddîn'i  astıran  hünkârı  (yâni  Çelebi  Meh- 
med'i)  zem  ve  hicvetmiş  olduğu  keyfiyeti  herhalde  gözden  uzak  tutul- 
mamalıdır. 

Yerli  Anadolu  kaynakları,  onun  malda  ve  kadınlarda  iştirâkçiliğe 
tarafdar  bulunduğunu  yazarlar. 

Müceddid  ve  müctehid  olmak  ve  Kur'ânı  Kerîmi  tefsir  etmek  için 
veli  olmak,  sufî  olmak  hiç  de  şart  değildir.  Fakat  islâmî  ilimlerde  tam 
mânasiyle  mütehassıs  ve  salâhiyetli  bulunmak,  her  şeyden  önce  ilmiyle 
âmil,  müttakî  ve  muhakkik  olmak  şarttır.  Bedreddîn'in  ise  dini  ve  îti- 
kadî  meselelerdeki  görüşü  yukarıda  işaret  ettiğimiz  gibidir.  Bedreddîn 
Semâvenî  ilmî  bir  heyet  tarafından  tarafsızca  muhakeme  ve  mahkûm 
edilmiş  ve  Osmanlı  Devleti  bir  bâdireden,  bir  felâketten  kurtulmuş- 
tur. Mahkeme  heyetini  tek  taraflı  duygu  ile  itham  ederek  iftirada  bu- 
lunanlar baştanbaşa  hatâ  içindedir.  Çelebi  Sultan  Mehmed,  Osmanlı 
Saltanatını  Şeyh  Bedreddîn'e  teslim  edecek  kadar  aşağılık  bir  hâin  de- 
recesine düşemezdi.  Onun  vazifesi.  Devlete  isyan  etmiş  bir  anarşist  ve 
âsiyi  tenkil  etmekti  ve  nitekim  de  böyle  oldu. 

Allah  ondan  râzı  olsun! 

Vâridât'tan  nihayet  şöyle  bir  hulâsa  çıkarırsak  : 

<^Cesetlerin  haşrı  mümkün  değildir,  bunlar  avâmm  aldanmasıdır. 
îsâ  cesediyle  çarmıhta  ölmüştür,  fakat  rûh  ölmediği  için:  İsâ  (rûhan) 
ölmedi  denilmiştir.  Meşiyyet-i  rabbânî  istidâda  bağlıdır  ve  mükevve- 
nât,  istidâdı  yüzünden  kendisinden  çıkmıştır.  O,  istidatta  olan  şeyi  is- 
ter; irâde  ve  ihtiyârı  hep  âlemin  istidâdı  dolayisiyledir.  Kevn-ü  fesad 
ezelî  ve  ebedîdir  ( «îslâm  Metafiziğinden  Bahisler»  isimli  risâlemizde 
tafsilât  verilecektir).  Dünya  ve  Âhiret  de  iğreti  birer  emir  olup  ikisi 
de  ezelî  ve  ebedîdir.  Cennet,  Cehennem  rûhanî  olup  avâmı  ve  câhilleri 
•celp  maksadiyle  istiâre  yapılmıştır.  Binlerce  yıl  geçecek,  ne  Deccal,  ne 
Dâbbetül'arz,  ne  de  Kıyâmet  (eşrât-ı  sâat)  ortaya  çıkmayacaktır.  Pey- 
gamberler çocuk  vehlerine  benzer.  Hazreti  Peygamberi  rüyalarında 
gördüklerini  sananlar  aldanıyorlar:  onlara  görünen,  Peygamber  sûreti- 
ne  girmiş  kendi  rûhları  ve  hayâlleridir..» 

îslâm  dîninin  en  mühim  şartı  ve  en  muhkem  umdesi  ve  esasların 
esası  olarak  «şeriât»  tır. 


—  79  — 


Tarikat  -  Mârifet  -  Hakikat'e  ancak  «Şeriat»  e  sadâkat  ve  mutâvaat- 
la  sarılmak  sayesinde  ulaşılabilir.  Şeriati  lüzumsuz  görüp  küçümsemek 
isteyenler  batmî  yola  sapmağa  müsaiddir;  onların  bu  meyelânı  dinin 
teşriî  hükümlerinin  tezyifine  müncer  olur.  İslâmm  hakikatinin  mahfa- 
zası İslâmm  şerîatidir.  Mahfazasız  muhtevâ  âtıl,  şerîatsiz  hakikat  bâ- 
tıldır! 

Tarikat  Pîri  olup  Şeyh  Necmeddîn  Isfahânî'den  tahsil  eden  Seyyid 
İbrâhim  Burhâneddin  Düsûki  (1238  -  1277)  şeriatten  ayrılmamayı  esas 
sayarak  hakikatle  şerîatin  mezcinden  «Kemâlât»  m  doğabileceğini  ifa- 
de eder. 

Kur'ân  hem  dünyevi,  hem  uhrevîdir. 

Hazreti  MUHAMMED  Aleyhisselâm  nasıl  en  son  peygamber  ise, 
onun  bizlere  tebliğ  buyurduğu  îslâm  dîni  de  en  son  dîndir  ve  artık  baş- 
ka bir  dîn,  başka  bir  peygamber  gelmiyecektir. 

Bugün  ve  yarın  yeryüzünde  tek  ıslahatçı,  yapıcı  mer'i  din  ancak 
İslâmiyet'tir! 

Müslümanlık  ideal  dîn,  müslüman  da  ideal  insandır. 

Şeyh  Bedreddin  Simavi  ile  alâkalı  bu  açıklama,  İbnüttayyar  Sema- 
haddin  Cem  Beyin  «İslâm  İlâhiyatmda  ŞEYH  BEDREDDÎN»  adlı  de- 
ğerli eseri  esas  tutularak  yapılmıştır.  Daha  fazla  tafsilât  için  bakınız: 

1.  Ayni  eser. 

2.  Vaaridat'a  Reddiye.  Sofyalı  Şeyh  Bâli  Efendinin  halifesi  Nu- 
reddinzade  Muhyiddin  (Vf.  981  =  1573) 

3.  Şerafettin  Yaltkaya'nm  hazırladığı  Bedreddin  Simavi  (İslâm 
Ansikl.  cüz.  16) 

4.  Sofyalı  Şeyh  Bâli  Ef.  nin  Vf.  960  =  1552/1553)  Kanunî  Sultan 
Süleymana  verdiği  lâyiha. 

5.  Aziz  Mahmud  Hudayi  Efendi'nin     (Vf.  1038  =  1628)  Sultan  I. 
Ahmed'e  sunduğu  lâyiha. 

6.  Ömer  Nasuhi  Bilmen'in  Hukuk-i  İslâmiyye  ve  Istılâhat-ı  Fık- 
hıyye  Kamusu.  C.  I.  Sayfa  437 


—  80 


CEMALEDDİN  İSHAK  KARAMANÎ 
923  =  1517 

Zahirî  ve  batmî  ilimlere  vakıf  kâmil  bir  şeyh  olup  hac'dan  sonra 
İstanbul'a  geldiklerinde  Karamanlı  Pirî  Mehmet  Paşanın  Yüksekkaldı- 
rımda  yaptırdıkları  dergâhta  (Burası  hâlen  Koruk  dergâhı  adıyla  anıl- 
maktadır.) irşad  ve  ders  vermekle  meşgul  oldular.  Vefatı  (Mâte  zübde- 
tül  -  Evliya)  terkibinin  ve  (Lâ  mekâni  âlemî  bâlâya  rıhlet  eyledi)  mıs- 
ramm  delâlet  ettiği  923  H.  dedir.  İstanbul'da  Hz.  Halid  karşısında  Sütlü- 
ce mahallesindeki  hususî  türbesinde  yatmaktadır.  Bu  türbe  yanında  Sü- 
leymaniyye  camii'nin  yazılarını  yazan  meşhur  hattat  Hasan  Karahisarî 
ile  şairlerden  Yetim  Ali  Çelebi  de  gömülüdürler.  Resmî  ilimleri  Mevlânâ 
Kestelli'den,  batmî  ilimleri  hal  tercümesi  ileride  yazılı  Seyyid  Yahya'yı 
Şirvanî  halifelerinden  Halveti  tarikatına  mensup  Habib  Karamanî'deu 
almıştır.  Eserleri:  Haşiye  Alâ  Tefsir-i  Beyzavi,  Risale  fi  etvarü's-Sülûl 
Şerh-i  Hadis-i  Erbain  ile  sarf  ilminden  (Nevabığ)  isminde  bir  metni  ve 
Mücadele  sûresinden  başlıyarak  Kur'ân-ı  Kerîm'in  nihayetine  kadar  on 
vecih  üzere  tertip  buyurdukları  (Cemâli)  ismindeki  tefsir-i  şeriflerinden 
ibarettir  ki  hiçbiri  basılmamıştır.  Vaiz  Molla  Arab'ın  (Dervan-ı  Sofiyye) 
aleyhine  yazdığı  risalesine  de  reddiyesi  ve  Arapça  kasideleri  vardır.  Mü- 
him eserlerinden  Vahdet-i  Vücud  risalesi  Şeyhülislâm  Musa  Kâzım  Efen- 
di tarafından  tercüme  olunmuştur.  Mufassal  Hadis-i  Erbain  nüshası 
Es'ad  Efendi  kütüphanesindedir. 

CEMAL  HALVETİ  (ÇELEBİ  HALİFE) 
899  -  912  =  1493  -  1506 

Halveti  tarikatının  en  büyüklerinden  olan  bu  yüksek  zat  aslında 
Karamanlı  olup  doğum  yeri  olarak  Amasyalıdır.  Mevlâna  Cemaleddin 
Aksarayî  neslinden  olup  feyzini  pir  Muhammed  Bahaddin  Erzincanî  haz- 
retlerinden tamamlamıştır.  Sultan  İkinci  Beyazıd  tarafından  dâvet  olun- 
ması üzerine,  bir  müddet  İstanbul'da  Koca  Mustafa  Paşa  dergâhında  ta- 
rikatını yaydıktan  sonra  Hicaz  tarafına  gitmiş  (Kad  mâte  şah-ı  Evliya) 
terkibinin  delâlet  ettiği  899  H.  (i)  de  Hac  yolunda  Şam'dan  dokuzuncu 
merhalede  (Hisa)  diğer  adıyla  (Tebük  Korusu)  denilen  yerde  vefat  et- 
miş vasiyeti  üzerine  Maber-i  Hüccaca  defnolunmuştur.  Arapça  eserleri 
gayet  selis  ve  açık  bir  tarzda  yazılmış  olup  başhcaları  şunlardır: 

(Tefsir-i  Sure-i  Fatiha,  Duha  sûresinden  Kur'ân-ı  Kerîmin  sonuna 


(1)  Lemzat'ın  nakline  göre  vefatı  912  H.  dedir. 


—  81— 


kadar  başka  bir  Fatiha  tefsiri,  Şerh-i  Erbain  Hadis-i  Kudsî,  Şerh-i  Ha- 
dis-i  Erbain  Nebevi,  Camiatü'l  Esrar  ve'l-Garaib,  Şerh-i  Sad  Kelime-i 
Imam-ı  Ali  el-müsemma  bi  zübdeti'l  Esrar,  Cengname,  Risale-i  Teşrihiy- 
ye.  Risale  fi  beyani'l-velâyet,  Tefsirü  âyeti'l-Kürsi,  Cevahirü'l-Kulûb, 
Esrarü'l-Vüdû,  Risale-i  Etvar,  Şerh-i  Sad  Kelime-i  Sıddık-ı  Ekber,  Risa- 
le-i Fakriyye,  Şerhu'l  Beyteyni  -  Er-Rabbu  Hakkun  vel-Abd-ü  Hakkun..) 
Risale  fi  ismeyni'l-Âzameyni  Allah  ve  Rahman,  Risale-i  Kevseriyye)  v.s. 
gibi  21  parçadır.  Hiçbiri  basılmamıştır.  Eserlerinden  bizzat  göıdüğüm 
bilhassa  tefsir  risalesi  ile  Hadis-i  Erbain  şerhi  ve  Sad  Kelime-i  İmam-ı 
Ali  şerhi  gerçekten  âlimanedir. 

Arifane  gazellerinden  : 

Safhay-ı  sadrında  daim  âşıkm  efkâr-ı  Hû 
Şakirin  Şükrü  Hûvellah  zakirin  ezkâr-ı  Hû 
Ravza-i  huy-u  makam  et  ey  Cemâl  Halveti 
Tâ  vücudun  mülküne  keşfola  bu  esrar-ı  Hû 

CUNÛNÎ  AHMED  DEDE 
1030  =  1620 

Mesnevinin  sırlarma  vakıf  yüksek  bir  zat  olup  Lârendelidir.  Tahsi- 
lini tamamlayıp  çilesini  bitirdikten  sonra  bir  müddet  Bağdat  Mevlevi- 
hanesi  mesnevi  hanlığında  bulunarak  Bursa'ya  gitti.  İhyasına  muvaffak 
olduğu  mevlevihaiîüde  irfanını  yaymağa  başladı. 

(Kıldı  Cunûnî  dede  teslim-i  ruh)  mısramm  ve  (Cunûnî  fazıl)  terki- 
binin delâleti  olan  1030  H.  de  vefat  etti.  Aşağıdaki  gazel  irfanlarının  şa- 
hididir : 

Men  tuti-i  kudsem,  ten  fani  kafesimdir; 
İhya  iden  emvatı  Mesihâ  nefesimdir. 
Men  bar-ı  emanet  çekici  bir  şütûrem  ki 
Nâlem  reh-i  maksuduma  banki  ceresimdir. 
Dil  vermedi  dünyaya  olan  arif-i  billâh, 
Bunda  sebep  mekse  heva-ü  hevesimdir. 


F.  :  6 


—  82  — 


Ol  lemay-ı  ruhsara  dürür  asl-ı  semaim 
Musî  sıfatım  nur-i  seçer  muktebesimdir. 
Gencine-i  esrar  olaîı  kalb-i  Cunûnî 
Nefs-i  ejderi  hakka  ki,  kemine  asesimdir. 

Farsça  şiirleri  de  vardır.  Hemşiresinin  oğlu  ve  yerine  geçen  ve  1073 
H.  de  vefat  eden  Zihnî  Salih  Dede  Efendi  de  raevlevî  şairlerindendir. 

CAHİDÎ  AHMED  EFENDİ 
1070  =  1659 

Uşşakî  tarikatı  şeyhlerinden  mücahit  bir  zat  olup  Edirnelidir.  Tari- 
kata sülük  hallerine  dair  mensur  (Kitabu'n  -  Nasihat)  ile  mürettep  diva- 
nı vardır  ki,  her  ikisi  de  basılmamıştır.  Kal'ey-i  Sultaniye  Çanakkale 
boğazmdaki  Kilidilbahirde  defnedilmiştir.  Vefatı  (istirahat)  kelimesinin 
delâleti  olan  1070  H.  dedir. 

İrfanlarının  delili  olan  bir  manzumesinden  : 

Bir  teferriiç  eyleyip  bakdım  cihanın  yüzüne, 
Her  neye  baktımsa,  ibret  görünür  hem  gözüme. 
Akil  isen  can  gözün  aç,  tut  kulak  bu  sözüme: 
Bir  değirmendir  bu  dünya,  öğütür  bir  gün  bizi. 

CİHANGİRİ  HASAN  BURHANEDDİN  EFENDİ 

1074  =:  1663 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Ramazan  Mahfi  yolundan  mücahit  bir 
zat  olup  Harput  köylerinden  Parcıh'tandır.  (Kadmate  mevle'l-ârifîn)  ter- 
kibinin ve  (Öldü  Hasan  Efendi  cennetde  de  cihangir)  mısramm  delâleti 
olan  1074  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Cihangir  camii  avlusuna  defne- 
dilmiştir. Halveti  tarikatının  sülûkuna  dair  risalesi  ve  bazı  ilâhîleri  var- 
dır. Sülûkü  Bursalı  Yakup  Fanî  hazretlerindendir.  Yüksek  menkıbeleri 
Mustafa  Nehcî  Efendi  tarafından  yazılmıştır. 

CENNET  MUHAMMED  EFENDİ 

1075  =  1664 

Celvetî  tarikatı  şeyhlerinin  büyüklerinden  bir  zat  olup  Tophaneli- 
dir. Hz.  Pirden  sonra  İstanbul'da  Aziz  Mahmut  Hüdayi  Efendinin  maka- 
mına geçenlerin  üçüncüsüdür.  Hz.  Pîr  zamanında  bir  müddet  asadarlık 


—  83  — 


hizmetinde  bulunmuştur.  «Fenaî»  mahlaslı  ilâhiyat  divanı,  sülük  halle- 
rine dair  «Tecelliyat»  isminde  risalesi  ve  tefsirlere  dair  talikatı  vardır. 

(Cennet  efendiye  ola  dar-ı  cihan  mekân)  mısramm  delâleti  olan 
1075  H.  de  vefat  ederek  dergâhın  alt  kapısı  karşısındaki  türbeye  defne- 
dilmiştir.  Aşk  redifli  gazelinin  makta  beyti  : 

Çünkü  mevcut  nutk  imiş  âlemde  aşk  kaim  makam 

Bize  bildirdi  fenaî  rehber-i  mevlây-ı  aşk. 

Va'z  mevzularına  müteallik  sözleri  Hz.  Hüdaî'nin  dergâhında  yatan 
Celvetî  âriflerinden  Arabzâde  Mahmut  Dede  ıbni  Ahmed  tarafından 
(Cennetiye  fi  maarifi'l-ilâhiye)  adıyla  1085  H.  de  derlemiştir  ki,  bir  nüs- 
hası Yahya  Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 

CEMALEDDİN  UŞŞAKÎ 
(MTJHAMMED  CEMALEDDİN  EDİRNEVl) 
1164  =  1750 

Halveti  tarikatının  Uşşakıye  kolunun  ileri  gelen  şeyhlerinden  biri- 
dir. Edirne'de  sülûkünü  tamamladıktan  sonra  İstanbul'da  Eğri  kapı  dı- 
şında Savaklarda  yeniden  yapmağa  muvaffak  olduğu  dergâhta  tarikatı- 
nı yaymakla  hayatını  geçirmiştir.  Hal  tercümesi  ilerde  yazılı  Selâhaddin 
Uşşakî  hazretlerinin  mürşididir.  1164  H.  de  vefat  ederek  adı  geçen  der- 
gâha defnedilmiştir. 

Mürettep  ilâhiyat  divanı  vardır. 

İlâhilerinden  : 

Sohbet-i  nadan  ile  bîgânelikten  al  bizi, 
Sohbet-i  ârif  ile  et  âşinâdan  ey  Çalap! 
Bu  Cemalinin  vücudu  perdesini  ref  edip, 
Bir  dem  ayırma  anı  zevk-ı  likandan  ey  Çalap! 

Diğer  beyitlerinden  : 

Hakkın  yolun  ararsan  dilde  nihan  içindedir. 
Andan  nişan  sorarsan  her  bir  nişan  içindedir. 
Senden  yakındır  ol  sana,  sanma  onu  senden  cüdâ. 
Senden  yürü,  sen  var  ona,  ol  sende  can  içindedir. 
Onsuz  değil  arz-u  sema,  onunla  dolu  her  arâ 
Zannetme  bir  yerde  ola  ol  bî  mekân  içindedir. 


—  84 


Mer  yerde  oldur  görünen,  her  gözden  oldur  hem  gÖren, 

Her  şeyi  oldur  bürünen  her  anda  an  içindedir. 

İşit  Cemali^nin  sözün  anla  hakikatça  özün, 

Ko  gafleti  aç  can  gözün,  gör  Hak  ayân  içindedir. 

ÇERKEŞÎ  MUSTAFA  EFENDİ 
1329  =  1911 

Şabanı  tarikatının  büyük  şeyhlerinden  bir  zat  olup  Çerkeşlidir.  Hal 
tercümesi  ileride  yazılı  Kuşadalı  İbrahim  Efendinin  mürşidinin  mürşi- 
didir. Tarikatın  yayılmasını  başarmış  adamlardandır.  1329  H.  de  vata- 
nında vefat  etti.  Bir  âlimler  ve  arifler  silsilesi  teşkil  eden  Çerkeşîzade- 
1er,  bu  zatın  evlât  ve  torunlarıdır. 

Tarikatın  sınıflarına  ve  nallerine  dair  olan  Türkçe  risalesi  basıl- 
mıştır. 

DAVUD-U  KAYSERİ 
ŞEREFÜDDİN  DAVUD  İBNİ  MAHMUT  KAYSERİ 
751  =  1350 

Büyük  âlimlerden  ve  ermiş  şeyhlerden  bir  zat  olup  Kayserilidir. 
Âlet  ilimlerini  tamamen,  yüksek  ilimleri  de  kısmen  memleketindeki 
âlimlerden  öğrendikten  sonra  Mısır'a  gitmiş,  bir  kaç  sene  kalıp  geceyi 
gündüze  katarcasma  çalışarak  gayesine  ermiş,  arkadaşları  arasında  te- 
mayüz etmiştir.  İcazetini  aldıktan  sonra  tasavvuf  mesleğine  girmiştir. 
Bundan  sonra  Büyük  Şeyh  Sadreddin  Konevî'nin  halifelerinden  Füsû- 
su'l-Hikem'in  şarihi  ve  müfessir  Kemâleddin  Kâşanî'nin  irşadı  ile  tasav- 
vufta da  manevî  mertebeleri  tamamlıyarak  halifelik  rütbesini  almış, 
müteakiben  doğduğu  yere  dönerek  ilim  ve  irfânmı  neşre  başlamıştır. 

Bu  sıralarda  İznik'in  fethine  muvaffak  olan  Orhan  Gazi,  Davud-u 
Kayseri'nin  şöhret  ve  faziletini  işiterek  İznik'e  dâvetle  yaptırmış  olduğu 
ilk  medresenin  müderrisliğine  tâyin  etmiştir.  Hz.  Fazıl'm  ilmî  hayatı 
asıl  bundan  sonra  parlayarak  birçok  talebe  yetiştirmiştir.  Bu  yolda  ders 
vermekle  ve  eser  yazmakla  meşgulken  751  H.  de  vefat  etmiştir.  Çandarlı 
Gazi  Hayreddin  Paşa  Camii  karşısında  hâlen  Çmardibi  denilen  yerde 
defnolunmuştur. 

Eserleri  : 

I  —  Şerh-u  Füsûsi'l-Hikem:  (Matla-ı  Hususi'l-Kelim  fi  meanî  Füsû- 
su'l-Hikem)  ismiyle  tanınmış  olup  sonradan  Hindistan'da  basılmıştır. 


—  85  — 


Şöhret  kazanmasına  sebep  olan  bu  şerhin  havi  olduğu  mukaddimesi  aşa- 
ğıda açıklanan  12  kısma  bölünmüştür. 

1.  Vücûd-ı  Hak; 

2.  Esma  ve  Sıfat-ı  Hak; 

3.  Ayân-ı  Sabite; 

4.  Cevher-i  Araz; 

5.  Avâlim-i  Külliye  ve  Hazarât-ı  Hams-ı  îlâhiye; 

6.  Âlem-i  Misale  taallûk  eden  mesail; 

7.  Meratib-i  Keşif  ve  envai; 

8.  Bi  Hasebil  Meratib  Suret-i  Hakikat-ı  İnsaniye  olan  âlem; 

9.  Hilâfet-i  Muhammediye  ve  Aktab; 

10.  Alem-i  insanîdeki  ruh-u  âzamm  meratib  ve  esması; 

11.  Ruhun  ve  mezahir-i  ulviyye  ve  süfliyyesinin  Hakka  rücûu; 

12.  Nübüvvet,  Risalet,  Velâyet; 

II  —  Şerh-i  Hadis-i  Erbain 

III  —  Şerh-i  Kaside-i  Taiye-i  İbn-i  Fâriz  ismi  (Keşfü  vücûhi'l  izzi 
Limeani'ddürr)  dır. 

IV  —  Meratibü't-Tevhid 

V  —  Tahkik-u  Mai'l-Hayat  ve  Keşf-i  Esrari'z-Zulümat 

VI  —  Nihayatü'l-Beyan  ve  Dirayetü'z-Zeman  (Dört  fasıl  üzere  ter- 
tiplenmiş olup  bir  nüshası  Beşiktaşta  Yahya  Efendi  kütüphanesinde 
vardır). 

VII  —  Şerh-i  Kaside-i  Şerh-i  Ekber.  El  -  müsemma  bi  kuvvet-i  ay- 
ni'ş-Şuhnd. 

VIIT  Şerh-i  Aruz-i  Endülüsî 

IX  —  Tefsir-i  Kâşanî'nin  besmele-i  şerife  tef  şirindeki  suret-i  nev-i- 
ye-i  ins'^iniye  bahsine  dair  risale  (Umumî  kütüphanede  vardır). 

X  —  Şerh-i  Fusûsi'l-Hikem  (Sagir),  (Umumî  kütüphanede  vardır). 

XI  —  Şerh-u  Menazili's-Sairîn 

XII  —  Risaletün  Fi  Beyan-ı  Ahvali  Hazır  (Aleyhisselâm),  (Nuruos- 
maniye  kütüphanesinde  vardır) . 

XIII  —  Şerh-i  Kaside-i  Hamriye  (Umumî  kütüphanede  vardır), 
İşbu  eserlerden  yalnız  birincisi  basılmıştır, 


_  86  — 


DAVUD  HALVETİ 

913  =  1507 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Seyyid  Yahyay-i  Şirvanî  halifelerinden 
Ceyyib  Karamanî'nin  halifesi  cezbeli  bir  zat  olup  Mudurnuludur.  (Et- 
var-ı  Seb'a)  yı  açıklayan  Arapça  ve  Türkçe  ile  karışık  (Gülşen-i  Tev- 
hid)  ismi  ile  manzum  ve  kısmen  mensur  tasavvufî  bir  eseri  vardır.  Ve- 
fatı 913  H.  de,  kabri  Mudurnudadır.  Halifelerinden  Kâşifi  mahlaslı  bir 
şairin,  Şehristanî'nin  (Milel  ve  Nihâi)  i  tarzında,  (Tehzib-ül  Akaid  ve 
Müfidetü'l-Fevaid)  isminde  bir  eseri  mevcuttur. 

DEDE  ÖMER  RUŞENİ 

Halveti  tarikatının  mübarek  makamlara  yükselmiş  büyüklerinden 
bir  zat  olup  Aydm'lıdır.  Bursa'da  zahirî  ilimleri  tahsil  ederken  bir  ara- 
lık nefsanî  arzular  peşinde  koşan  bazı  kimselerle  arkadaş  olmuş,  heva  ve 
hevesinin  peşine  düşmüş,  üstelik  bir  de  cismanî  aşka  müptelâ  olmuştur. 
Fakat  asıl  mayasmdaki  temizlik  sayesinde  bu  gibi  âdi  ve  geçici  sevda 
ve  zevklerden  kurtulup  Karaman'da  irşad  ile  meşgul  bulunan  Halveti 
Şeyhi  ve  ağabeyi  Alâeddin'in  yanma  varmış,  adı  geçen  şeyhin  himmet 
ve  delaletiyle  içine  düştüğü  süflî  âlemlerden  tamamen  sıyrılmış,  neda- 
met duyarak  iç  dünyasını  temizlemek  üzere  Bâkû'da  irşad  makamında 
oturan  Halvetîler  halkasının  başı  «Vird-i  Settar»  adlı  eserin  sahibi  Sey- 
yid Yah3''a'y-ı  Şirvânî  Hz.  lerinin  irfan  ve  irşad  meclisine  sığınmıştır. 

Halvetîlerin  usûlü  dairesinde  halvetini  bitirip  vazifelerini  tamam- 
ladıktan sonra  irşada  memur  edilerek  Tebriz,  Gence,  Berdea  ve  Kara- 
bağ'  illerine  gönderilmiş,  oralarda  tarikatın  nurlarını  yaymıştır. 

892  H.  de  Tebriz'de  vefat  etti.  Adı  geçen  yerde  Selçuk  Hatun  tara- 
fından kendileri  için  yaptırılan  dergâhta  medfundur.  Aydınlı  oldukla- 
rından ârifane  şiirlerinde  «Ruşenî  =  aydınlık  mânasına  gelir»  mahlâsı- 
nı  kullanmışlardır.  Halifelerinin  en  büyüğü  ve  en  yükseği  Halvetîliğin 
kollarından  «Gülşeniye»nin  kurucusu  olan  ve  geleceği  Mevlânâ  Celâled- 
din-i  Rumî  Hz.  leri  tarafından  üç  yüz  sene  evvel  işaret  yoliyle  haber  ve- 
rilen «Kitab-ı  Manevî»nin  nazımı,  Mısır'da  medfun  İbrahim  Gülşenî'dir. 

İlâhilerine  ait  divanının  bir  nüshası  Muğla  kütüphanesinde  mev- 
cuddur.  Ahlâkî  ve  tasavvufî  manzumelerinden  bir  kısmını  havi  olan 
«Asar-ı  Aşk»  ismindeki  kıymetli  eseri  sonradan  basılmıştır. 

Peygamber  Efendimize  dair  yazdığı  naatlarmdan  aşağıdaki  naat-ı 
şerifine  bir  çok  şair  tarafından  nazire  yapılmış  ve  tahmis  (beşleme)  edil- 
miştir. 


—  87  — 


Çün  doğup  tuttu  cihan  yüzünü  hüsnün  güneşi, 
Kim  ola  sevmeye  bu  veçhile  sen  mahveşi... 

Türk  ve  Kürd  ve  Acem  ve  Hind  biîir  bunu  ki,  Sen, 
Haşimî'sin  Arabi'sin  Medenî'sin  Kureşî. 

Sensin  ol  pist  ü  penah  melek  ü  ins  ü  perî 
Enbiyaıım  güzeli  sevgilisi  hûb  ü  hoşî 

Parmağından  akıtıp  âb-ı  revan  bahş-ı  revan 
Nice  yüzbin  kişiden  ref  idiser  sen  ateşî 

Sen  emire  kul  olan,  her  ne  kadar  müdbir  ise, 
Bende-i  makbul  olur  misl-i  Bilâl-i  Habeşî. 

Dîk-i  Hikmetde  pişirdi  çü  seni  Sevgili  Hakk 
Cibril  olsa,  nola  matbahmın  himye  keşî. 

Üzülür  ırkı  Ebû  Cehil  gibi  ebter  olur. 

Sen  Ebü'l  Kasım  ile  her  kim  iderse  güreşi. 

Veddulîâ  virdine  velleyl  okurum  sünbülüne, 
«Ruşenî»  virdin  okur  küll-i  gadât-i  ve  işâ... 


DEMİRTAŞ  EBU  ABDULLAH  MUHAMMED 
935  .=  1528 

Hal  tercümesi  yukarıda  geçen  Dede  Ömer  Ruşeni  hazretlerinin  baş 
halifelerinden  olup  Kütahya  civarmdandır.  Tahsil  yapmak  üzere  Mısır'a 
gittiği  zaman  Ruşenî  halifelerinden  Hasan  Ayıntabî  ile  Mısır  şeyhlerin- 
den Ahmed  İbni  Ufne'nin  sohbetleriyle  müşerref  olduktan  sonra  tari- 
kattaki eksiklerini  tamamlamak  için  Tebriz'de  Ruşenî  Hz.  lerine 
giderek  icazet  alıp  Mısır'a  dönmüş  ve  Kahire  civarında  yetiştirdiği  b;r 
hurmalıkta  yaptırdığı  zaviyede  tarikatını  yaymağa  başlamıştır.  935  H. 
de  vefat  ederek  yaptırmış  olduğu  zaviyeye  defnedilmiştir.  Şeyh  Attar'm 
Mantık-ut-Tayr'mdan  bir  hikâyeyi  enfüse  (ruhlar  âlemine)  tatbik  et- 
mek suretiyle  kaleme  alınmış  (Cem'u'l-Esrâr  ve  Keşfü'l  Estar)  isimli 
tasavvufî  bir  eseri  vardır.  Bunun  bir  nüshası  Emir  Sultanın  halifelerin- 
den olup  Alaşehirde  yatan  Şeyh  Sinan  kütüphanesinde,  bu  âciz  muhar- 
rir tarafından  görülmüştür.  Bir  de  Fıkıhtan  (Eşbah  haşiyesi)  vardır. 


—  88  — 


DAVUD  İBNİ  ŞEYH  MUHAMMED  EFENDİ 


Halveti  tarikatının  ermişlerinden  bir  zat  olup  Kastamonunun  Küre 
kazasmdandır.  Sultan  Ahmed  Han'ın  oğlu  Sultan  İbrahim  zamanında 
yaşamıştır.  (Hûda  yehdi'l-Mudıllin  ile'l-Hakkı  ve'l-Ahkâmı  ve'ş-Şerayi) 
isminde  Arapça  bir  cilt  tefsiri  vardır. 


DÜĞÜMLÜ  BABA 

(DÜĞÜMLÜ  HAFIZ  MUSTAFA  BABA) 
1283  =:  1860 


Allahm  meczup  kullarından  kerameti  âşikâr  bir  zat  olup  Amasralı- 
dır.  Başlangıçta  Lâz  Ahmed  Paşanın  imametinde  bulunmuş  idi.  Hac  fa- 
rizasını ifa  ve  Nakşibendî  tarikatından  hilâfet  aldıktan  sonra,  kendisini 
cezbe  hali  istilâ  ettiğinden  hemen  düğümden  ibaret  elbise  giyer  ve  dai- 
ma eline  geçen  ipleri,  sicimleri  düğümleyip  sarığına,  elbisesine  bağladığı 
için  İstanbul'da  «Düğümlü  Baba»  adiyle  şöhret  bulmuştur.  Kabri  Sul- 
tanahmet Camii  karşısındaki  dergâhtadır.  83  yaşında  1283  H.  de  vefat 
etti. 


âyet-i  kerimesi  vefatı  tarihine  denk  düştüğü  gibi  «Âşe  saiden  ve  mâte 
şehîden»  terkibi  ile: 

Çile-i  hestii  piçide  açıldı  çözülüp  670 
Hakka  rapt  ile  dilin  göçtü  Düğümlü  Baba  613 

1283 


beyti  ve  (Âlâik  ukdesin  çözdü  düğümlü  kaydı  hestîden)  1283  mısraı  ve- 
fat tarihini  açıklıyan  manidar  tarihlerdendir.  Menkıbeleri  Kemal  Paşa 
merhum  tarafından  (Kemalname-i  Düğümlü  Baba)  namiyle  2  cilt  üze- 
rine manzum  olarak  yazılmıştır.  Bir  nüshası  Selimiye  kütüphanesinde 
vardır. 


—  89  — 

EVLİYAZADE  İSMAİL  HAKKI  EFENDİ 
(KÜTAHYALI) 
1282  =  1865 

Nakşibendî  şeyhlerinden  kıymetli  bir  zat  olup  Kütahya'lıdır.  1232 
H.  de  Kayseride  vefat  etti.  (Miftahü'l-Tefasir)  ismindeki  mufassal  Fa- 
tiha-i  şerife  tefsiri  matbu  eserlerindendir. 

EMİN  MUHAMMED  TOKADI 
1158  1745 

Nakşibendî  hocalarmm  büyüklerinden  bir  zat  olup  (')  pederi  Diyar- 
bakırlıdır. Tahsilini  bitirdikten  sonra  Mekkede  Nakşibendî  seyyitlerin- 
den  Hoca  Ahmet  Yekdest-i  Cevriyanî'den  sülûkünü  tamamlıyarak  İs- 
tanbul'a gelip  tedris  ve  irşad  ile  meşgul  oldu.  Halifelerinin  en  meşhuru 
olan  Mustakimzade  Süleyman  Saadeddin  Efendinin  söylediği  (Oldu  lâ- 
huta  revan  Allah  deyip  ruh-i  Emin)  mısramm  delâlet  ettiği  1158  H.  de 
vefat  edip  Zeyrek  civarında  Pîrî  Mehmet  Paşanın  yaptırdığı  Soğuk  ku- 
yu medresesine  bitişik  makbereye  defnedilmiştir.  Musikî  ilmîyle  yazı 
sanatına  da  intisabı  olup  hat  ilmini  meşhur  Yedikulelî  Seyyid  Abdullah- 
taıı  meşk  etmiştir. 

Arapça  ve  Türkçe  10  kadar  basılmamış  risaleleri  vardır  ki  bazıları 
şunlardır: 

1.  İrşad-ü  Salikîn 

2.  Rîsaletü'l-Etvar 

3.  Şerh-î  Kaside~i  Askalânî, 

4.  Tuhfetü't-Tullâb 

5.  Hülâsa-i  Tarikat 

6.  Risale-i  Ruhiyye 

7.  Siyanet-i  Dervişan  Fi  bahsi  Devran?i  Sofiyan 

8.  Sual  ve  Cevab. 

Ekserisi  Türkçe  olmak  üzere  üç  dilde  yazılmış  ilâhileri  ve  manzu- 
meleri vardır.  Mesnevi  şerif  beyitlerinden  (An  hayalâtı  ki,  Dam-ı  evve- 
liyat) mısralı  beyti  de  şerh  etmişlerdir. 

(1)  Menkıbeleri  ve  hal  tercemesi  halifelerinden  Mustakimzade  ve  Yahya  Efen- 
diler tarafından  yazılmıştır  (Tezkire-i  Şuaray-ı  Âmid'de  ve  Diyarbakır  Şairleri  tez- 
keresinde de  hal  tercümeleri  tafsilâtlı  olarak  vardır. 


—  90  — 


Fazıl-ı  Fasi'nm  (Metaliu'l-Meserrat)  ı  ile  İbni  Hacer'in  (Savaikul - 
Muhrika)sını  ve  İmam  Gazalinin  (Risale-i  Emanet)  ini  de  tercüme  et- 
mişlerdir. 

Bir  na'tmdan  : 

Dû  âlem  ehline  feryad  res  zat-ı  şerifindir. 
Cemî  derd-i  mendane  fazl-ı  haksin  ya  Resûlellah. 


ERZURUMLU  İBRAHİM  HAKKI 
1186  =  1772 

Tasavvuf  ve  ahlâk  ile  çeşitli  ilimlerden  bahseden  meşhur  ve  matbu 
«Marifetname»  isimli  kıymetli  eserin  sahibi  olup  Erzurumludur.  Erzu- 
ruma  nisbetleri,  pederi  şeyh  Osman  Efendinin  Hasankaleden  Erzuruma 
nakil  ve  göç  etmelerindendir.  Âlet  ilimlerini  ve  yüksek  ilimleri  Erzurum 
âlimlerinden  öğrendiği  gibi,  Farsçayı  da  Erzurum  Müftüsü  Hazık  Mu- 
hammed  Efendiden  tahsil  etmiştir. 

Tahsilini  bitirdikten  sonra  seyahat  yolunu  seçtiği  esnada  Siirt  köy- 
lerinden Tillo'da  Kadiri  ve  Nakşî  şeyhlerinden  Şeyh  İsmail  Fakirullaha 
bağlanarak  tarikat  bakımından  hilâfet  mertebesine  nail  olmakla  bera- 
ber evlenmek  suretimde  de  akraba  oldu.  Mürşit  ve  kayınpederlerinin  ve- 
fatından sonra  bir  taraftan  eser  telifi,  diğer  taraftan  da  mürid  ve  talip- 
lere zikirleri  öğretmekle  meşgul  olup  1186  H.  tarihinde  vefat  etti. 

Eserlerinden  yalnız  «Marifetname»  ile  «Divan-ı  İlâhiyat»  basılmış- 
tır. Eserlerinin  büyük  bir  kısmı  Türkçe  geri  kalanı  Arapça  ve  Farsça 
olup  aşağıya  çıkarılmıştır  : 

1.  Marifetname, 

2.  Divan-ı  ilâhiyat, 

3.  Tezkiretü'l-Ahbab, 

4.  Hısnü'l-Arifin, 

5.  Kelimatü  Fakirullah, 

6.  İrf  aniye: 

"^^^^  "Ol3  *U^1j2J  ^ 

Hadis-i  şerifinin  muhtevi  olduğu  mânaları  üç  lisanda  yazılmış,  manzum 
ve  mensur  seçme  eserleri  toplamıştır. 

7.  İnsaniye:  Tevhidin  sırlarına  dair  üç  lisanda  bulunan  manzûra, 
en  seçme  eserlerden  toplanmıştır. 


__  91  — 


8.  Lübbü'l-İrfan:  Tasavvufa  dair  olmak  üzere  ehlullahm  sözlerinin 
derlenmesidir. 

9.  Mürşidü'l-Müteehhilin:  Mensur  bir  eser  olup  matbu  ve  ellerde 
dolaşandan  başkadır. 

10.  Tecvid:  Meşhur  Karabaş  tecvidi  vadismde  fakat  daha  faydalı 
ve  daha  açıktır. 

11.  Seçme  manzumeler:  Çoğu  Farsça  olmak  üzere  üç  dildeki  tasav- 
vufî  manzumelerden  derlenmiştir. 

12.  Kuvvet-i  Can,  Mürşidi  Şeyh  İsmail  Fakırullahm  menkıbeleri- 
ne dairdir. 

13.  Cilaul-kulûb  li  tecelli'l-matlûp:  Bir  mukaddime  ile  on  fasıl  bir 
hatime  üzerine  tertiplenmiş  Türkçe  mensur  bir  eser  olup  isminin  delâ- 
leti olan  1180  H.  de  yazılmıştır. 

14.  Însan-Kâmil:  Bir  mukaddime,  onyedi  fasıl  üzerine  tertiplenmiş 
Türkçe  tasavvufî  bir  eserdir. 

15.  Sefinetü'n-Nuh  min  Varidatü'l-Fütuh:  Telif  tarihi  1186  H.  olan 
bu  manzum  eser  40  varide  (doğuş)  üzerine  tertiplenmiştir. 

16.  Mecmuay-ı  Mekâtib:  Çoğu  Arapça  olmak  üzere  dostlarına  gön- 
derdiği ârifâne  mektuplardır. 

17.  Nûş-i  Can:  Oğlu  Fehim  Efendiye  hitaben  yazdığı  tasavvufî 
manzumedir. 

18.  Râzname:  Bazı  kardeşlerine  gönderdiği  ahlâk  ve  tasavvuftan 
bahseden  Türkçe  bir  risâledir. 

19.  Kitab-ı  Âlem:  Arapça  tasavvufî  bir  risaledir. 

20.  Kenzü'l-Fütuh:  Tasavvuf  ve  ahlâka  dair  bir  manzumedir. 

21.  Urvetül-İslâm:  Bir  mukaddime  15  bab  bir  hatime  üzere  tertip- 
lenmiş Arapça  eserdir. 

22.  Tertibi'l-Ulûm:  îlm-i  delâlet,  İcmal-i  âlet,  Kur'ân  ve  hat  (ya- 
zı). Fıkıh  ve  Lügat,  Tarif,  Nahiv,  Nazım,  Adâb,  Meanî,  Beyan  gibi  ilim- 
lerden bahseden  manzum  bir  eserdir. 

23.  Vuslatname:  10  esastan  bahseden  Türkçe  manzum  bir  eserdir. 

24.  Şükürnâme:  Türkçe  bir  manzumedir. 

25.  İkbalname:  Türkçe,  manzum  ahlâkî  bir  risaledir. 

26.  İlâhîname:  Türkçe,  manzum  bir  ahlâk  risalesidir. 

27.  Manzume-i  Avamil. 

28.  Amâl-i  felekiyye  bir  Rub'il-Mucib:  Bir  mukaddime  20  babtır. 

29.  İstihrac-ı  Amâl-i  Felekiyye:  Oğluna  hitaben  yazılmış  ilmî  bir 
manzumedir. 

30.  Lügatçe:  Üç  lisanın  lügatlerini  açıklar. 

31.  Kavaid-i  Farisiyye:  Bir  mukaddime  4  bab  bir  hatimedir. 


32.  Risale-i  Mirat-ı  Kevneyn:  Meşayıhtan  Mustafa  Fani  Efendiye 
hitaben  yazılmış  Arapça  bir  manzume  olup  batın  ehliyle  zahir  ehlinin 
hallerini  anlatır. 

33.  Ed'iyyey-i  Mensûre 

34.  Sülûk-u  Nakşibendî 

35.  Tuhfetü'l-Kirâm 

36.  Nuhbetü'l-Kirâm 

37.  Ülfetü'l-Enâm 

Bu  eserler  tarafımdan  görülmemiştir,  fakat  hal  tercümelerini  beyan 
eden  kendi  eserlerinde  mezkûrdür. 

38.  Hey'ât-ı  İslâmiye:  18  tefsir  ve  300  Hadıs-i  Şeriften  iktibas  edil- 
mek suretiyle  kaleme  alındığı  mukaddimesinde  mezkûr  olup  20  bab  ve 
1  hatime  üzerine  tertiplenmiştir. 

39.  Mecmuatü'l-Vahdaniye  fî  marifeti'n-Nefsi'r-Rabbaniyye:  Ta- 
savvufa ait  58  ana  kitaptan  seçilmiş  kıymetli  bir  mecmua  olup  1184  H. 
de  hazırlanmıştır. 

Mürşidinin  esasen  Uveysi  olduğu  (Tezkiretül  Ahbab)ta  yazılıdır. 

Oğlu  İsmail  Fehim  Efendi  de  bilgi  sahibi  bir  zattır.  Bir  mukaddime 
15  fasıl,  bir  hatime  'üzere  tertiplenmiş  «Miyarül-Evkat»  ismindeki  eseri- 
nin bir  nüshası  Hidiv  kütüphanesi  defterinde  kayıtlıdır. 

Halifelerinden  Halil  efendinin  de  tasavvufla  karışık  Türkçe  «Amen- 
tü  şerhi»  ve  yine  halifelerinden  olup  Erzurum  Ilıcası  yakınında  defne- 
dilmiş bulunan  İbrahim  Efendinin  de  Türkçe  «Kitabü'n-Nokta»  ile  Vah- 
det-i  Vücûda  dair  risaleleri  vardır. 

îrfânma  delâlet  eden  meşhur  ilâhilerinden: 

Hak  şerleri  hayr  eyler 
Arif  anı  seyreyler 
Zannetme  ki  gayreyler 
Mevlâ  görelim  neyler 
Neylerse  güzel  eyler... 

Parçasının  hususiyle  «Mevlâ  görelim  neyler.,.»  nakaratı  irfan  çhli- 
nin  dilinin  virdidir. 


ENİS  RECEP  DEDE 
1145  =  1732 


Mevlevi  şeyhlerinin  ileri  gelenlerinden  olup  Edirnelidir  (^)  (Kür- 
sî-i  Cennette  Mevlânâ  Enis  olsun  celîs)  mısramm  delâlet  ettiği  1145  H. 
tarihinde  şeyhlik  makamında  bulunduğu  Edirne  mevlevîhanesinde  vefat 
etmiştir.  Feyzi  bol  ârif  bir  mürşid  olup  bilhassa  Ragıp  Paşa,  Çelebizade 
İsmail  Asım  Efendi  gibi  faziletli  şahsiyetler  kendisinden  istifade  etmiş 
ve  feyz  almışlardır.  Mürettep  divanı  basılmıştır.  Hz.  Mevlânânm  bazı 
gazellerini  şerhetmiştir. 

Aşıkâne  na'tlarmdan  : 

Enis'in  matlabı  daim  Celâleddin-i  Rumîden 
Nigâhı  lütufla  birdem  sual  et  ya  Resûlellah 

İrfanlarının  delâleti  olan  beyitlerinden  : 

Âşinay-ı  ruh-i  Kudse  halet-i  efzadır  semâ 
Teşnegân-ı  bezm-i  aşka  şevk-ı  bahşâdır  semâ... 

EYÜP  EFENDİ 
1071  =  1660 

Hal  tercümesi  yukarıda  yazılı  Adlî  Hasan  Efendi  halifelerinden  bir 
zattır.  1071  H.  tarihinde  Medine-i  Münevverede  vefat  etti.  Pederi  Eyüp- 
te  Şahsultan  tekkesinde  yatan  Hz.  Sıddık  Sülâlesinden  Abdülhâlik  Çele- 
bidir. 

Eserleri:  «Risaletül  Esmaiyye»,  «Risâletü't-Tahkîk  Fi  Sülâleti's-Sıd- 
dîk»,  «Mecmuay-ı  îlâhiyat»tır. 

EROĞLU  NURİ  EFENDİ 

Hal  tercümesi  ilerde  yazılı  Yiğitbaşı  halifelerinden  PJImalılı  Şeyh 
Abdülvahhap  Efendiden  halifelik  almış  olup  Elmalıdandır.  Kula  ile  Eş- 
me kazaları  arasında  kendi  ismiyle  söylenen  Eroğlu  köyünde  gömülü- 
dür. Divanı  ile  «Mir'atü'l-Âşıkîn»  isminde  tarikata  girenlerin  hallerine 


(1)  Mevlevi  tarikatının  kurucusu  Cenab-ı  Mevlânanın  doğumları  (Aşk-ı  Sa- 
med)  terkibinin,  vefatları  (ibret)  kelimesinin  delâleti  olup  nûrlu  türbeleri  Konya- 
dadır. 


_  94  — 


dair  Türkçe  bir  eseri  Kula'da  tarafımdan  görülmüştür.  Miratm  bir  nüs- 
hası da  Manisa'da  Muradiye  kütüphanesinde  vardır. 

Nidâ  ettim  gelsin  âşık  olanlar 
Hakka  gidenlerin  yoludur  tevhid 
Aşkın  dersin  bundan  aldı  alanlar 
İlm-i  ledün  dilidir  tevhid 
Kefi!  oldu  size  vuslat  dosta 
Yapışalım  kudret  elidir  tevhid. 

EŞREFİ  RÛMÎ 

(EŞREFOĞLU) 
874  =  1469 

İsimleri  Abdullah  olup  Kadiri  tarikatının  kollarından  Eşrefiyye  şu- 
besinin kurucusu  olan  Allahın  velî  ve  âşık  kullarından  bir  zattır.  İrşat- 
larının başlangıcı  kayınpederleri  Hacı  Bayram  Velîdendir.  Feyizlerini 
de  Abdülkadir  Ceylânî  torunlarından  Hüseyin  Hamevî  hazretlerinden 
tamamlamıştır.  Mensur  eserlerinden  basılmış  olan  «Müzekkîn-Nüfûs» 
ile  «Divân-ı  Âşıkâne»leri  meşhurdur.  Bir  de  basılmamış  «Tarikatname^> 
leri  vardır  (^).  Vefatları  (Eşrefzade  Azm-i  cinân  eyledi)  mısramm  delâ- 
let ettiği  874  H.  de,  mübarek  kabirleri  doğum  yeri  olan  Izniktedir.  Âşıka- 
ne ilâhilerinden  : 

Tecellî  şcvk-ı  didann  beni  mest  eyledi  hayran 
«Eııeî-Hak)>  sırrını  candan  anın  için  kılmazam  pinhan.. 

bey  tiyle  başlayan  meşhur  ilâhileri  bazı  :rifler  tarafından  şerh  olunmuş- 
tur. Basılmış  divanları  yazmasına  nazaran  noksandır.  «Müzekki'n-Nü- 
fûs»  heyeti  mecmuası  itibariyle  aşk  ve  mücahede  vadisinde  yazılmış  bir 
eserdir.  Divanlarında  aşk  ve  irfana  dair  pek  çok  mütalâa  vardır.  Yunus 
Emre  divanı  gibi  Osmanlı  lisanının  tarihi  bakımından  da  büyük  bir  kıy- 
meti haizdir. 


(1)  Damatları  divan  sahibi  Atadürrahim  Tirsî'nin  torunu  Ali  Sırrı  Efendinin  de 
«Tasdiku'l-Uşşak»  isminde  nesir  ve  «Sırr'ul-Erkân»  isminde  manzum  eserlei'iyle 
divanları  ve  yine  bu  sülâleden  Bursada  İncirli  dergâhında  yatan  Sırrî  Abdülkadir 
Efendinin  de  «Sırr-ı  Devrân»  isminde  bir  eseri  vardır. 

Tirşe  :  İznik'te  bir  köydür. 


—  95  — 


FAHREDDİN-İ  RÛMÎ 

Sultan  I.  Beyazıt  devri  âlim  ve  şeyhlerinden  olup  İzmit  civarmda 
Bolu'ya  bağlı  Mudurnu'da  irşad  ile  meşgul  olmuştur.  Tesirli  dualar  hak- 
kındaki bahis  ve  rivayetleri  ihtiva  eden  eseriyle  fetvaalardan  (Müşte- 
milü'l- Ahkâm),  tasavvuf  ve  kelâmdan  (Feraidü'l-Leâlî)  adlarında  eser- 
leri vardır.  (Müştemilü'l-Ahkâm)  küçük  ve  büyük  isimleriyle  iki  parça- 
dır. Birer  nüshası  Yeni  Cami  kütüphanesinde  vardır.  İbni  Fahreddin 
adiyle  tanınmış  olan  oğlunun  da  (Esrar-ı  Muhammediye)  isminde  bir 
eseri  vardır. 

FEYZÎ  HASAN  EFENDİ  (SİMKEŞZADE) 
1102  =  1690 

Üç  lisanda  şiir  söylemeğe  muktedir  şair,  ârif  bir  zat  olup  İstanbullu- 
dur. (Şakayık)  a  zeyil  yazan  Şeyhî'nin  pederidir.  Şeyh  Abdülehad  Nuri'- 
den hilâfet  aldıktan  sonra  Bayramiye  melâmilerinin  şeyhlerinden  Şeyh 
Beşir  Efendiye  intisap  ettiği  (Hediyetü'l-îhvan)da  zikredilmiştir. 

1102  H.  de  vefat  ederek  şeyhlik  makamında  bulunduğu  Edirnekapı 
haricinde  Emir  Buharî  damadı  Mahmut  Çelebi  dergâhına  defnedildi. 
(Beyzavî  tefsirinin  Bakara  sûresi  bölümüne  talikatı),  (Mürettep  divanı), 
(Miracname),  (Cevapname),  (Gamze-i  Dil)  isimlerinde  manzumeleri 
vardır  ki,  hepsi  de  basılmamıştır. 

Beyitlerinden  : 

Arzeylese  şuphi  demyiizün,  ol  şehsuvarımız 
Sahray-ı  sabr-ı  aşkta  kalmaz  kararımız. 

Cevapnamesinden  : 

Kalma  surette  mani  bîn  nola  gör 
Bilse  lâ  nedir  illâ  nedir 
Vasılı  nükte-i  yakîn  ola  gör, 
Açılırsa  gönül  gözü  illâ... 
Yoktur  yerde  gökte  gayrı  İlâh 
Dendi  çün  Lâilâhe  İllallah 


—  Ö6  — 


FETHİ  ABDÜLKERİM  EFENDİ  (BÜLBÜLCÜZADE) 

1106  =  1694 

Hal  tercemesi  yukarıda  yazılı  bulunan  Abdülehadi'n-Nûrî  halifele- 
rinden bir  zat  olup  ülemadan  Abdüllâtif  Karamanî'nin  oğludur.  Tahsil 
ve  sülûkünü  İstanbul'da  tamamlamıştır.  Büyük  Selâtin  Camilerinin  ba- 
zılarında kürsü  şeyhliği  hizmetini  ifa  etmiştir.  Vefatı:  «Abdülkerim 
efendiye  Cennet  ola  mahal»  mısramm  delâleti  olan  1106  H.  dedir.  Müret- 
-tep  divanı,  sülük  ve  mev'ızalar  ile  alâkalı  risaleleri  vardır.  Büyük  mür- 
şidi Abdülehadi'n-Nûrî  türbesinin  kıble  tarafına  defnolunmuştur. 

îlâhiyatmdan  : 

Gönül  âyinesi  olsun  mücellâ 
Senin  bir  zerre-i  aşkınla  Mevlâ 
Görünsün  suret-i  manâ  musaffâ 
Gönül  âyinesi  olsun  mücellâ 

Keder  gitsin  gönüllerden  serapâ 
Şilinsin  şekl-i  suğra  ile  kübrâ 
Visalin  zevki  olsun  dilde  peydâ 
Gönül  âyinesi  olsun  mücellâ 

Bu  sırdan  dilde  mahzun  oldu  levhî 
Muhal  oldu  kemali  üzre  şerhî 
Hele  divane  oldu  şimdi  fethî 
Gönül  âyinesi  olsun  mücellâ 

Yanında  yatan  küçük  oğlu  Abdürrahim  Münip  Efendinin  de  arifane 
ilahiyatı  vardır. 


FENAYÎ  MUSTAFA  EFENDİ 
1115  =  1699 

Hal  tercemesi  yukarıda  yazılmış  bulunan  Selâmi  Ali  Efendi  halife- 
lerinden âşık  bir  zat  olup  Şumnuludur.  Beşiktaşlı  Yahya  Efendi  türbesi 
civarında  yaptırdığı  dergâhta  inzivaya  çekildi.  Vefatı  «Şir-i  Hüdâ»  ter- 
kibinin delâleti  olan  1115  H.  dedir.  Dervişlik  mesleğine  intisap  etmeden 
evvel  Yeniçerilerin  20.  bölüğünün  odabaşısı  olduğu  için  zamanında  oda- 
başı şeyhi  namiyle  tanınmıştır.  Şiirlerinin  çoğu  naatlarla  alâkahdır.  Bir 
nutkundan  : 


^  97  — 


Ey  cemalin  Pertevin  alemde  peyda  eyleyen 
Yine  ol  âyine  de  hüsnün  temaşa  eyleyen 
Bir  avuç  toprağa  salmış  cam-ı  aşkm  eur'asm 
Kimini  âkil  kimin  mecnun  ü  şeyda  eyleyen 

Şems-ü  vahdet  zerresinden  âb  u  gülde  var  eser 
Çeşm  ü  aklı  pes  odur  dânâ  ve  bünyâ  eyleyen 

Bir  beytinden  : 

Keşfolur  ana  bütün  mahiyeti  kevn  ü  mekân 
Sırrı  tevhid  olsa  bir  âyine-i  dilde  ayan 

FAHRİ  AHMED  EFENDİ 
1214  =  1799 

Celvetî  şeyhlerinden  ârif  ve  şair  bir  zat  olup  Gelibolu  civarında]?:! 
Şarköylüdür.  Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Zati  Süleyman  efendinin 
oğlu  Hüseyin  Şahin  Efendiden  hilâfet  almıştır.  Ömrünün  sonlarında  İs- 
tanbul'a gelerek  1214  H.  de  vefat  etti.  Kasımpaşa'da  Ali  Efendi  dergâ- 
hında defnolunmuştur. 

Mürettep  divanı  ile  âriflerden  Müftî  Baba  denilen  zatın  Yunus  Em- 
re tavrındaki  nutkuna  bir  şerhi  vardır  ki,  bir  nüshası  bu  hakir  muhar- 
rir tarafından  Hüdai  hazretlerinin  dergâhı  kütüphanesine  hediye  edil- 
miştir. 

Bir  gazelinden  : 

Ba  Hûda  bir  andelib-i  dil  fezâ  ister  gönül 
Gülşen-i  bezm-i  eleste  âşinâ  ister  gönül 

İtmeye  mirac-ı  ruhanî  harîm-i  hazrete 

Sırrı  ev  ednaya  mahrem-i  reh-numa  ister  gönül 

«Len  tenalül  birre  hattâ...»  nın  rumuzun  anlayıp 
Rah-ı  Hakta  nakd  ü  baş  ü  cân  feda  ister  gönül 

Hikmet-i  Pendârden  dilhanesin  tathir  için 
Şem-i  Zat-ı  Zülcelâliden  ziya  ister  gönül 

F.  :  7 


—  98  — 


Nûş  idüp  câm-ı  «Enel-Hak»da  hüvel-Hakk  badesin 
Küntü  kenz,  esrarın  ârif  evliya  ister  gönül 

«Nahnü  akrebu»  nağmesin  gûş  eyleyelden  «Fahriya» 
Bağ-ı  vahdet  gülistanında  neva  ister  gönül 

^  ^ 

Elifden  başladı  dil  bade  buldu  sırr-ı  ruhanî 
Tedenni  eyleyip  «ta»dan  sebat  ümid  edip  «sa»da 

Matla'lı  manzumeyi  de  şerh  etmiştir. 

Zatî  efendinin  «Gülşen-i  Vahdet»  şerhini  de: 

Her  ki,  ezdidar  berhudar  şüd 

lyn-i  cihan  der  çeşm-i  o  murdar  şüd 

beytinden  aşağısmı  şerh  ederek  tamamlamıştır. 

FERDÎ  ABDULLAH  EFENDİ 
1274  =  1857 

Nakşibendi  tarikatının  değerli  şahsiyetlerinden  ve  fazilet  sahibi 
bir  zat  olup  Manisa'nın  Turgutlu  kazasmdandır.  İstanbul'da  tah- 
silini tamamladıktan  sonra  Kasaba  müftülüğünde  bulunarak  ilmin 
yayılmasına  hizmet  etmiştir.  Hicaza  gittiğinde  Mekke-i  Mükerre- 
mede  Nakşı  büyüklerinden  Hindli  Muhammed  Can  Efendi  hazretlerine 
intisap  ederek  halifeliğini  alıp  memleketine  dönmüştür.  Şeyhülislâm 
Ârif  Hikmet  Beyin  kadir  ve  kıymet  bilen  delâletiyle  İstanbul'da  Fatih 
civarındaki  Emîr  Buharî  dergâhı  şeyhliğine  tâyin  olunmuştur.  Bu  vazife 
uhdesinde  iken  1274  H.  de  vefat  ederek  adı  geçen  dergâhın  avlusuna  def- 
nedilmiştir.  Kasabada  hayır  sahiplerinden  Hüseyin  Ağa  kütüphanesine 
yazdığı  manzum  tarih  kütüphane  kapısında  kazınmıştır. 

Eserlerinden  bu  kütüphanede  1259  H.  de  kendi  el  yazısı  ile  yazma 
bir  mecmuada  (Salât-ı  Meşişe)  şerhi  ile  (îmam  Suyutinin  Âyat-ı  Men- 
suba), (Mensuh  Ayetler)  risalesinin  manzum  olarak  tercemesi  ve  şerhi 
vardır.  Tercemenin  mukaddimesinden  : 

Mekteb-i  Miftah  bismillâh  ile 
Fetholur  her  müşkilât  Allah  ile 


_  99  — 


Hamdü  lillâh  ziyneti  efzayi  kelâm 
Ravza-i  pâke  salât  ile  selâm 


Âl  ve  ashabın  ola  ervah-ı  şâd 
Razı  olsun  cümleden  Rabb-ı  ibâd 


Üç  lisanda  şiir  söylemeğe  muktedir  olduğu  dergâhta  mahfuz  diva- 
nmdan  anlaşılmaktadır.  (Fatin  tezkiresi)  nde  kadeh  redifli  bir  gazeli  gö- 
rülmüştür. Bir  de  (Kaside-i  Bür'e  şerhi)  olduğu  söylenilmektedir. 


Nakşibendi  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  istanbulludur.  Za- 
manında reîsü'l-kurrâ  idi.  Eyyüp  civarında  ikametinden  dolayı  devrinde 
Eyyubî  şöhretiyle  tanınmıştır.  Mesnevihanede  Mesnevihanlığı,  Murad 
Buharî  dergâhında  şeyhliği  vardır.  Matbu  risaleleri  aşağıdadır: 

(İşaretü'l-Maneviyye  Fi  Ayin-i  Mevleviyye),  (Ahsenü't-Tahdîs  Fi 
rivayetil  Hadis).  1284  H.  de  vefat  etti.  Eyyüp  Nişancasında  Nakşî  büyük- 
lerinden Murat  Buharî  dergâhına  defnedildi.  Oğlu  Muhammed  Abdül- 
lâtif  Efendi  de  âriflerden  bir  zattır.  Eserlerinden  (Risale-i  Gavsiyye)  ter- 
cemesi  basılmıştır.  Meşhur  hattatlardan  Mahmud  Celâleddin  Efendi  de 
bu  dergâha  defnedilmiş  olup  vefatı  tarihi  1245  H.  dir. 


Mutasavvıf  âlimlerin  büyüklerinden  Seyyid  Hoca  Muhammed  Nu- 
ru'l-Arabiyyi'l-Melâmi  halifelerinden  ve  irfan  sahiplerinden  bir  zat  olup 
Usturumcalıdır.  1319  H.  de  misafir  olarak  bulunduğu  Selânik'de  vefat 
etti.  Yenikapı  haricindeki  kabristanda  Langa  caddesinin  sol  kenarında 
defnolunmuştur.  (Tahkikat-ı  Faikıyye  Alâ  akaid-i  İslâmiyye),  (Şerh-i 
Risale-i  Gavsiyye),  (Şerh-u  Hadis-i  Mûtû  kable  entemûtû), 


(Mecmuay-ı  îlâhiyat),  (Ecvibe-i  Mutasavvıfane)  vesaire  gibi  basılma- 
mış eserleri  vardır. 


FEYZULLAH  EFENDİ  «MESNEVİHAN» 
1245  =  1829 


FAİK  MUHAMMED  BEY 
1315  =  1897 


—  100  — 


Bir  naatmdan  : 

Tâ  ezelden  Faik-i  bîçare  âşıktır  sana 

Kıl  şefaat  lütfedip  al  kemteri  senden  yana 

Ruz-i  mahşerde  cemal-i  pâkini  göster  bana 
Zat-ı  pâkin  ehl-i  aşkın  sevgili  cananısın 

GAFURİ  MAHMUD  EFENDİ 
1078  =  1667 

Celvetî  tarikatı  şeyhlerinden  ârif  ve  âlim  bir  zat  olup  Geliboludan- 
dır.  Tahsilini  tamamladıktan  sonra  Fatih  Camii  Şerifine  vaiz  tâyin  olun- 
du. Bundan  sonra  Üsküdar'da  Aziz  Mahmud  Hüdai  hazretlerinin  dergâ- 
hına şeyh  oldu.  «Açınız  Mahmud  Efendi  ruhuna  El-Fatiha»,  «Mürşid-i 
kâmil  Hak  buldu  Makam-ı  Mahmud»  mısralarınm  delâleti  olan  1078  H. 
de  vefat  etti.  Hüdai  Efendinin  tekkesi  yakınında  Halil  Paşa  türbesine 
defnedildi.  (Divançe-i  ilâhiyat)ı  vardır.  Bir  gazelinden: 

Çün  bahar  irüp  şecerler  sebzü  revnak  -  gir  olur 
Ayet-i  Sun-i  Hüdaî  her  varak  tefsir  olur. 

Nur-ı  zikrullah  ile  her  kim  ki  kalbi  oldu  ak, 
Sureten  ol  şeb  ise  manâda  lâkin  pîr  olur. 

Sicni  tenden  kurtulup  irdi  serayi  vahdete 
Hüsn-ı  tevhid  içre  kim  pabeste-i  zencir  olur. 

Aşık-ı  sadık  isen  terkeyle  hab-u  rahatı 
Ey  «Gafurî»  talib-i  didar  olan  şebkir  olur. 

1089  ==  1678  H.  de  vefat  ederek  Edirnekapısı  haricinde  Emîr  Buharî 
tekkesi  civarına  defnedilen  halifeleri  Musa  Şekürî  Efendinin  de  ârifane 
ilâhiyatı  vardır. 

GAYBÎ  SUNULLAH  EFENDİ 

Hal  tercemesi  yukarda  yazılı  Oğlanlar  Şeyhi  İbrahim  Efendinin  ha- 
lifelerinden olup  ismi  Sümbül  Efendinin  hal  tercemesinde  zikredilmiş 
olan  Kalburcu  şeyhi  Ahmed  Beşir  Efendinin  torunlarmdandır.  Memle- 


—  101  — 


keti  olan  Kütahya'da  (Musallâ)  da  defnedilmiştir.  Mürşidinin  mutasav- 
vıfane  sözlerini  toplıyarak  (Sohbetname-i  Gaybı)  ismini  vermiştir.  Mü- 
rettep  divanı  ve  99  beyti  havi  (Keşfü'l-Gıta)  isminde  ârifane  bir  man- 
zumesi ile  Tariku'l-Hakk-ı  Fi't-teveccühi'l-Mutlak),  (Ruhu'l-Hakikati), 
(Bey'atname)  isimlerinde  küçük  risaleleri  vardır  ki,  hepsi  de  basılma- 
mıştır.  (Rûhu'l-Hakikat)  risalesi  1072  =  1661  H.  de  kaleme  almıştır. 

Beyitlerinden  : 

Hamdülillâh  biz  beheşti  marifette  sakiniz 
Duzeh-i  celıl  içre  daim  yanmada  ehl-i  azap 

(Keşfü'l-Gıta)  matlâmdan  : 

Bir  vücuttur  cümle  eşya  ayni  eşyadır  Huda. 
Hep  hüviyettir  görünen  yok  HüdaMan  maada... 

Lîk  vardır  bu  vücudun  zahiri  ve  batını 
Pes  bu  haysiyetten  olur  evvel  ve  ahir  ana 

Bosna  vilâyetinin  Giradişka  kasabasında  \'efat  eden  Ali  Gaybî-i 
Bosnavî  de  âriflerden  bir  zattır.  Makamına  geçtiği  Hasan  Efendi  halife- 
lerinden olan  bu  zatın  da  ârifane  şiirleri  vardır. 

GAVSÎ  AHMED  DEDE 
1109  =  1697 

Mevlevi  ârif  ve  fazıllarından  bir  zat  olup  Gelibolulu  Yazıcızade 
ailesindendir.  Tahsil  ve  sülûkünü  ikmalden  sonra  Galata  Mevlevihanesi 
Şeyhliğine  tâyin  olundu.  Nayî  Osman  dedenin  kayın  pederidir.  «Devran 
kodu  Ahmed  dedesiz  tekyemizi  hayf»  mısramm  delâleti  olan  1109  H.  de 
vefat  etti.  Mürettep  divanı,  ârifane  ve  âşıkane  şiirleri  vardır.  Bir  gaze- 
linden : 

Berk-i  hüsn-i  aşıkı  dîdar  bilmez,  kim  bilir? 
Naliş-i  nurî  dil-i  bîdar  bilmez,  kim  bilir? 

Çeşm-i  ümidin  ayırmaz  lema'yı  ruh-sardan 
Berk-ı  husnî  Gavsî-i  bîmar  bilmez,  kim  bilir? 


—  102  — 


GAZZÎZADE  ABDÜLLÂTİF  EFENDİ 
1216  =  1801 

Bursa'da  yetişen  ârif  ve  fazilet  sahibi  şeyhlerden  olup  tarikat  bakı- 
mından Mısrî  halvetilerindendir.  Zamanın  itibarda  olan  ilimlerini  tanın- 
mış âlimlerden,  hususiyle  ceddi  Izzîzade  Mustafa  Nesip  Efendiden  tah- 
sil etmiş  ve  tamamladıktan  sonra  Halvetilerin  tavır  ve  sülûkünü  bitir- 
mesini müteakiben  de  taliplerin  tedrisi  ve  âşıkların  irşadı  ile  vaktini  ge- 
çirmiştir. Celvetî  tarikatını  da  teberrüken  1216  H.  de  vefat  eden  Üftade- 
zade  Şeyh  Mustafa  Efendiden  almıştır. 

Eserleri:  (Temhidü'l-Makamat),  (Ruhu'l-Kudüs),  (Risaletü'zZiynetü 
Fi'1-Mesleki'l-Aliyye),  (Andelibü'l-Uşşak  Fi's-semai),  (Risaletü'l-îbarat 
ve't-Tabir),  (Risaletü'l-Cihad),  (Keramatü'l-Evliya),  (Reddü'z-Zenadika), 
^Irşadü  EhH's-Sülûk),  (Mecmuatü'l-Fevaik),  (Mecalis),  (Tefsiru'l-Fati- 
ha),  (Fütuhat-ı  Kenzi  Kur'ân),  (Menakibi'l-Evliya),  (Vakayi-i  Baba  Pa- 
şa), (Tercümetü'z-Zahire),  (Dürretü'l-Beyzâ-i  Fi  Beyani  Mevlidi'l-Mus- 
tafa),  (İhtisar-ı  Füruk-ı  Hakkı  Mecmau'l-Füruk),  (Pertev-i  Envar),  (Ha- 
şiye-i  Dürer),  (Merğûbü's-Sâlikîn),  (Nasih  ve  Mensuh),  (Vâkıat). 

GÜMÜŞHANELİ  AHMED  ZİYAEDDİN  EFENDİ 
1311  .=  1893 

Halidiye  şeyhlerinin  faziletlilerinden  bir  zat  olup  uzun  müddet  İs- 
tanbul'da tarikatının  yayılması,  din  ilimlerinin  tedrisi  ile  vaktini  geçire- 
rek 1311  H.  de  vefat  etti.  Süleymaniye  Camii  Şerifi  avlusunda  medfun- 
dur. 

Basılmış  eserleri:  Hadis  ilminden  (Garabibü'l-Ehadîs)  ve  (Râmuzü'l- 
Ehadis)  ile  şerhi  beş  cilt  (Levamiu'l-Fusûl),  (Rûhu'l-Ârifîn),  (Câmiu'I- 
Mütûn  Fi  hakki  Envai's-Sifati'l-İlâhiyye),  (Necatü'l-Gafihn),  (Fezail-.i 
Cihad),  (Menasik-i  Hacc),  (Hadis-i  Erbain),  (Risaletün  Fi'l-Muhaceret), 
(Müstağni'ş-Şuruh),  (Esrar-ı  Tarik),  (Devaü'l-Müslimin),  (Mecamiul- 
Usûl)  ve  yüksek  tarikatların  Evrad  ve  Hiziplerini  havi  mecmuadan  iba- 
rettir. (Mecamiu'l-Usûl)ün  kenarında  İmam  Kaşanî'nin  (İstılahat-ı  So- 
fiyyesi)  vardır. 

(Zairü'l-Kudüs),  (Terceme-i'l-Canibi'l-Garbî  Fî  hall-i  müşkilât-i  İb- 
ni  Arabî),  (Zübdetü'l-Beyan  Sure-i  Nisadan  Sure-i  Nahl'e  kadar  Tefsiri 
Şerif),  (Muhtasar  Vefeyat-ı  Bursa),  (Ravzatü'l-Müflihun)dur.  Gerek 
kendisinin  gerek  ceddinin  eserlerinin  büyük  kısmı  Bursa'da  Orhan  Gazi 
Camii  Şerifindeki  kütüphanede  mevcuttur.  (Ravzatü'l-Müflihun)  mu- 
fassal Bursa  vefiyatıdır. 


—  103  — 


GAZZi  ZADE  MUSTAFA  NESİB  EFENDİ 
1202  =  1787 

Âlim  ve  ârif  bir  zat  olup  Bursalıdır.  Mürettep  divanı  ile  sülük  halle- 
rine dair  (Tezyinü'l-Makamat)  namında  bir  eseri,  (Aşkname)  ismin- 
de bir  manzumesi  ve  (Kadı  Beyzavî  Tefsirine  Talikat)ı  vardır.  Eserleri 
basılmamıştır.  1202  H.  de  Bursa'da  vefat  ederek  Fışkırık  mahallesindeki 
ceddi  Ahmed  Gazzî  dergâhına  defnedildi. 

HAMİDÜDDÎN  AKSARAY!  «Hâmid  İbni  Mûsa» 

Hal  tercümesi:  İleride  yazılı  Hacı  Bayram  Velî'nin  yüksek  mürşidi 
olup  Kayserilidir.  Zahirî  ilimlerde  kemâl  sahibi  oldukları  halde  Bursa- 
da  bulundukları  zaman  ümmîlere  benzeyen  bir  davranışla  ekmek  pişi- 
rip sattıklarından  halk  arasında  «Somuncu  Baba»  namıyla  yâd  olunmuş- 
lardır. Molla  Fenarî  mahallesindeki  fırınları  hâlâ  ziyaret  olunmaktadır. 
Eserlerinden,  tasavvuf  lisanı  ile  yazdıkları  «Şerh-i  Hadis-i  Erbain»  ke- 
mallerine şahit  olduğu  gibi.  Emir  Sultan  ve  Molla  Fenarî  gibi  yükse]î 
şahsiyetler  dahi  kemallerini  tasdik  etmişlerdir.  Emîr  Sultan  Hazretleri- 
nin delâletiyle  Bursa  Ulu  Camiinde  ilk  defa  hutbe  irad  ettikleri  zaman, 
kıymet  ve  derecelerinin  yüksekliği  meydana  çıkmıştır.  Vefatı  «Tac-ı 
Arifine  terkibinin  delâleti  olan  815  H.  de,  kabri,  Aksaray  kasabasmda- 
dır.  (1) 

HACI  BAYRAM  VELÎ 
833  =  1429 

Tarikat  ehlinin  dilinde  «Pîr»  ünvanıyla  anılan  tarikat  sahibi  yÜK- 
sek  zatlardan  olup  Bayramî  tarikatının  kurucusu  bulunan  büyük  muta- 
savvıfdır.  İsmi  Numan  ise  de  mürşidi  Hamid  Aksarayî  hazretleriyle  gö- 
rüşmesi bir  Kurban  Bayramına  tesadüf  ettiği  için  adı  geçen  mürşid  ta- 
rafından «Bayram»  adı  verilmiştir.  Kendisinden  sonra  tarikatı  altı  kola 
ayrılmışsa  da  meşhurları  Akşemseddin  vasıtasiyle  yayılmış  «Bayrami- 
ye»,  880  H.  de  Göynük'de  vefat  eden  Bursalı  Dede  Ömer  Sikkînî  vasıta- 
siyle yayılmış  bulunan  Bayramî  melâmiliği  ve  Hızır  Dede  halifesi  Bur- 

(1)  Darende  kazasının:  Şeyh  Hamid-i  Veli  Camii  İhya  ve  Onarım  Derneği 
tarafından  1965  tarihinde  (Scmuncu  Baba  adı  altında)  neşredilen  kitabm 
31  inci  sayfasına  konulan  vesikada  aynen  şöyle  denilmektedir: 

Velî'nin  Darende'de  medfun  bulunduğuna  dair  olan  bu  vesikanın  üçüncü 
satırında  «...^Dârende  kasabasının  Hıdırhk  mahallesinde  defini  haki  ıtırnâk 
olan  Kutbul  Arifini  Gavsil  Vasilin  Şeyh  Hamid-i  Velî...»  denilmektedir.  (Naşir) 


—  104  — 


salı  Üftade  Hz.  leri  ile  baş  halifesi  Kudsi  Hz.  lerı  tarafından  kurulan  Cel- 
vetiliktir.  Vefatı  «İrtihalü'l-insan»  terkibinin  delâleti  olan  833  H.  de, 
kabri  {^)  Ankaradadır.  Şeyhler  arasında  elde  mevcut  olan  «üç  nutkun- 
dan başka  eserine  tesadüf  olunamadı.  Bu  nutuklarından  «Çalabım  bir 
şâr  yaratmış  iki  cihan  arasında»  -  «Bakıcak  didar  görünür  ol  şârm  kena- 
resinde»  beytiyle  başlıyanı  Şeyh  İsmail  Hakkı  ile  Hoca  Muhammed  Nu- 
rü'l-Arabî,  Bursalı  Muhammed  Sofi  ve  Abdülhay  Celvetî  gibi  tasavvuf 
büyükleri  tarafından  şerh  olunmuştur. 

Diğeri  de  şudur  : 

^     Bilmek  istersen  seni  -  Can  içinde  ara,  cânı 
Geç  canından  bul  anı  -  Sen  seni  bil,  sen  seni 
Kim  bildi  ef'alini, 
Ol  bildi  sıfatını. 
Anda  gördü  zatını. 
Sen  seni  bil,  sen  seni 

Kimki  hayrete  vardı,  ' 
Nura  müstağrak  oldu. 
Tevhid-i  zatı  buldu. 
Sen  seni  bil,  sen  seni. 
7    Bayram  özünü  bildi 
Bileni  anda  buldu. 
Bulan  ol  kendi  oldu. 
Sen  seni  bil,  sen  seni 

Diğerinin  matlamda  : 

«Hiç  kimse  çekebilmez  güçtür  felek'in  yayı 
Derdine  gönül  verme  birgün  götürür  vâyı»  dır. 

Ziyaret  etmiş  olduğum  türbe-i  şerifelerindeki  levhalardan: 

Şark-u  garba  nûru  olmuş  münceli. 
Hissemend-i  Feyzidir  Anadolu; 
Rah-ı  irfan-ı  küşade  eylemiş, 
Hazret-i  el-Hac  Bayram  Velî. 

Sonradan  bastırdığım  «Hacı  Bayram  Velî»  ismindeki  eserimde  hak- 
kında bilinmesi  lâzım  gelen  malûmat  yazılmıştır.  Halifelerinden  Bedred- 
din  Efendi  de  tasavvuf  ilminden  İbrahim  Irakî'nin  «Lemeat»  ismindeki 
meşhur  eserini  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Bursa'da  Ulu  Cami  kü- 
tüphanesindedir. 


(1)  Doğum  yeri  Ankara  civarında.  Solfasol  -  Zülfazıl  köyüdür. 


—  105  — 


HASAN  EFENDİ  «Hasan  Hoca  İbni  Yusuf» 
845  =  1441 

Fazilet  sahibi  şeyhlerden  bir  zat  olup  Rumeli  Yenişehrine  bağlı 
Kasanlar  köyündendir.  Memleketinde  tahsilini  bitirdikten  sonra  Bur- 
sa'da  Emir  Sultan  -  Emir  Muhammed  Şemseddin  Buharî  Hazretlerine 
intisab  ederek  adı  geçen  emîrin  vefatında  vasiyetleri  gereğince  makamı- 
na geçmiştir.  Oniki  sene  irşad  makamında  bulunduktan  sonra  Kabe  ziya- 
retinden dönüşde  Kudüs'te  845  H.  de  vefat  etti.  Mezar  taşında  Şeyh  Ha- 
san Rûmi  ibaresinin  nakşedilmiş  olduğu  «Güldeste-i  Riyaz-ı  Irfan»da 
yazılıdır.  Tasavvuf  ilminden  Arapça  «Müzilüş-Şükük»  isminde  bir  eseri 
vardır  ki  bir  nüshası  bu  âciz  müellif  tarafından  Bursa  Ulu  Cami  kütüp- 
hanesine hediye  edilmiştir.  Emir  Sultan  halifelerinden  Bursalı  Mustafa 
oğlu  Yahya'nın  da  898  =  1492  H.  de  yazdığı  «Siyer-i  Nebi»  ile  «Dört  Ha- 
life» ve  İmam-ı  Ebu  Yusuf  ve  İmam-ı  Muhammed'in  hallerinden  bahse- 
den «Envar-ü'l-Kulûb»  isminde  manzum  eseri  vardır.  Yine  Emir  Sultan 
Hazretlerinin  tarikatından  Germiyanlı  Yusuf  oğlu  Süleyman'ın  da 
<'Seyr-üs-Salikîn»  ve  «Siracü's-Sairin»  isminde  bir  eseri  vardır  ki,  bir 
nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  mevcuttur. 

HACI  AHMED  İBNİ  SEYYİDÎ 
863  =  1458 

Zeyniyye  tarikatının  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Biga- 
lıdır. «Avarifü'l-Maarif»  deki  Âyet-i  Kerimeleri,  «Tevilât-ı  Necmiyye», 
«Tevilât-ı  Kaşani»,  «Hakayık-ı  Selma»,  «Uyunü't-Tefasir»  gibi  tefsirle- 
re, bakarak  terceme  etmiştir.  Ayni  esere  hadis-i  şerifleri  de  Buharî,  Müs- 
lim, Mesabih,  Meşarik,  metin  ve  şerhlerine  müracaat  suretiyle  863  H.  de 
geniş  bir  şekilde  tercüme  etmiştir.  Şeyhinin  Kocaeli  -  izmitli  Muhyid- 
din  halife  olduğu  tercümesinin  mukaddimesinde  zikredilmiştir.  Vefat 
tarihi  ile  defnedildiği  yer  tesbit  olunamadı.  Alet  ilimlerini  ve  yüksek 
ilimleri  Balıkesirli  Mevlânâ  Hacı  Hasan  Zade  Muhammed  Camiden  öğ- 
renmiştir. «Esrar-ı  Fatiha»  isminde  bir  kitabı  daha  vardır.  Başka  esei'- 
leri  de  olduğu  anlaşılıyorsa  da  görülmemiştir. 

HÜSAMEDDİN  ALİ  EL-BİTLİSÎ 
900  :=  1492 

Zahiri  ve  batmî  ilimlere  vakıf  yüksek  bir  zat  olup  hal  tercümesi 
tarihçiler  faslında  yazılı  Mevlânâ  îdris-i  Bitlisî'nin  pederidir.  900  H.  ta- 
rihlerinde memleketinde  vefat  etti.  Nurbahşi  tarikatının  kurucusu  Sey- 


—  106  — 


yid  Muhammed  Nurbahşi  hazretlerinin  halifesidir.  (İşaretü  menzilü'l- 
Kitap)  isminde  iki  büyük  ciltten  ibaret  bir  tefsiri  vardır  ki,  Edirne'de 
Sultan  Selim  kütüphanesindedir.  Şeyh  Abdurrezzak  Kaşanî'nin  (Istilâ- 
hat-ı  Sof iyye) sini  de  şerh  etmiştir  ki,  bunun  da  bir  nüshası  Manisa  Mu- 
radiye kütüphanesindedir.  (Gülşen-i  Râz)  hakkında  da  Farsça  bir  şerhi 
vardır  ki  bunun  da  bir  nüshası  Üsküdar'da  Selimiye  kütüphanesinde 
mevcuttur. 

HABİB  KARAMANI 
902  =  1496 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Seyyid  Yahyay-ı  Şirvanî  halifelerinden 
yüksek  bir  zattır.  902  H.  de  Amasya'da  vefat  etti.  Eserleri:  manzum  (Et- 
var-ı  Seb'a)  ile  mensur  (Kitabu'n-Nasayih)tir. 

HAKİKİ  ZADE  OSMAN  EFENDİ 
1037  :=  1627 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Seyyid  Nizam  Hazretlerinin  halifele- 
rinden ârif  bir  zat  olup  (İstanbulludur).  (Şeyh-ı  Vasıl)  ve  (Kelimetü't- 
Takva)  terkibinin  delâleti  olan  1037  H.  de  vefat  ederek  Eğrikapısı  dahi- 
linde Tekfur  Sarayı  yakınında  kendi  yaptırdığı  dergâha  defnedilmiştir. 
Müretteb  divan-ı  ilâhiyatı  vardır. 

İlâhilerinden  :  ' 

Bülbül-ü  şûrideyim  gülden  nasibim  var  benim 
Sanma  kez  beyhudeyim  gülden  nasibim  var  benim 

HÜSEYNÎ  (HÜSEYNÎ  İBNİ  AHMED  SİROZÎ) 
1000  =  1591 

Halveti  tarikatına  mensup  ârif  ve  şair  bir  zat  olup  Sirozludur.  Mür- 
şidinin Selâhaddin,  memleketinin  Siroz  olduğunu  bir  nüshası  Müzey-i 
Hümâyûn  kütüphanesinde  mevcut  (Cami-u'l-Envar)  ismindeki  manzum 
eserinin  nihayetinde  zikretmiştir.  Kendisinin  de  1000  H.  tarihinde  yaşı- 
yan  zatlardan  olduğu  anlaşılmaktadır.  (Cami-u'l-Envar)  matlamdan  : 


—  107  — 


İlâlîi  Halik-u  Kevneyn,  senindir  arz  hem  eflâk 
Sana  mahsustur  ol  ancak  yaratmak  nurunu  kim  hâk 
Ve  sensin  nakşeden  suret  senindir  izzü  hem  kudret 
İremez  akıl  hem  fikret  kimesne  eylemez  idrâk 

Bir  nüshası  Yahya  Efendi  kütüphanesinde  mevcut  olan  (Cami'un- 
Nasayih)  isminde  Muhammediye  tarzmdaki  manzum  eserinin  mukad- 
dimesinden : 

İlâhi  sensin  olan  Hallâk-u  Mevlâ 
Ki  zatındır  münezzeh  kaderin  âlâ 
Kimesne  yoktur  herkiz  şerikin 
Bedel  mi  olıser  sana  ya  meselâ 
Ehaddır  zat-ı  pakin  çok  sıfatın 
Erişmez  ilmine  akl-ü  dil  asla 
Yalnızsın  andan  mücerred 
Andan  gelmedin,  yok  sana  Neslâ 
İki  diyen  olur  mağbun  ve  mahrum 
Münezzeh  Tanrısın  hâşâ  ve  kellâ 

Ilm-i  Kıraattan  meşhur  (Kaside-i  Gezeri) yi  de  (Dürr-i  Meknun) 
ismiyle  manzum  olarak  şerhetmiştir  ki,  bir  nüshası  Aşirefendi  kütüpha- 
nesinde vardır. 

HÜSAMEDDİN  BURSAVÎ 
1042  =  1632 

Saf  kalbli  bir  zat  olup  zahirî  ilimleri  Ahizade  Abdülhalim  Efendi- 
den öğrenmiş,  Semerkandî  tarikatını  da  (')  Şeyh  Muhammed  Efendiden 

(1)  Bu  tarikatın  kurucusu  olan  ve  862  =  1457  H.  de  vefat  eden  Alâaddin 
Ali  Semerkandî  hazretleri  seyyidlerinden  olup  İçel  sancağı  dahilinde  Gülnar 
kazasının  Ziynet  köyünde  defnedilmiştir  ki,  Mücadele  sûresine  kadar  üç  cilt- 
ten ibaret  olan  bir  nüshası  Bursada  Hüsameddin  dergâhında  mevcut  bulunan 
(Bahrü'l-Ulum)  ismindeki  meşhur  ve  basılmamış  tefsirin  sahibidir. 

Çekirgeleri  koğmak  için  Sığırcık  kuşlarını  toplıyan  bir  su  gezdirdiği  ken- 
disine mensup  olan  şeyhler  tarafından  rivayet  edilen  Şeyh  Ali  Semerkandî 
hazretleri  ise,  Ankara  civarında  Yabanabad'da  defnedilmiş  başka  bir  zattır. 


—  108  — 


almıştır.  Vefatı  1042  H.  de,  kabri  Bursa'da  Keşiş  dağı  eteğinde  adıyla 
söylenen  dergâhtadır.  Eserleri  : 

Menakıb-ı  Hz.  Üftade,  Divan-ı  îlâhiyat,  Şerh-ü  Hadis-i  Erbain,  Me- 
nakıb-ı  Şeyh  Ali  Semerkandî  (-),  Mir'atül  Kâinat  (•^),  Dürerü'l-Ehadis, 
Müntehab  Tervihu'l-Ervah,  Münteha  Nüshetü't-Tasavvuf,  Fezailü'l-Ci- 
had,  Menakib-i  Baba  Sultan,  Adaletname,  Risaletün  fi  Fezaili's-Sivak, 
Miftahü'l-Muallâkat,  Menakıb-i  Hz.  Emîr  ve  Hülefaihi,  Mühimmattü'l- 
Mü'minin  Fi  Umuri'd-Dünya  ve.d-Din,  Menakıb-i  Ebdal-ı  Murad,  Me- 
nakıb-i  Şeyh  Ebu  İshak.  Bu  eserlerin  hiç  biri  basılmamıştır.  (Mühimmat) 
eserlerinin  en  büyüğü  olup  altmış  bab  üzerine  tertiplenmiş  va'z,  ahlâk 
v.s.  den  bahseden  Türkçe  bir  eserdir.  Bir  nüshası  Enderun-i  Hümâyûn- 
da Bağdat  köşkü  kütüphanesinde  vardır. 

HAYDARZADE  MUHAMMED  FEYZİ  EFENDİ  (KEFEVÎ) 

1025  ~  1616 

Halveti  tarikatı  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Kefelidir. 
Eserleri:  (Risaletün  fi  Cevaz-i  Devran-i  Sofiyye),  (Şerh-ü  Hadis-i  Er- 
baîn-Ravzatül  ibad),  (Risaletün  fi  Hakki'l-Hamr)  v.s.  dir.  Üçüncü  risa- 
lenin yazılış  tarihi  1017  =  1608  dir.  1225  H.  de  İstanbul'da  vefat  etti. 

Şiir  yazma  kabiliyeti  ve  Kılıçali  Paşa  kütüphanesinde  (Hadayiku'l- 
Ahyar  fi  Hakayiku'l-Ahbar)  isminde  bir  eseri  vardır. 

HALEVÎ  MAHMIJD  EFENDİ 
(CEMALEDDİN  MAHMUD  HALEVÎ  EFENDİ) 
1064  .=  1653 

Halveti  tarikatına  mensûp  ârif  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Pederi 
Ahmed  ağa  Saray-ı  Hümayun  helvacıbaşısı  olduğu  için  «Halevî»  mah- 
lâsmı  seçti.  (Gülşen-i  Raz)  şerhi  (Lâhici)yi,  (Cam-ı  Dilnüvaz)  ismiyle 
tercümesi,  va'z  mevzularıyla  ilgili  güzel  bir  eseriyle  (Hamse-i  Yahya) 
ya  naziresi,  tabakat  ve  evliya  menkıbelerini  anlatan  (Lemeat)  adında 
bir  kitabı  ve  müretteb  divanı  vardır  ki,  bunların  hiç  biri  basılmamıştır. 


(-)  Şeyh  Şahabeddin-i  Hindi'nin  Farsça  (Camiü'l-Menakıb)  ve  (Camiü'l- 
Bevarik)  kitapları  Seyyid  Nizameddin  Bedahşinin  Türk'çe  (Kitabü'l-Menakibi) 
bu  yüksek  zat  hakkında  yazılmış  olan  eserlerdendir. 

(3)  Bu  eserde  zayıf  rivayetler  vardır.  Tarihçiler  faslında  zikredilen  (Mi- 
ratü'l-Kâinat)tan  başkadır. 


—  109  — 


Vefatı  (Can-ı  Halevî  eyledi  ikbal  Şehd-i  Cennete)  mısramm  delâleti  olan 
1064  H.  de,  kabri  İstanbul'da  Şehremini  civarında  tramvay  caddesinde 
Ereğli  mahallesinde  Şirvanî  ismiyle  anılan  dergâhın  avlusundadır.  Hac'- 
dan  dönüşünde  Mısır'a  uğrayarak  Gülşenî  tarikatından  da  icazet  al- 
mıştır. 

I 

Bir  gazelinden  : 

Biz  nağme  serayende-i  meyhane-i  aşkız 
Bahşende-i  şevk-ı  dili  mestana-i  aşkız. 
Zahirde  olup  aşkla  Mecnuna  müşabih 
Mânada  veliyy-i  âkil  ve  ferzane-i  aşkız. 

Sülüklerinin  başlangıcı  Sümbüliyye  tarikatındandır.  Kendi  el  ya- 
zısı ile  yazılmış  olan  (Cam-ı  Dilnuvaz)  şehit  Ali  Paşa  kütüphanesinde 
mevcuttur. 

HASAN  EFENDİ  (ÜMMÜ  SİNANZADE  CEDDİ  HASAN  EFENDİ) 

1088  =  1677 

Halveti  tarikatı  erenlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  İstanbullu- 
dur. Va'z  ve  irşadla  hayatını  geçirerek  (Gitti  ehl-i  sülûkün  üstadı)  mıs- 
ramm delâleti  olan  1088  H.  de  İstanbul'da  vefat  etti.  Şehremini  yakının- 
daki Ümmi  Sinan  tekkesinde  defnedilmiştir.  (Mecalis-i  Sinaniye)  ismin- 
deki vaaz  kitabı  meşhur  ve  matbudur.  Basılmamış  (Künûzü'l-Hakayik 
fi  Rumuzu'd-Dakayik),  (Divan-ı  îlâhiyat  ve  Fezailü'ş-Şuhur)  isimlerin- 
de eserleri  vardır. 

İlâhilerinden  : 

Aşıkı  ma^şuka  vasıl  eyleyen  Hû  zikridir. 
Talibi  matluba  vasıl  eyleyen  Hû  zikridir. 

HASAN  RIZÂ!  EFENDİ  (HASAN  RIZAÎ  İBNİ  ABDURRAHMAN) 

1080  =  1669 

Celvetî  şeyhlerinden  âlim  ve  şiir  kabiliyetine  sahib  bir  zat  olup 
Konya  -  Aksaraymdandır.  1080  H.  de  (Gülistan'ı)  manzum  olarak  tercü- 
me etmiştir  ki,  bir  nüshası  Rüstem  Paşa  kütüphanesinde  mevcuttur.  İlâ- 
hilerini bir  arada  toplayan  bir  eseri  de  vardır. 


—  110  — 


HÜSEYİN  EFENDİ  (HACI  EVHAD  ŞEYHİ) 
1105  =  1693 

Safranbolu  köylerinden  âlim  ve  mücahid  bir  zat  olup  hal  tercümesi 
ileride  yazılı  Abdülahadi'n-Nuri  hazretlerinden  hilâfet  almıştır.  İstan- 
bul'da tahsilini  ikmal  ederek  Süleymaniye  vaizi  oldu.  1105  H.  de  vefat 
etti.  Merkezefendi  dergâhının  haricindeki  kabristana  defnedilmiştir. 

Eserleri:  Mecmuatu't-Tefsir  ismindeki  meclis  ile  Risale-i  Devraniye 
ve  Türkçe  feraiz  ve  İzzî  şerhleridir.  «Seyyid  Hüseyin»  mahlâslı  ilâhileri 
de  vardır.  İlâhilerinden: 

Derviş  olan  sadık  gerek 
O  yolda  hem  sadık  gerek 
Terkeyleyıp  serkeşliği 
İspat  eder  dervişliği 
İspat  edüben  mertliği 
Hem  kâmile  talip  gerek 

HAMİD  EFENDİ  (KÜÇÜK  HAMİD  EFENDİ) 
1172  =  1758 

Üsküdar'da  İnadiye  mahallesindeki  Celvetî  dergâhının  bânisi  Cel- 
vetî  tarikatı  şeyhlerinin  büyüklerinden  Bandırmak  Şeyh  Yusuf  Efendi- 
nin büyük  oğlu  ve  divan  sahibi  Haşim  Efendinin  büyük  biraderi  olup 
Üsküdar'da  doğmuştur.  Usule  göre  ilim  tahsilini  ve  sülûkünü  tamamla- 
dıktan sonra  ilim  ve  irfanını  mükemmelleştirmek  için  Arabistana  git- 
miş, Suriye  ve  hususiyle  Mısır'da  görüştüğü  büyük  âlimlerden  ilim  tah- 
sil ederek  icazet  almış,  Medineye  yerleşip  Peygamberimize  komşu  ol- 
muş, bir  taraftan  çeşitli  eserler  yazmakla  diğer  taraftan  da  Âlet  ilimle- 
rini ve  yüksek  ilimleri  okutmakla  meşgul  olmuştur. 

Sonra  Bandırmaya  dönerek  1172  H.  de  fâni  dünyaya  vedâ  etmiştir. 
Nakşibendî  tarikatından  Ali  Efendi  dergâhı  avlusuna  gömülmüştür.  Bu 
zatın  şeyhler  ve  âlimler  arasında  faziletiyle  mütenasip  şöhret  kazana- 
mamasmm  sebebi,  eserlerinin  basılmasına  himmet  olunmamasındandır, 
(Ukudü'l-Feraid  fi  hududi'l-Akaid)  isimli  eserinin  mukaddimesinde  yaz- 
dığı eserlerinin  seksene  ulaştığını  tasrih  ediyor  ki,  bu  fakir  tarafından 
görülmüş  olan  bazıları  aşağıdadır. 


—  111  — 

1  —  Tarifat-u  ilmü  Usul-i  Hadis  (Ukudu'd-Dürer  Fi  Hudud'i-ilmi'l- 

Eser 

2  _  Tarifat-u  Akaid  (Ukudi'l-Feraid  Fi  Hududi'l-Akaid) 

3  —  Usulü'l-Fıkıh  (Tahrifatü'l-Fuhul) 

4  —  Feraiz  (Şuhudi'l-Feraiz) 

5  —  Âdab  (Şuhudi'l-Falib) 

6  —  Aruz  ve  Kavafi  (Mühimmati'l-Kâfi) 

7  —  Nahiv  (Şuhudü's-Sehiv) 

8  —  Tarif  (Cuyudu't-Ta'rif) 

9  —  Mantık  ve  Mizan  (Muhalefet-i'l-Hükemai'l-Yunan  fi  marife- 
ti'l-Mizan) 

10  —  Tarifat-u  Ticani  Fazaili'ş-Şuhur 

11  —  Tarifat-u  Ticani  Dürretü't-Tican  ve'l-kalanis  ve  revnaku'l- 
vaiz  ve'l-mecalis. 

12  —  Tarifat-u  Bedr-i  Tâm  fi  tahrici  ehadisi  şir'atü'l-İslâm 

13  —  Tarifat-u  Seylü'l-Arim  fi  camiü'l-kerim 

14  —  Tarifat-ü  Ukudi'l-Leâlî 

15  —  Cami'u  Rivayati'l-feharis  ve  lâmi'u  kulubi  ehli'l-Medaris 

16  —  Tarifat-u  Cevamiu'n-Nesim  Fi  Cevami'il-Kelim 

17  —  Tarifat-u  Tebyîn-i  musellelât  fi'l-hadîs 

îşbu  eserlerin  çoğu  babasının  dergâhında  mahfuz  olduğu  gibi  son 
eserinin  bir  nüshası  da  Yerebatan  mahallesindeki  Es'ad  Efendi  kütüp- 
hanesinde mevcuttur. 

HİCABI  ABDÜLBAKİ  EFENDİ 
1238  =  1822 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Turhal  Şeyhi  Mustafa  Efendi  halifelerin- 
den faziletli  bir  zat  olup  Kırım'ın  Bahçesaray  kasabasında  doğmuştur. 
Hal  tercümesi  âlimler  faslında  mezkûr  Dede  Cengi  torunlarından  oldu- 


—  112  — 


ğu  ceddi  Ebu's-Suud  Muhammed  Efendi'nin  Kefe  müftüsü  iken  kaleme 
aldığı  (Îbahatü'd-Dühan)  risalesinin  nihayetinde  yazılıdır.  Zahiri  ilim- 
leri Kırım'ın  Ruslar  tarafından  istilâ  tarihi  olan  1188  =  1774  H.  de 
Amasya'ya  hicretinde  Ürgüplü  Hacı  Ahmed  Efendi'den  öğrenmiştir. 
Dede  Cengi  Amasyalı  ise  de,  10  sene  kadar  Kefe  müftülüğünde  bulundu- 
ğundan hal  tercümesini  yazdığımız  Hicabi  Efendi  v.s.  gibi  Kırım'da  to- 
runları vardır.  Bir  nüshası  elimde  olan  (El-Ebkiretü'l-Mu'telife  fi  şerhi 
Emsileti'l-Muhtelife)  ismindeki  eserinde  meşhur  (Emsile)yi  tasavvuf  li- 
sanı ile  mufassal  bir  surette  şerhettiği  görülmektedir.  (Hediyye-i  Hilâl, 
İnas  ve'l-îsti'nas,  Bade-i  Kevser,  Nukut-i  Tevhidiyye,  îkaz-ı  Naim,  Ba- 
de-i  Fakr-ı  Kana,  Tarif-ü'l-İnsan),  isimlerinde  risaleleri  de  vardır.  1238 
H.  de  vefat  ederek  Amasya'ya  bir  saat  mesafede  Zire  isimli  yerde  inşa- 
sına muvaffak  olduğu  dergâhın  avlusuna  defnedilmiştir. 

Mağrib  âlimlerinden  Abdülkadir  Ibni  Ahmed  el-Kûhenî  de  nahiv 
ilminden  meşhur  (Ecrûmiyye)  kitabını  tasavvuf  lisaniyle  şerhetmiştir 
ki,  1316  =  1898  H.  de  İstanbul'da  basılmıştır. 

HÜSEYİN  HAMDİ  (IBNİ  SEYYİD  HÜSEYİN  EFENDİ) 

1257  =  1842 

Nakşibendî  tarikatından  faziletli  ve  ârif  bir  zattır.  Cenab-ı  Şeyhi 
Ekber'in  (Futuhat-ı  Mekkiyye)sini  (Safvatü'l-Fütûhatü'l-Mekkiyye  Fi 
Beyani'l-Hakayiki'l-ilâhiyye  ve'l-Kevniyye)  ismiyle  telhis  etmiştir  ki; 
1252  H.  de  kendi  eliyle  yazdığı  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesindedir. 
Şeyh  Şemseddin  Sivasî'nin  olduğu  erbabınca  malûm  iken,  isim  benzer- 
liği dolayısıyle  bazıları  tarafından  Şemsi  Tebrizî  Hazretlerine  isnad  edi- 
len : 

«Bihamdillâh  derim  Allah  alıp  aklımı  zikrullah»  matlalı  nutku, 
(Dürrü'l-Mesun)  ismiyle  şerh  etmiştir.  Bunun  da  nüshası  Yahya  Efendi 
kütüphanesinde  vardır. 

HAKKI  MUHAMMED  EFENDİ 
1315  =  1897 

Nakşibendî  tarikatı  şeyhlerinin  âlimlerinden  zahid  ve  muttaki  bir 
zat  olup  Nazillidendir.  Nakşibendî  Seyyidlerinden  Abdullah  Dehlevî  haz- 
retlerinin baş  halifelerinden  olup  1267  =  1850  H.  de  Mekkede  vefat  eden 
Hindli  Muhammed  Can  Efendiden  hilâfet  almış  bulunan  ve  1285  =  1868 


—  113  — 


H.  de  memleketi  olan  Ödemiş'te  dünyadan  ayrılan  Haci  Halil  Hilmi 
Efendinin  halifesidir.  1315  H,  de  Mekke'de  rahmete  ermiştir. 

(Hazinetü'l-Ebrar  ve  Celiletü'l-Ezkâr)  isminde  Arapça  matbu  bir 
eseri  vardır.  Bu  eserin  sonuna  Şeyh-i  Ekber  Muhyiddin-i  Arabî  hazret- 
lerinin (Risaletü'l-Envar)  ismindeki  eseri  ilâve  edilmiştir.  Fakat  bu  ese- 
re matbaa  hatâsı  olarak  Muhyiddîn  Arabî  Hz.  lerinin  mühim  eserlerin- 
den biri  olan  (Tedbirat-ı  ilâhiye)  nin  ismi  verilmiştir. 

(Nusretü'l-cunud  Umdetu'ş-Şuhud,  Müferiku'l-Halayik,  Sunûhat-i 
Mekkiyye,  Tıbbü'l-Kur'ân  Hubbu'r-Rahman,  Tefhimü'l-ihvan  Fi  Tecvi- 
di'l-Kur'ân,  Ahkâmi'l-Mezahib  fi  Etvari'l-Liha  ve'ş-Şurab)  ismindeki 
Arapça  eserleri  de  toplu  olarak  basılmıştır. 

HAMZA  NİGÂRÎ  EFENDİ 
1304  =  1886 

Halidî  tarikatı  şeyhlerinden  ve  Hz.  Hasan  (R.A.)  sülâlesinden  fazi- 
let sahibi  bir  zat  olup  Karabağlıdır.  Amasya'da  yatan  Şeyh  İsmail  Şir- 
vanî  halifelerindendir.  1304  H.  de  Harputta  vefat  ederek  yâranı  tarafın- 
dan Amasya'ya  nakledildi.  Eserlerinden  Farsça  ve  Türkçe  divanları  ba- 
sılmıştır. (Nigârname),  (Sâkinâme)  isimlerinde  basılmamış  eserleri  de 
vardır. 

HAYALÎ  AHMED  ŞEMSEDDİN  EFENDİ 
977  =  1569 

Hal  tercümesi  yukarıda  yazılmış  bulunan  İbrahim  Gülşenî  Hazret- 
lerinin oğludur.  Babasının  makamına  geçmiştir.  977  H.  de  vefat  ederek 
babasının  yanına  defnedilmiştir.  Müretteb  divanı  ve  yâranma  gönderdi- 
ği mektubatı  vardır.  Bir  gazelinden  : 

Mücellâ  eyle  dil-i  levhin  bu  gün  nur-i  tecellâdan 
Cemalin  gösterir  Allah,  bu  mir^at-ı  mücellâdan 

Nazargâh-ı  Hüdadır  dil-i  veli  sanma  cüdadır  dil 
Uçar  misl-i  hümadır  dil,  geçer  arş-ı  muallâdan 

Menkıbelerinin  tafsilâtı  «Menakib-i  Gülşeniye  ve  Lemaat-ı  Halevî 
ile  Tezkire-i  Şuara-yı  Âmid»  de  yazılıdır. 

F.  :  8 


—  114  — 


HULÛSÎ  EFENDİ 
(DERUNİZADE  MUHAMMED  HULÛSÎ  EFENDİ) 
1177  =  1763 

Celvetî  tarikatı  şeyhlerinin  âlimlerinden  ve  hal  tercümesi  yukarıda 
geçen  İsmail  Hakkı  Efendinin  halifelerinden  olup  Usturumcalıdır.  Tah- 
sil ve  sülûkünü  bitirdikten  sonra  memleketinde  fetva  verme  ve  irşad  ile 
ömrünü  geçirerek  1167  H.  de  vefat  etmiştir. 

Akaidden  meşhur  «Kaside-i  Emali»  ile  »Kaside-i  Nuniyye»yi  Türk- 
çe şerhetmiştir  ki  «Emalî»  şerhinin  kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Ha- 
lis Efendi  Kütüphanesinde,  mürettep  divançesinin  nüshası  da  Üsküdar- 
da  Hüdâî  Hz.  leri  dergâhı  kütüphanesinde  mevcuttur.  Bir  gazelinden: 

Şaha  hııriz-i  gamzen  zahmını  bîmar  olandan  sor. 

Perişan  hatırı,  dilbeste-i  dildar  olandan  sor. 

«Hulûsî»  remzi  çoktur  nusha-yı  aşkın  hakikatte 
O  terkibin  beyanın  vakıf-ı  esrar  olandan  sor. 

HALİD  ZİYAEDDİN  BAĞDADÎ  «MEVLÂNA  HALİD» 

1242  =  1826 

Nakşibendî  tarikatının  Halidî  kolunun  kurucusu  cezbe  sahibi  bir 
zattır.  Doğumları  Süleymaniyye'de,  tahsilleri  Bağdat'ta  olup  feyzini 
Hintli  Abdullah  Dehlevî  hazretlerinden  tamamlamıştır.  Matbu  eserleri, 
Divan-ı  âşıkaneleriyle  El-ıkdü'l-Cevahiri  mine'l-Kelâm  (^)  Şerh-i  Akaid 
haşiyesi,  Siyelekûtî'ye  Talikat,  Rabıta  risalesi,  irade-i  cüziyye  risalesi, 
Cilâlü'l-Ekdar,  Feraidü'l-Fevaid  olup  vefatı,  1241  H.  de,  kabri  Şam'da 
Salihiyye  adlı  yerdedir.  «Feraid»  Kemahlı  Hacı  Feyzullah  Efendi  tara- 
fından terceme  edilmiş  ve  basılmıştır.  Mevlânâ  Câmi'nin  gazelini  tah- 
mislerinden: 

Gerçi  der  sûret-i  zerrat-ı  cihan  cilvegerî 
Kâh  der  bot  nümayende  ve  geh  der  büşerî 
Lik  çün  zat-i  tü  ez  jenk-i  hudûs  est  berî 
Ne  beşer  hânmet  ey  dost,  ne  hûr-u  ne  perî 
Ey  Heme  ber-tü  hicabest  tu  çîzî  diğeri 


(1)  «Kasîde-i  Bür'e»  şarihî  Ömer  el-Harpûtî  zade  Hamîd  Efendi  tarafın- 
dan (Es-Samtü'l-Abkarî  fi  şerhi'l-Akdi'l-Cevherî)  ismiyle  şerh  olunan  nüsha 
matbudur. 


—  115  — 


HOCA  HÜSAM  EFENDİ  «MESNEVİ  HAN» 
1280  =  1863 

Aslen  İstanbullu  olup  mesnevinin  sırlarına  vakıf  manevî  bir  şahsi- 
yettir. Feyzini  Nakşibendî  şeyhlerinden  Bursalı  Hacı  Emin  Efendiden 
tamamlamıştır.  Vefatı  1280  H.  de  olup  Hz.  Halid  civarında  İdris  Köşkü 
denilen  yerdeki  dergâhta  üstadı  Ahıskalı  Hoca  Selim  Efendinin  yanma 
defnedilmiştir.  Mesnevinin  Molla  Câmi  tarzında  baştaki  beytini  ve  Bu- 
harî  Şerifin  baştan  15  cüzünü  şerh  ettikleri  gibi,  İmam  Tirmizî'nin  eser- 
lerinden Şemail-i  Şerife-yi  de  tercüme  etmiştir  ki,  basılmıştır.  Halet  Bey 
tarafından  yazılmıştır. 

İBRAHİM  İBNİ  DEMİRHAN  İBNİ  HAMZA  EL-BOSNAV! 

1026  =  1617 

Âşık  şeyhlerden  seyyah  bir  zat  olup  (Kızar)  ismiyle  şöhret  bulmuş- 
tur. Bayramî  tarikatının  Melâmiye  kolundandır.  Mısır'da  yerleşmiş  olup 
1026  H.  tarihinde  vefat  etti.  Babülvezirde  nizamiye  karşısında  gömülü- 
dür. (Muhrikatü'l-Kulüp  fi'ş-Şevki  li  allâmi'l-Guyup)  isminde  (Keşfü'z- 
Zünun)  da  bir  eseri  mezkûr  olduğu  gibi  başka  risaleleri  de  bulunduğunu 
İbnü'l-Hanbelî  (Dürrü'l-Habib)  inde  zikrediyor.  Hacı  Bayram  Velî'ye 
nisbeti  aşağıda  gösterilmiştir.  Muhammed  Rumî  Seyyid  Cafer,  Dede 
Ömer  Sikkinî,  Hacı  Bayram  Velî. 

İBNİ  İSAY-Î  SARUHANÎ  (SARUHANLI  İSA  OĞLU) 

967  =  1558 

Bayramiye  tarikatı  şeyhlerinden  ilim  sahibi  bir  zat  olup  ismi  İlyas, 
doğum  yeri  Akhisar'dır.  Resmî  ilimleri  tahsilden  sonra  kâmil  şeyhlerden 
pederleri  Necmüddin  İsa'dan  tarikat  olarak  icazete  nail  olmuştur.  Sul- 
tan II.  Selim  namına  yazdığı  (Nuriye)  ismindeki  kitabı  eserlerinin  en 
büyüklerindendir.  Bundan  başka  (Rumuz-u  Dilkuşâ)  ve  cifir  ilminin 
kaideleri  ile  tarih  ve  tasavvuftan  bahseden  12  fasıl  üzerine  tertiplenmiş 
(Rumuzü'l-Kûnûz)  ile  (Tabiatnâme,  Ferahnâme,  Kıyafetnâme,  Fusul-i 
Sabia,  Fusul-i  Aşere,  manzum  Şerh-i  Esma-i  Hüsnâ,  Kavaidü't-Teshir, 
Ebvab-ı  Sitte,  Kenzü'l-Esrar)  isimlerinde  basılmamış  eserleri  de  vardır 
ki,  ekseriyeti  garip  (gizli)  ilimlere  aittir. 

Bunlardan  başka  pederlerinin  menkıbelerini  açıklayan  153  menkı- 
beyi havi  (Menakıb-ı  Şeyh  Mecdüddin  İsa)  isminde  bir  eser  daha  vardır 


—  116 


ki,  diğer  eserlerinden  bazıları  ile  bir  nüshası  Akhisar*da  tarafımdan  mü- 
talâa edilmiştir.  Garip  ilimlerin  hususiyle  Cifir,  Havas,  Vefk,  Nücûm 
şubelerinde  meslek  ve  ihtisas  sahibidir.  967  H.  tarihinde  memleketinde 
vefat  ederek  pederleri  yanma  defn  olundu. 

Şerh-i  Esmaü'l-Hüsna  manzumesinden  : 

Zihi  kadir  ki  urdu  kâfa  çün  nûn 
Felâhat  dürret-i  beyzâ  mine'n-nûn 
Bu  yani  zahir  oldu  ruh-i  azam 

^  ^  ^ 

Zihi  ruh  kim  kamudan  oldu  ekrem 
Bu  zillin  zillidir  ervah  ve  ecsâd 
Çu  saye  sayesidir  ümmü  evlât 

*  *  * 

O  şemsin  zerresidir  arş-u  eflâk 
O  bahrin  katresidir  ferş-ü  emlâk 

Tarikat  silsilesi,  tarikatın  piri  Hacı  Bayram  Velî  hazretlerine  şu  şe- 
kilde dayanmaktadır  : 

Şeyh  İlyas  ibni  îsay-ı  Saruhanî 

Şeyh  Mecdüddin  îsay-i  Saruhanî 

Şeyh  Tennurî  Zade  Seyid  Kasım  Kayseri 

Şeyh  Tennurî  İbrahim  Sivasî  sümme'l-Kayserî  (*) 

Şeyh  Akşemseddin  Muhammed  bin  Hamza 

Şeyh  Hacı  Bayram  Velî  Ankaravî 

İBRAHİM  GÜLŞENl 
940  =  1533 

Halveti  tarikatından  Gülşenî  şubesinin  kurucusu  olup  Diyarbakırlı- 
dır. Hal  tercemesi  ilerde  gelecek  olan  Aydınlı  Dede  Ömer  Ruşenî'den 
hilâfet  almıştır.  Halifeliğinden  sonra  bulundukları  Tebriz'den  Mısır'a 
gitmiş,  bir  müddet  sonra  Kanunî  Sultan  Süleyman  tarafından  dâvet 
olunması  üzerine  İstanbul'a  gelerek  bilâhare  yine  Mısır'a  dönmüşlerdir. 
Bu  esnada  Mevlânâ  ibni  Kemal  ile  samimî  sohbetleri  olmuş,  Mesnevi-i 
Şerife  nazire  ve  bir  cihetten  de  cevap  olmak  üzere  rivayete  göre  40  gün- 
de 40  bin  beyitli  nazmettikleri  (manevî)  ismindeki  kudsî  eseri  meşhur 
olduğu  gibi,  İbni  Fariz'in  (Kaside-i  Tâiye)  sine  de  nazire  yapmışlardır. 


(*)  Sümme;  sonra. 


—  117  — 


Farsça  ve  Türkçe  divanlarıyla  (Sîmurğnâme),  (Çobannâme),  (Risale- 
tü'l-Edvâr)  isimlerinde  eserleri  de  vardır.  (Mâte  Kutbü'z-Zaman  İbra- 
him —  Zamanın  kutbu  İbrahim  öldü)  terkibinin  göstermiş  olduğu  940  H. 
tarihinde  Mısır'da  âhirete  intikal  etmişlerdir. 

Mevlânâ  Celâleddin-i  Rumî  Hazretleri  : 


Beytiyle  300  sene  evvel  zuhurlarına  işaret  buyurdukları  ariflerin 
malûmudur.  Eserlerinden  yalnız  (Manevi-i  Şerif)  in  bir  kısmı  basılmış- 
tır. Türkçe  divanlarının  24  bin  beyiti  havi  olduğu    rivayet  edilmiştir. 

Bir  de  (Pendnâme)  ve  (Kademnâme)  isimlerinde  manzumeleri  var- 
dır. (Pendnâme)  nin  matlâı  : 


İBRAHİM  İBNİ  HAMZA  İBNİ  MES'UD  ET-TÎREVÎ 

Halveti  şeyhlerinden  değerli  bir  zat  olup  Tire'lidir.  933  H.,  1526  M. 
tarihinde  Edirne'de  Noktacı  dergâhında  (Camiü'l-Envar  fi  Lüceci'l-Ef- 
kâr  ve'l-Bihar)  ismi  ile  bir  tefsir-i  şerif  yazmıştır.  Sonradan  Mekke'ye 
hicret  etmiş  ve  burada  âhiret  yurduna  göçmüştür.  (Camiü'l-Envâr)  m 
bir  nüshası  Küçük  Efendi  kütüphanesinde  vardır. 


Cihan  bir  menzil-i  ukbadır  ey  dost 


Makam-ı  hayret  ve  hasrettir  ey  dost 


Katî  ayyare  ve  mekkâredir  bu 


Katî  garrâre  ve  gaddâredir  bu 


—  118  — 


Bu  tarikatın  şeyhlerinden  olup  Vefa  şeyhi  denmekle  ma'ruf  Ali  ibni 
Derviş  Beyazıd  da  Tire'den  yetişen  ariflerdendir.  Maksadu's-Salîkîn  is- 
minde Türkçe  bir  eseri  vardır. 

İBRAHİM  KIRIMÎ 
1042  =  1632 

Hal  tercemesi  ilerde  gelecek  Nureddinzade  halifelerinden  bir  zattır. 
Cerrahpaşa  Camiinde  vaizliği  vardır.  1042  H.'de  vefat  etti.  Eserleri  ba- 
sılmamış olup  isimleri  şunlardır:  Medâricü'l-Mennan  fi  mearici'l-Insan, 
(Tefsir-ü  Sûre-i  Nûr,  Şerh-u  Hadîs-i  emrullahi  Teâlâ  atani  Sebe'l-Mesa- 
nı...),  (Hâşiye  ale'l-câmi)^  dir. 

İDRİS  MUHTEFÎ 
1024  =  1615 

Aslen  Turhal'li  olup  İstanbul'da  ikametleri  zamanında  (Ali  Bey) 
adını  kullanmışlardır.  Bayramiye  tarikatının  Melâmiye  kolu  büyükle- 
rinden olan  bu  zat  Sarı  Abdullah  Efendi  vesaire  gibi  pekçok  irfan  sahibi 
adam  yetiştirmiştir.  Vefatı  1024  H.  tarihinde,  kabri  Kasımpaşa'da  Kulak- 
sız Camii  karşısındaki  yokuşun  alt  başında  Okmeydanı'nm  tersaneye  ba- 
kan tarafmdadır.  İlâhîlerini  havi  mecmuaları  basılmamıştır.  (İş  bu  de- 
me erince  üç  kez  doğdum  anadan)  mısraı  ile  başlayan  nutukları  bazı 
şeyhler  tarafından  şerh  olunmuştur. 

İSMAİL  ANKARA Vî  (i) 
1041  =  1631 

Mevlevi  büyüklerinden  ilim  ve  irfanı  ile  ün  kazanmış  bir  şeyh  olup 
(Mesnevi  Şarihi)  adiyle  tanınmıştır.  Kıymetli  eserlerinden  meşhurları 
şunlardır  : 

1  —  Şerh-i  Mesnevi  :  Mevcud  mesnevi  şerhlerinin  en  meşhurların- 
dan olup  altı  cilt  üzerine  yazılmış  ve  basılmıştır. 


(1)  Mesneviyi  manzum  ve  mensur  olarak  tamamen  ve  kısmen  şerhedip  ha] 
tercemeleri  bu  eserde  yazılı  olmayan  Osmanlı  ariflerinin  isimleri  şunlardır: 
Sirozlu  Hasan  Zarifi-i  Gülşenî,  Bosnalı  Mustafa,  Sabuhi  Dede,  Derviş  Alevi-i 
Mevlevi 


—  119  — 


2  —  Şerh-i  Nakşî  :  Füsusun  tercemesi  olan  (Zübdetü'l-Füsus)  dur 
ki,  basılmıştır.  Bu  eser  Şeyh-i  Ekber'in  en  büyük  kitabı  Füsusü'l-Hi- 
kem'in  yine  kendisi  tarafından  yapılan  hülâsasıdır.  Bu  eser  Molla  Câmi 
tarafından  (Nakdü'n-Nüsus)  ismi  ile  Farisî  dilinde  şerh  olunduğu  gibi 
tasavvuf  büyüklerinden  Seyyid  Koca  Muhammed  Nurü'l-Melâmî  tara- 
fından da  (Mürücü'n-Nüsus)  adiyle  Arapça  şerh  olunmuştur. 

3  —  Şerhu  Heyakili'n-Nur:  îsmi  (İzahü'l-Hikem)  olup  Türkçe'dir, 
basılmamıştır.  Felsefe  ve  Tasavvufla  karışık  olan  risale  metni  587  H.  ta- 
rihinde Halep'te  katledilen  Şahabeddin  Sühreverdî'nin  eseridir.  Allâme 
Celâl  Dervanî  tarafından  şerhi  ve  şair  Nev'î  Efendi  tarafından  da  hâşi- 
yesi  yazılmıştır. 

4  —  Minhacü'l-Fukara:  Bazı  tasavvuf  bahislerle  dervişlerin  halle- 
rinden bahseden  Türkçe  bir  eser  olup  münderecatmm  hemen  ekserisi 
(Fütuhat-ı  Mekkiyye)  ve  (Mesnevi)  ile  teyid  olunmuştur. 

Mesnevi  şerhinden  sonra  Mevleviler  arasında  meşhurdur.  Basılı 
nüshası  sonuna,  semam  cevazına  dair  delilleri  gösteren  (Hüccetü's-Se- 
ma)  risalesi  ilâve  edilmiştir. 

5  —  Miftahu'l-Belâga  ve  Misbahu'l-Fesaha:  Hâce-i  Cihanın  (Mena- 
ziru'l-İnşa)  sı  ile  Hatib-i  Dimeşkî'nin  (Telhis)  i  esas  ittihaz  edilerek  mey- 
dana gelen  bu  matbu  eser  edebiyat  ve  Osmanlıca  belâgat  kaidelerine 
dair  dilimizde  yazılan  eserlerin  öncüsü  olduğundan  edebiyatla  uğraşan- 
lar için  istifadelidir. 

6  —  Nisab-ı  Mevlevi:  Farsça  yazılmış  olan  bu  kıymetli  eser  basıl- 
mamıştır. Telif  tarihi  (Hatim)  kelimesinin  delâleti  olan  1041  H.  tarihidir. 

Bunlardan  başka  (Şerh-u  Kaside-i  Tâiye  el-Müsemma  bi  makasıdıl 
aliyye),  (Şerh-u  Hadîs-i  Erbain),  (Şerh-u  Füsusi'l-Hikem),  (Cenahu'l- 
Ervah),  (Misbahu'l-Esrar),  (Şerh-u  Kasidetü'l-Münferice  el-Müsemma 
bi  hükmi'l-Münderice),  (El-Fatihatü'l-Ayniyye  fi  Tefsir-i  Sureti'l-Fati- 
ha),  (Hall-i  Müşkilât-ı  Mesnevi  (-)  ),  (Simatü'l-Mukînin),  (Er-risale- 
tü't-Tenzihiyye  fi'ş-Şanil  Mevleviyye),  (Mürettep  Divan),  (Şerh-u  Cildi 
Sabi'  mine'l-Mesnevî  (•^)  )  vesaire  gib  irfana  hazine  olan  eserleri  vardır. 
Fatiha-i  Şerife  tefsiri  sonradan  basılmıştır. 

Camiü'l-Ayat:  Mesnevideki  âyetleri,  hadîsleri  ve  Arapça  beyitleri 

(2)  Hal  tercemesi  edipler  faslında  yazılı  Şabanzade  Muhammed  Efendinin 
(Mazharü'l-eşkâl  fi  beyani  Lügati'l-Mesnevi)  isminde  toir  eseri  de  vardır. 

(3)  Şarî  hazretlerinin  işbu  cildi  Mesnevi  cüzlerinden  olmak  üzere  kabul  ve 
şerh  etmesinin  bir  zühul  eseri  olduğu,  Cevdet  Paşa  merhumun  8  haziran  311 
tarih  ve  33  numaralı  Mektep  mecmuasında  neşredilen  mektuplarından  an- 
laşılır. 


—  120  — 


(Fatihü'l-Ebyat) ;  Farsça  müşkil  beyitleri  (Mecmuatü'l-Letaif  matmure- 
tü'l-Mearif)  de  her  ikisini  açıklayıcıdır. 

Vefatı  (Hitam)  kelimesinin  delâleti  olan  1041  H.  tarihinde,  kabri 
Galata  Mevlevihanesindedir.  Şiirlerinde  (Rusuhî)  mahlasını  kullanır- 
lardı. 

Arifâne  beyitlerinden  : 

Gel  (Rusuhî)  nin  sözün  dinle  semaa  âşık  ol. 
Key  tekûne  beyne  ehlilaşki  min  ehlişşerefi 

İSMAİL  RUMÎ 
1041  =  1631 

Tosya'nın  Babsa  köyünden  olup  Kastamonu'da  tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  Bağdat'a  giderek  kalbinin  tasfiyesi  ile  meşgul  olmuş  ve 
ikinci  pîr  ünvanma  mazhariyetle  İstanbul'a  gelmiş,  Tophane  civarında- 
ki Kadirîhane  dergâhını  kurmuş;  manevî  feyz  saçmış  yüksek  bir  zattır. 
Vefatı  (Kıldı  İsmail  Efendi  nakl-i  gürzar-ı  cinan)  mısramın  delâlet  et- 
tiği 1041  H.  tarihinde,  kabri  mezkûr  dergâhtadır.  Hal  tercemelerinin  taf- 
silâtı ileride  kendisinden  bahsedilecek  Hafız  Ahmed  Rifat  Efendi  mer- 
humun (Nefahatü'r-Riyazi'l-Âliye  fi  beyani  tarikati'l-Kadiriyye)  isimli 
eserinde  yazılıdır. 

Kabrinin  parmaklığının  üstünde  aşağıdaki  beyit  yazılıdır: 

Bilürsün  ruh-i  ehîullâhı  kim  sahib-i  tasarruftur. 
Bu  İsmail  Rumî  meşhedidir,  eyle  istimdat. 

İsmail  Rumî  hazretleri  ile  halifelerinden  bazı  zatlarm  hal  terceme- 
leri,  bu  tarikatın  mensuplarından  Tekirdağlı  Sırrı  Ali  Efendi  tarafından 
1202  H.  tarihinde  yazılan  (Tuhfe-i  Rumî)  ismindeki  manzum  eserde  açık- 
lanmıştır. 

İSMAİL  HAKKI-İ  CELVETÎ 
1137  =  1724 

Osmanlı  âlimleri  ve  şeyhleri  içinden  eserlerinin  çokluğu  ile  tanın- 
mış yüksek  bir  zattır.  Doğum  yerleri  Aydos'tur.  Eserlerinin  tamamı  yüz- 
den fazla  olup  isimleri  aşağıdadır:  Bunlardan  matbu  olanlar  (M)  harfi 
ile  gösterilmiştir. 


—  121  — 


1  —  Dört  büyük  cilt  (Tefsiru  Ruhil  Beyan)  (M),  2  —  İki  büyük  cilt 
(Şerh-i  Muhammediyye)  (M),  3  —  îki  büyük  cilt  (Şerh-i  Mesnevi)  (M). 
4  —  (Şerh-i  Pend-i  Attar)  (M)  (0,5—  (Şerh-i  Bostan-i  Sadi),  6  —  (Fu- 
ruk),  7  —  (Şerh-i  Hadîs-i  Erbain)  (M),  8  —  (Tamamü'l-Feyz),  9  —  (Ki- 
tabü'l-Kebir),  10  —  (Nakdü'l-Hal),  11  —  (Risaletü'l-Camia  fi  mesaiH'n- 
Nafia),  12  —  (Risale-i  Virdiyye),  13  —  (Şerh-i  Şuabü'l-îman)  (M),  14  — 
(Risale  fi  ilm-i  Hadîs),  15  —  (Hazerat-i  Hamsi  İlâhi),  16  —  (Vesiletü'l- 
Meram),  17  —  (Kenzi  Mahfî)  (M),  18  —  (Şerh-i  Nazm-ı  Hayreti),  19  — 
(Silsilename-i  Celvetî)  (M),  20  —  (Müzilü'l-Ahzan),  21  —  (Şerhül  Ke- 
bair)  (M),  22  —  (Kitabül  Müteferrikat),  23  —  (Şerhul  üsul  li  tesiri'l- 
Vusul),  24  —  (Talikat  ale'l-Fatiha  li  tefsiri'l-Kâdî),  25  —  (Kitabü'n-Ne- 
tice),  26  —  (Şerhü'l-Âdab),  27  —  (Haşiye  alâ  sureti'n-Nebe),  28  —  Nuh- 
betü'l-Fiker  li  Usuli'l-Hadîs),  29  —  (Şerh-i  Gazel-i  Bayram  Veli),  30  — 
(Şerh-i  Gazel-i  Yunus  Emre),  31  —  Hayatü'l-Bâl),  32  —  (Kitabü'l-Envar 
fi  hakki  İvaz  Paşa),  33  —  (Sülûkü'l-  Mülûk).  34  —  (Huccetü'l-Bâliğa), 
35  —  (Mecmuatü'l-Esrar),  36  —  (Şerh-i  Fıkh-ı  Keydanî),  37  —  (Kita- 
bü'l-Mir'ât),  38  —  Risale-i  Muhyi'l-Beşiri'n-Nezir),  39  —  Kitabü'n-Na- 
hiv),  40  —  (Kitabü'l-Varidâtü'l-Kübra),  41  —  (Eyyühe'l-Bülbül),  42  — 
(Nuhbetü'l-Letayif),  43  —  (Şerh-i  Mukaddime  fi  ilm-i  Nahiv),  44  — 
(Şerh-i  Salâvat  (-)  İbni  Meşiş)  (M),  45  —  (Nevadirü's-Savm),  46  — 
(Hutabü'l-Hutaba),  47  —  Kitabü'l-Huruf ) ,  48  —  Kitabü'n-Necat),  49  — 
(Kitabü'z-Zikri  ve'ş-Şeref),  50  —  Şerh-i  Nazm-i  Ahmedî),  51  —  (Tuh- 
fe-i  Haliliyye)  (M),  52  —  (Tuhfe-i  İsmailiyye)  (M),  53  —  (Tuhfei  Rece- 
biyye),  54  —  (Tuhfe-i  Hasekiyye),  55  —  (Tuhfe-i  Ataiyye),  56  —  (Tuh- 
fe-i Vesemiyye),  57  —  Risale-i  Ömriyye),  58  —  Risale-i  Bahrî),  59  — 
(Risale-i  Hüseyiniyye),  60  —  (Kitab-ı  Hakku's-Sarîh  ve'l-Keşfü's-Sahih), 
61  —  (Bey'atnâme-i  Tubazade  Muhammed  Ağa),  62  —  Bey'atnâme-i 
Muhammed  Bahri  Bey),  63  —  (Risale-i  «in»  i  şartiyye),  64  —  Şerh-i 
Nazm-ı  Suhûfi),  65  —  (Şerh-i  Nazm-ı  Mısrî-i  Niyazi)  (M),  66  —  (Şerh-i 


(1)  893  H.  =  1487'  de  vefat  eden  Edirneli  şairlerden  Emri  de  nazmen  ter- 
ceme  etmiştir.  Bir  nüshası  Umumî  Kütüıphanede  mevcuttur. 

Dediler  tarih  -  di  ey  merd  i  kâr 
Dedim  işte  nuh  sad  ve  şast  ü  cihar 
Ey  kamu  düşmüşlere  sen  desti  rest 
Buy-ı  afvm  imri-i  gümraha  bes. 

Bu  şerh  Türkçedir.  Halveti  şeyhlerinden  Mısırlı  Ahmed  Raşit  tarafından 
da  manzum  olarak  Arapça'ya  terceme  edilen  nüsha  1289  H.  =  1872  tarihinde 
basılmıştır. 

(2)  Osmanlı  ulemasının  sonuncularından  Tırnovah  Turuncuzade  Ahmed 
Efendi  oğlu  Muhammed  Emin  ile  Abdullah  Ferdî  Efendi  taraflarından  da  Arap- 
ça olarak  şerhi  yapılmıştır. 


—  122  — 


Nazm-ı  Abdi),  67  —  (Manzume-i  Miracı'n-Nebi  -  Miracnâme)  (M),  68  — 
(Kitabü't-Teveccüd),  69  —  Kitabü'l-Mesaili'l-Kelâmiyye),  70  —  Şerh-i 
Dibâce-i  kasideti'l-Farıdıyye),  71  —  Şerh-i  Mültekâ  ile'n-Nısıf),  72  — 
(Haşiye-ı  Velediyye)  (M),  73  —  (Meclis)  (M),  74  —  (Şerh-i  Usul-i  aşe- 
re)  (•')  (M),  75  —  (Necat-ı  Tam),  76  —  (Ziya-ı  Manevi),  77  —  Tuhfe-i 
Nefsürrahman),  78  —  Usulü  Seb'a),  79  —  (Kitabü'l-Fazli  Ve'n-Neval) 
80  —  (Kitabü's-Sükûk),  81  —  (Tuhfe-i  Şeybiyye),  82  —  (Risale-i  Hay- 
riyye),  83  —  (Râhatü'r-Ruh),  84  —  (Şerh-u  Hadîs  «El-Mü'minu  mir'a- 
tü'l-mü'min») ,  85  —  (Risale-i  Ammariye),  86  —  (Risaletü'l-Cehri  ve'l- 
İhfâ),  87  —  (Risaletü'n-Nevafil),  88  —  (Esrarü'l-Hac),  89  —  (Şerh-i 
Mektubü'ş-Şeyh),  90  —  (Risaletü'z-Zelzele),  91  —  Şerh-u  Selâti's- 
Safii),  92  —  (Şerh-u  Kelâmi  îsam),  93  —  (Risale-i  Vahdet-i  Vücud), 
94  —  (Tefsiru  biyedike'l-Hayr),  95  —  (Tefsiru  vemâ  besse  fiha  min 
dâbbe),  96  —  Tefsiru  «Ya  eyyühen-Nasü'büdû»  ) ,  97  —  (Şerh-i  îcazet- 
name-i  Şeyh-i  Burmavî),  98  —  (Şerh-i  İcazetname-i  Muhammed  Eş-Şa- 
mî),  99  —  (Divan-ı  Hakayık  beyanları)  (M),  100  —  (Tefsiru  «Velekat 
ehazallâhü  Misaka  benî  İsrail»),  101  —  (Tefsiru  «İnnellezine  yuhadûnâ'l- 
lahe  ve  resûlehu),  102  —  (Risale-i  lâyihat),  103  —  (Risaletü'n-Nasayih 
ilâ  Seyyid  Ali  Çelebi)  (M),  104  (Ahidnâme),  105  —  (Şerh-i  Nazmı's- 
Sülûk). 

Matbu  eserlerinden  bazılarına  dair  izahat:  Tefsir-i  Ruhü'l-Beyan: 
Arapça  dört  büyük  cilt  üzerine  tertiplenmiş  bir  tefsirdir  ki,  müellifin  en 
meşhur  ve  en  büyük  eseridir.  Menkulâtm  çokluğu  dolayisiyle  tefsirler 
mecmuası  mesabesindedir.  Tasavvufî  olan  kısımlarından  hususiyle  (Te- 
vilât-i  Necmiyye)  den  alman  nakliyat  muhakkikhanedir.  Ancak  sair  bazı 
ifadeler  ve  bilhassa  tarihe  teallûk  eden  bir  kısım  nakiller  zayıftır.  Bu- 
nunla beraber,  bu  gibi  bahisler  bir  tarafa  bırakıldığı  takdirde  heyeti 
umumiyesi  itibarîyle  istifadeyi  mucib  tefsirlerdendir. 

Şerh-i  Mesnevi:  2  cild  üzerine  tertiplenmiş  olup  Mesnevî'nin  meş- 
hur onsekiz  beytinin  şerhidir.  Ekseri  bahisleri  ve  hususiyle  eserin  matlâı 
olan:  «Biznevez  ez  ney  çün  hikâyet  mîküned»  mısraı  hakkındaki  beya- 
natı tasavvuf  ilmi  münfesihleri  için  istifadeyi  mûciptir. 

Şerh-i  Muhammedîyye:  İki  büjmk  cildden  ibaret  matbû,  faydalı  bir 
eser  olup  hal  tercemesi  ilerde  yazılı  Yazıcızâde  Muhammed  Efendinin 
«Muhammediyye»sinin  şerhidir.  Bu  eser  de  tasavvuf  meraklıları  için  is- 
tifadelidir. 

Şerh-î  Hadîs-i  Erbain:  Türkçe  yazılan  kırk  hadîs  şerhlerinin  en  bü- 
yüğüdür. Eser  esasen  İmam  Nevevî'nin  şerhinin  geniş  bir  şekilde  terce- 
mesidîr  ki,  basılmıştır. 


(3)  1245  =  1829'da  Nakşibendi  tarikatından  Dimetokalı  Muhammed  Salih 
tarafından  da  terceme  olunmuştur. 


—  123  — 


Kitabü'n-Necat:  Tasavvufla  karışık  olarak  hazırlanmış  cidden  isti- 
fadeli bir  kitabıdır. 

Şerh-i  Pend-i  Attar:  Pend-i  Attar  şerhlerinin  mufassal  ve  istifade- 
lisidir.  Bu  şerhle  Bostan  şerhinden  müellifin  Farsça  kaidelerine  tama- 
men vâkıf  olduğu  anlaşılmaktadır.  Basılmıştır. 

Furuk:  Müteradif  ve  müteşabih  lügatlarm  farklarıyle  kullanış  yer- 
lerinden bahseden  bir  eser  olup  baş  taraflarında  iştikak  kaidelerine  dair 
istifadeli  bahisler  olduğundan  lügat  ve  edebiyatla  meşgul  kimselere  lü- 
zumlu matbu  bir  eserdir.  Ali  Enver  efendi  tarafından  (El-Vusuk  fi  ter- 
cemeti'l-Furuk)  ismiyle  terceme  olunmuştur. 

Tamamü'l-Feyz:  Tasavvuf  bahislerinden  ve  bilhassa  müellifin  bağlı 
bulunduğu  Celvetî  tarikatının  âyin  ve  hallerini  anlatan  Arapça  basılma- 
mış bir  eseridir.  Müellif  bazı  eserlerinde  bu  kitabını  medh  ediyor. 

Vaaridatü  Kübra:  Zamanları  gösterilmek  sûretiyle  muhtelif  tarih- 
lerde kalbine  gelen  ve  içine  doğan  vaaridat  ve  gayba  âid  malûmatının 
şerh  ve  tafsilâtından  ibaret  Arapça  bir  eser  olup  bir  nüshası  İstanbul'da 
Vefa  kütüphanesinde  vardır. 

Şerhu  Usûl-i  Aşere:  Sülük  hallerine  âid  olup  Necmeddin-i  Kübra 
hazretlerinin  (Usûl-i  Aşere)  risalesinin  Türkçe  şerhinden  ibarettir.  Ba- 
sılmıştır. 

Kitabü'l-Hitab:  Baş  tarafları  îman  ve  Kelime-i  Tevhidin  şerh  ve 
tafsilinden,  aşağıları  üç  şeyhin  «Şeyh-i  Ekber,  Şeyh  Sadreddin  Konevî, 
Şeyh  Osman  Atpazârî»nin  fazilet  ve  kerametlerinden  bahseder.  Niha- 
yetleri de  Gavs  «Kutbü'l-Aktab»,  İmaman,  Reciyyun,  Melâmiyyun,  Eb- 
dal  vesaire  gibi  ehlüllahm  hal  ve  hareketlerinin  hikâyesi  olup  bir  cild- 
dir.  Matbu  ve  Türkçedir. 

Silsilenâme-i  Celvetî:  Kendi  hal  tercemesiyle  beraber  mürşidinden 
itibaren  Fahr-i  Kâinat  Efendimize  kadar  olan  tarikat  şeyhlerinin  muh- 
tasar hal  tercemeleriyle  bazı  ilmî  ve  kevnî  kerametlerinden  bahs  eden 
Türkçe  matbû  bir  eserdir. 

Divan:  Münşiyane  ve  ârifane  bir  mukaddimeyi  hâvi  olan  bu  dîvanın 
sonunda  Şeyh  Niyazi  Mısrî'nin:  «Müşkilim  var  Hak  dostları  eyleyin  kü- 
şad»,  mısraı  ile  başlıyan  gazelinin  şerhi  ile  Allâme  İbni  Kemal'in  sene 
hesabının  halli  ve  bazı  mensur  lâyihalar  vardır.  Matbûdur.  Kendi  el  ya- 
zılariyle  kaleme  alınmış  nüsha  umûmî  kütüphanededir. 

Kenzi  mahfî:  Esasen  «Küntü  Kenzen»  hadîs-i  kudsîsinin  şerhinden 
ibaret  mufassalca,  istifadeli  matbû  bir  risaledir.  Tasavvuf  büyüklerin- 


—  124  — 


den  Mısırlı  Seyyid  Hoca  Muhammed  Nûrü'l-Arabî'nin  de  bu  hadîsin 
şerhine  dâir  (Kenzü'l-Mahfî  an  ehli'l-Hicab)  isminde  Arapça  bir  risa- 
leleri vardır. 

Şerh-i  Nutk-i  Hacı  Bayram  Velî:  Adı  geçen  velînin  : 

Çalabım  bir  şar  yaratmış  iki  cihan  arasında 
Bakıcak  dîdar  görünür  ol  şar'ın  kenarında 

beytiyle  başlıyan  şiirinin  mufassal  Türkçe  şerhidir.  Hoca  Muhammed 
Nûrü'l-Arabî'nin  de  hacmi  küçük  mânası  geniş  Türkçe  şerhleri  vardır. 
Her  ikisi  de  basılmamıştır. 

İsmail  Hakkı  Celvetî'nin  ifadeleri  ekseriyeti  itibariyle  bir  takım 
istidratlarla  dolu  olduğundan  yazı  tarzları  «itnab»ı  andırırsa  da,  her  hal- 
de istifadeyi  mûciptir.  «Huz  ma  safa,  da'  ma  kedir»  —  Hoşuna  gideni  al. 
Gitmeyeni  bırak. 

ismail  Hakkı  Hazretleri,  İstanbul'da  tarikattaki  feyzini  tamamla- 
dıktan sonra  Üsküp,  Bursa,  Şam  ve  Üsküdar  şehirlerini  dolaşmış,  niha- 
yet ikinci  memleket  ittihaz  ettiği  Bursa'ya  dönerek  (Rihletü't-Tahrîr) 
terkibiyle  «Hak  hak  dedi  azm  eyledi  Hakkı  Efendi  Cennete»  mısramm 
gösterdiği  1137  H.  tarihinde  vefat  etmişlerdir.  Şehrin  ortası  sayılabilen 
Tuzpazarı  civarındaki  dergâhlarında  defn  edilmiştir.  Eserlerinden  bir 
haylisi  kendi  yazıları  olmak  üzere  bu  dergâh  kütüphanesinde  mevcud- 
dur.  İstanbul  kütüphanelerinden  Vefa  kütüphanesinde  de  bir  hayli  eseri 
vardır.  (Kitabü'l-Hakkı's-Sarîh)  halifelerinden  Pertevi  Ahmed  Efendi 
tarafından  telhis  edilmiştir.  Arifane  beyitlerinden: 

Yeter  sahil  nişin-i  âlemi  sûretsin  ey  gafil 
Mücerred  lâfızla  kalma  eriş  deryayı  mânâya 
Sûr-i  israfile  benzer  evliyanın  nef'hası 
Bir  nefeste  nice  yüzbin  mürde  diller  can  bulur. 

Bursa  hakkında  bir  kıt'ası  : 

Aceb  midir  hayatı  nev  bulursa  mürde  diller  anda. 
Hakikat  mazhar-ı  enfas-ı  ruh-i  Kudstür  Bursa. 
Nice  gencineler  pinhan  eylemiştir  kudsiyatmda, 
Derâğuş  eyleyip  anlarla  daim  ünstür  Bursa. 

Mısralarmdan  : 

Her  mekân  bir  Tûr  olur,  gerçek  münacat  ehline... 


—  125  — 


İSMAİL  NUREDDİN  ÜSKÜDAR!  (EBÜ'L  -  YEMEN) 

1182  =  1768 

Nakşibendî  büyüklerinden  bir  zat  olup  fıkıh,  hadîs,  tasavvuf  vesai- 
rede  ihtisas  sahibi  idi.  (Sahih-i  Müslim)  ile  (Şifa-i  Şerif)  i  şerh  etmiş 
(Şitab)ı  kısaltmış  ve  daha  başka  faydalı  eserler  yazmıştır.  1182  H.  tari- 
hinde Medine'de  vefat  ederek  Bakî'  kabristanına  defn  olunmuştur. 

İBRAHİM  NUREDDİN  EFENDİ 
1260  =  1844 

Kadiri  şeyhlerinden  faziletli  bir  zat  olup  (Cecelizade)  şöhreti  ile  ta- 
nınmıştır. 1260  H.  küsur  tarihinde  memleketi  olan  Kastamonu'da  vefat 
ederek  İsfendiyaroğullarmdan  İsmail  Bey  Camii  avlusuna  gömülmüştür. 
Akaid'den  (Cecelizade)  adiyle  söylenen  bir  manzumesi  olduğu  gibi 
(Şerh-i  Vasiyetname-i  îmam-ı  Azam),  (Feraidü'l-Leâlî  fi  şerh-i  Esmail 
Müteâlî)  isimlerinde  matbû  eserleri  de  vardır. 

İSMAİL  VEHBİ  EFENDİ 
1292  =  1875 

Nakşibendî  şeyhlerinden  âlim  bir  zat  olup  Bursa'lıdır.  Hal  tercemesi 
ileride  Mevlânâ  Halid-i  Bağdadî  halifelerinden  Muhammed  Hanî'den  hi- 
lâfet almıştır.  1292  tarihinde  memleketinde  vefat  etti.  Zeyniler'de  cami-i 
şerif  önünde  defn  olunmuştur.  Manzum  münacat  ve  nasihatnamesi  ve 
Bursa  enlem  dairesine  göre  (Ruznâmesi),  (240  hutbeyi  havi  mecmuası) 
ve  (Risaletü's-Sülûk)  ü  vardır. 

Nasihatnâmesinden  : 

Kıl  hayati  cavidâni  dembedem  Haktan  dilek, 
Nefha-i  sûr  olduğunda  ne  beşer  var  ne  melek!.. 

HÜDAİ 

«AZİZ  MAHMUD  HÜDAl  EFENDİ»  (i) 

Celvetî  tarikatının  zamanında  Bedir  halindeki  ilerlemesine  sebep 
füyuzatı  apaçık  büyük  pîr  olup  Ataî'nin  Şekayik  zeylinde  Hüdavendi- 


—  126  — 


gar  (1)  vilâyetindeki  Sivrihisar  (Seferi  hisar)  lı,  İsmail  Hakkı'nm  (Silsi- 
lenâme-i  Celvetî)  sinde,  Koçhisarlı  oldukları  zikredilmişse  de  mevsuk 
bazı  karinelere  göre,  Sivrihisar'lı  oldukları  anlaşılmaktadır.  Bir  müddet 
nâib  olarak  seyahatten  sonra  Bursa'ya  geldikleri  zaman,  Şeyh  Üftade 
hazretlerinden  niyabetini  yenileyerek  üç  senede  hakikate  vasıl  olmuş, 
irşada  memur  edilerek  Usküdara  gönderilmiş,  ömrünün  sonuna  kadar 
burada  şeyhlik  makamında  irşad  ve  hilâfet  vazifesi  görmüştür.  48  hali- 
fesi olduğu  isimleriyle  beraber  yazma  bir  tomarda  açıklanmıştır.  Vefatı, 
«Ola  makamı  Mahmud  ol  mürşidin  mekânı»,  «Hüdaî  Hû  çekip  ruhu  he- 
man  azmi  cinan  etti»  mısralariyle  «Şeyh  Aziz  Mahmûd  Hüdai»  terkibi- 
nin gösterdiği  1038  H.  de,  nurla  dolu  kabri  Üsküdardaki  yüksek  tekke- 
sindedir. 

Mürşidane  şiirlerinden  âşıkane  bir  gazeli: 

Tıyneti  Âdemde  konmasa  ezel  sevdayi  aşk 
Cenneti  bir  daneye  satmazdı  ol  dânâyı  aşk 
Kenzi  mahfiden  zuhura  geldi  eşya  lâ  cerem 
Badı  hubbile  temevvüc  etti.  Çün  deryayı  aşk 
Aşk  ve  misk  olmaz  nihan  anı  bilir  halkı  cihan 
Âşık-ı  bîçareye  mümkin  midir  ihfay-ı  aşk 
Bülbülün  halin  bilenler  gûş  iderler  nâlesin 
Bir  güli  bîhar  içindir  bunca  huy  ve  bayi  aşk 
Talibi  didar  olup  devreyliye  tâ  haşre  dek 
Kim  ki  nûş  ide  ezel  bezminde  ger  sahbayı  aşk 
Aşkı  Şirin  oldu  feryadına  Ferhad'm  sebep 
Ey  nice  danaları  mecnûn  eden  Leylây-ı  aşk 
Ey  «Hüdaî»  haleti  aşkı  ne  bilsin  her  mekes 
Kalle-i  kaf  hakikat  mürgidir  ankayı  aşk 

Hakimane  beyitlerinden  : 

İstikamet  ehli  hıfzı  Haktandır  ermez  ziyan 
Anın  için  servi  incitmez  bekem  had  hazan 

Arifane  ilâhiyatmdan  : 

İsteyen  yârin  hâk  ider  varın 
Bulsa  dildarm  saklar  esrarın 


(1)  Celvetî  tarikatının  yayılışı  ile  alâkalı  durumunun;  İbrahim  Zâhid  Gey- 
lâni  hazretleri  zamanında  Hilâl,  Şeyh  Üftade  hazretleri  devrinde  Kamer,  Aziz 
Mahmud  Hüdaî  zamanında  da  Bedire  benzetildiği  İsmail  Hakkı  merhumun  na- 
killeri cümlesindendir. 


—  127  — 


Matla'lı  ilâhileri  bazı  ârifler  tarafından  şerh  olunmuştur.  Mübarek 
türbelerinin  kapısında  yazılı  olan  manzume: 

Bu  meşhed  mecmei  ervahı  ecsad-ı  Hüdaîdir 
Edeple  gir  azizim  türbe-i  pak-i  Hüdaî'dir. 

Dila  tahsil  edem  dersen  eğer  zevki  Hüdaîden 
Nasibini  ahr  elbet  giren  bab-ı  Hüdaî'den 

Dergâhı  şerifin  kapısının  üstündeki  beyit :  ' 

Eğer  vasıl  olam  dersen  dilâ  sen  sırrı  maksûda 
Gel  âdab  ile  yüz  sür  âsitanı  Şeyh  Mahmud'a 

Yüksek  eserleri  1  —  (Nefaisü'l-Mecalis) :  Bazı  âyeti  kerimelerin  tef- 
sirlerini beyan  edici  olup  Türkçe  büyük  bir  cilttir. 

2  —  (Tecelliyat)  :  Muhtelif  tarihlerde  mazhar  oldukları  ilâhî  tecel- 
lileri açıklayan  büyük  kısmı  Arapça  bir  risale  olup  muhakkik  âlimlerden 
meşhur  Abdülgani  Nablv:=î  tarafından  (Lemeatü'l-Berkîn-Necdî  şerhu 
tecelliyat-ı  Mahmud  Efendi)  ismiyle  şerh  olunmuştur. 

3  —  (Necatü'l-Garik) :  Tasavvuf  dilinde  «cem  ve  fark»  denilen  ma- 
kamları beyan  eden  Türkçe  manzum  bir  risaledir  ki,  matlaı  aşağıdadır: 

Hudaya  hamdü  minnet  evvel  ve  ahir 
Ki  oldur  zahir  ve  batında  zahir 

Zuhuru  perde  olmuştur  zuhûra 
Gözü  olan  delil  ister  mi  nûra 

Güneş  zahir  değil  midir  karındaş 
Ne  var  görmezse  anı  çeşm-i  huffaş 

4  —  (Tarikatname)  :  Dervişliğin  erkân  ve  âdabını  bildiren  Türkçe 
bir  risaledir. 

5  —  (Dîvanı  İlâhiyat)  :  Tasavvufî  hikmet  ve  nasihatları  ihtiva  eden 
Türkçe  bir  dîvandır.  Âşık  Yunus  dîvanı  gibi,  dil  ve  edebiyat  tarihi  nok- 
tasından da  istifadeye  şâyandır. 

6  —  (Tezakir-i  Hüdaî)  :  Bazısı  Arapça  bazısı  Türkçe  olmak  üzere 
çoğu  müntesiplerinden  Sultan  I.  Ahmed  Han'a  gönderdikleri  ârifane  tez- 
kire ve  mektupları  muhtevi  olup  170  küsurdur.  Bir  nüshası  Umumî  Kü- 
tüphanede vardır. 


—  128  — 


7  —  (Camiü'l-Fezail  ve  Kamiü'r-Rezail)  :  Arapça  olan  bu  eser  bab- 
lara  ve  muhtelif  fasıllara  ayrılmıştır.  I.  Bab;  umumî  halleri  ve  mühim 
faziletleri  beyan  edici  olup  bu  da  bir  takım  fasıllara  bölünmüştür.  II.  Bab; 
ahlâkın  nefsi  ve  islâh  yollarını  beyan  edici  olup  bu  da  bir  takım  fasılla- 
rı ihtiva  eder. 

8  —  (Keşfü'l-Kana  an  Vechi's-Sema)  :  Tasavvufçularm  semamın 
ahval  ve  delillerinden  bahseden  Arapça  bir  eserdir. 

9  —  (Fethu'l-Bab  ve  Refu'l-Hicab)  :  Üç  bab  üzerine  tertip  edilmiş 
olup  birinci  bab;  insanın  yaradılışını,  ikinci  bab;  tövbeyi,  üçüncü  bab; 
insanın  taşıdığı  sıfatları  ve  ilâhi  sırlarla  perdelenilişini  bildiren  Arapça 
bir  eserdir. 

10  —  (Miftahü's-Salâti  ve  Mirkatü'n-Necati)  :  Üç  bab  üzere  tertip- 
lenmiş olup  birinci  bab;  namazın  nasıl  kılınacağını,  bazı  sırlarını  ve 
riayet  edilmesi  gereken  adabını,  ikinci  bab;  namazın  faziletlerini  ve  ne- 
vilerini, üçüncü  bab;  cuma  namazının  ve  cemaatle  namaz  kılmanın  fa- 
ziletlerini beyan  eder,  Arapcadır. 

11  —  (Habbetü'l-Muhabbet)  :  Birtakım  fasılları  muhtevi  olup  birin- 
ci fasıl;  Allaha  muhabbet,  ikinci  fasıl;  Resulullaha  muhabbet,  üçüncü 
fasıl  Peygamberimizin  ehli  beytine  muhabbet  hakkındadır,  Arapçadır. 

12  —  (Hayatü'l-Ervah  ve  Necatü'l-Eşbah)  :  Mebda  ve  meaddan 
bahseder  olup  bablara  ve  fasıllara  ayrılmıştır.  I.  bab;  mecburî  ölüm, 
II.  bab;  ölüm  anındaki  fitneler  (tehlikeler),  III.  bab;  Said  ve  Şaki  kul- 
ların ahvali,  IV.  bab;  (Innel  Ervaha  bade  mufarekatil  esbahi  eyne  yekû- 
nune  ve  ilâ  eyne  yezhebune),  «Ruhlar  cesetlerinden  ayrıldıktan  sonra 
ne  olurlar  ve  nereye  giderler),  V.  bab:  (Fimen  lâ  yüblâ  cesedühü  velâ 
ye  külüt  türap)  «Cesedinin  çürümediği,  toprağın  yemediği  kimse  hak- 
kındadır), VI.  bab:  sûrun  üfürülüşü,  ölülerin  diriltilmesi  ve  yeryüzün- 
de kıyamette  ilk  defa  dirilecek  kimse  hakkında,  VII.  bab;  Haşır  halleri 
ve  keyfiyeti,  VIII.  bab;  hesap,  IX.  bab;  şefaat,  cennete  giriş  vesaireye 
dairdir,  Arapçadır. 

13  —  (Hülasatü'l-Ahbar  fi  Ahvali  Nebiyyi'l-Muhtar)  :  Bablara  ve 
fasıllara  ayrılmıştır.  I.  bab;  âlemin  yaradılışı,  II.  bab;  Hz.  Âdem  ve  Hav- 
va'nın yaradılışı,  III.  bab;  Hz.  Muhammed  (S.A.M.)  in  yetişmesi,  meyda- 
na gelmesi,  IV.  bab;  ilim  ve  marifet  hakkındadır.  Bu  eser  de  Arapçadır. 

14  —  (Mecmûay-ı  Hutab)  :  Tertip  ettikleri  hutbelerin  derlenmesi- 
dir  ki,  tekkelerinde  okunmaktadır. 

15  —  (Tarikat-ı  Muhammediye)  :  Tarikatnâmenin  Arapça  metnidir. 


—  129  — 


16  —  Vâkıat:  «Ettibru'l-Mesbûki'l-Müştemili  Alâ  mâ  cera  mine't- 
Tâifi  fî  esnai's-sülûk»  ismindedir.  Sülûkü  sırasında  ilâhî  bilgiler  ile  ta- 
rikatın sırları  ve  ahvali  hakkında  mürşidi  Hazreti  Üftade'den  sadır  olan 
muhakkikane  sözleri  bir  araya  toplayan  Arapça  büyük  ve  kıymetli  bir 
eserdir.  Bir  nüshası  Beyazıt  Camii  kütüphanesi  ile  Üsküdar'da  Atlama 
taşmdaki  kütüphanede  vardır.  Bir  nüshası  da  bu  kitabın  müellifi  tara- 
fından Bursa'da  Ulu  Camiin  kütüphanesine  hediye  edilmiştir.  Bu  büyük 
eserin  bazı  kısımları  terceme  olunmuştur. 

17  —  (Şerhu  Alâ  Kasideti'l-Vitriyye  fi  methi  hayru'l-beriyye)  :  Ebu- 
bekir  İbni  Abdülkerim  Halebî'nin  eseri  olan  Kaside-i  Şerifenin  Türkçe 
şerhidir. 

18  —  (Mensur  Mevlid-i  Nebevi). 

19  —  (Haşiye  Alâ  Kuhistanî  şerhu  fıkhı  Keydanî). 

20  —  (Şemailü'n-Nebeviyyeti'l-Ahmediyye). 

21  —  (El-Fethu'l-îlâhî) . 

22  —  ( Ahbarü'n-Nebî) . 

23  —  (Halü'l-Ervah  ve  Ahvalü'l-Mevta) . 

Yukarıda  19.  sıradan  itibaren  isimleri  yazılı  eserlerin  cümlesi  Arap- 
ça olup  mevzuları  isimlerinden  anlaşılmaktadır. 

îşbu  eserlerden  yalnız  Dîvan,  Tarikatnâme  ve  Necatül  Garik  birara- 
da  basılmıştır. 

HAŞİMÎ  EMİR  OSMAN  EFENDİ 
1003  =  1594 

Bayramı  tarikatının  Melâmî  kolunun  büyüklerinden  bir  zat  olup  Si- 
vaslıdır. İstanbul'da  tahsilini  ikmalden  sonra  Vize'de  Alâeddin  Ali  ve 
Gazanfer  Efendi  hazretlerinden  feyz  almıştır.  Hal  tercemesi  yukarıda 
geçen  Nureddinzade  efendiden  de  Halveti  tarikatını  öğrenmiştir.  1003  H. 
de  vefat  ederek  Kasımpaşa'da  yaptırmış  olduğu  dergâha  defnedildi.  (Ha- 
şimî)  mahlâslı  ârifane  ilâhiyatmı  toplayan  divançeleri  sonradan  bastı- 
rılmıştır. 

Âşıkane  beyitlerinden  : 

Şol  kişi  kim  canı  dilden  Rabbmı  eyler  talep 
Hiç  ola  mı  kim  muradın  vermeye  ana  Çalap 

F.  :  9 


—  lâö  — 


Sen  hemen  anın  yolunda  cidd  ile  cehd  ide  gÖı* 
Dameni  maksuda  çün  ermek  dilersen  çek  teap 

Badei  aşkı  ezel  camından  içtinse  eğer 
Mest-i  aşk  oldun  sana  lâzım  değil  ma-i  inep 

Tarikat  kardeşlerine  ve  dostlarına  gönderdikleri  ârifane  mektup- 
larından müteşekkil  Münşeatı  vardır. 

HİMMET  EFENDİ 
1095  =  1683 

Bayramiye  şeyhlerinin  büyüklerinden  bir  zat  olup  Bolu'dandır. 
Halveti  tarikatına  da  intisabı  vardır.  Aşk  ve  irfanlarına  divançeleriyle, 
Manzume-i  Mevaciye  (^)  ve  (Tarikatnâme)leri  şahiddir.  Vefatı  «Rahmet 
be  himmet»  terkibiyle  müntesiplerinden  Sıdkı  Emetullah  Hatunun:  «Bu- 
gün Himmet  Efendi  adnî  kıldı  kendûye  me'vâ»  tarihi  olan  1095  H.  dedir, 
kabri  Üsküdar'da  Divitçilerde  Bezcizade  Muhammed  Muhyiddin  Efendi 
dergâhmdadır. 

Sivadan  kalbini  pâk  it  gönül  mir'at-ı  Rahmandır 
Safadan  sineni  çak  it  gönül  mir'at-ı  Rahmandır 

Bu  âlem  Nusha-i  suğra  nedir  bil  nüsha-i  kübra 
Çekilmiş  tuğray-ı  garra  nedir  bil  nushai  kübra 

Sürersen  masivallahı  bulursun  Hakkı  billâhi 
Talep  kıl  vechi  lillâhi  gönül  mir'ât-ı  Rahmandır 

Gel  ey  «Himmet»  şikâr  eyle  gönülden  özge  kâr  eyle 
Bu  sırrı  âşikâr  eyle  gönülden  özge  kâr  eyle 

Bayramî  tarikatını,  Bolu'lu  Ahmed  efendiden,  Halveti  tarikatının 
Şabaniye  kolunu  Bezcizade  Muhammed  Muhyiddin  efendiden  almıştır. 


(J)  Adı  geçen  Azizin  (Zübdetü'l-Hakayık)  ismindeki  ârifane  eserinin  (Ga- 
yetü'd-Dekayık)  ismiyle  Aymtaplı  Hafız  Muhammed  Efendi  tarafından  tercü- 
me olunan  nüshası  1292  H.  de  kenarında  Farsça  metni  ile  beraber  Mısır'da  ba- 
sıldığı gibi,  yalnız  tercemesi  de  İstanbul'da  basılmıştır.  Gerçekten  istifadeyi 
m.ucip  eserlerdendir. 


—  131  — 


HAŞİM  MUSTAFA  BABA 
1197  =  1782 

Celvetî  şeyhlerinin  âriflerinden  olup  «İlâ  Rabbihi'l-Kerîm»  terkibi- 
nin delâlet  ettiği  1197  H.  de  vefat  etmiştir.  Üsküdar'da  İnadiye  mahalle- 
sinde pederi  ve  mürşidi  Yusuf  Nizameddin  Efendinin  yaptırmış  olduğu 
Bandırmalızade  dergâhında  medfundur.  Basılmamış  (Ankay-ı  Maşrık) 
ismindeki  mensur  eseriyle  basılı  olan  divanı  ve  ârifane  makaleleri  var- 
dır. 

Beyitlerinden  : 

Huzuru  etkıyayı  Mazharı  envar  olandan  sor 
Zuhuru  evliyayı  cami-i  etvar  olandan  sor 

Halifelerinden  olup  1220  H.  de  Girit  adasının  Kandiye  şehrinde  ve- 
fat eden  Giritli  Salacızade  Mustafa  Efendi  de  mürşidinin  meşrebinde 
şair  şeyhlerden  olup  basılmamış  divanı  ve  mensur  makaleleri  vardır  ki, 
bir  nüshası  bu  kitabın  yazarı  tarafından  Hüdaî  hazretlerinin  dergâhm- 
daki  kütüphaneye  hediye  olunmuştur. 

Beyitlerinden  : 

Şi'r-i  erbab-ı  hakikat,  başka  bir  reftardır 
Nutk-ı  ehlullaha  taan  olmaz  selis  olmazsa  da 

Sezai  hazretlerinin  bir  gazelini  tahmisinden  : 

Gevheri  aşkla  dilhanesin  it  mâlâmal 
İtme  inkâra  mahal  zahid-i  bîmaya  misal 
Dinle  merdan-ı  Hakkın  nutku  şerifin  ders  al 
Hâdis  kalbe  deme  hak  ve  hakikatle  makal 
Ne  reva  boynuna  kelbin  takasın  zer-i  halhal 

Hanya'da  medfun  divan  sahibi  pîrdaşlarmdan  Hikmeti  Efendinin 
gazelini  tahmisinden  : 

Çün  Saide  beştir  âlemde  ancak  bir  sebak 
Zerreden  irşad  olur  ibrettir  işte  her  varak 
Hû  deyu  gel  sen  dahi  irfan  kapusun  eyle  dak 
Kala'i  pulat  âhendir  bana  esma'yi  Hak 
Düşmen  üzere  na'ra-i  Allahüekber  bizdedir 


—  132  — 


Gel  hakikat  ehlinin  dünyada  bul  erbabını 
Göstere  tâ  kim  sana  hem  rah-i  Hak  âdabını 
Dilersen  ilm-i  sırrın  cümle  fasi  ü  bâbını 
Ateşe  yak  ey  müneccim  zeyç  ve  usturlâbını 
Nuh  felek  burc-i  menazil  yedi  ahter  bizdedir 

Salac-ı  Zade  halifelerinden  Giritli  AbduUâtif  Efendi  de  irfan  sahip- 
lerinden bir  zat  olup  muhakkik  âlimlerden  Aziz  Muhammed  Nesefî'nin 
Farsça  risalelerini  terceme  etmştir.  Türkçe  Vahdet-i  Vücud  risalesi  mü- 
ellifi Halil  îbni  İbrahim  Efendi  de  Girit'ten  yetişen  âriflerdendir. 

İRFANÎ  ABDULLAH  DARENDEVÎ 
1184  =  1770 

Şeyhlerin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Darendelidir.  «İrfanî»  mahlâslı 
mutasavvıfane  şiirleri  ile  (Fevaidü'l-Lâtife)  isminde  (Besmele-i  Şerife 
tefsiri)  ve  (Mesâlikü's-Sâlikîn)  adında  diğer  bir  eseri  vardır.  Son  eseri- 
ni 1184  H.  de  yazmıştır.  Darende'de  defnedilmiş  olduğu  rivayet  edilmiş- 
tir. Her  iki  eseri  de  Bursa'da  Ulu  Cami  kütüphanesinde  vardır. 

1 

İZZEDDİN  AHMED  EFENDİ  «EŞREFZADE» 
1152  =  1739 

Kadiri  tarikatının  ârif  ve  fazıllarından  olup  Bursalıdır.  Kesmî  ilim- 
leri Nüsus  şarihi  Malkoç  Mustafa  Efendiden  tahsilden  sonra  pederinden 
hilâfet  alarak  Bursa'da  Eşrefiyyeden  İncirli  dergâhına  şeyh  olmuşlardır. 
«Geldi  üçler  Rahmiyâ  tarihî  fevtin  dediler»  «Geçti  Eşrefzade  îzzeddin 
Efendi  kutup  iken»  beytinin  delâlet  ettiği  1152  H.  de  İstanbul'da  misafir 
olarak  oturduğu  sırada  vefat  ederek  Tophanede  Kadirîhaneye  defnedil- 
miştir.  (Enîsü'l-Cinan)  ünvaniyle  dört  büyük  cilt  Arapça  tefsir-i  şerifi, 
(Müşevvikü'l-Uşşak)  isminde  bir  mev'ızasiyle  «Izzî»  mahlâslı  ârifane 
şiirleri  vardır.  Menkıbelerini  müritlerinden  Tennurizade  Mustafa  Efen- 
di (Hediyyetü'l-Fukara)  adlı  eserinde  tafsilâtlı  olarak  açıklamıştır.  Âri- 
fane ilâhilerinden  :  . 

Sîne  ki  sûrah  açıp  ney  gibi  nalân  olmadan 
Halet-i  aşk  ile  her  dem  zâr  ve  efgân  isteme 


—  133  — 


İSA  MAHVÎ 
1127  =  1715 

Zahirî  ilimlere  vâkıf  ve  maarif-i  Muhammediyeden  nasibini  almış 
kâmil  bir  şeyh  olup  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Fethî  Abdülkerim  Efen- 
dinin halifesidir.  Aslen  Bolu  kazalarından  Geredelidir.  Ganîzade  Nadirî 
Efendinin  hemşiresinin  oğlu  ve  Süleymaniye  Camiinin  vaizi  idi. 

Hacc-ı  şerif  vazifesini  ifadan  dönüşünde  «Mate  îsa  velem  yemüt 
hubbün»  terkibinin  delâleti  olan  1127  H.  de  Şam'da  vefat  ederek  Şeyh-i 
Ekber'in  civarına  defnedildi.  Mürettep  divanı  ve  nahivden  (Müfidü'l- 
İrab)  isminde  başlıca  bir  eseri  vardır. 

Arifane  beyitlerinden  : 

Yokluğunda  var  olan  varlıkta  bilmez  yokluğu 
Sohbet-i  yâr  lezzetin  bilmez  begim  ağyar  olan 

Beyti  hal  tercemesi  yukarıda  yazılı  Müstakimzade  tarafından  şerh 
olunmuştur. 

1173  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Tercüman  Yunus  -  Draman  Ca- 
mii avlusuna  defnolunan  oğlu  Sahvi  Muhammed  Salih  Efendi  de  şair 
şeyhlerden  olup  Ramiz  tezkiresinde  ârifane  şiirleri  zikredilmiştir.  Bun- 
lardan : 

Cemalin  âleme  mihr-i  münevver  yâ  Resûlallah 
Vücudun  cümleten  nûr-i  müsavver  yâ  Resûlallah 

Matla'lı  Na't-ı  Şerifi  meşhurdur. 

KUTBUDDİN  İZNİKÎ 
821  =  1418 

Şeyhlerin  ve  âlimlerin  büyüklerinden  olup  resmî  iHmleri  Mevlânâ 
Hasan  Paşadan  tahsil  etmiştir.  İznik'te  Hayreddin  Paşanın  torunların- 
dan Halil  Paşa  Camii  bitişiğindeki  türbesinde  medfundur.  Vefatı  821  H. 
dedir.  Eserleri  basılmamış  olup  şunlardır: 

İsmine  izafe  edilen  Tefsir-i  Şerifle  (El-Ikdü's-Semîn  Ve'l-Abdü'l- 
Yemîn),  Kitab-ı  Sâlâtm  mühim  meselelerini  toplayan  mukaddime  ve 
başka  haşiyelerden  ibarettir.  Bir  de  (Zadü'l-Meadi  Fi'l-Fürûi  ve'l-Ah- 
lâk)    isminde  bir  eseri  vardır  ki,    bir  nüshası    Bursa'da    İncirli  dergâ- 


—  134  — 


hı  kütüphanesinde  mevcuttur.  Timurlenk'le  olan  musahabesinde  onun 
zalimane  icraatma  karşı  doğru  ve  acı  sözler  söylediği  halde  Timur'un 
sükûta  mecbur  kaldığı  rivayet  edilmiştir.  Bir  de  farz  olan  ilmin  tâyinine 
ve  ilmihal  tahsilinin  farz  olmasına  dair  Türkçe  (Rahatü'l-Kulûb)  ismin- 
de bir  eseri  daha  vardır  ki,  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  mev- 
cuttur. 


KAYGUSUZ  BABA  «KAYGUSUZ  ABDAL» 

Bektaşi  tarikatının  eskilerinden  ve  âriflerinden  âşık  bir  zat  olup 
Karamanlıdır.  Mısır'da  bir  mağara  içinde  defnedilmiş  olduğu  için  Arap- 
lar arasında  (Abdullah  Mağaravî)  ismiyle  anılmıştır.  Büyük  bir  divanı 
ile  mukaddimesinde:  «Bu  kitaba  delil  bedelen  ve  defter-i  âşık-ı  şeyda  ve 
seyr-i  sadıkan  ve  hayali  nadân  dahi  derler»  dediği  Türkçe  risalesi  var- 
dır. Divanı  Osmanlıcanm  tarihi  noktasından  da  istifadeyi  muciptir. 

Divanı  matla'mdan  : 

Bu  aşk  mevcî  yine  başımdan  aştı 
Sırrım  fâş  eyledi  razımı  açtı 
Göründü  ol  kim  evvel  aynı  bekadır 
Özün  fâş  eyleyip  özü  sefadır 

İlk  Bektaşilerden  Abdal  Musa'dan  nasip  aldığı  divanmdaki  : 

«Abdal  Musaya  kul  oldu  candan 
Çekti  elini  iki  cihandan» 

beytinden  anlaşılmaktadır. 

KARA  ÇELEBİ  MUHAMMED  EFENDİ 

Halveti  büyüklerinden  Habib  Karamanî  halifelerinden  hal  terceme- 
si  yukarıda  yazılı  Cemaleddin  İshak  Karamanî  halifesi  Tireli  Abdülke- 
rim  Efendiden  hilâfet  almıştır.  Doğum  yeri  itibariyle  Tireli  ise  de,  öm- 
rünün sonlarını  Aydm'da  geçirmiştir.  Küçük  Efendi  kütüphanesinde 
(Metaliu'l-Envar),  (Cevahirü'l-Maneviyye)  isimlerinde  mutasavvıfane 
eserleri  vardır.  Halvetîlerin  evradı  olan  (Vird-i  Settar)'ı  da  şerh  etmiş- 
tir. 


—  135  — 


KASIM  EFENDİ 
«KASIM  ÎBNİ  ŞEYH  İLYAS  İBNİ  ÎDRİS  ANTAKλ 

941  =  1534 

Fazilet  sahibi  şeyhlerden  ve  Ulu  Pîr  Abclülkadir  Geylânî  torunla- 
rından bir  zat  olup  Bursa  vilâyeti  dahilindeki  İnegöl'de  yerleşerek  941 
H.  de  vefat  etti.  Tasavvuf,  ahlâk  ve  mev'ızadan  bahseden  902  H.  de  yaz- 
dığı 32  bab  üzerine  tertiplenmiş  Türkçe  (Cevahirü'l-Ahbar)  ismindeki 
manzum  eserini  İnegöl'de  gördüm.  Hal  tercemesi  ileride  gelecek  olan 
Yiğitbaşı  halifelerinden  İzzeddin  Ali  El-Karamanî  Es-Saruhanî'den  hi- 
lâfet almıştır.  Noktacı  şöhretiyle  de  tanınmıştır.  994  H.  de  vefat  eden 
halifesi  İbni  Noktacı  namiyle  meşhur  Muhammed  Muhyiddin  Karahi- 
sarî'nin  de  (Arâisü'l-Vüsûl)  isminde  (Usûl-i  Aşere)  şerhi  vardır.  Hal 
tercemesi  yukarıda  geçen  Ramazan  Efendinin  mürşididir. 

KURT  MUHAMMED  EFENDİ  «MUHAMMED  İBNÎ  ÖMEE» 

996  =  1587 

Halveti  büyüklerinden  Sofyalı  Bâlî  Efendinin  halifelerinden  zahir 
ve  batını  mamur  bir  zat  olup  Tatar  Pazarcığmdandır.  Âlet  ilimlerini  ve 
yüksek  dinî  ilimleri  tahsilden  sonra  mürşidinin  vasiyeti  üzerine  maka- 
mına geçmiş  ve  bundan  sonra  pirdaşı  olan  Nureddinzadenin  vefatında 
Kadırgada  Sokullu  Mehmet  Paşa  dergâhında  makamına  geçerek  taliple- 
rin irşadı  ile  zamanını  geçirmiştir.  Akrabalarını  ziyaret  için  memleke- 
tine gittiği  sırada  «Huld-i  Aşiyan»  terkibinin  delâleti  olan  996  H.  de  ve- 
fat etti.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır  : 

(Mürşidü'l-enam  ilâ  dari's-selâm)  ismini  verdiği  (Şir'atü'l-İslâm 
şerhi),  kıraatten  (Cezeriyye  Türkçe  şerhi),  (Kâfiye  Camisi  Tercemesi), 
(Etvar-ı  Seb'a  Risalesi),  (Tabirname),  (Mülk  Sûresinin  Tefsiri),  (Vika- 
ye Tercemesi)  vesairedir.  Müridlerine  İmam  Gazali  hazretlerinin  eser- 
lerinin mütalâasını  tavsiye  edermiş.  Mürşidi  Bâlî  Efendinin  bu  zata  te- 
veccühünün Nureddin  zadeye  olan  teveccühünden  fazla  olduğu  rivayet 
edilmiştir.  Fıkıhtan  (Bidaye'yi  Tercüman-ı  Bidaye)  ismiyle.  Nahivden 
(Merahu'l-Ervah)ı  da  (Reyhanü'l-Ervah)  namiyle  terceme  etmiştir. 

KUDDÛSÎ  ABDURRAHMAN  EFENDİ 
(ABDULLAH  EFENDİZADE) 
1080  =  1669 

Şeyhlerin  âlimlerinden  ve  Şeyh  Abdülehadi'n-Nûrî  halifelerinden 
olup  Manisalıdır.  1080  H.  de  Manisa'da  vefat  etti.  Eserlerinin  başhcalan 


—  136  — 


(Talikat  Alâ  Tefsiri'l-Kâzî),  (Şerh-i  Manzume-i  Tefsiri'l-Kâzî),  (Şerh-i 
Manzume-i  Şâhidî  ismi  Tuhfetü'l-Mülûk)  tur.  Bazı  risaleleri  de  varsa 
da  isimleri  tesbît  olunamadı.  Eserlerinin  hepsi  de  basılmamıştır. 

KULOĞLU  MUSTAFA  EFENDİ 

Sultan  IV.  Murad  devrinde  yaşayan,  Halveti  tarikatnım  Uşşakiye 
kolu  şeyhlerinden  Gelibolulu  Âlim  Sinan  Efendinin  halifelerinden  âşık 
ve  fâzıl  bir  zattır.  Mesâbih-i  Şerifi  manzum  olarak  terceme  etmiştir. 
1045  H.  tarihinde  ikmal  ederek  (Divan-ı  Hümayun)  adını  verdiği  büyük 
divanı  da  vardır  ki,  her  ikisinin  de  nüshaları  umumî  kütüphanede  mev- 
cuttur. Bir  de  Mevlid-i  Nebi  manzumesi  vardır. 

Divanından  : 

Sensin  Kerîm  zünnevâl  sensin  kadim  lâyezâl 
Sensin  hakim-i  Bîmisâl  yok  hükmüne  çün  ü  çira 
İnzal  edip  ayatmı  kim  bilîser  gayatmı 
Kıl-gîî  mücelîâ  zatmı  ma  min  alel  arşistevâ 
Eyle  inayetten  eser  irgör  hidayetten  zafer 
LÛ tf eyleyip  kıl  gîl  nazar  aldı  bizi  nefs-ü  hevâ 

KARAKAŞZADE  ÖMER  EFENDİ 
1047  =  1637 

Celvetî  şeyhlerinin  âlimlerinden  ve  ediplerden  bir  zat  olup  Bursah- 
dır.  1047  H.  de  Edirne'de  vefat  etti.  Eserleri  tasavvuf  ve  ahlâktan  bahse- 
den eski  Osmanlı  kitabeti  üzerine  yazılan  eserlerden  sayılan  fakat  biraz 
mutaassıbane  ve  aşırıca  yazılan  (Nûrü'l-Hüdâ  Limen  ihteda)  ile  (Şerh-i 
Risale-i  Hace  Cihan)  ve  (Mürettep  Dîvan)  dır.  Nûrü'l-Hüdâ)  dan  Nak- 
şibendî tarikatına  intisap  etmiş  olduğu  anlaşılmaktadır. 

İlâhiyatmdan  : 

Hemin  yokluk  durur  varlık  azizim 
Bu  kavli  tuttu  şeyhim  de  dedem  de 

(Mir'atü'l-Uşşak  ve  Nûrü'l-Ahdak)  isminde  dört  bab  ve  bir  hatime 
üzerine  mürettep  bir  eseri  daha  vardır.  Bir  nüshası  Hamidiye  kütüpha- 
nesinde vardır, 


—  137  — 


Sultan  I.  Ahmed  devri  kazaskerlerinden  ve  Haşiyeci  Sinan  Efendi 
torunlarından  Hacı  Mustafa  namında  bir  zat  da  Zekeriya  İbni  Muham- 
med  El-Gaznevî'nin  (Müfîdü'l-Ulûm  ve  Mübâdü'l-Hümûm)unu  -(Nûrü'l- 
Hüdâ)  ismiyle  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Hamidiye  kütüphanesin- 
de mevcuttur. 

KUTUP  İBRAHİM  EFENDİ  «İBRAHİM  SADIK  EFENDİ» 

Üftade  hazretlerinin  torunu  olup  Celâli  cemaline  galip  yüksek  bir 
zattır.  Yüksek  cedlerinin  vefatı  dolayisiyle  seyir  ve  sülûkünü  manevî 
işaretle  Üsküdar'da  Hüdaî  hazretlerinden  ikmal  etmiştir.  «Geçti  binsek- 
sen  dokuzda  cennete  Kutb-u  Zaman»,  «Eyledi  Üftadezade  Hû  ile  azm-i 
sefer»  mısralarınm  delâlet  ettiği  tarihte  vefat  ederek  büyük  dedesinin 
türbesi  karşısında  defnedildiler.  Arifâne  ilâhiyatı  basılmamıştır.  Bir  par- 
çası aşağıdadır  : 

Aç  gözün  gafletten  uyan 
Felâh  bulmaz  nefsine  uyan 

Sırrı  tevhid  olsun  ayan 

Gel  tevhid  edelim  tevhid 

Makta  beyti  şu  : 

Lî  ma'allah  sırrına  mahremdir  İbrahim  bugün 
Ol  saray-ı  vahdete  milıman  olan  anlar  bizi 

Olan  ârifane  gazeli  Niyazi  Mısrî  hazretleri  tarafından  tahmis  edil- 
miştir ki.  Niyazı  divanında  yazılıdır. 

KAİMl  HASAN  EFENDİ 
1091  =  1680 

Cifir  ilmine  ait  manzum  istihraçlariyle  şöhret  bulan  bir  zat  olup  Bos- 
nalıdır. Mürettep  divanından  Kadiri  adamlarından  olduğu  anlaşılmak- 
tadır. (Şakayık  zeyli  Şeyhî)  de  Halveti  şeyhlerinden  Öziceli  Muslihuddin 
Efendinin  halifesi  oldukları  zikredilmiştir.  1091  H.  de  ikamet  ettiği  İzor- 
nik'te  vefat  etti.  Ârifane  beyitlerinden : 

Hayat-ı  cavidan  remzin  hakikatla  bilem  dersem 
Hızırveş  ab-ı  hayvanı  karanlıkta  içenden  sor 

Muslihuddin  Efendi  şeyhlerin  âlimlerinden  bir  zat  olup  cehrî  zikir 
ve  sofiyyenin  sema'ma  dair  Tahkikiye  isminde  bir  eseri  vardır. 


—  138  — 


KARABAŞ  VELÎ  «ALİ  ALÂADDİN  EL-ATVEL»  (i) 

1097  =  1685 

Şabaniye  büyüklerinden  muhakkik  yüksek  bir  zat  olup  Arapkirlidir. 
İstanbul'da  tahsilini  ikmalden  sonra  tasavvuf  mesleğine  sülük  ile  Üskü- 
dar'da ikamet  ederek  irşad  ve  telifle  meşgul  olmuştur.  «Aliyyü'l-Atvel» 
şöhreti  ile  tanmmıştır.  Kıymetli  eserleri  basılmamış  olup  başlıcaları 
şunlardır:  Asıl  irfanlarının  kemaline  delâlet  eden  (Kâşifu  Esrar-i  Füsus) 
ismindeki  (Şerh-i  Füsûs)  ve  bunun  kısalmışı  olan  (Cami-u  Esrari'l-Fü- 
süs)  ile  (Şerh-i  Akaid-i  Nesefiye  bilisani't-Tahkik)  (-),  (Miyarü't-Tari- 
kat),  (Tarikatname),  (Şerhu  Kaside-i  Aşkıyye  Liş'şeyhi'l-Ekber),  (Risa- 
le-i  Usûlü  Erbain),  (Şerh-u  Hadis-i  «Hubbibe  ileyye  Min  Dünyaküm...» ), 
(Risale-i  Fi  Cevazi  Devran-ı  Sofiyye),  (Esasü'd-Din),  (Tefsir-u  Sûre-i 
Tâhâ),  (Tabirname)  vesairedir.  1097  H.  de  hac  vazifesinden  dönüşlerinde 
Mısır'a  yakın  Gaylan  köyünde  vefat  ettiler.  İş  bu  eserlerin  büyüğü  olan 
(Fusûsü'l-Hikem)  şerhinin  bir  nüshası  Beşiktaşlı  Yahya  Efendi  kütüp- 
hanesinde vardır.  Şeyh-i  Ekber  hazretlerinin  (Fütuhat-ı  Musuliyye)  is- 
mindeki kıymetli  eserinde:  «Bade'n-Nebiyyi'l-Mustafa  El- Azam  El- Ali 
El-Etvel  El-Ekrem  El-Ecsem  Ganem  Hatem  ve  hüve  bihatmizzaman»  iba- 
resinde bu  zatın  zuhuruna  işaret  vardır  ki  Hatem  (140)  hilâfet  tarihine, 
Ganem  (1090)  Nefi  (sürgün)  tarihine,  El-Etvel  (77)  ömrünün  müddetine, 
El-Ekrem  (658)  halifelerine  delâlet  eder. 

KARA  BABAZADE  İBRAHİM  EFENDİ 
1135  ;=  1722 

Nakşibendî  âlimlerinden  olup  Bursalıdır.  1135  H.  de  vefat  ederek 
Zeynilere  defnedildi.  Akaidden  iki  risale  ile  Nakşibendî  sülûküne  dair 
vasıl  ve  fasıl  hakkında  bir  eseri  vardır  ki,  bu  eserini  mürşidi  Şeyh  Murad 
Nakşibendî-i  Buharî'nin  emriyle  yazdığını  mukaddimesinde  nakletmek- 
tedir. Bir  de  zikrin  usûl  ve  faziletlerine  dair  risalesi  vardır. 


(1)  Tecvid  ilminden  meşhur  Karabaş  risalesinin  müellifi  904  H.  de  İstan- 
bul'da vefat  ederek  Mehmed  Paşa  civarındaki  mescidinin  avlusunda  defnedil- 
miş olan  Şeyh  Abdurrahman  Karabaşî'nin  olduğu  rivayet  edilmiştir.  Bu  risale 
ilk  defa  1251  H.  de  Hamza-i  Miskin  isimli  zatın  Türkçe  yazdığı  (Tecvid-i  Edaiy- 
ye)  ismindeki  tecvidi  ile  beraber  yazılmıştır. 

(2)  Bu  şerh  âlimler  arasında  malûm  ve  meşhur  olan  şerh  ve  haşiyelerden 
hiç  birine  müracaat  olunmadan  yazılmış  veciz  bir  eserdir. 


—  139  — 


KONEVÎ  MUHAMMED  VEHBİ  EFENDİ 
1244  =  1828 

Mevlevi  tarikatının  âriflerinden  faziletli  bir  zat  olup  Konyaca  Eş'a- 
rizade  denmekle  tanınmıştır.  Hoca  Hafız  Şirazi  divanına  yazdığı  matbu 
şerh  meşhurdur.  Vefatı  1244  H.  de,  kabri  Mevlânâ  hazretlerinin  dergâ- 
hmdadır. 

KABÛLÎ  MUSTAFA  EFENDİ  C) 
878  .■=  1473 

Edirne'den  yetişen  Rufai  tarikatı  âriflerinden  olup  önceleri  mahke- 
me baş  kâtibi  iken  sonradan  mesleğini  terk  ederek  hanesini  dergâh  itti- 
haz etmiştir.  578  H.  tarihinde  vefat  edip  ismiyle  anılan  dergâha  defno- 
lundu.  Eserleri  matbu  (Kenzü'l-Esrar)  ile  (Musiletü'l-Hidaye),  (Müret- 
tep  Divan)  ve  (Müşkil  -  Küşâ)  ismindeki  20  cüzden  mürekkep  Farsça 
(lügat)  mdan  ibarettir. 

Sezai'nin  gazelini  tahmisinden  : 

Ey  gönül  eyler  ganî  Allah  bir  yüzden  dahi 

Halkeder  merd-i  sahî  Allah  bir  yüzden  dahi 

Edüp  ikram  vefi  Allah  bir  yüzden  dahi 

Şadeder  gamkinleri  Allah  bir  yüzden  dahi 
Feth  eder  her  müşkiîi  Allah  bir  yüzden  dahi 

Terci-i  bendinin  matlaı  : 

Sanman  bizi  zahid  gibi  beyhude  makaliz 
Biz  kâşif-i  esrar-ı  meanî  ve  mealiz 

KUDDÛSÎ  AHMED  EFENDİ 
1265  =  1848 

Kadiri  tarikatı  adamlarından  (-)  olup  Maraşizade  lâkabiyle  tanın- 
mıştır. Âşık  ve  mücahid  bir  zat  olup  basılmış  divanı  olduğu  gibi,  basıl- 
mış ve  muhtasar  vasiyetnamesi  ile  (Muhtasar  Tıbb-ı  Nebevi)  ve  (Pend- 


Tarikatın  kurucusu  Cenab-ı  Rufainin  vefatı  «Cennat-i  adnin»  terkibinin 
gösterdiği  578  H.  de  ve  kabri  şerifi  Basra  civarında  Ümmü  Ubeyde  köyündedir. 

(2)  Tarikatın  müessisi  Abdülkadir  Geylânî  Hazretlerinin  vefatları  «Kemal-i 
Aşk»  terkibinin  delâleti  olan  561  H.  dedir.  Mübarek  kabri  Bağdattadır. 


—  140  — 


name)  isimlerinde  basılmamış  eseri  de  vardır.  Vefatı  1265  H.  de  yüksek 
kabri  Niğde  yakınında  Bor  kasabasmdadır.  Âşıkane  şiirlerinden: 

Masivaya  meyleden  âşık-ı  Huda'dan  dûr  olup 
Defter-i  Uşşakta  anın  ismi  nâmâ^zlûm  olur 

1044  H.  de  (Hüseyin  Vâiz)in  (Mevahib-i  Ledünniye)  ismindeki  meş- 
hur tefsirini  terceme  eden  Şeyh  Ömer  Adulî  Efendi  de  Niğde'den  yeti- 
şen âlim  şeyhlerdendir.  Tercemenin  nüshası  Üsküdar'da  Selimiye  kütüp- 
hanesinde vardır. 

KAYGULU  HALİL  EFENDİ 
1234  =  1818 

Tarikat  cihetinden  Celvetî,  usûl  bakımından  Kadiri,  meşrep  itiba- 
riyle Üveysî,  saf  kalbli  bir  zat  olup  aslen  Orhaneli  -  Etranos  kazasının 
merkezi  olan  Beyce'dendir.  1234  H.  de  Bursa'da  vefat  ederek  Deveciler 
kabristanı  yanındaki  dergâhına  defnedildi.  Aşık  Yunus  Emre  divanı  tar- 
zını andırır  (Hâdi'l-Uşşak)  ismindeki  büyük  manzumesiyle  bazı  ilâhiya- 
tmı  ihtiva  eden  küçük  (Divançe)si  basılmıştır.  Bir  de  mensur  (Velâyet- 
name)si  vardır.  Pederi  Ali  Efendi  Alaca  Hırka  mahallesinde  defnolun- 
muştur.  Ceddi  Orhan  Gazi  Emirlerinden  Kaygulu  Beydir  ki,  Divan-ı  Ke- 
birinde: «Ceddim  Kaygulu  Bey  Vezir-i  Orhan»  mısraı  ile  işaret  etmiş- 
tir. Kaygulu  Bey  Sultan  II.  Murad'm  türbesi  civarında  defnedilmiştir. 

KUŞ  ADALI  İBRAHİM  EFENDİ 
1262  r=  1845 

Halveti  tarikatının  Şabaniye  kolu  şeyhlerinin  büyüklerinden  ilim  ve 
irfanı,  keşif  ve  kerametleriyle  tanınmış  bir  zat  olup  Kuşadasmm  Çınar 
köyündendir. 

İlimlerin  başlangıcını  doğum  yeri  olan  Çınar  köyü  ile  Aydm'da  tah- 
sil etmiş,  yüksek  ilimleri  İstanbul'da  okumuştur.  Bundan  sonra  tarikata 
ve  tasavvuf  mesleğine  girmiştir.  Mürşidi  İstanbul'da  Beşikçi  dergâhın- 
da medfun  bulunan  Beypazarlı  Ali  Efendidir.  Bir  aralık  Mısır  ve  Şam'da 
ikametten  sonra  İstanbul'a  dönmüş,  tarikatın  yayılmasına  hizmet  etmiş- 
lerdir. İkinci  defa  olarak  Hicaz  tarafına  gidişi  tarihi  olan  1262  H.  de  Ea- 
biğ'da  vefat  etmişlerdir.  Kendisine  intisap  eden  bazı  zatlara  gönderdiği 
ârifane  mektuplarından  altmış  küsuru  adı  geçen  tarikatın  mensupları 
nezdinde  mahfuz  olduğu  gibi  aşağıdaki  gazeli  ârifane  tabiatının  bir  eseri 
olmak  üzere  nakledilmiştir  : 


—  141  — 


Vechi  yâre  duş  olan,  âlemde  seyran  istemez 
Canını  cânana  teslim  eyleyen  can  istemez 
Bu  misafirhanenin  fâniliğin  fehmeyleyen 
Hane-i  kalbinde  Haktan  gayrı  mihman  istemez 
Gerçi  zahir  ilminin  nefi  de  vardır  talibe 
Lîk  esrara  irenler  surî  irfan  istemez 
İrci'î  avazı  irdi  mürgı  canım  sem'ine 
Bîkarar  oldu  anınçün  virdi  handan  istemez 
Masivaliahtan  mücerred  oldu  İbrahim  bugün 
Varını  dildara  verdi  vasl-ü  hicran  istemez 

Mürşidane  hal  tercemesi  mensuplarından  olup  hal  tercemesi  şairler 
faslında  zikredilmiş  olan  Âlî  Efendi  tarafından  (Hidayetü'l-Velî  Fî  Va- 
ridat-ı  Kuşadalı)  ismiyle  yazılmıştır  ki,  bir  nüshası  Beşiktaşlı  Yahya 
Efendi  dergâhı  kütüphanesinde  vardır. 

Halifelerinden  olup  1272  H.  de  vefat  ederek  Üsküdar'da  Nasuhi  haz- 
retlerinin dergâhına  defnedilen  Nazıkî  Ahmed  Efendinin  de  mürettep 
Divanı,  İlâhiyatı  vardır. 

KEMAL  ÜMMÎ  «İSMAİL  KEMAL  ÜMMλ 
880  =  1475 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  meşhur  Yunus  Emre  neşvesinde  bir  zat 
olup  Karamanlıdır.  Halveti  büyüklerinden  Cemal  Halvetî'nin  Pîrdaşla- 
rmdan  ve  Muhammed  Bahaeddin-i  Erzincanî'nin  halifelerindendir.  «Şef- 
kat» kelimesinin  delâleti  olan  880  H.  de  Karaman'da  vefat  ettiği  hal  ter- 
cemesi kitaplarında  yazılıysa  da,  Manisa'da  dahi  bu  zat  namına  bir  ka- 
bir ziyaret  olunmaktadır.  Lâtifi  Tezkiresinde  Nesimî  ile  arkadaşlıklarına 
dair  nakiller  vardır.  Arifane  ilâhiyatını  toplayan  (Divan-ı  Kebir)  i  vardır 
ki  bazı  beyitleri  aşağıda  gösterilmiştir: 

İlâhî  derd-i  mendim  çare  senden 
Gir  ü  merhem  sen  ur  çün  yaresinden 

İlâhî  fazi  ü  ihsan  lûtf  ü  derman 
Bugün  bu  derd  ü  âh-ı  zare  senden 

Ağardı  gözlerim  hasret  yaşından 
Budur  korkum  ki  yüzüm  kara  senden 


—  142  — 


Eğerçi  sen  bana  benden  yakın  sen 

Velî  ben  olmuşum  âvâre  senden 
Bana  sen  ver  seni  benden  beni  al 
Çün  ermek  dilerim  sen  yâre  senden 

Bu  divan,  Âşık  Yûnus  Dîvanı  gibi  Osmanlıcanm  tarihi  noktasından 
da  ehemmiyete  şâyandır. 

KÜÇÜK  MUHAMMED  ALEMÎ  EFENDİ  (KADIZADE) 

1045  =  1635 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Amasyalıdır.  Zileli  Abdurrahman 
Efendinin  talebesi  ve  Şeyh  Abdülmecid  Sivasî'nin  halifesidir.  Amasya- 
da  Sultan  II.  Beyazıt  Camii  Şerifi  kürsü  şeyhi  idi.  1045  H.  de  memleke- 
tinde vefat  ederek  Pir  İlyas  Halvetî'nin  yanma  defnedildi.  Eserleri  aşa- 
ğıda gösterilmiştir. 

1  —  (Kitabü'l-Makbul  Fi  Hali'l-Huyûl)  :  Türkçe  üç  bab  üzere  ter- 
tiplenmiş olup  Sultan  II.  Osman'a  takdim  edilmiştir. 

2  —  (Mesmuatü'n-Nakayıh  ve  Mecmuatü'n-Nesayıh)  :  Bir  nüshası 
Eyüp'te  Hüsrev  Paşa  kütüphanesindedir. 

3  —  (Nusahü'l-Hukkâm  Sebebü'n-Nizam)  :  Bir  nüshası  Eyüp'te 
Hüsrev  Paşa  kütüphanesindedir. 

4  —  (Nehru'l-Eshab  ve  Kahrü's-Sibab) 

5  —  (Risaletün  Fi't-Talimi  ve't-Teallümi) 

6  —  (Risale-i  Regaibiyye) 

7  —  (El-Hukmü'l-İlâhiyye) 

îşbu  eserlerden  yalnız  birincisi  basılmıştır. 

KEŞFÎ  CAFER  EFENDİ 
1053  =  1643 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Adlî  Hasan  efendi  halifelerinden  olup 
İstanbulludur.  «Hü  deyip  Cafer  efendi  azm-i  Firdevs  eyledi»  mısramm 
delâleti  olan  1053  H.  de  vefat  ederek  Fındıklı'da  Kaptan  Arap  Ahmed 
Paşa  altında  zevcesi  Perizat  hatunun  yaptırdığı  dergâha  defnedildi.  Keşfî 
mahlaslı  bir  hayli  ilâhiyatı  vardır. 

Şol  gönül  kim  müptelâyi  derdi  aşkullah  olur 

Derd  ile  derman  bulunca  kârı  zikruUah  olur 

Talib-i  didar  olan  ey  derd-imendi  (Keşfî)  bugün 

Mâ  veseanî  remzinin  esrarına  âgâh  olur 
Beyitleri  bu  cümledendir. 


KENZÎ  HASAN  EFENDİ 
1112  =  1700 


Sümbüliye  ariflerinden  bir  zat  olup  Ayaşlıdır.  Memleketi  ile  İstan- 
bul'da tahsilini  tamamladıktan  sonra  Sümbülî  dergâhı  şeyhlerinden 
Seyyid  Alâaddin  Efendiye  intisab  etmiş  ve  usûle  göre  sülük  ve  etvarını 
bitirip  tarikatın  feyizlerinden  nasibini  alarak  irşad  vazifesiyle  Manisa- 
ya  gönderilmiştir.  Birkaç  sene  tarikatın  yayılmasına  hizmet  edip  1112 
H.  de  Manisa'da  vefat  etti.  Aşıkane  ilâhilerini  toplayan  divançesi  vardır. 

tlâhiyatmdan  : 

Aldın  mı  safa  ile  musaffa  haberin  sen 

Ol  miri  Hudâ  vech-i  mücellâ  haberin  sen 

Her  müddeiye  sorma  ki  aşktan  haberi  yok 
Vamıka  sual  eyle  o  Azra  haberin  sen 

KÜRDİ  HASAN  EFENDİ 
1148  :=  1735 

Fazilet  sahibi  şeyhlerden  bir  zat  olup  Kürdistanm  Ban  nahiyesin- 
dendir.  Şam'a  giderek  ders  verme  ve  eser  yazmakla  hayatını  geçirmiş- 
tir. 1148  H.  de  vefat  ederek  Merc-i  Dahdah  kabristanına  defnedildi.  Eser- 
leri basılmamış  olup  isimleri  aşağıdadır. 

Şerh-i  Füsusi'l-Hikem 
Şerh-i  Mevakı'in-Nücûm 
Şerh-i  Risale-i  Şeyh  Reslân 
Şerh-i  İzzî 

Şerh-i  Avamil-i  Cürcaniye 

Şerh-i  Haşiye  Alâ  Şerh-i  Akaid  Li'l-Kayrevanî 

KÖSEC  AHMED  EFENDİ 
1195  =  1780 

Arif  ve  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Trabzonludur.  1195  H.  de  Konya- 
da  vefat  ederek  Mevlânâ  türbesinin  yanındaki  kütüphane  arkasına  def- 
nedildi. Tarikat  bakımından  Nakşî  ve  Mevlevîdir. 

(Şerhu  Risaleti'n-Nakşibendiyye  Li'l-Hâdimî),  (Silsile-i  Hacegân  Fi 
âdabi  Ubudiyyeti'l-Âyan),  (Aşeretü  Reşehat),  (Ettuhfetü'l-Behiyyetü 
Fi't-Tarikati'l-Mevleviyye) ,  (Âdabü'l-Ubudiyyeti  Fi's-Suneni'l-Muham- 
mediyye  Li's-Salikini  Tarikati'l-Halvetiyye),  (Essuhbetü's-Safiyye)  isim- 


^  144  — 


lerinde  basılmamış  risaleleri  vardır.  Bir  de  Şeyh  Murad  Buhari'nin  (Sil- 
siletü'z-Zeheb)ini  (Tuhfetü'l-Ahbab  fi's-Sülûki  İlâ  Tariki'l-Eshab)  ismiy- 
le şerh  etmiştir.  Halveti  tarikatını  da  Şeyh  Mustafa  El-Bekrî  halifelerin- 
den Şeyh  Muhammed  Hafnavîden  almıştır.  (Essuhbetü's-Safiyye)  üzeri- 
ne Galip  Dede  tarafından  haşiye  yazılmıştır. 

KEMAL  EFENDİ 
1299  =  1881 

(Mârşidim  ve  Üstadım  Veli  Ni'metim  Harîrîzâde  Seyyid  Muhammed 

Kemaleddin  Efendi) 

Ârif  ve  fazilet  sahibi  şeyhlerden  olan  bu  yüksek  zat  1267  =  1850  H. 
de  İstanbul'da  doğmuş  olup  âlet  ilimlerini  ve  yüksek  ilimleri  öğrendik- 
ten sonra  pederi  Şeyh  Abdurrahman  El-Harîrîden  Rufai  ve  Halveti  ta- 
rikatını alarak  usulü  dairesinde  mücahede  ve  meşguliyetine  devamla 
Şeyh  Muhammed  Enisü'l-Hüseynî  Ed-Dımeşkî'den  tarikatını  tamamla- 
maya muvaffak  olmuşlardır. 

Esasen  Halepli  olduklarından  dolayı  1286  H.  de  Halebe  sonra  Mısıra 
giderek  dört  ay  kadar  o  havalideki  şeyhlerle  sohbet  edip  İstanbula  dö- 
nüşlerinde Hadis  âlimlerinden  Abdüllâtif  Buharî  ve  Şeyh  Kasım  Mağri- 
bî hazretlerinden  (Buharî  Şerif)  ile  (Müselselâtı  îbni  Akileti'l-Mekkî) 
vesaireyi  okudular.  1288  H.  de  de  derin  mutasavvıflardan  Şeyh  Seyyit 
Hoca  Muhammed  Nuri'l-Arabî  El-Melâmî  hazretlerinin  sohbetleriyle 
müşerref  olarak  Cenab-ı  Şeyhi  Ekber'in  Füsus  ve  Risaletül  Ehadisiyye- 
siyle  İbni  Farız  merhumun  Taiye  kasidesini  öğrendiler.  Sözü  geçen  ta- 
rihten sonra  Hırkayı  Şerif  civarındaki  hanelerinde  mütalea  ve  eser  yaz- 
makla meşgul  oldukları  gibi,  müracaat  eden  irfan  taliplerine  de  istidat- 
ları nisbetinde  Rabbani  bilgileri  telkin  buyururlardı.  Bu  suretle  vaktini 
geçirirken  1299  H.  Zilkadesinde  vefat  ederek  Hz.  Halid  (R.A.)  yakının- 
daki Rufailerden  Hasip  Efendi  dergâhı  şerifi  avlusunda  pederinin  kabri- 
ne defnolundular.  Kaddesellahü  Sırrehül-aziz. 

Arap  şairinin:  «Inne  âsârena  tedüllü  aleyna  Fenzurû  badena  ile'l 
âsarı»  (^)  beyti  gereğince  fazilet  ve  kemali,  yazmağa  muvaffak  oldukla- 
rı aşağıdaki  kırk  küsur  çeşitli  eserlerden  anlaşılacağı  cihetle  tafsilâtı  bir 
tarafa  bırakılarak  yalnız  kitaplarının  isimleri  beyan  olunmuştur. 


^  145 


1  —  (Tibyan  Vesailü'l-Hakayık  Fi  Beyani  Selâsilü't-Tarayık)  :  Fa- 
tih kütüphanesine  vakfedilen  bu  eser  Arapça  hece  harfleri  sırasına  göre 
üç  büyük  cildi  ihtiva  etmekte  olup  150  kadar  Turuk-u  Aliyye  (yüksek 
Sünnî  tarikatlar)  pirinin  hal  tercemeleri  ile  kurdukları  tarikatların  sü- 
lük ve  menbalarmı  açıklayıcı  olup  Tarikatlar  Kamusu  makammdadır. 

2  —  (Fethu  Virdü'l-Esrar  Şerhu  Vird-i  Settar)  :  Türkçe  basılmıştır. 

3  —  (Fütuhat-ı  İlâhiyye  Şerh-i  Varidat-ı  İlâhiyye  Li'ş  Şeyh  Bedred- 
din  Simavî)  :  (Türkçe). 

(Fethu  Dürrü'l-âlâ  Şerh-i  Devri'l-Â'lâ  Li'ş-Şeyhi'l-Ekber) :  (Türkçe) 

5  —  (Kenzü'l-Feyzi  Fi's-Sülûki  ve  âdabi't-Tariki'l-Halvetiyye) :  Mü- 
ellifin el  yazısiyle  yazma  nüsha  Yahya  Efendi  kütüphanesindedir.  Bir 
nüshası  da  bu  âciz  tarafından  Üsküdar'da  Nasuhî  hazretlerinin  dergâhm- 
daki  kütüphaneye  hediye  edilmiştir. 

6  —  (Ravzatü'l-Aliyye  Fi  Tarikat-i  Şâzeliye)  :  (Arapça) 

7  _  (Mir'at-ı  Hakikat)  :  (Türkçe) 

8  —  (Şerh-i  Gazel-i  Sezai)  :  «Adem  hemin  bu  bezm-i  dilâraya  bir 
gelir».  (Türkçe) 

9  —  (Fecru'l-Esma  ve  Subhi'l-Müsemma)  :  (Türkçe).  Bir  nüshası 
Yahya  Efendi  kütüphanesindedir. 

10  —  (Sırrü'l-Esrar  ve  Nurü'l-Envar)  :  (Türkçe) 

11  —  (Medar-ı  Vahidiyyet  ve  Merkez-i  Ehadiyyet)  :  (Türkçe) 

12  —  (Sırrü't-Tevassul  Fi'z-Zikri  Ve't-Tebettül)  :  (Arapça) 

13  —  (Eddürreteyni  Fi  Şerhi'l-Beyteyni)  :  (Arapça) 

14  —  Şerhu  Beyt-i  Mevlânâ  Câmi  «Küllü  Ma  fil-kevni  vehmüh  ev 
hayal»  )  :  (Arapça) 

15  —  (Şerhu  Mürşidü'l-Uşşak  Li'ş-Şeyh  Hoca  Muhammed  Nuri'l- 
Arabî)  :  (Türkçe) 

16  —  (Şerhu  Burhanü's-Salikin  Li'ş-Şeyhi  Hoca  Muhammed  Nuri'l- 
Arabî)  :  (Türkçe) 

17  —  (Seyrü'l-Esma  ve  Sırrü'l-Müsemma  Fi  Şerhi'l-Esmai'l  İsna 
Aşere  Er-Rufaiye)  :  (Türkçe) 

18  —  (Hadikatü'l-Hakikat)  :  (Türkçe) 

19  —  (Hakikatü't-Tarikat)  :  (Türkçe) 

20  —  (Şerhu  Salatü'l-Enveriyye  Fi  Şerhi  Salatü'l-Ekberiyye)  : 
(Türkçe) 

21  —  ( (Dürretü'l-Envar  Alâ  Salâti  Cevhereti'l-Esrar) :  (Arapça) 

22  —  (Kavli'l-Mübin  Fi  Ahvali'ş-Şeyhi  Nureddin-i  Cerrahî  El-Hal- 
vetî):  (Türkçe) 

F.  :  10 


—  146  — 


23  —  (Salâtü'l-İthaf  bi  Şerhi  Salâtü's-Sekaf ) :  (Türkçe) 

24  —  (Feyzü'l-Muğnî  fi  Şerhi  Hadis-i  Kudsi-i  «Men  Talebeni...»): 
(Türkçe) 

25  —  (Şerhu  Hizbü'l-Kebir  Li'ş-Şazelî  El-Müsemma  bi  reşfil  Gadir) : 
(Türkçe) 

26  —  (Şerhu  Hizbü'l-Bahri'l-Müsemma  Bi  Ziyai'l-Bedir) :  (Arapça) 

27  —  (Şerhu  Tuhfetü'l-Mürsele) :  (Türkçe) 

28  —  (Tahkikü't-Tarik) :  (Türkçe) 

29  —  Niyazi  Mısrî  Hazretlerinin  üç  adet  gazellerinin  şerhleri: 
(Türkçe) 

30  —  (Terceme-i  Emri'l-Merbuti'l-Muhkem  Li'ş-Şeyhi'l-Ekber) : 
(Türkçe) 

31  —  (Eserrü'l-Muin  Fi  şerh-i  Esmaü'l-Erbaîn) :  (Arapça) 

32  —  (Reşehatül  Üsna  Alâ  Teveccühati'l-Esma) :  (Arapça) 

33  —  (Mededü'l-Bükra  Min  Seyyidi'l-Bükrâ  «Menakib-i  Mustafa 
Şemseddin  Bükrî»  ) :  (Arapça) 

34  —  (Rûşeni  Dilnuvaz-ı  Şerh-i  Gülşen-i  Kâz) 

35  —  (El-Mevridü'l-Has  Bi'l-Havas  Fi  Tefsiri  Suret-i  îhlas) 

31,  32,  33,  34,  35.  sıradaki  eserlerin  müellif  tarafından  kendi  eliyle 
yazma  nüshaları  Yahya  Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 

36  —  (Kemal  Name-i  Âl-i  Aba):  (Türkçe  matbudur.) 

37  —  (Fevayihu'l-Ezhari'l-Hakayık  ve  Levayihu  Envarı't-Tarayık)  : 
Arapça  olup  12  risaleyi  muhtevidir. 

îşbu  eserlerin  hemen  tamamı  bu  âciz  muharririn  kütüphanesinde 
mahfuzdur. 

KÂK  AHMED  KADİRÎ  EFENDİ 
1315  =  1897 

Kadiri  şeyhlerinin  faziletlilerinden  ve  Berzenciye  Seyitlerinden  ke- 
rameti açık  bir  zat  olup  Süleymaniyelidir.  1315  H.  de  memleketinde  ve- 
fat etti. 

Eserleri:  (Rağbetü't-Talibin  Fi  Fazileti'l-İlmi  Ve'l-Ülemai'l-Âmilîn), 
(Fethu'l-Cevad  fi  Beyani  Fezaili'l-Cihad),  (Fethurraûf  Fi  Meani'l-Hu- 
rûf),  (Fekkül  Kufûl  Fi  Şerhi  Süllemi'l-Vüsûl),  (Manzûme  Fi  Îlmi'l-Meâ- 
nî),  (Risaletü'l-Kalb),  (Edebü'd-Dünya  Fi't-Tasavvufî  Ve'l- Ahlâk),  (Ri- 
saletani  Fi  Akaid-i  Suğra  ve  Kübra) . 

Kâk;  Kürtçe  büyük  kardeş  mânasmadır.  Bununla  beraber  Türkçede 
küçüklere  iltifat  için  ağabey  denildiği  gibi  Kürtçede  de  küçüklere  Kâk 
denildiği  rivayet  edilmiştir. 


^  147  — 


LUTFULLAH  KARAMANÎ 
894  =  1488 

Bursa'da  medfun  bulunan  Emîr  Sultan  hazretlerinin  vefatından 
sonra  makamına  geçmiş  olan  zatların  üçüncüsü  olup  fazilet  sahibi,  mü- 
cahit bir  zattır.  Emîr  Sultanın  Buhara'dan  Bursa'ya  hicretleri  esnasın- 
da Karaman'a  uğradıkları  zaman  Lûtfullah  Karamanî'nin  pederi  Abdul- 
lah Fakihin  hanesinde  misafir  olmuşlar  ve  adı  geçen  fakihe  yakında  sa- 
lih  bir  evlâda  nâil  olacaklarını  müjdelemişlerdi.  894  H.  de  Bursa'da  vefat 
ederek  Emîr  Sultan  Camii  Şerifi  avlusuna  defnedildi,  tasavvuf  ilmin- 
den (Cenahü's-Sâlikîn)  isminde  bir  eseri  vardır. 

LÂLÎ  MUHAMMED  FENAÎ  EFENDİ 
1112  =  1700 

Gülşenî  tarikatının  halifelerinden  yüksek  bir  zattır.  Memleketi  Kas- 
tamonu olduğu  halde  Edirne'de  irşad  vazifesiyle  meşgul  oldular.  Birinci 
halifesi  Sezai  Hazretleri'dir.  Mesnevî-i  Manevînin  başlarına  ârifane  bir 
şerhleri  vardır  ki,  îbrahim  Gülşenî  hazretlerinin  hal  tercemesi  ve  Se- 
zai'nin Mektubatı  ile  bir  yerde  basılmıştır.  Vefatı  «Meded  koptu  nihâi 
Gülşenîden  bir  gül  ü  Lâlî»  mısramm  delâlet  ettiği  1112  H.  de,  kabri  Edir- 
nedeki  Gülşenî  dergâhmdadır.  Divançeleri  Sezai  divanı  sonunda  basıl- 
mıştır. Ârifane  şiirlerinden  : 

Ey  Fenâî  gel  fena  bahrinde  ol  misl-i  sadef 
Açma  ağzın  ta  kemâlin  bula  dürr-i  men  aref 

Her  ne  gelse  düşten  hoş  gör  bulasın  ta  şeref 
Bağ-ı  Vahdet  bülbülü  seçmez  gülünü  hardan 

LÂLÎZADE  ABDÜLBAKİ  EFENDİ 
1159  =  1746 

Mesnevi  şarihi  Sarı  Abdullah  efendinin  kızının  oğlu  Lâlî  Şeyh  Mu- 
hammed  Efendinin  oğu  ve  Bayramiye  Melâmilerinin  âriflerinden  fazilet 
sahibi  bir  zat  olup  Şeyh  Murad  Nakşibendi'den  sülûkünü  tamamlamış- 
tır. Vefatı  «Gülşen-i  Cennete  gül  ben  ola  Lâlîzade»  mısramın  delâleti 
olan  1159  H.  de,  kabri  Eyyüp'de  Yahya  Efendi  dergâhı  karşısındaki  Ka- 
lenderhane  avlusundadır. 


—  14Ö  — 


Eserleri:  (Menakib-i  Melâmiye-i  Bayramiyye),  (Tercüme-i  İnsan-l 
Kâmil  Li'ş-Şeyhi  Abdü'l-Kerim  Ceylî),  (Gıday-ı  Ruh),  (Terceme-i  Ha- 
kikati'l-Yakin  ve  Zülfetü't-Temkin  Li'ş-Şeyhi  Abdü'l-Kerim  Ceylî), 
(Şerhu  ve  Zeylü  Alâ  Kasideti  Meslekü'l-Uşşak  Li'ş-Şeyh  Sarı  Abdullah 
Efendi),  (Risale-i  Mebde  ve  Mead),  (Terceme-i  Kimyayı  Saadet  Li'l-Ga- 
zalî)dir.  Hâkim  Tirmizî'nin  (Nevadirü'l-Usul)ünü  de  ihtisar  etmiştir. 
Talik  yazıda  mahir  idi.  Şiirlerinde  «Yetim»  mahlasını  kullanmıştır.  Sâk 
fennine  dair  (Zübdetü's-Sükuk)  isminde  bir  eseri  de  vardır.  (Meslekü'l- 
Uşşak  Kasidesi)  ne  olan  zeylinden  : 

Budur  ancak  sırat-ı  müstakimi  ehl-i  vicdanm 
Muhabbet  râhıdır  âşıklara  meVası  vuslattır. 

Eserlerinden  yalnız  (Menakıb-ı  Melâmiye-i  Bayramiyye)  basılmış- 
tır, îran  âriflerinden  (Mahmud  Celâleddin  El-Cerhî'nin  Nemûd  ve  Bûd 
risalesi)  ni  de  terceme  etmiştir. 

MUHAMMED  MUHYİDDİN  İBNİ  KUTBÜDDİN  İZNİKİ 
(KUTBÜDDİN  ZADE) 
885  =  1480 

Mevlânâ  Fenarî'nin  en  seçkin  talebelerinden  olup  tahsilini  ikmal- 
den sonra  Tasavvuf  mesleğine  intisab  etmiş,  zâhirî  ve  bâtmî  ilimleri  vâ- 
kıf yüksek  bir  zattır.  Yüksek  eserleri  basılmamış  olup  isimleri  aşağıda- 
dır : 

(Şerhu  Alâ  miftahi'l-Gaybi'l-Müsemma  bi  Fethi  miftahi'l-gayb)  : 
Müellifin  el  yazısiyle  yazma  nüshası  Râgıp  Paşa  kütüphanesindedir. 

Şerhu  Evrad-ı  Zeyniye  el  Müsemma  bi  Tenviri'l-Evrad),  (Şerhu 
Füsusi'l-Hikem) ,  (Şerhu  ale'n-nusûsi  li'ş-şeyh  Sadreddin  Konevî  el  mü- 
semma bi  zübdediît-Tahkiki  ve  nüzheti't-tevfik),  (Et-tabirül  münîf  ve 
te'vili'ş-Şerif),  (Risale-i  hamliye),  (Risaletü'l- Ameli  ve'l-Hikmet) ,  (Mü- 
zilü'ş-şek),  (Miftahu  Cennet),  (Tevfikati'l-Mesabih),  (Münyetü'd-Dea- 
vat)  ve  muhteber  kitapların  pek  çoğu  üzerine  yazılmış  makbul  haşiye- 
lerdir. Eserlerinden  olup  el  yazısiyle  yazdığı  risalelerinden  (Risaletü'l- 
Marifet),  (Risaletün  Fi  şerhi  Hadis-i  ihticacı  Âdem  ve  Musa)  vesaireyi 
ihtiva  eden  mecmuası  eski  Şeyhülislâm  Sahip  Molla  Beyin  kütüphane- 
sindedir. Vefatı  «Lekad  etellahe  bi  kalbin  selim»  ve  «Rahmetullahi  aley- 
hi daimen»  terkiplerinin  gösterdiği  885  H.  de,  kabri  Edirne'de  Zindanal- 
tmda  Tatarhan  mezarlığmdadır.  Mezar  taşmdaki  tarih  885  olduğuna  gö- 
re (Şakayık  tercemesi)  ile  (Keşfü'z-zünûn)da  yazılı  olan  tarihlerin  yan- 


—  149  — 


lış  olduğu  anlaşılmaktadır.  (Şerhu  Sübhaneke  maarefnake),  (îhticac-ı 
Âdem  maa  Musa),  (Şerhu  kavli  İbni  Arabî  fi  hakkı  imani  Firavn),  (Şer- 
hu el-ulemaü  veresetü'l-enbiya),  (Fi  beyani  hikmeti  halkı'l-kamleti), 
(Tesliyetname  ilâ  Mahmud  paşa  hine  inazele)  risalelerini  ihtiva  eden 
eserleri  de  Yahya  Efendi  kütüphanesindedir.  Edirne'de  defnedilmiş  ol- 
duğu, hal  tercemesi  tarihçiler  faslında  geçen  Bâdî  Efendinin  (Edirne  Ta- 
rihi) nde  yazılıdır.  Bununla  beraber  İznik'de  ziyaret  ettiğim  pederinin 
türbesinde  bu  zata  nisbet  edilen  bir  sanduka  da  vardır. 

MAHMUD  İBNİ  EDHEM 

Nakşibendi  şeyhlerinden  ilim  ve  kalem  sahibi  bir  zat  olup  pederi 
Akşehirli  ise  de  kendisi  Amasya'da  doğmuştur.  (Tuhfetü'l-Edep  Sarfı 
Lûgati'l-Arab),  (Gülşen-i  İnşa)  isimlerinde  edebî  eserleri  vardır.  İkin- 
cisini ihtisar  ve  sonra  seçmek  suretiyle  iki  eser  daha  meydana  getirmiş- 
tir. Farsça  ve  Türkçe  (Miftahu'l-Lûgat)  isminde  897  H.  de  lûgata  ait  bir 
eser  de  yazmıştır  ki,  bir  nüshası  Şehid  Ali  Paşa  kütüphanesindedir. 

LÂMEKÂNİ  HÜSEYİN  EFENDİ 
1034  =  1624 

Bayram!  tarikatının  Melâmi  kolu  âriflerinden  ve  Bursalı  Hasan  Ka- 
badoz  Efendinin  halifelerinden  olup  Peşte'lidir.  1034  tarihinde  İstan- 
bul'da vefat  ederek  Davut  Paşa  Camii  Şerifi;'  civarında  Sultan  Şah  Mes- 
cidi avlusuna  defnedildi.  Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  oğlanlar  şeyhi 
İbrahim  Efendinin  baş  halifelerindendir.  (Vahdetname)  isminde  Türk- 
çe basılmamış  mensur  bir  eseriyle  bazı  gazelleri  ve  ârifane  mektupları 
vardır.  (Ayvansarayî)nin  (Vefayat)mda  dört  risalesi  olduğu  zikredil- 
miştir. 

GAZEL 

Pâk  eyle  gönül  çeşmesini  tâ  dürülünce 
Dik  tut  gözünü  gönlüne  gönlün  göz  olunca 
İnkârı  ko  dil  destisini  ol  çeşmeye  tut  dur 
01  âbu  safa  bahşile  bu  desti  dolunca 
Çün  Hak  seni  derban  derhanesi  itti 
Dur  kapıda  gayri  koma  ta  anı  bulunca 


—  150  — 


Sen  çık  aradan  hanesini  sahibine  ver 
Bîşek  gelir  Allah  evine  sen  savulunca 
Evvel  koma  kim  sonra  çıkarmak  güç  olur  güç 
Şeytan  çerisi  hane-i  kalbe  koyulunca 
Çektik  bu  cihan  içre  nice  mihnet  ve  zahmet 
Ol  pîri  Hûda  mürşid-i  kâmili  bulunca 
Ey  Lâi  mekânım  seni  ben  çok  aradım  çok 
Sinemde  mukim  olducağm  ta  duyulunca 

Bu  nutuk  irfan  sahibi  bazı  şairler  tarafından  tanzir  ve  tahmis  edil- 
miştir. 1181  H.  tarihinde  vefat  ederek  Üsküdar'da  Seyid  Ahmed  deresine 
defnedilen  kadılardan  ve  Sadiye  tarikatı  adamlarından  Hüseyin  Lebid 
Efendinin  tahmisi  en  meşhurudur  ki  matlâı  aşağıdadır: 

Bir  kâmilin  ol  bendesi  ta  kâmil  olunca 
Seyr  ile  tarikatta  kemâl  üzere  bulunca 
Kıl  hizmetini  can  ü  gönülden  yorulunca 
Pâk  eyle  gönül  çeşmesini  tâ  durulunca 
Dik  tut  gözünü  gönlüne  gönlün  göz  olunca 

1051  tarihinde  yazılmış  olan  Türkçe  (Bahrü'l-uyûn)  ismindeki  ese- 
rin sahibi  Şeyh  Alâaddin  Lâmekânî  de  âriflerden  bir  zattır.  Bu  eserin 
bir  nüshası  Bursa  kütüphanesinde  vardır. 

MERKEZ  MUSA  MUSLÎHUDDİN  EFENDİ 
959  =  1551 

Yukarıda  sözü  geçen  Sümbülefendi  hazretlerinin  güzide  halifelerin- 
den ilâhî  sırlara  ermiş  ârif  bir  zat  olup  doğum  yeri  Denizli,  vefat  tarihi 
«Merkez'in  dairesin  nûr  ide  Allah»  mısraı  ile  «Mate  Takî»  terkibinin  de- 
lâleti olan  959  H.  de  ve  mübarek  kabri  İstanbul  surlarının  dışındaki  der- 
gâhlarmdadır.  Okunmakta  olan  üç  tane  ârifane  ilâhîlerinden  başka  eseri 
ele  geçmedi.  Bir  ilâhîlerinden  : 

Eyâ  âlemlerin  şahı  tecelli  kıl  teselli  kıl 
Gönüller  bir  cenk  mahı  tecelli  kıl  teselli  kıl 
Ciğerden  eylerim  feryat  bu  benlik  dâvasından  dad 
İkilikten  kılıp  azad  tecelli  kıl  teselli  kıl 


—  151  — 


MUSA  İBNİ  ŞEYH  TAHİR  TOKADI 

Halveti  büyüklerinden  Şeyh  Alâaddin  Karamani  halifelerinden  ârif 
bir  zattır.  (Feyzi  Kudsî)  ve  (Mantıku'l-Gayb)  isimlerinde  Türkçe  men- 
sur mutasavvıfane  risaleleri  vardır  ki,  her  ikisi  de  13  er  babtır.  (Mantı- 
ku'l-Gayb) m  bir  nüshası  Aşirefendi  kütüphanesinde  vardır.  (Feyzi  Kud- 
sî) nin  Beyazıt  Han  şehzadelerinden  Orhan  namına  te'lif  edildiği  mukad- 
dimesinde yazılıdır. 

MEMİ  «MUHAMMED»  CAN  EFENDİ 
1008  =  1599 

Pir  Hasan  Hüsameddin  Uşşakî  hazretlerinin  baş  halifelerinden  fa- 
zilet sahibi  bir  zat  olup  Saruhanlıdır.  «Şeyh-i  zaman»  terkibinin  ve  «Ey- 
leyip ruhi  revan  verdi  can  aziz»  mısramm  delâleti  olan  1008  H.  de  vefat 
etti.  Emîr  Buharî  türbesinden  Hüsrev  Paşaya  giden  yolun  sağındaki  tür- 
besinde medfundur.  Eserleri:  (Lübbü'l-Usûl  fi  marifeti  Tarikati'l-Vüsûl). 
(Metalibü's-Sülûk)  olup  basılmamıştır.  Bu  eserini  Sultan  II.  Murad'a 
takdim  edip  padişah  hazretlerinin  hürmetine  mazhar  olmuştur.  İsmi  anı- 
lan padişahın  medihlerine  dair  olan  bir  manzumeleri  (Uknûmü'l-Hikem 
Fi  marifeti  Sırrı'l-Kıdem)  ismiyle  halifelerinden  Muhammedü'l-Kaadi-i 
Çorumî  tarafından  fasih  ve  düzgün  bir  ifade  ile  şerh  olunmuştur  ki  bu 
da  basılmamıştır. 

İlahiyatından  :  . 

Alem  içre  kıl  nazar  kim  gösterir  resmi  nûma 

Behçetül  envar  ile  piraste  olmuş  ey  huma 

Anı  gör  kim  aşıkânı  dem  çeker  arz  u  Sema 
El  eman  Hallâk-ı  âlem  inlerim  her  subh-i  şanı 

Yine  bu  tarikat  adamlarından  Ahmed  Safi  İbni  Hâcı  Muhammed'in 
de  Sultan  II.  Murad  namına  yazılmış  (Kenz-i  İhlâs)  isminde  bir  eseri 
vardır  ki,  bir  nüshası  Hüsrev  Paşa  kütüphanesinde  mevcuttur. 

MUHYİ  EFENDİ 
(MUHAMMED  MUHYİDDİN  GÜLŞENl) 
1014  =  1605 

Halveti  tarikatının  Gülşenî  kolu  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat 
olup  Edirnelidir.  Selânik  mevlevihanesinin  banisi  Ekmekçizade  Ahmed 
Paşanın  biraderidir.  Memleketinin  ulemasından  tahsil  ile  icazet  almağa 


—  152  — 


muvaffak  olduktan  sonra  bir  müddet  züht  ve  salâh  dairesinde  halktan 
uzaklaşmış  ve  dinî  eserlerin  mütalâasma  devam  etmiştir.  Bu  esnada  941 
H.  de  Edirne  kadısı  olup  — nasibi  gereğince —  mutasavvıflar  zümresine 
aleyhtarlığı  ile  meşhur  olan  Çivizade  efendi;  bir  cuma  günü  camide  elin- 
de mütalâa  etmekle  meşgul  olduğu  bir  kitaptan  dolayı  Muhyi  efendiyi 
huzuruna  çağırarak  kitabın  ismini  sordu.  Muhyiddin  Efendi  de,  âriflerin 
mürebbiî  Cenab-ı  Şeyhi  Ekber  Muhyiddin-i  Arabînin  eserlerinin  en  bü- 
yüklerinden (Füsûsü'l-Hikem)  olduğunu  lâûbali  bir  şekilde  beyan  etme- 
si üzerine  gazaba  gelen  Çivizade  Efendi  tasarladığı  tekdir  ve  azarlama- 
sına vesile  bulur.  Mezkûr  kitabın  ibarelerinden  sualler  çıkarıp  imtihana 
başladıysa  da  aldığı  vakıfane  ve  âlimane  cevaplar  karşısında  bilâkis  tak- 
dire ve  beğenmeğe  mecbur  oldu.  Bundan  sonra  o  tarihlerde  Mısır  defter- 
darı bulunan  biraderinin  yanma  gitti.  Buradan  da  Hicaz  tarafına  hare- 
ketle Hacc-ı  Şerif  vazifesini  ifadan  sonra  Mısır'a  dönmüş  ve  oraya  yerle- 
şerek Gülşenî  zade  Seyyit  Ali  Safvetî  Efendiye  iradesini  teslim  etmiş- 
tir. Maneviyat  yolundaki  cehd  ve  gayretinin  mükâfatı  olmak  üzere  hilâ- 
fet rütbesine  erişmekle  beraber  kızıyle  de  evlenmek  suretiyle  sıhrî  ba- 
kımdan da  mürşidine  akraba  olma  şerefini  kazanmıştır.  Ömrünün  sonu- 
na kadar  da  halkın  irşadı  ve  eser  yazmakla  uğraşarak  1014  H.  de  vefat 
etmiş,  Gülşenî  dergâhına  defnedilmiştir. 

Kitaplarının  basılmasına  himmet  olunmadığı  için  ilim  ve  irfanı  nis- 
betinde  şöhret  kazanamıyan  Osmanlı  şeyhlerindendir.  Manzumelerinde 
«Muhyi»  mahlâsmı  kullanmıştır.  Eserleri: 


1  — 

(Risale  fi  beyani  esma-i  Hüsna) 

2  — 

(Nefahatü'l-Mesih  el-Amberî) 

3  — 

(Şerhü'l-müstezat) 

4  — 

(El-Muammeyat) 

5  — 

(Muammay-ı  mersiye-i  Gülşenizade) 

6  — 

(El-Mukattaat) 

7  -— 

(Er-Rubaiyat) 

8  — 

(Gazelname) 

9  — 

(El-Masadirü's-Seniyye) 

10  — - 

(Eş-Şemsiyye) 

11  — 

(El-Ayniyye) 

12  — 

(Hüsnü  Dil) 

13  — 

(Şerhü'l-Erbeîn) 

14  — 

(Keşfü  Sihru'l-Âyan  fi  hurufi  sırrı  satri  li  ebi'l-ihsan) 

15  — 

(Şerhu  Hadis'i-Cibril) 

16  — 

(Silsiletü'l-Aşk) 

17  — 

(Füyuzu'l-Mevlâ) 

—  153  — 


18  —  (Hakku'l-Yakin  Fi'l-Hikâyati  ve"n-Nasayih) 

19  —  (Hedyu'l-Harameyn) 

20  —  (Nefahatü'l-Eshar) 

21  —  (Ahlâku'l-Kiram) 

22  —  (Menakıb-i  Gülşenî) 

23  —  (Meşahidü'l-Vücud) 

24  —  (Kitab-ı  Meâb) 

25  —  (Dîvan) 

Bunlardan  başka  «Bali  Belen»  ismiyle  ve  duyulmamış  bir  tarzda 
büyücek  boyda  bir  Türkçe  lügati  vardır  ki,  Türkçenin  lügat  ve  kelimele- 
rinin türemesi  ile  meşgul  kimseler  için  görülmesi  lüzumlu  eserlerden- 
dir. (Ahlâk-ı  Kiram)  üç  fasıl  üzere  mürettep  Türkçe  eserlerdendir. 

1  —  Fiil  -  Ahlâk  terbiyesi,  2  —  Yerleşme  tedbirleri,  3  —  Şehirlerin 
idaresi. 

MÜEZZİNZADE  MUHAMMED  EFENDİ 
1029  1619 

Kadiri  tarikatının  Eşrefiye  kolu  şeyhlerinden  İznikli  Şeyh  Ahmed 
Hamdi  Efendi  halifelerinden  fazilet  sahibi  ârif  bir  zat  olup  Bursalıdır. 
Bir  müddet  Emir  Sultan  hazretlerinin  camiinde  hatiplik  yaparak  1029 
H.  de  vefat  etti.  Hamza  Bey  mezarlığında  medfundur.  Tasavvuftan  (Za- 
dü'l-  Kavâfi'l-Fi  Tayyi'l-Merâhil)  (Risale-i  Küdsiye),  (Tabirname-i  Enfü- 
sî),  (Esma-i  Sülük)  isimlerinde  Türkçe  risaleleri  olduğu  gibi  (îhyaü'l- 
Ulûm)u,  (Şifa-i  Şerif)  i,  (Minhacü'l-Âbidîn)i  kısaltmıştır  ki  bu  eserlerin 
hepsi  de  basılmamıştır.  Şeyh  Ahmed  Efendinin  de  Türk  (Tabirnamesi) 
vardır. 


MUHAMMED  MUİZZÜDDİN  EFENDİ 

Celveti  şeyhlerinden  faziletli  bir  zattır.  Eserlerinden,  tarikatın  piri 
Hüdai  hazretlerinin  halifelerinden  olduğu  anlaşılmaktadır.  Eyüp'de  So- 
kullu  Mehmed  Paşa  kütüphanesinde  büyük  bir  mecmuada  aşağıdaki  ri- 
saleleri görülmektedir. 

1  —  (Terceme-i  Camiu'l-Fezail  Li  Hazreti  Pîr  Aziz  Mahmud  Hüdai) 

2  —  (Terceme-i  Miftahü's-Salât  Li  Hazreti  Pîr  Aziz  Mahmud  Hüdaî) 

3  —  (Terceme-i  Tecelliyat  Li  Hazreti  Pîr  Aziz  Mahmud  Hüdaî) 

4  —  (Terceme-i  Keşfü'l-kana'  an  vechissema  Li  Hazreti  Pîr  Aziz 
Mahmud  Hüdaî) 


—  154  — 


5  —  (Terceme-i  Vâkıat  Li  Hazreti  Pîr  Aziz  Mahmud  Hüdaî) :  (Kü- 
çük bir  kısımdır) 

6  —  ((Terceme-i  Menazilü's-Sâlikîn) 

7  —  (Mizanü'n-Necat) 

8  —  (Şerhü  Miftahü's-Salâtı  El  Müsemma  Li  Misbahı's-Salâtı  ve 
Mir'atüt-Derecatî) 

Adı  geçen  eserlerin  ekserisinde  1033  tarihi  yazılıdır. 

MUHYİDDİN  BURSAVÎ 
1091  =:  1680 

Halveti  tarikatının  Uşşakiye  kolundan  ve  Cahidî  Efendinin  halife- 
lerinden Ali  Efendiden  halifelik  almış  ârif,  şair  bir  zattır.  1091  H.  de  ve- 
fat etti.  Bursa'da  Üç  Kuzular  dergâhında  medfundur.  Şiirlerinde  «Bur- 
savî»  mahlâsmı  kullanmıştır.  Mürettep  divanı  ile  (Tevhid-name),  (İbret- 
nüma),  (Müşahade)  isimlerinde  basılmamış  eserleri  vardır.  Arifane  ilâ- 
hiyatmdan  : 

Bursavî  gel  itme  zarı 
Musaya  dendi  Len  terânî 
Görünmez  dostun  cemali 
Silmeyince  gubarmı 

Mevlânâ  Câmi'nin  : 

Ze  deryayı  şahadet  çün  neheng  lâ  ber  âverd  ser 
Teyemm  ü  vacip  âmed  Nuh  ra  der  vakti  tufaneş 

beytini  de  arifane  bir  dille  şerh  etmişlerdir. 

MUHAMMED  DEDE  (GÜMÜŞ  AYAK) 
1115  1703 

Mevlevi  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Bursalıdır.  Bursa 
Mevlevihanesinin  şeyhi  iken  1115  H.  de  vefat  etti.  «Şeyhî»  mahlâslı  şiir- 
leri vardır.  Pederi  kendisim  küçük  yaşta  bıraktıklarından  manevî  sülû- 
künü  Niyazi  Mısrî  hazretlerinden  tamamlamıştır. 


—  155  — 


Eserleri:  Tasavvuftan  Arapça  (Camiu'l-Kelim)  ile  (Sülûkname-i 
Tarikatı  Mevleviyye),  hesap  ilminden  (Şerhu  Bahaiyye),  coğrafyadan 
bir  risaledir  ki,  hepsi  de  basılmamıştır.  Beyitlerinden  : 

Bir  arsa  ki  aşktır  olsa  acep  olmaz 
Erbabı  dil  olmaz  yine  mesrur  olursa 

Her  küşesi  sad  vamık  ve  mecnunla  memlû 
Habibi  dili  gencine-i  Karunla  memlû 

MANEVÎ  MUSTAFA  EFENDİ 
1114  =  1702 

Yukarıda  hal  tercemesi  yazılmış  bulunan  Karabaş  Velî  hazretleri- 
nin oğlu  fazilet  sahibi  bir  zattır.  1114  H.  de  vefat  ederek  Üsküdar'da  Do- 
ğancılarda Nasuhi  hazretlerinin  dergâhı  avlusuna  defnedilmiştir.  Arifa- 
ne bir  (Füsusü'l-Hikem)  şerhi  ile  (mürettep  divanı)  vardır  ki,  ikisi  de 
basılmamıştır. 

Divanının  matlâmdan  : 

Hak  Teâlâdan  atadır  şer^i  pâk-i  Mustafa 
Nuru  zatı  kibriyadır  şer'i  pâk-i  Mustafa 

Mecma-ı  Evsaf-ı  Rabbü'I-Âîemindir  şüphesiz 
Mazhar-ı  zat-ı  Hüdadır  şer'i  pâk-i  Mustafa 

Zat-ü  Esma  ve  sıfatı  şerh  eden  şarih  budur 
Sırrı  vechi  kibriyadır  şerh  eden  şarih  budur 

Matlâı  esrarı  Haktır  mağz-i  Kur'ân-ı  Azîm 
Cümleye  Şemsudduhadır  mağz-i  Kur'ân-ı  Azîm 

MÜSLİM  EFENDİ  «EBUL  VEFA  AHMED  MÜSLİM  EFENDİ» 

1168  =  1752 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Sezaî  hazretlerinin  damadı  ârif  ve 
şair  bir  zat  olup  aslen  Belgratlıdır.  (Hıtamühü  misk)  terkibinin  ve  (Be- 
kanın gülşeni  Ahmed  Efendiye  müsellemdir)  mısramm  delâleti  olan 
1166  H.  de  Edirne'de  vefat  ederek  Velî  Dede  dergâhına  defnedilmiştir. 
(Şumuun  Lâmiun  fi  beyanı  etvar-ın  sabi'in)  isminde  Sezaî  hazretlerinin 
(Etvar-ı  Seb'a)  manzumelerinin  şerhi  ile  divanı  sonradan  basılmıştır. 


—  156  — 


Arifane  şiirlerinden  : 

Her  makamın  perde-i  razı  enîn  üstündedir. 
Saye-i  Lutfi  Hûda  kalbi  hazin  üstündedir. 

Ehli  zikrin  sağ  ve  sola  inhirafın  görme  ayb 
Nefyi  cündi  masiva  içün  kemin  üstündedir 

Başka  beyitlerinden  : 

Tutma  her  baba  sakın  gevşekî  olma  assas 
Halka-veş  kalmayasın  taşrada  sen  leyi  ü  nelıar 

Oğlu  olup  pederinin  yanma  defnedilmiş  bulunan  Muhammed  VeEa 
Efendi  de  şair  ve  ariflerden  bir  zat  olup  (Hadaiku's-salât)  isminde  Arap- 
ça ve  (Şerhu  Hadis-i  Erbeîn)  gibi  eserleri  vardır.  Şiir  mecmuasmdan 
bir  kısmı  pederinin,  bir  kısım  şiirleriyle  beraber  (Nüzhetü'l-îhvan)  is- 
miyle basılmıştır.  Asıl  memleketi  olan  Belgrad  hasretine  dair  beyitle- 
rinden : 

Hasreti  hısnı  Belgrad  ile  her  şam  u  seher 
Tuna  ve  Sava  gibi,  durmaz  dü  çeşmim  ağlar. 

MEDENÎ  MUHAMMED  EFENDİ  «TRABZON!» 
1123  =  1711 

Kadiri  şeyhlerinden  faziletli  bir  zat  olup  Medine-i  Münevverede 
Peygamber  Efendimizin  Türbe-i  Saadetine  komşuluğundan  dolayı  zama- 
nında «Medenî»  Efendi  adiyle  tanınmıştır.  1123  H.  de  Medine'de  vefat 
etti. 

Eserleri:  (Haşiye-i  Alâ  ^Nuhbetü'l-Fiker) ,  İthafü  Seniyye  Fi  Ehadis-i 
Kudsiyye),  (Şerhu  Kaside-i  Banet  Suad),  (Levamihu's-Sebûhi  fi  şerhi 
fasiı'n-Nûhî),  (Şerhu  hizbi'l-âzam),  (Şerhu  esma-i  ehl-i  Bedir),  (Tuhfe- 
tü'l-îhvan  fil  harami  vel  harami  mine'l-hayavan)  ile  Kur'ân-ı  Kerimin 
hususiyetlerine  dair  (Dürerü's-Semine  fi  fezaili'l-âyatı  ve's-süver,  Risa- 
letün  fi  beyani  ma  vekaa  mine'l-evhami  ma  fi's-sihah),  (Risaletün  fi  be- 
yani'l-ezdad),  (Risaletün  fi  beyani  müsellesatü'l-lugaviye),  (Risaletün 
fi  ma  yeteadda  vema  lâ  yeteadda)  (Risaletün  fi  beyani  savmi  aşura), 
(Keşfi  muaddalati's-süalîn),  (Tecvid),  (Ademi  ekfârı  müslimin)  dir  ki, 
hepsi  de  basılmamıştır.  (Havassı  Kur'an)a  dair  olan  eserinin  bir  nüsha- 
sı bu  âciz  yazar  tarafından  Bursa'da  Ulu  Camiî  kütüphanesine  hediye 
edilmiştir.  Medenî  Muhammed  Efendinin  el  yazısiyle  yazma  risalelerin- 
den 16  risalesini  ihtiva  eden  mecmuası  Süleymaniye  kütüphanesindedir. 


—  157  — 


MÜSTAKİM  MUSTAFA  NİYAZİ  EFENDİ 
1163  =  1749 

Nakşibendî  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Konya  Ereğlisin- 
dendir.  1163  H.  de  yazdığı  (Sohbetü'l-Gaye),  (Sülûkü  Kavim,  ve  Sıratı 
Müstakim)  isimlerindeki,  mutasavvıfane  risaleleri  umumî  kütüphanede 
vardır.  1173  H.  de  yazdığı  (Mucibü'l-İkan)  risalesi  de  Yahya  Efendi  kü- 
tüphanesinde mevcuttur. 

MUHAMMED  İBNİ  MUHAMMED  EL-KADÎ 

Halveti  tarikatının  ârif  ve  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Çorum- 
lu oldukları  rivayet  edilmiştir.  Bir  müddet  Hakim  Vezir  Hoca  Ragıp  Pa- 
şanın kitapçılık  hizmetinde  bulundular.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağı- 
dadır. (Şerhu  Fususi'l-Hikem),  (Risale-i  naberat  fi  beyani  hatmi'l-vela- 
yeti'i-Muhammediye),  (Esrarü'l-Muhammedî  ve  irşadül  Ahmedî),  (İs- 
bat-ı  hatemü'l-evliya) .  İkinci  eserini  1184  =  1775  H.  de  yazmıştır. 

MÜSTAKİMZADE  SÜLEYMAN  SADEDDİN  EFENDİ 

1202  =  1787 

Son  devir  âlimlerinden  ve  Nakşibendî  şeyhlerinden  olup  feyiz  ve 
kemal  kazandıktan  sonra  uzlete  çekilerek  vaktini  eser  yazmağa  hasret- 
miştir. Yazı  san'atma  da  intisabı  vardır.  «Tevekkeltü  ale'l-kayyûm»  ter- 
kibinin delâleti  olan  1202  H.  de  doğum  yeri  olan  İstanbul'da  vefat  etti. 
İlmi,  irfanına  galip  bir  zattır.  Zeyrek  civarında  Soğukkuyu  medresesi 
civarında  yüksek  mürşidi  Tokatlı  Emin  Efendinin  yanma  defnedilmiş- 
tir.  Eserleri : 

(Terceme-i  mektubat-ı  imam-ı  Rabbani),  (Şerhu  divanı  Ali),  (Dev- 
hatü'l-meşayıh)  (^),  (Mecelletül  -  nisap  fi'n-nisebi  ve'l-küna  ve'l-elkab) 
(-),  Tercemei  lügati  kanuni'l-edep  li'z-Zemahşerî)  (^),  (Şerhu  kasidei  mu- 

(1)  Şeyhülislâmhk  makamında  bulunan  yüksek  zatların  hal  tercemelerini  hi- 
kâye eden  makbul  bir  eserdir  ki,  1221  tarihine  kadar  Aıymtaplı  Hoca  Münip 
Efendi,  1248  tarihine  kadar  Muhassılzade  Süleyman  Faik  Bey,  1279  tarihine 
kadar  Mektubizade  Abdül  Aziz  Efendi  taraflarından  zeyilleri  yazılmıştır.  1293 
tarihlerinde  İstanbul'da  vefat  eden  maarifçilerden  Topal  Rif'at  Efendi  merhu- 
mun (Devhatü'l-Meşayih)i  tou  eserlerin  hepsini  toplamıştır. 

(2)  işbu  isim,  müsveddesinin  yazılış  tarihi  olan  1168  tarihine  delâlet  eder. 
Nüshası  Galata  Mevlevihanesi  kütüphanesindedir.  Cidden  istifadeyi  mucip  bir 
eserdir. 

(3)  Müstakimzadenin  el  yazısiyle  yazma  takımı  Küçük  Efendi  kütüphane- 
sindedir. Tercemeye  «Elsineyi  selâse»  ismini  vermiştir  ki,  terceme  tarihini  bil- 
dirir. İshak  hocası  Ahmed  Efendi  tarafından  yapılan  terceme  basılmıştır. 


—  158 


dariye),  (§erhu  vird-i  settar),  (Tercemei  Fıkhı  Ekber)  (^),  (Tarikat  ehli- 
nin serpuşlarına  dair  risale),  (Şerhu  hadisi  men  arafe  nefseh),  (Şerhu 
hizbi'l-hıfz),  (Risaletün  fi  imani  ebeveyi  ResuHllah)  (■'),  (Haşiyei  hizbi 
âzam),  (Hulâsatü'l-hediyye)  ('"•),  (Şerhu  Evrad-ı  Kadiriyye),  (Şerhu  bî- 
nukati  ehadîsi  nebeviye),  Cevahir-i  hamse),  (Menakıbi  Eshabı  Bedr), 
(Menakıbi  İmamı  Azam),  (Envarı  diyarı  bi  himayetil  âbar),  (Istılahatı 
şiiriyye),  (Tuhfetü'l-Meram),  (Hılyei  Nebeviye  ve  Hülefai  Erbea),  (Tah- 
kiku't-Teslim),  (Emaneti  Ma'-rufe),  (El-İskenderiye),  (Tahkiku's-salât), 
(Huccetü'l-Hatti'l-hasen),  (Teşnifü'l-Ezter  fi  tarif i'l-Ahmer),  (Hüsnü't- 
takvim),  (Hısnı  haşin),  (Riyazü'l-Ulema),  Şerhu'l-Ukûdü'l-lü'lüiye  fi  ta- 
rikati'l-Mevleviyye  li'n-Nablûsi),  (Mecelletü'l-âyan  «Şairler  tezkiresidir.»), 
(Tuhfetü'l-Hattatın)  ('),  (Vesiletü't-tesalli  fi  şerhi  münyetü'l-musalli), 
(Tarzü's-selâm  li  ihrazi'l-İslâm) ,  (Cihazü'l-macun  fi'l-halasi  mine't-tâûn), 
(El-makaletü'l-müfide  fi'l-kelam),  (Revza-i  meşayih-i  kibar),  (Âdabü'l- 
üli'l-elbab),  (Hısal-i  aşere),  (Risaletü'l-hay  fi  beyani'l-key),  (Gurretü'l- 
Bedri  fi  beyani'ş-şuhuri  isna  aşer),  (El-iradetü'l-aliyye  fi'l-iradeti'l-cüziy- 
yeti  ve'l-külliyyeti),  (Cedvel-i  eimme-i  isna  aşer),  (Cedvel-i  aşare-i  mü- 
beşşere),  (şerhu  bazı  ebyat-ı  mesnevi),  (Tercemei  murassa  îbni  Esir), 
(Meşayıhnamei  İslâm),  (Risalei  salâtı  Vüsta),  (Teracümü  ahvali'ş-şuyuhi 
Ayasofya),  (Menakibi  Melamiye-i  Bayramiyye),  (Şerhu  Salati'l-Bedi), 
(Reşfü'l-hakika  fi  keşf-fü'l-akika),  (Risalei  nisyan),  (Nusret-i  m.übtedi), 
(Tuhfetü'l-Meram  es'ile  ve  ecvibe),  (Tarhu'l-mana  fi  şerhi  esma'ü'l-hüsna), 
(Mir'atü's-safa  fi  nuhbeti  esma),  (Tercemei  Ukudi'l-lü'lüiye  fi  ayini  Mev- 
liveyye),  (Tefsiru'l-Fatiha),  (Tarsus  fi'l-Berges),  (Terceme-i  Mürşidi'l- 
Müteehhilin),  (Kelimat-i  Hikamiye)  ve  sairedir.  Bir  hayli  şiirleri,  lâtif 
ve  manalı  tarihleri  de  vardır. 
Bir  münacatmdan  : 

Ya  Rabb  kalemim  muyi  fenadan  sakla 

Tahririmi  ta'n-ı  süfehadan  sakla 

Tevfikm  edip  kande  gidersem  bana  rehber 

Şehrah-ı  şeriatte  hatadan  sakla 


(4)  İkdam  matbaası  tarafından  basılmıştır. 

(û)  ibni  Kemal,  Saçaklızade,  Seyyit  Dahlan  ıgibi  fazilet  sahibi  zatların  da 
bu  hususta  hususî  risaleleri  vardır. 

(6)  Şeyh  Nazmi  Efendinin  (Hediyyetü'l-İhvanı)nın  hülâsasıdır  ki,  kitabın 
ismi  olan  (Hulasatü'l-Hediye)  yazılış  tarihini  göstermektedir. 

(")  1060  H.  de  İstanbulda  vefat  eden  Hattat  Nefeszade  İbrahim  Efendinin 
(Gülzar-ı  Savab),  1171  H.  de  vefat  eden  Hattat  Suyolcuzade  Neeib  Efendinin 
(Devhatü'l-Kitap)  ve  1272  H.  de  Köstendilde  vefat  eden  Hattat  Müftî  Muham- 
med  Şem'i  Efendinin  (Tuhfetü'l-Hattatin)  isimlerinde  hattatların  hal  terceme- 
lerini  anlatan  eserleri  vardır.  (Hat  ve  Hattatan)  adlı  basılmış  eserin  büyük 
kısmı  bu  eserlerden  derlenmiştir. 


~  159  — 


Risalelerinin  büyük  kısmnıı  ihtiva  eden  bir  mecmua  Yıldız  kütüpha- 
nesindedir. 

îmam-ı  Ali  Divanına  ait  şerhinin  kendi  yazısiyle  yazma  nüshası  Es'ad 
efendi  kütüphanesinde,  (Devhatü'l-Meşayıh)  Aşirefendi  kütüphanesinde, 
(Mektübat  tercemesi)  de  Yahya  efendi  kütüphanesindedir. 

MUHAMMED  MURAD  NAKŞİBENDİ 
1264  =  1847 

Alim  ve  ariflerden  bir  zat  olup  İstanbulludur,  İstanbul'da  Çarşam- 

ba'daki  Murad  Molla  dergâhında  irşad  ve  mesnevi  dersi  vermekle  meşgul 
olmuştur.  Bu  dergâhın  yakınında  bir  (Darü'l-Mesnevî)  inşasına  himmet 
etmiştir.  Eserlerinden  (Hülasatü'ş-Şuruh)  ismindeki  altı  cilt  Mesnevi  şer- 
hi ile  (Şerhu  Tuhfe-i  Şahidin  El  müsemma  bi  müzihi'l-Hafa),  (Risaletü's- 
Sakaleyn),  (Muinu'l-Vaizin)  basılmamıştır.  (Ma  hazar)  ismindeki  muh- 
tasar Pendiattar  şerhi  ile  Divanı  basılmıştır.  Vefatı  1264  H.  de,  kabri  Da- 
rü'l-Mesnevi'dedir. 

Bir  naatmdan  : 

Muradı  derdimendin  cümle  ahvali  sana  malûm 
Anı  takrir  ve  tahrire  ne  hacet  Ya  Resûlellah 

Meşhur  şair  Şevket  Buharinin  : 

(Ez  beski  rihat  cünun  ber  serem  heva)  mısraı  ile  başlıyan  kasidesini 
şerh  etmiştir.  Eserlerinin  hepsi  Daru'l-Mesnevi  kütüphanesinde  vardır. 

MUSTAFA  ENVER  EFENDİ  (MUSTAFA  BEY) 

Şabanî  tarikatı  şeyhlerinden  Reşid  Ahmed  efendinin  halifelerinden 
iken,  sonradan  Kuşadalı  İbrahim  efendi  hazretlerinin  irşad  makamına 
geçen  Hamami  şöhretiyle  tanınmış  Bosnalı  El  -  Hac  Muhammed  Tevfik 
efendiye  nisbetini  yenilemiş  ve  adı  geçen  zatın  vefatından  sonra  irşad  va- 
zifesine başlamıştır.  Alim,  Şair  bir  zat  olup  Üsküdar'da  înadiye  civarında 
Nalçacı  dergâhı  şeyhi  idiler.  1289  H.  de  vefat  ederek  adı  geçen  dergâha 
defnolundular.  Hamami  efendi  de  bu  dergâhta  gömülüdür.  Üçü  bir  yerde 
olarak  basılan  (Terceme-i  Usul-i  Aşere),  (Tercemei  Kelimat-ı  Kümmil-ı 
İbni  Ziyad),  (Terceme-i  Babü'ş-şuyuh  min  futuhati'l-Mekkiyye)  risalele- 
riyle  basılmamış  bulunan  (ilahiyat  mecmuası)  eserlerindendir. 


—  160 


Arifane  bir  muhammeslerinden  : 

Bayezidin  cezbesinde  celle  şanı  remzini 
Zatı  Ahmedden  tecelli  men  reani  remzini 
«İzrameyte»  nassı  pakinde  meani  remzini 
Rü'yeti  didarı  Haktan  len  terani  remzini 
Cismü  zarım  aşkla  tur  olmayınca  bilmedim. 

Say  ü  gayret  eyleyüp  anla  şeriat  sırrını 
Bab  ü  Haydardan  duhul  et  bil  inabet  sırrını 
Arif-i  remzi  fena  ol  gör  tarikat  sırrını 
Kisve  i  ali  aba  enveri  hakikat  sırrını 
Vuslatı  mürşidle  mesrur  olmayınca  bilmedim. 

MUHAMMED  BAHAEDDİN  EFENDİ 
1321  =  1903 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Halidi  büyüklerinden  Bozkır 'h 
Muhsin  efendinin  oğludur.  Tahsil  ve  sülukunü  tamamladıktan  sonra  Kon- 
ya'ya giderek  ilim  ve  tarikatın  yayılmasına  hizmet  etmiş  1321  H.  de  vefat 
edip  Hacı  Abdü'l-Fettah  kabristanına  defnedilmiştir.  Vahdeti  Vücuda 
dair  arapça  (Bâisül  Mağfire  fi  Beyani  Akvali'l-Vahdeh)  ile  Cenab-ı  Hakkı 
zikrin  faziletlerine  dair  (İkazü'n-Nâimîn  ve  Tenbihu'l-Mukallidîn)  isim- 
lerinde muhakkikane  risaleleri  vardır. 

NUREDDİNZADE  MUSLİHİDDİN  MUSTAFA  EFENDİ 

981  =  1573 

Sofyalı  Bâli  efendinin  halifelerinden  olup  Filibelidir.  Zahirî  ve  batını 
mamur  zatlardandır.  Vefatı  (Hayrul  Amel)  terkibinin  delaleti  olan  981  H. 
de,  kabri  İstanbul'da  Edirnekapısı  dışında  Sırt  Tekkesindedir.  Kanunî  Sul- 
tan Süleymanm  maiyyetinde  Zigetvar  seferinde  bulunmuşlardı.  Eserleri 
basılmamış  olup  şunlardır:  En'am  sûresine  kadar  yazılmış  olan  (Tefsiri 
Şerifleriyle  ayrıca  Tefsiri  Fatiha  ve  Şerhu  Ala  Varidat-ı  Kübra  Li'ş-Şeyh 
Bedreddin),  (Şerhu  Alâ  Nüsus  Li'ş-Şeyh  Sadreddin),  Tercimei  Menazi- 
li's-Sâirin),  (Risalei  Vahdet-i  Vücud),  (Risalei  Miraç)  vesairedir.  (Mena- 
zilü's-Sairîn),  Tasavvuf,  Ahlâki  hikmetler  ve  süluktan  bahseden  bir  eser- 
dir 481  H.  de  vefat  eden  meşhur  âlim  ve  mutasavvıflardan  Şeyhülislâm 
lâkabı  verilmiş  Abdullah  Ensari  Herevî'nin  olup  bir  hayli  zatlar  tarafın- 
dan şerh  edilmiştir. 


—  161  — 


NİMETULLAH  EFENDİ 

Bursa'da  medfun  olan  Emir  Süleyman  dergâhmm  şeyhlerinden  İbra- 
him efendinin  makamına  geçmiş  bir  zat  olup  Rumeli  Yenişehirindendir. 
(Menakib-i  Emir  Sultan)  (Risalei  Tac  Ve  Hırka)  isimlerinde  eserleri 
vardır. 

NAKŞİ  ALİ  AKKİRMANİ 
1062  =  1651 

Halveti  tarikatının  büyüklerinden  arif  ve  fazilet  sahibi  bir  zat  olup 
(Aynü'l  Hayat)  ismindeki  manzum  tasavvufi  eserinde  doğum  yerinin  Div- 
rik  olduğu  kayıtlıdır.  Meşhur  ve  matbu  (^)  arifane  divanı  ile  basılı  olmı- 
yan  (manzumei  Aynü'l-Hayat),  (Vakıat),  (Bey'atname),  (Manzûmei  Gav- 
riye)  isimlerinde  bazı  eserleri  vardır.  Vefatı  (Taracı  Nakşi)  terkibinin  de- 
lâleti olan  1062  H.  dedir.  İrşada  memur  olarak  gönderildiği  Akkirmanda 
medfun  bulunmaktadır.  (Vakıat)  ismindeki  eserinde  hal  tercemesi  yukarı- 
da geçen  Ramazan  efendinin  halifelerinden  olup  Kırım'dan  Özi'ye  hicret 
eden  Murad  Kırîmî'nin  makamına  geçmiş  bulunduğu  yazılıdır.  Arifane 
şiirlerinden  : 

Lî  me  Allah  mektebinde  okudunsa  masebak 
Sen  seni  bildin  nedensin  aç  gözün  bir  hoşcabak 

Arifane  şiirlerinden  aşağıdaki  gazel  bazı  arifler  tarafından  şerh  olun- 
muştur : 

Eyasen  sanma  kim  senden  bu  güftarıdehan  söyler 
Veya  terkip  olan  unsur  veya  lahmı  zeban  söyler 
Seni  ol  sana  bildirmek  muradın  kasdedip  Mevlâ 
Anasırdan  giyip  bir  dun  yüzünden  tercüman  söyler 
Hayal-i  zil  yeter  ibret  görünen  hayme-i  tende 
Değildir  nutkeden  suret  derununda  devran  söyler 
Şular  kim  bilmedi  nefsin  örften  almadı  dersin 
Değildir  Hakka  arifler  özün  bilmez  yalan  söyler 


(1)  Bu  divanın  basılmasına  himmet  olunmuşsa  da  «Nakşî»  mahlasına  al- 
danarak  yanlışlıkla  (Divan-ı  Şah-ı  Nakşiibend)  ismiyle  basmışlardır.  Basılı  ol- 
mıyan  nüshasında  fazla  şiirler  vardır  ki,  bir  nüshası  bu  hakir  yazar  tarafından 
Ramazan  Efendi  dergâhı  kütüphanesine  hediye  olunmuştur. 

F. :  11 


—  162  — 


Kimindir  bunca  cümbüşler  kimindir  nutkiden  cevher 
Özünden  olmadık  arif  özündan  özgegân  söyler 
Yarattı  cümle  eşyayı  özün  pinhan  edip  anda 
Göründü  nice  binyüzden  velî  kendi  nihan  söyler 
Sekahüm  Rabbühüm,  hamrın  içen  aşıklar  ey  Nakşi 
İrer  maşukuna  anlar  mekândan  lâ  mekân  söyler 

1047  H.  de  tamamladığı  Gavriye  manzumesinin  mukaddemesinden  : 

Gel  beru  ey  derdi  yoldaş  eyleyen 
Rahı  aşkta  gözlerin  yaş  eyleyen 

NİYAZÎ  MUHAMMED  MİSRÎ  (i) 

H.  1105  =  1693  / 

Halveti  tarikatının  Mısriyye  kolunun  kurucusu  olan  ârif  zattır.  Ma- 
latya'da -  Aşpozî'de  doğmuş  olup  Mardin  ve  Mısır'da  tahsil  gördükten 
sonra  Elmalı'da  Sinan  Ümmi  Hazretlerinden  tarikata  âid  feyzini  tamam- 
layarak Bursa'ya  yerleşmiştir.  Fakat  kaderin  cilvesiyle  2.  defa  sürüldüğü 
Limni'de  «Rûhi  Mısrî  mahfel-i  âliye  pervaz  eyledi»,  «Eyliye  Mısrî  efendi 
kasr-ı  Adn'ı  cay  gâh»  mısralarınm  delâlet  ettiği  1105  H.  senesinde  vefat 
etmiştir.  Cezbe  ve  irfanı  gaalib  bir  zattır.  Başlıca  yirmi  sekiz  halifesi  ol- 
duğu matbû  menakıbnâmesinde  yazılıdır.  Eserleri : 

1  —  (Mevaidü'l-irfan  ve  Avaidü'l-ihsan) :  (72)  maide  =  bahis  üze- 
rine hazırlanmış  Arabca  mensur  bir  eser  olup  ârifane  eserlerinin  en  bü- 
yüğüdür ki,  bazı  âyetlerin  tefsirlerini,  bazı  ârifane  makaleleri,  birkaç 
mektubu,  kısmen  de  kendisinin  hal  tercemesini  ihtiva  eder.  Bir  nüshası 
tarafımdan  Üsküdar'da  Nasûhî  Dergâhı  kütüphanesine  hediye  olun- 
muştur. 

2  —  (Tefsîr-ı  Fatiha-i  Şerife) :  Arabca  muhtasar  ve  müfid  bir  eser- 
dir. Umumî  kütüphanede  vardır. 

3  —  (Devre-i  Arşiyye) :  Mebde'  ve  meaddan  bahseden  üç  bap  bir  hat- 
me üzerine  tertiplenmiş  arabca  kıymetli  bir  risaledir.  Dîvanında:  «Devre-i 
arşiyyeden  her  kim  haberdar  oldu  ise  ol  bilir,  ancak  Niyazı  ilm  ü  irfanım 
benim»  beytiyle  işaret  ettikleri  risaledir. 

4  —  (Tesbî'u  Kasîde-i  Bür'e):  İmam  Busayrî  merhumun  İslâm  âle- 
minde meşhur  olan  (Kasîde-i  Bür'e) 'lerinin  tesbîidir  (yedileme  sûretiyle 


(1)  ûiyaîâ  Mısrî'nin  hal  tercemelerinin  tafsilâtı  Mısrîyye  şeyhlerinden  olup 
1310  H.  tarihlerinde  Bursa'da  vefat  eden  Moralızade  Mustafa  Lütfî  Efendi  ta- 
rafından tertib  ve  Bursa'da  basılan  menkıbelerinde  yazılıdır. 


—  163  — 


nazm  edilmesidir).  Bir  nüshası  basılmıştır.  Tarafımdan  Bursa'da  Ulu  Ca- 
mi kütüphanesine  hediye  edilmiştir. 

5  —  (Risaletü't-Tevhîd) :  Tevhidin  mertebeleri  olan  Zat,  sıfatlar  ve 
fiillerden  bahs  eden  Türkçe  bir  risaledir. 

6  —  (Şerhu  Esmai'l-Husnâ) :  Kelime-i  Tevhîd  ile  Esma-i  Hüsnâ'dan 
Allah,  Aliy,  Hû,  Kahhar,  Hayy,  Azîm,  Hakk,  Vaahid,  Kayyûm  Samed  ve 
Ehad  ism-i  şeriflerinin  tasavvuf  diliyle  Türkçe  şerhidir. 

7  —  (Tefsir-i  Sûre-i  Yusuf) :  Enfüsi-bâtmî  -  bir  tefsir  risalesi  olup 
türkçedir. 

8  —  (Es'ile  ve  ecvibe-i  mutasavvıfane) :  Sual  ve  cevap  tarzında  bazı 
tasavvufî  İstılahları  beyan  eden  bir  risaledir.  Tasavvuf  ilmi  ile  meşgul 
olmak  isteyen  kimseler  için  lüzumlu  risalelerdendir. 

9  —  (Şerh-i  Nutku  Yunus  Emre):  Cenab-ı  Hakkın  velisi  âşık  Yunus 
hazretlerinin  tasavvufi  muamma  kabilinden  olan  «Çıkdım  erik  dalma  ön- 
de yedim  üzümü  —  Bostan  ıssı  kakıp  der  ne  yersin  kuzumu»,  beytiyle 
başlayan  nutkunun  şerhidir  ki,  Şeyh  İsmail  Hakkı  merhum  da  bu  şerhe 
bir  miktar  zeyil  yazmıştır. 

10  —  (Divan-ı  İlahiyatı) :  Osmanlı  edebiyatında  tasavvuf  diliyle  ya- 
zılan sofiyye  divanlarının  en  meşhur  ve  yayılmışlarmdandır.  Hakikaten 
arifane  ve  aşıkane  gerçekleri  beyan  eden  bir  divandır.  Tashih  edilmiş  nüs- 
hası ilk  önce  1254  H.  de  Mısırda  basılanıdır. 

1  —  (Risale-i  Eşrat-  saat) :  Kıyamet  alâmetlerinden  olan  eşrat-ı  sa- 
ati, enfüsi  bakımdan  açıklayan  türkçe  küçük  bir  risaledir. 

12  —  (Tabirname):  Muhtasar  ve  faydalı  türkçe  bir  risaledir. 

13  —  (Risale-i  Haseneyn):  Hz.  Hasan  ve  Hz.  Hüseyin  «R.A.»  m  nü- 
büvvet tarifi  ile,  nebi  olduklarına  dair  mensur  küçük  bir  risale  olup  vak- 
tiyle Rusçuk'da  basılmıştır. 

14  —  (Mektubat):  Müteaddid  mektuplarını  havidir.  Bir  nüshası  Kü- 
çük efendi  kütüphanesindedir. 

İşbu  eserlerinden  «Tesbih-u  Kaside-i  Bür'e»,  «Es'ile  ve  Ecvibe-i  mu- 
tasavvıfane», «Divan»  basılmıştır.  Bazı  zatlar  Şeyh  İsmail  Hakkı'ya  aid 
olan  «Lübbü'l-Lübb»  ve  «Sırru'ssır»  ismindeki  basılmış  risaleyi  de  bazı 
karineler  dolayisiyle,  Niyazi  Mısri  Hazretlerine  nisbet  etmektedirler. 
«Lübbü'l-Lübb»  Şeyh-i  Ekber  Hazretlerinin  eserlerinin  en  büyüklerinden 
«Fütuhat-ı  Mekkiyye'den  seçilip  terceme  edilmiştir.  Tasavvuf  âlimlerinin 
«Hazerat-ı  Hams  —  Beş  Hazret»  ismini  verdikleri  ulu  zatları  açıklayan 
türkçe  matbu  bir  risaledir. 


—  164  — 


Arifane  beyitlerinden  : 

Bir  göz  ki  anın  olmaya  ibret  nazarında 

Ol  düşmanıdır  sahibinin  başı  üzerinde 

Anadan  doğma  gözsüzler  kemahî  görmez  eşyayı 
(Niyazi)  vech-i  dildarı  üli'l-ebsardan  sor 

Her  mürşide  dil  verme  kim  yolunu  sarpa  uğradır 

Mürşid-i  kâmil  olanın  yolu  gayet  asan  imiş 

Arifane  bir  gazelinden  : 

Zehî  kenz-i  hafiy  kânden  gelir  her  dar  olur  peyda 
Kimi  zuîmet-i  zuhur  eder  kimi  envar-  olur  peyda 
Zehi  deryay-ı  vahdet  kim  kesilmez  her  kez  emvacı 
Bu  kesret  âlemi  andan  doğup  naçar  olur  peyda 
Ne  sihir  bu  el-acebdir  kim  bu  yüzden  görünür  ağyar 
O  yüzden  gayri  yok  tenha  gelir  dildar  olur  peyda 
O  yüzden  görünen  ağyar  döner  şem'i  cemalinden 
Felekler  de  görüp  anı  döner  edvar  olur  peyda 
Taşınır  günde  yüzbin  can  adem  iklimine  her  dem 
Gelir  yüzbin  dahi  andan  bulur  imar  olur  peyda 
Dışın  içe  hayaleti  için  dışa  zuhuratı 
Birinden  ol  birine  tuhfeler  her  bar  olur  peyda 
O  devr  ile  gelipdir  enbiya  mürsel  meratibce 
Kelli  mümin  zuhur  eder  kehi  küffar  olur  peyda 
Tecelli  eyledikçe  ol  seray-i  sırr'ahfada 
Bu  suret  âlemî  içre  satu  pazar  olur  peyda 
Anın  zatma  gayet  sun'una  her  kez  nihayet  yok 
Anın  çün  her  bir  isminden  gelir  bir  kâr  olur  peyda 
Tecelli  eyler  ol  daim  celâl  ve  ki  cemalinden 
Birinin  hasılı  Cennet  birinde  Nar  olur  peyda 
Cemali  zahir  olsa  tiz  Celâli  yakalar  anı 
Görürsün  bir  gül  açılsa  yanında  har  olur  peyda 
Bu  sırdandır  ki,  bir  kâmil  zuhur  etse  bu  âlemde 
Kimi  ikrar  eder  anı  kimi  inkâr  olur  peyda 
Veliyy-i  ârif  celâl  içre  cemalini  görür  daim 
Bu  Hâristanm  içinde  ana  gülizar  olur  peyda 
Ne  sırdır  ki  iki  kimse  nazar  eyler  bu  ekvana 
Biri  ancak  görür  dârı  bire  diyar  olur  peyda 
Görür  ol  kenz-i  mahfiden  nice  zahir  olur  eşya 
Bilir  her  nakşı  suretinden  nice  esrar  olur  peyda 


\ 


—  165  — 


NAKŞÎ  İBRAHİM  EFENDİ 
1114  =  1702 

Sünbüliye  şeyhlerinden  âşık  ve  şair  bir  zat  olup  İstanbul'ludur.  «Cen- 
net'de  de  ey  Nakşı  gel  Hû  diyelim  ya  Hû»,  mısramm  delâlet  ettiği  1114  H. 
tarihinde  vefat  etti.  Hakim  oğlu  Ali  Paşa  cami  şerifi  avlusunda  defnedil- 
miştir.  Divanı  basılmamıştır. 

Âşıkane  bir  gazelinden  : 

Oldu  gönlüm  Halvethane-i  merdan-ı  aşk 
Menzil-i  yekta  idendi  kalbimi  sultan-ı  aşk 

Dağ  yakmış  şerha  çekmiş  sinesin  çak  eylemiş 
Böyledir  âlemde  (Nakşî)  hâl-i  müştakan-ı  aşk 

Aşikâne  bir  beyti  : 

Hep  mamelekin  (Nakşî)  nisar  etti  yolunda 
Bir  pir-i  henî  kaldı  heman  ol  da  kefenlik 

NAZMİ  MUHAMMED  EFENDİ 
1112  =  1700 

Yukarıda  sözü  geçen  Abdül'-Ahad'in  -  Nûri  hazretlerinin  halifelerin- 
den olup  pederi  Trabzonlu  ise  de  kendisi  İstanbul'da  doğmuştur.  1112  H. 
tarihinde  vefat  ederek  Şehremini  yakınında  Yavaşça  Mehmed  ağa  zavi- 
yesine defn  edildi.  Esasen  Halveti  büyüklerinden  Yusuf  Mahdum,  Mu- 
hammed  Rakıyye,  Şehkubd  Şirvani,  Abd'l-mecid  Şirvani,  Şemseddin  Si- 
vasî,  Abdülmecid  Sivasî,  Abdülehadi'h-Nurî)  gibi  yedi  zatla  halifelerinin 
hal  tercemelerini  hikâye  eden  ve  teferruat  olarak  da  sülük  hallerine  dair 
bazı  maddeleri  havi  olan  (Hediyyetü'l-îhvan)  (^)  ile  Mesnevinin  birinci 
defterinin  manzum  olarak  tercemesi,  Mürettep  divan,  (Manzum  Mi'yarü't- 
Tarikat)  (Etvarı  Seb'a)  isimlerinde  basılmamış  eserleri  vardır.  Beyit- 
lerinden : 

Bi  bâk  gider  cezbe  ile  Kâbe-i  Vasle 

Meczubu  İlâhî  himem-i  rehberi  neyler 


O)  Bu  eser  maalesef  taraf  tutarak  yazıldığından  toazı  noktalan  hilafı  ha- 
kikattir. Bu  cümleden  olarak  Niyazi  Mısrî  hakkında  istihfafkârane  yazılan  ifa- 
de bu  iddiaya  delidir.  Bu  hallere  ittihat  ve  İslâm  kardeşliği  namına  teessüf 
olunur.  Mustakimzade  telhis  ederek  (Hulasatü'l-Hediye)  ismini  vermiştir  ki 
metnin  adı  gibi  bu  da  yazıhş  tarihini  gösterir. 


—  166  — 

I 

NASÛHÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
1130  =  1717 

Şabanî  tarikatının  büyüklerinden  Karabaş  Velî'nin  baş  halifelerin- 
den Nasuhiye  kolunun  kurucusu  olan  bu  yüksek  zat  Üsküdarlıdır.  Vefat 
tarihi  «Rehberi  tarikat»  terkibinin  gösterdiği  1130  H.  de,  kabri  Üsküdar- 
da  Doğancılardaki  tekkesindedir.  Türbeyi  şerifinin  niyaz  penceresi  üze- 
rinde Zekâi  Efendinin  : 

Makamı  evliyadır  membaı  feyzi  fühutîdir 
Edeple  dâhil  ol  sofî  bu  dergâhı  Nasuhîdir 

Beyti  nakşolunmuştur.  Mürşidâne  eserlerinin  hepsi  de  basılmamış 
olup  dergâhın  kütüphanesinde  vardır  ki,  isimleri  aşağıdadır: 

1  —  (Tefsir-i  Şerif):  10  küçük  cild  üzerine  tertip  edilmiş  olup  bazı 
tasarrufat  ilâve  edilmek  suretiyle  maruf  tefsirlerden  seçilerek  meydana 
getirilmiştir. 

2  —  (Risaletü'r-Rüşdiye) :  Halifelerinin  başı  Mudurnu'da  medfun 
Abdullah  Rüşdü  Efendi  adına  yazılmış  ve  tarikatın  sülûkünden  bahse- 
den bir  eser  olup  Arapçadır. 

3  —  (Risaletü'l-Fahriye) :  Halifelerinden  olup  Beşiktaş'ta  Maçka 
semtinde  defnedilmiş  bulunan  Fahreddin  Efendi  adına  yazılmış  bir  ri- 
saledir. 

4  —  (Risaletü'l-Velediye) :  Oğlu  Alâaddin  Ali  Efendi  adına  yazıl- 
mıştır. Bu  esere  Şeyh  Zekâi  Efendinin  şerhi  vardır. 

'   5  —  (Şuabü'l-İman) :  İsmi  mevzuuna  delâlet  eder. 

6  —  (Şerhu  Gazel-i  Mısrî-i  Niyazi):  «Ya  camiü'l-esrar  ve'l-fezail» 
mısraiyle  başlıyan  gazelin  Arapça  şerhidir. 

7  —  (Mecmûatü'l-Ehadis) :  Hazreti  Halid  ibni  Zeyd  Eba  Eyyûb  el- 
Ensarî'den  nakledilmiş  olan  hadîsi  şeriflerin  nakil  ve  şerhine  dairdir. 

8  —  (Divanı  İlâhiyat): 

Bunlardan  başka  birkaç  risale  daha  yazmışlarsa  da  sonradan  kay- 
bolmuşlardır. Yüksek  menkıbeleri  halifelerinden  Senaî  Hasan  Efendi 
tarafından  yazılmıştır.  Torunlarından  olup  bugün  de  şeyhlik  makamın- 
da bulunan  Kerâmeddin  Efendi  tarafından  da  tafsilâtlı  bir  surette  ya- 
zılmıştır, 


—  167  — 


Arifane  şiirlerinden  : 

Gel  Nasuhînin  elinden  bir  kadeh  nûş  eyle  kim 
Malîv  olup  hep  cümle  varlık  kalmıya  hail  nedir 

Cümle  bilir  sensin  ayan 
Ancak  cemalindir  nihan 

Oldu  Nasuhî  garkı  ân 
Bahri  Cemalullâhı  gör 

NÜZÛLÎ  MUSTAFA  EFENDİ 

Halveti  şeyhlerinin  âşıklarından  bir  zat  olup  Denizlidendir.  1157  H. 
de  vefat  etti.  Kulada  dergâhı  vardır.  Kabri,  şehir  girişinde  halkın  ziya- 
retgâhıdır.  Tarikatının  silsilesi,  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Yiğitbaşmda 
nihayet  bulur.  Âşıkane  divanı  sonradan  basılmıştır.  Beyitlerinden  : 

Herkim  aşka  yâr  olursa  her  işi  âsan  olur 
Anın  için  uydu  aşka  enbiya  ü  evliya 

Mürşidi  kâmil  yüzünden  bu  (Nuzûlî)  miskine 
Hamdülillâh  du  cihanda  aşk  oluptur  rehnuma 

Bu  zatın  Kulada  görmüş  olduğum  Silsilenamesinde  Lâzkiyeli  diye 
yazılıdır.  Ancak  bu  Lâzkiye  Suriyedeki  Lâzkiye  değildir.  Mısırda  bası- 
lan İbni  Batuta  seyahatnâmesinde  Cilt  1  Sahife  217  ile  Şakayikı  Numa- 
niyye  tercemesinde  Merkez  Efendi  bahsinde  yazılmış  olduğu  üzere  De- 
nizlidir ki  bu  da  civarındaki  (Leodikiya)  adını  taşıyan  meşhur  harabe- 
den alınmadır. 

NUREDDİN  MUHAMMED  CERRAHÎ  C) 
1133  =  1720 

Halveti  tarikatı  şubelerinden  Ramazaniye  kolundan  ayrılmış  Cer- 
rahiye şubesinin  kurucusu  olup  aslen  İstanbullu  ariflerden  yüksek  bir 
zattır.  Cerrahpaşa  semtinde  doğduklarından  dolayı  Cerrahî  lâkabı  veril- 
miştir. Vefatı  (Geçti  tevhid  ile  Nureddin  kutbu  vasilin)  mısraınm  delâ- 


(1)  Bu  yüksek  zatın  faydalı  kısaca  hal  tercemesi  Haririzade  Seyyit  Moıham- 
med  Kemal  Efendi  tarafından  (El-kavlü'l-Mubîn  fi  ahval-i  Şeyh  Nureddin) 
ismiyle  yazılmış  olduğu  gibi  (İzzî  Süleyman  Efendi  tarihinde)  dahi  zikredil- 
miştir. 


—  168  — 


leti  olan  1133  H.  de,  kabri  İstanbul'da  Karagümrük  civarındadır.  İsmi  ya- 
zılış tarihini  gösteren  (Mürşid-i  Dervişan)  adlı  mensur  ve  basılmamış 
risaleleri,  dergâhlarında  okunan  (Vird-i  Kebîr)  ile  (Vird-i  Sagîr)leri 
vardır.  Feyzini  Ali  Alâaddin  Köstendilliden  ikmal  etmiştir. 

Âşıkane  ilâhilerinden  : 

Dil  beytini  pâk  eden 
Dervişi  anka  eden 
Alemi  Lâhuta  giden 
Mevlâ  zikridir  zikri 

Zikirden  halet  olan 

Aşinay-i  ruh  olan 

Ukbadn  devlet  bulan 

Mevlâ  zikridir  zikri 
Terk  ehline  karışan 
Hem  zevkine  erişen 
Bahri  ledünle  görüşen 
Mevlâ  zikridir  zikri 

Erenlerin  yolunu 

Sürerler  hep  demini 

Dervişlerin  muini 

Mevlâ  zikridir  zikri 
Şeyh  elini  kim  tutar 
Ref  i  hicap  ol  ider 
Cânan  iline  gider 
Mevlâ  zikridir  zikri 

Nureddin'i  diri  kılan 

Tevhid  ile  çerağı  yanan 

Bir  Hamdilillâh  tevfik  alan 

Mevlâ  zikridir  zikri 

Mısır  şeyhlerinden  Şeyh  Şernubî  hazretlerinin  (Tabakat)ında  yük- 
sek şahsiyetleri  hakkında  sarih  bir  şekilde  işaret  vardır. 


nehri  ahmed  efendi  «su  yolcuzade» 

1182  =  1768 

Kadiri  tarikatının  İsmail  Rûmî  kolu  şeyhlerinden  ârif  bir  zat  olup 
Tekirdağlıdır.  1182  H.  de  memleketinde  vefat  etti.  Kendi  adiyle  söylenen 
dergâhta  medfundur.  (Vahdeti  Vücud)dan  bahseden  bir  eseriyle  arifane 
(ilâhiyat)ı  vardır. 


—  169  — 


NURİ  MUHAMMED  EFENDİ 
1273  =  1856 

Rufaî  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  kürsü  şeyhlerinden  Üs- 
küdarh  Osman  Efendinin  oğludur.  Fatih  Camii  Şerifinde  arabî  ilimler- 
den icazet  aldıktan  sonra  Şeyhülislâm  Mekkî  Efendinin  delâletiyle  Sul- 
tan III.  Selim  hazretlerinin  şehzade  ve  sultanlarmm  muallimliğine  tâ- 
yin olunarak  22  sene  bu  vazifeyi  ifa  etti.  Bundan  sonra  Rufaî  şeyhlerin- 
den Karasarıklı  şöhretiyle  anılan  İbrahim  Efendiye  intisab  ederek  sülû- 
künü  tamamlayıp  Debbağlar  meydanında  Hamzavî  tarikatı  adamların- 
dan Kurban  Nasuh  Baba  dergâhı  şeyhliğine  tâyin  olundu.  Bu  dergâhta 
45  sene  tarikatın  yayılmasına  çalışarak  1273  H.  de  vefat  etti.  Eserleri  ba- 
sılmamış olup  isimleri  aşağıdadır: 

(Terceme-i  makalâtı  Seyid  Ahmed  Rufaî),  (Tabirnâmei  Muhibban), 
(Şerhu  salatı  kemaliye),  (Terbiyet'üt  Talibin),  (Miftahül  Havas),  (Hadi- 
kai  Tevhid),  (Ravzatül  Ezkar),  (Risalei  Bey'at),  (Risalei  Miraç),  (Adabı 
Tarikat),  (Sülûkname)  (Risalei  Muhabbet-i  Âl-i  Aba).  İşbu  eserlerden 
yalnız  (Salatı  Kemaliye)  şerhi  basılmıştır. 

NAZİF  HASAN  DEDE 
1277  =  1860 

Mevlevi  tarikatının  âriflerinden,  meşrep  itibariyle  lâubali  bir  zat 
olup  Yenişehirlidir.  (Tarifüs-Sülûk)  (')  isminde  basılmış  risalesi  vardır. 
Basılı  olmıyan  divançelerindeki  ârifane  şiirleri  az  olmakla  beraber  renkli 
ve  mânalıdır.  Vefatı  1277  H.  de,  kabri  Bahariye  mevlevihanesindedir. 
Mevlevi  tarikatı  silsilesini  beyan  eden  matbu  ve  (Bahri  Hakikat)  ismin- 
de matbu  olmıyan  levhaları  vardır.  Ârifane  beyitlerinden  : 

Aziz-i  Mısır  vuslatı  sûziş-i  firkat  nedir  bilmez 

Anı  tenhanışin-i  külbey-i  ahzan  olandan  sor 

Nuru  Hak  âyine-i  eşyaya  olmuş  münakis 
Halkın  istidatı  mikdarı  bilinmiş  zat  Hû 

Mısralarmdan  : 

Bana  beştir  bir  Hüdâ  ve  bir  Nebi  ve  bir  Velî 

1329  H.  de  vefat  ederek  yanlarına  defnedilen  oğlu  Hüseyin  Fahri 

(1)  Dostlarından  olup  bazı  vezirlerin  divan  efendiliği  hizmetlerinde  bulu- 
nan ve  1270  küsur  tarihlerinde  İstanfculda  vefat  eden  Edirneli  Halil  Efendi  ta- 
rafından şerh  olunup  basılmıştır.  Bu  zatın  bir  de  (Divanı  Şevket  Buharî)  şer- 
hi vardır  ki  basılmamıştır. 


—  170  — 


Efendi  de  «El  Veledü  sannu  ebihi  —  Çocuk  babasının  benzeridir»  sırrına 
eren  marifet  sahiplerinden  bir  zattır.  Mevlânâ  hazretlerinin  menkıbele- 
rini açıklayan  Farsça  (Sipehsalar)  dan  seçme  suretiyle  tercemesi  ve  di- 
vançe  teşkil  edecek  kadar  ârifane  şiirleri  vardır. 

Bir  gazelinden  : 

Guyi  yâre  gitmeden  maksud  bir  didardır 
Cust-i  cûyi  turdan  nuri  tecellidir  garez 

Başka  gazellerinden  : 

Serir-i  bezmigâhı  fakri  her  bir  câne  vermezler 
Değil  her  cane  yahu  belki  her  canane  vermezler 

Efendi  umma  sen  ab-ı  hayatı  badeden  hisse 
Anı  insana  tahsis  ettiler  hayvane  vermezler 

Musiki  ilminde  ihtisas  sahibi  ve  neyzenlikte  zamanın  üstadı  idi. 
Mufassal  hal  tercemesi  (Nevsal-i  Osmanî)  nin  dördüncü  senesinde  ka- 
yıtlıdır. 

NURÎ  MUHAMMED  ŞEMSEDDİN  EFENDİ 
1280  •■=  1863 

Nakşibendî  âlim  ve  şeyhlerinden  bir  zat  olup  pederi  Taşköprü  kaza- 
sının Ayvalı  köyündense  de  kendileri  İstanbul'da  doğmuştur.  Uzun  müd- 
det Beşiktaşlı  Yahya  Efendi  türbesinde  irşad  hizmeti  gördüler,  1280  H. 
de  vefat  ederek  adı  geçen  türbeye  defnedildiler. 

(Miftahül  Kulüp,  Risale-i  Murakabe,  Risale-i  Vasiyetname,  Pend- 
name)  isimlerindeki  tasavvufa  dair  risaleleri  bir  arada  basılmıştır. 

Halifelerinden  Harputlu  Mustafa  Hilmi  Efendi  de  fazilet  sahiple- 
rinden bir  zat  olup  adı  geçen  türbedeki  kütüphanede  dinî  ve  dünyevî 
bilgilerden  bahseden  Marifetname  usûlünde  Arapça  (Zübdetü'l-Ulûm 
ve  Hulasatü'l-Fünun)  isminde  bir  eseri  vardır.  1284  H.  de  vefat  ederek 
adı  geçen  türbe  karşısına  defnedilmiştir. 

OĞLANLAR  ŞEYHİ  İBRAHİM  EFENDİ 
1066  =  1655 

Seyyit  Seyfullah  Efendi  halifelerinden  Hakikîzade  Osman  Efendi- 
nin halifesi  olup  Eğridereli'dir.  Aziz  Mahmud  Hüdaî  ile  Abdülhadünnuri 
ve  Hüseyin  Lâmekânî  hazretlerinden  de  feyz  almışlardır.  1066  H.  tari- 


—  171  — 


hinde  vefat  etti.  İstanbul'da  Aksaray  mahallesindeki  dergâhlarında  gö- 
mülüdür. 

Eserleri  :  (Dil-i  Dânâ)  ismindeki  kasidesi  ile  küçük  dîvanlarından 
ibaret  olup  basılmamıştır.  Halifelerinden  hal  tercemesi  yukarda  geçen 
Gaybî'nin  bey'atnâmesinde,  Bayramı  tarikatının  Melâmiye  kolundan 
Ahmed  Sarban  halifelerinden  Tıptıp  Şah  Ali'den  hilâfet  aldıkları  yazı- 
lıdır. Münacaatlarmdan  : 

İlâhî  ilmine  yok  hadd  ü  gayet 
Huda  vasfına  yok  hiç  nihayet 
Kamu  eşyaya  zatmdır  müsemma 
Edersin  her  nefeste  bir  teeellâ 
Şerikin  yok,  nazîrin  yok  ehadsm 
Münezzeh  zatm  «Aîlah's-Samed»  sin 
Kemal-i  hikmetin  ânen  feânen 
Zuhur  etmekte  daim  âşikâre 
Hüvel-evvel  hüvel  âhirsin  ey  Hak 
Hüvel  batın  hüve'z-zahirsin  ey  Hak 
Cemi  eşyadan  nurun  oldu  zahir 
Kamu  eşyaya  nurundur  mezahir 

Bir  de  (Müfid  ve  muhtasar)  isminde  manzum  bir  eseri  vardır.  Mat- 
lâmdan  : 

Zat-ı  pâkin  «Kulhüvallâhü  Ehad 
Ey  sıfatın  vasfı  «Allahüssamed» 
Cümle  âlem  nur-u  zatınla  dolu 
Cümle  âlemden  sıfatındır  ulu 
Ademi  zatına  mir'at  eyledin 
Nurunu  Ademde  âyât  eyledin 

OSMAN  SELÂHADDİN  EFENDİ 
1304  =  1886 

Mevlevi  tarikatından  fazilet  ve  kemal  sahibi  siyasete  de  vakıf  bir 
zat  olup  hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Nâsır  Abdülbaki  Dede  Efendinin 
oğludur.  «Hû  deyüp  Osman  Efendi  vardı  Mevlânasma»  mısramm  delâ- 
leti olan  1304  H.  de  vefat  ederek  pederinin  yanma  defnedilmiştir.  Arapça 
(El-Lisanü'l-Muhammediyye  Fi  Mâdalle  Bihi'l-îseviyye),  Hoca  îshak 
Efendi  merhuma  cevap  tarzında  (Risale-i  Vahdet-i  Vücud)  ile  padişah- 
lara lâzım  olan  vasıflar  ve  yüksek  hasletlerden  bahseden  ahlâkî  ve  siya- 
sî risaleleri  ve  bazı  mutasavvıfane  şiirleri  vardır.  Makamlarına  geçen  ve 


—  172  — 


1326  H.  de  vefat  eden  oğlu  Celâleddin  Efendi  de  Mevlevi  ariflerinden 
şair  ve  musikiye  vakıf  bir  zat  idi.  Osman  Efendinin  hal  tercemesi  zama- 
nımızın ilim  adamlarından  Ziya  Beyin  Yenikapı  Mevlevîhanesi  ismin- 
deki eserinde  yazılmıştır.  Senelerce  okuttukları  Mesnevî-Şerife  dair  ari- 
fane buluş  ve  doğuşlarını  ihtiva  eden  mecmuaları  maalesef  dergâhın 
yanmasiyle  zayi  olmuştur. 

OSMAN  NAKŞİBENDÎ 
1200  =  1785 

Nakşibendi  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Mudurnuludur. 
1200  H.  de  Eskişehir'de  vefat  etti.  Bursa'daki  Ulu  Cami  kütüphanesinin 
kurucusu  olup  1211  H.  de  vefat  ederek  yaptırdığı  Telli  Tekke'de  defne- 
dilmiş bulunan  Münzevî  Abdullah  Efendi  hazretlerinden  manevî  terbiye 
görmüştür.  Eserleri:  (Kavaidü't-Tefsîr),  (Meslekü's-Sâlikin),  (Risale-i 
Nakşibendiyye)  v.s.  olup  basılmamıştır.  Ulu  Cami  kütüphanesindeki  ki- 
tapların bir  kısmı  da  bu  zat  tarafından  vakfedilmiştir. 

OSMAN  İBNİ  AHMED  FERTEKÎ 

Şazelî  tarikatı  ve  Nakşibendî  tarikatının  fazilet  ve  kemal  sahiple- 
rinden bir  zat  olup  Niğde'ye  bağlı  Fertek  köyünde  doğmuştur.  Mısır'da 
tahsilini  ve  manevî  terbiye  ve  tahsilini  tamamladıktan  sonra  memleke- 
tine dönerek  tedris  ve  irşadla  meşgul  oldu.  Celcelûtiye  şerhinin  nihaye- 
tinde ilim  ve  irfan  tahsili  için  45  sene  seyyahat  ve  mücadele  ettiğini  ve 
ömrünün  sonunda  Niğde'de  bir  Nakşibendî  zaviyesi  yaptırdığını  yaz- 
maktadır. Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır: 

1  —  Şerh-i  Vird-i  Settar  (1215  =  1800  H.  de  yazılmıştır.) 

2  —  Şerh-i  Devri'1-Alâ  (1205  =  1790  H.  de  Hasan  İbni  îsmail  Kara- 
hisarî  tarafından  da  Arapça  şerh  olunmuştur.) 

3  —  Şerh-i  Hizbi  Nevevî 

4  —  Şerh-i  Salât-ı  Meşişe 

5  —  Şerh-i  Celcelûtiye 

6  —  Înkişafü'l-Kulûb 

7  —  Şerh-i  İsmi  Â'zam 


ÖMER  FANİ  EFENDİ 
1032  =  1622 


Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Nureddinzade  halifelerinden  Draman 
şeyhi  Bosnalı  Abdülmümin  Efendinin  halifesi  ve  damadı  olup  Debreli- 
dir.  1032  H.  de  vefat  etti.  (El-Huccetü'n-Neyyire  Fi  Beyanı't-Tarikati'l- 
Münire),  (Kıyafetname)  isimlerinde  eserler  yazmıştır.  Tefsir  ilmiyle 
meşgul  olmasından  dolayı  «Tefsiri»  lâkabı  da  takılmıştır.  Fatih  civartn- 
da  Tercüman  -  Draman  tekkesinde  defnolunmuştur.  Eğri  seferinde  bu- 
lunmuş idi.  Ayasofya'da  vaizliği  vardır. 

ÖMER  FUADÎ  EFENDİ 
1046  =  1636 

Şabaniye  tarikatı  (^)  ârif  ve  fâzıllarından  bir  zat  olup  tarikatın  ku- 
rucusu Şeyh  Şaban  Velî  hazretlerinin  halifelerinden  Kastamonulu  Şeyh 
Muhyiddin  Efendiden  hilâfet  almıştır.  1046  H.  de  vefat  ederek  Şabaniye 
dergâhına  defnedildi.  Eserleri:  (Tercüme-i  Miyarü't-Tarika),  (Vâkıât), 
(Risaleli  Tevhidiyye),  (Mürettep  Dîvan),  (Bülbüliyye),  (Muslihu'n- 
Nefs),  (Pendname),  (Tarif at-ı  îlmi  Nahiv),  (Risale-i  Dürriyye),  (Ma- 
kale-i  Ferbiyye  ve  Risale-i  Virdiyye)  olup  yalnız  menkıbeleri  basılmıştır. 

Bülbüliyelerinden  : 

Nik-ü  bedden  ne  olsa  dilde  hazır 
Lisana  ol  olur  elbette  zahir 

Başka  beyitlerinden  : 

Ben  belâ  sahrasının  mecnunu  eller  bihaber 
Leylâyı  mevlâya  tebdil  ettim  eller  bihaber 
Görmek  istersen  eğer  ilm-ü  kemalin  halini 
Kendi  âyineni  saf  eyle  Fuadî  heran 

Arifane  eserlerinden  : 

Tevsîkiye 

Sedefiye 


(1)  Mir'âtü'l-Âşıkıyn),  (Mîzanü'l  Âşıkıyn)  isimlerindeki  matbû  risalelerin 
müellifi  Safranbolulu  Muhammed  Emin  Efendi  de  Şatoaniye  şeyhlerinin  âlim- 
lerindendir.  Bu  zatın  halifelerinden  olup,  1312  de  vefat  eden  Nevrekoplu  Ahmed 
Efendinin  de  (Muinü'l-Mürîd)  isminde  basılmamış  bir  eseri  vardır. 


—  174  — 


Şevkiye  Fi  Hakki  Devran-ı  Sofiyye 

Şerh-i  Risalei  Zenbilli  Ali  Efendi  Fi  Hakki  Devran-ı  Sofiyye 

Risale-i  Devran 

Ravzatü'l-Ülema 

Menakib-i  Şabaniyye 

Şerh-i  Vird-i  Settar  {})  . 

Halvetiye 

Küllabiye 

Hayatiye 

Asaliye 

Silsilename 

Müsellesati  Tasiye 

Türbename 

Bu  eserlerle  Ömer  Fuadî  Efendinin  oğlu  «Kalbî»  efendinin  bazı  şiir- 
lerini ihtiva  eden  büyük  mecmuası  Yahya  Efendi  kütüphanesindedir. 

PÎR  MUHAMMED  BAHAEDDİN  ERZİNCANÎ 
879  =r  1474 

Halveti  tarikatının  başlarından  hal  tercemesi  ilerde  yazılı  Seyyir 
Yahyaî  Şirvanî  hazretlerinin  baş  halifelerinden  bir  zat  olup  Erzincan'a 
bağlı  Keselliş'tendir.  Halifelerinin  başlıcaları  Cemal  Halveti  ile  İbrahim 
Kâmil  ve  Taceddin  Kayserili  hazretleridir.  879  H.  tarihinde  Erzincan'da 
vefat  ederek  Camii  Kebir  yanma  gömülmüşlerdir. 

Manisa'da  Muradiye  kütüphanesinde  873  H.  =  1468'de  Erzincan'da 
yazılmış  (Makamatü'l-Ârifin  ve  Maarifü's-Salikîn)  isminde  manzum 
Türkçe  bir  eseri  olduğu  tarafımdan  görülmüştür. 

Mezkûr  eserin  matlâmdan  : 

Tevekkül  eyledik  ismine  anın 
Ezelden  olunan  kısmına  anın 

Ki  zatın  eyledi  ismine  mebde 
Bir  ismi  binbir  isme  oldu  menşe 


(1)  (Vird-i  Settar) m  diğer  şarihleri:  Şah  Velî,  îşa  Muhammed  Tirevî,  Ab- 
dullah Şerkavî,  Müstakimzade,  Şemseddin  Nasûhîzade,  Seyyit  Kemaleddin  Ha- 
rîrî.  Bu  şerhlerden  yalnız  Harîrîzade'ninki  basılmıştır. 


—  175  — 


PÎR  MUHAMMED  EFENDİ 

Faziletli  ve  ârif  bir  zat  olup  (Hazinetü'l-Ebrar)  ismiyle  şerh  ettiği 
Mesnevî'nin  dördüncü  cildi  Üsküdar'da  Selimiye  kütüphanesindedir. 
1026  H.  =  1617  tarihinde  yazdığı  bu  şerhin  nihayetindeki  «Pîr  Muham- 
med  Mevlevi  eş-Şehir  becan-ı  âlem»  kaydına  göre  Mevlevi  ileri  gelenle- 
rinden olduğu  anlaşılıyor.  Yine  bu  şerhde  doğum  yeri  olarak  Balıkesirli, 
yerleştiği  yer  itibariyle  de  İstanbullu  olduğunu  da  açıklıyor.  (Hadika- 
tü'l-Cevami)  sahibi  Ayvansarayî'nin  (Mecmuayı  Vefeyat)mda  ise;  mu- 
tasavvıfa zümresi  yanında  (Cân-ı  âlem),  halk  arasında  (Şeyh  Budak) 
namıyle  şöhret  bulduğu,  Kirmasti'li  olduğu  isminin  Abdülkadir  bulun- 
duğu ve  Bursa'da  Eşrefzade  merhumun  kızmm  oğlu  Şeyh  Mahdi  Efen- 
diden hilâfet  aldığı,  Mesnevi'nin  dördüncü  cildini  şerh  ettiği  ve  Üskü- 
dar içinde  yattığı  bildirilmektedir.  İsimdeki  fark  bir  tarafa  bırakıldığı 
takdirde  bu  zatın  sülük  bakımından  Eşrefi  ve  teberrüken  de  Mevlevi  ol- 
duğu anlaşılıyor.  Mesnevî'nin  inceliklerini  memleketinde  gömülü  bulu- 
nan Fenaî  Sultan'm  manevî  işareti  ile  Bursa'da  Üftade  hazretlerinden 
almıştır. 

PARSA  SABIR  MUHAMMED  DEDE 
1090  =  1679 

Gelibolu  Mevlevîhanesinin  bânisi,  Mevlevi  büyüklerinden  Gelibolu- 
lu Ağazade  Muhammed  Dede'nin  biraderinin  oğludur.  Bir  aralık  Mevle- 
vîlikten Mollalığa  geçmişse  de  biraz  sonra  yine  eski  mesleği  olan  Mev- 
levi tarikatına  dönmüştür. 

Mürettep  divanı.  Melek  Ahmed  Paşa  namına  (Tasavvurat  şerhi), 
Molla  Celâl'in  (Gül  ve  Nevruz)  una  güzel  tercemeleri  vardır.  1090  H.  ta- 
rihinde Gelibolu'da  vefat  ederek  Mevlevi  dergâhına  gömülmüştür. 

Bir  gazelinden  : 

Bezm-i  meyin  safaları  hep  hâtırımdadır 

Ol  bezmin  âşinâları  hep  hâtırımdadır 

Bir  kâfile  ile  Emrah  idim,  bir  zaman  henüz 

Hengâme-i  derâlan  hep  hâtırımdadır 

Mest-i  sadayı  bülbül-i  bağ-ı  elest  idim 

Ol  bülbülün  nevaları  hep  hâtırımdadır 
1147  H.  =  1734'de  İstanbul'da  vefat  ederek  Edirnekapı  dışındaki 


—  176  — 


Emîr  Buharı  dergâhı  avlusuna  gömülen  oğlu  Abdülbakî  Efendi  de  fazi- 
letli bir  zat  olup  Kâşânî'nin  (Bedayi)ine  haşiyesi  ve  bazı  risaleleri  var- 
dır. 

RAMAZAN  EFENDİ  (RAMAZAN  MAHFÎ) 
1025  =  1616 

Halveti  tarikatının  kollarından  Ramazaniye  şubesinin  kurucusu  bu- 
lunan bu  zat,  Afyonkarahisarlı'dır.  Tahsilini  bitirdikten  sonra  İstanbul'a 
gelerek  âşıkların  irşadıyle  meşgul  oldular.  (Rizay-i  Pâk)  terkibinin  de- 
lâleti olan  1025  H.  tarihinde  bu  dünyadan  ayrılıp  Kocamustafa  Paşa  ci- 
varındaki dergâhına  defn  olundular:  (Mahfî)  mahlaslı  ilâhîleri  vardır. 
Bazıları  matbu  (Şerh-i  Akaid)  şerhini  (^)  bu  zata  nisbet  ederlerse  de 
hal  tercemesi  yukarda  geçen  Şeyh  Ramazan  Behiçtî'nindir.  Âşıkâne  ilâ- 
hîlerinden : 

Mahfî  bugün  iz  gözleyip 
Girdi  yola  aşk  özleyip 
Aşıkların  cem  eyleyip 
Gitsin  bugün  (Hû,  Hû)  deyû 

Butarikatm  şeyhlerinden  Hüseyin  Rumî  halifelerinden  Kastamonu- 
lu Hasan  Vuslat  Efendinin  de  mürettep  divanı  vardır.  Divan-ı  matlâm- 
dan  : 

Sırr-ı  Bismillah  ile  Feth-i  zebanım  ibtidâ 
Li  ma  Allahm  hitabıdır  nihamın  ibtidâ 
i  Ahd  ü  misakım  ezeldendir  rizası  bendine 

Bağlıyan  ol  dest-i  kudrettir,  meyanım  ibtidâ 

RECEP  İBNİ  ŞEYH  İBRAHİM  CEMALEDDİN  SİVASÎ 

Şemseddin  Sivasî  hazretlerinin  biraderinin  oğlu,  damadı  ve  halife- 
si âlim  bir  zattır.  Eserleri  basılmamış  olup  bazıları  şunlardır:  Arapça 
(Necmü'l-Hüdâ  fi  mekibi'ş-Şeyhi  Şemseddin  Ebi's-Sena)  ile  (Esmaü'l- 
Vusul),  (Nurü'l-Hüdâ)  ve  ilâhiyat  mecmuasıdır.  Sivasta  Şemseddin  haz- 
retlerinin dergâhında  defn  olunmuştur. 

(1)  Ömrünün  sonlarında  Bursa'da    Çelebi  Sultan  Muhammed  Han  Gazi 
medresesi  müderrisi  iken  vefat  eden  ıSultan  II.  (Beyazıt'ın  hocası  Bolulu  Selâ- 
/      haddin  Efendinin  de  bir  (Akaid-i  Nefesiye  Haşiye)si  vardır. 


—  177  — 


REŞADÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
1116  =  1704 

Hal  tercemesi  ilerde  yazılı  Karabaş  Velî  halifelerinden  âlim  bir  zat 
olup  mürettep  divanı  ile  tasavvufa  müteallik  risaleleri  vardır.  1116  H. 
tarihinde  vefat  etti.  İlâhilerinden  : 

Gel  habir  ol  ey  mücahid  fi  sebil 
Mürşid  ile  erişilir  Mevlâya 
Bulmamıştır  hakkı  kimse  bîdelil 
Rehberlik  ile  bil  varılır  Mevlâya 

RAUFİ  SEYYİD  AHMED  ÜSKÜDARÎ 
1171  =  1757 

Halveti  tarikatının  şubelerinden  Ramazaniye  kolunun  şeyhlerinden 
Üsküdar'da  Selâmsız  mahallesinde  Selâm!  Ali  Efendi  Camii  avlusunda 
yatan  Köstendilli  Ali  Efendi  halifelerinden  âlim  ve  ârif  bir  zattır.  1171  H. 
tarihinde  vefat  ederek  Doğancılar  yakmmda  Yemen  Fatihi  Sinan  Paşa 
Camii  hariminde  toprağa  emanet  edildi.  (Kurretü'l-Uyun)  isminde  Türkçe 
risalesi  ile  ilâhilerini  bir  arada  toplayan  divanları  vardır  ki  ikisi  de  ba- 
sılmamıştır.  İlâhilerinden  : 

Çalış  Raufî  lem'a  al 
Gitsin  zamirinden  cidal 
Gel  Vahdetin  bahrına  dal 
Ummana  gel  tevhid  eyle 

Galata  Mevlevihanesi  Kütüphanesinde  1160  tarihinde  yazılmış  66 
meclis  (bahis)  üzerine  tertiplenmiş  vaaza  aid  Arapça  (Mecalis)  i  vardır, 

RİFAT  EFENDİ  (HAFIZ  AHMED  RİFAT) 
1269  =  1852 

Kadiri  tarikatının  âlim  şeyhlerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  1269 
H.  tarihinde  İstanbul'da  vefat  ederek  Hekimoğlu  Ali  Paşa  Camii  avlusun- 
da Şadirvan  yanma  gömüldü.  Hadîs  ve  tasavvuf  ile  tarihin  hal  terceme- 
leri  şubesinde  ihtisası  vardır.  (Nefhatü'r-Riya-zu'l-ÂHye  fi  beyani  Tari- 
kati'l-Kadiriye)  ismindeki  büyük  Türkçe  eserinde  tarikatın  sülük  ve  âdâ- 

F.  :  12 


—  178  — 


bıyla  Kadiri  büyüklerinin  hal  tercemeleri  yazılıdır.  Türkçe  (Tabirname) 
si  ile  Hac  menasiki  ve  Hadîs  ilminden  iki  eseri  ve  (Risaletü't-Taciye)  si 
vardır.  Şeyh-i  Ekber'in  (Risaletü'l-Halvet)  ile  Şahabeddin  Sivasî'nin  (Ce- 
zabü'l-Kulub)  unu  da  terceme  etmiştir.  (Tarîkü'l-Ârifin)  isminde  ayrıca 
risalesi  de  mevcuttur.  Eserlerinden  yalnız  (Menasiki  Hac)  risalesi  ba- 
sılmıştır. 

RÜSTEM  EFENDİ  (MUHAMMED  RÜSTEM  RAŞİD  EFENDİ) 

1280  =  1863 

Nakşibendî  tarikatının  büyüklerinden  bir  zat  olup  Sivaslıdır.  Mevlâ- 
na  Halid-i  Bağdadî  halifelerinden  Abdülfettah  Efendiden  hilâfet  almıştır. 
1280  H.  tarihlerinde  memleketinde  vefat  etti.  Yirmiden  fazla  risalesi  ol- 
duğu rivayet  edilmiştir.  1241  H.'de  yazdığı  Arapça  kendi  el  yazısı  ile  yaz- 
ma (Esma-i  Hüsna)  şerhinde  her  ism-i  Şerif  şerhinin  sonunda  (Hazz-ı 
Arif)  ifadesiyle  ârifâne  sözleri  görülmektedir.  1276  H.'de  derleyip  topla- 
dığı (Turûk-i  Aliyye)  silsilelerini  açıklayan  tomar  şeklindeki  eseri  ba- 
sılmıştır. 

RÛŞEN  EFENDİ  (MUDANYALIZADE  MUHAMMED 
RÛŞEN  TEVFÎKÎ  EFENDİ) 
H  1309  =  1891  M 

Mudanyalızade  Büyük  Ruşen  Efendi'nin  torunu  olup  İstanbul'da  Cel- 
vetî  Tarikatı  şeyhliği  makamında  ve  Meclis-i  Meşayih  başkanlığında  hiz- 
met etmiştir.  1309  H.  tarihinde  vefat  ederek  Aziz  Mahmud  Hüdaî  türbe- 
sine gömüldü.  İlim  ve  irfan  sahibi  bir  zat  idi.  Mûsikî  ilminde  de  tam  bir 
bilgi  sahibi  olduğundan  pekçok  ilâhi  bestelemiştir.  (Fezail-i  Ramazan) ,  (Fe- 
zail-i  Muharrem)  risaleleri  ile  kırk  bahisten  mürekkep  vaazlarla  bir  ese- 
ri (Meclis)  i,  (Vâkıat-ı  Hüdâ)  dan  derleme  suretiyle  meydana  gelen  (Sü- 
lûk-u  Celvetiye)  risalesinde  ve  (İlâhiyat  mecmuası)  vardır.  Eserleri  ba- 
sılmamıştır. 

Aşk  redifinde  bir  gazeli : 

Şehr-i  dilde  etmeye  uşşakma  divan-ı  âşk 
Kurdu  iklim-i  vücudda  tahtını  Sultan-ı  aşk 
Cem  edip  âşıkları  sahray-ı  âşka  su  be  su 
Her  birine  itmeye  bin  naz  ile  ferman-ı  aşk 
Çün  oturmuş  tah-ı  iztiğanesine  ol  Padişah 
Her  nigehde  olmada  üftadegân  suzan-ı  aşk 


—  179  — 


Elleri  bağlı  huzurunda  durur  bîçareler 
Muntazırdır  herbiri  ister  ki,  bir  ihsan-ı  aşk 
Neylesin  dünya  ve  mafihayı  âşık  neylesin 
Daima  maksudu  anın  vuslat-ı  canân-ı  aşk 
Vasfolunmaz  haleti  aşkın  demi  bi  veçhile 
Zahiren  giryan  ve  suzan  manevi  handan-ı  aşk 
Şem-i  Hak'da  mahvede  gör  kendini  pervane  veş 
İtme  Rûşeni  bülbül-i  şeydâ  gibi  efgân-ı  aşk 

Pederi  Abdurrahman  Nesîb  Efendi  de  marifet  sahibi  bir  zat  olup 
«Seyyid»  mahlâslı  divançesiyle  Sülûk-i  Celvetiyeye  dair  risalesi  vardır. 

SAKIP  MUSTAFA  DEDE 
1148  =  1735 

Mevlevîlerden  arif  ve  şair  bir  zat  olup  İzmirlidir.  (SiciU-i  Osmanî) 
de  Bursalı  gösterilmesi  zühul  eseridir.  Tahsilini  tamamlayıp  çilesini  bitir- 
dikten sonra  Kütahya  Mevlevîhanesi  Şeyhliğine  tayin  olundular.  Mevlevi 
şeyhlerinin  hal  tercemelerini  açıklayan  mufassal  ve  matbû  (Sefine-i  Mev- 
leviyye)  ismindeki  eseriyle  mevlevîler  arasında  nam  bırakmıştır.  Bundan 
başka  mürettep  divanları  da  vardır.  1148  H.  tarihinde  vefat  edip  şeyhi 
bulunduğu  dergâha  gömülmüştür.  (Hizmet)  redifli  uzun  bir  kasidele- 
rinden : 

Gelmez  kişinin  rütbesine  şemme-i  noksan 
Maîen  bedenen  itmede  ahbabına  hizmet 

Fatin  tezkeresinde  (Giderir)  redifinde  ârifane  bir  gazelleri  vardır. 
Hal  tercemesi  yerine  geçen  oğlu  Halis  Ahmed  Efendi  tarafından  tafsilâtlı 
olarak  yazılmıştır.  Sefinenin  yazılış  tarzı  Veysi'nin  izindedir. 

SÜMBÜL  EFENDİ  (YUSUF  SİNAN  EFENDİ)  ' 
936  =  1529 

Halveti  tarikatının  şubelerinden  Sümbüliye  kolunun  kurucusu  olan 
büyük  pirdir.  (Risaletü'l-Edvâr)  ile  devran-ı  sofiyye  ve  semam  helal  oldu- 
ğuna dair  (Tahkıkiye)  namiyle  (^)  biri  Arapça,  biri  Türkçe  iki  risaleleri 

(1)  Merkez  Efendi  halifelerinden  olup  doğum  yeri  Kütahya  köylerinden 
Çavdar  -  Kalburcu  köyünde  978  H.  de  vefat  eden  Şeyh  Beşir  Efendinin  ve  Sul- 
tan İbrahim'in  oğlu  Sultan  Mehmed  zamanı  Halveti  şeyhlerinden  İbrahim  ibni 
Muhammed  Miksârî'nin  de  (Burhanü'l-Elhan  fi  hukmit  teganni  ve'd-Devran) 
isminde  bu  konuda  Türkçe  mufassal  bir  eseri  ve  Haydarzaade  Feyzi-i  Kefevi'nin 
de  bir  risalesi  vardır. 


—  180  — 


ve  birkaç  ilâhileri  vardır.  Hepsi  de  basılmamıştır.  Doğum  yeri  Merzifon 
civarındaki  Borlu  olup  mürşidi  Cemal  Halveti'den  sonra  uzun  müddet  İs- 
tanbul'da Kocamustafa  Paşa  dergahında  irşad  vazifesi  ile  meşgul  oldular. 
Vefatı  (Eyledi  Bostan-ı  zühdün  Sümbülî  me'vâyâ  azm),  (Canına  Sümbül 
Sinan'ın  fatiha),  (Nur  ola  Sümbül  Sinan'ın  kabri  hep)  mısraları  ile  (Üs- 
tad-ı  aşk)  ve  (Feyz-i  ilâhî)  terkiplerinin  delâlet  ettiği  936  H.  tarihinde 
olup  mübarek  kabri  bu  dergahı  şeriftedir.  Zahiri  ilimleri  Efdalzade'den 
öğrenmişlerdir.  Arifâne  ilâhilerinden  : 

Saray-ı  vahdet  olmuşken  makamım 
Bu  kesret  âlemin  seyrana  geldim 
Çü  birdir  Sümbülî  ma'ruf  ü  ârif 
Idüp  dâvâ  deme  irfana  geldim 

Diğer  bir  ilâhilerinden  : 

Hümay-ı  aşkı  saydetmek  dilersen 
Dil-i  viraneme  gel  kim  yataktır 
Gel  ey  salik  diyen  bir  söz  ki  Hak'tır 
İşitir  Hak'ı  şol  kim  hakkı  kulaktır 

Matlalı  yüksek  nutku  zamanımız  âriflerinden  Cebbarzade  Arif  Bey 
tarafından  şerh  edilmiştir. 

Şanında  söylenen  beyitlerden  : 

Halka-i  tevhidi  farzetsen  eğer  bir  gülistan 
Bir  gül  sad  bir  gider  ol  gülşenin  Sümbül  Sinan 

Meşhur  hattat  Hafız  Osman  Efendi  bu  dergahı  şerif  avlusunda  med- 
f undur.  Vefatı  1110  H.  =  1698  tarihindedir. 

SEMAÎ  MUHAMMED  DEDE  EFENDİ  (SULTAN  DİVANÎ) 

936  =  1529 

Mevlevi  tarikatının  temel  direklerinden  olması  sebebiyle  mevleviler 
katında  yüksek  bir  mevkii  vardır.  Vefatı  936  H.'de,  kabri  Afyonkarahisar'- 
dadır.  Şiirlerinde  (Semaî)  mahlasını  kullanmışlardır.  Mevlânanın  (Divan-ı 
Kebîr)  ini  manevî  bir  işaretle  şarktan  getirdiği  için  mevlevîler  arasında 

(Sultan  Divanî)  adiyle  meşhur  olmuştur. 


—  181  — 


Vefatlarına  söylenen  : 

(Beka  mülküne  çekti  askerin  sultan  divani)  tarihi  manidardır.  Zira 
vefatlarını  müteakip  birçok  dostları  ve  sevenleri  arkasından  bu  dünya- 
dan gitmişlerdir. 

Arifane  beyitlerinden  : 

Belâ  dildendir  ol  dildar  elinden  dâdımız  yoktur. 
Gönüldendir  şikâyet  kimseden  feryadımız  yoktur. 

Beyti  Esrar  Dede  tezkeresinde  yazılmış  olan  müseddeslerinin  neka- 
ratıdır. 


SİNEÇÂK  YUSUF  SİNÂNEDDİN-İ  MEVLEVİ 
953  =:  1546 

Mevlevi  tarikatının  irfan  sahibi  büyüklerinden  olup  Vardar  Yenice- 
sindendir.  İlk  feyzini  İbrahim  Gülşenî  hazretlerinden  almıştır.  Aşk  ve 
muhabbet  sebebiyle  Arap  ülkelerini  dolaştıktan  sonra  evvelâ  Edirne  mev- 
levî  dergahında,  sonra  İstanbul'da  sütlüce  mahallesinde  irşat  vazifesiyle 
meşgul  olmuştur. 

Değerli  Eserleri:  Meşhur  ve  matbu  (Cezire-i  Mesnevi)  ile  (Münteha- 
bat-ı  Rababname)  ve  (nazire-i  Muhammediye)  den  ibarettir. 

Biraderi  olup  (Eş-şeyh)  kelimesinin  delâleti  olan  941  H.  de  vefat 
eden  divan  sahibi:  Baba  Hayreti-i  Gülşenî  ile  beraber  Sütlücede  medfun- 
durlar.  (İhsan  Şir-i  nigar)  terkibinin  delâleti  olan  953  H.  dedir.  (Cezîre-i 
mesnevi)  derviş  Alamî  tarafından  şerh  edilmiştr. 

Beyitlerinden  : 

Kiminin  dünya  meramı  kiminin  ukbadır. 
Yusufun  sensin  meramı  iki  âlemde  fakat. 

Erbab-ı  mulıabbet  bizi  Yusuf  bilir  amma 
Eshab-ı  haset  gözüne  ey  dost  sinanız. 

Mezar  taşma  yazılı  beyiti  : 

Garibim  derdinâkim  sîne  çâkim 
Serasir-i  ruh-i  pâkim  gerçi  hâkim 


—  182  — 


SARHOŞ  BALİ  EFENDİ 
980  =  1572 

Halveti  tarikatı  erenlerinden  Kasım  Çelebi  halîfelerinden  952  =  1545 
de  vefat  eden  Karabaş  Şeyh  Ramazan  efendiden  hilâfet  almış  olup  pederi 
Amasyalı  kendisi  Pire  doğumludur.  Tevhid  kadehinde  kendisinden  geç- 
tiği için  sarhoş  ve  sekran  namiyle  yadolunmuşlar  idi.  Eserleri  basılmamış 
olup  (Şerh-i  Füsûs)  v.s.  dir. 

Şiirde  cevheri  mahlasını  kullanmıştır. 

•Kabri  İstanbul'da  ağa  yokuşu  başında  kurşunlu  türbe  civarında  al- 
tuncu  (^)  zaviyesinde  olup,  vefatı  olan  980  tarihini  açıklıyan  (fena  cam 
ile  Bali  efendi  mest  idi  geçti)  mısraı  türbelerine  nakşolunmuştur. 

Yüksek  bir  şiiri : 

İz  ise  maksut  eğer  ey  yüzü  misbahelmünir. 
Mantîkm  hikmetten  et  etme  avam  ile  kelam 

SELAMİ  MUSTAFA  EFENDİ 

993  =  1585 

^  T 

Zeyniye  ^  tarikatı  şeyhlerinin  âriflerinden  olup  izniklidir.  Tahsilini  ve 
sülûkunu  tamamladıktan  sonra  İstanbul'a  gelerek  Fatih  ve  Süleymaniye 
camileri  kürsü  şeyhliğinde  bilâhara  Sultan  Selim  yakınındaki  Şeyh  Yavsı 
dergahı  şeyhliğinde  hizmet  ifa  etmiştir.  993  H.  de  vefat  ederek  Edirne 
kapısı  haricindeki  Emir  Buharî  tekkesi  avlusuna  defnedildi.  Eski  kitabet 
tarzında  yazılmış  (Delâil-i  Hudâ)  isminde  mensur  eseriyle  manzum  (Ha- 
dis-i  Erbam  şerhi)  ve  Esmaul  Husna  şerhini  açıklıyan  (Risaletür'  -  Reşat 
fi  tahkiki  Sebili's  sedad)  isminde  türkçe  bir  eseri  ve  (mevlidi  şerif  man- 
zumesi) vardır. 

SEYYİD  SEYFULLAH  KASIM  EFENDİ 
1010  =  1601 

Silivri  kapısı  haricinde  yatan  büyük  şeyhlerden  Nizameddin  Hazret- 
lerinin oğlu  olup  hâl  tercümesi  yukarda  geçen  İbrahim  Ummî  Sinan  Haz- 
retlerinin baş  halîfelerinden  ve  âşıklar  zümresinden  yüksek  bir  zattır. 

Miracu'l  Mü'minin,  Silsile-i  tarikat,  Silsile-i  Nebeviyye,  Silsile-i  ne- 


(1)  Allâme  ibni  Kemalin  ceddi  Kemal  Paşa  ile  pederi  Süleyman  Bey  bu 
gaviye  bitişiğindeki  mescidin  avlusunda  medfundurlar. 


—  183  — 


sebiyye,  Etvar-ı  Seb'a  Şerefi  siyadet,  Mâdenül-Maarif,  Esrarü'l-Arifin, 
Seyrü's-Sülûk,  Divan  isimlerindeki  eserlerin  sahibi  olup  hepsi  bir  yerde 
matbu  olan  külliyatları  ile  Miftahan  Vahdet?i  vücud,  Tecname  nammdaki 
mensur  eserleri  matbudur.  (Kazay-ı  Hak)  ve  (Mefharul  Evliya)  terkip- 
lerinin delâlet  ettiği  1010  H.  de  vefat  ettiler,  kabirleri  Silivrikapı  civarm- 
da  Emirler  Mahallesindedir. 

Yüksek  beyitlerinden  : 

Nan  için  meth  eyleme  nadânı  nadanlık  budur. 
Hayber-i  nefsin  helâk  et  §ah-ı  merdanlık  budur. 

İlâhilerinin  en  meşhuru  : 

Bu  aşk  bir  bahri  ummandır. 
Buna  hadd-u  kenar  olmaz. 
Delilim  sırrı  kur'andır 
Bunu  bilende  ar  olmaz 
Sure  geldin  ezeliden 
Pirim  Muhammed  Aliden 
Şarab-ı  Lâ  yezaliden 
İçenlerde  humar  olmaz 
Eğer  âşık  isen  yare 
Sakın  aldanma  ağyare 
Düş  İbrahim  gibi  nare 
Bu  gülşende  yanar  olmaz 
Kıyamazsan  başa,  cana 
Irak  dur  girme  meydana 
Bu  meydanda  nice  başlar 
Kesilir  hiç  soran  olmaz 
Hak  ile  hak  olanlara 
Kendi  özün  bilenlere 
Dost  yolunda  ölenlere 
Kan  bahası  dinar  olmaz 
Bak  şu  Mansurun  işine 
Halkı  üşürmüş  başına 
Enel  Hakkın  firaşına 
Düşenlere  timar  olmaz 
Seyfullah  sözünde  mesttir 
Şeyhinden  aldığı  desttir 
Divane  râ  kalem  nisttir 
Ne  söylese  kanar  olmaz 
Bu  gazel  bazı  arifler  tarafından  şerh  olunmuştur. 


—  184  — 


SİNAN  EFENDİ 
(ÂLİM  SİNAN  EFENDİ) 

Halveti  tarikatının  Uşşakiye  kolu  şeyhlerinden  faziletli  bir  zat  olup 
Muğla  köylerinden  (Leyne)  li  dir.  Hadis  ilminden  meşhur  (Mesabîh)'i 
tercüme  etmiştir  ki  bir  nüshası  muğla  kütüphanesindedir.  Bu  eserde  30  se- 
ne Gelibolu  yakınındaki  Bolayır'da  ikâmet  ettiği  bildirilmektedir. 

Nihayetindeki  manzumenin  bir  beyti  aşağıdadır  : 

Diyar-ı  Menteşedendir  ki,  Liyne  hâkidir  hâkim 
Hüsameddin  fakih  oğlu  Sinan  âdem  ebüttaksir 

Üsküdar'da  Selimiye  Kütüphanesinde  de  manzum  bir  akaidi  vardır 
ki  sonu  şöyledir : 

Meşayihden  budur  naklü  rivayet 
Götürdüm  türkî  dilce  kıl  dirayet 
Gezüp  Mısr-u  Halep  Şam-u  Irakı 
Bulunmaya  bu  nüsha  ittifakı 
Gelibolu  Bolayırdan  Sinanı 
Duay-ı  hayr  ile  yadet  sen  anı 

Hal  tercümesi  ilerde  yazılı  Kuloğlunun  mürşididir.  Kendisi  de  Me- 
mican  efendi  halifelerinden  Gelibolulu  Ömer  Karîbi  efendiden  Halifelik 
almıştır. 

SÜKÛNÎ  MUHAMMED  EFENDİ  (^)  ' 
1103  =:  1691 

Halveti  tarikatı  şeyhlerinin  faziletlilerinden  olup  Mudurnuludur. 
Resmî  tahsilini  bitirdikten  sonra  Niyazi  Mısrî  Hz.  lerinden  manevî  ceb- 
hesini  tamamlamışlardır.  Gelibolu  müftüsü  iken  ziyaret  maksadıyle  Bur- 
sa'ya  geldiklerinde  (Ola  sakin  arş-ı  ruhi  Sükûtî)  mısramm  delâleti  olan 
1103  H.  de  vefat  etti.  Deveciler  mezarlığında  defnedilmiştir. 

Eserleri:  (Dürre)  ismiyle  Kasidei  Bür'e  yazdığı  nazireye  (gurre)  is- 


(1)  «Selâm  ehli  dostlarının  aşkmdanmıdır  ki  gözünden  kalem  yaşlar  akıtı- 
yorsun» Şair  selâm  ağacı  altında  Hz.  Peygamber  Eifendimizle  (S.A.)  ashabı  ki- 
ramın (R.A.)  sohbetini  hatırlamaktan  duyduğu  hüzün  ve  iştiyakı  dile  getire- 
rek kendi  nefsine  sesleniyor  ve  ona  soruyor: 

Senin  gözlerinin  kalem  gibi  yaş  akıtması  bu  arz  edilen  manzarayı  hatırla- 
mandan dolayı  mıdır?  Bu  soruyu  sormakla  kendi  hasret  ve  derdini  açıklamış 
olmaktadır. 


—  185  — 


mindeki  şerhleriyle  Mevlânâ  Câmi  ile  Mevlânâ  îsam  aralarındaki  tariz- 
lere «Fevaidi  âliyye»  adiyle  yazdığı  bir  Faysalnanieden  ibarettir. 

Dürrelerinden  : 

Emin  teşevvuki  ahbabî  bidi  selemin. 
Tecrî  damuuke  men  aynike  kel  kalemi. 

Seksenbeş  (85)  beyitli  Arapça  bir  nat-ı  şerifi  de  vardır.  1136  =  1723 
de  (Kaside-i  Bür'e)ye  (Verdetül  Melih  fi  Şerhi  Bürdetül  Medih)  ismiy- 
le şerh  yazan  Muhammed  ibni  Mustafa  Efendi  de  Mudurnu'dan  yetişmiş 
ilim  adamlarmdandır. 

SELÂMÎ  ALİ  EFENDİ  (i) 
1104  =  1595 

Celvetiye  şeyhlerinin  büyüklerinden  bir  zat  olup  Menteşe'nin  Koz- 
yaka  köyündendir.  Meşreplerinin  ihtilâfı  neticesi  olarak  Niyazı  Mısrî 
Hz.  leri  ile  aralarında  bazı  mektuplar  teati  olunmuştur.  Tasavvufa  mü- 
teallik matbu  risaleleriyle  mutasavvıfane  bazı  ilâhîleri  vardır.  Üsküdar- 
da  Selâmsız,  Acıbadem,  Bulgurlu  camileriyle  Bursa'da  Çelebi  Sultan 
Muhammed  Camii  civarındaki  dergâh  hayırlı  eserlerindendir. 

Vefatı:  (Hitab-ı  elest)  terkibinin  delâleti  olan  1104  H.  de,  kabri  Üs- 
küdar'da Kısıklı'da  yaptırmış  oldukları  camiin  yakınındadır. 

SEZAÎ  HASAN  EFENDİ  (-) 
1151  =  1738 

Gülşenî  tarikatının  güzel  gülü  tâbirine  seza  (lâyık)  olan  Hüdânm 
bu  ermiş  kulu  Gördes'te  (•"')  yetişmiş  olup  manevî  terbiyesini  Edirne'de 
görmüştür.  Şiirleri  hakikaten  ârifane  ve  şairanedir  (Sezaî)  lâkabını  Ni- 

-4  

(!■)  Baş  halifelerinden  olup  1158  =  1745  de  vefat  ederek  Üsküdarda  Pazar- 
başı mahallesinde  yaptırmış  oldukları  dergâha  defnedilmiş  olan  Kütahyalı 
Ferayi  Ali  Efendi  de  âriflerden  bir  zattır.  Ferai  mahlaslı  ilâhileri  vardır.  Bir 
ilâhisinden  : 

Ya  ilâhi  asitamn  hastaya  darüşşifa 

Şerbet  i  vashn  içenler  buldular  derde  devâ 

f-')  Sezai  Hz.  lerinin  halifelerinden  olup  kendi  vefatına  (Matemine'l-aşkı 
Hasib)  tarihini  söyliyen  Hayrabolu'da  ismiyle  anılan  Camii  Şerif  avlusunda  ya- 
tan Çorumî  zade  Muhammed  Hasib  Bey  de  divan  sahibi  şairlerden  âşık  bir  zat 
olup  Gülşenî  silsilesini  (Gülşen-i  Eforar)  adiyle  Silk-i  Nazma  çekmiştir.  Yine 
burada  yatan  Mahvî  Efendi  de  Sezaî  Efendinin  halifelerinden  divan  sahibi  bir 
zattır. 

(3)  Şimdi  Korent  şehrine  eski  Osmanlılar  zamanında  verilen  isimdir. 


—  186  — 


yazî  Mısrî  Hz.  leri  vermiştir.  Vefatı,  (Kudse  pervaz  eyledi  Ruhi  Sezai 
Gülşenî),  (Kutub  iken  göçtü  Sezai  Rahmetullahi  aleyh),  dedi.  Hatif  Se- 
zai rihlet  etti)  mısralarmm  delâleti  olan  1151  H.  de,  mübârek  kabri  Edir- 
ne'de kendi  muhterem  adlarıyle  anılan  dergâhtadır.  Mürettep  ve  matbu 
Divan-ı  Hakayık  beyanlarından  başka  (Mektubat)'ı  meşhur  ve  matbu- 
dur.  Bazı  dikkat  sahipleri  şiirlerinin  letafeti  ve  ruh  okşayıcılığı  bakımın- 
dan adı  geçen  zâtı  Osmanlıların  Hafız  Şîrazisi  yerinde  sayarlar. 

Mısrî  Hz.  lerinn  :  (Hak  içre  bir  âyineyim  herkes  bakar  biran  görür) 
mısraı  ile  başlıyan  gazelini  şerh  buyurmuşlardır  ki  divanlarının  sonunda 
matbudur. 

Halifelerinden  Muhammed  Fabrî-i  Kirimi  de  ârif  bir  zat  olup  (Me- 
nazilü's-Sairin)'i  tercüme  etmiştir. 
Arifane  beyitlerinden  (^) 

Şahid-i  Gaybî  tecelli  eyledikçe  bî  hicap 
Çâk  eder  âşık  o  şevkîle  vücudu  camesin 
Merd-i  kâmil  şerefin  bir  ter  eden  gurbette 
Kadri  artar  gevherin  çıksa  eğer  kânından 

Aşağıdaki  gazel  en  meşhur  ârifane  gazellerindendir. 
Adem  mânayı  mir'at  eyleyenler  zahiren 
Seyreder  Allahı  halkta  halkı  da  Allahta 
Sa'yedüp  kullukta  mahvol  sıtkıle  kim  lâcerem 
Abd-i  muhassı  şah  ederler  bu  ulu  dergâhta 
Bade-i  engûre  el  sunman  bu  bezm-i  fânide 
Bulmuşam  cam-ı  muhabbet  neş'esin  ben  ahda 
Sanma  menzilde  karar  eder  olur  ehl-i 
Ey  Sezaî  kâmil  oldur 

Aşıkane  naatlarmdan  : 

Hazreti  Hakkın  habibi  sevgili  bir  danesi 
Olduğu  içlin  oldu  âlem  hüsnünün  divanesi 

Âşık  Yunus'un  : 

İlim  ve  şefaat  kânı  —  Alemlerin  sultanı 
Âşık  Yunusun  canı  —  Sensin  ya  Resulallah 

Beytini  meşhur  Cevdet  Paşa  merhum  Osmanlı  Edebiyatı  dersini 
okuttuğu  esnada  (Hem  mensur,  hem  manzum  olarak  söylenmiş  güzel 
sözlerdir)  diyerek  takdir  etmiştir. 

(1)    ('Kalem  i  Suni  aze)  tahrir  etti 

Kaydedip  suhufi  herneki  ebedde  onu  takrir  etti 

matla'lı  gazeli  Şerafeddin  Efendi  tarafından  ârifane  bir  surette  şerholunarak 
bastırılmıştır. 


—  187  — 


SİNAN  ÜMMİ 
(MUHAMMED  SİNAN  ÜMMİ) 
1075  =  1664 

Halveti  tarikatının  yiğitbaşı  kolunun  büyüklerinden  ârif  bir  zat 
olup  Konya  vilâyeti  dahilindeki  Elmalıdandır.  (kutbu'l-meanî)  ismin- 
de türkçe  m.ensur  bir  eseriyle  mürettep  divanı  vardır.  Divanı  matbu- 
dur.  En  kâmil  halifesi  Niyazi  Mısrî  divanmdaki  (Allah  Allah  dedi  ve 
kıldı  bakaye  irtihal)  mısramm  delâlet  ettiği  1075  H.  de  Elmalıda  âhiret 
yurduna  gitti.  Mezkur  divanda  : 

Dost  illerinin  menzili  ki  âli  göründü 
Dertlilere  derman  olan  Elmalı  göründü 

Beytiyle  başlıyan  ilahideki  Elmalı  hal  tercümesini  yazdığımız  bu 
zâtın  doğum  yeri  olan  bu  kasabadır. 

Bir  ilahilerinden  : 

Uyalden  aşkına  anın  gerekmez  gayri  burhanı 
İrledun  aşkına  amn  gerekmez  gayri  burhanı 
Bugün  meydan-ı  aşk  içre  beni  seyran  eder  oldost 
Çün  olmuşum  ona  seyran  gerekmez  gayri  seyranı 
Muradın  anladım  anın  beni  derdile  yandırmak 
Anın  içün  geçmişim  benden  gerekmez  bana  bin  canı 
Kıyacak  cana  İsmail  ona  gönderdi  koç  Allah 
Ben  ettim  canımı  kurban  gerekmez  gayri  kurbanı 
Tecelliden  teselliden  müberra  olduğum  anla 
Hayal-i  aşka  mihmanım  gerekmez  gayri  mihmanı 
Sinan  ümmî  enel  Hakkı  görün  aşkdan  ayan  eyler 
Ayana  erişen  gelsin  gerekmez  gayr-i  âyâne 

SIRRI  ABDULBAKI  DEDE 
1164  =  1750 

Galata  mevlevihanesi  ârif  şeyhlerinden  ve  Gavsi  dedeye  damat  olan 
Miraciye  nâzım  ve  bestekârı  Nayî  Osman  dedenin  necip  evlâdıdır.  Gav- 
si dedenin  vefatından  sonra  Osman  dede  yerine  geçmiş  onun  vefatıyle 
de  Bakî  dede  şeyh  olmuştur. 

Seyyid  Vehbînin:  (Osman  dede  göçtü  ola  sırrı  bakî)  mısraı  hem 
Osman  dedenin  vefatına,  hem  de  oğlunun  şeyh  oluşuna  tarihtir.  1164  H. 
de  vefat  ederek  Galata  mevlevîhanesine  defnedildi. 


—  188  — 


Cihandan  gitti  Sırrı  adı  Bâkî  kaldı  dünyada.  Baki  dedenin  müna- 
caatmdan  : 

Yarabbi  kereminle  desti  gîr  ol 
Dünyada  ve  âhirette  yarabbi 
Ben  zara  muin  olup  tâbir  ol 
Kıl  ben  kuluna  rızanı  matlup 
Ben  bîkesi  ey  kerim  mutlak 
Ben  şifte  hâle  re'fet  eyle 
Her  halde  hayra  kıl  muvaffak 
Affet  künhüm  inayet  eyle 

SELİM  BABA 
1170  =  1756 

Âşıklardan  bir  zat  olup  Kırımlıdır.  İstanbul'da  tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  kadılık  mesleğine  girmiştir.  Bosna  kadı  vekilliğinde  iken 
mesleğini  terkedip  evvelâ  Şeyh  Muhammed  Efendi  isminde  bir  zattan, 
bundan  sonra  Kadiri  şeyhlerinden  Kesriyyeli  Şeyh  Hüseyin  Efendiden 
feyz  almıştır.  Vefatı  1170  küsur  tarihlerinde,  kabri  Köprülüde'dir.  Bazı 
ilâhilerini  de  havi  olan  (Burhanü'l-Ârifîn)  ismindeki  meşhur  risalele- 
riyle  ayrıca  divançeleri  ve  (Miftahu  Müşkilâtü's-Sadıkîn)  ve  (Âdab-ı 
Tariki'l- Vasılın)  isminde  ârifane  eserleri  vardır  ki  hiç  biri  basılmamıştır. 

Âşıkane  beyitlerinden  :  ^ 

Aldı  aklın  cümle  varın  bu  selim-i  divanenin 
Varlığım  cümle  anındır  ben  anın  burhanıyım 
Gitti  kesret  oldu  vahdet  cümle  âlem  serteser 
Mahvolup  suretle  esma  cana  erdim  ben  bugün 

1185  =  1771  de  İstanbul'da  vefat  eden  Halveti  şeyhlerinden  (Risa- 
le-i  Tevhid)  yazarı  Şeyh  Hamid  bî  Nevade  kırımdan  yetişen  âlim  şeyh- 
lerdendir. 

SELÂMI  MUSTAFA  EFENDİ 

Osmanlı  şairlerinden  ve  Nakşibendî  âşıklarından  bir  zat  olup  İzmir- 
lidir. 1228  H.  de  Hz.  Halid  (Eyyüp)  civarında  (Raza)  da  Baba  Haydar 
mahallesinde  şeyhlik  makamında  bulunduğu  dergâhta  vefat  etti.  Babası 
Şeyh  İsmail  Şerhî  Efendi  tarafından  1200  H.  de  İzmir'de  bir  tekke  bina 


—  189 


olunduğu  hal  tercümesini  yazdığımız  bu  zatın  divanında  açıklanmıştır. 
Divanı  matbu  olup  bir  de  (Mevlid)  manzumesi  vardır.  (K)  harfi  gazel- 
lerinden aşağıdaki  nazım  meşhurdur. 

Edna  kuluyum  Fahri  Resulü's-Sakaleynin 
Ol  nur-i  ehad  Ahmed  Ceddül  Hasaneynin 
Nuş  eylerisem  Şah-ı  Hasan  aşkına  zehrî 
Çekmem  elimi  yoluna  baş  gitse  Hüseynin 

Şevkitarap  makamından  bestelenen  na't-ı  Nebevisi  de  meşhurdur 
ki  aşağıdadır. 

Bir  muazzam  padişahsm  ki  kulundur  cümle  şah 
Kurb-i  ev  ednâda  vaz'oldu  seninçün  tahtıgâh 
Nuh  felek  heft-i  zemin  ancak  sana  bir  barigâh 
Emrine  mahkûmdur  âlem  her  sözün  vahy-i  ilâh 
Es-Salât  ü  ve^s-Selâm  ey  Haadî-i  rah-ı  Hudâ 
Küntü  âsî  ya  şefia'l-Müznibîn  üsfu'lena 
Olalı  rahsude  pay-i  pâkin  ki  arş-ı  berin 
Aşkın  ile  dembedem  cevlân  eder  ey  şah-ı  dîn 
Ravzan  için  çağrışıp  der  her  melek  yâ  mü'minin  ^ 
Hazihî  cennatü  adnin  fedhulûha  hâlidiyn 

Yukardaki  gibi  bir  naat-ı  Nebevisinden  : 

Hâk-i  Ravzandan  güneş  nûr  eyler  iken  iktisab 
Kerd-i  pâkin  kuhul  çeşm-i  can  iderken  mehtab 
Ya  aceb  mi  arşa  fahr  eylerse  ravzanda  turab 
Canına  minnet  idi  na'linin  olsa  âfitab 

Yukardaki  gibi. 

Kimki  nûr  mühr-i  zâtın  mazhar-ı  âgâhıdır 
Ahter-i  İslâm  içinde  evc-i  dînin  mâhıdır 
Kim  kulam  oldu  derkde  kâinatın  şâhıdır 
Mur  olmak  âsitanında  Süleyman  câhıdır 

Yukardaki  gibi. 

Hanki  hâke  bassa  pây-i  devletin  o  tavr  olur 
Canib-i  hakdan  tecelliyat  ile  pür  nur  olur 
Her  nazarda  aynına  vech-i  Hudâ  manzur  olur 
Bu  Selâmî  hizmet-i  naatın  ile  mağfur  olur 


—  190  — 


SÜLEYMAN  EFENDİ 
(KÖSTENDİLLİ  MOLLAZADE  SÜLEYMAN  ŞEYHÎ  EFENDİ) 

1235  =  1819 

Nakşibendî  tarikatının  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Köstendil- 
dendir.  İlk  ve  orta  derecedeki  tahsillerini  memleketinde  ikmal  ettikten 
sonra  yüksek  tahsil  için  İstanbul'a  gelerek  zamanın  yüksek  âlimlerin- 
den eksiklerini  tamamladı.  Memleketine  dönüp  talebe  okutmakla  meş- 
gul oldu.  Bu  esnada  Nakşibendî  seyyidlerinden  Şamlı  Şeyh  Ali  Efendiye 
intisap  ederek  1193  =  1779  H.  de  tarikatın  hilâfet  rütbesine  erişmiş  ola- 
rak sâliklerin  irşadına  başladı.  1235  =  1819  H.  de  vefat  ederek  kendisi- 
nin yaptırdığı  dergâha  defnedildi.  Maalesef  yüksek  kabirleri  Bulgaris- 
tan devletinin  teşekkülünden  sonra  yıkılarak  başka  bir  binaya  nakledil- 
miştir. 

(Lemaat-ı  Nakşibend)  ismindeki  eserinde  mübarek  mürşidi  Ali 
Efendi  delâleti  ile  nail  olduğu  ilâhî  tecellilerin  lüzumlu  tafsilâtı  yazılıdır. 

Eserlerinin  en  büyüğü  1231  ==  1815  H.  de  tamamladıkları  (Bahrü'l- 
Velâyet)  ismini  taşımaktadır  ki  İmam-ı  Cafer  Sadık  hazretlerinden  baş- 
lıyarak  binbir  evliyaullahm  muhtasar  hal  tercümesiyle  ilmî  ve  kevnî  ke- 
rametlerinden bahseder  olup  sonunda  kendi  hal  tercümesi  de  gösteril- 
miştir. Bir  nüshası  Beşiktaş'ta  Yahya  Efendi  dergâhı  kütüphanesinde 
vardır. 


Eserleri  aşağıdadır  : 


1 

—  Bahru'l-Velâyet 

2 

—  Zübde-i  nefahatü'l-Üns 

3 

—  Tarih-i  Köstendil 

4 

—  Nükâtü'l-Hikem 

5 

—  Mecmau'l-Ârif 

6 

—  Risale-i  Tâlia 

7 

—  Dîvan 

8 

—  Şerh  (Bazı  Mısrî  ve  Nakşî  gazelleri) 

9 

—  Usûlü'l-Vüsûl 

10 

—  Medar-ı  Sâlikân  Fi  Etvar-ı  Hâcegân 

11 

—  Kuvvetü'l-Uşşak 

12 

—  Seb'atü'l-Levâyıh 

13 

—  Te'vilât-ı  Erbain 

14 

—  Terkîbat-ı  Erbain 

15 

—  Mir'atü'l-Muvahhidîn 

16 

—  Mebazatü'l-îrfan 

—  191  — 


17 

—  Mecmaü'l-Esrar 

18 

—  Es'iletü'l-Esrar 

19 

—  Risale-i  Vesâyâ 

20 

—  Risale-i  Şerh-i  Celâliye 

21 

—  Lemeat-ı  Nakşibend 

22 

—  Şerh-i  Kelâm-ı  Kibar 

23 

—  Şerh-i  Kelâmü'l-Vâsıtî 

24 

—  Şerh-i  KeHmat-ı  Bedreddin  Simavî 

25 

—  Şerh-i  Kelâm-ı  Câferi's-Sâdık 

26 

—  Mektubat-ı  Erbain 

Yukardaki  eserlerden  yalnız  (Dîvan)  basılmıştır. 

SÛZÎ  AHMED  EFENDİ 
1246  =  1830 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Şeyh  Şemseddin  Sivasî  hazretlerinin  to- 
runlarından âşık  bir  zat  olup  Sivas'lıdır.  Alet  ilimlerini  ve  yüksek  ilim- 
leri Hâdimî  merhumdan,  tasavvuf  ilmini  de  Şeyh  Abdülmecid  Efendiden 
tahsil  etmiştir.  1246  H.  de  vefat  ederek  büyük  dedesi  Şemseddin  Hz.  leri 
civarına  defnedildi.  «Sûzî»  mahlaslı  âşikane  ilâhîlerini  havi  olan  Dîvan'ı 
basılmıştır.  Bir  de  (Kasîde-i  Bür'e)  tercemesiyle  (Sülûknâme)  isminde 
bir  eseri  vardır. 

Beyitlerinden  : 

Ne  ararsın  bu  fena  bağında  sen 
Dil  gülistanındaki  ezharı  gör 

SAÎD  EFENDİ  «MUHAMMED  SAÎD  EFENDİ» 
1257  =  1841 

Nakşibendî  şeyhleri  âlimlerinden  bir  zat  olup  Kayserilidir.  Hal  ter- 
cemesi ileride  yazılı  Muhammed  Şemseddin  Efendinin  mürşididir.  Hacı 
Bektaş-ı  Velî  dergâhı  şeyhliğine  tâyin  olundu  ve  1257  H.  de  vefat  etti. 

Eserleri:  (Kunûzü'l-Hakayık),  (Tefsir-ü  Sûreti  Vel'âdiyat),  (Tef- 
sir-ü  Sûre-i  Vedduhâ),  (Risale-i  Tasavvufiye)  dir  ki  hepsi  de  Beşiktaş'ta 
Yahya  Efendi  kütüphanesinde  vardır. 


—  192  — 


SEYYİD  AHMED  HİCABI  EFENDİ 
1306  =  1888 

Nakşibendi  şeyhlerinin  faziletlilerinden  bir  zat  olup  Kastamonulu- 
dur. Pederi  Ahmed  Siyahi  Efendi  hal  tercemesi  yukarıda  yazılı  Mevlânâ 
Halid'in  son  halifesidir  ki  1291  H.  de  Kastamonu'da  vefat  etmiştir.  Sey- 
yid  Efendi  ilk  tahsilini  memleketinin  âlimlerinden  Keskinzadeden  gör- 
dükten sonra  İstanbul'da  Şehrî  Hafız  Efendiden  tamamladı  ve  riyaziye 
ilimlerini  de  Müneccimbaşı  Tahir  Efendiden  öğrendi.  1306  H.  de  îstan- 
bulda  vefat  ederek  pederinin  yanma  defnedildi.  Pederi  ile  kendisinin  hal 
tercemeleri  Kastamonu  âlimlerinden  ve  adliyecilerinden  Zühdî  Bey  ta- 
rafından (Tahassür)  adiyle  yazılarak  basılmıştır.  Eserleri  basılmamış 
olup  aşağıdadır: 

^  (Risale-i  Vahdet-i  Vücud),  (Telhîs-ı  Fükûk),  (Tahkât  Ale't-Tarsu- 
sî),  (Talîkat  Alâ  Kara  Halil)  den  ibarettir.  «Seyyid»  mahlâslı  şiirleri  ve 
arifane  ilâhiyatı  da  vardır. 

Beyitlerinden  : 

Pertev-i  Şem'i  hakikî  çevresin  pervaz  iden 
Yapılır  pervane  Asî  «Seyyidâ»  âvâreler 

SARI  ABDULLAH  EFENDİ 
1071  =  1660 

Osmanlı  âlimleri  ve  büyükleri  arasında  dinî,  ahlâkî,  edebî,  siyasî 
eserleriyle  mümtaz  mevki  kazanan  irfan  sahibi  bir  zattır.  Mağrip  şehza- 
delerinden olan  babası:  Seyyid  Muhammed  Efendi  İstanbul'a  gelerek 
gördüğü  hürmetkârane  muamele  dolayısıyle  buraya  yerleştikleri  zaman- 
da Sultan  I.  Ahmed  devri  sadrâzamlarından  Halil  Paşanın  biraderi  Mu- 
hammed Paşanın  kızıyle  evlenmesinden  hal  tercümesinden  bahsettiği- 
miz Abdullah  Efendi  dünyaya  geldi.  Öğrenme  çağma  eriştiğinde  Halil 
Paşa  delâletiyle  zamanın  fazilet  sahiplerinden  istifade  ettiği  gibi  yine 
Paşanın  delâletiyle  büyük  mutasavvıf  Aziz  Mahmud  Hüdaî'den  feyz  al- 
dı. Paşanın  11.  defa  sadrâzamlığmda  ve  şark  serdarlığı  (şark  seferi  ku- 
mandanlığı) zamanında  tezkirecilik  vazifesiyle  beraberce  gidişi  sırasın- 
da Reisül-Küttab  olan  Muhammed  Efendinin  Tokat'ta  vefatı  üzerine  ter- 
fian bu  vazifeye  tâyin  olundu.  Fakat  o  sene  içinde  sadrâzamlığm  Hüsrev 
Paşaya  tevcihi  dolayısıyle  Halil  Paşayla  beraber  Üsküdar'a  dönmüş,  Hü- 
daî  Hz.  lerinin  dergâhında  inzivaya  çekilmiş  ve  paşanın  vefatından  son- 


—  193 


ra  da  10  sene  kadar  bu  şekilde  vakit  geçirerek  1047  H.  de  Ribab-ı  Hümâ- 
yun riyasetiyle  ve  II.  Bağdat  Fatihi  Sultan  III.  Murad'm  maiyetinde 
Bağdat'a  gitti.  Fetih  ve  zafer  sırasmda  kazaen  şehid  olan  reis  İsmail 
efendiye  halef,  1047  H.  sonlarmda  Diyarbekirde  (Bedâyiu'l-Vakayi)  müel- 
lifi Hüseyin  Efendiye  selef  olup  1049  H.  Şabanmda  riyaset  vekâletine, 
1050  ortalarmda  Anadolu,  bundan  sonra  Cizye  muhasebesine,  1060  hudu- 
dunda piyade  mukabelesine  ve  1065  başlarmda  mensuh  mukataaya  tâ- 
yin olunarak  mühim  hizmetler  gördü.  Bu  tarihten  sonra  dîvan  memur- 
luklarmdan  çekilerek  ilim  ve  ibadetle  meşgul  olmuş,  «Zâir-i  Adn  ola  ru- 
hu Sarı  Abdullahm»,  «Nesrin-i  Adn  ola  îlâhî  Sarı  Abdullah»  mısraları- 
nm  delâleti  olan  1071  H.  de  vefat  edip  Topkapı'dan  Maltepe  hastahane- 
sine  giden  caddenin  solunda  set  üstündeki  makbereye  defnedildi.  Mezar 
taşında:  «Merd-i  manevî  şarih-i  mesnevi  sabıkan  Reisü'l-Küttab  Hz.  Ab- 
dullah Efendi  ibni  Seyyid  Muhammed  ruh-i  şerifleri  için  ve  cem'i  ehli 
îman  ervahı  için  rizaen  Lillâh  için  fâtiha»  ibaresi  nakşolunmuştur.  To- 
runlarından Lâlîzâde  Abdülbâki  Efendinin  Bayramî  melâmilerinin  ah- 
val ve  menkıbelerinden  bahseden  matbu  risalesinden  anlaşıldığına  göre 
hal  tercümesi  sahibinin  sülük  bakımından  manevî  mürebbisi  îdris  Muh- 
tefî  hazretleridir.  Bununla  beraber  büyük  mutasavvıf  ve  ulu  pîr  Hüdaî 
Hz.  lerinin  manevî  terbiyelerinden  de  feyz  almışlardır.  Şiirleri  ekseri- 
yeti itibariyle  mutasavvıfane  olup  mahlâsı  «Abdı»  dir. 

Çeşitli  eserleri  aşağıdadır. 

1  —  Şerh-i  Mesnevi:  (En  meşhur  eseridir)  beş  cilt  üzerine  tertiplen- 
miş olup  ismi  (Cevahir-i  Bevahir-i  Mesnevi)  dir.  Mesnevî-i  Şerifin  ta- 
mamım toplamış  değildir. 

2  —  Semeratü'l-Fuad  Fi'l-Mebde-i  ve'l-Mead:  5  bab  bir  hatime  üze- 
rine tertiplenmiş  olup  Türkçe  ve  matbudur. 

I.  Bab:  Hz.  Âdem  aleyhisselâmm  hilâfeti,  Âdemin  yaratılışmdaki  hal 
ve  merhaleleri  ve  insan  nev'inin  mertebeleri  beyanında  olup,  üç  faslı  ih- 
tiva etmektedir. 

II.  Bab:  Aslını  sevme  talebi,  kalbin  cilâsı,  gavs  ve  insan-ı  kâmil  be- 
yanında üç  faslı  muhtevidir. 

III.  Bab:  Sülük  ehlinin  kısımları  ve  reviçleri  beyanında  olup  altı 
faslı  muhtevidir. 

IV.  Bab:  Dünyadan  terhip,  Hakkın  yoluna  ve  mürşid-i  kâmile  ter- 
gîp  ve  fakirlere  kötü  zan  beslemekten  çekinmek  ve  sülük  sahiplerine 
açıklanması  lâzım  bazı  erkân  ve  şartları  tavsiye  beyanmdadır. 

F. :  13 


—  194  — 


V.  Bab:  Nakşibendîye,  Bayramîye,  Halvetîye,  Mevlevîye,  Kübrevî- 
ye,  Kadiriyye'nin  umumî  ananevi  silsilelera,  Ebu  Bekr-i  Sıddık  ve  îmam-ı 
Ali  Radıyallah  hazretlerinden  Fahr-i  Kâinatta  nihayet  bulan  ve  bu  mü- 
nasebetle bazı  imamlar,  sahabe,  tabiin  ve  evliya  menkıbeleri  beyanm- 
dadır. 

Hatimei  hayvanı  ruh,  insanî  ruh  ve  izafetlerinden  bazı  bilgiler  be- 
yanındadır. 

3  _  Nasihatü'l-Mülûk,  Tergîban  Li  Husnü's-Sülûk:  Sultan  IV.  Meh- 
med  Han'a  takdim  olunan  bu  eser  Türkçe  ve  basılmamış  olup  sonradan  Os- 
manzade  Ahmed  Taip  Efendi  tarafından  (Telhîsu'n-Nevayıh)  ismiyle  hü- 
lâsa edilerek  Sultan  III.  Ahmed  Han'a  takdim  olunmuştur  ki  matbu  ve 
2  bab  üzere  hazırlanmıştır. 

I.  Bab:  Dünya  işlerinin  intizamı  ve  ehliyet  sahipleri  hakkında,  I.  Fa- 
sıl; Hz.  Âdemin  hilâfeti,  Musa,  Yusuf,  Davud,  Süleyman,  II.  Fasıl:  Hü- 
lâfa-i  Raşidîn. 

II.  Bab:  Âhiret  ahvali,  I.  Fasıl;  ölüm,  ölümün  hakikati,  azrailin  ruh- 
ları kabzetmesi  ve  berzah  halleri,  II.  Fasıl;  kıyametin  kopması,  sûrun 
üfürülüşü,  ruhlarla  beraber  cesetlerin  haşredilmesi,  Arasat,  cehennem 
ve  cennet  ahvali,  Allahm  rahmetinin  genişliği  kendi  el  yazısıyle  yazma 
olan  nüsha  Kütahya'da  Reisü'l-Küttâb  Muhammed  Emin  Vahid  Efendi 
kütüphanesinde  mevcuttur. 

4  —  Miratü'l-Esfiya  fi  sıfat-ı  Melâmiyeti'l-ahfiyâ:  Melâmi  taifeleri 
hakkında  Fütuhat-ı  Mekkiyye'nin  muhtelif  bab  ve  fasıllarında  geçmiş 
olan  sözlerin  açıklamasıyle  Şeyh-i  Ekber  hazretlerinin  menkıbe  ve  fazi- 
letlerinden bahseder  olup  Arapça  ve  basılmamıştır.  Birer  nüshası  Beya- 
zıt Camii  kütüphanesiyle  Beşiktaş'ta  Yahya  Efendi  kütüphanesinde  var- 
dır. (Mirkatü'l-Evliya)  ismindeki  tercemesi  de  Üsküdar  Atlamataşmda 
Selimağa  kütüphanesindedir. 

5  —  Ricalü'l-Gayb:  Melâmi  taifesinin  ahval  ve  kısımlarından  bah- 
seder olup  basılmamıştır. 

6  —  Tevkîat-ı  Selâtîn-i  Osmaniye  —  Düstûru!  înşâ:  Reisü'l-Küttap 
yâni  Hariciye  Nazırı  bulundukları  sıralarda  Feridun  Bey  münşeatı  tar- 
zında topladıkları  ve  yazdıkları  150  kadar  mektubu  cem  etmiş  olup  ba- 
sılmamıştır. 1153  H.  de  yazılmış  bir  nüshası  Manisa'da  Muradiye  kütüp- 
hanesinde, bir  nüshası  da  Halis  Efendi  kütüphanesinde  vardır.  (Düstu- 
ru'l-înşâ)  yazılış  tarihi  olan  1053  senesini  açıklayıcıdır. 

7  —  Mesleki'l-Uşşak:  Sülük  hallerine  dair  Türkçe  manzum  bir  ka- 
side olup  torunlarından  hal  tercümesi  ilerde  yazılı    Lâlizade  Abdülbaki 


—  195  — 


Efendi  tarafından  zeyl'i  yazılmış  Türkçe  şerh  ve  tefsir  edilmiştir.  Kasi- 
denin metni  ile  zeyli  Bâki  Efendinin  eserlerinden  matbu  olan  (Mena- 
kıb-ı  Melâmiye-i  Bayramiyye)  risalesinin  nihayetinde  yer  almıştır. 

8  —  (Cevherü'l-Bidaye  ve  Dürretü'n-Nihaye) :  Sultan  IV.  Muradın 
ahvali  ile  Bağdat  fethinden,  4  mezhep  îmamiyle  bazı  evliyaullahm  men- 
kıbelerinden bahseder  olup  basılmamıştır.  Bu  eserin  kendi  el  yazısiyle 
yazma  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesindedir, 

9  —  Tercüme-i  Makasıdil  Ayniyye:  Bu  eserin  Abdülmecid  Sivasî 
tarafından  tercüme  edildiği  ileride  yazılıdır. 

Oğulları  Mustafa  Resmi  Efendi  de  şair  âlimlerden  bir  zattır. 

10  —  Tedbiru'n-Neşeteyn  ve  İslâhü'n-Nüshateyn:  15  bab  üzerine 
tertiplenmiş  siyasî  ve  ahlâkî  gayet  mühim  bir  eserdir.  Nüshaları  Seyyid 
Ali  Paşa  ile  Halis  Efendi  kütüphanelerinde  vardır. 

Mezahirdir  bütün  eşya  bizim  gördüğümüz  zahir 
Cihanda  her  ne  var  ise  hemen  envar-ı  rahmettir. 

Hüdaî  Hz.  lerinin  gazelini  tahmislerinden: 

Sana  senden  yakındır  Hak  sakın  olma  dilâ  gafil 
Hemen  senlikdir  ancak  ortada  buna  olan  hail 
Gözün  aç  mânayı  anla  bu  zevk  ile  olur  hasıl 
Muhit-i  bahr-ı  tevhidi  bilip  umman-ı  bi  sahil 
Vücudun  katresin  mahvet  eğer  olduysa  ehl-i  dil. 

SAFİYYULLAH  MUSA  DEDE 
1157  =  1744 

Mevlevi  ârif  ve  fazıllarından  olup  pederi  Adanalı  Celâl  Ali  Dede 
Efendi  Trablus  -  Şam  mevlevîhanesi  şeyhi  iken  Trablus'ta  doğmuştur. 
Üç  lisanda  şiir  söylemeğe  muktedirdi.  Tefsir,  hadis  gibi  yüksek  ilimleri 
Abdülgani  Nablusî  hazretlerinden  tahsil  etmişlerdir.  Son  şeyhliği  İstan- 
bul'da Yenikapı  Mevlevîhanesindedir.  1157  H.  de  vefat  ederek  adı  geçen 
dergâha  defnedildi.  (Sıhah-î  Cevheri)  tercemesi  olan  (Vankulu  lügati) 
nın  basılışında  musahhihlik  hizmetini  ifa  ettiler.  Hanefî  mezhebi  üzeri- 
ne feraiz  meselelerine  dair  (Ercûze-i  Cedide)  eserleri  cümlesindendir(^). 

(1)  Sultan  Abdülaziz  Han  devri  âriflerinden  olup  Galata  Mevlevihanesinde 
yatan  ve  mevlevî  evradını  mufassal  bir  surette  şerh  eden  Bosnalı  Muhammed 
Fazıl  Paşa  da  mevlevîlerin  faziletlilerindendir.  Bu  zatın  adı  geçen  mevlevîha- 
ne  kütüphanesinde  bir  de  divanı  vardır.  Evrad  şerhi  basılmıştır. 


—  196  — 


SUHUFÎ  MUHAMMED  EFENDİ  (SAHHAF) 
1146  =  1737 

Niyazi  Mısrî  Hz.  lerinin  baş  halifelerinden  (^)  âşık  ve  ârif  bir  zat 
olup  Bursalıdır.  «İlâhî  cilvegâh-ı  şeyhî  suhufîyi  cinan  eyle»  mücevher 
mısramm  delâlet  ettiği  1146  H.  de  Bursa'da  vefat  ederek  (Niyazi  Mısrî 
Dergâhı) na  defnedildi.  Eserleri: 

(Zeynü'l-Â'yâd)  ismindeki,  (Şerh-i  gazel-i  Hacı  Bayram  Velî  «Ça- 
labım  bir  şar  yaratmış  iki  cihan  arasında»  ile  (Şerh-i  gazel-i  Eşrefzade 
«Tecelli  şevki  didarın  beni  mesteyledi  hayran»  ),  (Şerh-i  gazel-i  Niyazî 
Mısrî,  «Keşfu'r-  Rumûz  fî  Halli'l-Künûz:  Müşkilim  var  Hak  dostları  ey 
len  küşâd»  )  (-) 

(Manzume-i  mevaciye),  (Mecmuay-ı  ilâhiyat)  olup  basılmamıştır. 
Beyitlerinden  : 

Dilâ  sen  Mantıku't-tayr'ı  özü  insan  olandan  sor 
Dilersen  «Küntü  Kenzen»  remzini  var  kân  olandan  sor 

SALAHI  EFENDİ 
(ABDULLAH  SALAHI  UŞŞAKÎ) 
1196  =  1781 

Fazilet  ve  kemalâtı  şahsında  toplamış  bir  zat  olup  Balıkesirlidir.  20 
yaşma  kadar  memleketinin  ulemasından  âlet  ilimlerini  öğrendikten 
sonra  İstanbul'a  gelerek  tahsilini  tamamlamak  üzere  tekrar  derse  başla- 
dığı gibi  kadirbilir  bir  zatın  delâletiyle  de  Tahvil  kalemine  devamına 
başladılar. 


(1)  Niyazî  Hz.  lerinin  halifelerinden  biri  de  Bursalı  Emîr  Kâsımzade  Seyyid 
Muhammed  Efendidir  ki,  mürettep  divanı  vardır.  «Şeyh  Efendi  Bezm-i  Adne 
Hû  ile  buldu  vusûl»  mısraınm  delâlet  ettiği  1134  H.  de  vefat  etti.  Şeyh  Hüsa- 
meddin  Efendi  dergâhı  altındaki  Mısrî  tekkesinde  defnolunmuştur. 

Beyitlerinden  :  ' 

Cânana  verip  canı  cânan  olalım  âşık 
Bu  rah-ı  hakikatte  burhan  olahm  âşık 
Sıdk  ile  eğer  mumen  tuttunsa  sevâsavmın 
Gel  îd-i  visale  kurban  olalım  âşık 
Aşk  ile  olup  zinde  dostu  bulalım  dilde 
Gel  ilm  i  ledünnî  de  Lokman  olalım  âşık 

(2)  Bu  mısra  ile  ıbaşlıyan  gazel  Şeyh  İsmail  Hakkı  tarafından  da  şerh  olun- 
muştur ki  matbu  divanının  sonunda  zikredilmiştir. 


—  197  ~ 


Kısa  bir  zaman  zarfında  talebe  ve  hatipler  arasında  yayılmış  bulu- 
nan fevkalâde  şöhreti  dolayisiyle  evvelâ  mektupçuluk  sonra  divan  efen- 
diliği hizmetiyle  Hakimoğlu  Ali  Paşa  maiyyetine  tâyin  olunarak  bu  va- 
zifeyle epeyce  dolaştılar.  Lâkin  kabri  Eğrikapı  haricinde  olan  ve  o  ta- 
rihte Edirne'de  halkın  irşadiyle  meşgul  bulunan  Şeyh  Cemaleddin  Uş- 
şakî  hazretlerine  intisabından  bir  müddet  sonra  istifa  ederek  7  sene  yal- 
nızlık ve  inziva  âlemlerinde  vakit  geçirmiştir.  Bu  feyizli  âlemde: 

Müşkilin  kimseye  zahirde  Salâhı  sormaz 
Hace-i  batma  sordu  soracak  esrarı 

Beytiyle  de  irfan  mertebelerini  tamamladıklarını  işaret  etmişlerdir. 

Celvetî,  Bayramî  ve  Sadî,  Kadiri 
Nakşibendî,  Mevlevi  ve  Gülşenî,  Uşşakîyiz 

Beytiyle  de  tarikatları  şahsında  toplamış  bir  zat  olduğunu  remz  ve 
îma  buyurmuşlardır.  Bu  zamanlarda  mânâ  âleminde  Şeyh-i  Ekber  haz- 
retleri tarafından  4  satırlık  bir  yazı  okutularak  maddî  ve  bilhassa  ma- 
nevî pek  çok  kalbi  füyuzat  ve  varidata  mazhar  olduktan  sonra  eser  ver- 
meğe başlamışlardır.  îlim  ve  irfan  sahiplerinin  yanında  canları  gibi  sak- 
ladıkları kıymetli,  ârifane  eserleri  fazilet,  irfan,  tahkik  ve  ilimlerinin 
derinliğine  şahiddir. 

Vefatı,  mezar  taşma  nakşedilmiş: 

«Salâhî  sevk-i  envâr-ı  cemale  oldu  pervane»  mısramm  delâlet  ettiği 
1196  H.  de,  defnedildiği  yer  de  Sultan  III.  Mustafa  Han  devrinde  yaşa- 
yan Tahir  Ağa  isimli  zatın  Fatih  civarında  Âşıkpaşa  mahallesinde  yap- 
tırdığı ve  şeyhlik  makamını  uhdelerine  tevcih  ettiği  dergâhın  avlusun- 
dadır. 

Yüksek  eserleri  : 

1  —  «İnna  araznâ'l-Emanete»  âyet-i  kerimesinin  tefsiri 

2  —  Usûl-i  Hadîs  şerhi 

3  —  Usûl-i  Fıkıhtan  muhtasar  Menar  şerhi 

4  —  Şeyh-i  Ekber  Hz.  lerinin  eserlerinden  (Mevâkiu'n-Nûcum) 
şerhi:  (Bir  nüshası  umumî  kütüphanededir) 

5  —  Şeyh-i  Ekber  Hz.  lerinin  kudsî  sözlerinden  «Subhane  men  ez- 
hera'l-halâyık  ve  hûve  ayniha»  nın  (Miftahü'l-Vücûdi'l-Eshûr  fi  tevcih-i 
kelâmı  şeyhi'l-Ekber)  ismiyle  şerhi. 

6  —  Dîvan-ı  Cenab-ı  Ali  şerhi 

7  —  Mesnevi  Şerif  tercemesi 


—  198  — 


8  —  İbni  Fârız'ııı  Kaside-i  Hamriyyesinin  şerhi. 

9  —  Şeyh-i  Ekber  Hz.  lerinin  (Havzü'l-Hayat)  risalesinin  şerhi. 

10  —  Şeyh-i  Ekber  Hz.  lerinin  (Gavsiyye)  risalesinin  şerhi. 

11  —  İmam-ı  Gazalî'nin  eserlerinden  (Faysal'üt-Tefrika  Beyne'l- 
îslâm  ve'z-Zendeka)  ve  (Marifetü'l-acz)  risalelerinin  tercemesi. 

12  —  (Miftahu'r-Rumûz  ve'l-Esrarû'l-Kûnuz) 

13  —  Ulûmu'l-Maznun 

14  —  Mir'atü'l-Esma  risalesi. 

15  —  Tevfiku'l-Avni  fi  Hakkı'l-İman 

16  —  Hilye-i  Haseneyni'l-Ahseneyn 

17  —  Gülşen-i  Tevhid  tercümesi 

18  —  Mustalâhat-ı  Sofiyye  tercümesi 

19  —  Şeyh  Mahmud  Sabüsterî'nin  eserlerinden  (Mir'atü'l-Muhak- 
kıkîn)  tercümesi 

20  —  Şeyh  Ebu'l-Hasan  el-Harkanî'nin  eserlerinden  (Esrarü'l-Mu- 
lûk)ün  tercümesi 

21  —  Hace  Mahmud  Pûrisâ'nm  eserlerinden  (Zikir,  Vücud,  Kud- 
siyye)  risalelerinin  tercümeleri 

22  —  Şeyh  Sühre  Verdî'nin  eserlerinden  (Havass-ı  Celli  Esma)  ter- 
cümesi 

23  —  Makamat-ı  Hamidiyye  ile  Farsça  rübaîleri  edebî  sanatlara  tat- 
bik yoluyle  meydana  getirdikleri  nefîs  şerhleri 

24  —  Mevlânâ  Celâleddin-i  Rumî,  Şeyh  Niyazi  Mısrî,  Nasuhî,  Eş- 
ref-i  Rumî,  Nakşi-i  Akkirmanî  hazretlerinin  bazı  nutuklarmm  şerhi. 

25  —  îmam-ı  Aliye  nisbet  olunan  «Ayanını  ayanânî  lem  ye'yushûma 
ramed»,  «Fi  külli  aynin  minel  ayneyni  nunanî»  beytinin  ibaresinin  şerhi. 

26  —  Hasan  Basri  hazretlerinin  derlediği  bildirilen  54  farzın  şerhi. 

27  —  Şevket,  Saip,  Mir  Hüsrev  Dehlevî,  Hakanî'nin  müşkil  gazelle- 
rinin çoğunun  şerhleri 

28  —  Aruz  şerhi. 

29  —  Arifane  divanları 

30  —  Mektubat  ve  inşa  risaleleri 

31  —  (Vahibü'l-Mevahib  Fî  Beyani  makamati  ve'l-Meratib)  ter- 
cümesi 

32  —  Lâfz-i  Tarikat  risalesi 

33  —  Nakşibendiye  risalesi 

34  — :  Tâc,  kemer,  alâmet  risalelerinin  tercümeleri 

35  —  Bazı  Arapça  kasidelerin  şerhleri 

36  —  Esma-i  Hüsna  muamması  risalesi 

37  —  Nahivden  (Muğnî)  şerhi 


—  199  — 


38 

— 

Muhtasar  ve  mufassal  kavaid-i  irab 

39 

— 

Şâfiye  şerhi 

40 

— 

Kavaid-i  Farisiye  şerhi 

41 

— 

Mefatihu'd-Dürriye  şerhi 

42 

— 

Medar-ı  mebde  ve  mead 

43 

— 

Şerh-i  makalât-ı  Hoca  Nasreddin 

44 

— 

Teshilü'l-Müptedâ 

45 

— 

Zeylü'l-Kitap  fi  ahseni'l-Hitap 

46 

— 

Esrar-ı  Nihan  der  hatm-i  hacegân 

47 

— 

Risale-i  cevahiri  tac-ı  hilâfet 

48 

— 

Şerh-u  Nutk-i  Âşık  Ömer 

49 

— 

Gül-i  Sad  berk 

50 

— 

Tuhfetü'l-Âşıkîn 

51 

— 

Şerh-i  Kaside-i  Banet  Suad 

52 

— 

Şerhu  HaUi  Meaki  dü'r-Rumuz 

53 

— 

Tahmis-i  Kaside-i  Bür'e 

54 

Üç  lisan  üzere  yazılmış  Manzume-i  Miraciye 

55 

Manzume-i  Mevlid-i  Nebi 

56 

Tesdisi  Kaside-i  Münferice 

57 

Müstezad-ı  Cenab-ı  Mevlânâya  manzum  şerh 

SADIK  MUHAMMED  ERZİNCANÎ 
1209  =  1794 

Nakşibendî  şeyhlerinden  mücahit  bir  zattır.  Anadolu  ve  Rumeli  eya- 
letlerinde bir  çok  seyahat  ettiği  ve  1192  H.  de  Erzurum'da  bulunduğu 
(Risale-i  Mergûbe*  sinde  yazılıdır.  1209  H.  de  şeyhi  bulunduğu  Usküdar- 
da  Alaca  Minare  zaviyesinde  vefat  ederek  oraya  defnedildi.  Hepsi  bir 
arada  matbu  Türkçe  risaleleri  vardır  ki  isimleri  aşağıdadır:  (Risale-i 
Merbube),  (Risale-i  Terbiyename),  (Risale-i  Marifetinnefs),  (Risale-i 
Mahbup)  olup  (Hakikatü'l-Yakîn)  tercümesi  de  eserleri  cümlesindendir. 

SANİ  AHMED  EFENDİ 
1290  =  1873 

Mevlevi  şeyhlerinden  arif  ve  garip  ilimlere  vakıf  bir  zat  olup  To- 
katlıdır. Tahsilini  ve  çilesini  tamamladıktan  sonra  bir  müddet  memleke- 
tinin mevlevihanesinde  şeyhlik  yapıp  bundan  sonra  Aydın  dergâhı  şeyh- 
liğine nakletti.  1290  küsur  tarihlerinde  bir  iş  için  İstanbul'a  gelişinde  ve- 
fat ederek  Yenikapı  Mevlevihanesine  defnedilmiştir.  (Aruz-u  Molla  Câ- 


—  200  — 


mi) yi  (Câm-ı  Muzaffer)  ismiyle  Türkçe  şerh  edip  Mısır'da  bastırmıştır. 
Aynî  Hasan  Efendinin  ,Nazmü'l-Cevahir)  adındaki  manzum  lügatini  da 
şerh  etmiştir.  Başka  eserlerine  rastlanılamamıştır.  Farsçayı  ve  hikmet 
ilmini  Kethüdazade  Arif  Efendiden  öğrenmiştir.  Tezkire-i  Fatîn  de  âri- 
fane  bir  gazeli  yazılıdır. 

SALİH  RIFAT  EFENDİ 
1326  =  1908 

Tasavvuf  büyüklerinden  Seyyid  Hoca  Muhammed  Nurü'l-Arabi  El- 
Melâmî  hazretlerinin  halifelerinden  temkinli,  irfan  sahibi  bir  zat  olup 
îştiplidir.  Adı  geçen  hocaya  intisabından  sonra  yaptırdığı  dergâhta  sa- 
liklerinin  terbiyesiyle  hayatını  geçirmiştir.  1326  H.  de  vefat  ederek  sözü 
geçen  dergâhın  avlusuna  defnedildi.  Mürettep  Divançeleri  ve  sofiye  ıstı- 
lahlarını beyan  eden  risalesi  vardır. 

Divan-ı  İlâhiyatmm  matlamdan  : 

Hüdayâ  sana  hamdolsun  seninle 
Yine  sensin  seni  hamid  seninle 
Zuhurun  batın  oldu  zahirinle 
Ki  malûm  evvel  âhirinle 
Vücud-u  külle  döner  encüm  felekler 
Bütün  şem-i  vücuhündür  dilekler 
Habibin  mazharındandır  zuhurun 
Huruşa  geldi  deryay-ı  bütünün 
Sana  mir'at  olupdur  çünkü  zatı 
Tecelli  kıldm  anınla  sıfatı 
Kamu  ef'al  ahkâm  ile  esma 
Evvel  oldu  mazhar  cümle  müsemma 

ŞAHABEDDİN  AHMED  SİVASÎ 
860  =  1455 

Müfessirlerden  ve  Zeyniye  tarikatının  şeyhlerinin  en  büyüklerinden 
bir  zat  olup  Sivaslıdır.  Âlet  ilimlerini  ve  yüksek  dinî  ilimleri  memleke- 
tnin  âlimlerinden  tahsil  ettikten  sonra  tarikatın  kurucusu  Zeyneddin  Hâfi 
hazretlerinin  halifelerinin  büyüklerinden  Muhammed  Efendi  namında 
bir  zata  intisap  etti.  Bir  müddet  sonra  mürşidi  ile  beraber  o  tarihte  ma- 
mur olan  Ayaslug  ülkesine  hicret  ve  oranın  beyi  Aydın  oğlu  Muhammed 
Beyden  gördükleri  hürmet  üzerine  burada  yerleşerek  ömrünün  sonuna 


—  201  — 


kadar  tedris  ve  irşad  ile  meşgul  oldular.  İşte  bu  suretle  vakitlerini  geçi- 
rirken mürşitlerinin  vefatmdan  birkaç  sene  sonra  yâni  860  H.  de  kendi- 
leri de  vefat  ettiler.  Ayaslug  istasyonundan  kaza  merkezi  olan  Kuşa- 
dasma  giden  şosenin  sol  tarafmdaki  tarlalar  içindeki  görülen  bir  kümbet 
harabesi  önünde  defnedilmiş  oldukları,  ziyaret  ettiğim  mezar  taşmm 
kitabesinden  anlaşılmaktadır. 

Âlimler  arasında  (Tefsir-i  Şeyh  şöhreti  ile  namlı  olan  (Uyunü't- 
Tefasîr)  isminde  iki  cilt  tefsir  ile  (Risaletü'n-Necat  Min  Şerri's-Sifat) 
isminde  tasavvufa  ait  bir  eseri  de  vardır.  Şakayık-ı  Numaniyye  yazarı 
tasavvuf  ilminden  bir  eseri  daha  olduğunu  müşahadesine  dayanarak  bil- 
diriyor ki  bizim  de  gördüğümüz  otuz  bab  üzere  tertiplenmiş  (Cezabü'l- 
Kulûb)  ismindeki  tasavvuf î  eser  olmalıdır.  Feraiz  ilminden  (Siraciye)yi 
de  şerh  etmiştir.  Usûl  ve  ilim  istilâhma  dair  (Riyazü'l-Ezhar  Fi  Celâili'l- 
Ebsar)  isminde  bir  eseri  de  vardır.  O  tarihlerde  Osmanlı  ülkelerinde  ya- 
yılmış olup  hâlen  bu  havalide  mensupları  kalmıyan  Zeyniye  tarikatı, 
haî  tercemesini  yazdığımız  Şeyh  Şahabeddin  Efendi  ile  tarikatın  pîri 
Zeyneddin  Hâfi  halifelerinin  büyüklerinden  Bursa'da  Zeynîlerde  yatan 
Abdüllâtif  Mukaddesi  ve  bu  zatın  baş  halifelerinden  İstanbul'da  ismiyle 
söylenen  semtte  yatan  Şeyh  Vefa-i  Konevî  vasıtalariyle  j^ayılmıştır.  Ba- 
şı üzerindeki  taşta: 

Leyletü'l-Ehad  Fi  yevmi's-sani  min  şehr-i  Rebiülevvel  sene  sittîne 
ve  (2.  Rebiülevvel  pazar  günü)  semân  mie  =  (860)  H. 

Be  dünya  dil-i  nebiındet  herki  merdi  est 
Ki  dünya  bîkeman  endûh  virdi  est 
Bekürsitan  nazar  kün  tâ  beyabî 
Ki  indünya  harieş  çend  berdest 

Baş  tarafının  taşı: 

Ne  çonan  refte  em  ki  bâz  ayem 

Ayak  tarafı  taşı : 

Nezzelnâ  hâhünâ  sümme  irtehainâ 
Vema  ehadün  aleddünya  bi  bakın 
Keza  dünya  nuzulin  ve  irtihalin 
Vema  bâkin  alel  insani  halin 


—  202  — 


ŞEYH  İLÂHÎ-İ  NAKŞİBENDÎ 
893  =  1487 

Nakşibendî  seyyidlerinden  kudsî  damga  -  alâmet  taşıyan  bir  zat  olup 
ismi  Abdullah,  memleketi  Sımavdır.  İlmini  kemale  erdirmek  maksadiy- 
le  Buhara'ya  kadar  yol  gitmiş,  zâhirî  ilimleri  Mevlânâ  Tûsî'den,  bâtmî 
ilimleri  de  Ubeydullah-i  Ahrar  hazretlerinden  tahsil  ederek  evvelâ  mem- 
leketine sonra  İstanbul'a  geldiler.  Bir  müddet  sonra  Gazi  Evranos  oğlu 
Ahmed  Beyin  iltimasiyle  Vardar  -  Yenicesi'ne  gelerek  ömrünün  sonuna 
kadar  irşad  ve  eser  yazmakla  vakit  geçirdiler.  Ağustos  nahiyesinde  vefat 
ederek  oradan  Yeniceye  naklolunmuştur.  Hâlen  adı  geçen  nahiyedeki 
fabrika  bitişiğinde  yüksek  makamları  olmak  üzere  ziyaret  olunan  odayı 
bu  âciz  muharrir  de  ziyaret  etmiştir.  Vefatı  893'ü  haber  veren  «Rahmet 
ber  İlâhî»  terkibidir.  Eserlerinin  en  kıymetlilerinden  birer  nüshası  Şe- 
hid  Ali  Paşa  kütüphanesinde  mevcut  olan  Arapça  (Şerh-u  Alâ  Varidat-ı 
Kübrâ  Li'ş-Şeyh  Bedreddin  Simavî),  (Şerhü  Alâ  Miftahu'l-Gaybî  Li'ş- 
Şeyh  Sadreddin)  olup  (Zâdü'l-Müştakîn) ,  (Nacatü'l-Ervah  min  Denesi'l- 
Eşbah),  (Esrarname),  Meslekü't-Tâlihîn),  (Manzûme-i  Mîraciye),  (Fü- 
sulü'l-Vüsûl)  isimlerinde  Türkçe  başka  eserleri  de  vardır  ki  hepsi  de  ba- 
sılmıştır. İstanbul'da  Fatih  civarında  yatan  Emîr  Ahmed  Buharî  haz- 
retleri bu  yüksek  zatın  baş  halifelerindendir. 

Şiirlerinden  : 

Çün  Tû  teslim-i  Rizâ-i  Hak  Şuy-i  Bîhîş  baş 
Yef'alullahü  mâyeşâü  ve  yahkûmullahü  mâ  yürîd 

ŞAHİDİ  İBRAHİM  DEDE 

Mevlevi  tarikatının  en  büyüklerinden  ârif  bir  zat  olup  Muğlalıdır. 
Alet  ilimlerini  ve  yüksek  ilimleri  tahsilden  sonra  Afyonkarahisar'da  Sul- 
tan Divanî  hazretlerinin  dergâhına  yüz  sürerek  Mevlânâ'nm  feyzine 
mazhar  olmuştur.  (Şahidi)  ismiyle  anılan  Farsça  manzum  lügati  meşhur 
ve  muteber  olduğu  gibi  Türkçe  ve  Farsça  ârifane  dîvanlarıyle  mesnevi 
tarzında  (Gülşen-i  Esrar),  (Gülşen-i  Tevhîd),   (Gülşen-i  Vahdet)  isim- 

(1)  «İlâhiye  kıla  Rahmet  Mennan»  tarihinin  delâlet  ettiği  979  H.  de  vefat 
eden  divan  sahibi  Yeniceli  İlâhî  de  şairlerdendir. 

İsminin  Süleyman  olduğu  Riyazi  Tezkiresinden  anlaşılmaktadır. 

Beyitlerinden  : 

Netice  hasıl  ola  derdin  eşkâl-i  tefekkürden 
Felek  aksini  gösterdi  ziyan  ettin  tasavvurdan 


—  203  ~ 


lerindekı  manzumeleri  de  irfan  sahipleri  yanmda  makbul  ve  malûmdur. 
Gülistan'a  da  bir  şerhi  vardır.  957  H.  de  Muğlada  toprağa  verilerek  şeyh- 
lik makammda  bulunduğu  dergâha  defnedildi.  (Semâhâney-i  Edep)  sö- 
zünce  mürşidini  ziyaret  için  Afyonkarahisar'a  gittiğinde  burada  vefat  et- 
miştir. «Hüdaî»  mahlâslı  pederine  işaret  ederek  söyledikleri  manzume- 
lerinden : 

Şahidi-i  Mevieviyim  ârifim  gelsin  beri 
İsteyen  sırrı  «Hiidaîî)  men  Hüdaî  zadeyim 

Bir  nüshasmı  Muğla  kütüphanesinde  gördüğüm  Gülşen-i  Vahdet'in 
nihayetindeki  marifet  fasimdan  : 

Görünen  eşyay-ı  zahir  serbe  ser 
Mazhar-ı  didar-ı  Haktır  ey  beser 

Cümle  hayvan  ve  nebat  ve  hem  cemad 
Arife  mir'at-ı  Haktır  ya  ibad 

Bi!  fena  surette  Haktır  görünen 

Hem  münezzehtir  fenadan  Zü'l-menen 

Cümle  âlem  birden  olmuştur  ayan 
Gayrı  yoktur  yine  ol  birdir  heman 

Mumu  gör  kim  nahi  idüptür  nahl-i  bend 
Kıldı  mumu  nice  renk  ve  şekl-i  çend 

Kıldı  üstad  anda  zahir  çok  sor 
Ta  temaşa  ide  her  ehl-i  hüner 

Şahidi  manzumesi  birçok  marifet  sahibi  tarafından  şerh  edilip  na- 
zire yazıldığı  gibi  Arab  âlimlerinden  İbrahim  İbni  Süleyman  Ezheri  ta- 
rafından mufassal  olarak  terceme,  Allâme-i  Hafaci'nin  talebelerinden 
Abdülkadir  Bağdadî  ile  1126  =  1714  H.  de  Şam'da  vefat  eden  Eğribozlu 
Ahmed  Selâmı  tarafından  da  muhtasar  bir  surette  Arapçaya  naklolun- 
muştur.  Manzum  olarak  Rumcaya  tercüme  edilmiş  nüshası  Yahya  Efen- 
di kütüphanesindedir.  Şahidi  Hz.  lerinin  eserlerinden  yalnız  manzum 
(Lügati)  ile  (Gülşen-i  Tevhid)  kendisi  tarafından  «Bülbül-i  Gû  Gülşen-i 


—  204  — 


Tevhid  Cû»  tarihî  mısramm  gösterdiği  837  ==  1433  H.  de  Mesnevinin  altı 
cildinin  herbirinden  yüze  beyit  alınarak  tahmis  edilmek  suretiyle  mey- 
dana gelmiştir  ki  bir  parçası  aşağıda  nakledilmiştir: 


Mesnevi 


j j      cjj  jAj>.  q t  ^  j  j  1 

vii-j  J  j  U  U  j  ^  j:^  VaJ:  j  I 

U J  J  J ^-r>- J>  J 


Tuhfe-i  Şahidîde  bahsedilen  Tuhfe-i  Hüsamî  müellifi  Hüsameddin 
Efendinin  Muğla'ya  bağlı  Ula  nahiyesi  merkezinde  medfun  bulunduğu 
yazılıdır. 

Yazma  bir  nüshasını  Muğla  kütüphanesinde  gördüğüm  (Tuhfe-i 
Hüsamî)  matlâmdan  : 


İftida  ü  iftida  fatihat  ağakâr 

İstimalet  dil  hoş  daden  muvafık  sazkâr 


—  205  — 


Şahidi  merhumun  oğlu  Hüsameddin  Efendinin  de  Farsça  kaideleri- 
ni bildiren  bir  manzumesi  vardır  ki  hatimesi  aşağıdadır  : 

Kıl  ki  sıhhatle  bunu  yazdı  Hüsam  İbni  Şahidi 
Okuyan  tahsil-i  Fûrs  idip  muradına  ire 
Dideler  gökte  melâik  şerh  ile  tarih  ile 
Şahidîzade  Hüsamî  yadigârını  göre 

992 

Muğla  mevlevihanesinde  ziyaret  olunan  türbede  mevcut  iki  sandu- 
kadan biri  Hüdaî  diğeri  Şahidi  olmak  üzere  kesinlikle  rivayet  olunmuş- 
tur. Hattâ  Şahidî'nin  sandukası  yanındaki  mezarda  aşağıdaki  manzume 
kazınmıştır  : 

Gedayım  Şahidi-i  mevleviyim 
Diyar-ı  Menteşâda  muğlaviyim 
Bihamdillah  ki  merdi  maneviyim 
Ki  gavvas-ı  bihar-ı  mesneviyim 
Şahidîye  herkim  iderse  dua 
İde  mahşerde  şefaat  Mustafa 

ŞÂ'BAN-I  VELÎ 
976  =  1568 

Halveti  tarikatı  kollarından  Şabaniye  şubesinin  kurucusu  ârif  bir 
zat  olup  Taşköprülüdür.  İrfan  mertebelerini  bitirdikten  sonra  Kastamo- 
nu'da halkın  irşadiyle  meşgul  olarak  pekçok  ârif  yetiştirmiştir.  Vefatı: 
«Eyledi  Şaban  Efendi  azm-i  dildar-i  can»  mısramın  delâlet  ettiği  976  H. 
de,  nurlu  kabri  Kastamonudadır.  Arifane  sözlerinin  bir  kısmı  1293  H.  de 
basılan  hususî  menakıbnamelerinde  yazılıdır.  Halifelerinden  Kastamo- 
nulu Muslihiddin  Vahyî  Efendi  de  kemal  sahibi  bir  zat  olup  (Mîracü'l- 
Beyan)  isminde  matbu  tasavvufa  ait  manzum  risalesi  vardır. 

ŞEMSEDDİN  SİVASÎ 
«EBU'S-SENA  ŞEYH  ŞEMSEDDİN  AHMED  ES-SİVASλ 

1006  =  1597 

Halveti  tarikatının  şubelerinden  Şemsiye  kolunun  kurucusu  ârif  bir 
zat  olup  Zile'lidir.  Yedi  yaşındayken  pederinin  mürşidi  olan  Amasyalı 
Şeyh  Hacı  Hızır  Efendinin  duasını  almak  üzere  pederi  ile  beraber  Amas- 
ya'ya gidip  Hz.  Şeyhin  teveccühlerine  mazhar  olduktan  sonra  memleke- 
tine döndü  bundan  sonra  Tokat'a  giderek  meşhur  âlimlerden  Arakıyeci- 


—  206  — 


zade  Şeemseddin  Efendiden  tahsile  başladılar.  Daha  sonra  İstanbul'a  ge- 
lerek tahsilini  tamamladılar.  Tarikat  bakımından  Cuma  pazarlı  Musli- 
huddin  Efendi  ile  Şirvanlı  Mecdeddin  Efendi  hazretlerinden  feyz  almış- 
lardır. Sonraları  Sivas'a  giderek  tedris  ve  irşad  ile  meşgul  olmuşlardır. 
«Nuh  felek  Şemsi  dolandı  nur  ile»  mısramm  delâleti  olan  1006  H.  de  ve- 
fat ettiler.  Eğri  seferinde  bulunan  ve  duası  kabul  buyrulan  yüksek  zat- 
lardandır. 

Yüksek  menkıbeleri  Şeyh  Recep  Sivasi'nin  (Necmü'l-Hüdâ)  ve  Şeyh 
Nazmi-i  İstanbullunun  (Hediyyetü'l-İhvan)  ve  Müstakimzade  Süleyman 
Saadeddin  Efendinin  (Hulâsetü'l-Hediyye)  isimlerindeki  eserleriyle 
başka  eserlerde  geçmiştir. 

Kıymetli  eserlerinden  manzum  olanlar  : 


1 

—  Menakıb-ı  İmam-ı  Âzam  (matbudur) 

2 

—  İrşadü'l-Avam 

3 

—  Menasik-i  Hac 

4 

—  Mir'atü'l- Ahlâk  ve  Müşevvikü'l-Eşvak  {^) 

5 

—  İbretnüma  (-) 

6 

—  Gülşen-i  Âbad. 

7 

—  Heşt  Beheşt  (^) 

8 

—  Tercemetü  İlâhî  Name-i  Şeyh  Attar 

9 

—  Tercemetü  Pendname-i  Şeyh  Attar  (^) 

10 

—  Süleymanname 

11 

—  Divan-ı  Arifane 

12 

—  Mevlid-i  Nebî  (matbudur) 

13 

—  El-Fesayıh  Fi  Tercemeti'l-Levayıh 

14 

—  Terceme-i  Kaside-i  Bür'e 

15 

—  Mir'atü'l-Eşvak 

Mensur  olan  eserleri : 

1 

—  Şerh-i  Muhtasarü'l-Menar  El  Müsemma  bi  Zübdetü'l-Esrar 

2  —  Şerhu  Kavaidü'l-İrab  Li  İbni  Hâşim  El  Müsemma  «Bi  halli'l- 

Meâkid» 


3  —  Menakıb-ı  Çiharyari  Güzin  (matbudur) 

4  —  Cilau  uyunil  Arais  El  Muhaddare 


(1)  1055  H.  de  vefat  eden  İstanbul  kadısı  Bostanzade  Yahya  Efendinin  de 
28  bab  üzerine  bu  isimde  ve  bu  alanda  bir  kitabı  mevcuttur. 

(-)  Bursalı  Lâmi-i  Çelebi  ile  Uşşakî  tarikatı  şeyhlerinden  Bursada  Üçkuzu- 
larda  yatan  Bursavî  mahlaslı  Muhammed  Muhyiddin  Efendinin  de  bu  isimde 
bir  eseri  vardır  ki  bunlardan  birincisi  basılmış  ikincisi  basılmamıştır. 

(3)  Mevlânâ  İdrisî  Bitlisinin  bu  isimde  Farsça  Osmanlı  Tarihi,  Sufa  Beyin 
Tezkiretüş  Şuarası,  Şehrizade  Said  Efendinin  Kostantıniyye  Tarihi  vardır. 

(^)  Matbu  olan  bu  şerh  olmayıp  şairlerden  8Ö3  =  1487  H.  de  vefat  eden 
Edirneli  Emrînindir. 


—  207  — 


5  —  Nakdü'l-Hâtır  ('') 

6  —  Umdetül  Edip  Fitteallümi  Vet-Te'dib  -  Kavaidi  Fârisiyye 

7  —  Şerhu  Gazeliyatı  Sultan  Murad  Han-ı  Salis 

8  —  El  Camiu'n-Nüfûs 

9  —  Letaifu'l-Âyat  ve  Nukûşü'l-Beyyinat 

10  —  Dairetü'l-Usûl 

11  —  Huccetü  îlâhîye 

12  —  Kıssa-i  Musa  ve  Hızır 

13  —  Şerhu  Kelimatü  Küme}^!  îbni  Ziyad 

14  —  Menazili'l-Ârifîn 

15  —  Meclis 

Arifane  gazellerinden  : 

Vasıl  olmaz  kimse  Hakka  cümleden  dur  olmadan 
Kenz  açılmaz  şol  gönülden  taki  pürnur  olmadan 
«Mûtû  kable  entemûtu»  sırrına  mazhar  olan 
Gördü  anlar  haşr-ü  neşri  nefhai  sur  olmadan 
Sen  müyesser  eyle  yarabbi  bizlere  beytin  tavaf 
İlmin  ile  âmil  eyle  vâde  tekmil  olmadan 
Hak  cemalin  kâbesini  kıldı  âşıklar  tavaf 
Yerde  Kâbe  gökyüzünde  beyti  mamur  olmadan 
Mest  hem  mestane  geldim  ta  ezelden  ta  ebed 
içmişim  aşkın  şarabın  ab-ı  engür  olmadan 
Mest  olanlar  kelâmı  kenduden  gelmez  velî 
Pes  enel  Hak  nice  söyler  kişi  Mansur  olmadan 
Bir  devasız  derde  düştü  bu  dil  Şemsî  mudam 
Hakka  makbul  olmak  ister  halka  menfur  olmadan 

Mevlid-i  Nebî  manzumelerinden  : 

Ey  Hüdavendi  tuvanâ  padişah 
Yerde  gökte  senden  özge  yok  ilâh 
Yoğiken  eşyayı  icad  eyledin 
Kün  dedin  viranı  abâd  eyledin. 


(•"')  Şeyh  İsmail  Hakkı  Efendi  hazretlerinin  de  bu  isimde  bir  eseri  vardır. 


—  m  — 


ŞAH  I  VELÎ  AYINTABÎ 
«ŞAH  I  VELÎ  İBNİ  KAYA  NÂİBÜL  ASKERλ 
1000  =  1591 

Halveti  tarikatı  şeyhlerinden  faziletli  bir  zattır.  1000  H.  tarihine  ya- 
kın memleketinde  vefat  etti.  (Gunyetü's-Sâlikîn)  isminde  Arapça  mu- 
fassal (Vird-i  Settar)  şerhi  vardır  ki  bir  nüshası  bu  âciz  muharrir  tara- 
fından Üsküdar'da  Nasuhî  Hz.  leri  dergâhı  kütüphanesine  hediye  edil- 
miştir. İkisi  bir  mecmuada  olmak  üzere  Ayasofya  kütüphanesinde  (El 
Kevakibü'l-Mudîe  Fi't-Tarikati'l-Muhammediyye)  isminde  mensur  ve 
(Risaletü'l-Bedriyye  Fi  Beyani  Tarikati'l-Merziyye)  adında  manzum 
eserleri  vardır.  Bedriyenin  matlaı: 

Hüvel  Evvelü  dedîm  Elhamdü  lillâh 
Hüvez  Zahire  zahir  oldu  âlem 
Hüvel  Ahiru  yine  eş-Şükrü  lillâh 
Hüvel  batınla  olur  beyt  mübhem 

(Kevakib)in  önsözünde  956  =  1549  H.  de  Şeyh  Yakup  Efendiye  inti- 
sap ettiğini  zikretmiştir. 

ŞUHUDÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
1126  =  1714 

Şairlerin  âriflerinden  bir  zat  olup  Babaeskilidir.  Hal  tercemesi  ileri- 
de yazılı  Nureddin  Cerrahî  ile  pîrdaştır.  Tahsil  ve  sülûkünü  tamamladık- 
tan sonra  memleketinde  eser  yazma  ve  irşad  ile  meşgul  olarak  1126  H. 
de  vefat  etti.  Cenab-ı  Hak  tarafından  «Abdürrahim  Rahmani»  lâkabının 
verildiği  kendisine  ilham  olunduğundan  nesir  ile  yazılmış  eserlerinde 
(Abdürrahim  imzası  vardır.  Mürşid'i  Alâaddin  Ali  Köstendilli'nin  ârifane 
sözlerini  toplayan  bir  eseriyle  (Tezkiresi),  «Şuhudî»  mahlâslı  Dîvanı, 
(Telvîhat-ı  Sübhaniye)  isminde  bir  kitabı  vardır. 

Sünbüliyeden  Hasan  Necmeddin  Efendi  halifelerinden  olup  «Mual- 
limü'l-Hayr»  terkibinin  delâleti  olan  1021  =  1709  H.  de  vefat  eden  Şuhu- 
dî Muhammed  Efendi  başka  bir  zattır.  Bu  zatın  hat  sanatı  ile  de  alâkası 
vardır. 


209  — 


ŞUMLALIZADE  AHMED  EFENDİ 
1085  =:  1670 

Gülşenî  tarikatının  şeyhlerinden  âlim  bir  zat  olup  Bursalıdır.  Sırf 
tahsil  ve  ilimde  ilerleme  maksadiyle  seyehat  yolunu  tutarak  Mısır'da 
yerleşmiş  ve  bu  esnada  Muhyîzade  Hasan  Efendi  vasıtasiyle  tarikat  yo- 
luna girmiştir.  Bundan  sonra  Bursa'ya  dönmüş  Ulu  Cami  yakınında  Ka- 
raçelebizade  Abdülaziz  Efendinin  yaptırdığı  Sıbyan  mektebine  muallim 
olmuştur.  «Mûtû  kable  en  temûtû»  hadis-i  şerifinin  delâleti  olan  1085  H. 
de  vefat  edip  adı  geçen  mektebin  avlusuna  defnedilmiştir.  Hal  tercemesi 
yukarıda  geçen  İbrahim  Gülşenî'nin  yüksek  menkıbelerini  anlatan  ese- 
riyle 28  şive  üzerine  tertiplenmiş  (Gülşenîye)  sülük  ve  ahvalini  açıkla- 
yan Türkçe  bir  eseri  ve  Rindî  mahlaslı  ilâhileri  vardır.  Gülzar-ı  İrfan'da 
makamında  bulunduğu  Ali  Mest  Sultan  zaviyesinde  defnedilmiş  olduğu 
yazılmıştır. 

ŞABAN  NAKŞİBENDÎ 
1003  =  1594 

Nakşibendî  şeyhlerinin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Mudurnuludur.  İs- 
tanbul'da Emir  Buharî  zaviyesinde  münzevi  bir  şekilde  hayatını  geçir- 
miştir. Basılmamış  Arapça  (Kaza  ve  Kader),  Türkçe  (Meratib-i  Sülük 
ve  Keşf)  risaleleri  vardır.  «Fevt-i  Nakşibendî»  terkibinin  delâleti  olan 
1003  H.  de  vefat  etti.  Şeyh  Vefa  türbesi  harimine  defnolunmuştur.  Mür- 
şidi Hakîm  Çelebi  şöhretiyle  anılan  Şeyh  Muhammed  Efendi  de  burada 
toprağa  verilmiştir. 

ŞEMSEDDİN  EFENDİ  (NASUHÎZADE) 
1249  =  1833 

Hal  tercümesi  ileride  yazılı  Nasuhî  Hz.  lerinin  torunu  olup  ârif  ve 
fazıl  bir  zattır.  «Eyledi  Şemseddin  Efendi  irtihal»  mısramm  delâleti  olan 
1249  H.  de  vefat  ederek  makamında  bulunduğu  büyük  dedesinin  dergâ- 
hına defnedildi.  (Vird-i  Settar'a  Arapça  yazdığı  şerhi  Arapça  (Risale-i 
Sülûkiye)si  ve  Firavun'un  imanı  hakkında  Şeyh-i  Ekber  Hz.  lerinin  sö- 
züne uygun  olarak  Türkçe  bir  risalesi  vardır, 

F.  :  14 


—  210  — 


ŞAKİR  EFENDİ  (MUHAMMED  ŞAKIR  EFENDİ) 
1269  =  1852 

Halveti  tarikatının  Cerrahiye  şubesi  şeyhlerinden  âşık  bir  zat  olup 
İstanbulludur.  «Muazzez  göçtü  ya  Hû  Şeyh  Şakir  bezm-i  didare»  mısraı- 
nm  delâleti  olan  1269  H.  de  vefat  etti.  Fatih  civarındaki  Nişancı  Camii 
karşısında  defnedilmiştir.  (Etvar-ı  Seb'a)  risalesiyle  (Dîvan-ı  îlâhiyat)ı 
vardır. 

İlâhilerinden  : 

Mürşid  elinden  nûş-i  şarabet 
Sonra  derûnun  aşkına  kebabet 
Sine-i  şevkin  bezme  rebabet 
Rah-ı  Hüdaya  böyle  şitap  et 

Halifelerinden  Tevfik  Efendinin  de  Dîvan-ı  îlâhiyatı  vardır. 

ŞEREFÜDDİN  ŞUAYB  EFENDİ 
1329  =  1911 

Halveti  tarikatının  kollarından  Giılşenı  kolu  şeyhlerinden  ârif  ve 
edip  bir  zat  olup  Edirnelidir.  «Şeyhu  âriz-i  billâh»  terkibinin  delâleti 
olan  1329  H.  de  vefat  ederek  şeyhlik  makamında  bulunduğu  Müslim 
Efendi  dergâhına  defnedildiler.  Sezaî  Hz.  lerinin  «Kalemi  sun-i  ezel  her- 
neki  tahrir  etti»  mısraı  ile  başlayan  ârifane  gazelini  gerçekten  vakıfane 
bir  surette  şerh  ederek  (Îzahu'l-Meram  Fi  Meziyyeti'l-Kelâm),  yahut 
(Şerhu'n-Nokta  ve'l-Kalem)  ismini  vermişlerdir  ki  basılmıştır.  İrfanla 
dolu  mektuplarını  havi  mecmualarıyle  şiire  mahsus  kaabiliyeti  de  olup 
aşağıdaki  gazel  bu  ârifane  kaabiyetinin  bir  mahsulüdür.  (Nûrun  hakika- 
tma  ait  risaleleri)  yle  namazın  esrarına  dair  (Keşfü's-Salât)  isminde  ri- 
saleleri de  vardır  ki  her  ikisi  de  basılmamıştır. 

Renk  ü  elvan-ı  cihanla  etme  cana  ittisaf 

Sil  gönülden  gayr-ı  fikrin  eyle  kendin  sine  saf 

Nuru  irfan  ile  keşfet  anla  nefsin  hilesin 

Kıl  sefer  mülk-i  derune  eyle  dil  beytin  tavaf 

Taht-ı  dilde  hükmedüp  ey  şah-ı  divan  itmeğe 

Çok  gerektir  nefisle  çün  içtihad-ü  ihtilâf 

Hakka  vuslat  istersen  ser  fürû  kıl  âdeme 
Adem  mâna  dürer  zira  hakikatte  mütaf 
Vakıf-ı  esrar  olan  bir  kâmilin  gir  kalbine 
Ey  şeref  bulmak  dilersen  du  cihanda  sen  muaf 


—  211  — 


ŞEYH  EDEBÂLÎ 

Osmanlı  saltanatının  kurucusu  Sultan  Osman  Gazi  hazretlerinin  ka- 
yınpederi olup  120  sene  ömür  sürmüş  zahir  ve  batını  mamur  ünlü  bir 
şeyhtir.  Tahsilinin  başlangıcı  memleketi  olan  Karaman'da,  nihayeti  Şam- 
dadır.  Tefsir,  Hadis,  Tasavvufta  hususiyle  Fıkıh'ta  ihtisas  sahibi  idiler. 
Sultan  Osman  Gazi  hakkındaki  rüya  tâbiri  ve  hayır  duaları  bütün  Os- 
manlı tarihlerinde  yazılıdır. 

Kâtip  Çelebi  merhumun  «Süllemü'l-Vüsûl  ilâ  Tabakati'l-Fuhûl»  ün- 
de âriflerin  tacı  Bağdatlı  Ebul  Vefa  tarikatından  oldukları  kaydedilmiş- 
tir. 

Bu  yüksek  zatın  kabri  hakkında  her  ne  kadar  ihtilâf  varsa  da  Âşık 
Paşazade  tarihindeki  şu:  «Orhan  Gazinin  anası  Allah  rahmetine  vardı. 
Ve  hem  dedesi  Edebâlî  ve  hattâ  kızından  bir' ay  önden  Allah  rahmetine 
vardı.  İkisini  dahi  Bilecik  hisarında  kodular»  ifadesine  göre  Bilecik'te 
gömülü  oldukları  anlaşılmaktadır.  Bununla  beraber  Eskişehirde  de  yük- 
sek adlarına  izafe  edilen  bir  türbe  ziyaret  olunmaktadır. 

Karacahisar  (^)  —  Karacaşehir'de  ilk  istiklâl  hutbesini  okuyan  da- 
matları Karamanlı  Dursun  Fakihin  kabri  olmak  üzere  Eskişehir'deki 
Şeyh  Edebali  türbesi  haricinde  kitabesiz  bir  kabir  ziyaret  olunmakta  ise 
de  bu  zatın  da  Bilecik'le  Söğüt  arasında  Küre  köyü  yanında  şose  kena- 
rında defnedilmiş  bulunduğu  vesika  gösterilerek  rivayet  edilmiştir. 

TENNURÎ  İBRAHİM  EFENDİ 
887  =  1482 

ÎTfan  sahibi  şeyhlerden  bir  zattır.  Pederi  Sivaslı,  validesi  Amasyalı 
olup,  Amasya'da  doğmuştur.  Konya'da  Mevlânâ  Sarı  Yakup'tan  tahsilini 
tamamladıktan  sonra  bir  müddet  ders  okutmakla  meşgul  olarak  sonra 
da  Akşemseddin  hazretlerine  intisap  etmişlerdir.  Muhammediye  vadi- 
sinde (Gülzar-ı  manevî)  ismindeki  basılmamış  eseri  kemaline  şahittir. 
Bunun  bir  nüshası  Nuruosmaniye  diğeri  Esat  Efendi  kütüphanesinde 
vardır.  887  H.  de  vefat  etti.  Kabri  Kayseridedir.  Bir  na'tlarmdan  : 

Ol  itti  Hacc-ı  Ekber  kurup  arş  üstüne  tahtını 
Oku  Rabbî  vasıta  andan  anı  kim  ism-i  â'zamdır. 
Anın  mikatıdır  dünya  anın  ihramıdır  ukba 
Anın  kurbanıdır  yokluk  ona  aşk  âb-ı  zemzemdir 

(1)  Eskişehir'e  bir  touçuk  saat  mesafede  Kütahya  yolu  üzerinde  bir  kasaba 
olup  Osmanlıların  istiklâline  dair  ilk  hutbe  okunan  Camii  Şerif  buradadır. 


—  212  — 


(Gülzarlı  Manevî)  matlamdan  : 

Kılalım  hamd  ile  her  işe  bünyâd 
Onu  hayr  ile  hatmide  üstad 
İşin  üstadı  oldur  kim  cihanı 
Yarattı  hem  içinde  cism-ü  canı 
Kamusun  gözgü  kıldı  san'atma 
Velî  gözgünün  ardından  bakanlar 
Göremedi  ve  gözsüz  kaldı  anlar 
Çu  bilmedi  onlar  şah-ı  cihanı 
Dilinde  kaldı  gözgünün  nişanı 

Torunlarından  ve  Sultan  III.  Murat  devrinde  yaşayan  Ebus  Suud 
îbni  Şeyh  Sadullah  Efendi  de  ilim  ve  irfan  sahibi  bir  zat  olup  (Miftahu'l- 
Adale)  isminde  2  bab  üzere  tertiplenmiş  bir  eseri  vardır  ki  I.  bab  (Fe- 
zailü'l-Guzâti  ve'l-Mücahidîn),  II.  bab  (Fezail-i  Merakibi  Erbabü'd-Dün- 
ya  ve'd-Dîn)  dir.  7  bab  üzere  tertipli  Türkçe  tarikatname  yazarı  olan 
(Duacıoğlu)  da  Bayramiye  tarikatı  âriflerindendir. 

TERZİ  BABA  (HAYYAT  VEHBİ) 
1264  =  1847 

Mevlânâ  Halid-i  Bağdadî  halifelerinden  Erzincanlı  Abdullah  Efen- 
diden hilâfet  almış  âşık  bir  zat  olup  Erzurumludur.  (Miftahü'l-Kenz)  is- 
minde basılmış  bir  manzumeleri  ve  takrirlerinden  meydana  gelmiş  (Sı- 
fat-ı  Subutiye)  risaleleri  vardır.  1264  H.  de  Erzincanda  vefat  etmiştir. 
Beyitlerinden  : 

Gel  ey  Hayyat  Vehbî  sen  beyan  et 
Hidayetten  biraz  mâna  ayan  et 
Hidayettir  kuluna  evvel  îman 
Kabule  say  ederse  eyler  ihsan 

TURHAL  ŞEYHİ  MUSTAFA  EFENDİ 
1197  =  1782 

Amasya  ile  Tokat  arasındaki  Turhal'dan  fazilet  sahibi  ârif  bir  zat- 
tır. Amasya  ve  İstanbul'da  tahsilini  ikmalden  sonra  Şeyh  Murad  Nakşi- 
bendî'nin oğlu  Ali  Efendiye  intisap  edip  hilâfete  nâil  olarak  memleketine 
dönmüş  ilim  ve  tarikatın  neşrine  başlamıştır.  1197  H.  de  vefat  ederek 
yaptırmağa  muvaffak  olduğu  camiin  avlusuna  defnedilmiştir.  Sadrâzam 


—  213  — 


Seyyid  Muhammed  Paşanm  kendisine  bağlılığı  ve  sevgisi  dolayisiyle 
Turhal  civarındaki  Taziye  köyünün  mülkiyeti  padişah  tarafından  veril- 
miştir. Bu  köyü  kendi  mülkleriyle  beraber  memleketinde  kurduğu  ca- 
mi, medrese  ve  tekkeye  vakfetti. 

Sahih  hadislerden  derleyip  toplamak  suretiyle  (El-Bedru'l-Münîr 
Fi  Şerhi  Ehedisi'l-Beşiri'n-Nezir)  ismindeki  hadise  dair  eseriyle  (Mür- 
şidü's-Salikîn)  namında  bir  kitabı,  (Hadis-i  Erbam  şarhi)  ile  diğer  bir 
kitabı  vardır.  Halveti  tarikatının  Şabaniye  kolundan  da  hilâfet  aldığı 
Üsküdar'da  gördüğüm  bir  tomarda  yazılıdır. 

UYÛNÎ  SEYYİD  MUHAMMED  EFENDİ  (RAHÎKÎZADE) 

1166  =  1752 

Sümbüliye  tarikatının  şeyhlerinden  şair  bir  zat  olup  İstanbulludur. 
Sütlüce  şeyhi  adiyle  tanınmıştır.  «Hatime-i  Sülehâ»  terkibinin  gösterdi- 
ği 1166  H.  de  vefat  etti.  Sütlüce'de  Sine  çâk  yakınında  defnedilmiştir. 
Eserleri:  Dîvan,  (Silsile  Name-i  Meşayihı  izam),  (Tarifname-i  Dergâhan) 
dır.  Bir  na'tmdan  : 

Cemî  Enbiyaya  pişivasın  yâ  Resulallah 
Cemî  Evliyâya  rehnümasın  yâ  Resulallah 

ÜNSÎ  HASAN  EFENDİ 
1136  r=  1728 

Karabaş  Velî  halifelerinden  ve  ariflerden  bir  zat  olup  Taşköprülü- 
dür.  İstanbul'da  irşat  ve  tedris  ile  meşgul  oldular.  1136  H.  tarihinde  ve- 
fat ederek  Bab-ı  Alî  yakınında  Salkım  söğütte  Aydmoğlu  dergâhına 
defnolundular.  İlâhîlerini  havi  küçük  bir  divanlarıyle  (Sırr-ı  Ehadiyyat) 
isminde  risaleleri  vardır.  Halifelerinden  olup  1175  =  1761  H.  tarihinde 
vefat  ederek  mezkûr  dergâha  defnedilen  İstanbullu  İbrahim  Hass'ın  da 
binbir  ilâhiyi  câmi  dîvanı  ile  evliya  menkıbelerini  havi  (Tezkiretü'l- 
Has)  ve  Unsî  Efendinin  ârifane  sözlerini  muhtevi  (Kelâm-ı  Aziz)  vesaire 
gibi  eserleri  mevcuttur.  Bu  eserlerin  hiçbiri  basılmamıştır. 

ÜMMÎ  SİNAN 
958  =  1551 

Halveti  tarikatının  şubelerinden  Sinaniye  kolunun  kurucusu  olan 
büyük  pirdir.  İsmi  İbrahimdir.  Doğum  yeri  Perzerin  havalisinde  olmak 
üzere  nakledilmişse  de  tashihten  geçmiş  bir  icazetnamede    Bursalı  ol- 


—  214  — 


dukları  görülmüştür.  Karamanlı  oldukları  da  rivayet  edilmiştir.  Kendi- 
leri âlim  oldukları  halde  gördükleri  bir  rüya  üzerine  (Ümmî)  lâkabını 
takınmışlardır.  Tasavvufî  bazı  ilâhileri  olup  vefatları  (Gitti  958  de  Üm- 
mî Sînan)  mısrama  uygundur.  Hz.  Halit  civarında  Oluklu  Bayır  denilen 
yerde  halifelerinden  Nasuh  Efendi  tarafından  yaptırılan  dergâhında  gö- 
mülüdür. Evlât  ve  torunlarıyle  damadı  Topkapı  civarında  Kürkçübaşı 
Ahmet  Şemseddin  mahallesinde  Kanunî  Sultan  Süleyman  tarafından 
kendileri  için  inşa  edilen  dergâhtadır.  Manisada  Muradiye  kütüphane- 
sinde (Risale-i  Şerîfe-i  İstanbulî  Ümmî  Sînan)  isimli  bir  eseri  tarafım- 
dan görülmüştür.  İrfanını  gösteren  ilâhilerinden: 

Eserlerin  sohbeti  ele  giresi  değil 
İkrar  ile  gelenler  mahrum  kalası  değil 
Ümmî  Sînan  yol  âyan  olupdur  herşey  ayan 
Dervişlik  yolu  heman  tâç  ve  hırkası  değil  (^) 

Türbelerinin  niyaz  penceresi  üstünde  muallâk  beyit: 

«Mürid  ralı-ı  Hakka  kıbîegâh-ı  âşıkândır  hû 
Edeple  gir  gözün  aç  türbe-i  Ümmî  Sınandır  bû» 

ÜFTADE  MUHAMMED  MUHYİDDİN  (2) 
988  =  1580 

Celvetî  tarikatının  zamanında  ay  gibi  parlak  halindeki  inkişafına 
sebep  olmuş  pek  büyük  bir  pîr  olup  Bursalıdır.  Tahkik  ve  irfanlarına; 
hakikat  yolları  ve  tarikat  hallerine  dair  sözlerini  toplayan  ve  halifesi 
Hüdaî  Hazretleri  tarafından  derlenen  (Vakıât)  (•^)  ismindeki  kıymetli 
eseri  âdil  bir  şahittir.  Bir  hutbe  mecmuası  ile  tasavvufî  ilâhilerini  câmi 
küçük  bir  dîvanları  da  vardır.  Vefatları  (Nurullahi  muzcia)  terkibinin 

(1)  Niyazi  Mısrî'nin  matbu  (Menakıbname)  sinde  bu  ilâhinin  Niyazı  Mısrî 
hazretlerinin  mürşidleri  Elmalılı  Muhammed  Sinan  Ümmî  hazretlerinin  olduğu 
mezkûr  ise  de  mevsukiyetine  hükmoiunamaz. 

(2)  Üftade  Hz.  lerinin,  hal  tercemelerinin  tafsilâtı  Bursalı  Hüsameddin'in 
yazdığı  (Menakıbname)  ile  diğer  bir  hususi  menakıbnamede  ve  İsmail  Hakkı 
merhumun  (Silsilename-i  Halveti)  lerlnde  mezkûrdur. 

(3)  Arapça  olan  bu  'büyük  eserin  bir  nüshası  bu  âciz  tarafından  Bursadaki 
Camii  Kebir  kütüphanesine  vakfedilmiştar.  Birer  nüshaları  da  İstanbulda  Be- 
yazıt Camii  içindeki  küüphane  ile  (Aziz  Mahmud  Hudayî  Efendi  Dergâhı)  ve 
Üsküdarda  Atlama  Taşı  kütüphanelerinde  mevcuttur,  Bu  eserin  bazı  parçaları 
tercümç  olunmuştur, 


—  215  — 


delâleti  olan  988  H.  (^)  tarihinde  ve  kabirleri  Hisar  dahilinde  Yerkapı 
(Bab-ı  Zemin)  mahallesinde  camii  şerifleri  yanmdaki  türbesindedir. 
Mürşitleri  olup  Bursada  Üç  Kuzular  altmda  defnedilmiş  bulunan  Hızır 
Dedenin  vefatından  sonra  Şeyh-i  Ekber  hazretlerinin  ruhaniyetlerinden 
feyiz  aldıkları  (Vakıât)  kitabının  muhteviyatından  anlaşılmaktadır. 
(Ulu  Cami)  hakkında  söylemiş  oldukları: 

Ya  cami-ul  Kabir  veya  mecma-ul  Kibâr 
Tubâ  limen  yezûrüke  fil-leyli  vennehâr 

mânidar  beyti  yazı  sanatı  cihetiyle  de  adı  geçen  mabedi  tezyin  eden 
levhalar  arasında  görülmektedir. 

İrfanının  delili  olan  ilâhilerinden:  (Yine  düş  oldu  gönül  yârin  ce- 
mal-i  şem'ine)  ve  (Aslını  bilen  kişi  itmez  bu  illerde  karar)  mısralarıyle 
başlıyan  ilâhileri  hâl  tercümesi  (A)  harfinde  mezkûr  Şeyh  Ali  Örfî 
Efendi  tarafından  şerh  olunmuştur. 

Arifane  beyitlerinden  : 

Ehl-i  irfan  dediler  sen  çıkmayınca  aradan 
Bilemezsin  kimdir  kendûyî  pünhan  eyliyen 
Sen  çıkınca  aradan 
Kalır  seni  yaratan 

Hüdai  Hz.  lerinin  haklarındaki  manzumeleri  olup  sandukalarında 
muallâk  olan  manzume  aşağıdadır: 

Bağ-ı  aşkın  andelibi  Hazret-i  Üftadedir. 
Dertli  âşıklar  tabibi  Hazret-i  Üftadedir 
Vasıl-ı  Kâmil  odur  Tevhid-i  zâta  şüphesiz 
Dost  ilinin  rehnüniası  Hazret-i  Üftadedir. 
Eyliyen  ruhundan  istimdat  iruşür  matlebe 
Hal  iden  her  müşkilâtı  Hazret-i  Üftadedir 
Mürşid-i  âlî  dilersen  dâmen-i  pakini  tut 
Gösteren  rah-ı  Hüdayı  Hazret-i  Üftadedir 
Sıdk  ile  kul  ol  Hüdayi  eşiğinde  daima 
Bil  hakikat  Kutbu'l-Aktap  Hazret-i  Üftadedir. 


(1)  Düştü  dile  kalemden 

Tarih-i  irtihal-i  Üftade  Üftade  Müstakimzade 
Türbesinin  duvarında  kazılmış  tarih: 

Düştü  iskat-ı  yâ  ile  tarih 

Geçti  Üftade  Bursanm  kutbu 
Üftade  Hz.  lerinin  divani  bu  âçiz  müellif  vaşıtaşiyle  (Bursalı  Mehmet  Ta- 
bir) bastırılmıştır. 


—  216  — 


VEFA-İ  KONEVÎ  (MUSLİHUDDİN  MUSTAFA  İBNİ  VEFA) 

890  =  1485 

Zeyniye  tarikatının  ulularından  Bursada  Zeynilerde  medfun  bulu- 
nan Abdüllâtif  Kudsî  Hazretlerinin  baş  halifelerinden  Kemalât  ve  fazi- 
let sahibi  bir  zattır.  Ham  ve  toy  bir  kimsenin  « —  Mansuru'n,  Ene'l-Hak 
dediğine  ne  dersiniz?»  sualine  karşı:  « —  Ene'l-Batıl  mı  desin  idi»  şek- 
lindeki ârifane  cevabı  ile  kendisini  susturması  meşhurdur.  Vefatı  (İla 
Rahmeti  Rabbih),  (Huld-i  berîn)  terkiplerinin  gösterdiği  896  H.  de,  mü- 
barek kabri  İstanbul'da  yüksek  isimleriyle  anılan  yerdedir.  (Tecri)  de 
haşiyeleri  olduğunu  (Tacü't-Tevârîh)  nakletmektedir.  Nücum  (Astrolo- 
ji), Kozmoğrafya,  Hey'at  ve  Musikiye  de  vakıf  idiler.  Üç  lisan  üzerine 
yazılmış  bazı  ârifane  şiirleri  vardır.  Ayasofya  kütüphanesinde  (Saz-ı  İr- 
fan) ismindeki  manzumenin  arka  tarafındaki  meşruhatta  bu  zata  atfe- 
dilmesi zühul  eseridir.  Zira  manzumenin  nihayetinde  (Bahrî)  nammdaki 
bir  şairin  eseri  olduğu  yazılmıştır.  Niyaz  penceresinde  Ali  Paşanın  kızı 
Selmanm  el  yazısiyle  aşağıdaki  beyit  yazılıdır. 

Muktedayı  ehli  mâna  Muslihuddin  Ebü'l-Vefa 
A'yüni  Uşşaka  hâki  merkadidir  Tûliya 

Arifane  şiirlerinden  : 

Yazdığın  çünki  ezelde  dost  tağyir  eylemez 
Her  ki  ariftir  bu  sırrı  bildi  tedbir  eylemez 

Ruhun  cemale  âyine  olsa  heşir  olur 
Yahut  celâle  âyinedir  hod  nezir  olur 

Evvel  tevhidi  zikret 
Sonra  cürmünü  fikret 
Var  yolu  ki  doğru  git 
Derviş  olayım  dersen 

Matla'lı  yüksek  nutku  zamanımızın  âriflerinden  Cebbarzade  Arif 
Bey  tarafından  (Dâfiu'z-Zulm-i  li  kulûbi'l-Ümem)  ismiyle  şerh  olun- 
muştur. /  ,         ;■  ' 

Bir  de  İstanbul  enlem  ve  boylamına  göre  (Ruznamçesi)  vardır  ki 
(Husnü'l-İktifai  li  halli  ruznamei  şeyh  Vefa)  ismiyle  Osmanh  riyaziye- 
cilerinden bir  zat  tarafından  şerh  olunmuştur. 


—  217  — 


VAHYÎZÂDE  MUHAMMED  EFENDİ  «İZNİKλ 
1108  :=  1696 

Ârif  ve  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  künyesi  Ebu  Abdullah  Mu- 
hammed  îbni  Ahmed  El-İznikî'dir.  İlk  tahsilini  memleketinde  bitirerek 
İstanbula  gelip  tamamladı.  Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Ali  Çelebi'nin 
akrabasıdır.  Ömrünün  sonlarına  doğru  Üsküdar'da  Atik  Valide  Darü'l- 
Hadisinde  muhaddis  ve  camii  şerife  vaiz  oldu  «Mülâkat-ı  Mevt»  terkibi- 
nin delâleti  olan  1108  H.  de  vefat  ederek  Atik  Valide  Sultan  Camii  Şerifi 
mihrabı  önüne  defnedildi.  Nureddinzade'nin  en  mümtaz  halifelerinden- 
dir.  Eserleri  basılmamış  olup  en  meşhuru,  nahiv  ilminden  (Mugni'l-Le- 
bib)'e  yazdığı  müdekkikane,  mufassal  şerhidir  ki  Arap  âlimlerinin  bu 
şerhten  nakilleri  ve  şahid  göstermeleri  vardır.  Diğerleri:  (Şerhu  Meşa- 
rikı  Şerik),  (Şerhu  Ebyatı  Miftahi'l-Ulûm),  (İşaratü'l-Hâize  li  şerhi  Hal- 
lü'r-Ramize  minel  Aruz)  dur.  «Hilmi»  mahlâslı  ilâhiyatı  ve  (Bahru'l-Ke- 
mal)  isminde  manzumesi  vardır. 

VAHDETİ  OSMAN  EFENDİ  (i) 
1135  =  1722 

Şeyh  İsmail  Hakkı  Efendinin  halifelerinden  olup  Üsküp  doğumlu 
ise  de  Edirnede  yerleştiğinden  dolayı  «Edirne'lî»  diye  yâd  olunmuştur. 
İlim  ve  irfanı  bazı  ilmî  risaleleri  ve  manzum  eserlerinden,  ilmî  fıkıhtaki 
ihtisası  da  sonradan  bir  cildi  basılan  mufassal  (Mühtede'l-Enhür  İlâ  Mül- 
teka'l-Ebhur)  ismindeki  Mülteka  şerhinden  anlaşılmıştır.  Basılmamış 
divançesiyle  (Şerhu  Hadis-i  Erbeîn)  eserleri  cümlesindendir.  Bir  de  fı- 
kıhtan (Kifaye)'yi  terceme  etmiştir  ki  bir  nüshası  Ayasofya  kütüpha- 
nesinde mevcuttur.  El  yazısiyle  yazma  Hadisi  Erbain  şerhi  Esat  Efendi 
kütüphanesindedir.  Vefatı:  1135  H.  dedir.  Edirnede  Uzun  Kaldırımda 
Ayşe  Kadın  Hanı  bitişiğindeki  kabristanında  medfundur.  Arifane  şiir- 
lerinden: 

Eli  ehlinden  al  kim  ola  sırrını  zahir 
Arafet  mihri  desti  vizre  girmekle  ârif  olmaz 
Celvetiyiz  zahir  gerçi  sükûndur  deâbımız 
Ruh  ve  serde  çoktur  amma  raksımız  devranımız 

O)  Miratı  cemalinde  zuhur  eyledi  Mevlâ 

Ayatı  hututundadır  Esma  ve  Müsemma 

Münşii  ezel  safhayi  hüsnünde  sera  ser 
Nutku  sıfatın  künhü  ile  eyledi  ifşa 

manzumesinin  nâzımı  dîvan  sahibi  (Vahdeti)  Efendi  Bektaşi  meşrepli,  Hurufi 
mezhebinden  başka  bir  zattır. 


—  218  — 


Bu  yüksek  zattan  başka  Osmanlı  uleması  içindeki  Mülteka  şarihle- 
rinden  bazıları  : 


1  — 

1016  H.  de  vefat  eden  Muhammed  îşa-i  Tirevî 

2  — 

1048 

» 

» 

» 

İsmail  îbni  Sinan  Sivasî 

3  — 

1052 

» 

» 

» 

1       T\  /r     1                     1     Tl       ■       a  ı             t      ti       •      T^^    • ) 

Şah  Muhammed  Ibnı  Ahmed  Ibnı  Ebı  s- 
öuuQ  xLıS-oiuaiKi  üıi-ivıanasıın 

^   

1072 

» 

» 

» 

Şeyhzade  Kazasker  Abdurrahman  Efendi 

5  — 

1075 

» 

» 

» 

Şeyh  Halil  İbni  Resul  Sinobî  Akçacami 

6  — 

1055 

» 

» 

» 

Kasapzade  Muhammed  Efendi 

7  — 

1068 

» 

» 

» 

Abdurrahim  Mar'aşî 

R   

1125 

» 

» 

» 

Abdurrahman  Hisalî 

9   

1160 

» 

» 

» 

Muhammed  El-Izmirî 

1  D 

1130 

» 

» 

» 

Muhammed  İbni  Yusuf 

1  1   

±  JL   

1100 

» 

» 

» 

(Damad  Abdurrahman  îbni  Şeyh  Muham- 
med) 

12  — 

1101 

» 

» 

» 

Şeyh  Niyazi  Mısrî  halifelerinden  Musta- 
fay-i  Uşşakî 

13  — 

1034 

» 

» 

» 

Bostanzade  Muhammed  Efendi 

14  — 

980 

» 

» 

» 

Kasım  İbni  Süleyman  Niğdevî 

15  — 

1180 

» 

» 

» 

Seyid  Hasan  İbni  Ali  El-Kayseri 

16  — 

1115 

>> 

» 

» 

Abdülnafi  Kırımı 

17  — 

1065 

» 

» 

» 

Mevkufatî  Muhammed  Efendi  (Tercemedir) 

18  — 

1170 

» 

» 

» 

Yayabaşı  İmamı  Muhammed  Efendi 

ıq   

1105 

» 

» 

» 

Edirneli  Mürteza  Efendi 

90 

1127 

» 

» 

» 

Divrikli  Abdurrahman  Paşa 

21   

1093 

» 

» 

» 

Mustafa  İbni  Ömer  Üsküdarî 

9'? 

1227 

» 

» 

» 

Feyzullah  İbni  Veliyyüddin  Tarsusî  Süm- 
med-Debrevî 

23  — 

1152 

» 

» 

» 

Bursalı  Kuşakçızade  (Kuşakçı  Muhammed 
Dedenin  oğludur) 

24  ~ 

1014 

» 

» 

» 

Ali  İbni  Şerefeddin  (Zarifi) 

25  — 

1120 

» 

» 

» 

Uçzade  Şeyh  Ahmed  Efendi 

26  — 

1140 

» 

» 

» 

Seyyid  Ebi  Bekir  İbni  Ahmed  İzmitî 

27  — 

1168 

» 

» 

» 

Hafız  Mustafa  Efendi  İbni  Ahmed 

28  — 

1110 

» 

» 

» 

Gelibolu  Müftüsü  Süleyman  Efendi 

29  — 

1120 

» 

» 

» 

Rehah  (Urfalı)  Seyid  Tahir  Efendi 

30  — 

1297 

» 

» 

» 

Kürtzade  Aymtaplı  Kâtip  Mustafa  Efendi 

—  219  — 


VİSALİ  İBRAHİM  EFENDİ 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  İsmail  Hakkı  Efendinin  halifelerinden 
marifet  sahibi  bir  zat  olup  Bursa  Yenişehirindendir.  Tahsil  ve  sülûkünü 
bitirdikten  sonra  memleketine  dönerek  ilim  ve  tarikatının  neşrine  hizmet 
etmiştir.  Vefatında  dergâhına  defnedildi.  Cenab-ı  Hakkın  zat  ve  sıfatları- 
nın isbatma  dair  bir  eseriyle  arifane  ilâhiyatı  vardır. 

VELİYÜDDÎNZADE  HIFZI  EFENDİ 

Nakşibendî  tarikatının  âriflerinden  bilgi  sahibi  bir  zat  olup  İstan- 
bulludur. Nakşi  büyüklerinden  Şeyh  Ahmed  Farukînin  (Hidayetü'l-Ta- 
lib)ini  terceme  etmişdir  ki  kendi  el  yazısiyle  1253  H.  de  yazılmış  olan  nüs- 
hası Yahya  Efendi  kütüphanesindedir.  Nakşibendî  tarikatının  ileri  gelen- 
lerinden Ubeydullah-i  Ahrar  Semerkandî'nin  (El-Urvetü'l-Vüska  Li  Er- 
babi'l-İrtika)sı  ile  Abdullah  Dehlevî'nin,  (El  Füyuzatü'l-Ehadiyye  fi  Mü- 
rakabati'l-Ahmediyye)  isimli  eserinin  de  irabını  yapmıştır. 

VAHYİ  MUSTAFA  EFENDİ 

Nakşibendî  şeyhlerinden  âlim  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Hal  terce- 
mesi yukarıda  geçen  Hoca  Hüsam  Efendinin  manevî  oğlu  ve  en  yakın 
talebesidir.  1295  H.  de  Medine-i  Münevverede  vefat  ederek  meşhur  mü- 
cahit Dağistanli  Şeyh  Şamil  Efendinin  yanma  defnedildi.  Eserlerinden 
tasavvuf  ve  akaidle  alâkalı  (Sebhatü'z-Zakirîn)  ve  (Dürretül  Aziziye) 
isminde  olanları  matbu,  (Hezzü'z-Zakirîn)  ismindeki  (Hadis-i  Erbein 
Şerhi)  matbu  değildir. 

YÂR  ALİ  İBNİ  SİYAVUŞ  İBNİ  AVEREN  DİVRİĞİ 

812  =  1409 

Fazilet  sahiplerinden  yüksek  bir  zat  olup  Amasyalıdır.  Pederi  Zey- 
neddin  Siyavuş  Divrikli  ise  de  Amasyaya  hicret  etmiştir.  777  Hicrî  tari- 
hinde yazdığı  Farsça  «KİTABÜLMEKASİDÜNNACİYE  FİLMEBDEİ 
VELMEAŞi  VELMEADλ  ismindeki  değerli  eser  irfan  ve  kemâllerinin 
şahididir.  Bu  eserin  (Şeyh  Abdülmecid  Sivasî)  tarafından  terceme  ve  şerh 
edildiği  zikrolunmuştur. 

812  Hicrîde  Amasyada  vefat  etti.  Tasavvuf  ilminden  meşhur  «LE- 
MEAT-I  IRAKl»yi  de  Farsça  olarak  «LEMEHAT»  ismiyle  şerh  etmiştir 
ki  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  vardır. 


—  220  — 


«YUNUS  EMRE»  ÂŞIK  YUNUS 
843  =  1439 

Tarikat  ehli  arasında  aşkiyle,  ihlâsıyla,  irfaniyle,  mücahedesiyle 
tanınmış  bir  zat  olup  Şakayik  tercemesinin  nakline  göre  Bolu  sancağın- 
dan Sakarya  nehri  sahillerindendir.  O  havalide  irşad  ile  meşgul  bir  riva- 
yete göre  ama  tabduk  Emre  namında  Kadiri  tarikatı  şeyhleıinden  bir 
zata  intisab  ederek  yüksek  mertebelere  ulaştı.  Kesinlikle  naklolunduğu- 
na göre  Seyrusülûk  ve  mücahedesinde  bağlı  olduğu  dergâha  sırtı  ile  ge- 
tirdiği odunlar  içinde  «bu  dergâha  eğrilik  girmez  diyerek»  eğri  bir  odun 
bulundurmamıştır  ki  bu  da  onun  doğruluk  sadakat  ve  ihlâsmm  kema- 
line delildir.  Matbu  (Divan-ı  İlâhiyatı),  ârifane  ilâhiyatınm  hepsini  ha- 
vi değildir.  Bununla  beraber  bastırılan  bu  nüsha  tasavvuf  ilmi  nokta- 
sından bilvücuh  ehemmiyeti  haiz  olduğu  gibi  Osmanlı  şiir  ve  edebiyatı 
tarihi  devirleri  bakımından  da  kıymetlidir.  Bazı  hal  tercemesi  kitapla- 
rımızda vefat  tarihi  «GÜLŞEN-İ  TEVHİD»  terkibinin  delâleti  olan  843 
H.  olmak  üzere  kayıtlı  ise  de  divanmdaki: 

Tarih  dahi  yediyüzyedi  idi 
Yunus  canı  bu  yolda  kodu  idi 

Beytine  göre  843  den  evvel  olması  lâzım  gelir.  Arifane  ilâhiyatı  sa- 
de ve  basit  olmakla  beraber  tasavvuf  ilminin  gavamızı  itibariyle  pek  çok 
mazmunları  toplamış  olduğu  kendisinden  sonra  gelen  bütün  irfan  ve 
kemâl  sahipleri  tarafından  teslim  edilmiştir. 

Bir  ilâhiden  : 

Nazar  eyle  ey  teri,  pazar  eyle  götürü 
Yaradılanı  hoş  gör,  yaradandan  ötürü 

Diğer  bir  ilâhiden: 

Arif  ana  derler  ki  kân  ola 
Marifet  âleminde  umman  ola 

Başka  bir  ilâhiden: 

Aşkın  aldı  beni  benden 
Mevlâm  seni  isterim  seni 
Ben  yanarım  dünü  günü 
Mevlâm  seni  isterim  seni 
Aşıklara  vuslat  gerek 
Zahitlere  Cennet  gerek 
Mecnunlara  Leylâ  gerek 
Mevlâm  seni  isterim  seni 


—  221  — 


Cennet  Cennet  dedikleri 
Birkaç  ola  birkaç  huri 
İsteyene  ver  anları 
Mevlâm  seni  isterim  seni 

Başka  bir  beyit: 

Et  ile  deriye  büründiim 
Yunus  diye  göründüm 

Bazı  meşhurların  kabirleri  hakkında  olduğu  gibi  bu  zatın  kabri  hak- 
kında dahi  birbirine  benzemez  bir  takım  nakiller  vardır  ki  bazıları  aşa- 
ğıya nakledilmiştir. 

Bursalı  Lâmii  Çelebi'nin  (Nefahatü'l-üns)  isimli  matbu  eserinin  ter- 
cemesinde  Porsuk  suyunun  Sakarya  nehrine  karıştığı  yerde  olmak  üze- 
re zikredilmiş  ve  Yunus  Emre'nin  tasavvuf  muamması  kabilinden  meş- 
hur «Çıktım  erik  dalma  anda  yedim  üzümü  —  Bostan  ısısı  kakıpdir  ne 
yersin  kuzumu»  beytiyle  başlayan  manzumesinin  Şeyh  Niyazi  Mısrî  ta- 
rafından yazılan  matbu  şerhine  Bursalı  Şeyh  îsmail  Hakkı'nm  yazdığı 
basılmamış  haşiyesinde:  «Emre  zahir  şudur  Türkçede  methe  dair  lâkab- 
lardandır.  Türkler  arasında  Atabek  ve  Anadolulular  arasında  Lala  ve 
benzerleri  gibi.  Şeyh  Yunus  Emre  Anadolu'da  İsparta  civarında  Keçi- 
borlu kasabasının  yakınında  olan  büyük  Kadirin  doğu  tarafında  bulunan 
Peşt  cihetinde  bir  köyde  yetişmiş  olup  mezarı  dahi  bu  köydedir»  ibaresiyle 
yazılmıştır.  Karaman'da  ve  Bursa'da  Çelebi  Sultan  Muhammed  ile  Emîr 
Sultan  arasındaki  Şibli  mahallesinde  bulunan  Sadi  tarikatından  Kara 
Abdurrazzak  dergâhında  her  ikisi  namına  bir  kabir  ziyaret  olunmaktadır. 
Bir  de  Eskişehir  -  Ankara  demiryolu  üzerindeki  istasyonlardan  Sarıköy 
istasyonunda  bu  zat  namına  bir  ziyaretgâh  vardır  ki  Lâmii  Çelebi'nin  be- 
yan ettiği  yerdir. 

Bunlardan  başka  Saruhan  sancağının  Kula  ve  Salihli  kazaları  ara- 
sında Emre  ismindeki  yetmiş  haneli  bir  köyde  sonradan  ziyaret  ettiğim 
kârgir  bir  türbede  Tabtuk  Emre'nin  oğulları  ve  torunlarıyla  türbenin 
içinde  (Âşık  Yunus)  türbe  kapısının  eşiği  önünde  defnedilmiş  oldukları 
bu  kitabın  müellifi  tarafından  görülmüştür. 

Fakat  mezar  taşlarının  hiçbirinde  yazı  yoktur.  Yalnız  Âşık  Yunus'un 
mezar  taşında  ufak  bir  balta  resmi  kazınmıştır.  Emre  kelimesi  hakkındaki 
ifadelerden  Şeyh  îsmail  Hakkı'nın  ibaresi  yukarıda  zikredilmiştir.  (Mir'- 
atülkâinat)  ismindeki  basılmış  tarihde  dahi  «Türkçede  büyük  biradere 
Emre  derler»  ibaresi  kayıtlıdır.  Bazılarının  sözüne  göre  «Emrullah»  ter- 
kibinin hafifletilmişidir.  «Tabduk»  kelimesi  de  Erzurum  ve  havalisinde 


—  222  — 


elifle  yani  Tabdak  şeklinde  düz  ve  ârızasız  yerinde  kullanılmaktadır. 
Tabdak  yol  yani  düz  ve  ârızasız  yol  demektir  ki  bu  mânaya  göre  Tabdak 
lEmre'ye  vicdanlarının  paklığından  dolayı  bu  lâkabın  takılmış  olması  lâ- 
zım gelmektedir.  Fakat  tapmak  yani  ibadet  etmek  maksadında  tabdık 
yani  abid  mânasına  hamledilmek  daha  münasip  gibidir  ki  Emre  köyünde 
yaptığım  tahkikat  da  bunu  teyid  etmiştir, 

YAZICIZADE  MUHAMMED  EFENDİ  (i) 
855  =  1451 

Bayramiye  şeyhlerinin  faziletlilerinden  olup  Meşhur-u  Afak  olan 
(Muhammediye)nin  ârif  nâzımıdır.  Aşkı  ve  irfanı  ile  tanınmış  bir  zattır. 
Malkara  köylerinden  Kadıköy'de  doğmuşsa  da  Gelibolu'yu  ikametgâh  it- 
tihaz etmiştir.  Tahsilini  kemâle  erdirmek  üzere  îran  ve  Maveraünnehir'e 
giderek  Haydar  Hâfi  ve  Zeyne'l-Arab  gibi  meşhur  zatlardan  istifade  et- 
mişse de  asıl  manevî  feyzini  Hacı  Bayram-ı  Velî  Hazretlerinden  almıştır. 

Vefatı  Hicrî  855  de,  mübarek  kabri  Gelibolu'dadır.  Konya  zaferini 
bildirmek  için  Gazi  Hüdavendigâr  tarafından  Mısır'a  sefir  olarak  gönde- 
rilmiştir. «Şerhu  Fususulhikem»  (-)  ve  «Tefsirulfatihai  Şerife»  ile  beş  fa- 
sıl üzerine  tertiplenmiş,  birer  nüshası  Şehid  Alipaşa,  Nuruosmaniye,  Aya- 
sofya  kütüphanelerinde  mevcud  olan  «Mağaribuzzaman  Ligurubileşyai 
filayni  velayan»  basılmamış  eserlerindendir  ki  biraderlerinin  (Envarul- 
âşıkîn)  inden  derleme  suretiyle  Arapça  olan  bu  eserden  terceme  edilerek 
meydana  gelmiştir.  Yukarıda  hal  tercemesi  geçen  Şeyh  İsmail  Hakkı'nm 
Muhammediye  üzerine  yazdığı  iki  cilt  basılmış  mükemmel  bir  şerhi  var- 
dır. 

Muhammediye'nin  matlâı : 

İlâhun  Vahid  Rabbi  Teâlâ 
Huvellahulbediu  elhakkulalâ 
Teâlâ  Zatihi  Limma  tecellâ 
Minelgaybi  İlelayni  fecellâ 


(1)  Pederi  Yazıcı  Selâhattin  de  ilim  ve  irfan  sahibi  bir  zat  olup  (Sebu'l-Me- 
sani),  (Mülhime),  (Tabirname),  Risale  Fit  Tıb)  ıgibi  eserleri  olduğunu  ve  yazı 
sanatında  da  ihtisası  bulunduğunu  Evliya  Çelebi  rivayet  ediyor  kl  hal  tercemesi 
Riyaziyeciler  faslında  yazılıdır. 

(2)  Köstendilli  Süleyman  Şeyhî  merhum  (Bahru'l-Velâyet)  ismindeki  eserin- 
de bu  şerhi  kardeşi  Ahmed  Bîcan'a  ait  gösteriyor  ki  filhakika  mezkûr  şerhte  iti- 
raz yollu  mevcut  olan  bazı  satır  ve  maddeler  Muhammediye  müellifinin  irfaniyle 
mütenasip  değildir.  İhtimalki  dışardan  sokulmuş,  karıştırılmış  ola.  Hacı  Bayram 
Velî  ile  görüşmesinden  evvel  olmak  ihtimali  de  vardır. 


Ehaddır  zatı  müstecer  sıfatı 
Tecelli  zatına  esması  mücella 
Mukaddestir  celâli  kibriyası 
Kemali  saltanatında  şanı  iclâ 
Kemaline  bu  mevcudat  âyat 
Cemaline  du  alemler  mücella 
Çün  oldur  âlemi  gayb  ü  şahadet 
Pes  oldur  kadir  ü  Hallaku  Mevlâ 
Tehayyürde  kamu  efham  ve  evham 
Anın  dergâhı  izzetinde  tealâ 
Cemi  kâinatı  kıldı  ibda 
Delâil  kıldı  zatına  muallâ 
Anındır  nasrı  izzet  cudi  rahmet 
Anındır  gaybı  ayn  uhra  ve  ûla 
Çu  ferdaniyet  anın  hamd  anadır 
Çün  vahdaniyet  anın  şükrî  ülâ 

Sair  beyitlerinden  : 

Buldu  Meryem  bikr  iken  bir  şemmehusnünden  eser 
Bu  sebepten  taptılar  Isaya  çendin  mah  ü  sâl 
Yine  arz  eyledi  dilber  yüzün  kabr-ı  celâlîden 
Yine  nâîende  şeydayım  şarabı  lâ  yezâlîden 
Yine  keşfi  hicap  etti  gözüm  gönlüm  cehaletten 
Giru  cana  nida  etti  nida  züt  tealiden 

Matla'lı  ilahiyata  ait  kasidesini  tercemesi  yukarıda  geçen  Sarı  Ab- 
dullah Efendi  (Semeratü'l-Fuad)'ta  «Kemali  letafet  ve  gayet  belâgatta- 
dır»  diyerek  takdir  ediyor. 

Başka  bir  beyti  : 

Alemin  nakşın  hayal  gördüm  heme  âlem  çü  mazharı  haktır 
O  hayal  içre  bir  cemal  gördüm  anın  için  kamu  kemal  gördüm 

(Meğaribü'z-zaman)  adlı  eserinin  hâvi  olduğu  fasılların  münderecatı: 

Fi  tertibil  mevcudatı  ve'n-nizami 
Fi  hitabatillahi  maal  enbiyai'l-izam 
Fi  kelimatıllâhi  maal  melâiketi'l-kiram 
Fi  hitabillâhi  yevme'l-kıyam 
Fi  kelimatillâhi  fi  âlâe'l-makam 


1  — 

2  — 

3  — 

4  — 

5  — 


—  224  — 


YUSUF  HAKİKÎ 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Hamidüddin  Aksarayî  hazretlerinin 
oğlu  irfan  sahibi  bir  zattır.  (Muhammediye)  tarzında  (Hakikiname)  is- 
minde iki  cilt  üzerinde  tertiplenmiş  manzum  ârifane  bir  eseri  vardır  ki 
bir  rivayete  göre  kızının  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  türbelerinde  mev- 
cuttur. Manisada  (Muhabbetname)  isminde  başka  bir  eseri  de  tarafım- 
dan görülmüştür. 

(Hakikiname) nin  tevhid  başlık  kısmından: 

A'yan-ı  ins  ü  cinde  anın  feyzidir  cûd  i  faş 
Etvarı  cism  ü  candan  anın  lûtfudur  nihan 
Ubbad  anın  ibadeti  zevkinde  dil  füruz 
Aşk  anın  muhabbeti  şevkinde  can  feşan 

Kim  vasfedebilir  (Hakikî)  bu  razıçün  > 
Sığmaz  bu  marifette  hemen  kül  olur  lisan 

Adı  geçen  zat  pederinin  yanında  defnedilmiş  olup  sülûkünü  Hacı 
Bayram  Velî'den  tamamlamıştır.  Beşiktaşta  Yahya  Efendi  kütüphane- 
sinde (Metaliu'l-îman)  isminde  Türkçe  bir  eseri  de  vardır. 

YAHYA-Yİ  ŞİRVANÎ  «SEYYİD  YAHYA  CELÂLEDDİN» 

! 

'  862  =  1457 

Halveti  tarikatı  defterinin  başında  olan  en  büyük  pirdir.  Kendileri- 
nin hazırladığı  (Vird-i  Settar)  (^)  bütün  Halveti  şubelerinde  okunmak- 
tadır. Vefatı  «Canişini  cennet»  terkibinin  gösterdiği  862  H.  de,  mübarek 
kabri  Bâkûda'dır.  (-)  Eserlerinden  olup  Kelime-i  Tevhid  sayısı  kadar 
harfi  olan  24  fasıl  üzerine  tertip  edilmiş  (Esrarüt  Talibin)  (^)  ismindeki 
matbu  risalesi  meşhurdur  ki  dervişler  için  en  lüzumlu  eserlerdendir. 


(1)  Bütün  Halveti  tarikatı  mensupları  arasında  okunan  Evrad-ı  Şerifin 
müteaddit  şerhleri  varsa  da  en  fazla  tanınan  ve  yayılanı  Türkçe  olup  Harimi- 
zade  Seyyid  Kemaleddin  Efendi  merhumun  eserlerinden  olan  ve  1287  H.  de 
Matbaayı  Amirede  basılanıdır. 

(-)  (Telhisu'l-Âsar  Fi  Acaibü'l-Efkâr)  yazarı  Abdü'r-Reşit  İbni  Salih  adın- 
daki zat  da  Bakû'dan  yetişen  irfan  sahiplerindendir. 

(3)  Şeyhlerden  Esed  İbni  Ahmed  El  -  Bursavi'nin  de  (İrşadü't-Talibin  Fi 
Şerhi  Vesayel  Mühtedîn)  isminde  ahlâk  ve  tasavvuftan  bahseden  (Vesaya-yi 
Sühreverdiyye)  şerhi  vardır. 


—  225  — 


(Şifaü'l-Esrar)  ve  (Esrarü'l-Vahiy)  isimlerinde  başka  ârifane  eserleri 
olduğu  da  rivayet  edilmiştir.  Kendisine  nisbet  edilen  Manisada  Mura- 
diye kütüphanesinde  yazma  bir  mecmuada  büyük  kısmı  Farsça  olmak 
üzere  aşağıdaki  risaleler  bu  kitabın  müellifi  tarafından  görülmüştür: 

Keşfü'lKulûb,  Meratibi  Esrari'l-Kalb,  Esrari'l-Vüdu',  Rumuzu'l-îşa- 
rat,  Menazilü'l-Ârifin,  Şerhu  Esma-i  Semaniye,  Şerhu  Süalat-i  Gülşen-i 
Raz,  Etvarü'l-Kalb,  îlmi  Ledünni. 

YUSUF  MAHDUM  (YUSUF  ZİYAEDDİN  MAHDUM) 

890  =  1485 

Şirvan'ın  merkezi  Şemahi  beldesi  baş  kadısı  Mevlânâ  Ali  Fazıl'ın 
oğlu  olan  fazilet  sahibi  arif  bir  zattır.  Resmî  ilimleri  pederi  ile  Arabis- 
tan âlimlerinden,  tasavvuf  ilmini  de  yukarıda  hal  tercemesi  yazılı  Sey- 
yid  Yahya-yi  Şirvanî'den  tahsil  etmiştir.  890  H.  de  memleketinde  vefat 
ederek  dergâhlarına  defnedildi,  (Âdabü'l-îrşad)  isminde  24  fasıl  üzerine 
ârifane  bir  eseri,  ruh  ilmine  dair  (Silsiletü'l-Ervah)  adında  da  âlimane 
bir  kitabı  vardır. 

YİĞİTBAŞI  AHMED  ŞEMSEDDİN  MARMARA VÎ 
910  =  1504 

Halveti  tarikatının  şubeleri  arasında  (Ortakol)  ve  kendi  isimlerine 
izafeten  (Ahmediye)  adiyle  de  tanınmış  kolun  kurucusu  bulunan  velî 
zat  olup  Saruhan  sancağının  Akhisar  kazasına  bağlı  Göl  Marmarası  veya 
Marmaracık  veyahut  sadece  Marmara  ismiyle  söylenen  nahiyedendir. 
Resmî  ilimleri  öğrendikten  sonra  Uşak'ta  Kabaklı  köyünde  medfun  Hal- 
vetî  büyüklerinden  Alâaddin  Uşşakî  hazretlerinden  batmî  ilimleri  tahsil 
ederek  irşad  hizmetiyle  Manisaya  gönderilmiştir.  O  tarihte  İstanbul 
şeyhleri  arasında  ortaya  çıkan  bir  meselenin  hal  ve  hışmına  memur  edil- 
diklerinden şahid  olunan  manevî  kemalâtmdan  dolayı  evvelce  verilen 
Yiğitbaşı  lâkabı  yeniden  takılmıştır.  Bundan  sonra  Manisaya  dönüp  es- 
kisi gibi  taliplerin  irşadiyle  meşgul  olup  910  H.  de  Cenab-ı  Hakkın  rah- 
metine kavuştular.  Yüksek  isimleriyle  anılan  dergâhta  medfundur.  Hal- 
veti tarikatının  kollarından  Sinaniye,  Mısriyye,  Ramazaniyye,  Cerrahiye 
şubeleri  kendilerinden  sonra  doğmuştur.  Tarikatın  ahvali  ve  sülûkün 
hakikatine  dair  Türkçe  mensur  (Risaletü't-Tevhid),  (Ravzatü'l-Vâsilîn), 
(Mukaddemetü's-Saliha),   (Keşfü'l-Esrar),    (Âmalü't-Talibîn) ,  (Manzû- 


F. :  15 


^  226  — 


me-i  Camiü'l-Esrar),  (Bahreyni'l-Aşk),  (Ahvalü'l-Ebrar  ve'l-Mukarre- 
bîn)  isimlerinde  basılı  olmıyan  tasavvufi  eserleri  tarikat  ehli  arasında 
can  gibi  muhafaza  edilmektedir. 

(Camiü'l-Esrar) 'm  matlâ'mdan: 

İptida  kıldık  kitaba  fazlı  bismillâl  ile 
Zikrolaıisun  hem  dahi  tevhid  zatullah  ile 

Adı  geçen  eserlerden  altısını  bir  araya  toplamış  bulunan  bir  mec- 
mua hakir  tarafımdan  İstanbul'da  Ümmi  Sinan  hazretlerinin  dergâhm- 
daki  kütüphaneye  hediye  edilmiştir. 

Alaşehirde  medfun  «Kadî»  mahlaslı  mürettep  arifane  divanı  olan 
Alaşehirli  Kadı  Muhammed  Efendi  de  bazı  karinelere  göre  Yiğitbaşı  şu- 
besinden âşık  ve  ârif  bir  zattır.  Beyitlerinden  : 

Nuş  eden  aşkın  şarabın  âb-ı  kevser  istemez 
Bağı  vaslın  seyreden  firdevsi  âlâdan  geçer 
Masivayı  «Kadıya»  terk  eyle  yârin  aşkına 
Aşık-ı  dîdar  olan  dünya  ve  ukbadan  geçer 

YAVSÎ  MUHAMMED  MUHYİDDİN  İMADÎ 
922  =  1516 

Mevlânâ  Ebussuûd'un  muhterem  pederi  olup  ismi  Muhammed  Muh- 
yiddin,  doğum  yeri  İskilip'tir.  Zâhirî  ve  bâtmî  ilimlere  vâkıf  âlimlerden- 
dir. Akşemseddin'in  halifelerinden  İbrahim  Tennûrî'nin  makamına  geç- 
miştir. Resmî  ilimleri  Mevlânâ  Ali  Kuşçu'dan  tahsil  etmiştir.  922  H.  de 
İskilip'te  vefat  etmiştir.  Ebussuûd  Efendi  tarafından  mükemmel  bir  tür- 
be yaptırılmıştır.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır: 

(Şerhu  alâ  varidat-ı  Kübra  li'ş-Şeyh  Bedreddin-i  Simavî),  (Talikat 
alâ  tefsiri'l-Beyzavî),  (Risale  fi  ahvali's-sülûk),  ile  bazı  ârifane  risalele- 
rinden ibarettir.  (Ahval-i  Sülük)  risalesi  hal  tercemesi  yukarıda  yazılı 
Kemaleddin  Harîrî  hazretlerinin  (Tibyan)ında  gösterilmiştir.  Üç  bab 
üzerine  tertiplenmiş  Arapça  (Behçetüz  Ziya  fi  Ahvali't-Tilâveti  ve'z- 
Zikri  ve'd-Dua)  kitabının  yazarı  Muhammed  İbni  Osman  Efendi  de  İs- 
kilip'ten yetişen  âlimlerdendir. 


—  â27  — 


YAHYA  İBNİ  BAHŞÎ 
840  =  1436 

Bursa'da  medfun  Emîr  Sultan  hazretlerinin  halifelerinden  fazilet 
sahibi  ârif  bir  zattır.  Alaşehirde  medfun  Şeyh  Sinan  Efendiden  ve  büyük 
Lütfullah  Efendiden  sülûkünü  tamamlamış  olup  Karasi  (Balıkesir)  ka- 
zalarından Gönenlidir.  840  H.  de  Yaylacıkta  «Tuzlada»  vefat  etti.  Eser- 
leri basılmış  olup  aşağıdadır: 

(Şerhu  Şiratü'l-İslâm),  (Menakib-i  Emîr  Sultan),  (Envarü'l-Kulûb), 
(Menakib-i  Şeyh  Muhammed  İbni  îsa  Akhisarî),  (Sihah-i  Acemî),  (Mak- 
teli  İmam-ı  Hüseyin),  (Dîvan-ı  îlâhiyat),  (Mevlid-i  Nebî)  dir. 

Şir'a  şerhinin  bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  vardır. 

Emîr  Sultan  hazretlerinin  menkıbelerine  dair  yazılan  eserler: 

1  —  Burada  hal  tercemesinden  bahsedilen  Şeyh  Yahya  Efendi  ta- 
rafından, 

2  —  Rumeli  Yenişehirli  Nimetullah  Efendi  tarafından, 

3  —  (Vesiletü'l-Metalip  ve  Cevahirü'l-Menakip)  ismiyle  îbrahim 
Çelebi  tarafından, 

4  —  Balıkesirli  Senai  Efendi  tarafından:  (Basılmıştır.) 

5  —  Bursalı  Şevki  Muhammed  îbni  Ahmed  Efendi  tarafından,  Ya- 
zılış tarihi  962  H.  dir. 

YAHYA  EFENDİ  (BEŞİKTAŞi) 
978  =  1570 

Zahirî  ve  bâtmî  ilimlere  vâkıf  «Zülcenahayn  —  İki  kanatlı»  bir  zat 
olup  Amasyalı  Ömer  Efendinin  oğludur.  Trabzon'da  doğmuş  olup  Üvey- 
sî  tarikatmdandır.  İstanbul'a  gelip  Zenbilli  Ali  Efendiden  tahsilini  ta- 
mamlamasından bir  müddet  sonra  Beşiktaş'ta  inzivaya  çekilerek  taliple- 
rin irşadı  ile  meşgul  oldu.  Vefatı  «îrtihal  eyledi  kutbül  ulema»  terkibi- 
nin gösterdiği  978  H.  dedir.  «Müderris»  mahlâsı  ile  mutasavvıfane  divan- 
çeleri  vardır.  Arifane  şiirlerinden  bir  kısmı  1313  H.  de  basılmış  olan  Me- 
nakıpnamelerinde  yazılıdır.  1062  H.  de  Beşiktaşlı  Daî  adında  bir  şair  ta- 
rafından yazılan  mufassal  ve  manzum  Menakıpnamesi  basılmamıştır. 

Ledün  ilmini  ehli  le  hemini  Mevlâ  bilir  derler 
Mesail  ki  ola  şer'î  anı  monla  bilir  derler 

1292  H.  de  vefat  eden  meşhur  hattatlardan  Şefik  Bey  merhum  ile 
en  yakın  ve  mümtaz  talebesi  olup  1331  H.  de  bu  dünyadan  ayrılan  Nazif 
Bey  de  bu  dergâhın  avlusunda  medfundurlar. 


YUNUS  İBNİ  HALİL 


Halveti  tarikatının  değerli  şeyhlerinden  bir  zat  olup  Kastamonulu- 
dur. 940  H.  tarihinde  îsfendiyar  oğullarından  İsmail  Bey  namına  ahlâk 
ve  mev'ızadan  bahseden  (Mi'yarü'l-Esrar  ve'l-Ahbar)  ismiyle  Türkçe 
mensur  bir  eser  yazmıştır  ki  nüshası  Yahya  Efendi  kütüphanesinde  var- 
dır. 

YUSUF  SİNAN  EFENDİ  (SÜMBÜLÎ) 
979  =  1571 

Sümbüliye  şeyhleri  âriflerinden  978  H.  de  İstanbul'da  vefat  eden 
Şeyh  Yakup  Germiyaninin  oğlu  olup  pederi  irşad  vazifesi  ile  Yanya'da 
bulunduğu  sırada  Yanya'da  dünyaya  gelmiştir.  Bundan  sonra  beraberce 
İstanbul'a  gelip  yerleşmiş  ve  bir  müddet  sonra  Medineyi  Münevvereye 
giderek  «Şeyh  ü  Evliya»  terkibinin  delâlet  ettiği  979  H.  de  vefat  ile  Ba- 
ki'de  defnolunmuştur. 

Eserleri:  Matbu  (Tenbihü'l-Gabi  Fi  Rü'yeti'n-Nebi) ,  (Tadlilü't- 
Te'vil)  ile  basılı  olmıyan  (Risaletü'l-Hakikat  Li  Talibi'l-Ikan),  (Mena- 
siki  Hac)  ve  (Cemal  Halveti,  Sünbül,  Merkez,  Yakup)  Efendilerin  men- 
kıbelerini anlatan  matbu  (Tezkiretü'l-Halvetiye)  dir. 

Beni  benlikten  al  kurtar  ilâhi 
Ki  gide  bendeden  benlik  günahı 

Kaçan  bundan  göçem  olam  müsafir 

Cemalin  kâ'besinde  kıl  mücavir 

YUSUF  DEDE 
1080  =  1669 

Mevlevi  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Konyalıdır.  Bostan 
Efendiden  feyz  alarak  Beşiktaş  zaviyesine  şeyh  oldu.  «öldü  Yusuf  Dede- 
miz Mısr'ı  naim  içre  aziz»  mısramm  delâlet  ettiği  1080  H.  de  vefat  edip 
adı  geçen  zaviyeye  defnedildi.  Peygamber  Efendimizin  mucizelerini  top- 
lıyan  Farsça  onbin  beyit  (Ravzatü'n-Nur)  fazilet  ve  kemalini  gösteren 
eserlerindendir. 

Beyitlerinden  : 

Bir  sinede  kim  narı  muhabbet  eseri  yok 
Zulmettedir  ol  nuri  Hûda'dan  haberi  yok 


Mezkûr  zaviyede  yetişen  Zühdü    Yusuf  Dede  Efendi  de  Mevlevi 


—  229  — 


şeyhlerinin  faziletlilerinden  olup  altı  cilt  üzerine  tertiplenmiş  (Men- 
hecü'l-Kavi)  isminde  Arapça  mesnevi  şerhi  1289  H.  de  Mısırda  basılmış- 
tır. Beşiktaş  zaviyesi  ismiyle  vaktiyle  meşhur  olan  bu  zaviyenin  yerine 
Çırağan  Sarayı  yaptırılarak  zaviye  evvelâ  Maçkaya,  sonra  buraya  da 
Silâhhane  inşa  edilmesi  üzerine  Bahariyeye  nakledilmiştir.  Burada  hal 
tercemesinden  bahsedilen  Yusuf  Dede  ile  13  Mevlevi  büyüğü  hâlen  Çı- 
rağan Sarayının  alt  katındaki  bir  türbede  medfundurlar. 

YAKUP  AFVÎ 
1149  =  1736 

Celvetiye  tarikatı  şeyhlerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  bu  tarika- 
tın şeyhlerinden  Odabaşı  şeyhi  lâkabiyle  tanınmış  Amasyalı  Fenaî  Mus- 
tafa Efendinin  oğludur.  İlmî  tahsilini  faziletli  babasıyle  zamanın  kemal 
sahibi  âlimlerinden  ikmal  ettikten  sonra  Üsküdar'da  Çavuşderesi  yakı- 
nında yaptırdıkları  Celveti  dergâhında  ilim  ve  irfanını  neşretmekte  olan 
Bilecikli  Şeyh  Osman  Efendiye  intisap  ederek  mürşidinin  himmetiyle 
tarikat  rütbelerini  tamamlamak  suretiyle  şeyhinin  sıhrî  yakını  olmuş- 
tur. 1147  H.  de  Üsküdar'da  Cedit  Valide  Sultan  ve  arkasından  Şehzade 
Camii  Şerifi  kürsü  şeyhliklerine  tâyin  olunduysa  da  kısa  bir  müddet 
hizmet  gördükten  sonra  her  ikisinden  de  ayrılarak  Celvetî  dergâhına 
marifet  ve  feyzinin  yayılmasına  hizmet  etmişlerdir.  (Şeyhi  Rahil)  terki- 
binin delâleti  olan  1149  H.  de  vefat  edip  vasiyeti  üzerine  înadiyede  Ka- 
racaahmede  giden  caddenin  sağ  tarafında  muhterem  validesinin  yanın- 
da defnolunmuştur. 

Eserleri  : 

1  —  Hadis  ilminden  (Mesabîh  şerhi  Mefatîh):  Arapça  değerli  bir 
eser  olup  kendi  eliyle  yazılmış  olan  takım  umumî  kütüphanede  Carullah 
Veliyyüddin  Efendi  kitapları  arasındadır. 

2  —  (El-vesiletü'l-Üzma  Li  Hazreti  Nebiyyi  -  Nebiyyü'l-Mücteba) : 
Resulü  Ekrem  Efendimizin  hayatından  ve  salâvatı  şerifenin  faziletlerin- 
den bahseden  beş  bab  üzerine  tertip  edilmiş  matbu  Arapça  güzide  bir 
eserdir.  Sahaflar  şyhi  Ahmed  Efendi  tarafından  tercüme  olunmuştur  ki 
bir  nüshası  Yerebatan  mahallesindeki  Esad  Efendi  kütüphanesindedir. 

3  —  Neticetü't-Tefasîr) :  Surei  Yusuf  tefsirini  beyan  eden  bir  eser 
olup  Arapça  ve  matbudur. 

4  —  (Len'ay-ı  Nûraniyye) :  Aziz  Mahmud  Hüdaî  hazretlerinin  «Ezel- 
den aşk  la  biz  yana  geldik  —  Hakikat  şem'ine  pervane  geldik»  matla'lı 
ilâhilerinin  şerhidir  ki  nüshası  Hüdaî  dergâhı  kütüphanesinde  vardır. 


—  230  — 


5  —  (Elhakkat  Ale't-Tecelliyat) :  Pîr  hazretlerinin  mübarek  eeerle- 
rinden  olup  Hakkın  Velî  kullarından  Abdülgani  Nablusî  tarafından  (Le- 
maatü'l-Berkun  Necdî  şerhu  Tecelliyatı  Mahmud  Efendi)  ismiyle  şerh 
olunan  Tecelliyatm  mukaddimesine  ait  ilâvelerdir.  Bunun  da  nüshası 
adı  geçen  kütüphanede  vardır. 

6  —  (Hulasatü'l-Beyan  Fi  Mezhebi'n-Nûman) :  Hz.  İmamı  Azam'm 
yüksek  menkıbeleriyle  içtihad  ve  istinbat  buyurdukları  belli  başlı  fıkhî 
meselelerden  bahseden  bu  eserin  nüshası  mezkûr  kütüphanede  vardır. 

7  —  (Kenzü'l-Vâizîn) 

8  —  (Hediyyetü'l-Vaiz)  :  Mecalis  tarzında  yüksek  öğütlerden  bah- 
seden bu  eserlerin  her  ikisinin  nüshaları  da  mezkûr  kütüphanede  mev- 
cuttur. 

9  —  (Hediyyetü's-Sâlikîn) :  Celvetî  tarikatının  sülûkünü  beyan 
eden  Türkçe  arifane  bir  risale  olup  halen  pîr  hazretlerinin  makamında 
bulunan  Muhammed  Gülşen  Efendi  tarafından  bastırılmıştır. 

Divançe  teşkil  edecek  kadar  ârifane  ilâhiyatı  da  vardır. 

Bir  ilâhilerinin  matlamdan  : 

Nider  âşık  hayalâtı,  cemalindir  münacatı 
Nider  ma'şûk  münacatı  tecelli  eyle  ya  Allah 

YUSUF  EFENDİ 
1282  =  1865 

Nakşibendi  tarikatı  şeyhlerinden  ve  ilmî  kıraat  mütehassıslarından 
bir  zat  olup  Şumnu'ludur.  1282  H.  de  Edirnede  vefat  ederek  Buçuktepe 
kabristanına  defnedilmiştir.  Kur'an-ı  Kerîm'in  cem'i  ve  tertibi  hakkın- 
da (îm'an  fi  cem'il  Kur'an)  isminde  bir  eseri  vardır. 

YUSUF  YANYAVÎ 
1245  =  1829 

Nakşibendî  şeyhlerinin  büyüklerinden  manevî  bakımdan  yüksek 
mevki  sahibi  bir  zat  olup  hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Beyzade  Mustafa 
Efendinin  güzide  halifesidir.  Uzun  müddet  Yanya'da  Allahm  kullarının 
irşadı  ile  meşgul  olarak  1245  H.  de  vefat  etti.  Yakınlarına  yazdığı  30  dan 
fazla  mektubunu  havi  mecmuaları  içinde  büyük  fakihlerden  Ahmed  Et' 


—  231  — 


Tahtaviyyü'l-Mısrî'ye  yazılmış  ve  cevabı  alınmış  iki  mektub  da  bu  kita- 
bın müellifi  tarafından  görülmüştür.  îşbu  mektuplar  mecmuasından 
anlaşıldığı  üzere  sözü  geçen  şeyhin  esas  mesleği;  Vera  ve  Takva  üzerine 
kurulmuştur.  Bu  mecmuadan  başka  Sülük  hallerine  ait  risalesi  ve  Nak- 
şibendî tarikatmdaki  rabıta  usulüne  dair  başka  bir  eseri  de  vardır.  Ken- 
disinden sonra  makamına  geçmiş  olan  şeyhlerin  vefat  tarihleri  aşağı- 
dadır: 

Şeyh  Ali  Es-Sâbirî  Efendinin  1270  =  1853 
Şeyh  Salih  Efendinin 

Şeyh  Zeyne'l-Âbidin  Efendinin  1287  =  1870 

Şeyh  Muhammed  Emin  Ahmed  Efendinin  1311  =  1893 

Şeyh  Ali  Efendinin  1315  =  1897 

Söz  konusu  mektuplar  arasında  görülen  aşağıdaki  manzume  kuv- 
vetli ihtimalle  bu  zata  âiddir. 

Oldur  talebkâr-i  Huda  vakt-i  seher  bîdar  olan 
Bulur  safa  ender  safa  vakt-i  seher  bîdar  olan 

Şemm  eyler  ol  can  boyunu  bülbül  gibi  eyler  figan 
Arzusu  hakdır  bîkeman  vakt-i  seher  bîdar  olan 

ZAKİRZADE  ABDULLAH  EFENDİ 
1068  =  1657 

Hal  tercümesi  yukarda  geçen  Şeyh  İsmail  Hakkının  (Silsilename-i 
Celvetî)  adlı  matbu  eserinde:  «Zikir  erbabının  gönlünden  çıkarmadığı 
Zakirzade  Abdullah  Efendi»  vasfıyle  tanıttığı  yüksek  zattır.  Hüdaî  Hz. 
lerinin  halifelerinden  olup  makamlarına  geçen  Balıkesirli  Dizdarzade 
Ahmed  Efendinin  halifesi  ve  Atpazarlı  Osman  Efendiyle  Selâmi  Ali 
Efendinin  mürşididir.  Pederi,  Hüdaî  Hz.  lerinin  zakir  başısı  olup  Hüdaî 
Efendinin  ilâhilerinin  ekserisini  bestelemiştir.  Hal  tercümesini  yazdığı- 
mız Abdullah  Efendi  Ali  Paşa  zaviyesine  şeyh,  Fatih  Camiine  vaiz  tayin 
olundu.  «Şeyhul  vasıl»  terkibinin  delâlet  ettiği  1068  H.  de  Üsküdarda  ve- 
fat ederek  Karacaahmet'de  Miskinler  tekkesinin  arkasındaki  büyük 
makberenin  ortasına  defnedilmiştir.  Küçük  bir  divan  teşkil  edecek  ka- 
dar şiir  ve  ilâhileri  vardır.  Bu  cümleden  olarak: 

ilâhî  fazl-u  lûtfunla  bana  bir  fetih  bâb  eyle 
Eriştir  vahdet-i  zâta  kulun  niğmetmeâb  eyle 
Vücudum  nüshasın  yazdın  yed-i  kudretle  çün  ya  Râb 
Senin  zât  ve  sıfatından  ibaret  bir  kitap  eyle 


—  232  — 


Senin  âşıkların  alsın  ziyamı  âfıtâbımdan 
Hilâl  kalbini  ya  Râb  olarak  mah-i  tâb  eyle 
Kabul  ile  kulun  bîçarenin  hacatını  lütfet 
Kerîmen  mahz-ı  fazlınla  anı  sen  kâmyab  eyle 

ZATİ  SÜLEYMAN  EFENDİ 
1151  =  1738 

Arif  şairlerden  ve  Şeyh  İsmail  Hakkı  halifelerinden  bir  zattır.  Si- 
cill-i  Osmanî'de  Bursalı  olduğu  yazılmışsa  da  «Miftahü'l-Mesaîl»  mukad- 
dimesinde Geliboludan  olduğunu  beyan  ediyorlar.  Sonradan  civarında- 
ki Keşan  kasabasına  hicret  etti.  (^)  Tasavvuf î  şiirlerini  havi  olan  diva- 
niyle «Sevanihü'n-nevadîr  fî  Marifeti'l-Anasır»  adlı  manzum  risalesi  di- 
vanı ile  bir  yerde  basılmıştır.  Mensur  olarak  (23  Esiley-i  Mutasavvıfha- 
neye  cevapnamesi)  ve  Üsküdarda  Atlama  taşında  Selimağa  kütüphane- 
sinde «Miftahü'l-Mesail»  isminde  bir  eseri  vardır.  Vefatı  1151  H.  de; 
kabri  Keşan'dadır. 

GAZEL 

Dilâ  keyfiyet-i  aşkı  yürü  meyhor  olandan  sor 

İçüp  vahdet  şarabını  ebed  mahmur  olandan  sor. 

Sakın  sen  sırr-ı  irfanı  müzahir  ehline  sorma 
Anı  ancak  maarifle  dolup  pür  nur  olandan  sor. 

Eğer  mahiyet-i  lûtf  ile  kahrın  bilmek  istersen 

Anı  var  derd  ile  Eyyub  gibi  meşhur  olandan  sor. 

Fena  erbabının  keyfiyetin  bilmek  ise  maksud 
Libas-ı  marifet  içre  girüp  mestur  olandan  sor 

«Enelhak»  sırrını  zat-ı  riyaset  ehline  sorma 

Anı  sen  dar-ı  dildara  bugün  Mansur  olandan  sor. 
îçine  doğanlardan  : 

Tulu  etdi  yine  envar-ı  vahdet 

Göründü  gözlere  envar-ı  kudret 

Cihanı  serteser  tutdu  ziyası 
Kuruldu  âlemin  resm-ü  esası 

Ehaddan  vaahidiyet  oldu  zaahir 

Çün  ol  nur  hafidir  oldu  bâhir 
Beyitlerinden  : 

Bu  mîkat-ı  mahabbetde  geyin  ihram-ı  tecridi 

Sezadır  «Zaatiya»  ana  visal-i  Kâ'be-i  ulya 

(i)Müretteb  divanı  ile  «Vaslâbâd»  isminde  bir  manzumesi  olan  ve  1180  H. 
de  vefat  eden  Zihnî  Muhammed  Said  Efendi  de  Keşan'dan  yetişen  şairlerin- 
dendir. 


—  233  — 


Mürşid-i  Şeyh  İsmail  Hakkı'nm  : 

Bir  elif  bul  mekteb-i  irfanda  ol  bayı  sor 
Kad  hamide  eyleyüp  ya  gibi  andan  bayı  sor 

matlâlı  kasidesini  de  mufassal  bir  suretde  şerh  etmişdir  ki,  bir  nüshası 
bu  âciz  tarafmdan  İstanbul'da  Hüdaî  kütüphanesine  hediye  edilmiştir. 

Şahidi  merhumun  (Gülşen-i  Vahdet)  manzumesini  de  şerhe  başla- 
mışlarsa  da  tamamlamaya  ömrü  vefa  etmediğinden  hal  tercemesi  ileride 
yazılı  Fahrî  Efendi  ikmal  etmiştir.  Halifelerinden  olup  Edirne'de  Sarı 
Cami-i  Şerif  karşısındaki  medrese  hizasında  yatan  Edirneli  Senaî  Ali 
Efendinin  de  (Mürettep  dîvanı)  vardır. 

ZEKÂÎ  MUSTAFA  EFENDİ 
1227  =  1812 

Osmanlı  şairlerinden  ve  Şa'banî  tarikatı  ariflerinden  olup  Üsküdar 
muhafızı  beylerbeyilerden  Bursa  Yenişehir'inden  İbrahim  beyin  oğlu- 
dur. Simavlı  Şeyh  Hasan  Efendiden  tarikatını  tamamladı.  İstanbul'da 
Topkapı  civarında  Kürkçübaşı  Ahmed  Şemseddin  mahallesindeki  Pîr 
Ummî  Sinan  dergâhı  meşihatına  tayin  olundukları  zaman  teberrüken 
Sinaniye  şeyhlerinden  Çuhadar  Muhammed  Efendiden  de  hilâfet  aldı. 
Tasavvufî  şiirlerini  toplayan  divanı  matbu  ve  meşhurdur.  Vefatı  «Hû 
ile  Arif  Zekâî  azm-i  Lâhut  eyledi»  mısramm  delâlet  ettiği  1227  H.  tari- 
hinde, kabri  yukarıda  adı  geçen  dergâhtadır. 

Bir  naatmdan  : 

Gül  vücudun  âteş-i  aşk-ı  habîbullaha  yak 

Çeşm-i  kalbi  ol  ziyadan  feth  idüp  Mevlâya  bak 

Sînen  içre  nur-i  zikr  ile  uyandır  bir  çerağ 

Ol  çerağm  şulesiyle  görüne  dîdar-ı  Hakk 

Nur-ı  Fahr-i  âleme  eyle  teveccüh  dâima 
Mah-ı  kalbin  ile  enküşt-i  inayet  iki  şakk 

Arifane  beyitlerinden  : 

Can  ile  gûş  eyle  eşyada  «enelhak»  nâ'rasm 
Dîde-i  ibretle  bak  her  zerre  bir  Mansurdur. 

*  *  * 

Zekâî  bu  merayada  gören  oldur  görünen  de 
Müzahir  kesretiyle  vahdet-i  Zata  halel  gelmez 
Bir  mersiyesinden  : 

Evliyadan  yücedir  Şah  ı  şehidin  paayesi 
Kaabe  kavseyn-i  ev  ednadan  alınmış  mayesi 


—  234  — 


Yesrip  ve  Batha'da  Hurşid-i  tecelli  berk  urup 
Kerbelâ  toprağına  düştü  o  nurun  sayesi 

Nasuhî  Hz.  lerinin  (Risaletü'l-Velediyye)'sini  şerh  etmiştir  ki  ba- 
sıimamıştır. 

ZÜHRÎ  AHMED  EFENDİ 
1165  =  1751 

Halveti  tarikatının  Sinaniye  kolu  şeyhlerinin  büyüklerinden  müca- 
hit bir  zat  olup  Nevrekopludur.  Haririzade  Seyyid  Kemal  Efendi  mer- 
humun Tıbyan'mda  Kayserili  oldukları  yazılıdır.  1165  H.  de  Selanik'te 
vefat  ederek  kendisinin  yaptırmış  olduğu  ve  halen  Pazar  Tekkesi  deni- 
len dergâha  defnedildiler.  Mürşidi  Selânik'te  yakup  Paşa  dergâhında 
yatan  Selânikli  Süleyman  Efendidir.  Yüksek  menkıbeleri  şairler  faslın- 
da zikr  olunan  Salih  Lûtfi  Efendi  tarafından  (Gülşen-i  Keramet)  ismiy- 
le kaleme  alınmıştır.  İlâhilerinden: 

Tarik-i  Hakka  girdinse  azimet  rah-ı  yabandır. 
Gönül  şehrine  erdinse  ganimet  hadd-ü  payandır. 
Talepkârsan  dil-âraya  nazar  kıl  şer'i  garaya 
Ceht  kıl  hükmün  icraya  şeriat  bahri  ümmandır. 

ZARİFÎ  ÖMEE  EFENDİ  «BABA» 
1210  =  1795 

Sadiye  tarikatının  şeyhlerinden  basiret  sahibi  bir  zat  olup  Rusçuk- 
ludur.  1210  H.  de  memleketinde  vefat  etti.  Bey  mezarlığı  karşısında  Tom- 
bul Camii  avlusunda  gömülmüştür.  Ahlâk  ilmine  dair  meşhur  (Pendna- 
me)si  basılmıştır.  Bir  de  basılmamış  ârifane  bir  (Dîvan)  ı  vardır.  Pend- 
nameden  meşveret  bahsi  : 

Kendûden  uluya  rağbet  eylegil 
Hem  kelâmı  bil  edeple  söylegil 

Ulu  kadrin  fehmeden  olur  ulu 

Gözleyen  adap  ve  erkân  ve  yolu 
Ulunun  hayır  duasın  alasın 
Rutbe-i  âlî  anınla  bulasın 

Ulularla  meşveret  kılsa  kişi 

Çıkarır  elbette  başa  ol  işi 
Meşveretsiz  kimki  bir  iş  işleye 
Şol  nedamet  parmağın  çok  dişleye 


ULEMA  FASLI 

D  i  N 
(ÂLİMLERİ) 


Allahü  Teâlâ  şöyle  buyurmuştur:  Allah'dan  kulları  içinde,  ancak 
(kudret  ve  azametini  bilen)  âlimler  korkar.  (Fatır  sûresi,  A  -  28) 
Resûl-i  Ekrem  Efendimiz  (S. A. S.)  de  şöyle  buyurmuştur: 


Beşikten  mezara  kadar  ilim  tahsil  ediniz. 


îlim  Çin'de  bile  olsa  öğreniniz. 

îlim  tahsili  kadm  ve  erkek  her  müslümana  farzdır. 

Ulemaya  tâbi  olunuz  (Âlimlere  uyunuz).  Çünkü,  onlar  dünyanın 
ışıklarıdır,  yeryüzünün  kandilleridir.  Âhiretin  meş'alesidirler. 

Âlimlere  hürmet  ediniz.  Çünkü  siz  dünya  ve  âhirette  onlara  muh- 
taçsınız. 


Alimlerin  meclislerinde  oturunuz.  Hakimlerin  sözlerini  dinleyiniz. 
Alimler,  peygamberlerin  vârisleridir. 

Benim  ümmetimin  âlimleri,  îsrail  oğulları'nm  peygamberleri  gi- 
bidir. 

ilim  meclisi  Cennet  bahçelerinden  bir  bahçedir. 

İnsanlarm  peygamberlik  derecesine  en  yakmı,  ilim  sahipleridir. 


İlmiyle  faydalı  olan  bir  âlim,  bin  âbidden  daha  hayırlıdır. 

Ümmetimin  âlimlerini  ağırlayınız,  (saygı  gösteriniz).  Çünkü  onlar 
yeryüzünün  yıldızlarıdır. 

Her  şeyin  bir  yolu  vardır.  Cennetin  yolu  da  ilimdir. 


—  239  — 


AKBİLEK  BAHŞÎ  HALİFE 
930  =  1523 

Fazilet  sahiplerinden  ve  mazannadan  bir  zat  olup  Amasya'nın  Son- 
sa  köyündendir.  İlk  tahsilini  memleketinde  tamamladıktan  sonra  Ara- 
bistan'a gidip  meşhur  âlimlerden  İmam  Süyûtî,  Şeyhu'l-Islâm  Zekeriy- 
ya  El-Ensarı  ve  Şemseddin  Muhammed  Es-Sehavî  gibi  yüksek  zatlardan 
istifade  ederek  memleketine  dönmüş  ilmi  yaymağa  başlamıştır.  Kırk  se- 
ne tedristen  sonra  930  H.  tarihinde  vefat  etti.  İsmiyle  anılan  kabristanda 
medfundur.  (Müftiyü's-Sakaleyn  «ins  ve  cinnin  Müftisi» )  îbni  Kemal 
bu  zattan  tefsir  okumuş  ve  hadis  dinlemiştir. 

Mufassal  hal  tercemesi  (El-Kevakibü's-Sarî  â'yan'i  mieti'l-âşireti) 
ile  (Süllemü'l-Vusûl)de  açıklanmıştır. 

Halveti  tarikatından  olup  mürşidi  Cemal  Halvetî'nin  halîfelerinden 
Muhyiddin  İbni  Muhammed  efendidir.  Eserleri  basılmamıştır. 

1  —  (Miracü'l-ulâ  fi  tefsir-i  Sûret'i-İsra) :  Amasya'da  yetişenlere 
dair  yazılan  Abdî  Tezkiresi'nde  zikredilmiştir. 

2  —  (Tenbihu'l-Ganî  fi  Ru'yeti'n-Nebî) :  Oğlu  Şeyh  Ya'kub  Efendi 
tarafından  bu  esere  zeyil  yazılmıştır. 

Halveti  tarikatının  kollarından  Sünbüliye  kolu  şeyhlerinden  Yusuf 
Sinan  Efendinin  de  bu  mevzuda  ve  bu  isimde  basılmış  bir  risalesi  vardır. 

ÂBÂDÎ  MUHAMMED  ÇELEBİ 
961  =  1553 

Hal  tercemesi  ileri  de  yazılı  Müfti'yü's-Sakaleyn  İbni  Kemal  mer- 
humun talebelerinden  fazilet  sahibi  fakih  bir  zat  olup  Amasya'nın  Mah- 
mud-abad-  «Hâkale->  köyündendir.  Tahsilini  İstanbul'da  ikmalden  sonra 
yükselerek  «Fetva  emini»  oldu.  Ayasofya  kütüphanesinde  «Mecmua-i 
Fetavası»  vardır.  Başka  eserleri  olduğu  da  anlaşılmaktadır.  961  H.  de 
vefat  ederek  Üstadı  civarına  defn  edildi. 

ALTI  PARMAK  MUHAMMED  EFENDİ  (i) 
1033  =  1623 

Üç  lisanın  edebiyatına  vakıf  fazilet  sahibi  ediblerden  bir  zat  olup 
Üsküp'lüdür.  Memleketinde  «Çıkrıkçızâde»  ve  «Altıparmak»  şöhretiyle 
tanınmışsa  da,  sonradan  ikinci  lâkabiyle  meşhur  olmuştur.  (Nüzhet-i 

(1)  İznik'te  Lefke  kapısında  türbesi  ziyaret  olunmakta  olan  Altıparmak, 
Anadolu  âlimlerinden  1046  H.  de  vefat  eden  Hayreddin  Efendidir. 


—  240  — 


Cihan)  mukaddimesinde  ismini  yazdığı  sırada  «Muhammed  îbni  Mu- 
hammed  bi  Altıparmak»  diye  yazması  da  ikinci  şıkkı  doğrulamaktadır. 
Âlet  ilimlerini  ve  yüksek  ilimlerin  tahsilini  memleketinde  tamamladık- 
tan sonra  tasavvuf  mesleğine  intisab  lüzumunu  anlayarak  Üsküp  kale- 
sinde medfun  Bayramî  tarikatının  adamlarından  Şeyh  Ca'fer  efendiye 
bağlanarak  tasavvufun  gayesi  olan  vicdan  tasfiyesine  kalbini  temizleme- 
ğe muvaffak  oldu. 

Bundan  sonra  İstanbul'a  gelerek  bir  müddet,  ilim  ve  fazilet  sergi  evi 
olan  Fatih  Camii  Şerifinde  hadis  ve  tefsir  dersleri  okuttu.  Daha  sonra 
Mısır'a  giderek  burada  okuttuğu  derslerle  de  Arab  âlimlerinin  takdirle- 
rine mazhar  olmuş,  hacc  vazifesini  ifa  için  Hicaz'a  hareket  etmiş,  hacc'- 
dan  sonra  yine  Mısır'a  dönerek  evvelki  gibi,  yüksek  ilimlerin  tedrisi  ile 
meşgul  olmuştur.  1033  H.  tarihinde  vefat  etti.  Cenazesi  büyük  bir  kala- 
balık tarafından  kaldırılarak  «Sûk-i  Gar»  da  yaptırdığı  kendi  mescidi- 
nin avlusuna  defn  edildi.  Üstün  eserleri: 

1  —  «Altıparmak»  :  Meşhur  âlimlerden  Molla  Miskin'in  bir  mukad- 
dime, dört  rükün,  bir  hâtime  üzerine  tertiplenmiş  peygamberler  tarihi 
ve  Cenab-ı  Mustafa  Peygamberimiz  Efendimizin  hayatlarından  bahse- 
den (Mearicü'n-Nübüvve  fi  Mearici'l-Fütüvve)  ismindeki  Farsça  meş- 
hur eserinin  tercemesi  olup  matbudur.  Bu  eser  Koca  Nişancı  Mustafa 
Bey  tarafından  da  (Delâili'n-Nübüvveti'l-Muhammedî  ve  Şemaili'l-Fü- 
tüvveti'l-Ahmedî)  ismiyle  terceme  olunmuştur. 

2  —  (Tercemeyi  Nigâristan  Gaffarî)  :  Gaffarı  şöhretiyle  tanınmış 
Kazvinli  Muhammed  oğlu  Ahmed'in  İslâm  Tarihi  ile  halifeler,  hüküm- 
darlar ve  nadir  hikâyelerden  bahseden  Farsça  maruf  eserinin  tercümesi 
(Nüzhet-i  Cihan  ve  Nadire-yi  Devran)  dır  ki,  istifadeyi  mucip  eserler- 
dendir. 

Nüshaları  İstanbul  kütüphanelerinin  bazılarında  vardır.  (Nigâris- 
tan Gaffarî)  Osmanlıların  yetiştirdiği  büyük  şahsiyetlerden  meşhur  şair 
Şeyhülislâm  Yahya  Efendi  tarafından  da  terceme  olunmuştur.  Âlimlerin 
en  değerlilerinden  Muinüddin  îsfera'inî'nin  de  Ebi  Said  Bahadır  Han 
Cengizî  namına  (Nigâristan)  isminde  Farsça  bir  kitabı  olduğu  gibi,  Ana- 
dolunun  allâmesi  İbni  Kemal  merhumun  da  bu  isimde  bir  eseri  vardır. 

3  —  (Terceme-i  Sittin  li  câmii'l-Bostanin)  :  Eserin  aslı  Tarsuslu 
Ebu  Bekir  Ahmed'in  60  meclis  (bahis)  üzerine  tertiplenmiş  makbul  kita- 
bı olup  tercemenin  bir  nüshası  Köprülü  kütüphanesinde  mevcuttur. 

4  —  (Kâşifu'l-Ulûm  ve  Fatihu'l-Fünûn)  :  (Şerhu  Telhîsu'l-Meâni 
tercemesi)  olup  bir  nüshası  umumî  kütüphanede  vardır.  Bu  tercemenin 
mukaddimesindeki  «Nice  ince  risaleler  tefsir  ve  hadis  ilminde  ve  nice 
mühim  evrak  usul  ve  füruda  tasnif  ettim,»  ibaresinden  anlaşıldığı  üzere 


—  241  — 


hal  tercemesini  yazdığımız  bu  zatın  saydığımız  eserlerinden  başka  eser- 
leri de  olduğu  anlaşılmaktadır.  Hal  tercemelerine  ait  kitaplarımızın  ba- 
zılarında meşhur  (Mutavvel)i  de  terceme  ettiği  yazılmışsa  da  tarafım- 
dan rastlanılamamıştır. 

(Nüzhet-i  Cihan)  mukaddimesindeki  şiirlerinden  : 

Kâr  ü  barı  âkilin  daim  hata  puş  olmadır 

Ayb  bîn  olmak  revadır  servera  cahillere 

Didei  insaf  ile  nazır  olan  ehl-i  kemal 
Nisbet  etmez  şin  ü  gaybı  bir  nefes  kâmillere 

ADALÎ  ŞEYH  MUSTAFA  İBNİ  HAMZA  (KUŞ  ADALI) 

Âlet  ilimleri  mütehassıslarından  olup  Kuşadasmdandır.  Ulema  ara- 
sında şöhret  kazanmasına  sebep  olan  Birgivi  Muhammed  Efendi  merhu- 
mun (İzhar)  kitabına  1085  H.  de  yazdığı  (Netaicü'l-Efkâr)  ismindeki 
şerhidir.  Doğum  yeri  Trabzon,  yerleştiği  yer  Amasya  olan  Mustafa  Efen- 
di tarafından  (Menafiu'l-Ahyar)  ismiyle  ve  Ahıska  doğumlu  olup  İstan- 
bul'da yerleşen  Dede  oğlu  Mustafa  tarafından  da  (Gayetü'l-Enzar)  is- 
miyle haşiyesi  yazılmış  ve  bastırılmıştır.  Birgivi  merhumun  (imtihanü'l- 
Ezkiyası)na  da  haşiye  yazmıştır.  Kuşadasmda  defnedilmiştir,  mezar  ta- 
şında yazı  yoktur. 

AYİNEZADE  MUHAMMED  ŞEMSEDDİN  (SIROZİ) 

1100  =  1688 

Âlimlerden  ve  Halveti  tarikatının  şeyhlerinden  bir  zattır.  Uzun 
müddet  Sirozda  hatiplik  yapmış  ve  ilmin  yayılmasına  hizmet  etmiştir. 
1100  küsur  tarihlerinde  vefat  ederek  Siroz  yaylasına  defnedildi.  Eserleri 
basılmamış  olup  şunlardır: 

(Haşiye  Alâ  Şerh-i  Nûniye  Li'l-Hayali),  (Şerhu  Gezeri  Mine'l-Kı- 
raet),  (Şerhu  Kaside-i  İmami'l-Harameyn),  Osmanlı  şairlerinden  Rüsû- 
hî'nin  «Ey  kî,  âlemden  haberdarım  diyen  âlem  nedir»  mısraı  ile  başlıyan 
gazelinin  şerhidir. 

AKKİRMANİ  MUHAMMED  EFENDİ 
(MUHAMMED  İBNİ  MUSTAFA) 
1174  =  1760 

Kadılar  zümresinden  olup  âlet  ilimlerine  ve  yüksek  ilimlere  tam 
intisabı  vardır.  Mekkeyi  Mükerreme  kadısı  iken  1174  H.  de  vefat  etti. 

F.  :  16 


—  242  — 


Eserlerinden  İzmir  kadı  vekili  iken  birtakım  ilâveler  yaparak  (İklilu't- 
Teracim)  ismini  verdiği  eski  felsefe  ve  hikmetten  (Kazi  Mir),  (Hidaye 
Tercemesi)  ve  münazara  adabından  bahseden  (Hüseyniye  Şerhi)  ile 
(Kırk  hadis  şerhi)  ve  (îrade-i  Güziye  risalesi)  basılmıştır. 

(Şerhu  Hilyetü'n-Nebi),  (Besmele  Şerhi),  (Mevzuat-ı  Ulûm  risalesi), 
(Tefsir-i  Beyzavî)  ile  (Buhari  Şerif)  e  yazdığı  haşiyeleri,  (Şerhu'l-  Hamd 
ilâ  Ecmain),  (Fevaidü'l-Misvak),  (Şerhu  Tahmis-i  Kaside-i  Dimyatiye), 
(Zübdetü'l-Müntehap  -  Mütercem  Tabirname),  (Şerhu  İmkâni'l-Ulûm 
ve'l-Hasıl),  (Îkdü'l-Leâli  Allemellahütealâ  bi  gayri'l-mütenahi),  (Terce- 
me-i  Zikr-i  Sübhanellah  ve  bi  hamdihi),  (Ed'iye-i  Me'sûre),  (Fırak-i 
Dâlle)  risaleleri  basılmamıştır. 

îmamı  Zemahşerinin  (Etvaku'z-Zeheb)'ini  de  yüz  makale  üzerine 
şerh  etmiştir  ki  bir  nüshası  Hamidiye  kütüphanesinde  vardır.  Nahivden 
(Muğnil-Lebib) 'i  de  ihtisar  etmiştir.  Bunun  kendi  el  yazısı  ile  yazma 
nüshası  Atıf  Efendi  kütüphanesindedir. 

ALAŞEHİRLİ  OSMAN  İBNİ  HASAN  EFENDİ 
1190  =  1776 

Meşhur  âlimlerden  bir  zat  olup  İstanbul'da  ders  okutmak  ve  kitap 
yazmakla  meşgul  olarak  1190  H.  de  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Risale  fi  ilmi'l-Münazara),  (Risaletün  fi'd-duhan),  (Risaletün  fi't- 
Tasrif),  (Risaletün  fi'l-Mantık),  (Umde-yi  Vâfiye  ve  Zübde-yi  Şafiye 
minen  Nahiv)  dir. 

ARSLANZADE  MUSTAFA  EFENDİ 
1185  =  1771 

Halveti  tarikatı  şeyhlerinden  Denizli'de  medfun  îspartalı  Arslan 
Efendinin  oğludur.  Medine-i  Münevvere  kadılığını  müteakip  1185  H.  de 
İstanbul'da  vefat  etmiştir.  Vefa'dan  Zeyrek'e  inen  caddenin  solunda 
medfundur.  Arabî  ilimlerin  bir  çok  dallarından  bahseden  büyük  risale- 
lerini havi  mecmuaları  Manisada  Çaşnigir  kütüphanesinde  mevcuttur. 
Nihayetinde  Arapça  güzel  bir  üslûpla  kaleme  alınmış  mektupları  da 
vardır. 

AK  ALİ  EFENDİ  (İZMİDÎ) 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Kocaeli  -  İzmitlidir.  1168  H.  de  (Fezail)  is- 
miyle kısmen  akaid  ve  kısmen  mev'ızadan  bahseden  üç  bab  üzerine  ter- 
tiplenmiş Türkçe  bir  eser  yazmıştır  ki,  bir  nüshası  Yahya  Efendi  kütüp- 


—  243  — 


hanesinde  mevcuttur.  Gevgili  kazasının  Novatya  nahiyesinde  medfun- 
dur.  Ahali  arasında  Akbaba  adiyle  tanınır.  Gazi  Evrenos  bey  tarafından 
Evkafı  ihya  olunan  camii  şerifte  imamlık  vazifesi  yapmıştır. 

AK  OSMAN  EFENDİ  (OSMAN  İBNİ  ALİ) 
1201  =  1786 

Fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Arapkir'in  Anderi  köyündendir.  (Şerhu  Hu- 
rufi'l-Heca  ve  Ebi  Cad)  isminde  muhadaratı  andırır  eserinin  bir  nüshası 
Halis  Efendi  kütüphanesindedir.  Bu  eserin  1201  H.  de  kaleme  alındığı 
hatimesinde  yazılıdır. 

AYAKLI  KÜTÜPHANE  MUHAMMED  EMİN  EFENDİ 

1223  =  1808 

Antalya  müftüsünün  faziletli  oğludur.  Lâkabından  da  anlaşılacağı 
üzere  zamanın  allâmesi  sayılmaktaydı.  Meşhur  Gelenbevî  İsmail  Efendi 
ile  Tatarcık  Abdullah  Efendi  seçkin  talebelerindendir.  1223  H.  de  Istan- 
bulda  vefat  etmiştir.  Uzun  ömürlü  bir  zat  olup  100  sene  yaşamıştır.  Üs- 
küdar'da Seyyid  Ahmed  deresi  yakınında  medfundur. 

ADALI  HOCA  MUHAMMED  EFENDİ  (ADAPAZARİ) 

1278  =  1861 

Son  devrin  âlimlerinden  olup  Ankaralıdır.  Adapazarma  yerleştiğin- 
den dolayı  Adalı  şöhretiyle  tanınmıştır.  Adapazarı  müftülüğünde,  Ku- 
düs kadılığında  ve  ömrünün  sonunda  Safranbolu  kadı  vekilliğinde  bulu- 
narak 1278  H.  de  Safranboluda  vefat  etmiştir. 

Matbu  eserleri: 

(Mufassal  Tefsiri  sureti'l-Vâkıa),  (Keşfü'l-Feraiz),  (Haşiyei  Mufas- 
sala Alâ  Haşiye-i  Karatepeli)  dir. 

AKŞEHİRLİ  HASAN  FEHMİ  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

1298  =  1880 

Tahsili,  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Vidinli  merhumdan  olup  iki  defa 
meşihat  makamına  getirilen  fazilet  sahiplerindendir.  Sultan  Abdülaziz 
Han  merhumun  muallimi  idi.  Abdülaziz  Han'ın  tahttan  indirilmesinden 
sonra  Medine'de  ikamete  memur  edildi  1298  H.  de  Medine-i  Münevvere'de 
vefat  etti.  Cennetü'l-Bakî'de  medfundur.  Akşehir'in  Ilgm'mdandır. 


—  244  — 


Basılmış  eserleri  : 

(Riyaz-ı  Hakaniye):  Meani,  bedî',  beyandan  bahseder. 
(Resail-i  îmtihaniyye) :  Âlet  ilimlerinin  hemen  her  kolundan  bahseder. 
(Ahkâm-ı  Mer'iyye):  Mantığa  ait  manzum  bir  eserdir. 
(Aziziye  ve  Şerhi  Yusufiye)  :    Mantıktan  manzum  bir    metin  ile 
şerhtir. 

Basılmamış  eserleri  : 

(Şerhu  Alâ  Salât-i  Feyziye  Li'ş-Şeyhi  Ekber) 
(Risale  fi  keyfiyet-i  iman-i  Firavni) 

(Yusufiye)  :  Mantıkin  kıyas  bahsi.  Hal  tercemesi  ileride  yazılı 
Yemlihazade  Kâmil  Efendi  tarafından  şerh  olunmuştur. 

(Şerh-i  Akaid)  ve  (Kadı  Siyelkûtî)  üzerine  talikat,  Suyûtî'nin  Dur- 
ri  Mensur'u  tarzında  12  ilimden  bahseden  bir  eseri  varsa  da  tamam  de- 
ğildir, Mevlânâ  hazretlerinin  «Ey  Halikı  heft-asuman  der  mande  em 
feryad  res»  matla'lı  münacatma  tahmisi  ve  birkaç  Arapça  kasidesi  var- 
dır. Mısırda  Camiül-Ezher  şeyhlerinden  tefsir  sahibi,  Hadis  hafızı  meş- 
hur âlimlerden  Şeyh  Saka  ile  sohbetlerinde  adı  geçen  şeyh  tarafından 
ilmî  kudreti  takdir  olunmuştur.  Nefis  bir  talik  yazı  ile  yazılmış  Arapça 
(divançe)si  Osmanlı  Müzesinde  vardır.  Kendi  el  yazısı  olup  kadıların 
adabı  ile  hitabetin  şartları,  hüccetleri  ve  sicilleri  beyan  eden  (Menaşîr-i 
Kuzat)  isminde  973  H.  de  bir  eser  yazan  Muradoğlu  Ali  Efendi  de  Akşe- 
hirden  yetişen  âlimlerdendir. 

AKŞEHİRLİZADE  ALİ  HAYDAR  BEY 
1333  =  1914 

Fazilet  ve  kalem  sahibi  bir  zat  olup  pederi  Hasan  Fehmi  Efendinin 
gurbete  çıkmasından  sonra  uzun  müddet  kadı  naipliği  suretiyle  taşra- 
larda bulunarak  hürriyetin  ilânını  müteakip  ikamete  memur  olduğu  İz- 
mir'den İstanbul'a  gelip  1333  H.  de  vefat  etti.  Karacaahmet  türbesi  yakı- 
nında validelerinin  kabrine  defnedildi. 

Matbu  eserleri : 

1  —  (Şerefname)  :  Mevlânâ'nm  menkıbelerini  beyan  eden  bir  ri- 
saledir. 

2  —  (Fevaid)  :  Muhtasar  peygamberler  tarihi  ile  Abbasîlerin  sonu- 
na kadar  muhtasar  İslâm  tarihidir. 

3  —  (Hadikatü'l-Ukala  fi  îddihari  Ezhari'l-Füdala)  :  Akaid  ve  ke- 
lâm hakkındadır. 

4  —  (Minhacü'n-Necat  İlâ  Mi'raci'l-Felah)  :  Usulü  hadise  dairdir. 


—  245  — 


Mûsacalı  zade  Akhisarlı  Muhammed  Said  tarafından  şerh  ve  Tarsuslu 
İmadeddin  tarafından  terceme  olunmuştur. 

5  —  (İrşad)  :  Ahlâk  ve  akaide  dairdir. 

6  —  (Müzekki's-Sibyan)  :  İrşadın  kısaltılmışıdır. 

7  —  (Tuhfetü'l-Lebib)  :  Münazara  usulüne  dairdir.  (Kâfü'l-Erîp)  is- 
miyle yine  kendisi  tarafından  şerhedilmiştir. 

8  —  (Şemmetü'l-Esrar)  :  İmamı  Ali  Hazretlerinin  sözlerinin  tefsiri- 
dir. '  : 

9  —  (Merasidü'l-Hikem) :   (Şemmetü'l-Esrar)  m  kısaltılmışıdır. 

10  —  (Manzum  terceme-i  Lemeat)  :  Manisalı  Sadıkzade  Neşet  Efen- 
di tarafından  şerh  olunmuştur. 

11  —  (Tahkiku't-Tasrif)  :  İ'lâl  kaidelerinden  bahseder.  Basılmamış- 

tır. 

12  —  (Kudûri  Tercemesi) 

13  —  (Emsile  Şerhi) 

14  —  (Levayih)  :  Tasavvuf  ve  fıkıha  dair  olup  basılmamıştır. 
Bunlardan  başka  içtimaî  meselelerle  alâkalı  hadisi  şeriflerin  terce- 

melerini  havi  basılmamış  eserleri  de  vardır  ki,  bir  miktarı  (Ceride-i  So- 
fiyye)  ile  neşredilmiştir. 

AHMED  CEMALEDDİN  İBNt  MESUD  KONEVİ 
723  =  1331 

Büyük  âlimlerden  yüksek  bir  zattır.  732  H.  de  Şamda  vefat  etmiş- 
tir. Eserleri  :  Bir  nüshası  Es'ad  Efendi  kütüphanesinde  mevcut  (Kalâid) 
ismindeki  (Akaid-i  Tahavi)  şerhi  ile  dört  cilt  (Et-Takdir  Fi  Şerhi  Ca- 
mii'l-Kebir  Li'ş-Şeybani  Fil-Fürû)  dur  ki,  bunlar  oğlu  Cemaleddin  Mah- 
mut tarafından  tamamlanmıştır. 

944  H.  de  vefat  eden  Bursalı  İdrisoğlu  Mustafa'nın  da  fıkıh  ilminin 
füruuna  dair  (Mecmau'l-Ahkâm)  isminde  bir  eseri  vardır. 

AHMED  İBNİ  MUHAMMED  (MANİSAVÎ) 
1000  =  1591 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Manisalıdır.  Kıraat  ilminden  meş- 
hur (Kaside-i  Şatibiyye)yi  Türkçe,  kelâm  ilminden  (Kaside-i  Nuniyye) 
yi  Arapça,  Fıkıhtan  Fıkhı  Ekberi  aynı  şekilde  Arapça  şerh  etmiştir. 
(Fıkhı  Ekber)  şerhinin  tarihi  989  H.  dir.  Başka  eserleri  de  olduğu  anla- 
şılmaktadır. 

(Hırzül-Emâni)ye  de  (İzharül-Meâni)  ismiyle  şerhi  vardır.  1000  H. 
tarihinde  vefat  etmiştir. 


—  246  — 


Kıraat  ilmi  mütehassıslarından  Rizeli  Hafız  Hüseyin  Efendi  de  1201 
H.  de  (Kaside-i  Şatibiyye)yi  şerh  etmiştir  ki,  nüshası  Aşirefendi  kütüp- 
hanesinde vardır. 

AHİZADE  HALİMİ  EFENDİ 
1013  =  1604 

(Kadı  Beyzavî  tefsiri)  ne  haşiye  yazan  Sadi  Çelebi'nin  torunların- 
dan olup  Ebu's-Suûd  Efendi  talebelerindendir.  Tahsilini  tamamladıktan 
sonra  ilmiye  rütbelerinde  ilerliyerek  Kazaskerlik  derecesine  nail  olmuş- 
tur. «Cinan  ola  Ahizade  Efendinin  Cayi»  mısramm  delâlet  ettiği  1013  H. 
de  İstanbul'da  vefat  etti.  Hanesinin  karşısındaki  Çukur  medreseye  biti- 
şik türbede  medfundur. 

Eserleri :  - 

(Şerhu  Hidaye),  (Haşiye-yi  Camiu'l-Füsûleyn),  (Haşiye-yi  Dürer), 
(Haşiye-yi  Eşbah),  (Haşiye-yi  Şerhi  Miftah),  (Terceme-i  Şevahidü'n- 
Nübüvve)  (^),  (Risale  Fi's-sa'yi  ve'l-Bataleti)  vesairedir.  Hazırlamış  ol- 
dukları vakıfnameler,  Şer'î  Hüccetler  Temessükat  ve  Sâklerin  (^)  suret- 
leri resmî  muamelelerde  düstur  olmuştur.  Şiire  de  intisabı  vardır.  Mısır 
mollalığından  ayrılarak  İstanbul'a  gelirken  1020  H.  de  Şam'da  vefat  eden 
oğlu  Yahya  Efendi  de  fazilet  sahiplerinden  bir  zattır.  (Bahriye)  isminde 
bir  eseri  vardır. 

I  AHTERİ  MUSTAFA 

986  =  1578 

Fazilet  sahibi  âlimlerden  olup  Afyonkarahisarlıdır.  Ekseri  ilimlerde 
bilhassa  Arap  edebiyatında  ve  lügat  ilminde  Yedi  Tûlâ  (İhtisas)  sahibi 
idi.  İsmiyle  anılan  matbu  ve  meşhur  (lügat)  kitabından  başka  fıkıh  me- 
seleleri hakkında  (Camiu'l-Lisan)  ve  furua  dair  (Camiu'l-Mesail),  Mu- 
haderat  ilmine  ait  (Hamilü'l-Muhadarat)  kıymetli  eserlerindendir.  Bun- 
lardan yalnız  (lügati)  basılmıştır.  Vefatı  986  H.  de,  kabri  Kütahyadadır. 
Karahisarda  da  ismine  muzaf  bir  kabir  vardır.  Hz.  Âdemin  yaratılışın- 
dan peygamberlerin  sonuncusu  Hz.  Muhammed  (A.S.)  Efendimize  kadar 
cereyan  etmiş  olan  vak'alarla  dört  halife  ve  mezhep  imamlarının  hayat- 


(1)  Basılmış  olan  Lâmii  Çelebinindir. 

(2)  982  H.  de  vefat  eden  Kül  Kedisi  lâkabiyle  anılan  Muhammed  İbni  Mu- 
sayı  Bursavî'nin  (Bidaatü'lnKadi)  isminde  Sükuke  müteallik  bir  eseri  vardır. 


—  247  — 


larmdan  bahseden  Arapça  bir  cilt  (tarihi)  vardır  ki,  bir  nüshası  Fatih 
kütüphanesindedir. 

978  H.  de  (Mühimmatı'l-Kuzat  Li  İhtiyacihim  ileyhi  fi  külU  mühim- 
mat) adh  eseri  yazan  Hamza  Efendi  de  Karahisardan  yetişen  âhmler- 
dendir. 


AHMED  İBNİ  MAHMUD  EL-ESAMM-I  KARAMANÎ 

981  =  1573 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Larendelidir.  «Rahmet  be  rûhi  û» 
terkibinin  delâleti  olan  981  H.  de  Karamanda  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Takşirü't-Tefsir)  isminde  mücadele  sûresine  kadar  12  cilt  tefsiri 
ile  muhadarat  ilmi  ve  ahlâktan  Türkçe  (Letaifname)dir.  (Tefsir-i  Se- 
merkandi)yi  de  tamamlamıştır.  Halveti  tarikatının  da  halifelerindendir. 
Tefsirin  tamamlanmasına  ömrü  vefa  etmemiştir.  1032  H.  de  vefat  eden 
İshak  Karamani'nin  de  bir  mukaddime  ve  on  bab  üzerine  mürettep  (Le- 
taif)  adında  bir  eseri  vardır  ki,  yedinci  ve  onuncu  bablarmda  Osmanlı 
devletinin  bazı  hallerinden  bahsedilmektedir.  Kanunî  Sultan  Süleyman 
devrinin  kadılarından  Hasan  İbni  Hüsna  Efendinin  de  birinci  babı  ah- 
kâm, ikincisi  siyasiyat,  üçüncüsü  edebiyat,  dördüncüsü  ahlâk,  beşincisi 
mahlûkatm  acaipliklerinden  bahseden  (Letaifü'l-Efkâr  ve  Kâşifü'l-Es- 
rar)  isminde  bir  eseri  vardır. 


AHECZADE  AHMED  EFENDİ 
1120  =  1611 

Fıkıh  ilminde  ihtisas  sahibi  bir  zat  olup  Kastamonu  kazalarından 
«Küre-i  nühas»  -  Bakır  Küresindendir.  (^)  Tahsilini  tamamladıktan  son- 
ra 1117  H.  tarihinde  Şehzade  Cami-i  Şerifine  müderris  oldu.  1120  H.  ta- 
rihinde de  vefat  etti.  Eserlerinden  (Camiu'ş-şuruh)  ismindeki  mufassal 
(Mülteka  şerhi)  nin  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Lâleli  kütüphanesinde- 
dir. Her  bölümü  beşer  mev'izadan  mürekkep  olmak  üzere  on  iki  mevzuu 
havi  mufassal  bir  (vaaz)  kitabı  vardır.  Pederi  Şeyh  Muhammed  Efendi 
de  ulemadan  bir  zat  idi.  Her  ikisi  de  Celvetî  tarikatmdandır. 


(1)  Kastamonu'ya  bağh  Küre  kazasıdır. 


—  248  — 


AHMED  İBNİ  İBRAHİM 
1162  =  1748 

Konya  Ereğli'sinden  olup  Medine-i  Münevvere'de  yerleşmiştir.  Fa- 
zilet sahibi  bir  zattır.  Eserleri  basılmamış  olup,  (Şerh-i  Şemail-i  Şerife) 
ve  (Şerh-i  Makamat-ı  Hariri)dir.  Tıp  ilmine  de  intisabı  vardır.  Vefatı 
1162  H.  tarihinde,  kabri  Cennetül-Baki'dedir. 

AHMED  İBNİ  ABDULLAH  «GURABZADE» 

Âlimlerden  bir  zattır.  İbrahim  Paşanın  Bağdad  Valiliği  zamanında 
Abdül-Kaadirî  Geylânî  Hazretlerinin  Cami-i  Şeriflerinde  vaizlik  yap- 
mıştır. (Envarü't-Tenzil)  ile  Hüseyin  Kâşifin  (Mevahib-i  Ledünniye) 
sinden  derlemek  suretiyle  yazılış  tarihi  1092  H.  senesini  işaret  etmek 
üzere  (Zübde-i  Âsar  el-Mevahibü  ve'l-Envar)  ismiyle  iki  cild  Türkçe  bir 
tefsir  meydana  getirmiştir  ki,  1294  H.  de  basılmıştır.  Kendi  yazısı  ile  yaz- 
ma nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesindedir.  «Mevlânâ  Yakup  Şerhi» 
nin  Farsça  (Tebareke  ve  Amme  cüz'leri)ni  de  terceme  ettiği  tefsirinin 
mukaddimesinde  zikredilmiştir. 

AHMED  ATTAR  EFENDİ 

Kur'an  kıraeti  ilminin  mütehassıslarından  fazilet  sahibi  bir  zat  olup 
Edirnelidir. 

(Vakayi-ü'l-Kur'an) ,  (Mürşidü'l-Huff az) ,  (Kümelü'l-Hafiziyn)  isim- 
lerinde eserleri  vardır.  Birinci  eserini  1167  H.  tarihinde  yazmıştır.  Ta- 
nınmış kurralardan  Edirneli  İbrahim  Efendi  talebelerindendir. 

AHMED  İBNİ  ÖMER  İZMİRÎ 

İlim  ve  irfan  sahibi  bir  zat  olup  Tekeli  Ömer  Efendinin  oğludur, 
Pederi  ile  beraber  İzmir'e  yerleşmiştir.  Eserleri  : 

(Fethu'l-Mevlâ  Li'ş-Şerhi  Hızbi'l-Merda),  (Fethu'l-Kavi  li  hızbi'n- 
Nevevî)  ile  rü'yetüllah'dan  bahs  eden  (Nihayetü'l-Makal  fi  Mebahisi'l- 
Cemal)  dir.  Birinci  eserini  1179  H.  de  yazmıştır.  Pederi  Vaiz  Ömer  Efen- 
dinin de  Hasan  Kâfi-i  Akhisarî'nin  (Ravzatü'l-Cennat  fi  Usûli'l-İtika- 
dat)ına  (Ezharü'r-Revzat)  isminde  bir  şerhi  ile  (Avamil-i  Cedide)  şerhi 
vardır.  İzmirli  Şeyh  Ahmed  İbni  Mustafa  Efendinin  de  (El-Minehu'l- 
İlâhiyye  fi's-Salâti  Hayrü'l-Beriyye)  isminde  bir  eseri  vardır  ki,  bir  nüs- 
hası Nuruosmaniye  kütüphanesinde  vardır. 


—  249  — 


AHMED  HAMDİ  EFENDİ  «ŞİRVANλ 

İlim  ve  irfan  sahiplerinden  bir  zat  olup  Şirvan'lıdır.  İstanbul'a  gelip 
tahsilini  tamamlayarak  bazı  memuriyetlerde  bulunduktan  sonra  Mülga 
Teftiş  ve  Muayene  Heyeti  Reisliğine  tayin  olunmuş  değerli  bir  şahsiyet- 
tir. 

Basılmış  eserleri  : 

(Terceme-i  Makamat-ı  Hariri),  (Hindistan  Seyahatnamesi),  (Usûl-i 
Fıkıh),  (Hulâsatü'l-Feraiz),  (Makaletü'l-Urefa  fi  mesaili'l-Hukema), 
(İlm-i  aruz  ve'l-kavafi),  Türkçe  (Muhtasar  mantık),  (Nesayihu'ş-Şub- 
ban)  vesaire  olup  1307  H.  tarihinde  İstanbul'da  vefat  etti.  Eyyüb'de 
medfundur.  Üç  dilde  nesir  ve  nazımla  yazmağa  muktedir  idi. 

Molla  Câmi'nin  naat-ı  Cenab-ı  Nebevisini  tahmisinden  : 


AHMED  SIDKI  EFENDİ  «BURSAVλ 
1312  ;=  1894 

Bursa'da  doğmuşsa  da  uzun  müddet  İstanbul'da  Vefa  yakınındaki 
ikametinden  dolayı  talebeler  arasında  Vefalı  şöhretiyle  tanınmış  fazilet 
sahibi  bir  zattır.  Alet  ilimlerinden  bilhassa  mantıkdaki  bilgisine  eserleri 
şahiddir. 

Ders  okutmağa  ve  ders  müzakeresine  hayatını  vakfetmişti.  Eserle- 
rinden (Isagoci  şerhi),  (Zeriatü'l-imtihan)  ile  (Şemsiye  şerhi),  (Mizanü'l- 
intizam)  basılmıştır.  (Tarifat)m  kaidelerini  bildiren  (Zencir)  isminde- 
ki eseri  ile  (Haşiye-i  Şerh-i  Akaid),  (Tahriratü'l-Enzar),  (Şerhu  Risa- 
leti'l-İstidlâliye)  ve  ayrıca  (Mecmua-i  Tarifat)  isimlerinde  eserleri  var- 
dır. Vefatı  1312  de,  kabri  Edirnekapısmdadır. 


_  250  — 


AHMED  HAMDULLAH  EFENDİ 
1307  =  1899 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  pederi  Ankara'lıdır.  Kendisi  Ga- 
lata'da  Kule  kapısında  Müeyyed  zade  mahallesinde  doğmuştur.  Tahsilini 
tamamladıktan  sonra  taşra  kadı  naipliklerinde  bulunarak  1296  H.  de 
Meclis-i  Tedkikatı  Şer'iyye  âzalığma  tayin  buyrulmuş  vefatına  kadar  bu 
hizmette  kalmıştır.  1317  H.  tarihinde  İstanbul'da  vefat  etti.  Eyyüb'de 
medfundur.  Eserleri : 

1  —  (Mazbatatü'l-Fünun)  :  (Mecelle  ve  Mir'atü'l-Usûl)'ün  açıklan- 
masına dair  olup  bir  nüshası  Fatih,  Beyazıd,  Ragıppaşa,  Hamidiye  kü- 
tüphanelerine vakf  edilmiştir. 

2  —  (En-Nücumü'd-Darî  ila  irşadi's-Sari)  :  Buharî  şerifin  fihristi 
mahiyetindedir. 

3  —  (Mir'atü'l-Mürafikıyn)  :  Fetvalara  aid  olup  3500  mes'eleyi  ih- 
tiva etmektedir. 

4  —  (Tezkiretü'l-Müştekkat)  :  Farsça  kaidelerinden  bahseder  olup 
matbudur. 

5  —  (Feraidü'l-Asar  ve  haraidü'l-Eş'ar)  :  Üç  dildeki  şiirlerini  havi 
olup  iki  cild  üzerine  tertip  edilmiştir.  Bir  nüshası  Viyana  Cem'iyj^eti 
Şarkıyyesi  kütüphanesine,  bir  nüshası  da  Hamidiye  ve  Mısır  kütüpha- 
nelerine gönderilmiştir. 

6  —  (Mir'atü'l-Usûl)  :  İhtisarına  dair  olup  Hamidiye  ve  Âtıf  Efendi 
kütüphanelerine  hediye  etmiştir. 

7  —  (Mecelle-i  Nefise):  (Telhis) deki  âyetlerin  ve  lûgatların  tefsir 
ve  izahına  dair  olup  Ragıp  Paşa  ve  Beyazıd  kütüphanelerine  hediye  et- 
miştir. 

AHMED  KUDSÎ  EFENDİ  «TOPBAŞZADE» 
1305  =  1887 

Fazilet  sahiplerinden  ve  Halidiyye  tarikatının  şeyhlerinden  olup 
Konya'nın  Kadınhanı  kazasmdandır.  Meşhur  âlimlerden  Bozkırlı  Memiş 
Efendinin  halifesidir.  Memleketinde  tahsilini  tamamladıktan  sonra  Mek- 
ke-i  Mükerreme'ye  giderek  Şeyh  Kutbî  ve  Şeyh  Sunûsî  gibi  büyükler- 
den hadis  ve  tefsir  ilimlerini  tahsil  etmiştir.  1305  H.  tarihinde  yerleştiği 
Konya'da  vefat  ederek  Mevlânâ  Hz.  lerinin  türbesinin  avlusuna  defn 
edildi.  (Hidayetü'l-Meratip  fi  Fezaili'l-Eshab)  isminde  yirmi  fasıl  üze- 
rine tertib  ettiği  değerli  eseri  basılmıştır.  Bundan  başka  eserleri  varsa 
da  kaybolmuştur.  Hadis  ilminde  ihtisas  sahibi  idi. 


—  251  — 


AHMED  FEYZİ  EFENDİ  «ÇORUMλ 
1327  =  1909 

Fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Çorumludur.  Memleketinin  Müftüsü  iken 
1327  H.  tarihinde  vefat  etti. 

Eserleri  : 

(Feyzu'l-ali  fi  şerhi  Hızbü'n-Nevevî) 

(Feyzu'l-Gaffari  fi  şerhi  vird-i  Settar) 

(Feyzu'l-Mevlâ  fi  şerhi  devri'l-a'lâ) 

(Feyzu'l-Vahip  fi  Necati  Ebi  Talib) 

(El-Fahfah  fi  marifeti's-Silâh) 

(Fevaidü'l-Feyziyye  fi  şerhi  Risaleti'l-Lâmiye) 

Meşhur  (Fetava-yı  Haamidiye)nin  menkulâtmı  da  yazmıştır. 

(Zıyaü'l-Bedir)  yazarı  Ömer  oğlu  Osman  Nûri  Efendi  de  Çorum'dan 
yetişen  âlimlerdendir. 

ABDÜ'L-MUHSİN  KAYSERİ 
755  :=  1354 

Sultan  Orhan  Gazi  devrinin  fazilet  sahiplerinden  olup  önce  mem- 
leketinde arkasından  Suriye'de  tahsil  gördükten  sonra  vatanına  döne- 
rek ilmin  yayılmasına  hizmet  etti.  755  H.  de  Kayseri'de  vefat  etti.  Eser- 
leri : 

(Metin  ve  Şerh-i  Manzume-i  Feraiz),  (Şerh-i  Aruzi  Endülüsi),  (Ha- 
şiye-i  Gaayetü'l-Beyan),  (Risale  fi'l-Fıkıh)dır. 

Âşir  Efendi  kütüphanesinde  edebiyattan  (Şerhu'n-Necdiyat)  ismin- 
de bir  eseri  de  vardır. 

ALÂUDDİN  ALİ  ESVED  (KARAKOCA) 
800  =  1397 

Gazi  Murad  Hüdavendigâr  devrinin  meşhur  âlimlerinden  olup  Af- 
yonkarahisarlıdır.  Tahsilini  İran'da  tamamlamıştır.  Hal  tercemesi  yuka- 
rıda geçen  Cemaleddin  Aksarayî'den  de  istifade  etmiştir.  Eserleri;  Fıkıh 
ilminin  Füruuna  ait  iki  cilt  (Vikayetü'r-Rivaye  Fi  Mesaili'l-Hidaye)  is- 


—  252  — 


mindeki  şerhle  yine  Usûlü  Fıkıh  ilminden  (Muğni  şerhi)  nden  ibarettir. 
Vefatı  800  H.  dedir.  İznik'te  Şerefzade  mahallesindeki  türbede  medfun- 
dur.  Mevlânâ  Fenarî  bir  müddet  bu  zattan  istifade  etmiştir. 

Sultan  Murad  Hüdavendigâr  namına  Usûlü  Fıkıhtan  (Rumuzu  Ef- 
kâr) ı,  (Künuzü'l-Envar)  ismiyle  şerh  etmiştir  ki,  826  H.  de  yazılmış  olan 
bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  vardır. 

ALÂADDİN  ALİ  İBNİ  MUSA  (KOÇHİSARLI) 
841  =  1437 

Sultan  İkinci  Murad  devrinin  fazilet  sahiplerindendir.  İlim  tahsilini 
tamamlamak  için  İran  ve  Maveraünnehir'e  giderek  Seyyid  Şerif  Cürca- 
nî  ve  Saadettin  Taftazanî'nin  ilim  meclislerinden  feyz  alıp  dönmüş,  son- 
ra da  Mısır'a  hareketle  841  H.  de  vefat  etmiştir.  Zamanında  ehemmiyeti 
haiz  olan  çeşitli  ilimlere  ait  suallere  cevap  teşkil  eden  (^)  bir  eseri  var- 
dır ki,  ilmî  üstünlüğünün  delilidir.  Bir  de  (Evrad-ı  Zeyniye  şerhi)  var- 
dır ki,  bu  eserinden  Zeyniye  tarikatına  mensup  olduğu  anlaşılmaktadır. 
(Saadettin  Taftazanî'nin  Miftah  şerhi)  ne  ait  (haşiyesinin)  bir  nüshası 
Veliyyüddin  Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 

ABDÜLKERİM  EFENDİ 

Sultan  İkinci  Murad  devrinin  fazilet  sahibi  şahsiyetlerindendir. 
Edirne'de  vefat  ederek  Sultan  Camii  yakınında  yaptırdığı  mektebinin 
bahçesine  defnedildi.  Eserleri:  (Haşiye-i  Telvih),  (Haşiye-i  Matalih)  ile 
(Seyyid  Şerifin  Keşşaf  haşiyesine  yazdığı  haşiye)  sidir. 

AYNİ  BEDREDDİN  EBİ  MUHAMMED  MAHMUD  EL-AYNÎ 

Hanefi  mezhebi  âlimlerinin  üstünlerinden  olup  Aymtaplıdır.  Tahsil, 
talim,  telif  zamanlarının  çoğunu  Mısır'da  geçirmiştir.  Eserleri: 

(Şerhu  Buharı)  (^),  (Megani'l-Ahbar  fi  ricali  meani'l-âsar),  (Şerhu 
kelimi't-Tıb  Libni  Teymiyye),  (Zeynü'l-Mecalis),  (Şerhu  Arûzu's-Savi), 
(Şerhu  Dürerü'l-Bihar),  (Şerhu'l-Kenz),  (Şerhu'l-Mecma'),  (Meşarihu's- 
Südur),  (Tabakat-ı  Hanefiyye),  (Tarihu'l-Ekâsire),  (Tabakat-ı  Şuara), 
(Şerhu  Merah),  (İhtisar-ı  Tarihi  Dımaşkı  li-ibni  asakir),  (Şerhu  Hida- 
ye),  (Şerhu  Mülteka),  (Tarihü'l-Bedri  Fi  Evsafi  Ehli'l-Asri),  (Mizanü'n- 

0)  Siraceddin  Tevtfikî  ve  Molla  Hüsrev  taraflarmdan  bu  sualleri  ihtiva 
eden  kitap  aşağıdaki  altı  fasıl  ve  bir  hatimeden  ibarettir.  1.  Fasıl  Tesmiye, 
2.  Fasıl,  Peygamberliğin  haberleri  ve  alâmetleri,  3.  Fıkıh,  4.  Usûlü  Fıkıh,  5.  Be- 
lagat, 6.  Mantık. 

(1)  On  ciltten  ibaret  olan  bu  büyük  eser  sonradan  İsanbul'da  bastırılmıştır. 


—  253  — 

Nüsûsi  fi  ilmi'l-aruz),  (Şerhu  Tuhfetü'l-Mülûki  Li'l-Fürui)  vesaire  olup 
(Ikdü'l-Ceman  fi  Tarihi  ehli'z-Zaman)  (^)  isminde  coğrafya  ve  Tabaka- 
tül  Arza  (jeoloji)  dair  faydalı  malûmatı  ihtiva  eden  bir  de  büyük  tarihi 
vardır. 

Bu  tarih  biraderi  Şahabettin  Ahmed  tarafından  kısaltılmıştır. 
Vefatı  855  H.  de,  kabri  Mısır'dadır.  Üstadı  Hüsam  Rehavî'nin  (El- 
Biharüz  Zahire  Fi'l-Mezahibi'l-Erbea)sını  da  şerh  etmiştir. 

AYNÎ  ABDURRAHMAN  ZEYNEDDİN 
893  =  1487 

Aymtaptan  yetişen  fazilet  sahibi  yüksek  âlimlerdendir.  Şam  kadısı 
iken  istifa  ederek  893  H.  de  vefat  etti.  Eserleri:  (Şerhü'd-Dürer),  (Şer- 
hu'n-Nihaye),  (Şerhu  Şemsiye),  (Manzumü'd-Dürretü'l-Mudıeti  Fi  Lu- 
gati't-Türkiyye)dir.  Son  eseri  Osmanlı  Edebiyatı  Tarihi  ve  Lügat  bakı- 
mından mühim  eserlerdendir. 

ALİ  ÎBNİ  HÜSEYİN  AMASİ  (ALÂADDİN  ÇELEBİ) 

Türkçe  (Tacü'l-Edep)  (-)  isminde  bir  eseriyle  (Nasayihü'l-Müsli- 
min)  adında  bir  manzumesi  ve  bir  nüshası  Yerebatanda  Esad  Efendi  kü- 
tüphanesinde mevcut  Türkçe  (Yâsin  sûresi  tefsiri)  vardır. 


O)  Sultan  III.  Ahmed'in  iradeleriyle  bir  ilmiye  cemiyeti  tarafından  «Mir- 
hand)  hemşirezadesi  (Handm.irin)  tarihe  dair  meşhur  eserlerinden  Farsça 
(Habibü's-Siyer )  ile  beraber  Osmanlı  diline  tereeme  edildiği  Çelebizade  Asım 
tarihinde  zikrolunmuştur.  (Ikdü'l-Ceman) m  her  cildi  800  sahife  olmak  üzere 
24  ciltten  ibaret  olup  âdeta  bir  ilmî  ansiklopedi  şeklinde  yazılmıştır.  Şöyle  ki: 
Kozmoğrafya  ve  jeoloji  âlimlerinin  şimdiki  ilmî  nazariyelerine  uygun  pek  çok 
maddeler  serdolunduğu  gibi,  hayvanat  iirnine  dair  de  müdekkikane  bilgileri 
havidir.  Bundan  başka  coğrafya  ile  alâkalı  bahislerinde  de  istifadeyi  mucip 
malûmat  vardır.  Bu  büyük  eserin  tereeme  edilen  nüshası  Şehzadebaşmda  Da- 
mat Nevşehirli  İbrahimıpaşa  kütüphanesin  dedir.  Arapça  nüshaları  da  Beyazıt 
Camii  Şerifi  ve  Aşirefendi  kütüphanelerinde  vardır.  Bir  takımı  da  Enderunda 
Sultan  III.  Ahmed  kütüphanesindedir.  Bu  takımın  birinci  cildi  müellifin  kendi 
yazısiyledir.  Fransa  İlimler  Akademisinin  kararıyla  Haçlı  seferleri  vak'alarıyle 
alâkalı  eserlerin  metin  ve  tercemeleri  neşrolunduğu  zaman,  açıklamasını  yap- 
tığımız işbu  tarihin  bir  kısmı  da  metin  ve  tercemesiyle  beraiber  basılmış  ve  ya- 
yımlanmıştır. 

(2)  Türkçe  oJan  bu  eserin  mevzuu  ahlâk  ve  terbiyeye  dair  olup  Keşfü'z-Zu- 
nun)'da  (Tacü'l-Edep)  ismiyle  yazılmışsa,  da  Nuruosmaniye  kütüphanesinde 
mevcut  nüshasının  mukaddimesinde  (Tariku'l-Edep)  adı  verilmiştir. 

İstanbulun  fethi  tarihi  olan  857  H.  de  yazılmıştır.  Bu  eserin  bazı  fıkraları 
zamanımızın  ilim  adamlarından  Diyarbakırlı  Ali  Emîrî  Efendi  tarafından  Ta- 
rihi Osmanî  Encümeni  Mecmuasının  29.  nüshasında  neşredilmiştir. 


—  254  — 


Hal  tercemesini  yazdığımız  işbu  Ali  Efendi  Niğbolu  savaşında  şehit 
düşen  Yurkeçpaşazade  Hızır  Beyin  muallimidir.  (Kur'an-ı  Kerîm'in  hat 
ve  resmine  dair  risalesi)  olan  Ali  İbni  Hüseyin  Aması  ise,  eserinin  mu- 
kaddimesinde Taşköprülüzadeden  naklettiğine  ve  risalesinin  1096  H.  de  ya- 
zılmış olduğuna  göre,  başka  bir  zattır  ki,  İstanbulda  Sultan  Muhammed 
Fatih  Camiinde  imamlık  yapmıştır.  Bu  zatın  bir  de  Türkçe  (Aruz  risale- 
si) vardır. 

ABDÜLMECİD  İBNİ  NASUH  İBNİ  İSRAFİL  (İSRAFİLZADE) 

887  =  1482 

Eser  veren  âlimler  zümresinden  bir  zat  olup  Amasya  civarındaki 
(Lazkiye  -  Lâdik)  dendir.  887  H,  de  Amasya'da  vefat  etmiştir.  Eserleri: 

(Salavat-ı  Zâkiyat),  (Şerhu  Talimi'l-Müteallim  -  İrşadüt  Talibin), 
(Telhısü  Camiu'l-Fetava  li-kırk-imretü'l-hamidî  -  Tuhfetü'l- Ahbap) , 
(Miftahm  üçüncü  kısmını  ihtisar),  (El-istifa  fi  menakib-i  Mustafa)  dır. 

Abdülmecid  Efendinin  biraderi  Yahya  Efendi  de  fazilet  sahiplerin- 
den bir  zat  olup  (Avamil-i  Cürcaniye  Şerhi)  basılmıştır.  (Feriştehoğlu- 
nun  manzum  lügatini)  da  şerh  etmiştir. 

ALÂADDİN  ALİ  FENARÎ  (i) 
903  =  1497 

Mevlânâ  Fenarî'nin  torunu  olup  tahsilini  tamamlamak  için  İran  ve 
Orta  Asya'da  bir  hayli  sefer  ettikten  sonra  memleketi  olan  Bursaya  dö- 
nüşünde Fatih  Hazretleri  tarafından  kazaskerlikle  taltif  buyruldular. 
Yaz  günlerinde  Keşiş  dağı  eteğinde  halen  Kadı  Yaylâsı  denilen  yerde 
ikamet  etmeği  âdet  edinmişlerdir.  Âlet  ilimleri  ve  yüksek  arabî  ilimler- 
den başka  riyaziye  ilmine  de  intisabı  olduğu  gibi,  tasavvuf  ilminde  de 
ihtisas  sahibidir.  Zeyniye  tarikatına  mensup  idiler.  Ancak  mütalâasının 
çokluğu  sebebiyle  fazla  eser  yazmağa  müsaid  vakit  bulamamıştır.  Vefatı 
903  H.  de  Bursada  yüksek  ceddi  Mevlânâ  Fenarî'nin  kabrine  defnedil- 
miştir. 

Eserleri:  (Şerhu  Kâfiye)  ile  hesap  ilminden  (Tecnis  şerhi) nden  iba- 
rettir. Şiirlerinde  «Gammi»  mahlasını  kullanmıştır.  Bir  gazelinden: 
Suzi  dil  artar  müdam  ol  ruyi  âteştâptan 
Ateşi  suzan  bulur  gerçi  sükûnet  âbtan 


(1)  957  H.  de  vefat  eden  oğlu  Muhammed  Çeletoi  de  fazilet  sahiplerinden 
bir  zat  olup  lügat  ilmine  dair  (LisanüMIikmet)  isminde  Arapça  ve  Farsça  ile 
karışık  olarak  yazılmış  bir  lügati  ve  Mollazadenin  (Hidayet  Şerhine  haşiyesi) 
vardır. 


—  255  — 


ABDURRAHMAN  AMASYAVÎ  (MÜEYYEDZADE) 

922  =  1516 

Osmanlı  âlimlerinin  üstünlerindendir.  Hal  tercemesi  mutasavvıflar 
faslında  zikredilen  Yar  Ali'nin  torunlarmdandır.  Hat  ilmini  (yazı),  Üs- 
küdar'da Karacaahmette  medfun  hattatların  reisi  meşhur  Şeyh  Ham- 
dullah'dan  meşk  ve  tahsil  etmiştir.  İrana  giderek  Allâme  Celâl  Devvânî- 
den  icazet  almıştır.  Dönüşünde  bazı  ilmî  mevkilerde  bulunmakla  bera- 
ber ders  okutmakla  da  meşgul  olmuştur.  Vefatında  yedibin  cilt  kitabı 
olduğu  görülmüştür.  Dünyadan  ayrılışı  922  H.  de,  kabri  Hz.  Eyyüp  tür- 
besinin baş  tarafmdadır.  {^) 

Eserleri:  (Tefsir-i  Sûre-i  Kadir),  (Risale  Fi  Eşhür-i  Malûmat),  (Ha- 
şiye-i  Şerhi  Miftah),  (Risale  Fi  Tahkiki  Cüz'i  Lâyetecezza),  (Haşiye-i 
Şerh-i  Mevakıf),  (Fetava),  (Risale  fi'l-kürreti'l-mudahrece)  vesairedir. 
Kelâm  ilminin  müşkil  yerlerinin  halline  dair  risalesi  de  vardır  ki,  bilgin 
şehzade  Korkut'a  göndererek  takdirlerine  mazhar  olmuştur.  Üç  lisanda 
da  inşa  (nesir)  ve  şiire  de  muktedir  idi.  Mahlâsı  (Hâtimî)  dir. 

Bir  gazelinden  : 

Çok  olan  dest-i  Cefa  ile  giribanımdır. 
İlişen  har-i  gam  u  mihnete  dâmanımdır. 

ATUFÎ 

HAYREDDİN  HIZIR  İBNİ  MAHMUD  İBNİ  ÖMER  ATUFÎ 

948  =  1541 

Osmanlı  âlimlerinin  büyüklerinden  geniş  ilim  sahibi  mütefennin  bir 
zat  olup  Merzifonludur.  (Şakayık-ı  Nûmaniyye  Tercemesi)  nde  Kastamo- 
nulu olduğu  gösterilmekte  ise  de,  kendi  el  yazısı  ile  yazma  eserlerinin  bir 
kaçında  Merzifonlu  olduğunu  açıklamıştır.  Bilinen  usuller  dairesinde 
tahsilini  tamamladıktan  sonra  Mevlânâ  Bahtı  halifeden  tefsir  ve  hadis 
ilmini,  Amasyalı  Mevlânâ  Abdi'den  maani  ilmini,  meşhur  riyaziyeci  Ka- 
dızadenin  torunu  Kutbuddin  Muhammed'den  riyaziye  ilimlerini,  Bursalı 
Mevlânâ  Hocazadeden,  usûl  ilmini  ve  Mevlâne  Efdalzade'den  fıkıh  ilmi- 
ni öğrenerek  zamanında  mevcut  meşhur  ilim  adamları  sırasına  dahil  ol- 
muştur. Şeref  ve  şöhreti  sebebiyle  Sultan  II.  Beyazıt  tarafından  Saray-ı 


(1)  (Hat  ve  Hattatlar)  isimli  eserde  Mekke-yi  Mükerreme'de  vefat  ettiği 
yazılmışsa  da  mevsuk  değildir. 


—  256  — 


Hümayun  muallimliğine  tayin  edilmiştir.  Bir  müddet  sonra  bu  hizmet- 
ten feragat  göstererek  camilerde  tefsir  okutmağa  ve  daha  sonraları  büs- 
bütün inziva  âlemine  çekilerek  çeşitli  ilim  ve  mevzularda  kitap  yazmağa 
başladı.  Gerek  ders  okuturken  ve  gerek  eserlerini  yazdığı  sırada  padişah 
tarafından  lâyık  olduğu  tahsisat  verilerek  haklarında  kadir  ve  kıymetine 
uygun  muamele  gösterilmiştir.  Bu  şekilde  vakitlerini  geçirirken  948  H. 
de  vefat  ederek  Hz.  Halid  (R.A.)  civarında  meşhur  âlimlerden  Hatip  Ka- 
sımoğlu  yakınma  defnedildi.  İstanbul  kütüphanelerinde  görülen  eserleri 
aşağıdadır. 

1  —  (Haşiye-yi  Tefsir-i  Keşşaf) 

2  —  (Haşiye-yi  Tefsir-i  Beyzavî) 

3  —  (Şerhu  Meşarik-i  Şerif)  :  El  yazısı  ile  yazma  nüshası  Üsküdar- 
da  Selimağa  kütüphanesindedir. 

4  —  (Şerhu  Kaside-i  Bür'e)  :  Kendi  eliyle  yazma  nüshası  Ayasofya 
kütüphanesindedir. 

5  —  (El-Enzar) :  Bazı  hadisi  şeriflerin  şerhi  beyanmdadır. 

6  —  (Hısnü'1-Ayati'l-Izam)  :  En'âm  sûresinden  bazı  âyet-i  kerime- 
lerin tefsiri  beyanmdadır. 

7  —  (Ravzü'l-İnsan  fi  Tedaviri  Sıhhati'l-Ebdan)  :  Peygamberimizin 
tıbbmdan  bahseder.  Sultan  11.  Beyazıd'a  hediye  ettiği  kendi  eliyle  yazma 
nüshası  Enderunu  Hümayundaki  Sultan  HI.  Ahmed  kütüphanesindedir. 

8  —  (Kitabü'l-Attas) 

9  —  (Mir'atü't-Te'vil  fi  ma  hüve  enmûzecü't-takvîl) 

10  —  (Miratü'r-Rü'ya) 

11  —  (Hıfzü'l-Ebdan)  ;  Tıp  ilmine  ait  manzum  bir  eserdir. 

12  —  (El-Cevheretü'l-Cenaniye  fi'l-Mesaili'l-imaniye) 

Bunlardan  başka  kelâm  ilminden  birkaç  risalesi  ve  şiire  dair  bazı 
eserleri  de  vardır. 

(Terğîbü'l-Müteallimin)  sahibi  Muharrem  Ibni  Pîr  Muhammed 
Efendi  ile  (Şerhu  Ciheti  Vahdet  mine'l-Mantık)  sahibi  Sabit  îbni  Ah- 
med, (Şerhu  Zevra)  yazarı  Muslih  İbni  Ahmed  ve  (Risale  Ale't-Telhıs) 
ile  (Înneme'l-Âmâlü  Binniyat)  hadisi  şerifinin  şarihi  Süleyman,  (Şerhu 
Kaside-i  Dimyatiye)  sahibi  İbrahimü'l-Kadirî,  978  H.  de  (Kelimat-ı 
Çaryar)ı  Türkçe  şerh  eden  Mustafa  îbni  Muhammed,  namaz  meseleleri 
ve  teferruatına  dair  yazılmış  olan  (Müseccelü'l-İmam)  yazarı  Ali  İbni 
İbrahim,  Fatih  zamanı  İstanbul  Kadılarından  Muhaşşi-i  (Mukaddemat-ı 
Erbaa)  ve  (Muhtasar)  sahibi  Hasan  İbni  Abdüssamed  Efendiler  de  Kas- 
tamonudan  yetişen  fazilet  sahiplerindendirler. 


—  257  — 


ABDÜLKADİR  HAMİDİ  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

955  =  1548 

Fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  bir  zat  olup  îspartalıdır.  955  H.  de 
Bursada  vefat  etti.  Musa  Baba  türbesi  yanında  medfundur.  Fıkıhtan 
kıymetli  mecmuası  ve  başka  risaleleri  vardır. 

Beyitlerinden  : 

Zer  gibi  söz  ve  kedaz  içre  safadan  raksa  gir 
Pür  keder  olma  buluttan  nem  kapıp  âhen  gibi 

Kûşe  gîr  ol  perde  altmdan  cihanı  seyr  kıl 
Dıırbın  ol  görme  kendin  dîde-i  rûşen  gibi 

ABDÜLKERİMZADE  MUHAMMED  EFENDİ 
975  =  1567 

îlmiye  mesleğinde  yükselerek  Kazaskerlik  rütbesine  nail  olmuş  İs- 
tanbullu âlimlerdendir.  Vefatı  975  H.  de,  kabri  Allâme  îbni  Kemal'in 
yanındadır. 

Eserleri:  (Nazire-i  Makamat-ı  Harirî),  (Hâşiye-i  Tefsir-i  Beyzavî), 
(Haşiye-i  Tecrid)  vesaire  olup  üç  lisan  üzerine  yazılmış  birçok  şiiri  ve 
(Leylâ  -  Mecnun  manzumesi)  vardır.  Şiirde  «Hayalî»  mahlasını  kullan- 
mıştır. 

Mısralarından:  Sad  hezaran  aferin  ol  suretin  nakkaşına 

ABDURRAHMAN  ALEMŞAH  (KADİ) 
987  =  1579 

Âlimlerin  âlimlerinden  ve  Ebussuud  Efendinin  talebelerinden  fazi- 
let timsali  bir  zat  olup  Saçlı  Emîr'in  oğludur.  «Safed»  kadısı  iken  987  H. 
de  vefat  etti.  Eserleri:  Bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  mevcut  olan 
(Tuhfetü'l-Garaip  fi  Havassi'l-Eşyai  ve  Envai'l-Hiyel)  ile  (Şerhu  alâ 
Kaside-i  Hamriyye-i  İbni  Fariz),  (Şerhu  Alâ  Kaside-i  Mîmiyye  Li- 
Ebi'ssuûd),  (Şerhu'l-Menar),  (Talikat  alâ  Şerhi'l-Mevakıf),  (Acaibü'l- 
Bahr),  (Haşiye-i  Şerh-i  Miftah)  vesairedir.  Üç  lisanda  yazılmış  şiirleri 
de  vardır. 

F. :  17 


—  258  — 


İVAZ  ALAİYEVÎ 

994  =  1585 

Eser  yazan  âlimler  zümresinden  bir  zat  olup  ilmiye  mevkilerini 
atlıyarak  Rumeli  Kazaskerliğine  kadar  yükselmiştir.  994  H.  de  vefat 
etti.  Eğri  kapı  civarmda  yaptırmış  olduğu  mescidin  avlusunda  medfun- 
dur.  Eserleri:  (Haşiye  ale'l-Beyzavî),  (Haşiye  Alâ  Şerh-i  Mevakıf), 
(Haşiye  Alâ  Şerhi'l-Miftah),  (Haşiye  Ale'l-Hidayeh),  (Haşiye  Ale't 
Telvih)  tir. 

ABDÜLGANÎ  EFENDİ 

995  =  1586 

Kadılar  zümresinden  ve  fazilet  sahibi  şairlerden  olup  Bolu  vilâye- 
tinin Gerede  kasabasmdandır.  (Fi  Cinanil  Huldi  Süknah)  terkibinin 
delâleti  olan  995  H.  de  Bursada  vefat  ederek  Zeynilere  defnedildi.  Nak- 
şibendî tarikatının  da  halifesi  olmuştur.  Şiirleri  de  vardır.  Eserleri: 
(Haşiye  alâ  tefsir-i  Beyzavî),  (Haşiye  alâ  Şerhi  Tecrid),  (Terceme-i 
Fezail-i  Şam),  (Risale  Fi  beyani  ahvali  eyyam)  dır.  Son  eserini  Şam 
şehrinin  kadı  naibi  iken  yazmış  olup  padişah  hazretlerine  takdim  et- 
miştir. Hal  tercemesi,  şairler  faslında  yazılı  (Muhammed  Nadiri  -  Ga- 
nizade)  nin  pederidir. 

ABDULLAH  İBNİ  YUSUF  ÎBNI  MUHAMMED 
İBNİ  BAHTI  EL-KESTELİ 

Arabî  ilimlerin  hususiyle  lügat  ilmi  kolunda  kudretli  bir  zat  olup 
Aydın  sancağı  kazalarından  Nazilli  kasabası  köylerinden  Kestel'dendir. 
Yazma  bir  nüshası  Selanik'te  Saatli  Cami  kütüphanesinde  görmüş  oldu- 
ğum (Mirkat)  isminde  Türkçe  büyük  bir  cilt  halindeki  lûgata  dair  kita- 
bındaki lûgatlardan  ondört  binini  (Sıhah-ı  Cevheri)  den,  onaltı  binini 
(Kamus)  tan  aldığını  mukaddimede  zikretmektedir.  Lûgata  dair  ehem- 
miyetli eserlerimizden  olan  bu  kitabın  kıymeti  tarif  ve  izahtan  müstağ- 
nidir. 

AYŞÎ  -  MEHMED  EFENDİ 

Büyük  âlimlerden  ve  ünlü  yazarlardan  olup  (Tire)  lidir.  îlk  ilimle- 
ri, memleketinin  âlimlerinden  aldıktan  sonra,  Muallim  Ataullah  Efendiden 
tahsilini  bitirip  Bayındır'da  Hacı  Sinan  medresesi  müderrisliğine  tayin 


—  259  — 


olunarak  az  zamanda  şan  ve  fazileti  yayılmaya  başladı.  (990  H.)  tarihin- 
de İstanbul'a  gelerek  o  esnada  boşalan  kırk  akça  vazifeli  bir  medrese  mü- 
derrisliği için  Anadolu  Sadrı  Zekeriya  Efendi  huzurunda  açılan  yarış- 
ma imtihanına  girerek  bizzat  liyakatini  ve  üstünlüğünü  ispat  etti. 

Bir  müddet  sonra  inziva  hayatını  seçerek  eser  yazmaya  başladı,  ve 
tanınmış  olan  eserlerinin  ilmî  mükâfatı  olmak  üzere  Tire'de  İbni  Melek 
müderrisliği  tevcih  olundu.  Bu  feyiz  yerinde  bir  kaç  seneler  tedris  ve 
telif  ile  meşgul  olarak  bir  iş  için  İstanbul'a  geldiği  zaman  (Oldu  Ayrî 
cinanda  vasıl-ı  ayş)  mısramın  delâleti  olan  (1061  H.)  tarihinde  vefat 
edip  Edirnekapısı  haricindeki  Emir  Buharı  zaviyesi  yakınma  defnedildi. 
(Allahın  rahmeti  üzerine  olsun)  Faziletli  eserleri  basılmamış  olup  aşa- 
ğıda gösterilmiştir: 

1  —  Kur'anm  yarısına  kadar  tefsiri  şerif,  2  —  Şerh-i  vird-i  Settar, 
3  —  Şerh-i  Gülistan,  4  —  Usûl-i  fıkıhdan  bir  metni  metin,  5  —  Telhıs-ı 
Tarikat-ı  Muhammediye,  6  —  Telhıs-ı  Ravzatü'l-Ulema,  7  —  Şerh-i  Mul- 
teka,  8  —  İlm-i  maaniden  Münakkahatı  Meşruha,  9  —  Muhtar-ı  Sıhah 
tarzında  bir  lügat,  10  —  Hakayıku'l-Usûl  (bir  nüshası  Akhisar  kütüpha- 
nesinde tarafımdan  görülmüştür),  11  —  Netayicü'l-Ezhan  Mine'l-Kelâm 
(bir  nüshası  kasaba  kütüphanesinde  tarafımdan  görülmüştür). 

Eserlerinden  bazıları  İstanbul  kütüphanelerinde  mevcuttur. 

Bunlardan  başka  türlü  risaleleri  olduğu  gibi,  şiir  yazma  kaabiliyeti 
do  vardır  ki,  aşağıdaki  beyit  şairlik  kudretinin  delilidir. 

Ruşen  eyler  ehli  derdin  dide-i  ümidini 
Kopsa  nâ  ki  cümbüş  payi  semendinden  gubar 

Oğlu  Nûşi  Ahmed  Efendi  de  pederi  gibi  seçkin  ediplerden  bir  zat 
olup  eserlerinden  meşhur  (Kaside-i  Tamtaraniye  naziresi)  bu  kitabın 
müellifi  tarafından  görülmüştür. 

ABDÜRRAHİM  ŞİRVANÎ 
1024  =  1615 

Yüksek  âlimlerden  bir  zat  olup  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Nured- 
din  Şirvanî'nin  ceddi  Muhammed  Emin  Şirvanî'nin  fazilet  sahibi  mual- 
hmidir.  1024  H.  de  vefat  etti.  Eserleri:  (Risale  Fi'l-Mantık),  (Haşiye  Alâ 
Şerhi  Adab-i  Mes'ûdî),  (Haşiye  Alâ  Şerhi  Metaliu'l-Envar)  vesairedir. 

(Miftahü's-Saadet)  yazarı  Ömer  İbni  Ali  de  Şirvan'dan  yetişen 
âlimlerdendir. 


—  260  — 


ABDÜ'L-CELİL  İBNİ  YUSUF 

Kanunî  Sultan  Süleyman  devrinde  yetişen  ediplerden  ve  fazilet  sa- 
hiplerinden bir  zat  olup  Akhisarlıdır.  Aşir  Efendi  kütüphanesinde  aşağı- 
daki eserleri  mevcuttur. 

(Dürrü  Bahri),  (Sekri  Safi  ve  Şerhi  -  Manzum  Lügat),  (Zührü'l- 
Ahireti  -  Kırk  Hadis  Şerhi),  (Seb'atü  Ebhur  ve  Şerhi  -  Manzum  Lügat), 
«Celîli»  mahlaslı  şiirleri  de  vardır. 

Oğlu  Abdül  Muhyi  Efendi  de  babası  gibi  fazilet  sahibi  ve  münşi 
(nesir  yazan)  bir  zattır.  (Metaliu'l-Envar)  ismini  verdiği  (Münşaatı) 
vardır. 


ABDÜLKERİM  AKHİSAR! 
1038  =  1628 

Büyük  âlimlerden  ve  meşhur  münşilerden  bir  zat  olup  tanınmış 
âlimlerden  Akhisarlı  Sinan  Efendinin  güzide  evlâdıdır.  Tahsilini  İstan- 
bul âlimlerinden  ikmal  ettikten  sonra  Mısır'a  giderek  ilerletmiştir.  Bun- 
dan sonra  Halep,  Mısır,  Galata  kadılıklarında  şer'î  vazifeler  gördü.  1038 
H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Edirnekapısı  haricinde  pederinin  yanma 
defnedildi.  (Şakayık-ı  Nûmaniyye  Zeyli)  mânasında  olmak  üzere  yaz- 
dığı Arapça  (Vefeyata)  ait  eserini  sonradan  Türkçeye  terceme  etmiştir. 
Yazdığı  muhtelif  mevzulardaki  hikâyelerden  mürekkep  değerli  bir  mün- 
şeatı vardır. 

ALLÂMEK  MUHAMMED  İBNÎ  MUSA 
1046  :=  1601 

Kadılar  zümresinden  âlim  araştırıcı  -  muhakkik  bir  zat  olup  Bos- 
nalıdır. Halep  Mollalığından  ayrılışını  müteakip  1046  H.  de  İstanbul'da 
vefat  etmiştir.  Rumelihisarmda  medfundur.  Eserleri  : 

(Haşiye  Alâ  Tefsir-i  Beyzavî),  (Haşiye  Ale'l-Câmi),  (İtirazat  Ale'l- 
İsam),  (Şerhu  Şemsiye),  (Haşiye  Alâ  Şemsi  Miftah)  dır.  Bunlardan  baş- 
ka Abdürrauf  Münavî'nin  (Ercevahirü'l-Mudietü  fi'l-Ahkâmı's-Sultaniy- 
ye)  sini  terceme  ederek  Sultan  Dördüncü  Murad'a  takdim  kılmıştır. 

Bir  nüshası  Köprülü  kütüphanesinde  mevcut  olup  1010  H.  de  vefat 
eden  (Lüveyhu'l-Bediiyye  fi  Hali'r-Rumuzi'l-Hamidiyye)  sahibi  Mah- 
mud  Efendi  ile  niyet  hakkındaki  hadisi  şeriflerin  şerh  ve  tafsilâtını  açık- 


—  261  — 


layan  ve  Hakimoğlu  Ali  Paşa  namına  yazılmış  (Tahkiku'n-niyat)  müel- 
lifi Osman  İbni  İbrahim  (Mecmai  Tercih-i  Beyyinat)  müellifi  Hasan  İbni 
Nasuh,  Fıkıhtan  (Mükaddimetü'l-Gazneviyye)  şarihi  Teravnikli  Şeyh 
Ebubekir,  İmam  Demirinin  (Hayati'l-Hayvani  Vüstası)nı  terceme  eden 
Muhammed  ve  (Şerhu'l-Ferideti  fi'l-istiarat)ı,  (Şerhu  Müfid)  ismiyle 
şerh  eden  Sultan  Birinci  Mahmud  özel  Kilar  gençlerinden  Ahmed  İbni 
Hasan  Efendiler  de  Bosna'da  yetişen  müelliflerdendirler. 

ARUZİ  MUHAMMED  EFENDİ 
1083  =  1672 

Arabî  ilimlere  vakıf  bir  zat  olup  Bosnalıdır.  1083  H.  de  İstanbul'da 
vefat  etti.  Aruz  ilmine  dair  risaleleri  olduğu  gibi  (Telhis)  in  beyitlerini 
de  terceme  etmiştir. 

ABDÜLHALİM  EFENDİ 
1089  =  1678 

Büyük  mutasavvıf  ve  pir  Şeyh  Nasuh  Efendinin  oğlu  olup  Sandık- 
lıdandır. Şam  mollalığından  dönüşünde  «Abdülhalime  Cenneti  me'va  ola 
makarr»  mısramm  delâleti  olan  1089  H.  de  vefat  etti.  Edirnekapısı  hari- 
cinde medfundur.  Bakara  sûresi  ile  Ali  İmran  sûresine,  Nebee  sûresinden 
Hücurat  sûresine  kadar  haşiyeleri,  (Miftah)a  talikatı),  (Muta vvel)  den 
Kasır  bahsine  kadar  haşiyesi,  Fıkıhtan  (Dürer)e  (Tenvir)  isminde  haşi- 
yesi, (Kâfiye  şerhi  Molla  Câmi)ye  «İnne»  sonuna  ve  (Menar  İbni  Melek) i 
üzerine  (Sümme)ye  kadar  haşiyeleri  ve  (Havi  El-Fevaid  Fi  Şerhi  Ca- 
mii'l-Kavaid)  isminde  kıymetli  bir  eseri  vardır. 

ABDÜLHALİM  GERMİYANÎ 
1055  r=  1645 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Germiyanlıdır.  Tahsilini  ikmal- 
den sonra  İstanbul'da  Molla  Güranî  medresesine  müderris  olmuştur.  1055 
H.  de  yazmış  olduğu  (Haşiye-yi  Mutavvel  ilâ  Bahsi-Kasr)ın  kendi  elya- 
zısı  ile  yazma  nüshası  Nuruosmaniyededir. 

Bu  kendi  eserinde  dört  haşiyesi  de  olduğunu  beyan  etmektedir.  İs- 
tanbul'da vefat  etti. 


—  262  — 


ALİM  MUHAMMED  İBNÎ  HAMZA  (HACI  EMİRZADE) 

1204  s=  1789 

Dinî  ilimlerin  ekserisinde,  bilhassa  fıkıh  ilminde  yedi  tûlâ  sahibi 
(ihtisas)  bir  zat  olup  Aydınlıdır.  Uzun  müddet  Aydın  Müftülüğü  vazife- 
sini ifa  etmiştir.  Vefat  tarihi  mezar  taşında  1204  H.  olmak  üzere  nakşo- 
lunmuştur.  Zeynizade  merhumun  karşısında  yol  kenarında  medfundur. 
Yakınında  Aydının  tanınmış  âlimlerinden  1253  H.  de  vefat  eden  Sücûdî 
İbrahim  Efendinin  kabri  görülmektedir. 

Eserleri  :  Risaleler  tarzında  olup  çoğu  fıkha  aittir.  Bazılarının  isim- 
leri aşağıdadır:  (Risale  fi  beyanı  ahkâm-ı  Cuma),  (Ahkâmü'ş-Şehid), 
(Eddûdü  fi't?taami  hel  ye'kelü),  (El-kadrü'l-Mesnuni  fi'1-Lıhyeti),  (Eha- 
dis-i  mevzua),  (Tarif ü't-Talâk),  (Risaletü'l-Cüma),  (Fimeseleti'l-fil)  dir. 
48  risaleyi  havi  bir  mecmuası  da  Manisada  Hüseyinağa  kütüphanesinde, 
53  risalesini  muhtevi  iki  mecmuası  da  Süleymaniye  kütüphanesinde  bu 
eserin  yazarı  tarafından  görülmüştür.  Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Ab- 
dürrahim  Efendinin  büyük  biraderi  Palabıyık  merhumun  faziletli  üsta- 
dıdır. Bir  de  tefsir  ilminden  (Ezharü't-Tenzil)  isminde  eseri  vardır. 

ABDÜLBAKİ  ARİF  EFENDİ 
1225  =  1810 

Değerli  bir  zat  olup  yüksek  kadılık  makamlarında  bulunmuş,  mah- 
zen kâtibi  Muhammed  Efendinin  oğludur.  Mevleviyetle  seyahat  ve  yap- 
tığı hizmetler  sonunda  kazasker  oldu.  (Gidip  Arif  Efendi  kaldı  ismi  de- 
hirde  baki)  mısramm  delâleti  olan  1225  H.  de  İstanbul'da  vefat  etti. 
Eyyüp  Sultan  türbesi  bitişiğinde  medfundur.  Hat  sanatına  da  vakıf  idi. 
Eserleri:  Kelâm  ilminden  Türkçe  (Menahicü'l-Usûlid-Diniyyeti  îlâ  Me- 
vakıfı'l-Makasıdi'l-Ayniyye)  ile  (Mukaddime-i  Ahlâk-ı  Nâsırî  Muarre- 
bi),  (Mekame-yi  Fethiyye),  (Miracname),  (Makale-yi  Kandiye),  (Risa- 
le-i  Lâm),  (Siyer)  ve  nahivden  (îmrae  ve  nefseh)  dir. 

Atıf  Efendi  kütüphanesindeki  bir  mecmuada  aşağıdaki  risaleleri  de 
vardır: 

1  —  (Mane'l-Bidati) 

2  —  (İmrae  ve  Nefseh) 

3  —  (El-Marifetü  ve'n-Nekiretü) 

4  —  (Şerhu  Kasidei  Abdullah  Paşa) 

5  —  (Taribü  Risaleti'l-îsam  fil  Hakikati  ve'l-Mecaz) 

Üç  lisanda  inşa  ve  nazma  muktedir  idi.  Eyüp'te  medresesi-  vardır. 
Miracnamesi  matlamdan  : 

Sad  hamd  o  kadim  kârsaze;  ol  Sani'i  âsumân  tıraze 

Sad  şükür  ve  sitayiş  ol  Hüdaya;  kim  âdemi  kıldı  arşi  paye 


—  263  — 


ABDÜRRAHMAN  RAHMİ-İ  BURSAVÎ  (MEVCZADE) 

1173  =  1759 

Zülcenahayn  (Zahirî  ve  batmî  ilimlere  vakıf)  bir  zat  olup  Bursa 
köylerinden  Kayapa  civarındaki  îlbese  köy  ündendir.  Halveti  tarikatı 
mensuplarından  Bursa  hisarındaki  Nasuhi  dergâhı  şeyhlerinden  Kemter 
Ali  Efendi  hahfelerinden  olup  Şeyh  İsmail  Hakkı  ile  de  sohbetleri  var- 
dır. Resmî  ilimleri  Üryani  Ali  Efendiden  tahsil  etmiştir.  1161  H.  de  ve- 
fat etti.  Kabri  Bursa  hisarı  içinde  Zindankapısı  caddesinde  yaptırmış 
olduğu  yeni  medresededir.  Eserleri  : 

(Şerhu  Alâ  Miftahi'l-Gayb),  (Talikat  ale'l-  Beyzavî),  (Şerhu  Bahai- 
ye  Mine'l-Hesap),  (Haşiye  alâ  mir  ebu'l-feth),  (Haşiye  alâ  kavli  Ahmed 
mine'l-mantık)  dır. 

(Miftahü'l-Gayb)  şerhinin  bir  nüshası  Veliyyüddin  Efendi  kütüp- 
hanesindedir. 

Bursa  müderrislerinin  âriflerinden  Malkoçoğlu  Mustafa  Efendinin 
de  1173  H.  de  yazılmış  (Miftahu'lGayb  şerhi)  vardır  ki,  bir  nüshası  Es'ad 
Efendi  kütüphanesindedir. 

ABDULLAH  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1155  =  1742 

Meşhur  fetvalardan  Behçetül-Fetava'nm  müellifi  olup  Rumeli  Yeni 
Şehrindendir.  1155  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Kanlıcada  İskender- 
paşa  avlusuna  defnedildi.  Fıkıh  kitaplarından  başka  kitapların  basılma- 
sına dair  fetva  vermişti.  (Mir'at)a  da  haşiyesi  vardır. 

ABDULLAH  PAŞA 
(KÖPRÜLÜZADE  EBU  NAİLE  ABDULLAH  PAŞA) 

1148  =r  1735 

Şehid  Sadrâzam  Köprülüzade  Mustafa  Paşanın  oğlu  ve  Şeyhülislâm 
Feyzullah  Efendinin  damadı  olup  kılıcı  ile  ve  kalemiyle  hizmetleri  ge- 
çen âlim  vezirlerdendir.  Valilik  ve  kumandanlıkla  bir  hayli  seyahatten 
sonra  Şark  ordusu  kumandanı  tayin  olunarak  1148  H.  de  şehadet  sure- 
tiyle vefat  etti.  Arabî  ilimlerden  hususiyle  Kur'an  kıraati  ilminde  ihti- 
sas sahibi  idi.  Yüksek  cedlerinin  yaptırmış  olduğu  kütüphanede  (El-İfa- 
detü'l-Mukniatu  fi  kıraati'l-eimmçti'l-erbaati)  ismirıcîe     kıraate  ait  bir 


—  264  — 


eseriyle  Arapça  şiirlerinden  bir  kısmını  havi  (Dürriyat  -  Nuhatül  Eş'ar) 
adında  edebiyata  dair  bir  eseri  vardır. 

Bu  aileden  Esat  Paşa  (Kıssa-yı  Yusuf  ve  Zeliyha)yı  terceme,  Nu- 
man  Paşa  da  (Risalei  Ku§eyriye)yi  telhis  etmiştir  ki,  her  ikisi  de  adı 
geçen  kütüphanede  mevcuttur. 

AKİF  MUSTAFA  EFENDİ  (MÜFTİ) 
1173  =  1759 

Eazilet  sahiplerinden  ve  ediplerden  bir  zat  olup  Amasyalıdır.  «Gel- 
di yetmiş  üçte  emri  irciî»  delâleti  olan  1173  H.  de  memleketinde  vefat 
etti.  Makasıda  talikatı,  Mürettep  divanı,  Makamatı  Hariri  tarzında  32 
makam  üzerine  (Bedia)  isminde  bir  eseri  vardır.  Hayatının  sonlarında 
müftülükten  çekilerek  Sultan  II.  Beyazıt  medresesi  müderrisi  olmuştur. 
Pederi  Bayram  Efendi  de  âlimlerden  ve  şairlerden  olup  «İydî»  mahlaslı 
divan  sahibidir. 

ABDURRAHMAN  İBNÎ  AHMED  EFENDİ 
1170  =  1756 

Fazilet  ve  takva  sahiplerinden  bir  zat  olup  Beşiktaşlıdır.  1170  H.  de 
yerleşmiş  bulunduğu  Mekkeyi  Mükerremede  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Risaletül  Hadiye  îlâ  Caddeti'l-Firkati'n-Naciye),  (Tertibü'l-Leâli 
fi  Silki'l-Emali),  Türkçe  manzum  (Gülşeni  Raz)  dır. 

ALİ  EFENDİ 
1185  =  1771 

Müellifler  zümresinden  bir  zat  olup  Birgili'dir.  Akhisar'da  ders 
okutmak  ve  eser  yazmakla  hayatını  geçirerek  1185  H.  de  vefat  etti.  (Şer- 
hu  Mevakıf),  (Tefsiri  Beyzavi)yi  terceme  ettiği  (El-Meşhud  vel-Mesmu) 
adlı  eserde  bildirilmiştir. 

ABDULLAH  EFENDİ 
1190  =  1776 

Arabî  ilimlerin  mütehassıslarından  bir  zat  olup  Hemşinlidir.  1190 

H.  de  İstanbul'da  vefat  etti. 

Eserleri :  '   ,     i  : 

(Haşiye  Alâ  Ebi'l-Feth),  (Risale  Mine'l-Feraiz) ,  (Risale  Fi'l-îhtiya- 

ri'l-Cüz'î),  (Risale  Mine'l-Hisap),  (Haşiye  Alâ  muhtasarı'l-Münteha)dır. 


—  265  — 


ABDULLAH  EFENDİ  (ABDULLAH  İBNİ  MUHAMMED) 

1260  :=  1844 

Geniş  malûmat  sahibi  faziletli  bir  zat  olup  Kütahyalıdır.  1199  H.  de 
memleketinde  vefat  ederek  «Miskinler  önü»  denilen  yerdeki  kabristana 
defnedildi. 

(Enmuzecü'l-Ulûm)  tarzında  120  ilimden  bahseden  (Feraidü'l-Fü- 
nun)  isminde  faydalı  bir  eseri  vardır. 

1260  H.  de  vefat  eden  (Hediyye-yi  Ebrar)  müellifi  müderrislerden 
Mustafa  Rüştü  Efendi  de  Kütahya'dan  yetişen  âlimlerdendir. 

ALİ  ŞÜKRÜ  EFENDİ 
1257  :=  1841 

Son  asırda  yetişen  değerli  âlimlerden  olup  Giridin  Kandiye  kasaba- 
sındandır.  İlk  tahsilini  hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Giridli  Hüseyin 
Hüsnü'den  öğrendikten  sonra,  İstanbul'a  gelmiş,  hal  tercemesi  ileride  ya- 
zılı Vidinli  merhumdan  tahsilini  tamamlıyarak  memleketine  dönmüş, 
ilme  hizmetle  ve  fetva  vermekle  meşgul  olmuştur.  1257  H.  de  memleke- 
tinde vefat  etti.  Verdiği  fetvaları  iki  büyük  cilt  üzerine  topladığı  gibi, 
ayrıca  bir  fetva  kitabı  da  yazdı.  Bunlardan  başka  feraizden  Türkçe  müs- 
takil bir  eseri  ve  Sultan  İkinci  Mahmud-i  Adlî  devrinde  müneccimbaşı- 
lık  yapan  Hüseyin  Hüsnü  Efendinin  Zeyc  ilmine  dair  yazdığı  risalesi 
üzerine  şerhi  vardır.  Eserlerinin  hepsi  de  İzmir'de  tarafımdan  görül- 
müştür. 

ABDULLAH  AHISKAVÎ 
(EBU  MUHAMMED  ABDULLAH  ZİYAEDDİN  AHISKAVÎ) 

1228  =  1813 

Çeşitli  ilimlere  vakıf  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  1146  =  1733  H.  de 
Ahıska  nahiyelerinden  Özgürün  Urpala  köyünde  dünyaya  gelmiştir.  Ço- 
cukluk devrinde  âlim  bir  kimse  olan  pederiyle  beraber  Şam'a  giderek  bir 
müddet  Salihiyede  ikametleri  sırasında  ilk  tahsiline  başlamış,  yine  bir- 
likte memleketine  dönüp  pederinden  tecvitle  beraber  Kur'an-ı  Kerîm'i 
ve  âlet  ilimlerini  öğrenmiştir.  Pederinin  vefatından  sonra  Karsa  giderek 
meşhur  âlimlerden  İsmail  îbni  Muhammed  Berküşadî'den  Usûlü  Fıkıh 
ilmini  ve  Hadis  ilmini  okumuş,  muaUimi  tarafından  kendisine  Ziyaeddin 
lâkabı  verilerek  icazet  almıştır.  Biraz  sonra  Erzurum'a  gitmiş,  buranın 
âlimleriyle  sohbet  edip  Diyarbekire  hareket  ederek  âlimlerin  en  değerli- 
lerinden Küçük  Ahmedzade  Ebibekir  Efendiden     (Sahihi  Buhari)  ve 


—  266  — 


(Muhtasar-ı  îbni  Hacib)i,  Bozcuzade  Ömer  Efendiden  tefsir  ve  aruz  il- 
miyle riyaziye  ilimlerinden  hesap,  hendese,  mikat  (îrtifaa  usulü)  okuya- 
rak bundan  da  icazet  almağa  muvaffak  olmuştur. 

Bundan  sonra  üstadı  Ömer  Efendinin,  Mısır  âlimlerinden  Şeyh  Ab- 
düsselâm  Erzincani'ye  yazdığı  mektubu  hamil  olarak  Mısır'a  gidip  adı 
geçen  yüksek  âlimden  (Buharı),  (Usûlü  Hadis),  (Dürerül- Ahkâm)  ilmi 
kıraat  vesaire  okuyarak  usûlü  dairesinde  ilmini  tamamladı.  1175  H.  de 
İstanbul'a  gelerek  bir  taraftan  ilimlerin  yayılmasına  bir  taraftan  da  eser 
yazmağa  başladı. 

Bir  aralık  Edirne  yoluyla  Bosna  seyahatma  çıkmış,  iki  sene  devam 
eden  bu  seyahati  esnasında  ve  1181  H.  de  eserlerinin  en  büyüğü  olup 
tafsilâtı  ileride  yazılı  (Revamizü'l-Âyan)  mı  telife  başladı.  Seyahattan 
sonra  İstanbul'a  dönüp.  Hac  farizasını  ifa  maksadıyle  Şam,  Kudüs  yolile 
Harameyni  Şerifi  ziyaretten  sonra  İstanbul'a  avdet  edip  kaldığı  Ayasof- 
ya  medresesinde  ve  1191  H.  de  adı  geçen  (Revamizü'l-Âyan)  ı  tamamla- 
mağa muvaffak  oldu.  1228  H.  de  vefat  ederek  Üsküdar'da  Karaca  Ahmed 
mezarlığının  Söğütlüçeşme  denilen  tarafına  defnedildi. 

Değerli  eserleri  : 

1  —  (Revamizü'l-Âyan  fi  Beyani  Mezamiri'l-Uhûdi  Ve'l-Ezman)  : 
5  cilt.  I 

2  —  (Levamiu'n-nur)  :  Muhtasarü'l-Kütübi's-Sitteti  bi  hazfi'l-mü- 
kerrerat :  4  cilt 

3  —  (Haşiye  Ale'd-Dürer) 

4  —  (Mirkatü't-Tarikati'l-Muhammediyyeti  ve  Merzatü'ş-Şeriati'l- 
Ahmediyye) 

5  —  (Camiu'l-Füsuli  fi  Ilmeyi'l-Fürui  ve'l-Usuli) 

6  —  (Mebahicü'l-İhvanı  ve  menahicü  kavanili'l-Mizan)  :  Şerhu 
İsagoci 

7  —  (Mensekü  Lâtif) 

8  —  (Risale  Fi  hakkı'l-Misafir) 

9  —  (Risale  Fi't-Tıbbı  Ve'l-Kıyafet) 

10  —  (Rumuzu'l-Hakayık  ve  Künuzu'd-Dekayık) 

11  —  (Bediu'n-Nizami  fi'l-coğrafya) 

12  —  (Muhtasar  Revamizü'l-Âyan) 

REVAMİZÜL  ÂYAN  hakkında  tafsilât : 

Arapça  beş  büyük  cilt  üzerine  tertip  edilmiş  olan  bu  büyük  eserin  mü- 
ellifin yazısiyle  yazma  iki  takımından  biri  Galata  mevlevihanesi  kütüp- 
hanesinde, diğeri  Yerebatan  mahallesindeki  Esat  Efendi  kütüphanesin- 
de mevcut  olup  cilt  itibariyle  ihtiva  ettiği  mevzularının  hulâsa  olarak 
fihristi  aşağıdadır  : 


—  267  — 


1.  Cild  :  Menakibu'l-İlmi  ve  fezailü  ehlihi  ve  tefasilü  fünunihi  ve  zik- 
rül-melâiketi  vel-cinni  veş-şeyatmi  ve  esnafihim  ve  beyanu  hakikati!  ih- 
sani  ve  tafsilül-eflâki  vema  fiha  ve  tafsilul-anasırı  vel-ardı  vema  fiha 
minel  bihari  ve  ekalimi  vema  fiha. 

2.  Cild  :  Siyeru  Muhammed  (S.A.M.)  ve  menakıbu  Eshabihi. 

3.  Cild  :  Menakıbu  Kibarı  Tabiin  ve  Eimmei  Muhaddisin  ve  mena- 
kıbu Îmamı-Âzam  ve  tabakatu  Eshabihi. 

4.  Cild  :  Menakıbu  İmamı  Malik  ve  Tabakatu  Eshabihi  ve  Menakibu 
İmamı  Şafii  ve  tabakatu  Eshabihi  ve  Menakibu  İmamı  Ahmed  ibni  Ham- 
bel  ve  tabakatu  Eshabihi. 

5.  Cild  :  Tabakatül  Mülukil-Cahiliyyeti  vel  Mülukül-İslâmiyyeti  ve'l- 
Hümekai  veş-Şuarai  ve  beyanu  mileli'n-nasi  ve  enhalihim. 

Bablar  ve  fasıllar  itibariyle  7  bab  üzerine  tertip  edilmiş  olan  1.  cild 
mevzularının  fihristi  : 

BİRİNCİ  BAB  : 

İlim  bahislerine  dair  olup  üç  fasıldır  : 

1.  Fasıl  :  Menakibul-ilmi  ve  fezailü  ehlihi 

2.  Fasıl  :  Keşfül-ilmi  ve  beyanu  mahiyetihi  ve  taksimihi 

3.  Fasıl  :  Esmaül  Ulumi  ve'l-fünuni 

İKİNCİ  BAB  : 

İlim  ve  akıl  sahiplerine  dair  olup  iki  fasıldır. 

1.  Fasıl  :  Mebahisül  Melaiketi  ve  beyanu  esnafihim 

2.  Fasıl  :  Mebahisül  Cinni  Veş-Şeyatîni 

ÜÇÜNCÜ  BAB  : 

İnsan  mevzularma  dair  olup  üç  fasıldır. 

1.  Fasıl  :  Mebahisü  Nefsin-Natıkatı  ve  kuvel-insaniyeti 

2.  Fasıl  :  Mebahisü  bedenil  insanı  ve  beyanü  keyfiyeti  terkibihi  ve 
acaîbihi 

3.  Fasıl  :  Mebahisü  Esnafil  İnsani  ve  Beyanu  teferrukıhim  fi  akta- 
ril-  arzi 

DÖRDÜNCÜ  BAB  : 

Felekiyyat  ile  tabakatül-Eflâk  ve  anasıra  dair  olup  4  fasıldır. 

1.  Fasıl  :  Beyanü  Felekil-Eflâk  vel-arşı  vel-kürsî 

2.  Fasıl  :  Beyanül-Kevakibis-Sevabiti  vel-Büruci'l-isna  aşere  ve  me- 
nazilil-kameri 

3.  Fasıl  :  Elkevakibüs  Seb'atü's-Seyyare 

4.  Fasıl :  Mebahisüz  Zamani  ve  hareketli  Eflâkî 


—  268  — 


BEŞÎNCİ  BAB  : 

Unsuriyat  ile  Kürat-ı  Anasıra  dair  olup  dört  fasıldır. 

1.  Fasıl :  Küretün-Nari  ve  ahvalüha 

2.  Fasıl :  Küretül  Havai 

3.  Fasıl  :  Küretül  Mai 

4.  Fasıl  :  Küretül  Arzı 

ALTINCI  BAB  : 

Ekalimi  Hakikat  ve  arziyeye  dair  olup  iki  fasıldır. 

1.  Fasıl  :  Hattı  İstiva 

2.  Fasıl  :  Ekalimi  Seb'a 

YEDİNCİ  BAB  : 

Mürekkebatı  unsuriyeye  dair  olup  üç  fasıldır. 

1.  Fasıl  :  Madeniyat  ve  keyfiyetü  tekevvünatiha 

2.  Fasıl :  Nebatat 

3.  Fasıl :  Hayvanat 

ABDÜRRAHİM  İBNİ  İSMAİL  (AKİFZADE  -  HAFİDİ  AKİF) 

1192  =  1778 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Amasyalıdır.  İstanbul  Kadısı  iken 
1223  H.  de  vefat  ederek  Şehzade  Camii  avlusuna  defnedildi.  Eserleri  ba- 
sılmamıştır.  (Şuletü'l-Yâkîn),  (Unvanü'l-Meşayıh) ,  (Takribü'l-Mübtedi), 
(Sebilü's-Salikin),  (Mühimmat-ı  Sofiyye),  (Kitabül-Meşhudi  ve'l-Mesmui 
fi  Teracimi'l-Meşayihi  ve'l-Ülema),  (Miratü'n-Nazirin  fi  münebbihati'l- 
mütesavifetit-tahirin)  dir.  Nakşibendî  tarikatından  olduğunu  bir  nüshası 
Yahya  Efendi  kütüphanesinde  mevcut  (Miratün-Nâzırin)  in  sonunda  zik- 
rolunmuştur.  Bir  de  (Mecelletü'l-Mehakim)  isminde  fetevası  vardır.  1192 
H.  de  memleketi  olan  Amasyada  vefat  eden  pederi  İsmail  İbni  Akif  Mus- 
tafa da  fazilet  sahibi  bir  zattı.  (Mukassimü'l-fünun),  (Kasaid-i  mimiyye 
ve  ayniyye)  eserlerindendir. 

KAMUS  MÜTERCİMİ  AHMED  ASIM  EFENDİ 
1235  =  1819 

Fazilet  sahiplerinden  ve  ediplerden  çeşitli  ilimlere  vakıf  üstün  bir 
âlim  olup  Aymtaplıdır.  Âlet  ilimlerini  memleketinin  âlimlerinden  Ömer- 
zade  Hafız  ve  Hacı  Hasan  zade  efendilerden  ve  yüksek  dinî  ilimleri  meş- 
hur âlimlerden  eser  sahibi  Hoca  Necip  Efendiden  tahsil  ederek,  şiir  sa- 


—  269  — 


natmı  ve  edebiyatı  pederinden  tamamlıyarak  (Kalmadan  hak-i  mezellet- 
te heman  ey  Asım  —  Âzim-i  Sûy-i  Semâsây-i  Sitanbul  olalım)  nağme- 
siyle  1204  H.  de  İstanbul'a  gelip  bir  müddet  sonra  tercemesine  muvaffak 
olduğu  (Burhan-ı  Kat'ı)  adlı  eserine  mükâfat  olarak  ilmiye  yolunda  ha- 
reketi hariç  rütbesine  yükselmiş  ve  1233  H.  de  terfi  ederek  Selânik  Mev- 
leviyetine  ulaşmıştır.  Bu  mevleviyetten  azledilerek  1235  H.  de  Üsküdar- 
da  Nuh  kuyusundaki  hanesinde  vefat  edip  Harmanlıktan  Miskinlere  gi- 
den yolun  sağ  tarafındaki  set  üzerine  defnedildi 

1258  H.  de  vefat  eden  oğlu  Hoca  Hamid  Efendi  de  yanında  medf un- 
dur. Mezar  taşının  kitabesi  aşağıdadır  : 

Ana  diliyle  beraber  Arapça  ve  Farsça  gibi,  iki  esaslı  lisana  tam  vu- 
kufu ve  bu  lisanların  edebiyatındaki  kudret  ve  kemali  şair  Nâbi'nin 
<-înne  âsarena  tedüllü  aleyna-Fenzurû  badena  ilel  âsar»  beyti  medlülün- 
ce  gün  gibi  aşikârdır. 

Eski  Sadrâzam  Said  Paşanın  (Gazeteci  lisanı)  ismindeki  risalesinde 
Fransızcaya  da  vakıf  olduğu  yazılıdır. 

Fakat  herkesin  teslim  ettiği  bu  kadar  faziletine  rağmen  dünyada  re- 
fah ve  saadete  nail  olamadığı,  «Rakîb  ü  yardan  şekvası  yoktur  Âsım-ı 
zârm  —  Anın  feryadı  ancak  bahtına  hem  vardandır  hep»,  «Nice  bir  hiz- 


(1)  Söz  konusu  kitabenin  Türkçesi  :  Bu  mübarek  kabir,  zamanın  faziletli 
adamı,  devrinin  mümtaz  şahsiyeti  (El-Kaamûsu'l-Muhît),  (Burhan-ı  Kaatı)  ve 
manzum  (Siyer-i  Halebi)  mütercimi,  (Kaside-i  Emâlî)'nin  sarihi,  çeşitli  ilim- 
lerdeki  eserlerin  sahibi,  babamız,  üstadımız,  Osmanlı  Devletinin  eski  vak'anü- 
visi  Aymtablı  el-Hac  Seyyid  Ahmed  Asım  Efendinin  kabridir.  Cenab-ı  Hakkın 
rahmeti  kıyamet  gününe  dek  üzerine  olsun.  Ruhuna  el-^Fâtiha:  (1235) 


—  270  — 


meti  mahlûk  ile  mahzul  olalım  —  Sail-i  hak  olahm,  naili  mes'ûl  olalım» 
teranelerinden  de  anlaşılmaktadır  ki,  bir  çok  bakımdan  dikkate  şayan 
bulunan  bu  nokta  bahtı  açık  olmayan  bazı  değerli  insanları  beşeriyet 
icabı  eleme  dûçar  etmektedir. 

Aymtab  ileri  gelenlerinden  (Ayan)  Nuri  Paşa  vak'asmda  kitapları 
eşyası  ile  beraber  telef  olduğu  ve  İstanbul'daki  hanesi  de  yanarak  bu  ci- 
hetten de  feleğin  sillesine  uğradığı  beyitlerindeki  yanıp  yakılmalarına 
sebep  olan  vak'alardandır. 

Vakanüvislik  memuriyetine  tayini  1228  H.  de  istifa  eden  Âmir  Bey- 
den sonradır. 

Değerli  eserleri  : 

1  —  (Kamus  Tercemesi)  :  Eserin  metni  Fazıl-ı  Bî  Meydanı  Necdet- 
tin  Firuzabadî  ölmez  eserlerinden  olup  altmış  bin  maddeyi  toplamıştır. 
Müellifin  kendi  elyazısı  ile  yazma  asıl  nüshasının  Yemen'in  Zebid  kasa- 
bası kütüphanesinde  mahfuz  olduğu  haber  verilmektedir. 

Bu  eser  963  H.  de  vefat  eden  Merkez  Efendi  zade  Şeyh  Ahmed  Efen- 
di tarafından  (Babus)  ismiyle  büyük  bir  cild  halinde  terceme  edilmiş 
olduğu  (Şeyhler  -  Mutasavvıflar)  faslında  zikredilmiştir. 

Osmanlı  âlimlerinden  1010  H.  de  vefat  eden  Davutzade  Muhammed 
Efendi  tarafından  (Ed'Dürrü'l-Lakit  fi  ağlâti  Kaamusu'l-Muhit)  ismiyle 
tankih  edilmiştir  ki,  bugün  de  nüshaları  İstanbul  kütüphanelerinin  bazı- 
larında vardır. 

Son  asrın  fazilet  sahiplerinden  Lübnanlı  Faaris  Efendinin  «El-Caa- 
sus  ale'l-Kaamus»  ismindeki  matbu  eseri,  Kaamus'un  yanlışlarını  açık- 
layıcı olması  dolayısıyle  lügat  ilminin  incelikleriyle  meşgul  kimseler  için 
faydalı  eserlerdendir. 

Âsim  Efendinin  tercemeleri  bir  defa  Mısır'da,  iki  defa  da  İstanbul- 
da  basılmıştır. 

(Burhan-ı  Kaatı')  :  Tercemesinden  sonra  beş  senede  tamamladığı  bu 
kıymetli  eserini  Sultan  2.  Mahmud  el  -  Adlî'ye  takdim  ederek,  Padişahın 
mükâfatına  mazhar  olmuştur. 

2  —  (Burhan-ı  Kaatı'  tercemesi)  :  Eserin  metni  Hüseyin  İbni  Halef-i 
Tebrîzî'nin  olup  Hindistan'ın  Kalküta  şehrinde  basılmıştır.  Âsim  Efendi 
bu  tercemesini  şehid  Sultan  3.  Selim'e  takdim  ederek,  Padişahın  takdir- 
lerine nail  olmuştur.  Bu  takdirin  neticesi  olarak  Matbaa-i  Âmire'de  bas- 
tırılarak matbu  nüshaların  kendisine  bir  ihsan  olmak  üzere  verilmesi 
için  ferman  saadır  olmuştur. 

3  —  (Terceme-i  Siyer-i  Halebî) 

Peygamber  Efendimizin  hayatından  ve  gazalarından  bahseden  bu 
eserin  metni  Raagıp  Paşa  Hocası  şöhretiyle  tanınan  aslen  Halebli  İbra- 


—  271  — 


him  Efendi  tarafından  yazılmış  ve  Âsim  Efendi  tarafından  terceme  olun- 
muştur. 

4  _  (Merehu'l-Meali  fi  şerhi  Kasideti'l-Emali) . 

Kasidenin  metni  meşhur  âlimlerden  Siraceddin  Ali  ibni  Osman  Ev- 
şî'nin  itikaadî  mes'eleleri  açıklayan  (Kaside-i  Emalî)  ismiyle  şöhret  bu- 
lan manzumesi  olup  hal  tercemesini  anlattığımız  Âsim  Efendi  tarafından 
mufassal  bir  şekilde  Türkçeye  terceme  edilmiş  ve  şerh  olunmuştur  ki, 
mevcud  şerhlerin  hepsinden  üstündür. 

5  —  (Tuhfe-i  Lûgat-ı  Arabiyye)  : 

İlim  tahsiline  yeni  başlayan  ve  orta  seviyede  bulunan  talebelerin 
Arabcayı  öğrenmelerini  kolaylaştıran  bir  eserdir. 

6  —  (Tarih-i  Osmanî)  : 

Zamanın  vak'alarım  ihtiva  eden  iki  ciltlik  bir  eserdir  ki,  tahrir  tarzı 
hakkında  Cevdet  Paşanın  tarihinde  malûmat  vardır. 

7  —  (Terceme-i  Mazharı't-Takdis  bi  huruc-i  Tâifeti'l-Fransız)  : 

Fransızların  Mısır'ı  işgalinden  terk  edişlerine  kadar,  hergün  cereyan 
eden  hâdiseler  hakkında  tarihçilerden  Şeyh  Abdurrahman  Cebertî'nin 
kaleme  aldığı  tarihinin  tercemesidir  ki,  1248  H.  tarihinde  vefat  ederek 
Üsküdar'da  Nasûhî  Hz.  lerinin  dergâhına  defn  edilen  Hakimbaşı  Mustafa 
Behçet  Efendi  tarafından  terceme  edilmiştir. 

Netice  :  Mütercim  Âsim  Efendi  Hz.  leri  Osmanlıların  ilim  ve  irfan 
âbidesi  sayılmağa  lâyık  hususiyle  (Kaamus)  ve  (Burhan  tercemeleriyle) 
ettiği  ilmî  hizmeti  unutulmıyacak  yüksek  bir  şahsiyettir. 

ATAULLAH  MUHAMMED  EFENDİ 
1236  =  1820 

Şeyhu'l-lslâm  Şerif  Muhammed  Efendinin  oğludur.  «Ebu  İshak 
Zade»  ismiyle  şöhret  bulmuştur.  1236  H.  tarihinde  «Güzelhisar  -  Aydın» 
da  vefat  etti.  Atik  Camii  bahçesinde  medfundur.  Daha  ziyade  ilmi  ve 
sükûnetiyle  tanınmıştır.  (Mürettep  Dîvanı),  (Takrizat  ve  Münşeatı), 
(Vehhabî  mezhebi'nin  red  ve  iptaline)  dair  Kazasker  Ali  zade  Efendinin 
risalesi  üzerine  yazdığı  bir  şerhi  vardır. 

Fetvalardan  (Behçet),  (Netice),  (Feyziye)  nin  kelimelerini  ve  iba- 
relerini telhis  ve  tenkih  etmiştir.  Beyzavî  tefsirine  yazdığı  Türkçe  hâşi- 
yeyi  tamamlamağa  muvaffak  olamamıştır.  (Burhan-ı  Kaatı)'a  güzel  bir 
takrizi  vardır.  (Aliyyü'l-Kaari)'nin  de  (Menasik-i  Haccı)'nı  kısaltmıştır. 


—  272  — 


ABDULLAH  EFENDİ  «KAYYIMZADE» 
1259  =  1843 

Son  devrin  faziletli  âlimlerindendir.  «Kangırı  -  Çankırı»  lıdır.  Eser- 
lerinin en  meşhuru  âlimler  arasında  geçerli  olan  (Fenarî  Haaşiyesi)  dir. 
1259  H.  tarihinde  Kudüs-i  Şerif  Mevleviyetini  elde  ettikten  sonra  yolda 
gelirken  Şuur  adlı  yerde  vefat  etti.  Eserleri  : 

(Haaşiye-i  Fenarî),  (Haaşiye  ale'l-Celâl),  (Haaşiye  ale'l-Hayalî), 
(Haaşiye  alet  Tekzib),  (Haaşiye-i  Âdab-ı  Mîri)  dir. 

ABDULLAH  EFENDİ  «TİREVλ 
1249  =  1833 

Arabî  ilimlerde  derin  vukuf  sahibi  âlimlerden  bir  zat  olup  Tireli'dir. 
Feraiz'den  (Siraciye)  ye  (Fevaid-i  Siraciye)  ismiyle  mükemmel  bir  şerhi 
ve  «Ve  amilu's-Salihati»  âyeti  kerimesindeki  «Salihat»  kelimesinin  mef- 
ûl-i  mutlak  olduğuna  kaail  olarak  «sarf,  nahiv,  vazı',  kelâm,  hikmet-i 
ilâhî,  meanî,  usûl»  ilimlerine  tatbikan  şerhine  dair  risalesiyle  (Risaletün 
fi  keramet-i  Benî  Âdem),  (Risale  fi  kavlihî  Teâlâ  «El-Malü  ve'l-Benune 
Zînetü'l-Hayati'd-Dünya»  ) 

(Risale  fi'l-İhtilâfatı  fi'l-Aklî),  (Risale  fi  kelimet-i  Düne),  (Risale  fi  ha- 
dis-i  «Ehabbü'l-Kelâmi  ilallahi  Sübhanellahi  ve'l-hamdü  lillâhi»  ) 

(Risale  fi  Lâilâhe  illallahi), 

'İlli  ri  1    liüi;  il  i'j\ 

(Risale  fi  hadis-i  <^hirü  ma  yuhricu  min  kulûbi's-sıddiykıyne  hubbü'l- 
cah» ) , 


—  273  — 


(Risale  fi'l-Hızır  ve'l-İlyas),  (Risale  fi'l-İlmi),  (Risale  fi  kavlihi  Teâlâ 
«înna  Enzelna»  ) 


isimlerinde  risaleleri  vardır.  Tasavvuf  ilmine  de  vakıf  oldukları  eserle- 
rinden anlaşılmaktadır. 

Tire'nin  meşhur  âlimlerinden  Ödemişli  Çakır  Ahmed  Zade  ilk  tah- 
silini hal  tercemesini  yazdığımız  bu  zattan  yapmıştır.  1249  H.  tarihinde 
Tire'de  vefat  etti.  İstasyon'dan  Hükümet  konağına  gelen  yolun  üzerindeki 
küçük  kabristanda  medfundur.  Mezar  taşında  aşağıdaki  ibare  kazınmıştır. 

«Musanniflerden  Tire'li  Abdullah  Zühdî  ruh-i  şeriflerine  Fatiha 
ihda  oluna.  S.  1249». 

1255  H.  de  vefat  eden  oğlu  Ahmed  Efendi  de  yanında  medfundur. 

Nahivden  (İmtihan'il-Ezkiya)'ya  haşiye  yazan  Abdü'l-Aziz  Efendi 
ile  ve  960  H.  da  (Tegabün  sûresi)  ile  (Muavvezeteyn  sûreleri) ne  tefsir 
yazan  Ramazan  İbni  Muhammed  eş'şehir  Bese'î  ve  1000  H.  de  Tire'de 
Müftü  olan  fıkıhdan  (Biharü'z-Zahire)  şarihi  Hacı  Muhammed  de  Tire- 
den yetişen  âlimlerdendir. 


Meşhur  âlimlerden  Menteşe'li  Palabıyık  Muhammed  Efendi'nin  fazi- 
let sahibi  biraderidir.  Kendisinden  sonra  fazilet  meydanında  o  seviyede 
bir  zatın  görülmediğini  büyük  tarihçi  Cevdet  Paşa  tarihinde  zikretmek- 
tedir. Uzun  müddet  Fatih  medresesinde  inzivaya  çekildi. 

Ali  Kuşcu'nun  Arabî  ilimlerin  hemen  hemen  tamamından  bahseden 
(Ankûdü'z-Zevahir)ine  yazdığı  matbu  şerhinden  ilmî  dirayeti  anlaşılır. 

Bazı  talikat'ı  da  vardır.  1252  H.  tarihinde  vefat  ederek  Edirne  kapısı 
haricinde  İbrahim  Halebî  merhumun  yanma  defn  edildi.  Bir  müddet  Sa- 
ray-ı  Hümayun  muallimliğinde  bulunmuştur. 


(Reisü'l-Kurra'  Abdullah  ibni  Muhammed  Salih  Eyyûbî) 

Osmanlıların  yetiştirdiği  fazilet  sahibi  âlimlerden  bir  zat  olup  Eyyüp 
Sultanlıdır.  Alet  ilimlerini  devrinin  meşhur  âlimlerinden  ve  yüksek  ilim- 


ABDU'R-RAHÎM  EFENDİ  «HOCA» 
1252  =  1836 


ABDULLAH  EYYÛBÎ 
1252  =  1836 


F.  :  18 


—  274  — 


leri  Şeyhu'l-lslâm  Hamdizade  Mustafa  Efendiden  tahsil  ederek  usûl-i 
dairesinde  icazet  almıştır.  Bir  aralık  faziletli  büyük  âlim  Gelenbevî  İs- 
mail Efendi  merhumdan  Kirmastili  Yusuf  Efendinin  Usûl-i  Fıkıh  ilmine 
âid  (Veciz)  adlı  eserini  okudu.  Kıraat-i  Kur'an  ilmi  mütehassıslarından 
İbrahim  ve  Salih  Efendiler  gibi  ehl-i  Kur'an'dan  Seb'a,  Aşere,  Vücûh 
ilimlerini  öğrendi.  Nakşibendî  büyüklerinden  Murad  Buharı  dergâhı 
şeyhi  Muhammed  Efendiye  de  intisab  ederek  ilimlerin  neşrine  ve  eser 
yazmağa  başladı.  Bu  suretle  hayatını  geçirmekte  iken  (întikal-i  muallim-i 
Kur'ân-ı  Hakîm)  terkibinin  gösterdiği  1252  Hicrî  senesinde  vefat  edip 
Hz.  Halid  (R.A.)'m  mübarek  ayağı  tarafındaki  pencere  kenarına  defn 
edildi. 

Yüksek  hal  tercemelerinin  tafsilâtı  «El-Veledü  smvü  ebihi»  sırrına 
mazhar  olan  oğlu  Molla  Efendi  şöhretiyle  tanınmış  Muhammed  Emin 
Efendinin  değerli  eserlerinden  (Gülşen-i  Meşayih-i  Salâtîn)  adlı  eserde 
zikr  olunmuştur. 

Kıymetli  eserleri  : 

1  _  (Tefsir-i  Sûre-i  Feth) 

2  _  (Mecalisü'l-Mevaiz) 

3  —  İmam-ı  Şatıbî'nin  Kur'ân  âyetlerinin  sayısı  hakkındaki  «Na- 
zımetü'  z-Zehr»  kasidesine  «Levamiu'l-Bedir»  ismiyle  şerh, 

4  —  Molla  Aliyyü'l-Kaari'nin  derlediği  iki  kelimeli  kırk  hadis'e 
«minhatü'l-Bârî  i»  ismiyle  şerh, 

5  —  Hz.  Peygamber  Efendimizin  Mihmandarı  Hz.  Haalid  îbni  Zeyd 
el-Ensarî'den  rivayet  edilen  hadis-i  şeriflerin  terceme  ve  şerhi. 

6  —  (Veliyyüddin  Efendi'nin  1099  H.  tarihinde  derlediği  Kudsi  ha- 
dislere yaptığı  şerh). 

7  —  Faziletli  âlimlerden  Amasyalı  Âkifzade'nin  «Miratü'n-Nazıriyn» 
ismindeki  eserine  şerh, 

8  —  Menakıb-i  (Ebu'l-Hasen  Eş-Şazelî  tercemesi) 

9  —  (Nakşibendi  sülûkuna  dair  (Hâdimî)  merhumun  risalesinin 
tercemesi, 

10  —  (Silsiletü'z-Zeheb)  in  Arabca  şerhinin  tercemesi, 

11  —  Müstahabîzade  merhumun  «Fezail-i  cemaat»  risalesinin  terce- 
mesi 

12  —  (Âdabü'l-Müsafiriyn)  :  Hz.  Haalid'in  menkıbeleri  ile  ziyare- 
tine dair  âdabdan  bahseder. 

13  —  (Hediyyetü'l-Huccac  —  Menasik-i  Hacc) 

14  —  (Tuhfetü'l-îman  fi  Fezaili's-Sıyam) 

15  —  Civar-ı  Türbe-i  Hz.  Haalid'de  medfun  olan  zatların  menkıbe- 
lerini anlatan  (Ahkâm-ı  Müsafiriyn  fî  men  düfine  fi  civar-ı  Ebî  Eyyub) 


—  275  — 


16  —  Nahiv'den  (Muharrem'in  tekmilesi) 

17  —  (Fevayihi'l-Ezkâr)  ismiyle  şerhu  İzhar 

18  —  (Hâşiye  ale'l-Hayalî) 

19  —  Nahivden  (İmtihan-ı  Ezkiya  şerhi)  tamamlanmamıştır. 

20  —  (Miftahu's-Saadeti'l-Medîneti  -  Fezail-ü  Medîne-i  Münev- 
vere) 

21  —  (Mahmudiye) 

22  —  (Mecmûatü'l-Fevaid) 

23  —  (Hayatî  Efendinin  derlediği  kırk  Hadis  şerhi) 

24  —  (Rahmaniyyetün  Mine't-Tefsîr) 

25  —  (İkazu'l-Kurra) 

26  —  (Nasayihu'l-Mulûk) 

27  —  İmam-ı  Süyutî'nin  talebelerinden  Ahmed  Ensarî'nin  eseri 
olan  (Nefehatü'l-Abîri's-Sârî  fi  fezail'i  Ebî  Eyyub  el-Ensarî  tercemesi) 

28  —  (Şerhu  Mîzani'l-Kurrai'l-Aşereti) 

29  —  (Tezkiretü'r-Rümat)  :  Atıcılığın  faydaları  atıcılık  ile  öğren- 
me ve  öğretme  hakkındaki  kırk  hadis'in  tercemelerinin  ihtiva  eden  bu 
eser,  Sultan  2.  Mahmud  el-Adlî'nin  kahvecibaşısı  Mustafa  Kâni  Bey  ta- 
rafından tertip  ve  telif  olunup  1263  H.  tarihinde  basılan  (Telhis-i  Re- 
saili'r-Rümatı)ın  mukaddimesinde  yazılmıştır. 

ABDÜ'S-SELÂM  EFENDİ 
(SEYYİD  ABDÜ'S-SELÂM  EFENDİ) 
1259  =  1843 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  Mardinli'dir.  Tahsili  Mardin,  Di- 
yarbekir,  Haleb,  Şam,  Mısır  ve  İstanbul'dadır.  Tahsilini  tamamladıktan 
sonra  memleketinin  müftülüğünde  bulunarak  fetva  verme  vazifesiyle 
meşgul  olmuştur.  1259  H.  tarihinde  vefat  ederek  Tekke  mahallesinde  İb- 
rahim Bey  bahçesine  defn  edildi.  Eserleri  basılmamış  olup  bazıları  aşa- 
ğıdadır : 

1  —  (Şerh-i  Fatiha-i  şerife  bi  hurufi  mühmeleti  min  sınaati  fenni'l- 
Bedî'  kaddemeha  li  Vâli-i  Bağdad  Ali  Rıza  Paşa) 

2  —  (Risale  fi's-Sıfat) 

3  —  (Risale  fi'r-Reddi  ale't-Tainîn  fî  i'cazi'l-Kur'ân) 

4  —  (Risale  fi  adem-i  cevazi'l-İtikadi  bi'l-Kırtasıyyeti  ve't-Teshîri 
ve  ma  eşbehe) 

5  —  (Risale  fi  mesail-i  isna  aşere  el-münazeu  fiha  beyne  Ebi'l-Ha- 
seni'l-Eş'arî  ve  Ebî  Mansûri'l-Maturîdî) 

6  —  (El-Kîratıyyetu's-Suğra  fi'l-Feraiz) 


—  276  — 


7  —  (El-Kıratıyyeti'l-Kübra  fi'l-Reraiz) 

8  —  (Kitabün  fî  ilmi'l-Beyani) 

9  —  Haşiye  Ale'l-Haşiyeti'l-Raiyeti  Fi'l-Hikmeti) 

10  —  (Hülasatü'l-Mantık) 

11  —  (Zevalü't-Tarhı  Fi  Şerhi  Manzumeti  İbni  Ferh  Fi  Usul'il 
Hadîsi) 

12  —  (Kitabü  Esmai  Ricali'l-Hadîsi  ve  Teracümi  Ahvalihim) 

13  —  (Şerhu  Nevabiğul  Kelimi  Min  Belağatı'z-Zemahşerî) 

14  —  (Eş-şâfi  Fi  Şerhi'l-Kâfi  Fi  ilmeyni'l-Arûzi  ve'l-Kavafî) 

15  —  (Muhtasar  Meahidü'l-Tansis  Alâ  Şevahidi't-Telhîsi) 

16  —  (Ümmü'l-İber)  :  Arapça  bir  cilt  umumî  tarih  olup  Mardin  ve 
Diyarbekir  havalisi  ile  kürt  kabilelerinin  ahlâk  ve  tarihî  ahvalinden  ve 
bu  arada  Yezidî  taifesinin  hallerinden  bahseden  bir  eserdir. 

17  —  (Mecmua'yi  Fetâva) 

Şiir  kabiliyeti  de  olup  bir  hayli  şiirleri  de  vardır. 

ALİ  HİCABI  EFENDİ  «YORGANCIZADE» 
1253  ;=  1837 

Meşhur  âlimlerden  bir  zat  olup  Denizlidendir.  (Şerhu  Arûz-ı  Endü- 
lüsî)  ile  (Şerhu  Şahidi)  gibi  eserleri  olduğu  Denizli'de  tesbit  olunmuştur. 

Vefatı  mezar  taşında  yazılı  şu  (1253  vefatı  «Fatiha  ve  hem  surei  ihlâs 
behan»  tarihindedir).  Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Yaya  köylü  Hacı 
Ahmet  Efendi  kendisinden  icazet  alan  başlıca  talebelerindendir. 

Denizli'nin  bir  ismi  de  Lâzkiye  olduğu  meşhur  seyyah  İbni  Batuta- 
nm  (Tuhfetü'n-Nezar  fi  Garaibi'l-Emsal  ve  Acaibi'l-Enzar)  ismindeki 
seyahatnamesinin  birinci  cildinin  217.  sayfasında  ve  Şakayık  tercemesi- 
nin  Merkez  Efendi  bahsinde  açıklr.nmıştır.  Esasen  Lâzkiye'nin  ismi  de 
Denizli'ye  bir  saat  mesafede  ha^en  harabelerinin  eserleri  görülen  eski 
Leodiki^/a  şehrinden  alınmadır. 

ARİF  EFENDİ  «ŞEYHÜLİSLÂM» 
1275  =  1854 

Beş  seneye  yakın  Meşihatı  İslâmiye  işlerini  güzelce  idare  ile  bir 
hayli  nizamlar  ve  tensikata,  Nuvvab  mektebinin  kurulmasına  muvaffak 
olarak  1275  H.  de  vefat  etmiştir.  Meşrepzade  Hafidi  şöhretiyle  tanınmıştır. 
Edirnekapısı  haricinde  Mustafa  Paşa  dergâhı  civarında  medfundur.  Fa- 
zilet sahibi,  adalet  ve  hakkaniyetten  ayrılmıyan  idare  işlerine  aşina  bir 


—  277  — 


zat  idi.  (Camiu'l-İcareteyn)  isimli  meşhur  esere  bir  takım  tatbikat  ve  ta- 
likat  ilâve  ederek  neşrettiği  gibi,  hal  tercemesi  ileride  geçen  Dede  Efen- 
dinin (Siyasetname)sini  de  terceme  etmiştir  ki,  matbu  ve  istifadeyi  mu- 
ciptir. 

ASIM  EFENDİ  «SEYYİD  ASIM  EFENDİ» 

İlim  ve  marifet  sahiplerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Tasavvuf, 
Hikmet,  Coğrafya  vesaireden  bahseden  (Hikmetnûma)  isminde  Türkçe 
yazma  büyücek  bir  eseri  vardır  ki,  istifadeyi  mucip  eserlerdendir.  Bu  ese- 
rini 1248  tarihinde  yazdığına  göre  son  devir  âlimlerindendir. 

ABDURRAHMAN  FEVZİ  EFENDİ  «HOCA» 
1281  =  1864 

Osmanlı  lisanının  kaidelerini  esaslı  bir  surette  yazmağa  gayret  sar- 
feden  bir  âlimdir.  İlk  tahsilini  memleketi  Kütahya'da  pederinden,  yüksek 
tahsili  de  İstanbul'da  İmamzade  Esat  Efendi  merhumdan  tamamlamış, 
50  tarihinde  açılan  Ruus  imtihanında  ehliyetini  ve  ilmî  dirayetini  isbat 
ederek  İstanbul  Müderrisliğine  tayin  olunmuştur. 

Bir  sene  sonra  Harbiye  Mektebi  Arapça  dersleri  muallimliğine  ta- 
yin olunarak  1280  tarihine  kadar  bu  vazifeyi  yerine  getirerek  tekaüt  ol- 
muş 1281  de  vefat  etmiş  H.  Halid  civarında  bulunan  Abdü'l-Vedüd  kab- 
ri şerifi  yanma  defnolunmuştur.  Harbiye  mektebinde  kitapsız  ismiyle 
tanınmış  olup  Osmanlı  Riyaziyecilerinden  Mustafa  Paşa  bu  zatın  oğlu- 
dur. 

Eserlerinin  başlıcaları  1263  tarihinde  yazdığı  (Mikyasü'l-Lisan  ve 
kıssasü'l-Beyan)  (')  ismindeki  matbu  eseridir  ki,  Osmanlı  lisanının  hu- 
susiyle sarfiyle  biraz  da  nahvine  dair  sağlam  kaideleri  ihtiva  etmekte- 
dir. Osmanlı  dilinin  kaideleriyle  meşgul  zatlara  elzem  eserlerdendir. 


(1)  Fuad  ve  Cevdet  Paşaların  tertip  ve  yazılmasma  himmet  buyurdukları 
(Kavaid-i  Osmaniye)  kitabına  kaynak  olduğu  rivayet  olunan  ve  Doğu  dilleri 
âlimlerinden  (Şarkiyatçılardan)  Rodhus  ismindeki  İngilizin  eseri  olup  1846 
Milâdî  tarihinde  cüz'î  bir  kısmı  Türkçe,  aslı  Fransızca  olarak: 

(Grammer  Raisonnee  de  langue  ottomane)  ismiyle  basılan  eser  dahi  Os- 
manlı lisanının  sarf  ve  nahiv  kaidelerine  dair  yazılan  eserlerin  eskilerindendir. 
Ancak  (Rodhus)  Ahmed  Vefik  Paşa  merhumun  (Lehce-i  OsmanDsi  ile  Özbekler 
Şeyhi  Süleyman  Efendi  merhumun  Çağatay  lügatini  benimsemesine  pek  inanı- 
lamaz.  Çünkü  adı  geçen  zatların  lügat  ve  lisan  ilimleri  hakkında  tam  bir  bilgi 
sahibi  olmaları  Rodhus'un  lüzumsuz  iddiasına  mânidir. 


—  278  — 


ABDÜLAZİZ  AHMED  EFENDİ 

Kadılık  yapan  âlimlerden  bir  zat  olup  Babakalelidir.  1277  H.  de  Ga- 
lata Kadısı  idi. 

(Menasik-i  Hac  -  Tuhfetül  Mü'minin),  (Muvazzahu't-Tuhf eh) ,  (Dai- 
retü'l-Mü'minin  Fin-Nikâhi  ve't-Talâk),  (Necatü'l-Mü'minin  fi'l-Beyi 
ve'ş-Şira)  isimlerinde  matbu  risaleleri  vardır.  Davud  Karsi'nin  (Usulü 
Hadis)  ini  de  ((Mukarrebüt  Talibin)  ismiyle  tercüme  etmiş  ve  bastır- 
mıştır. 

(Hediyyetü'l-Mü'minin  Fi  Adhiyetil  Müslimin),  (Muvazahü't-Tuh- 
feh  Ale'l-Avamil),  (Muvasalatü'l-Mü'minin),  (Tuhfetü't-Talibîn  Tercü- 
metü'l-Avamil),  (Tahzihu't-Tuhfeti  Fi  Tuhfeti'l-Avamil)  isimlerindeki 
risalelerini  havi  kendi  el  yazısı  ile  yazma  olan  mecmuası  devrimizin 
âlimlerinden  Bağdatlı  İsmail  Paşanın  kütüphanesindedir.  (Kırk  Hadis 
Şerhi)  ile  (Mevahibü'l-Aziziye)  isimlerinde  eserleri  olduğunda  (Dairetül 
Mü'minin)  kitabının  sonunda  zikretmiştir. 

ALİ  İBNİ  OSMAN  AHŞEHRÎ 
1285  =  1868 

Değerli  âlimerden  bir  zat  olup  Akşehrin  Ukeş  köyündendir.  Hal  ter- 
cemesi  ileride  geçen  Karaağaçlı  Rüştü  Ahmed  Efendinin  icazetname 
verdiği  seçkin  talebelerindendir.  Tahsilini  bitirdikten  sonra  Akşehirde 
ders  okutma  ve  fetva  verme  ile  beşgul  olarak  1285  H.  de  Akşehirde  vefat 
etti.  Eserlerinin  çoğu  basılmıştır  ki,  şunlardır: 

(Telhisul  Esasi  —  Şerhu  bina),  (Şerhu  Ebyati'l-Kâfiyeti  ve'l-Câmi), 
(Kıyasiyyetü'l-Fenarî),  (Muhtasar  Düsûkî),  (Şerhu  Kaside-i  İsna  Aşeri- 
ye),  (Şerhu  Risaleti'l-Vaziyyeti'l-Adudiye),  (Şerhu  Adabi'l-Birgivi), 
(Kaside-i  Lâmiye  Minel  Kelâm),  (Şerhu  Risale-i  Taşköprü  minel  Adap) 
dır.  1181  H.  de  vefat  eden  (Camiu'l-Feraid)  sahibi  Mustafa  Keşfî  Efendi 
de  Akşehirden  yetişen  âlimlerdendir. 

ABDÜSSETTAR  EFENDİ 
1304  =  1886 

Fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Kırımlıdır. 
Uzun  müddet  İstanbul'da  yüksek  mekteplerde  Fıkıh  dersi  okuttu.  1304 
H.  de  Haccı  Şerif  vazifesini  yerine  getirmesini  müteakip  Taifte  vefat  et- 
ti. Eserleri:  (Şerhu  Kavaidü'l-Mecelle) ,  (Medhal-i  Fıkh),  (Teşrihu'l-Ka- 
vaidü'l-Külliye  fi  Ahkâmi'l  Fer'iyyeti'l-Ameliyye) 


—  279  — 


ABDULLAH  EFENDİ 

«Havaşi-i  Cedide  müellifi  Kilisli  Hocazade  Abdullah  Enveri  Efendi» 

1303  =  1885 

1241  H.  de  Halep  vilâyetine  bağlı  Kilis  kasabasında  doğmuş  olup 
pederi  Abdurrahman  Efendiden  tahsilini  tamamlıyarak  1261  de  icazet- 
name aldı.  Nakşibendî  şeyhlerinden  Mevlânâ  Muhammed  Can  hazretle- 
rinin halifesi  (Baytar  zade  Hacı  Abdullah  Şah  Sermesti  Velî)  Efendiden 
de  sülûkünü  tamamladı. 

Bundan  sonra  dedelerinin  müderrislik  yaptığı  Kesik  Minare  medre- 
sesinde ders  okutmağa  başlayıp  sırf  nazariyattan  ibaret  kalarak  hiç  bir 
tatbikat  göremiyen  mantık  nazariyelerini  tatbikata  koyarak  o  zamanlara 
kadar  mantıkin  yalnız  Arapçaya,  Arapça  kitaplara  münhasır  ve  mahsus 
olması  gibi  hasıl  olan  garip  fikirleri  esasından  çürüterek  dersleri  sırasın- 
da yapılan  kıyasların  en  çoğunu  Türkçe  ibare  ve  ifade  ile  çeşitli  mevzu- 
larda tertip  ve  tatbike  muvaffak  oldu. 

Bu  suretle  mantık  kaidelerini  tatbik  için  medreselerde  yapılan  ve 
«El  Alemü  Hâdisün  li  ennehü  mütegayyirün...)  ve  (în  kâneti's-  Şemsü 
taliaten  fenneharu  mevcudun...)  gibi  mahdut  birkaç  misal  ve  mevzua 
münhasır  kalan  ve  âdeta  kıyasın  kısımlarına  ait,  bunların  haricinde 
mevzu  ve  misal  bulunamıyacağma  dair  hasıl  olan  yarım  anlayışı  Fatiha- 
yı Şerife  ile  mantıkin  delâlet  bahsinin  her  birinden  çeşitli  onbin  kıyas 
yapılabileceğini  bu  sebeple  hangi  lisanda  olursa  olsun,  hiçbir  sözün  hiç- 
bir ibarenin  mantık  dışında  olamıyacağma  dair  ileri  sürdüğü  ve  ortaya 
koyduğu  mantıki,  burhanlarla  tashih  ve  isbat  etti. 

Hemen  her  sene  îslâm  memleketlerinin  her  tarafından  ekserisi  ica- 
zetname alan  zatlar  olmak  üzere  yüzlerce  ilim  talibi  ders  halkasına  ge- 
lirlerdi. Ders  okuttuğu  sene  başında  talebelerine  hiçbir  kitaba  müraca- 
ata lüzum  bırakmaksızın  mantıkin  hülâsasını  en  gabir  bir  kimsenin  an- 
lıyabileceği  bir  şekilde  takrir  eder,  sonra  sırasıyla  tasavvurat  ve  tasdi- 
katm  en  lüzumlu  bahislerini,  onlara  uygun  olarak  da  kelâm  ilminde  ya 
(Akaid-i  Nesefiye  şerhi)  ni,  yahut  Celâleddin  Devvaniyi,  Kıraati  Aşere 
ve  Seb'ayı  ve  bir  miktar  tefsiri  şerif  okutur,  her  sene  Recep  ayı  başla- 
rında icazetname  verirdi.  Kıraati  Seb'a  ve  aşere  üzerinde  defalarca 
Kur'an-ı  Azimüşşanı  hatmetmiş  ve  ettirmiş;  20  den  fazla  Ramazanı  Şe- 
rifte hatimle  teravih  kıldırmıştır. 

Hangi  ilmi  okutursa  okutsun,  kitap  takip  etmeğe  ihtiyaç  görmeden 
kaç  saat  takrir  ve  hitabede  bulunursa  bulunsun  bir  kelimeyi,  yahut  iba- 
reyi anlatır  ve  açıklarken  tekrarlamak  gibi  noksan  ve  kusurlardan  uzak 
bir  şahsiyetti. 


—  280  — 


1272  H.  de  İstanbul'a  gelerek  Tasdikat  haşiyesini  Cennetmekân  Sul- 
tan Abdülmecit  Hana  takdim  etmiş,  100  lira  ihsana  nail  olmuş,  sözü  ge- 
çen haşiye  Padişahm  iradesiyle  Matbaayı  Âmirede  bastırılmıştır.  1275 
H.  de  vilâyet  vasıtasiyle  Tasavvurat  haşiyesini  takdim  etmiş,  hayatı  bo- 
yunca 150  kuruş  maaşla  taltif  olunmuştur. 

1303  H.  de  63  yaşında  vefat  ederek  pederinin  yanma  defnolunmuş- 

tur. 

Matbu  eserleri : 

Mantıktan  Arapça  (Tasavvurat,  Tatbikat,  Fenari  ve  îsagoci  haşiye- 
leriyle)  Türkçe  (Mantık  Zübdesi)  ve  Münazara  Usulü  ilmine  ait  (Hüsey- 
niye haşiyesi)... 

Basılmamış  olan  eserleri : 

Kelâm  ilminden  (Celâleddin  Devvanî,  Şerhu  Akaidi  Nesefî,  Hayalî) 
haşiyeleriyle  mantıktan  (Tehzibü'l-Mantık),  Münazara  Usulü  ilminden 
(Mîr  Ebul  Feth),  Nahivden  (Molla  Câmi)  haşiyeleriyle  Kıraati  Seb'a  ve 
Aşereye  dair  Türkçe  (Zübde)  adiyle  bir  risale  ve  ömrünün  sonlarına  te- 
sadüf ettiği  için  yarım  kalan  (Kadı  Beyzavî  tefsiri  şerifi  haşiyesi)  nden 
ibaret  olmak  üzere  ondört  tanedir. 

ABDÜNNAFİ  İFFET  EFENDİ  (RAMAZANZADE) 
1308  =  1890 

Eski  Adana  Müftüsü  îshak  Efendinin  torunu  olup  zamanının  başta 
gelen  fazilet  sahibi  ediplerindendir.  Son  memuriyeti,  memurları  seçme 
komisyonu  riyaseti  idi.  1308  H.  de  Hicazda  vefat  etti.  Taifte  medfundur. 
Türkçe  basılmış  eserleri : 

(Tercemeyi  Mutavvel  -  Ennef'ul  Muavvel  fi  Tercemeti  Telhisi  Vel 
Mutavvel),  (Tercümei  Nuhfetül  Fiker  lil  Usulil  Hadisi),  (Müntehabat-ı 
Risale~i  Kuşeyriye  Mine't-Tasavvufi  ve'l- Ahlâk),  (Terceme-i  Burhan-ı 
Gelenbevî  mine'l-Mantık),  (Terceme-i  lelhisi'l-Musamma  bi  Ravzati'l- 
Fesahat)  vesairedir. 

(Nafiu'l-Âsar  nevbauhu  simaru'l-Esmar)  isminde  iki  kısım  üzerine 
mürettep  eseri  de  muhadarat  ve  ahlâka  dairdir.  îşbu  eserlerden  bilhassa 
iki  cild  mutavvel  tercemesi  arabî  ilimlerdeki  kudret  ve  ihtisasına  şahit- 
tir. Edepli  ve  mütevazı  idi.  Şiire  ait  eserleri  de  çoktur.  Hakimane  beyit- 
lerinden : 

İdüp  serkeşte  Eshabı  Ukuli  kerdeş  kerdûn 
Nice  rûşendili  leğâzîde  pay-i  gaflet  etmiştir. 


—  281  — 


ATIF  MUHAMMED  BEY  (KUYUCAKLIZADE) 
1321  ==  1903 

Devrimizde  vücudu  ile  iftihar  olunan  fevkalâde  zekâ  sahibi  âlim 
ve  mijdekkik  bir  zat  olup  Mısır  Mollası  Kuyucaklızade  Abdurrahman 
Nali  Efendinin  faziletli  oğludur.  İstanbul'da  tahsilden  sonra  Mısır  âlim- 
lerinden tefsir  sahibi  Şeyh  İbrahim  Es-Saka  adlı  zattan  da  ayrıca  tefsir 
ve  hadis  okuyup  Istanbulda  ders  vermeğe  başlıyarak  icazet  vermeğe  mu- 
vaffak olmuştur.  Son  memuriyeti  Efkavı  Hümayun  meclisi  idare  reisli- 
ğidir. Yazık  ki,  genç  denecek  bir  yaşta  iken  1316  H.  de  vefat  ederek  Sü- 
leymaniye  Camii  avlusuna  defnolundu.  Ders  kitabı  olarak  okuttukları 
eserlerin  bir  çoğunun  hamişinde  talikatı,  bazı  bahislerin  halline  dair  ri- 
saleleri, şirketler  hakkındaki  kitabın  nihayetine  kadar  Mecelle  Şerhi  ve 
arazi  kanunu  şerhi  ve  kendilerinden  ders  aldığı  âlimlerin  ilmî  zincirle- 
rini bildiren  (El  imdat  Bilmarifeti  Uluvvi'l-îsnad)  ismindeki  risalesi  ba- 
ılmış  olan  değerli  eserlerindendir.  Kuyucak  Aydın  civarında  bir  yerdir. 
Batı'nm  (garbın)  ilerlemesinden  haberdar  gayet  zeki  bir  zat  idi. 

Hakimane  beyitlerinden  : 

İrtifai  kadr  için  lâzıııı  tevazu  âdeme 

Şemsi  gör  kim  sayesin  salmış  ayaklar  altma 

ALİ  HAYDAR  EFENDİ 
(HAYDAR  MOLLA  -  BÜYÜK  HAYDAR  EFENDİ) 

I 

Büyük  Kazaskerlerden  Fakih,  Edip,  Tarihe  vakıf,  Nüktedan  ve  fa- 
zilet sahibi  bir  zat  olup  hal  tercemesi  şeyhler  ve  mutasavvıflar  faslında 
geçen  Nasuhî  hazretlerinin  torunlarmdandır.  Meclis-i  Kebir-i  Maarif  ri- 
yaseti ile  Şarkî  Rûmeli  Cemaat-ı  îslâmiyesi  nazılığı  uhdesinde  iken  1321 
H.  de  vefat  ederek  büyük  cedleri  Nasuhî  Efendi  dergâhına  defnolundu- 
1ar.  Arap  ve  Osmanlı  Edebiyatlarında  tam  bir  ihtisas  sahibi  idiler.  Şiire 
dair  kaabiliyetleri  de  takdire  şayan  olup  divan  teşkil  edecek  şekilde  şiir- 
leri vardır. 

Matbu  eserleri : 

1  —  Romanya,  Bulgaristan,  Sırbistan,  Yunanistan  ile  Bosna,  Hersek 
ve  Karadağda  bulunan  müslümanların  mezhep  durumlarına  dair  meşi- 
hat makamının  emri  üzerine  kaleme  alman  risale. 

2  —  Şarkî  Rûmeli  ile  Bulgaristanda  bulunan  Cemaatı  İslâmiyenin 
vakfiye  işleriyle  Müftüleri  ve  cemaat  meclisleri  hakkında  talimatname. 

3  —  Mecelle-yi  Ahkâm-ı  Adliye  Şerhi  :    Müteferrik  surette  hukuk 


—  282  — 


mektebinin  merhumdan  ders  okuyan  talebelerinin  yanmda  mevcuttur. 

4  —  Hukuk  mektebinde  okuttuğu  Usulü  Fıkıh  :  1307  H.  de  taşbas- 
ması  olarak  tab  olunmuşsa  da  mevcudu  kalmamıştır.  Sonradan  bir  mik- 
tarı da  mirasçıları  tarafından  basılmıştır. 

Fakat  bu  takrirler  noksan  kalmışsa  da  kıymetini  bilen  değerli  ta- 
lebelerinden Hacı  Âdil  Beyefendi  tarafından  zaptolunan  takrirleri  Sı- 
rat-ı  Müstakim  Mecmuasında  tefrika  edilmek  suretiyle  ve  1326  H.  de 
büyük  boyda  558  sayfa  olmak  üzere  ayrıca  kitap  şeklinde  neşredilmiştir 
ki,  Hikmeti  Ulûmu  İslâmiye  ile  meşgul  zatlar  için  en  lüzumlu  nefis  eser- 
lerdir. Bu  eserin  giriş  kısmında  Ali  Haydar  Efendinin  ilmî  hayatının  bir 
parçası  da  açıklanmıştır.  Beyitlerinden  : 

Çile-i  Vahdeti,  Mansur  gibi  çekmiş  yoğidi 
İsmi  Hallaç  idi  ahir  o  da  kırdı  kirişi 

Hakimane  bir  gazeli  : 

Tezahum  etse  de  esbap  te'siri  hederdir  hep 
Umuru  halk-ı  âlem  beste-i  hükm-i  kaderdir  hep 
Bisât-ı  kâinatı  öyle  gördüm  ki  cihandır  hâb 
Hemîşe  güft  ü  gû  efsanei  bî  pâ  vü  sırdır  hep 
Rek  gonca  gibi  payinegeh  pür-hûn  olmaz  mı 
Bize  harı  sitem  bu  gülistanda  nişlerdir  hep 
Mutavveldir  meani-i  bedi  hal-i  dil  şerhi 
Beyan-ı  sırrs  kevneyn  ana  nisbet  muhtasardır  hep 
Verir  her  hadise  bir  şekl  için  bir  sûret-i  mâna 
Bu  evzai  felek  hayrette  aklı  beşerdir  hep 
Kitabı  sun'a  «Haydar»  çeşmi  dikkatle  nazar  eyle 
Ki  her  satır  varak  zi  bende-i  nakşı  iberdir  hep 

BAHAEDDİN  EFENDİ  «MALKARAVλ 

Değerli  âlimlerden  ve  ilk  devir  ediplerinden  olup  Tekirdağ'ına  bağ- 
lı Malkara'dandır.  827  de  Ayasluğ'da  müderris  iken  Arab  -  Fars  ve  Türk 
dillerinde  nazm  ettiği  «A'cubetü'l-Gaarib  fi  Nazmi'l-Cevahiri'l-Acaib»  is- 
mindeki manzum  lügati  ile  «Tacü'l-Menazım  ve'l-Mahmudiye»,  ve  «Mu- 
aşşeratü's-Sihriyyeti  fi'l-Ebyati'l-Fikriyye»  isimlerinde  eserleri  vardır. 
«A'cûbe»nin  bir  nüshası  Hamidiyye  kütüphanesinde  mevcuttur. 


—  283  — 


BEDREDDİN  MAHMUD  EFENDİ  uAMASYAVλ 

Değerli  şeyhlerden  Muhammed  Efendinin  oğlu  olup  Amasyalıdır. 
Tahsilini  tamamladıktan  sonra  Bursa  kadılığında  bulunarak  914  H.  de 
vefat  etti.  İlmî  fazileti  olduğu  gibi,  şiir  kaabiliyeti  de  vardır.  Meşhur 
«Muhammediye»  manzumesine  «Mahmudiye  -  Vesîyle»  ismiyle  nazire 
yapıp  Sultan  II.  Beyazıd'a  takdim  etti.  Ahlâk  ve  tasavvuftan  bahseden 
«Fevz  ü  Felâh»  adında  otuz  bab  üzerine  mürettep  bir  eseri  de  vardır. 
«Mahmudiye»  nin  matlâmdaki  beyitlerden  : 

Bedî-i  Rabbi  A'lâdır  celâli  nûr-i  ecnadır. 

Dü  âlem  kul,  o  mevlâdır.  Kamuya  hükm-i  istilâ 

Anınla  kâinat  zinde  ederler  şükür  her  hinde 
Amn  dergâh-ı  izzinde  telıayyürde  kamu  ahya 

Bu  mevcudat  kemaline  nişandır  hem  celâline 

Dü  âlem  pes  cemaline  mücellâdır  olup  dav'â 

Âciz  fikrime  göre,  gerek  manzum  gerek  mensur  herkesin  kabulüne 
mazhar  olmuş  bir  esere  nazire  yapmağa  kalkışmak  boşuna,  faydasız  bir 
gayret  kabilindendir  ki,  bu  nazire  ile  Süleyman  Dedenin  Mevlid-i  Nebi- 
sine, Hakanı  Muhammed  Beyin  Hilye-i  Nebeviyyesi'ne  yapılan  nazire- 
ler bu  cümledendir. 

BEDREDDİN  MAHMUD  EFENDİ  «AYDINλ 
950  =:  1543 

Alimlerin  büyüklerinden  bir  zat  olup  İstanbul'da  Sofu  Paşa  medre- 
sesinde ders  okutmak  ve  kitap  yazmakla  hayatını  geçirerek  950  H.  de 
vefat  etti.  Eserlerinden  ismiyle  anılan  Tefsiri  Şerifi  fazilet  ve  kemalinin 
şahididir. 

Sükûke  dair  mükemmel  bir  eseri  olan  Ali  İbni  Himmet  îbni  Aydın 
ismindeki  zat  da  Aydm'dan  yetişen  âlimlerdendir. 

BALİ  EFENDİ 
958  =  1551 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Karadavud  Efendinin  damadı  olup  (Ma- 
nav -  Menev)  lâkabiyle  meşhur  olmuştur.  958  H.  de  Bursa'da  vefat  ede- 
rek kayınpederinin  yanma  defnedilmiştir.  (Miftah  şerhi)  ne  yazdığı  ha- 
şiyede İbni  Kemalin  yazılı  suallerine  cevap  vermiştir.  (Sadrüş  Şeria) 
ya,  (Haşiye-i  Tecrid)e  haşiyeleri  vardır. 


—  284  — 


BOSTANZADE  MUSTAFA  EFENDİ  «TİREVλ 
968  =  1560 

Meşhur  âlimlerden  bir  zat  olup  Tirelidir.  İlmî  rütbeleri  ve  mevkileri 
devrederken  968  H.  de  vefat  etti.  Diyar-ı  Rum  allâmesi  İbni  Kemal'in  ta- 
lebelerindendir. 

Edirnekapısı  haricindeki  Emîr  Buharî  zaviyesi  avlusuna  defnedildi. 

Eserleri:  (Haşiye-i  Sûre-i  En'âm  alâ  Tefsir-i  Beyzavî),  (Haşiye-i 
Sadrü'ş-Şeria),  (Haşiye-i  İslâh  ve  İzah),  (Risale-i  Kaza  ve  Kader),  (Ri- 
sale-i  Cüz'i  Lâ  Yetecezza),  (Necatü'l- Ahbap  ve  Tuhfetü  Zebi'l-Elbab  Fi'l- 
Kimya)  vesairedir.  Cenaze  namazları  imamlığmı  Ebussuud  Efendi  eda 
etmiştir. 

BİRGİVÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
981  =  1573 

Müderris  Ali  Efendi  admda  fazilet  sahibi  bir  zatm  oğlu  olup  Balı- 
kesirlidir. İlk  tahsilini  pederinden  yaparak  ilmî  sermayesini  epeyce  iler- 
lettikten sonra  yaradılışmdaki  ilim  ve  hak  sevgisi  tesiriyle  İstanbul'a 
gelmiş  ve  devrin  âlimlerinden  Ahizade  Muhammed  Efendinin  dersine 
ve  hizmetine  devama  başlamıştır.  Sonra  ulemadan  Abdurrahman  Efen- 
diye intisap  edip  ihtisas  kazanarak  bazı  medreselerde  bulundurulmuştur. 
Bir  aralık  mezkûr  Abdurrahman  Efendinin  delâletiyle  Edirne'de  Ordu 
Kassamı  olmuştur.  Rivayet  olunduğuna  göre  vazifeden  ayrıldıktan  son- 
ra bu  münasebetle  aldığı  paraları  sahiplerine  red  ve  iade  için  Edirne'ye 
gitmiş  ve  eline  geçen  paraları  defter  mucibince  sahiplerine  iade  etmiş- 
tir. Padişah  hazretlerinin  hocası  Ataullah  efendi  ile  aralarında  münase- 
bet ve  samimiyet  hasıl  olmasıyle  zikri  geçen  hoca  delâletiyle  Aydın  vi- 
lâyetinin Ödemiş  kazasına  bağlı  Birgi  nahiyesinde  büyük  bir  medrese 
kurulmuş  ve  müderrislik  vazifesine  Birgivî  Muhammed  Efendi  getiril- 
miştir. Sözü  geçen  medresede  ilim  ve  maarife  hizmet  ederek  ilme  heves 
edenleri  ve  üstün  şöhretine  kapılıp  etraftan  gelen  talebeleri  tetkikatı 
ile  istifade  ettirmiştir,  ömrünün  sonlarına  yakın  İstanbul'a  gelip,  vezi- 
riâzam  Muhammed  Paşa  ile  görüşerek  halkın  idaresi  ve  işleri  hakkında 
bâzı  âlimane  mütalâa  ve  temennilerde  bulunmuştur.  Kur'an-ı  Kerîm 
okunması  vesaire  karşılığında  alman  ücret  hususundaki  rey  ve  kanaati 
Ebussuud  Efendi  ile  meşhur  kadılardan  Bilâlzade  taraflarından  tashih 
olunmuştur. 

Bayramı  tarikatının  şeyhlerinin  büyüklerinden  Abdurrahman  Ka- 
ramanî'ye  intisap  etmişse  de  şeriat  ilimlerinde  kabiliyet  ve  istidadı  daha 
ziyade  olup  maneviyattaki  neşvesine  galip  bulunduğunu  gören  mezkûr 


^  285  — 


mürşid  Muhammed  Efendinin  geçmişte  olduğu  gibi,  yüksek  ilimlerin  ve 
şeriatm  yayılmasma  hizmete  devam  ile  meşgul  olmasmı  ve  bu  yolda 
ecir  ve  feyiz  kazanmasmı  tenbih  ve  tensip  etmiştir. 

981  H.  de  55  yaşmda  Birgi'de  taun  hastalığma  tutularak  vefat  etti. 
Eserleri  : 


1 

—  Tarikatı  Muhammediye  O 

2 

—  Tefsiri  Sure-i  Bakare 

3 

—  Ravzatül-Cennat  (-) 

4 

—  Risaletün  fi  Beyani  Rusumil-Mesahifil-Osmaniye 

5 

—  Şerhu  Hadîsi  Erbain 

6 

—  Cilâul  Kulüp  (^) 

7 

—  Mudili's-Salat 

8 

—  İkazü'n-Naimin 

9 

—  Metnün  Ve  Şerhun  Mine'l-Feraiz 

10 

—  Şerhu'l-Maksud  el  Müsemma  bi  im'ani'l-Enzar 

11 

—  Înkazül-Halikîn 

12 

—  Avamil  ('') 

(1)  Osmanlı  âlimlerinden  Ebu  Said  Hâdimî,  Recen  Efendi,  Akşehirli  Hoca- 
zade  Abdünnasır  Efendi,  Çatalcalı  Hüseyin  Efendi,  Samakolu  Ahmed  Keşfî 
Efendi,  Kayserili  Muhammed  Zühdi  Efendi,  Kesreli  Muhammed  Efendi  taraf- 
larından şerh.  Tarikatçı  Emin  Efendi,  Muhammed  İsmeti  Efendi,  Babadağlı 
İbrahim  Efendi,  Muhammed  Efendi  İbni  Ahmed  taraflarından  tercüme  olun- 
muş, Tireli  Muhammed  İsa  tarafından  kısaltılmıştır. 

(-)  Zamanın  âlimlerinden  Mahmud  Esad  Efendi  tarafından  tercüme  olun- 
muştur. 

Sekizinci  hadisten  aşağısı  1174  H.  de  Mekke-i  Mükerreme  kadılığında 
vefat  eden  Osmanlı  müelliflerinden  Muhammed  Akkirmanî  tarafından  ikmal 
edilmiştir. 

(^)  Tokatlı  Hasan  oğlu  İshak  ve  Edirneli  Muhammed  Emin  taraflarından 
şerh  olunmuştur. 

i^)  Osmanlı  âlimlerinden  (Avamil) i  şerh  edenler  : 

I  —  1207  H.  de  vefat  eden  Gümüşhaneli  Yakupoğlu  Ebuıbekir. 

II  —  1244  H.  de  vefat  eden  Filorinalı  Mustafa  Mantıkî 

III  —  1230  H.  de  vefat  eden  Manisalı  Halil  Naimî 

IV  —  1230  H.  de  vefat  eden  Kuşadalı  Ahmed 

V  —  İbrahimoğlu  Şeyh  Mustafa  Efendi. 


—  286  — 


13  — 

Ahvalü  Etfali'l-Müslimin 

14  — 

Zahrül  Müteehhilin 

15  — 

İzhar  (^) 

16  — 

İlmihal  -  Vasiyetname  (^) 

17  — 

Nurü'l-İhya 

18  — 

Ed-Dürrü'l- Yetim  fi  Ilmi't-Tecvid  (^) 

19  — 

Haşiyei  Hidaye 

20  — 

İmtihanü'l-Ezkiyai  Şerhu'l-Lübbi  Mine'l-Nahiv  {^) 

21  — 

Kifayetül  Müpteda  fis-Sarfi  (i") 

22  — 

Risaletün  Fi  Usulü'l-Hadis  {^^) 

23  — 

Talikat  alâ  Sadri'ş-Şeria 

24  — 

Emali  tarzmda  yüksek  ilimlerden  bahseden  risale 

25  — 

Seyfü  Sarim 

26  — 

(Risaletün  Mine'l-Âdab) 

27  — 

(Emsile-yi  Fazlıya)  :  Oğlu  Fazlullah  Efendi  namma  yazıp  ter- 

tip  ettiği 

ilmî  sarftan  Arapça  emsile  olup  sonradan  bir  de  şerh  yazmıştır. 

(6)  Osmanlı  âlimlerinden  (İzhar)  kitabını  şerh  edenler  : 

I  —  (Keşfü'l-Esrar)  ismiyle  Birgivî'nin  talebelerinden  Olamışlı  Muslihud- 
din  Efendi.  ■  ;f 

II  —  (Netayicü'l-Efkâr)  ismiyle  1085  H.  de  vefat  eden  Kuşadalı  Hamza  oğ- 
lu Mustafa  Efendi. 

III  —  (Fethu'l-Esrar)  ismiyle  1141  H.  de  vefat  eden  Sobiceli  Muhammed 
Efendi. 

IV  —  1252  H.  de  vefat  eden  Abdullah  Eyyûbî. 

V  —  1206  H.  de  vefat  eden  Reisü'l-Küttab  Süleyman  Feyzi  Efendi. 

VI  —  1209  H.  de  vefat  den  Bursalı  kasapzade  İbrahim  Efendi. 

VII  —  (Re'fu'l-Esrar)  ismiyle  Osman  Pazarlı  Niyazi  Şeyh  İsmail  Efendi. 

VIII  —  (Miftahu'l-Meram)  ismiyle  1318  H.  de  vefat  eden  Edirne  Müftüsü 
Muhammed  Fevzi  Efendi. 

IX  —  (Hallü  Esrari'l-Ahbari  Alâ  İrabi  İzhari'l-Esrar)  ismiyle  Zeynizade 
Ahmedoğlu  Hüseyin  Efendi  tarafından  da  irabı  açıklanmıştır. 

C^)  Kadızade  ile  Niyazi  Efendi  taraflarından  şerh  olunmuştur. 

(8)  (?)  H.  de  vefat  eden  Eskicizade  Ali  Efendi  tarafından  terceme  ve 
şerh  olunmuştur. 

(9)  Adalı  tarafından  haşiye  yazılmıştır. 

(10)  Zamanın  âlimlerinden  Ermenaklı  Süleyman  Sırrı  Efendi  tarafından 
şerh  olunmuştur. 

(11)  1151  H.  de  Davud  Karsı  tarafından  şerh  olunduğu  gibi,  Medine-i  Mü- 
nevvere'de  Mahmudiye  medresesi  müderrisi  iken  1292  H.  de  vefat  eden  Har- 
putlu  Yusuf  tarafından  da  mufassal  bir  surette  şerh  edilmiştir. 


—  287  — 


BABA  KUŞİ  ABDURRAHMAN  EFENDİ 
983  =  1575 

Rüstempaşa  Hocası  Baba  Efendinin  yakınlarından  olması  münase- 
betiyle Baba  Kuşi  ismiyle  tanınmış  bir  zat  olup  Ebu's-Suûd  Efendi  tale- 
belerindendir.  983  H.  de  Kefe  Müftülüğünde  vefat  etmiştir.  İlmi  Fıkhın 
füruatmdan  (Bostan-ı  Şekayık-ı  Nûman)  isminde  eseri  vardır.  Oğlu 
Mustafa  Efendi  de  fazilet  sahibi  bir  zattır.  (Nizamü't-Tevarih)i,  (Eni- 
sü'l-Mülûk)  ismiyle  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Hamidiye  kütüp- 
hanesinde mevcuttur. 

BABAZADE  MUHAMMED  EFENDİ  (LARENDELİ) 

995  =  1586 

Müderrisler  zümresinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Lârendelidir. 
995  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Hz.  Eyyübün  yakınma  defnedildi. 
(Tefsir-i  Lârendevî)  ismiyle  tanınan  tefsiri  ile  (Hidaye)  ye  (Talikatı) 
vardır.  Sokullu  Mehmed  Paşanın  bu  zata  karşı  hürmeti  ve  hüsnü  zannı 
vardı. 

BOSTANZADE  MUHAMMED  EFENDİ  (TİREVÎ) 
1006  =  1597 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Bostan  Efendinin  oğludur.  Tahsilini 
bitirdikten  sonra  Mevleviyet  vazifesiyle  bir  hayli  seyahat  etmiş  sonunda 
İstanbul'a  gelişinde  Meşihat  makamına  nail  olmuştur.  «Vefat-ı  Bostan» 
terkibiyle  «Ders-i  ilmin  bozuldu  Bostanı»  mısramm  delâleti  olan  1006  H. 
de  vefat  ederek  Şehzade  Camii  avlusuna  defnedildi.  (İhya-yı  Ulûm)u 
terceme,  (Mülteka)yı  şerh  etmiştir.  Uç  lisanda  yazılmış  bazı  şiirleri  var- 
dır. Eserleri  basılmamıştır. 

BOSTANZADE  YAHYA  EFENDİ  «TİREVλ 
1049  =  1639 

Yukarıda  sözü  geçen  Muhammed  Efendinin  fazilet  sahibi  oğludur. 
Tahsilini  tamamladıktan  sonra  ilmiye  makamlarını  dolaşarak  İstanbul 
kadılığına  yükselmişti.  1049  H.  de  vefat  edip  pederinin  yanma  defnedil- 
di. Ahlâk  ilmine  ait  Sultan  1.  Ahmed  Han  namına  20  bab  üzerine  tertip 
edilmiş  Türkçe  (Mir'atü'l-Ahlâk)  adında  bir  kitabı  ile  Peygamber  Efen- 
dimizin mucizelerinden  100  mucizesini  beyan  eden    (Gül  Bi  Sad  Berk) 


—  288  — 


isminde  Türkçe  kıymetli  bir  mensur  eseri  vardır.  Bu  eserin  hatimesi 
aşağıdaki  kıta  ile  son  bulmuştur: 

Yahya,  bilirim  kârımı  ben,  cümle  hatadır. 
Herkim  ki  setr  eyleye,  ihsan-ı  Hudadır. 

Ey  nazımı  asarım  olan  vakıf-ı  esrar! 
Etme  nazar  aybıma,  bî  ayb  Hudadır, 

BEYPAZARİ  MUSLİHUDDİN 
1051  =  1641 

1 

Âlimlerin  âlimi  bir  zattır.  1051  H.  de  vefat  etti.  Kendi  ismini  taşıyan 
(Tefsir-i  Şerif)  ile  tarih  ve  muhadarat  ilmine  ait  (Tezkiretü'l-Evail) 
isimli  eserleri  vardır.  (Tezkire)  nin  bir  nüshası  Umûmî  kütüphanede 
mevcuddur. 

BALDIRZADE  MUHAMMED  EFENDİ  (BURSAVÎ) 

1060  =  1650 

Âlimlerden  ve  kadılar  zümresinden  bir  zat  olup  Bursalıdır.  «Kere- 
mi Hakka  mukarin  ola  Baldırzade»  mısramm  delâleti  olan  1060  H.  de 
memleketi  olan  Bursa'da  vefat  ederek  Abdal  Muhammed  Camii  avlu- 
suna defnolundu. 

Eserlerinin  en  meşhuru  Bursa'da  medfun  bulunan  şeyhler,  âlimler 
ve  şairlerin  hal  tercemelerini  hikâye  eden  basılmamış  (Vefeyatname) 
sidir  ki,  Karaçelebizade  tarafından  görüldüğünde  yazılış  tarihine  işaret 
olmak  üzere  (Ravza-yı  Evliya)  adı  verilmiştir. 

Diğer  eserleri  : 

(Haşiye  alâ  şerhi's-Seyyid  Ale'l-Miftah),  (Fezail-i  Harameyn-i  şeri- 
feyn),  (Cevamiu'l-Meşayihîn)  ile  Sükûke  ve  Kâbe'nin  yapılışına  dair 
üç  risalesi  ile  (Haşiyetü'l-Eşbah)  ve  (Tarih-i  Mekke)  den  ibarettir. 

Şiirlerinden  : 

Açılıp  ezhar,  geldi  şimdi  buy-i  nevbahar 
Var  idi  dillerde  çoktan  arzu-yi  bahar 

Mukaddeminden  var  ise  aldı  haber  badî  saba 
Devredip  etrafı  eyler  cest-i  cûy-i  nevbahar. 

(Ravzatü'l-Evliya)nın  bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde 
vardır. 


—  289  — 

BALİZADE  MUSTAFA  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

1069  =  1658 

Faziletli  âlimlerden  birçok  eserler  yazmış  bir  zat  olup  İstanbullu- 
dur. 1069  H.  de  vefat  etti.  Sütlüce'de  medfundur. 
Eserleri  : 

(Şerhu  Kenzü'l-Dekayık),  (Şerh-i  Kaside-i  Bür'e),  (Esseyfü'l-Mes- 
lûli  fi  Şerhi'r  Resûli),  (Haşiye  alâ  şerh-i  miftah),  (Mizanü'l-Fetava)  ile 
Hz.  Halid  îbni  Zeyd  El-Ensarî  (R.A.)  den  rivayet  edilmiş  olan  Hadisi  Şe- 
rifler mecmuası.  Bu  eserini  Eyyüp  türbesine  vakfetti.  Bir  de  (Feraset- 
name)  isminde  Türkçe  bir  eseri  vardır. 

BEYAZİZADE  AHMED  EFENDİ  (BOSNAVÎ) 
1097  =  1686 

Fazilet  sahiplerinden  ve  talikat  yazanlardan  bir  zat  olup  pederi  Bos- 
nalı ise  de,  kendisi  İstanbul'da  doğmuştur.  Kazaskerlik  rütbesine  nail 
oldu.  Eserleri  altı  ilimden  bahseden  (Sevahihu'l-Ulûm)  ve  (İşaretü'l- 
Meram)  ismiyle  müsemma  (Fıkh-ı  Ekber)  şerhi  ile  (Fıkh-ı  Ebsat),  (Ki- 
tabü'l-Âlem) ,  (Kitabü'l-Vasiyyet)tir. 

Vefatı:  1098  H.  de,  kabri  Üsküdar'da  Divitçizade  tekkesi  bitişiğin- 
dedir.  Nakşibendî  tarikatmdandır.  Bir  de  (Sakk)'i  vardır  ki,  Hamidiye 
kütüphanesindedir. 

BEDREDDİN  (VANÎ) 

Âlimlerden  bir  zat  olup  müderrislik,  müftilik  ve  eser  yazmak  sure- 
tiyle memleketinde  vazife  ve  hizmet  görmüştür. 
Eserleri : 

(Eşrefü'l-Vesail  Fi  Evsafi  Seyyidi'l-Evahir  ve'l-Evail),  (Enisü'r- 
Remsi  Fi  Tefsiri  âyeti),  (Cere'ş-Şemsu),  (Tevarihu'l-Eimme),  (Kaside-i 
Nûniyye),  (Kaside-i  Haiye)  dir. 

BEKİR  İBNİ  ALİ  FERDİ-İ  KAYSERÎ  (ARICIZADE) 

1127  =  1715 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zattır.  1139  H.  de  yazdığı  (Kaside-i  Bür'e 
şerhi)  Kuşadası  kütüphanesinde  tarafımdan  görülmüştür.  Bir  de  (Bu- 
hari-i  Şerif  şerhi  haşiyesi)  vardır.  1140  H.  tarihlerinde  memleketinde 


F.  :  19 


—  290  — 


vefat  etti.  Hükümet  dairesi  yakınındaki  büyük  mezarlıkta  pederinin  ya- 
nında medf undur.  1127  H.  de  vefat  eden  pederi  Ali  Ferdi  Efendinin  de 
(Hüseyniye),  (Kazi  Mir  haşiyeleri)  vardır. 

BABADAĞLI  İBRAHİM  EFENDİ 

Âlimlerden  bir  zattır.  Eserlerinin  en  meşhuru  Fıkıhtan  matbu  (Ha- 
lebi)  (^)  tercemesidir.  (Gülistanı)  da  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Ey- 
yüp'te  Hüsrev  Paşa  kütüphanesinde  vardır. 

(Tarikat-ı  Muhammediye)yi  de  (Teshilü't-Tarikat)  ismiyle  1184  H. 
de  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Manastır  kütüphanesinde  mevcuttur. 
(Tekmile)  adiyle  matbu  ve  meşhur  olan  (Tarikat-ı  Muhammediye)  ter- 
cümesi Vadadî  isminde  bir  zatındır.  Halebi'yi  Niğbolu  kazasından  Alaki- 
lise  nahiyesi  köylerinden  Şeyh  Seyyid  Ali  îbni  İbrahim  Mestan  isminde 
bir  âlimde  terceme  etmiştir. 

Yazılış  tarihi  1131  H.  olup  bir  nüshası  İbrahimpaşa  kütüphanesinde 
(Fezail-i  Kureyş)  ismiyle  kayıtlı  Arap  kabilelerinden  bahseden  eserin 
sahibi  Ali  îbni  Osman  Efendi  ile  «Kadı»  kelimesinin  nahiv  bakımından 
şerh  ve  izahına  dair  1106  H.  de  eser  yazan  Şehrizade  İsmail  Efendi  de 
Babadağmdan  yetişen  âlimlerdendir. 

BATTAL  HATİBİ  HASAN  İBNİ  ALİ  KAYSEİlî 
1181  =  1767 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Kayserilidir.  1181  H.  de  memle- 
ketinde vefat  ederek  Hasanlı  mahallesinde  Ürgüplü  Derviş  Mehmedağa 
Camii  Şerifi  yanma  defnedildi.  (Semhatü'l-Ebrar  Fi  Beyan-i  Gamüzi'l- 
Esrar)  isminde  büyük  bir  cilt  üzerine  tertip  edilmiş  Fetavası  kitabiyat 
usulü  âlimlerinden  Bağdatlı  İsmail  Paşa  hazretlerinin  kütüphanesinde 
tarafımdan  görülmüştür.  (Dürerü'lBihar  ve  Künuzü'l-Ahbar)  isminde 
üç  cilt  mülteka  şerhi  ile  (Keşfü'l  İştibah)  isminde  iki  cilt  (Eşbah)  şerhi 
de  vardır.  (Mülteka)  şerhi  Veliyyüddin  Efendi  kütüphanesinde  mev- 
cuttur. 


(1)  Halebî'nin  diğer  mütercimleri  :  Mahmudü'l-Hamidî,  Muhammed  îbni 
Ali  El-Erzurumî,  Muhammed  İbni  Ahmed  Efendilerdir. 


—  291  — 


CEMALEDDİN  MUHAMMED  AKSARAYÎ  (}) 
791  =  1388 

Gazi  Murad  Hüdavendigâr  devrinin  âlim  ve  âriflerinin  meşhurla- 
rından olan  bu  ermeydanmm  faziletli  adamı  şeriat  ve  edebiyat  ilimle- 
rinde tam  ihtisas  sahibi  bir  zattır.  Aksaray'da  ders  okutmuş,  vakfiyesin- 
de (Sıhah-ı  Cevheri)  nin  ezberden  bilinmesi  şart  kılman  Zincirli  medre- 
sesinde müderrislik  yapmıştır. 

Ders  halkasında  toplanan  talebe,  Meşşaiyyun  adiyle  yolda,  Revakıy- 
yun  adıyla  medresenin  revaklarmda  okumuşlardır.  Bunlardan  başka 
asıl  dersinde  hazır  bulunan  talebe  de  değerli  ve  seçkin  kimselerden  iba- 
ret olup  meşhur  Molla  Fenarî  bu  zümredendir. 

Seyyid  Şerif  gibi  bir  âlim  dahi  bilhassa  istifade  maksadiyle  Kara- 
man'a  kadar  gelmişse  de  Cemaleddin  Aksarayî'nin  vefatına  tesadüf  et- 
miştir. 

Eserleri:  (Keşşaf  üzerine  haşiyesi),  (îmam  Beyzavî'nin  Gayetü'l- 
Kusvasma  şerhi)  ve  (Risaletün  fi  cevazi'd-Devri  ve's-sema)  ve  meaniden 
(îzah  ve  Telhis'a  birer  şerhiyle  tasavvufdan  (Şerhu  înnallahe  halaka 
âdeme  alâ  Sûretihi)  ve  (Hadis-i  Erbain)  ve  fıkıhdan  (Şerh-i  Mecmau'l- 
Bahreyn),  (Haşiye-i  Mülteka),  tıbdan  (Şerhu  mucizü'l-Kanun  el-Mü- 
semma  bihallil  Muciz),  nahivden  (Şerhu  lübabi'l-Müsemma  bi  keşfi'l- 
îrabi),  ahlâk  ilminden  Sultan  I.  Beyazıd'a  hediye  ettiği  (Ahlâk-ı  Cemali) 
ismindeki  eseridir  ki,  üç  makale  üzerine  tertip  edilmiş  olup: 

1.  Nefse, 

2.  Müteallekatına, 

3.  Muamelâta 

dair  ahlâkdan  bahseder.  791  H.  de  Aksaray'da  vefat  ettiler.  Bir  de  2.  Be- 
yazıd  adına  yazılmış  (Şerhu'  Müşkilâti'l-Kur'âni'l-Kerîym  ve  Şerhu 
müşkilâti'l-Ehadis)  isminde  Farsça  bir  cild  üzerine  tertiplenmiş  yüksek 
bir  eseri  vardır. 

Yazılış  tarihi  776  H.  olan  kendi  el  yazısı  ile  yazılmış  (İzah)  şerhi 
nüshası  İbrahim  Paşa  kütüphanesindedir. 

(1)  800  H.  tarihi  adamlarından  fıkıh  ve  ahlâkdan  »İmadü'l-İslâm»  sahibi 
Abdurrahman  İbni  Yusuf  da  Aksaray'dan  yetişen  âlimlerdendir.  (İmadü'l-İs- 
lâm) esasen  Molla  Abdü'l-Aziz'in  Parsça  yazdığı  «Umdetü'l-İslâm»ının  geniş 
olarak  tercemesidir.  850  H.  tarihinde  yazılmış  toir  nüshası  Akşehir  kütüphane- 
sinde tarafımdan  görülmüş  olan  «Kitabü's-siyaseti'd^Dünya  ve'd-Din»in  yazan 
olan  Şeyh  Said  ibni  İsmail  ibni  Ömeru'r-Rûmî  el-Aksarayî  ile  bir  nüshası  Aya- 
sofya  kütüphanesinde  mevcud  olan  : 

«Nihayetü's-Sualü  ve'l-ümniyyetü  fi  talimi'l-feraset»in  yazarı  Muhammed 
ibni  İsa  ibni  İsmail  el-Hanefî  ve  «Menar»  sarihlerinden  olup  727  H.  de  eserini 
tamamlayan  İsa  ibni  İsmail  de  Aksaray'dan  yetişen  müelliflerdendir. 


—  292  — 


CELÂLEDDİN  MUHAMMED  ÇELEBİ 

Fazilet  sahiplerinden  muhakkik  bir  zat  olup  Amasya  kadısı  Şem- 
seddin  Ahmed  Efendinin  oğludur.  Amasya'da  «Ziyareli  oğlu»  adıyla 
meşhur  olduğu  gibi,  «Resûl-i  Rûmi»  ismiyle  de  tanınmıştır.  Tahsili 
Amasya  ve  Mısır'dadır.  Mısır'da  müderrisliği  vardır.  793  H.  de  Mısır'da 
vefat  etti. 

«Menar»,  «Meşarık»,  «Buhari»,  «Telhis»e  muhtasar  ve  faydalı  şerh- 
leri ile  «îmanın  ziyade  ve  noksanı»  hakkında  yazdığı  risale  faziletinin 
şahididir. 

CELÂLEDDİN  EL-EVCÎ 
«MUHAMMED  CELÂLEDDİN  İBNİ  ABDULLAH  BİRGİVλ 

1000  H.  küsur  tarihleri  adamlarından  faziletli  bir  zattır.  Zamanında 

«İkinci  Birgivî»  şöhretiyle  tanınmıştır. 

Eserleri  basılmamış  olup  görülebilenleri  aşağıdadır  : 

(Haşiye  alâ  Haşiyeti  îsam  li'l-Kadî  Beyzavî) 

(Haşiye  alâ  Haşiyeti  Mirza  Can  li'l-Allâmeti'd-Devvanî) 

(Haşiye  alâ  Haşiyeti  Es-Seyyid  alâ  Şerhi  muhtasarü'l-Münteha  fi'i- 

Usûl) 

(Haşiye  alâ  el-Bercendî  fi'l-Hey'et) 

(Haşiye  alâ  Şerhi  Emsile  li'l-Fadıl  -  Sürûrî  Çelebî-i  Tirevî) 

CARULLAH  VELİYYÜDDîN  EFENDİ  «YENİŞEHİR  FENARλ 

1151  =  1738 

Fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Yenişehir'de  doğmuştur.  Yedi  sene  Mek- 
ke-i  Mükerreme'de  yerleşmesinden  dolayı  kendisine  «Carullah»  lâkabı 
verilmiştir.  Bu  esnada  Nakşibendî  büyüklerinden  Yekdest-i  Mekkî  vası- 
tasiyle  tarikata  girdi.  Fatih  civarında  Karakolhane  arkasında  yaptırdığı 
Medrese  ve  kütüphane  avlusunda  gömülüdür.  Vefat  tarihi  1151  dir. 

Eserlerinin  büyük  bir  kısmı  kütüphanesinde  mevcud  idi.  Ancak  adı 
geçen  kütüphanenin  zelzeleden  harap  olması  sebebiyle  mevcut  kitaplar 
umumî  kütüphaneye  naklolunmuştur. 

Bazıları  aşağıdadır  : 

319  Hadis-i  Kudsiyi  Câmi'  yüksek  eser,  Kur'an-ı  Kerim'in  kıraatın- 
dan,  irabından,  kıraat-i  Kur'an  hocalarının  «kurra»  hal  tercemelerinden 
bahseden  (El-Furkan),  (Şerhu  Çığmîni'ye  haşiye),  Kavl-i  Ahmed'e  haşi- 
ye), (Huseyniye'ye  haşiye),  ((Tasdikat'a  haşiye),  (Adab-ı  Miri'ye  haşi- 


—  293  — 


ye),  (Taşköprülü'ye  haşiye),  (Şerhu  Makasıda  haşiye),  (Tefsir-i  Kadî 
Haşiyesi  îsam'a  haşiye),  (Mir'at'a  haşiye),  (İrabü'l-Kur'an),  (Fezail-i 
Cihad),  Âdab-ı  Birgivî  Şerhi),  Köprülüzade  Numan  Paşanın  (Risaletü'l- 
Adh  fi  Hal-i  Hazır)  risalesine  (şerh  ve  haşiye)  dir.  Bu  eserinin  nihaye- 
tinde istifade  ettiği  ve  feyz  aldığı  zatları  saymıştır.  Bir  nüshası  Köprülü 
kütüphanesindedir. 

CEMALEDDİN  MUHAMMED  EFENDİ 
«BEREKETZADE  DAMADI  -  İSTANBULλ 

Şer'-i  Şerifin  siyasetine  vakıf  hamiyet-i  diniyyesiyle  tanınmış  bir 
zat  olup  İstanbulludur.  Usûl  gereğince  tahsilini  tamamladıktan  sonra, 
Meşihat-ı  îslâmiye  kalemlerinde  kâtiplikle,  taşralarda  Kadı  naibi  olarak 
güzel  hizmetler  ifa  etti.  Yukarıda  hal  tercemesi  yazılı  bulunan  Âtıf  Bey, 
pederidir. 

Son  memurij^eti  olan  Mısır  kadılığında  iken  1318  H.  tarihinde  vefat 
ederek  İmam-ı  Şafi'i  Hazretlerinin  kabristanında  bulunan  Ali  Hilmi 
Paşanın  kabrinde  medfun  merhum  Osman  Mahir  Paşanın  kabri  yanma 
defn  edildi. 

Kıymetli  eserlerinden  : 

1  —  (Es-Siyasetü's-Şer'iyyetü  fi  hukukı'r-Râ'î  ve  seadeti'r-Ra'iyeti) : 
Arapça  olan  bu  eser  hikmet  ve  fazilet  sahibi  yazarlardan  Adanalı  Esma'i 
mahlâsiyle  şöhret  bulmuş  Adanalı  Yusuf  Ziya  Efendi  tarafından  terceme 
edilerek  Mısır'da  basılmıştır  ki,  bütün  siyaset  adamlariyle  hukukçular 
için  istifadeli,  kıymetli  bir  eserdir. 

2  —  (İhticab):  Müslüman  kadınlarının  ser'i  tesettürlerinden  bahse- 
den mühim  bir  eser  olup  Arapça  metniyle  «Esmaî»  Efendi  tarafından  ya- 
pılan tercemesi  Mısırda  basılmıştır. 

Bunlardan  başka  «El-Muhafazatü  ale'd-Din  ve'l-ihtimam-ü  bi's-salâ- 
tilleti  hiye  ehemmü  erkânihi»  ve  «Beyanü't-Terakki  bi'd-din  ve  reddü 
ale'l-kailine  bi't-Terakki  bi'l-vesaili'l-maddiyeti»  ve  «Tahkikun  fi  mes'ele- 
ti'l-Kaza-i  ve'l-Kaderi  ve  innehuma  saikani  ile'lameli  Lâ  ile'l-keseli»  isim- 
lerindeki  risaleleri  de  yukarıdaki  isimleriyle  Esmaî  Efendi  tarafından 
Türkçeden  Arapcaya  terceme  edilerek  Mısır'da  basılmıştır. 

ÇİVİZADE  MUHYİDDİN  EFENDİ  «MENTEŞEVλ 
945  =  1538 

Şeyhu'l-İslâmlık  makamına  nail  olan  âlimlerden  olup  Menteşe  med- 
resesinde «Çivi»  Efendi  lâkabiyle  tanınmış  bir  müderrisin  oğludur.  Tahsil 
için  îstanbula  gelerek  Taczade  Saidî,  Fenarîzade  Muhyi'd-Din,  Karabalı 
Efendiler  gibi,  meşhur  âlimlerden  istifade  etti.  Tahsilini  tamamladıktan 


—  294  — 


sonra  Edirne,  Bursa,  Çorlu  medreselerinin  müderrisliklerinde  bulundu  ve 
934  H.  de  Mısır  kadılığı  hizmetlerini  ifa  etti.  945  H.  de  meşihat  makamı- 
na erişti.  Üç  sene  dokuz  ay  geçtiğinde  tekaüd  edilerek  inzivaya  çekildi. 
Şeriat  ilimlerinde  ihtisas  sahibi  idi.  (El-İsar  fi  şerhi'l-Muhtar  ve  Hüsnü'l- 
Kari  fi't-Tecvid)  isimlerinde  fıkıh  ilmine  ve  tecvide  dair  eserleri  vardır. 
Mutasavvıflar  zümresini  sevmediği,  Şekayık'da  nakledilmiştir.  945  H.  ta- 
rihinde vefat  ederek  Hz.  Halid  (R.A.)  civarında  Küçük  Emîr  Efendi'nin 
batısına  defn  edildi. 

Damadı  (Fetava-yı  Hamidiye)  müellifi  Konyalı  Hamid  Efendi  ile 
oğlu  Muhammed  Efendiler  de  meşihat  makamına  nâil  olmuşlardır.  Mu- 
hammed  Efendinin  «El-Eşbahü  ve'n-Nezair»e  mufassal  talikatı  vardır. 

Bir  mukaddime  ile  üç  makaleyi  havi  olan  «Besmele»  risalesinin  müel- 
lifi Hamza  b.  Hacı  Cüneyd  Efendi  de  Menteşe'den  yetişen  yazarlardandır. 

ÇAVUŞZADE  İBRAHİM  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 
1150  =  1737 

Âlimler  ve  kadılar  zümresinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  1150  H. 
de  Eyüp  naibi  iken  vefat  etti.  Kasımpaşada  hanesinin  yanında  medfun- 
dur.  Hüdaî  hazretlerinin  halifesidir. 

Eserleri : 

(Essafiye  fi  serhi'ş-şafiye) ,  (Sahaifün  fi'l-feraiz),  (Mecmau'l-Letaif) 

tir. 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Meşrepzadenin  torunu,  Şeyhülislâm 
Arif  Efendi  muasırı  olan  Çavuşzade  Muhammed  Aziz  Efendinin  de  (Dür- 
rü's-Sükûk)  isminde  matbu  bir  eseri  vardır. 

ÇÖMEZ  KADI  AHMED  EFENDİ  (SİLİFKEVÎ) 
1091  =  1680 

Fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Silifkelidir.  1091  H.  de  Bursada  vefat  etti. 
Mufassal  bir  (Sûre-yi  Furkan  tefsiri)  j^'le  (Bina  şerhi)  ve  bazı  risaleleri 
vardır.  Kaygan  Camii  Şerifi  avusunda  medfundur. 

ÇÖMEZZADE  MUHAMMED  ŞEVKİ  EFENDİ  (BURSAVÎ) 

1100  =  1688 

Faziletli  şairlerden  bir  zat  olup  yukarıda  hal  tercemesi  yazılı  Kadı 
Ahmed  Efendinin  oğlu.  Bursa  doğumludur.  Genç  iken  (Canı,  Şevki  cen- 
nete azmeyledi)  mısramm  delâleti  olan  1100  H.  de  Bursada  vefat  etti. 
Kaygan  Camii  Şerifi  mihrabı  önünde  pederinin    yanında  medfundur. 


—  295  — 


Eserleri  ahlâk  ve  tasavvufa  ait  olup  heca  harfleri  üzerine  tertip  edilmiş 
(1800  Hadis-i  Şerif),  Kelâm-ı  Kibar  ve  Darb-ı  Mesellerden  mürekkep 
(Zübdetül  Makal  Li  Erbail  Akli  vel  Kemal)  ile  fıkıhtan  (Hace-i  Kuzat), 
tarih  ve  muhadarattan  (Evveliyat),  (Şerhu  Mahsusat)  ve  hal  tercemele- 
rinden  (Menakib-u  Ebu  îshak  Kâzrûfıî)  dir. 

Şiirlerinden  : 

Asar-ı  tegafül  görünür  her  nigehinde 
Eya  ne  günah  eylemişiz  hak-i  rehinde 
Ümîd-i  Sahah  eylemesin  şam-ı  gammda 
Bir  dil  ki,  esirin  ola  zülf-i  siyehinde 

ÇELEBİZADE  ABDURRAHMAN  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  îmam  Fahreddin 
Razı'nin  Kelâm  ilminden  (Metalihi  Aliyye)  ismindeki  meşhur  eserini 
şerh  etmiştir  ki,  ilminin  ve  faziletinin  burhanıdır. 

ÇORBACIZADE  MUHAMMED  İBNİ  HÜSEYİN  EFENDİ 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Vidinlidir.  1111  H.  de  Rusçuk  Müf- 
tüsü iken  (Zeynü'l-Akaid)  adiyle  Türkçe  bir  eser  yazmıştır. 

Silistreli  Yusuf  İbni  Mustafa  Efendinin  de  (Sefinetü'l-Muttakîn)  is- 
minde Türkçe  bir  akaidi  vardır  ki,  nüshası  Hekimoğlu  Ali  Paşa  kütüpha- 
nesinde mevcuttur. 

ÇERKEŞİZADE  OSMAN  VEHBİ  EFENDİ  (ÇERKEŞÎ) 

1277  =  1860 

Sultan  Abdülmecit  Han  devrinin  başlarında  yetişen  âlimlerden  olup 
Şabanîye  şeyhlerinin  büyüklerinden  Çerkeşli  Mustafa  Efendinin  oğludur. 
Aşağıdaki  risalelerini  ihtiva  eden  matbu  bir  mecmuasını  Tire  kütüphane- 
sinde gördüm. 

1  —  (Emsile) 

2  —  (Kelimat-ı  Mutasarrife  ve  kavaid-i  i'lâl) 

3  —  (Âmil,  Mâmûl,  İrab  ve  Mûribat) 

4  —  (Mamulât-ı  Mevsule  ile'l-Meçhulât) 

5  —  (Tercemetü'r-Risaleti'l-Müteallikati  bi  tilke'l-malûmat) 


—  296  — 


Esad  Efendi  kütüphanesinde  Sultan  II.  Mahmud  namına  (Hısnü'I- 
Hasin)  isminde  bir  eseri  ve  Mısır'da  basılmış  (înnellahe  Yuhibbül  Abde 
Et-takiyyen-nakıyye'l-hafiyye)  hadisinin  şerhine  dair  rialesi  vardır.  1277 
H.  de  Ankarada  vefat  etti.  Erzurum  mahallesi  kenarında  Topraklık  denen 
yerde  medfundur. 

ÇEŞMİZADE  MUHAMMED  HALİS  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 

1297  =  1879 

Fıkıh  ilmi  âlimlerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Dedesi,  Muham- 
med  Efendi  Çeşme  kazasının  Kekre  köyündendir.  Fetva  emini  iken  1297 
H.  de  Üsküdarda  vefat  etti.  Kısıklıda  Selâmi  Ali  Efendi  yakınında  med- 
fundur. 

Fetva  kitaplarından  netice,  Ali  Efendi,  Behçet,  Abdürrahim,  îbni 
Nüceym  fetvalarmdaki  onbiri  aşan  fetvayı  şerifleri  kolayca  bulmak  için 
cetvelli  bir  tarzda  (Hülasatü'l-Ecvibe)  isminde  iki  cilt  yazma  eseri  ile 
Feraizden  bir  kitabı  vardır. 

ÇERKEŞİZADE  MUHAMMED  TEVFİK  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 

1313  =  1901 

Büyük  kazaskerlerden  faziletli  bir  zat  olup  yukarıda  hal  tercemesi 
geçen  Osman  Efendinin  oğludur.  Ankarada  doğmuş,  tahsilini  Istanbulda 
yapmıştır.  Tahsilini  bitirdikten  sonra  naib  olarak  seyahat  etmiştir.  1302 
H.  de  Meclis-i  Tetkikatı  Şer'iyye  azalığı  ile  beraber  Meclis-i  Meşayıh  na- 
zırlığına tayin  olundu.  1319  H.  de  vefat  ederek  Aksaray  civarında  Sofu- 
larda Şeyh  Ekmelüddin  dergâhına  defnedildi. 

Matbu  eserleri:  (Meziyyet-i  îslâmiyye),  (Gayetü'l-Beyan  fi  ilmi'l-Mi- 
zan),  (Behçetü't-Taraf  fi  ilmi's-sarf),  (İsmalü  Nahvi  Arabi),  (Hediyyetü's- 
Sibyan),  (Miftahü'l-Akaid),  (Levayihu'l-Kudsiye  Fi  Fezail-i  Şeyh'i-Ek- 
ber),  (Mecmua-yı  Fezail  El-Itkan  Fi  Tahkiki'l-îman),  (Tahkiku  İdrakat), 
(Risale  fi  kabulü't-Tevbe)  ile  1283  H.  de  Mısır  yüksek  kadılığında  iken  bas- 
tırdığı (Divançe)  sinden  ibarettir.  (Divançe)deki  «Vücud»  redifli  Nâ'ta 
ait  kasidesinden  : 

Mey  gibi  verdi  safa,  halka  teeellâ-yı  vücud 
Böyle  pür  neşve  midir  camı  müeellâ-yı  vücud 


—  297  — 


Oldu  dibace  tarrazi  suhufi  sun'i  Kadîr 
Cevher-i  harf-i  güheıpâreyi  esma-yı  vücud 
Keşfolur  dide-i  sahibi  nazara  sırr-ı  kader 
Çeşm-i  im'ânma  duş  olsa  meraya-yı  vücud 
Zahir  olmazsa  nola  dide-i  zahir  bine 
Sirrîker  neki-i  rûyi  gül  rana-yı  vücud. 

DİVRİKLİ  FAHREDDİN  MUHAMMED  EFENDİ 
723  .=  1323 

Sultan  Osman  Gazi  devrinin  büyük  âlimlerindendir.  Hal  tercemesi 
Şeyhler  faslında  mezkûr  Yar  Ali  Çelebi'nin  dedesi  bu  zatm  amcasmm 
oğludur.  723  H.  de  Şam'da  vefat  etti.  Arabî  ilimlerin  her  kolu  ile  nazım 
ve  nesre  de  vakıf  bir  mütahassısdır.  Meşhur  Ebu  Hayyan  Endülüsî,  (Ki- 
tab-ü  Şüara-yı  Asr)ında,  bu  zat  hakkında;  «yazdığı  eserlerden  Arapça 
nahiv  manzumesini  bana  arzetti.  Hakikaten  takdirimi  mucip  oldu  ve  ken- 
disinden Türkçeyi  ve  Farsçayı  öğrendim.  Türk  dilinin  kaidelerini  beyan 
eden  (Ummehatü'l-Kelimeteyni)  isminde  bir  kasidesi  olduğu  gibi,  güzel 
bir  lügati  ve  başka  kasideleri  de  vardır»,  demektedir.  Bu  kaside  (Keşfü'z- 
Zunûn)da  «Kaside  fi  Kavaidi  Lisani't-Türk»  maddesinde  zikrolunmuştur. 
(Kudûrî)  kitabını  da  nazma  çektiği  tesbit  edildi.  Bu  yüksek  zattan  istifade, 
ilim  ve  edep  öğrenenlerden  birisi  de  Mevlânâ  Kadı  Muhammed  îbni  El^ 
Mansurî  Kılaun  olduğu  Kureyşinin  (Tabakatü'l-Haf iye)  sinde  yazılıdır. 
Üç  lisanda  nesir  ve  nazma  muktedir  idi. 

Bir  aralık  Gazze'de  «Hasbe»  yani  şimdiki  polislik  vazifesini  yaptı. 
Türk  kabilelerinden  Salur  «Salgar»  kabilesindendir. 

DEVLETOĞLU  YUSUF  «GALIKESİRλ 

Âlimlerden  şiire  kaabiliyeti  olan  bir  zat  olup  Balıkesirlidir.  827  H. 
de  Fıkıhtan  meşhur  (Vikaye)  yi  manzum  olarak  terceme  etti.  Bu  terce- 
menin  elime  geçen  bir  nüshasını  Balıkesir  kütüphanesine  hediye  ettim. 

Tercemenin  matlâmdan  : 

Evvel  Ismullah  ile  başlayalım 
İşi  bismillâh  ile  işliyelim 


—  298  — 


İş  ki,  bismillâh  ile  başlansa  ger, 
Akıbet  hayr  ile  olur  muteber 

İş  ki,  bismîllâb  ile  başlanmaya 
Akıbet  ebter  olur,  işlenmeye. 

Yunus  İbni  Ahmed  Sofyavî  isminde  bir  zatın  977  H.  de  yazdığı  mu- 
fassal bir  (Vikaye  şerhi)  vardır. 

«DİNKOZ»  AHMED  EFENDİ  (BURSAVÎ)  (i) 

Fatih  devri  âHmlerinden  olup  Tekeli'dir.  Bursada  Yıldırım  Beyazıt 
Han  medresesi  müderrisi  iken  vefat  etti.  îlmi  Sarftan  (Merah)  ve  (Mak- 
sud)a  birer  şerh  yazmıştır  ki,  birincisi  basılmış  olup  talebeler  arasında 
meşhurdur.  Mes'ud  Rûmî'nin  (Adabül  Cedel)  isimli  kitabiyle  (Haşiye-yi 
Tecrid)e  ve  (Feraiz-i  Seyyidî)ne  (Adabı  Fâzıla)  ya  da  haşiyeleri  vardır. 

DEDE  CENGİ  EFENDİ  (AMASYA Vî) 
975  —  1567 

îsmi  İbrahim  Kemaleddin  şöhreti  Kara  Dede,  doğum  yeri  Amasya 
civarındaki  Sonsa  köyüdür. 

Tabakçılık  ile  meşgul  iken  eliften  başlamak  suretiyle  ilim  tahsiline 
koyulmuş  çalışkanığı  ve  yaradıışmdaki  istidadın  yardımiyle  kısa  bir 
müddet  zarfında  âlimler  arasında  geçerli  olan  ilimleri  tamamlamış  ve 
ilmî  mevkileri  dolaştıktan  sonra  Bursada  yerleşmiştir. 

«Gülşeni  Cennat  ona  me'vâ  ola»  mısramm  gösterdiği  975  H.  de  ve- 
fat ederek  Set  başında  büyük  Kilise  karşısındaki  sokak  içinde  Hoca  Mu- 
hammed  Karamanı  mescidi  avlusuna  defnedildi.  Bir  çok  ilimlere  vakıf 
bir  zattır. 

Eserleri:  Nahiv  ve  edebiyat  ilmi  âlimlerinin  tabakalarını  ve  hal  ter- 
cemelerini  beyan  eden  (Tabakatün  Nühat),  (Tefsiri  Kadı),  (Sadrü'ş- 
Şeria),  (Mevakıf),  (Hayali  Haşiyeleri)  yle  talebeler  arasında  «Dede  Cen- 
gi» ismi  ile  damgalanmış  olup  Sarf,  Nahiv,  Lügat  vesaireden  bahseden 
matbu  (İzzi  Şerhi  Sadeddin  Haşiyesi)  ile  (Lüccetü'l-Fevaid)  ismindeki 


(1)  Bu  kelime  Bursada  sağlam  vücutlu  yerinde  kullanılan  bir  tâbirdir. 
Mezkûr  zatın  kabri  olmak  üzere  Kükürtlü  civarında  Çekirge  caddesi  üzerinde 
bir  mezar  ziyaret  olunmakta  ise  de  (Güldeste-yi  Riyaz-i  İrfan)  da  mevlevihane 
karşısındaki  mezarlıkta  medfun  olduğu  yazılmıştır. 


—  299  — 


mecmua,  (Menakib-i  Evliya),  (Masarıf-ı  Beyti'l-Mal)  ve  (Siyasetname) 
dir. 

Fıkıhtan  (Vehbaniye)  tarzında  bir  de  manzumesi  vardır.  Yedi  sene 
Kefe  müftülüğü  yapmıştır. 

(Siyasetname)  si  Meşrepzadenin  torunu  Şeyhülislâm  Arif  Efendi 
tarafından  tercüme  olunmuş  ve  basılmıştır. 

DEŞİŞİ  MUHAMMED  EFENDİ  (AMASYA Vî) 

Lügat  ilmi  mütehassıslarından  Farsçanm  inceliklerine  vakıf  bir  zat 
olup  Amasyalıdır.  Mısır  kumandanı  Hasan  Paşa  namına  988  H.  de  yaz- 
dığı (Tuhfeü's-Seniyye  îlâ  Hazreti'l-Haseniye)  ismindeki  Farsça  lügati 
âlimler  ve  edipler  arasında  (Lûgat-ı  Deşişî)  adiyle  tanınmıştır  ki,  Fars- 
ça kelimeleri  Türkçe  karşılıklarıyle  şerh  etmiştir. 

Bu  lûgatm  1080  H.  de  telhis  edilmiş  bir  nüshası  Umumî  kütüphane- 
de mevcuttur. 

DUKAKÎZADE  OSMAN  BEY  C) 
1012  =  1603 

Osmanlı  âlim  ve  tarihçilerinden  bir  zat  olup  îmamı  Suyutî'nin  Müf- 
redat-ı  Tevarihi  ile  bazı  faydalı  bahisleri  ihtiva  eden  (Evveliyat)  mı  bir 
takım  ilâvelerle  terceme  ve  hece  harfleri  üzerine  tertip  ettiği  «Ezharül 
Cemail  fi  Vasfi'l-Evrail»  (-)  adlı  eserini  Sultan  III.  Murad'a  takdim  ede- 
rek mükâfata  mazhar  olmuştur.  Bir  de  îbni  Arab  Şah'm  (Fâkihetül  Hü- 
lafa)smı  terceme  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesinde 


(1)  Biraderi  Dukakînzade  Ahmed  Paşa  da  Arif  şairlerden  bir  zattır  ki, 
Amasya'da  medfundur.  Şiirleinden: 

Canı  Yûsufunu  Mısr-ı  vücudunda  bulursan 
Kenan  iline  ismini  sultan  eyle  derler 
Vaiz  bizi  korkutma  cehennemde  od  olmaz 
Her  kişi  odin  yanmağa  bundan  eyle  derler. 

(2)  Bir  mikdarı  İkdam  gazetesi  ile  tefrika  şeklinde  neşrolunmuştur. 


—  300  — 


vardır.  Yıldız  kütüphanesinde  manzum  Hamsesi  mevcuttur.  1012  H.  de 
İstanbul  Kadılığından  ayrılarak  vefat  etti.  Fatih  civarında  Âşık  Paşanın 
avlusunda  medfundur.  (Mülteka  Şarihlerinden  ve  Niyazi  Mısrî'nin  hali- 
felerinden Müderris  Uşşakî  Mustafa  Efendi  de  orada  medfundur).  Eski 
tarz  üzerine  güzel  yazı  yazma  sanatına  sahip  bir  zat  olup  bazı  mektup- 
ları (Gülzar-ı  Münşaat)  isminde  matbu  risalede  vardır.  İstanbul  Kadı- 
larının hal  tercemelerini  derleyen  bir  eseri  olduğu  gibi  (Muhammediye) 
sahibi  Yazıcızade  Muhammed  Efendinin  (Megaribü'z-Zaman)mı  da  ih- 
tisar etmiştir. 

DERVİŞ  MUHAMMED  EFENDİ 
1023  =  1614 

Osmanlı  âlimlerinden  Abdü'l-Cebbar  Efendinin  oğludur.  Yüksek  il- 
miye mevkilerini  dönüp  dolaşarak  İstanbul  Kadılığına  kadar  yükselmiş- 
tir. 1023  H.  de  tekaüd  olduğu  halde  İstanbulda  vefat  etti.  Eserleri:  (Şer- 
hu  Hidaye),  (Haşiye-yi  Şerh-i  Miftah),  (Haşiye-yi  Şerh-i  Tecrid)  vesai- 
redir. 

DEBBAĞZADE  NUMAN  EFENDİ  (İSTANBUL!) 
1114  =  1702 

Hoca  Saadeddin  Efendinin  torunu  Ebu  Said  Efendinin  kızının  oğlu- 
dur. Mısır  mollalığına  nail  olmuştur.  1114  H.  de  îstanbulda  vefat  etmiş- 
tir. Bilhassa  Fıkıh  ilmi  ve  Feraizde  tam  bir  ihtisas  sahibidir.  (Fetava-yı 
Nûmaniye),  (Tuhfetü's-Sükûk)  eserlerinin  başlıcaları  olup  (Sükûk)u 
basılmıştır. 

DEDE  EFENDİ  (BURSA VÎ) 
1147  =  1734 

Fazilet  sahiplerinden  ve  ediplerden  bir  zat  olup  aslen  Erzurumlu- 
dur. Bazı  ilmî  mevkilerde  bulunarak  1147  H.  de  Bursada  vefat  etti. 

Hisarda  Sadi  Fakih  mahallesinde  yaptırdığı  Daru'l-Kurra'nm  avlu- 
suna defnedildi.  Üç  lisanda  şiirleri  vardır.  1096  H.  de  tamamladığı  (El- 
medhatü'l-Kübra  mine'l-Kelâmi'l-Kadim  fi  Hakkı  Seyyidina  Muhamme- 
deni'l-Mustafa)  ismindeki  eserinin  kenarında  eserlerinden  (El-vesiletü'l- 


—  301  — 


Uzma  fi  Şemaili'l-Mustafa  Hayru'l-Vera)  adlı  eseriyle  beraber  1301  H. 
de  Mısırda  Bulak  matbaasında  basılmıştır.  (El-Medhatü'l-Kübra)yı  Türk- 
çeye  terceme  etmiştir  ki,  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  mev- 
cuttur. 

Bir  de  (En-nüshatü'l-Kübra  fi  Velâdeti  Hayri'l-Vera)  isminde  Türk- 
çe bir  eseri  vardır  ki,  Magosa'da  iken  bazı  ilâvelerle  Arapçaya  tercüme 
ederek  (Kitabı  Şemail  fi  Hakkı  Hayri'l-Evahir  ve'l-Evail)  ismini  ver- 
miştir. 

Ömrünün  sonlarında  Reisü'l-müderrisin  (Müderrislerin  başı)  ve  Da- 
ru'l-Hadis  müderrisi  olmuştur. 

Yaptırdığı  Daru'l-Kurra  1270  H.  de  vuku  bulan  zelzelede  yıkılmış- 
tır. (Ahkâmı  Müfide)  isminde  bir  eseri  daha  vardır. 

(Vasfü'l-  Mahmud  fi  Menakibi'l-Abai  ve'l-Cudûd)  ismindeki  eserin- 
de kendisinin  nesep  zincirini  sayarak  Şemseddin  Tebrizî  hazretlerine 
dayandığını  bildirmektedir. 

DEBBÂĞ  MÜFTi  AHMED  EFENDİ  (MARAŞÎ) 
1165  =  1749 

Maraş'tan  yetişen  âlimlerdendir.  1165  H.  de  memleketinde  vefat 
etti.  (Fatiha-ı  şerife  şerhine  haşiyesi),  (Vaz'iye  risalesi)  gibi,  eserleri 
vardır. 

Bir  de  Enbiya  sûresinde  : 

âyeti  kerîmesinin  tefsirinde  (Keşfü'z-Zunûn)  sâhibi  tarafından  Keşşaf 
ve  Beyzavî  üzerlerine  irad  olunan  eşkâlden  Kaadî  muhassisi  Sa'dî  Çe- 
lebinin vermiş  olduğu  cevabın  tahkiki  maksadıyle  Şeyhülislâm  Efendi 
tarafından  vâki  emir  gereğince  Kaz-âbâdî  ve  Es'ad  Yanyavî  tarafından 


—  302  — 

yazılan  risaleye  zeyl  olmak  üzere,  ayrıca  bir  risalesi  vardır  ki,  Besmele- 
den sonra  başlangıcı  şöyledir: 

(Kur'ân-1  Kerîm  şahidlerinden  (delillerinden)  Allah'ın  birliğine  de- 
lil olan  en  büyük  tevhid  sözü  Peygamber  Efendimize  (S.A.S.)  hitaben 
inzal  buyurulan  şu  âyet-i  kerimedir:  (Ben  o  peygambere  salât  ü  selâm 
ederim.  «De  ki,  bana  ancak  şöyle  vahy  olunur:  « —  İlâhınız,  ancak  bir 
ilâhdır.  Şimdi  siz  (en  müşrikler),  müslüman  oluyor  musunuz?»  Enbiya 
Sûresi  -  Âyet:  108.) 

DURRİZADE  MUSTAFA  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

1175  =  1761 

Şeyhülislâm  Dürri  Efendinin  oğludur.  1175  H.  de  vefat  ederek  Edir- 
nekapısı  haricinde  Lâlizade  çeşmesi  arkasındaki  cadde  kenarına  defne- 
dildi. Fıkıh  ilminden  «Dürre-i  Beyza»  ismiyle  yazdığı  muteber  bir  eseri 
vardır  ki,  Müstakimzade  yazısıyle  yazma  bir  nüshası  Es'ad  Efendi  kü- 
tüphanesindedir.  Şer'î  hükümleri  tam  bir  adalet  ve  namusla  yerine  ge- 
tirir ve  beş  vakit  namazı  cemaatle  kılmaya  devam  etmekle  beraber  ak- 
şam namazından  sonra  yatsıya  kadar  seccade  üzerinden  kalkmayıp  Ce- 
nab-ı  Hakka  tazarru  ve  niyaz  ederdi. 

DAVUD  KARSt 
1160  =  1747 

Âlimlerin  sonuncularından  Züht  ve  Takva  tarafı  galip  bir  zat  olup 
Karslıdır.  Tahsilini  İstanbul  ve  Mısırda  tamamladı.  Âlimler  arasında 
muteber  olan  eserlerinin  meşhuru  1151  H.  de  Mısır'da  yazdığı  (Şerhu 
Alâ  Usuli'l-Hadis  Li'l-Birgivî)dir.  (Risale  mine't-Tefsir),     (Şerhu  Kasi- 


—  303  — 


de-i  Nuniye  mine'l-Akaid),  (Şerhu  Muhtasari't-Tehzip  El-Müsemma  bi 
Tekmileti  mine'l-Mantıki  vel  Âdap),  (Şerhu  îsa  Goci  mine'l-Mantık) , 
(Risale  fi  Beyani'lKazai  ve'l-Kaderi  mine'l-Kelâmi),  (Şerhu  Emsile  mi- 
ne's-Sarf)  gibi  başka  eserleri  de  vardır. 

İşbu  eserlerden  (Usulü  Hadis)  ile  (Nûniye)  ve  (Emsile)  şerhleri  ba- 
sılmıştır. 1160  küsur  tarihinde  Birgi'de  vefat  ederek  Birgivî  Muhammed 
Efendi  merhumun  yanma  defnedildi. 

Oğlu  Ömer  Efendinin  de  yanında  medfun  bulunduğu  mezar  taşın- 
dan anlaşılmaktadır.  Osman  Efendi  isimli  diğer  oğlunun  da  (Tefsirü'l- 
Müşkilâti  ve  Kâşifü'l-Galatati)  ve  (Miftahü'l-Fatiha)  isimlerinde  eserle- 
ri vardır. 

DAMAD  HÜSEYİN  EFENDİ  (DİNARÎ) 
1303  =  1885 

Dinar  kazasına  bağlı  Dazkırı  nahiyesi  köylerinden  Kemişi  köyün- 
dendir.  Tahsilini  tamamladıktan  sonra  Burdur'da  müderrislik  yaparak 
ve  eser  yazarak  hayatını  geçirmiştir.  Eserleri: 

(Haşiye-i  Gâzi  Mîr),  (Haşiye-i  Celâl),  (Risalei  Ruh),  (Risalei  Nefs) 
ve  sairedir.  Vefatı  1293  H.  de,  kabri  Burdurdadır. 

Usûl  Haşiyesi  ile  tedvin  edilmiş  kitaplara  bir  hayli  talikat  yazan  ve 
1303  H.  de  Burdur'da  vefat  eden  Bulgurzade  Hasan  Efendi  de  âlimler- 
den bir  zattır. 

DUVALARLI  -  DUALARLI  HACI  OSMAN  EFENDİ  (KÜTAHYA Vİ) 

1297  =  1879 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  Kütahya'da  doğmuştur.  Çocukluğun- 
da Dualar  köyüne  giderek  orada  büyüdüğü  için  «Duvalarlı»  şöhretiyle 
anılmıştır.  Tahsili  Hadimi  oğullarından  Şehid  Ahmed  Efendidendir.  Tah- 
silini tamamladıktan  sonra  memleketine  dönerek  defalarla  icazet  ver- 
meğe muvaffak  olmuştur.  1297  H.  de  vefat  ederek  Ulu  Cami  civarına 
defnedildi.  Tövbekâr  Velinin  tövbesiz  Veliden  kırk  cihetle  faziletli  oldu- 


—  304  — 


ğuna  dair  bir  risalesiyle  diğer  risaleleri  varsa  da  basılmamıştır.  Oğlu 
Ahmed  Asım  Efendi  de  âlimlerden  bir  zattır.  (İrade-yi  Cüziyyenin  tah- 
kikatına dair  basılmış  risalesi  vardır.  1307  H.  de  İzmirde  vefat  ederek 
Kâtipoğlu  kabristanına  defnedildi. 

DANİŞ  AHMED  EFENDİ  (MANASTIR!) 
1316  =  1898 

Alim  şairlerden  bir  zat  olup  Manastırlıdır.  Arap  diline  hususiyle 
Farsçaya  tam  vukuf  sahibi  idi.  İstanbul'da  tahsilini  tamamladıktan  son- 
ra Manastıra  dönmüş,  uzun  müddet  müderrislik  yaparak  ve  eser  yaza- 
rak hayatını  geçirmiştir.  Vefatı  1316  H.  de,  kabri  Manastırda  Çilekli  ka- 
rakolu tarafından  Pirlepeye  giden  caddedeki  müslüman  mezarlığı  kena- 
rında, âlimlerin  âriflerinden  Bursalı  kitapçı  Mustafa  Efendi  merhumun 
yanındadır. 

Eserleri:  Lügat  tahlilleriyle  beraber  (Terceme-i  Makamat-ı  Hari- 
rî)  (^)  (Şerhu  Divan-ı  Sultan  Selim-i  Evvel),  Mecmua-yı  Kavaid-i 
Farisiyye)  ile  (Divançeleri)nden  ibarettir. 

Şiirlerinden  : 

Felâtuiîi  hakikat  ittikâ  etmez,  emri  tadbirle 
Zimamı  ihtiyarın,  eyle  teslim  hükmi  takdire... 

DAHKÎ  MUSTAFA  EFENDİ 
1090  =  1679 

Kadılardan  ve  fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  fazilet  sahibi  ve  edip 
bir  zat  olup  Sirozludur.  «Adni  me'va  ide  Dahkîye  ilâh»  mısramm  gös- 
terdiği 1090  H.  de  İstanbul'da  vefat  etti.  Şeyh  Vefa  yakınındaki  Molla 
Güranî  Camii  avlusunda  medfundur.  Eserlerinden:  Kendi  el  yazısı  ile 
yazma  (Levazimü'l-Kuzatı  Ve'l-Hükkâm)  ile  (Matlûbu'l-Fukaha  ve  Mer- 
gubü'n-Nübeha)  isimlerindeki  eserleri,  Kara  Mustafa  Paşa  kütüphane- 
sindedir, 

(Camiü'l-Uyub)  isminde  bir  eseriyle  inşa  kaidelerinden  bahseden 
(münşaatı)  da  vardır. 


(1)  Müellifi  tarafından  vakf edilmiştir. 


~  305  — 


EBU'S-SENA  MAHMUD  İBNİ  AHMED  CEMALEDDİN  KONEVÎ 

Yukarıda  sözü  geçen  Ahmed  îbni  Mesud  Konevî'nin  faziletiyle  ta- 
nınmış oğludur.  İki  defa  Şam  kadılığında  bulundu.  Derin  bir  âlim  oldu- 
ğuna eserleri  şahiddir. 

Eserleri  : 

(Şerhu  Muğni'l-Müsemma  bi  Kitabi'l-Münteha  fi  Usûli  Fıkıh),  (Ki- 
tabü'l-Kalaidi  fi  Şerhi'l-  Akaid),  (Kitabü'n-Nedide  fi  Şerhi'l-Umdet-i  Fi 
Usul),  (Ihtisaru  Şerhi'l-Hidayeti  El-Müsemma  bi  Hülasatü'n-Nihaye), 
(Kitabü't-Tefridi  fi  Şerhi'l-Tecridi  li'l-Kudûrî),  (Kitab-ı  Tezhibi  Ahkâ- 
mi'l-Kur'an),  (Kitabü't-Tekmileti  fi  Fevaidi'l-Hidaye),  (Kitabü'l-Gunyeti 
fi'l-Fetava),  (Kitabü'l-  Cem'i  Beyne  Vakfeyhilâlin  ve'l-Hisaf),  (Kitabü'l- 
îcazi  fi'l-İtirazi  Alâ  edilleti'ş-Şer'iyye),  (Kitabü'l-Mutemedi  Muhtasaru 
Müsned-i  Ebi  Hanife),  (Kitabü  Meşrikı'l-Envari  fi  Müşkili'l-Âsar),  (Mu- 
kaddimetün  fi  Ref'i'l-Yedeyni  fi's-Salâti)  dir. 

EKMELÜDDİN  MUHAMMED  BAYBURDÎ 
786  =  1384 


Âlimlerin  büyüklerinden  ve  müelliflerden  bir  zat  olup  Bayburtludur. 
Vefatı  786  H.  dedir.  Kutlu  Bağanın  (Tabakat-ı  Hanef iye)  sinde  zikredil- 
miş olan  eserleri  aşağıdadır: 


1 

—  İnaye  -  Şerhu  Hidaye 

2 

—  Et  Takrir  -  Şerhu  Usulü  Pezdevî 

3 

—  El  Envar  -  Şerhu  Menari'l-Envar 

4 

—  Şerhu  Elfiye  İbni  Muti  Fi'n-Nahvi 

5 

—  Şerhu  Telhısi'l-Meâni 

6 

—  Şerhu  Muhtasar  îbni  Hacip  mine'l-Usûl 

7 

—  Şerhu  Siraciye  Mine'l-Feraiz 

8 

—  Mukaddimetü'l-Feraiz 

9 

—  Şerhu  Tecrid-i  Nas'r-i  Tûsî 

10 

—  Haşiye-i  Keşşaf 

11 

—  Şerhu  Meşarik-i  Şerif:  Hacı  Paşa    yazısiyle  yazma  nüshası 

Umumî  kütüphanededir.  1807  H.  de  (Zahiretü'l-Mülûk)i  terceme  eden  İb- 
rahim İbni  Halil  de  Bayburttan  yetişen  marifet  sahiplerindendir. 


F.  :  20 


—  306  — 


EFDALZADE  HAMİDÜDDÎN  EFENDİ 
903  =  1497 

Fatih  devri  âlimlerinden  olup  yumuşak  huylu  bir  zat  idi.  Eserleri: 
(Haşiye  Alâ  Metali),  (Haşiye  Alâ  Şerhi  Muhtasar),  (Ecvibe-i  Muknia 
Alâ  Şarihi  Hidayeti  li'ş-Şeyh  Ekmeleddin)  ve  sairedir.  Vefatı  903  H.  de, 
kabri  Eyüp  Camii  Şerifi  harimindedir.  Hayra  ait  eserlerinden  Fatih 
yakmmda  bir  mescidi  ile  bir  medresesi  vardır. 

EBU'S-SUÜD  EL-İMADÎ 
982  =  1574 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Allâme  îbni  Kemal'den  ilimlerin  tahsi- 
lini tamamlamıştır.  Şeyhler  faslında  mezkûr  Şeyh  Yavsî  Efendinin  fa- 
ziletiyle tanınmış  oğludur.  Zamanımızda  yeri  tesbit  edilemiyen  İstanbul 
yakınındaki  Müderris  köyünde  doğduğu  rivayet  olunmakta  ise  de,  Eyüp 
civarında  medfun  olanları  bildiren  risalede  pederi  adına  yaptırılan  son- 
radan Sivasi  tekkesi  ismiyle  şöhret  bulan  dergâhta  doğdukları  yazılmış- 
tır. Kanunî  Sultan  Süleyman  ve  Sultan  İkinci  Selim  zamanında  otuz  se- 
ne Şeyhülislâmlık  yapmış  Osmanlı  âlimlerinin  defterbaşı  ünvanmı  ka- 
zanmış faziletli  ve  şanlı  bir  zattır.  Sokullu  Mehmed  Paşa  gibi  Sütlücede 
ikamet  etmişlerdir.  (Îrşadü'l-Aklı's-Selîm  îlâ  Mezaye'l-Kur'ani'l-Azim) 
ünvanlı  meşhur  ve  matbu  tefsiri  şerifleriyle  (Fetava-yı  Ebu's-Suûd)  is- 
miyle anılan  fetvaları,  (Keşşaf) 'm  Fetih  sûresine  ve  (Hidaye)nin  (Kita- 
bü'l-Büyu)  kısmına  haşiyeleri  olduğu  gibi,  üç  lisanda  (Türkçe,  Farsça, 
Arapça)  şiirleri  de  vardır.  Arapça  şiirlerinin  en  meşhuru: 

beytiyle  başlayan  (Kaside-i  Mîmiye)  sidir.  Bu  kaside  Arap  bilginlerinden 
Garseddin  Ahmed  el-Halebî  ve  Şemseddin  Muhammed  el-Halebî  taraf- 
larından şerh  olunmuştur.  Ebu's-Suûd  Efendinin  bu  kasidesiyle  diğer 
manzum  eserlerinden  bazıları  (Ikdül  Manzum)  da  gösterilmiştir.  Sultan 
Süleyman'a  söylediği  Mersiye-yi  Garra  ki, 

beytiyle  başlayan  enfes  Arapça  ibarelerden  sayılır. 


—  307  — 


Türkçe  şiirlerinden  olup,  «gibi  redifindeki  âlimane  manzumelerin- 
den : 

Vakıf  olmaz  barigâh-ı  Alemin  tertibine 
Bilmeyen  saff-ı  tealî  mesnedi  izzet  gibi. 

Başka  beyitlerinden  : 

Mahvolup  gitmez  mururi  dehirîe  bâki  kalır 
Hame  ile  safha-i  evrakta  mestûr  olan 

Vefatı  «Kat  intekale'l-mevlâ  Ebu's-Suûd»,  «Mâte  ferdü'z-Zamanı 
Mevlâna»  terkiplerinin  gösterdiği  982  H.  de  olup  Hz.  Halid  civarmdaki 
Çarşı  caddesinde  medfundurlar. 

Haremeyn-i  Muhteremeynde  vefat  haberi  yayılınca  Hicaz  uleması 
gâip  namazı  kılmışlardır. 

(Cismü'l-hilâfi  fi'l-meshi  ale'l-huf af ) ,  (Mevkıfü'l-ukûli  fi  vakfi'l- 
Menkuli),  (Tehafütü'l-Emcadi  fi  evveli  kitabi'l-cihadi),  (Meakidü't-Tar- 
rakati  fi  evveli  sureti'l-Fethi  mine'l-Keşşaf),  (Gameratü'l-Melihi  fi  evveli 
kasri'l-âmi  mine't-Telvihi),  (Sevakibü'l-Enzari  fi  evaili'l-Menari)  gibi 
fazilâne  risaleleri  de  vardır. 

EBUBEKİR  GÜRANÎ 
1014  =  1605 

Kürtlerin  faziletli  âlimlerinden  bir  zat  olup  Hz.  Hüseyine  bağlı  Sey- 
yidlerden  Hidayetüllah  Efendinin  oğludur.  1014  H.  de  vefat  etti.  Üç  cilt 
üzerine  mürettep  (Siracü't-tarik)  isminde  değerli  eseriyle  (Mutavvel 
Şerhi)  vardır. 

EBU'L-BEKA  EYÜP  KEFEVÎ 
1094  =  1682 

Kefe  müftüsü  Şerif  Musa  Efendinin  faziletli  oğlu  olup  naiplikle  Ku- 
düs vesair  yerlerde  bulunduktan  ve  Kefe'de  otuz  sene  ikametten  sonra 
İstanbul'a  dönmüştür.  1094  H.  de  vefat  ederek  Hz.  Halid  türbe-i  şerifesi 
bitişiğine  defnolunmuştur.  Eserleri  : 

Sadece  (Külliyatı  Ebi'l-Beka)  ismiyle  de  tanınmış  olan  Arapça 
(Külliyatü  Ulûmi  Ebi'l-Beka  Alâ  Vefki'l-Lûgat  {^)  ismindeki  değerli 
eseriyle  Fıkıhtan  Türkçe  (Tuhfetüş  Şâhân)  ismindeki  mecmuadan  (Ha- 
şiye-i  Vaz'iyye)  ve  (El-Ikdül  Ferid)  (-)  den  ibarettir. 

(1)  (Muhtasar  Külliyatı  Ebi'l-Beka)  ismiyle  telhis  edilen  yazma  bir  nüs- 
hası Manastır  kütüphanesinde  mevcuttur. 

(2)  Arap  âlimlerinden  İbni  Abdir  Rabbeh  ile  Melekü's-Said'in  Muhadarat 
ilminden  bu  isimdeki  eserleri  basılmış  olup  birincisi  üç,  kincisi  bir  cilttir. 


—  308  — 


(Tuhfetü's-Sultan)  müellifi  Habibüddin  Ali  ile  (Hadayiku'l-Ahyar 
fi  hadayikı'l-Ahbar)  müellifi  Ebül  Feyz  Muhammed  îbni  Haydar,  (Ak- 
vemu'l-Vesaili  fi  tercemeti's-Şemaili)  muharriri  Lütfullah  Efendiler  de 
Kırım'dan  yetişen  âlimlerdendir.  (Hadayık)  1053  H.  de  yazılmış  olup 
yirmi  Hadika  (Bahçe)  üzerine  tertip  edilmiştir. 

ESİRİ  MUHAMMED  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1092  =  1681 

Fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  bir  zat  olup  Bursalıdır.  «Ola  âlâyı 
irem  menzil  gehin  el  -  fatiha»  mısramın  delâleti  olan  1092  H.  de  Bursa- 
da  vefat  etti.  Pirinç  hanı  yakınında  yaptırmış  olduğu  mescidin  avlusun- 
da medfundur.  Fıkıhtan  (Camiud  Deâvi  ve'l-Beyyinat),  Fetvalardan 
(Hulasateyn)  isimlerinde  eserleri  vardır.  Köprülüzade  Fazıl  Ahmed  Pa- 
şa ile  olan  muhaveresi  Raşid  tarihinin  birinci  cildinin  26.  sahifesinde 
yazılı  bulunmaktadır.  Oğlu  Abdü'l-Bâkî  Efendinin  de  «Mizanü'l-Müd- 
deiyyin»  isminde  fıkıhtan  Türkçe  bir  eseri  vardır  ki,  bir  nüshası  Esad 
Efendi  kütüphanesinde  vardır. 

EBUBEKİR  İBNİ  RÜSTEM  ŞİRVANÎ 
1139  n  1720 

Fazilet  sahibi  âlimlerden  bir  zat  olup  defterdarlık  vesaire  gibi  dev- 
let hizmetlerinde  bulundu.  1139  H.  de  îstanbulda  vefat  etti.  Çeşitli  ve 
nefis  kitaplara  malik  idi. 

Eserleri : 

(Mâlâ  Büdde  lil  edebi),  (Şerhu  Tarihi  ve's-Saf)  tır. 
(Vefeyatü'l-âyanm)  bir  kısmını  da  terceme  etmiştir  ki,  Veliyyüddin 
Efendi  kütüphanesinde  vardır. 

ESAD  HOCA 
YANYALI  HOCA  MUHAMMED  ESAD  İBNİ  ALİ 
1143  =  1730 

Dinî  ilimler  ve  aklî  ilimlerde  temeyyüz  eden  Osmanlı  müelliflerin- 
den fazilet  ve  irfaniyle  tanınmış  bir  zat  olup  Yanyalıdır.  Alet  ilimlerini 
memleketinin  âlimlerinden  müftü  Muhammed  ve  İbrahim  Efendilerden 
yüksek  ilimleri  de  1098  H.  de  İstanbul'da  Akşehirlizade  İbrahim  Efendi- 
den tahsil  ile  arkadaşlarından  üstün  bir  surette  icazet  almağa  muvaffak 


—  309  — 


olarak  müderrislik  vazifesine  başladı.  Bu  esnada  tahsiline  heveskâr  ol- 
dv.pu  riyaziye  ve  tabiat  ilimlerine  esas  olmak  üzere  eski  Tekirdağ  mi'ıf- 
tüsü  çeşitli  ilimlere  vakıf  faziletli  âlim  Muhammed  Efendiden  hesap  ve 
kozmoğrafyayı  ve  müneccimbaşı  Muhammed  Efendiden  irtifa  usulünü 
öğrendi.  Bundan  sonra  da  Farscaya  merak  ederek  bu  lisanın  mütehas- 
sıslarından Molla  Müncelden  meramına  ulaştı.  Kazandığı  ilmî  şöhreti- 
nin mükâfatı  olmak  üzere  meşihat  makamınca  ilmî  rütbelerden  1111  H. 
de  İbdıdaî  hariç  ve  1138  H.  de  Galata  Mollalığı  tevcih  olundu. 

Bu  yüksek  memuriyeti  müteakip  o  tarihte  yeni  kurulmuş  bulunan 
(Darü'ı-Tıbaati'l-Âmire)  musahhihliğine  tayin  edildi.  Temeli  ve  gayesi 
nefsin  tezkiyesi  ve  kalbin  tasfiyesi  olan  yüksek  tarikatlardan  Nakşiben- 
dî tarikatına  intisab  edip  Muhammedi  füyuzatma  nail  oldu.  Bu  şekilde 
vakit  geçirirken  1143  H.  de  vefat  ederek  Edirnekapısı  haricinde  Em'r 
Buharı  dergâhı  yakınındaki  kabristanda  toprağa  emanet  kılındı.  (Rah- 
metullahi  aleyh)  merhumun  İslâmî  ilimler  ve  hikmetlerle  zamanına  göre 
batı  ilimlerine  ve  felsefesine  vakıf  fazilet  sahibi  bir  âlim  idi.  Müslüman- 
ların lisanlarından  Türkçe,  Arapça,  Farsça  ve  hıristiyanlarm  lisanların- 
dan Lâtince,  Rumca  da  konuşup  yazmağa  ve  hakkıyle  tercemeye  mukte- 
dir ve  üç  lisanda  şiir  inşaatına  kaadir  olduğuna  çeşitli  eserleri  âdil  şa- 
hittir. Fakat  Osmanlı  müelliflerinin  ekseriyetinde  olduğu  gibi,  bu  zatın 
da  eserlerinin  basılmasına  gayret  edilmediğinden  dolayı  tabiatıyla  zama- 
nında kazandığı  ilmî  şöhreti  zeval  bulduğu  cihetle  namı  ve  fazileti  bilâ- 
hare —  sayıları  sınırlı  olan  —  bu  yoldaki  araştırıcı  ve  inceleyicilere 
münhasır  kalmıştır.  îlmî  eserlerinin  bazılarını  toplamış  olan  bir  mec- 
muası Ragıp  Paşa  kütüphanesinde  mevcuttur.  İstanbul  kütüphanelerin- 
den bulabildiğim  diğer  eserleri  de  aşağıdadır: 

1  —  (Tercemei  Şifa  li  îbni  Sina) 

2  —  (Şerhu  Hikmeti'l-İşrakiyye) 

3  —  (Tercime-i  Metalii'l-Envar) 

4  —  (Terceme-yi  Kütübi  Semaviye  fi  hikmet-  tabiiyye) 

5  —  (Terceme-yi  Şerhi'l-Envari  fi'l-mantık) 

6  —  Şerhu  Manzume-yi  Şahidin) :  (Bu  şerhten  başka  Şahidi  met- 
nini terceme  ederek  memleketine  gönderdiği  şairler  tezkiresinden  «Te- 
zakireyi  Ramiz»  de  yazılıdır.) 

7  —  (Mürettep  Dîvan) 

8  —  (Terceme-yi  Kütübi  Semaviye  li  Hakim  Aristo) :  (Damat  İb- 
rahim Paşa  ile  Şeyhülislâm  Yeni  Şehirli  Abdullah  Efendinin  teşvikleri 
ile  terceme  etmiştir) 

9  —  (Haşiye-i  İsbat-ı  Vacip) 
10  —  (Risale-yi  Lâhutiye) 


—  310  — 

Bu  eserlerden  başka  mütalâa  ettiği  kitapların  hemen  ekserisinde  ta- 
likatı  görülmektedir. 

Mutasavvıfane  beyitlerinden  : 

Anlamaz  feyz-i  Hüdayı  sırrın  idrâk  eylemez. 
Girmeyenler  halkayı  tevhide  Allah  aşkına... 
Oğlu  Muhammed  Efendi  de  marifet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Arap- 
ça hendesesi  vardır. 

ESAD  MUHAMMED  EFENDİ 
(EBU  İSHAK  İSMAİL  EFENDİ  ZADE  ŞEYHÜLİSLÂM) 

1166  =  1752 

Osmanlıların  şair  ve  âlimlerindendir.  Usûle  göre  tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  ilmî  makamları  devrederek  Şeyhülislâm  olmuşlardır.  Ve- 
fatı 1166  H.  dedir.  Kabri  Sultan  Selim  civarında  pederinin  yeniden  yap- 
tırmış olduğu  camii  şerifin  avlusundadır. 

Şaire  Fıtnat  Hanımın  pederidir.  Musiki  ilmine  de  müntesip  oldu- 
ğuna (Atrabü'l-Âsari  fi  Tezkiret-i  urefa-i  edvar)  ismindeki  «Tezkirei 
Hanendegâni»  şahiddir.  Değerli  eserlerinin  en  meşhuru:  «Lehçetül  Lü- 
gat» (^)  adındaki  Türkçeden  Arapça  ve  Farscaya  terceme  edilmiş  olan 
makbul  eseridir.  850  sahifeden  ibaret  olup  1216  H.  de  basılmıştır.  Bun- 
dan başka  (Tefsir-i  Sure-yi  Yasin),  (Tefsir-i  ayete'l-kürsi),  (Tefsirü  âye- 
ti'n-Nasr)  vesair  bazı  âyeti  kerimeler  ile  (Nazire-yi  Etvaku'z-Zehebî 
Li'z-Ze  mahşeri),  (Bülbülname)dir.  Şiirleri  lâtif  ve  selîs  olup  (Hemziye), 
(Lâmiye)  isimlerinde  iki  kıta  kasidesi  olduğu  gibi  (Bür'e),  (Dimyatiye), 
(Mudariye)  gibi  Arapça  kasideleri  de  tahmis  eylemiştir.  (Behçet)  ismin- 
de (Lehçe)  nin  muhtasarı  basılı  olmıyan  bir  lügati  daha  vardır.  (Etra- 
bül-Asar)  Osmanlı  musiki  üstadlarmm  hal  tercemelerini  havi  tek  bir 
eser  olup  aslının  basılmışı  yoktur.  Bununla  beraber  1311  H.  de  neşrolu- 
nan (Mektep)  risaleyi  mevkutesinde  ibaresi  sadeleştirilerek  bir  hayli 
kısmı  neşrolunmuştur.  Musiki  ile  meşgul  olanlar  için  istifadeli  bir  eser- 
dir. Bir  de  çiçekçilik  sanatına  dair  (Gülzar-ı  ibrahim)  isminde  bir  eseri 
olduğu  rivayet  edilmiştir. 

Beyitlerinden  : 

Hakikata  nazar  et,  durbîn  isen  zahid 
Mecaz  aynasından  riya  görünür. 

(1)  Bu  makbul  eser,  meşhur  olan  mânaları  ve  aynı  mânaya  gelen  (müte- 
radif) Arapça  ve  Farsça  kelimeleri  göstermek  ve  meşhur  olmıyan  müteradif 
lâfızlardan  sarfı  nazar  etmek  şartı  ile  «Muhammed  Rifat»  isminde  bilgili  bir 
zat  tarafından  (Mir'atü'l-Lûgat)  ismiyle  özetlenerek  1293  H.  d  İstanbulda  ba- 
sılmıştır. Kitabın  aslı,  Mora  muhacirlerinden  ve  Donanmayı  Hümâyûn  yüzba- 
şısı emeklilerinden  olup  Girit  adasının  Hanya  şehrinde  sabık  iskele  memuru 
Hasan  Efendinin  1188  H.  tarihinde  basılmıştır. 


—  311  — 


Kimine  manzarı  dehir  ol  ki,  çeşmi  sûzundan 
Nigâhı  ibret  eyle  masiva  görünür. 

(Zübdetü'l-Lugatü'l-Lehçe)  isminde  iki  cilt  üzerine  mürettep  lüga- 
ti da  bu  alandadır.  Fazilet  sahiplerinden  Nazım  Efendinin  (Tercümanı'l- 
Lûgat)  ismindeki  iki  cilt  üzerine  tertiplenmiş  olan  ve  1289  H.  de  İstan- 
bul'da basılan  eseri  dahi  Arapça,  Farsça,  Türkçe  kelimeleri  havidir.  An- 
kara âlimlerinden  Kâtibi  imiyle  meşhur  Muhammed  İbni  Veli  adlı  zat 
dahi  Fatih  Sultan  Muhammed  Han'ın  emriyle  Manisada  (Kâtibiye)  is- 
miyle yazdığı  Arapça  manzum  lügatini  Farsça  üzerine  şerh  etmiştir. 
Mevlevi  şeyhlerinden  Muhammed  Ali  Dedenin  de  bu  sahada  (Gevher-i 
Manzum)  isminde  bir  lügati  vardır. 

EBUBEKİR  (AMİDÎ) 
1190  :=  1776 

Zamanımızın  âlimleri  arasında  Küçük  Ahmedzade  şöhretiyle  tanın- 
mıştır. 1190  H.  de  Diyarbekir'de  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Tefsir-i  Fatiha),  (Haşiye  Alâ  Tefsiri  Beyzavî),  (Şerhu  Buharı), 
(Haşiye  Ale'l-Hüseyniye),  (Risaleyi  Müteşabihat),  (Risaletün  Finnusubi 
Beyne'l-Kazaya),  (Risale  fi'l  Farkı  beyne'ş  Şey'i  ve  nakîzihi),  (Risale 
fi'1-farkı's-Selbî  ve'l-Udûli)  vesairedir. 

1190  H.  de  vefat  ederek  Rum  kapısına  defnedilen  (Şerhu  Veciz) 
müellifi  Ömer  îbni  Hüseyin  Efendi  de  Diyarbekir'den  yetişen  âlimler- 
dendir. 

EBU'S-SUÛD  MUHAMMED  EFENDİ  İBNİ  ABDULVAHİD  EFENDİ 

1190  =  1776 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  «Dede  Cengi»  torunlarmdandır. 
20  -  30  sene  Kefe  müftülüğünde  bulundu,  1214  H.  de  Kaplan  Girayın 
ikinci  defa  Han  olduğu  zamanda  sürgün  edildi.  Müstakimzadenin  (Taç- 
name)  sinde  (Risaletü's-Silsile)  isminde  bir  eseri  olduğu  yazılıdır.  1145 
H.  de  yazılmış  bir  de  (Risaletün  fi  Îbahati'd-Duhani)  isminde  bir  risa- 
lesi vardır.  Celvetî  tarikatmdandır. 

EBUBEKİR  EDİB  ÇORÛMÎ  (DAMADZADE) 
1203  =  1788 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zattır.  Ders  vekilliği  yapmıştır.  Sultan  Se- 
lim hocalığı  da  vardır.  1203  H.  de  vefat  etmiş  olup  kabri  İbni  Kemal'in 
yanında  yol  kenarmdadır.  (Şerhu  Nevabiül  Kelimi  Li'z-Zemahşerî),  man- 
zum ve  mensur  (Kitabü'l-Edep)  değerli  eserlerindendir. 


—  312  — 


ESKİCİZADE  ALİ  MEDHİ  EFENDİ  (EDİRNEVÎ) 
1243  =  1827 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Edirneye  yakın  Helvacı  köyün- 
dendir.  1243  H.  de  Edirne'de  vefat  ederek  Zindan  altı  kabristanına  def- 
nedildi. 

Matbu  eserleri  : 

(îsa  Goci  şerhi),  (Emsile  şerhi),  (Terceme-yi  Cihet-i  Vahdet)  ile 
Birgivî  merhumun  Tecvid  ilminden  (Dürri  Yetim)  tercemesidir.  Edir- 
ne'de Sultan  Selim  kütüphanesinde  muhtelif  ilimlerden  bahseden  ve 
kendi  el  yazısiyle  yazma  iki  mecmuası  vardır.  En  seçkin  talebesi  22  ya- 
şında iken  1220  H.  de  Edirne'de  vefat  ederek  îbrahimpaşa  Camii  Şerifi 
avlusuna  defnedilen  Kerraz  Ali  Efendi  şöhretiyle  tanınmış  Ali  Vahid 
Efendidir  ki  16  yaşında  (îsa  Goci  şerhi  Fenariye)  bir  haşiye  yazdığı  gibi, 
19  yaşında  da  (Fevaidi  Vahidiyye  ale'l-velediyye)  ismiyle  âlimane  bir 
eser  kaleme  almıştır.  Bu  eser  bilâhare  Edirne  vilâyeti  matbaasında  ba- 
sılmıştır. 

ESAD  SADİ  EFENDİ  (KONEVÎ) 
1299  =  1881 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Konyalı  Mustafa  Efendinin  oğlu 
ve  Balıkesir  müftüsü  Sabahattin  Ali  ve'ş-Şuurî  Efendinin  seçkin  tale- 
besidir.  Edremit  ve  havalisinde  Emîr  Hafız  ve  Emîr  Hoca  isimleriyle 
meşhur  olmuştur.  Uzun  müddet  Edremit  müftülüğünde  bulundu.  Nakşi- 
bendi tarikatının  halifelerindendir.  1299  H.  de  vefat  ederek  Edremit  ya- 
kınındaki Havran'a  defnedildi.  Eserlerinin  en  meşhuru  (Mir'at  haşiyesi) 
dir.  Akaidden  (Enamilü'l-Resail)  ismindeki  metin  bir  metni  ile  (Delai- 
lü'l-Mesail)  adındaki  şerhi  ve  bunların  geniş  bir  şekilde  tercemeleri  olan 
(Hamailü'l-Vesail)  dir  ki,  her  üçü  de  basılmıştır.  Şiire  de  kaabiliyeti 
olup  (Divanı  Gülzarı  Hafız)  ismindeki  (Sadi)  mahlaslı  matbu  divanında 
görülen  Arapça  ve  Türkçe  şiirlerinde  mânalı  parçalar  vardır. 

EVLİYAZADE  HACI  ALİ  RIZA  EFENDİ 
1301  .=  1900 

Âlimlerin  en  faziletlilerinden  bir  zat  olup  Manisalıdır.  îlk  tahsilini 
Hicazda  vefat  eden  babası  Hacı  Evliyazade  Hacı  İbrahim  Efendiden  gör- 
müş, âlet  ilimlerini  ve  yüksek  ilimleri  İstanbul  âlimlerinden  Yahya  Efen- 
diden tamamlıyarak  Manisada  müderrislik  ve  fetva  verme  ile  meşgul 
olmuştur.  Birkaç  defa  icazet  vermeğe  muvaffak  olan  âlimlerdendir. 
Ders  halkasında  pek  çok  âlim  ve  fazıl  yetişmiştir.  Kıbrıslı  meşhur  Hoca 


—  313  — 


Efendi  icazet  verdikerinin  seçkinlerindendir.  1301  H.  de  Manisada  vefat 
ederek  Nişancıpaşa  camii  avlusunda  ailesine  mahsus  kabristana  defne- 
dildi. 

Zamannıda  Manisa  şehri  bir  feyiz  yeri  ve  maarif  merkezi  olmuştur. 

(Melce'el-Müftij^yin)  ismindeki  dört  büyük  cilt  üzerine  tertip  edil- 
miş fetvalarmm  bir  takımı  Manisa  Fetvahanesinde  mevcuttur.  Mütead- 
dit ilimlerden  bahseden  imtihan  risalesiyle  (Mir'at)  talîkatı  da  vardır. 
Bir  de  feraizden  bir  eseri  olduğu  rivayet  edilmiştir.  Halveti  tarikatının 
halifelerindendir.  Güzel  yazı  yazma  sanatına  da  sahip  olup  kendi  el  ya- 
zılarıyla yazma  Arabî  ilim  mecmuaları  vardır.  (Dârî  haşiyesi)  ne  1140 
H.  de  (Mirsadül  Fuad)  ismiyle  müdekkikane  talikat  yazan  Muhammed 
Efendi  de  Manisadan  yetişen  âlimlerdendir. 

EDİRNE  MÜFTÜSÜ  MUHAMMED  REMZİ  EFENDİ 

1318  =  1900 

Kazaskerlerden  lisanının  talâkatiyle  şöhret  kazanmış  bir  zattır.  Do- 
ğum yeri  Tavas  kazası  merkezi  olan  Yaran  küme  kasabasıdır. 

İlk  tahsilini  Mevlâna  Hadiminin  torunu  Sadi  Efendiden  görmüş 
Manisalı  Hacı  Evliyazade  Ali  Efendiden  tamamlamıştır.  Epeyce  müddet 
Edirne  müftülüğünde  bulunduğundan  dolayı  âlimler  arasında  Edirne 
müftüsü  namiyle  tanınmıştır.  1318  H.  de  îstanbulda  vefat  etti.  Fatih  Ca- 
mii avlusunda  medfundur. 

Eserleri:  Risale  tarzında  60  dan  fazla  olup  basılmış  olanlardan  bazı- 
ları şunlardır:  (Celâl  Şerhi  Cemal),  (Kasidei  Bür'e  şerhi  Fethu'l- Virde), 
(îzhar  Şerhi  Miftahu'l-Meram) ,  (Fenari  şerhi  Hulâsatü'l-Mizan),  (Bina 
şerhi  Fethul  Gina),  (Muğni't-Tullap)  şerhi  (Seyfu'l-Kulâp)  ile,  (İnsü'l- 
İntizam  -  Kesirül  -  Feraid),  (Nücumu'l-İhtida  fi  rücûi'l-iptida),  (Aynü 
Mevhibeti'l-Vehhab),  (Temessükü'l-Ezyali  fi  Sâadâtir-ricali),  (Et-teves- 
sülâtü'l-Gavsiyye  fi  nuutin-Nebeviyye),  (Gülistan  ve  Baharistan)  tar- 
zında (Mülistan)  vesairedir. 

«Fevzi»  mahlâslı  d  ıvanı  ela  vardır. 

FENAR!  ŞEMSEDDİN  MUHAMMED  İBNİ  HAMZA  (MOLLA) 

834  =  1430 

İlmî  kavrayışlarının  büyüklüğü  darb-ı  mesel  hükmünde  olan  varlı- 
ğı ile  iftihar  edilen  âlimlerin  en  değerli  ve  en  büyüklerinden  olup  tahsili 
Anadoluda  Alâaddin  Esved  ve ,  Cemaleddin  Aksarayî  ile  Mısırda  Şeyh 
Ekmeleddin  hazretlerindendir.  Gazi  Murad  Hüdavendigâr  zamanında 


—  314  — 


ilk  defa  olmak  üzere  şeyhülislâmlık  yüksek  rütbesi  ile  bahtiyar  olmuş- 
lardır. 

Vefatı  «Cennetü'l-firdevs»  terkibi  olan  834  H.  de,  mübarek  kabri 
Bursa'da  kendilerinin  yaptırdığı  Camii  Şerifin  avlusundadır.  Vefatların- 
da onbin  adet  ciltli  kitabı  ortaya  çıkmıştır. 

Sadreddin  Konevî'nin  halifelerinden  olan  yüksek  pederi  Mevlâna 
Hamzadan  Ekberiye,  Abdüllâtif  Kudsî'den  Zeyniye,  Hamid  Hayserî'den 
Erdebiliye  tarikatlarını  almışlardır.  Hâlen  müşahade  olunan  mübarek 
mezanndaki  taşta  Zeyniye  alâmeti  görülmektedir.  Yüksek  eserleri  yüzü 
aşkın  olup  meşhurları  şunlardır: 

(Şerhu  Alâ  nusûsi  li'ş-şeyh  Sadreddin  Konevî) 

(Şerhu  Alâ  miftahi'l-Gaybi  li'ş-Şeyh  Sadreddin  Konevî) 

(Tefsiru  fatiha) 

(Tefsiru  fatiha)  nm  müellifinin  yazısıyla  yazma  nüshası  İstanbul'da 
Çarşambada  Murad  Molla  kütüphanesinde,  müsveddesi  de  Mahmutpaşa 
kütüphanesindedir.  [ 

Usulü  Bedayi  li  Usûli'ş-Şerayi  (^) 

Yüz  ilimden  bahseden  (En  Mûzeci'l-Ulum) 

(Esasü't-Tasrif) 

(Avîsatü'l-Efkâr  fi  ihtiyari  uli'l-Ebsar) 
(Risale-yi  Usulüddin  fi  esrari'l-vusûli  ve'l-yakîn) 
(Risale  fi  beyani  vahdet-i  vücud) 
(Şerhu  İsa  Goci) 

(Haşiye-i  Dibace-yi  Usuli  Pezdevî) 

(Haşiye-i  Telhis  Camii  Ahlâtî) 

(Haşiye-i  Caberî) 

(Şerhu  metni  feraiz-i  secavendi) 

(Mühimmatı  Fenarî)  ismindeki  kıymetli  mecmua 

(Şerhu  Mevakife  talikat)  ve  (Şerhu  muhtasarı  mevakıf) 

(Talikat  alâ  istilâhatı't-Tasavvufiye  li'l-Kâşanî)  dir. 

Değerli  eserlerinden  yalnız  (Fatiha  tefsiri)  ile  (Fusulü  Bedayi)  ve 
(İsa  Goci)  şerhi  matbudur.  (Enmuzec)  oğlu  Muhammed  Şah  tarafından 
şerh  olunmuştur. 

Fenarî  lâkabını  bazı  kimseler  (Fenar)  isminde  Maveraünnehirde 
bir  köyden  olduğunu  naklediyorlar.  Bazıları  da  pederinin  fenercilik 
mesleği  ile  meşgul  olduğuna  hamletmektedirler. 


(1)  Pezdevî  metni  (menar)'ı  ve  İmamı  Fahreddin  Razi'nin  (Mahsul)  unü, 
İbni  Haci'bin  (Muhtasar) mı,  (Zübde-i  Muteberat)!  Usulü  tamamiyle  toplamış 
olup  faziletiyle  tanınmış  oğlu  Muhammed  Şah  tarafından  haşiyesi  yapıldığı 
gibi  Şeyh  Yusuf  Mağribî  tarafından  da  ihtisar  olunmuştur, 


—  315  — 


Bursa  vefeyatmı  bildiren  (Güldeste-i  Riyazi  İrfan)  m  yazma  bir 
nüshasının  kenarında  ise  bu  yüksek  zatın  Emir  Sultana  takdim  ettiği 
musanna  bir  fenerden  dolayı  Emir  Sultan  tarafından  (Fenarî)  lâkabı 
verildiği  görülmüştür.  Allâme  Fenarî  hazretlerinin  evlâdı  şunlardır: 
Muhammed  Şah,  Yusuf  Bah,  Hasan  Paşa,  Ahi  Yusuf,  Halil  Paşa,  Ümmü 
Gülsüm. 

FETHULLAH  ŞİRVANÎ 
857  =  1453 

Riyaziye  âlimlerinden  olup  Sultan  İkinci  Murad  devri  adamlarm- 
dandır.  Başlıca  eserleri  (Haşiye-yi  Telvih),  (Haşiye-yi  Mevakıf)  ile  ri- 
yaziyeden (Şerhu  Eşkâl-i  Tesis),  (Haşiye-i  Şerhi  Çaymini)  vesairedir. 

Semerkande  giderek  şer'î  ilimleri  Seyyid  Şeriften  ve  riyazi  ilimle- 
ri Ali  Kuşçudan  tahsil  etmiştir.  857  H.  de  vefat  etti.  Kabri  ikinci  mem- 
leket ittihaz  ettiği  Kastamonudadır. 

Fethullahzade  şöhretiyle  tanınmış  olan  oğlu  da  (Şerhu  Miftahi'l- 
Gayb),  (Haşiye-y  Telvih)  gibi  eserleriyle  âlim  oğlu  âlim  olduğunu  isbat 
etmiştir. 

Kur'an-ı  Kerîm'in  hususiyetlerine  dair  42  bab  üzerine  tertib  edil- 
miş (Miftahun-Necat)  ismindeki  eserin  sahibi  Muhammed  İbni  Mahmud 
ile  fıkıhtan  (Miftahü's-Saadet)  müellifi  Kemaleddin  de  Şirvandan  yeti- 
şen âlimlerdendir. 

FEVRÎ  AHMED  EFENDİ 
978  =  1570 

Şairlerin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Diraclıdır.  Çocuk  iken  Osmanlı 
Gazilerinin  eline  esir  düşerek  yaradılışmdaki  istidat  dolayisiyle  ilim 
tahsil  etmiş  ve  mâna  âleminde  Muhyiddin  Arabî  hazretleri  tarafından 
kendisine  dinî  telkinat  yapılarak  ihtida  etmiştir.  Bundan  sonra  ilim  yo- 
luna girip  bazı  medreselerde  müderris  olmuş  ve  Kanunî  Sultan  Süley- 
man'ın maiyyetinde  Nahçıvan  seferine  de  gitmiştir.  Nihayet  Şam  müf- 
tüsü olup  (Revan  oldu  beka  (Cinan)  dareyne  Fevrî)  mısraiyle  (Fevri 
bereft)  cümlesinin  gösterdiği  978  H.  de  vefat  ederek  şair  İshak  Çelebinin 
yanma  defnedildi.  Şiir  ve  inşası  ve  zamanında  geçerli  ilimlere  vukufu 
olup  Beyzavî  tefsirinin  bazı  noktalarına,  (Dürer-Gurer)e  haşiyeleri  ve 
diğer  ders  kitaplarına  talikatı  ve  hat  ilmine  müteallik  bir  eseri,  üç  İslâm 
lisanında  yazılmış  güzel  şiirleri,  manzum  hadisi  erbaîn  şerhi,  lügat  ilmin- 
den (Miftahu'l-Meani)  isminde  Farscadan  Türkçeye  bir  eseri,  ahlâka 


—  316  — 


müteallik  Kanunî  Sultan  namına  (Ahlâk-ı  Süleymanî)  isminde  bir  telifi 
vardır.  Hat  ilmiyle  alâkalı  olarak  yazdığı  eserin  mukaddimesi  (İkdu'l- 
Manzum  fi  zikri  Efadil-i  Rûm)  da  zikredilmiştir. 

Kanunî  Sultan  Süleyman  Hanm  divanını  toplayan  ve  tertip  eden 
de  bu  zattır.  Basılmamış  büyük  divanı  vardır  ki,  bir  nüshasını  Manisada 
Çaşnigir  kütüphanesinde  gördüm.  Şu  beyit  şiirleri  cümlesindendir. 

Dünyada  mürdeleri  sanma  ubur  eylediler. 
Yattılar  arkaları  üzere  huzur  eylediler. 

Ahlâk  isimli  eserinin  bir  naatmdan: 

Vasfının  icmalidir.  Tafsil-i  hal-i  kâinat 

Kal  ile  ey  dil!  Hûda  kafan  bilinmez  sözü  kes... 

Başka  bir  naatmdan:  ,  . 

Bir  demde  geçti  âlemi  ve  maverasını 
Bîşek  ve  şüphe  gördü  eemal-i  Hüdasını 
Şak  edti  bedri,  şer'ile  isbat  eyledi. 
Haik  içre  iki  şahid  ile  müddeasını 
Tavis-i  bağ-ı  Kuds  dahi  sidrede  uçar 
Ol  buldu  kurbi  gülşeninin  müntehasmı. 
Hayli  Rusül  önünce  yürür  askeri  dürer 
Sultan  odur  ki,  sonradan  açtı  livasını 

Osmanlı  şairleri  içinde  ilk  defa  tahmis  ve  tesdis  yazan  bu  zat  oldu- 
ğunu (Tezkire-yi  Şüara)  sahibi  Niyazi  Efendi  beyan  etmektedir.  Mevle- 
vi tarikatına  mensubiyeti  ve  Yusuf  Sineçak,  Şahidi  ve  Şem'i  ile  sohbette 
bulunduğunu  (Semahane-yi  Edep)  nakletmiştir. 

Kanunî  Sultan  Süleyman'ın  hayatını  da  (Ahlâk-ı  Süleymaniye)  is- 
miyle manzum  olarak  yazmıştır. 

FERAH  ÎBNİ  ABDUL  MUHSİN  EFENDİ 

Fazilet  ve  kalem  sahiplerinden  bir  zat  olup  Moralidir.  (Mevzuatü'l- 
Ulum)  tarzında  (Hıyarü'l-Makul  ve  Miyarü'l-Menkul)  isminde  kıymetli 
bir  eseri  vardır  ki,  bir  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 
Bu  eserini  1000  H.  de  Şerif  Ebil-Berekât  namına  yazmıştır. 


—  317  — 


FEYZULLAH  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1115  =  1703 

Âlimlerin  en  zekilerinden  olup  Erzurumludur.  Tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  îstanbula  gelerek  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Vani  Muham- 
med  Efendiye  damat  olmuş  ve  bu  sayede  ilerliyerek  Şeyhülislâmlığa  ka- 
dar yükselmişse  de  tafsilâtı  Osmanlı  tarihlerinde  yazılmış  olduğu  üzere 
maalesef  ilmî  sıfatiyle  mütenasip  olmıyan  sonraki  hareketlerinden  do- 
layı 1115  H.  de  Edirne'de  eceli  kazaya  uğramıştır.  Asıldıktan  sonra  cese- 
dinin Tunca  nehrine  atıldığı  (Şeyhi)  de  ve  (Raşit  tarihi)  nde  yazılıdır, 
îki  defa  Meşihat  makamına  nail  olmasından  dolayı  «Camiu'r-Riyaseteyn» 
denmişti.  Eserleri:  (Terceme-yi  Ravza-yi  Hatip  Kasım),  (Mecmua-yı  Fe- 
tava),  (Haşiye-i  Beyzavî),  (Nesayihu'l-  Mülûk),  (Riyazü'r-Rahme),  (Le- 
taifname,  Sultan  Mustafa  Han  nammadır.  (Ezkârü'l-Ebkar),  (Haşiye 
Alâ  surei  Nebe-i  ale'l-İsam),  (Talikat  alâ  şerhi  Akaid  ale'l-Halhali) .  Ta- 
rihçe meçhul  olmakla  beraber  cami,  kütüphane  gibi  bazı  hayratı  vardır. 

Osmanlı  tarihinde  Edirne  Vak'ası  adiyle  meşhur  olan  vak'a  Feyzul- 
lah  Efendinin  hatâlarına  affolunmaktadır.  Tarihçiler  faslında  Şefik  Efen- 
dinin hal  tercemesinde  bu  maddeye  dair  biraz  izahat  vardır. 

Kendi  hal  tercemesine  dair  yazdığı  eserin  bir  nüshası  Aşir  Efendi 
kütüphanesindedir. 

FITRÎ  İBRAHİM  (EDİRNEVÎ) 
1135  =  1722 

Büyük  muhaddislerden  bir  zattır.  Yazmağa  muvaffak  olduğu  (Bu- 
harı Şerif  şerhi)  onun  delilidir.  (Tuhfetü'n-Nebi)  ismiyle  (Hadis-i  Er- 
beîn  şerhi)  de  vardır.  1135  H.  de  Edirnede  vefat  ederek  «Buçuk  tepe» 
kabristanında  Kavakkapı  isimli  yere  defnedildi. 

FEYZULLAH  NAFİZ  EFENDİ  (LÂZİKİZADE) 
1181  =  1767 

Faziletli  kadılardan  bir  zat  olup  Şeyhülislâm  Muhammed  Efendinin 
oğludur.  Naiblikle  bir  hayli  seyahatten  sonra  İstanbula  dönüp  1181  H.  de 
vefat  etti.  Eyüpte  Küçük  Emir  Efendi  karşısında  medfundur.  Fıkıhdan 
(Dürretü'l-Muhakemat)  isminde  bir  eseri,  bazı  eserlere  haşiyeleri  ve  bir 
miktar  şiirleri  vardır. 


FERRUH  İSMAİL  EFENDİ 
1256  =  1840 


Şairlerin  faziletlilerinden  ve  mütefekkirlerinden  bir  zat  olup  aslen 
Kırımlıdır.  Mesnevinin  yedinci  cildi  zannıyle  (Nahifi)  ye  zeyl  olarak  yaz- 
dığı manzum  yedinci  cilt  tercemesiyle  Türkçe  faydalı  ve  kısa  bir  suret- 
te yazmağa  muvaffak  olduğu  (Mevakib)  ismindeki  tefsiri  şerifi  meşhur- 
dur. «Mübarek  adam  idi  göçtü  Ferruh»  mısramm  delâlet  ettiği  1256  H. 
de  İstanbulda  vefat  etti.  Ortaköy  Sarayları  arkasında  Yahya  Efendi  der- 
gâhına bişitik  mezarlığa  defnolunduğu  Mızıka-yı  Hümayun  Farsça  ho- 
cası Emin  Efendi  merhumun  (Menakib-i  Kethüdazade)  sinde  yazılıdır. 
Sultan  İkinci  Abdülhamidin  emriyle  bu  mezarlık  Yıldız  Sarayı  bahçe- 
sine ilâve  edilmiştir.  Mevakibin  kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  umumî 
^kütüphanededir. 

Mezar  taşında  «Alimi  âmil,  Kâmili  fâzıl,  Ferruh  İsmail  Efendinin 
kabridir»  ibaresinin  nakşedilmiş  olduğu  mezkûr  (Menakibname)de  yazı- 
lıdır. Şairane  kaabiliyeti  de  vardır. 

Mısralarmdan  : 

Bugün  şadım  ki,  yar  ağlar  benim  için. 

FETHİ  ALİ  EFENDİ  (OSMANBEYZADE) 
1273  =  1856 

Çeşitli  ilimlere  vakıf  olan  Rusçuklu  bir  âlimdir.  Tahsil  ve  neşriyatı 
İstanbulda,  vefatı  1273  H.  de,  kabri  Hz.  Halid  civarındadır.  Kuşadalı  İb- 
rahim Efendi  hazretlerine  intisap  etmişti.  Matbu  eserleri:  (El-Hayru'l- 
Hasen  fi  şerhi'l-müsteşari  mu'temen),  (Terceme-yi  Kelâm-i  Erbaîn-i  Hz,. 
Ali),  (Hilye-i  Sultanî)  ve  bazı  hadisi  şeriflerin  terceme  ve  şerhlerini  havi 
(Sermaye-yi  Necat)  ile  (İlm-i  tabakati'l-Arz),  (Terceme-yi  Nasayih-i  Ef- 
lâtun) vesairedir.  Şiirleri  de  vardır. 

İstanbul  kütüphanelerinin  kitap  isimlerini  ihtiva  etmek  üzere  terti- 
:]Dİne  başlıyarak  birinci  cildini  tamamladığı  eserinin  bir  nüshası  Umumî 
kütüphanede  (El-Âsaru'1-Aliyyetü  fi  hazaini'l-Kütüb)  ismiyle  mevcut  olup 
eserlerinin  en  büyüğüdür.  (Tabakatü'l-Arz)'ı  Mısırda  basılmıştır.  Bu 
eserde  şimdiki  ilmî  tetkiklere  (aykırı)  bazı  maddeler  varsa  da  istifade- 
ye şayan  noktalar  da  vardır. 


—  319  — 


FEVZİ  HALİL  EFENDİ  (FİLİBELİ  -  DERS  VEKİLİ) 

1302  =  1884 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  uzun  müddet  ders  vekâletinde 
bulunduğundan  dolayı  âlimler  arasmda  (Filibeli  ders  vekili  Hoca  Efen- 
di) ismiyle  meşhur  olmuştur.  Matbu  eserleri:  (Haşiye-i  Cedide  Alâ  şer- 
hi Îsmai'l-Feride),  Usûl  ilminden  (Tevşihu'l-Usûl),  âlet  ilimlerinin  hep- 
sinden bahseden  (Hadayiku'l-İmtihan),  Akaidden  (Süyufü'l-Kavati)  ve- 
sairedir. 1302  H.  de  Haccı  Şerifi  ifadan  sonra  Medine-yi  Münevverede 
vefat  etti. 

İşbu  eserlerden  hususiyle  (Haşiye-yi  Cedide)  kaideler  hazinesi  hük- 
münde olduğundan  Arabî  ilimlerle  meşgul  zatlara  çok  lüzumludur. 

FEYZULLAH  EFENDİ  (HACI) 
1323  =  1905 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Erzincan  sancağmdandır.  Tahsili- 
ni îstanbulda  ikmal  ettikten  sonra  Eğridire  yerleşip  müderrisliğe  başlı- 
yarak  üç  defa  icazet  vermeğe  muvaffak  olmuştur.  1323  H.  de  naklettiği 
Söke'de  vefat  etti..  Eserleri:  (Kaside-yi  Cevniye)  ve  şerhi,  (Risaleyi  Dûz- 
ban),  (Tashihü'l-Elbab),  (Şerhu  Pend-i  Attar),  vesairedir.  Şiire  istidadı 
da  vardır. 

GAVVAS  EFENDİ  (SÖKEVÎ) 

Arabî  ilimlerde  derinlik  kazanan  âlimlerden  olup  Sökelidir.  Bazı 
rivayetlere  göre  mahlası  (Havassi)  dir.  îzhar  şarihi  Adalı  merhumun 
üstadı  olduğu  rivayet  edilmiştir.  Sökede  medfun  olup  mezar  taşında  ya- 
zıdan eser  yoktur.  Eserlerinden  ilmi  fıkıhtan  (Mülteka)  ve  ilmi  nahiv- 
den (kâfiye  şerhi)  olduğu  haber  verilmiştir. 

GALATALI  MUHAMMED  EFENDİ 

îlim  ve  kalem  sahiplerinden  bir  zat  olup  âlimlerden  İbrahim  Efen- 
dinin oğludur.  994  H.  de  Sûre-yi  Yûsuf'a  yazdığı  Türkçe  tefsiri  basılmış- 
tır. Bu  eserinde  Sûre-yi  Hûd  ile  Sûre-yi  İbrahim'e  de  ayrı  ayrı  tefsir 
yazdığını  beyan  ediyor.  Başka  eserleri  de  olduğu  anlaşılıyorsa  da  görü- 
lemedi. Ahi  Çelebi  mütevellisi  idi. 


—  320  — 


HASAN  PAŞA  (KARA  ALÂEDDİNZADE) 
841  =  1437 

Mevlâna  Alâeddin  Esvedin  birinci  oğlu  olup  Türklerin  âdeti  üzere 
büyük  evlâda  paşa  denildiği  için  bu  vasıfla  yadolunmuştur, 

Moila  Fenarî  ile  beraber  Cemaleddin  Aksarayî  de  tahsilini  tamam- 
laraıştır. 

Bir  aralık  devlet  mevkilerinde  de  bulunmuştur.  Kabri  Bursada  De- 
veciler mezarlığı  karşısındaki  medreselerindedir.  Eserleri  : 

Sarftan  (Şerhu  Merah)  ve  (Şerhu  İzzi). 

Nahivden  (İftitah)  isminde  (Şerhu  Misbah)  vesairedir. 

HASAN  ÇELEBİ  (FENARÎ) 

Me.5hur  âlimlerden  olup  Muhammed  Şah  Fenari'nin  oğludur.  Mısır- 
da tahsilini  tamamlayıp  memleketi  olan  Bursaya  dönmüş  ve  «Pür  nûr 
ide  Hüdayı  müteal  mezarını»  mısramın  gösterdiği  841  H.  de  vefat  ede- 
rek Zeyniler  isimli  yerdeki  Camii  Şerifin  minaresi  yanma  defnolundu. 

Eserleri:  (Haşiye-yi  Keşşaf),  (Haşiye-yi  Telvih),  (Haşiye-yi  Şerhu 
Mevakıf),  (Haşiye-yi  Vikaye),  (Haşiye-yi  Mutavvel),  (Haşiye  Alâ  Fu- 
sûli'l-Bedayi)  ile  Rü'yet  ve  Kelâma  müteallik  Farsça  (El-Metalibü'l-Ali- 
ye)  den  ibarettir.  Tasavvufa  da  intisapları  vardı.  Eserlerinin  en  meşhu- 
ru matbu  (Mutavvel  Haşiyesi)  dir. 

HÜSAMÜDDİN  (TOKADÎ) 
860  =  1460 

Nalbantzade  adiyle  tanınmış  olan  bu  âlim  Fatih  Sultan  Mehmed 
devrinin  fazilet  sahiplerinden  olup  aşağıdaki  eserleriyle  kemalini  isbat 
etmiştir.  860  H.  de  İstanbulda  vefat  etti. 

(İbni  Meddas)  ismiyle  tanınan  kendi  yaptırdığı  camiin  karşısında 
medfundur.  Eserleri: 

(Şerhu  Avamil-i  Cürcanî),  (Risale  fi  cevaz-i  devran-i  sofiye),  (Şer- 
hu Şemsiye),  (Risale  fi  beyani  Kavsi  Kuzah),  (Talikat  alâ  haşiye-i  Tec- 
rid  li's-Seyyid  Şerif)  dir. 

Meaniden  (Feraid-i  Hindi)  şarihi  Arakiyecizade  Şahabeddin  Efen- 
di de  Tokattan  yetişen  âlimlerden  olup  eserini  yazış  tarihi  993  H.  dir. 
Kendi  el  yazısıyle  yazma  nüshası  Ayasofya  kütüphanesindedir. 


—  321  — 


HACI  BABA  İBNÜŞ  ŞEYH  İBRAHİM  (TOSYAVÎ) 

Fatih  devri  âlimlerinden  olup  Tosyalıdır. 

Vefatı  Bursada,  kabri  set  başından  Çelebi  Sultan  Mehmede  giden 
caddenin  sağ  tarafında  ismiyle  söylenen  mescidin  avlusundadır.  Eser- 
leri: (Letaifü  irabi'l-Kur'an),  (Şerhu  Avamili  Curcanî),  (Şerhu  Kavai- 
di'l-İrab),  (Murib-i  Kâfiye),  (Muğrib-i  Misbah),  (El-Vesailü'l-Vesait), 
(Evfel-Vafiyei  fil  şerhil  kâfiye),  (Risaletü'l-Lehiv)  dir. 

HALÎMÎ 
922  =  1516 

Ediplerin  faziletlilerinden  Farsçayı  bilen  bir  zat  olup  dedesi  Sivaslı, 
kendisi  Amasyalıdır.  882  H.  de  Fatih'e  takdim  ettiği  Arapça  (Kaside-i 
Taiye)sini  yine  kendi  şerh  etmiştir  ki,  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphane- 
sinde vardır.  Bu  eserinde  başına  gelen  olayların  bir  haylisini  nakletmek- 
tedir. Bundan  başka  (^)  (Bahrü'l-Garaib)  ismindeki  Farscadan  Türkçe- 
ye  terceme  meşhur  lügati,  feraizden  bir  metin  ve  şerhi,  tıptan  (Kasimi- 
ye)  isminde  bir  eseri  de  vardır.  Yavuz  Sultan  Selime  muallimlik  eden 
Kastamonulu  Halimi  Çelebi  de  fazilet  sahibi  âlimlerden  bir  zattır.  Mısır 
seferinden  dönüşte  922  H.  de  Şamda  vefat  etti.  Padişah  hazretleri  cena- 
ze namazlarında  bulunmuş  ve  pek  çok  mütessir  olmuştur. 

HACI  HASAN  ZADE  MUHYİDDİN  MUHAMMED  CAMİ 

(BALIKESİR!) 
911  =  1505 

Âlimlerden  ve  ediplerden  meşhur  bir  zat  olup  Balıkesirlidir.  Tah- 
sili Bursada  Yıldırımda  medfun  icazet  verici  âlimlerden  Aydınlı  Molla 
Yegân  merhumdandır.  Mahmut  Paşanın  delâletiyle  Fatih  Hazretlerine 
takdim  olunarak  Bursaya  kadı  tayin  olunmuştur.  Bundan  sonra  kazas- 
ker de  oldu.  Eserleri:  (Mizanüt-Tasrifi  fi  ilmis-Sarf),  (Haşiye-yi  Tavzih), 
(Nâtamam  garaib-i  lügat),  (Haşiye-yi  Mukaddemat-ı  Erbea),  (Haşiye-yi 

(1)  Birinci  kısmı  Farsça  lûgatlar,  ikinci  kısmı  şiirin  faydalarından  bahse- 
den 5286  kelimeyi  havi  olan,  947  H.  de  vefat  eden  Hasan  İbni  Hüseyin  İmad 
El-Karahisarî'nin  (Şamilü'l-Lûgat)ı  ile  Hatibi  Rüstem  Mevlevi'nin  (Vesiletü'l- 
Makasıd)!  ve  Sofyalı  Nimetüllah  Efendinin  ismiyle  anılan  lügati  (Burhan-ı 
Katı)  ve  (Ferhengi  Şuurî)  gibi  eserler  de  Farscadan  Türkçeye  yazılan  lügat 
kitaplarının  makbullerindendir. 

F.  :  21 


—  322  — 


Tefsir-i  Beyzavî  Alâ  Sureti'l-Enam)dır.  Osmanlı  edebiyatına  intisabı 
olup  şiirlerinde  «Vâhid»  ve  «Cami»  mahlasını  kullanmıştır.  Kadı  kelime- 
sinin delâleti  olan  911  H.  de  îstanbulda  vefat  etti.  Eyüp  Sultan  civarın- 
da medfundur.  Fıkıhtan  (Mecmau'l-Bihar)  isminde  iki  cilt  eseri  de  var- 
dır. 

Taczade  Cafer  Çelebinin  (Hevesname)  sinde  meth  ettiği  dört  şair- 
den biridir.  Şiirlerinden: 

Rah-ı  gamında  olalı  gönlüm  revan  sana, 
Terk  eyledi  alâkasını  gitti  can  sana. 

Padişahın  iradesiyle  yazmağa  başladığı  (Garaib-i  lügati)  toplayan 
eserini  ikmale  muvaffak  olamamıştır.  îran  âlimlerinden  Hüseyin  Vaizin 
(Ravzatü's-Şüheda)sını  (Saadetname)  ismiyle  terceme  etmiştir  ki,  bir 
nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesinde  vardır.  Seçkin  talebelerinden  Ah- 
med  İbni  Seyyidinin  de  (Esrar-ı  Fatiha)  isminde  kıymetli  bir  eseri  var- 
dır. 

(Ravzatü'ş-Şüheda)  meşhur  şair  Fuzuli  tarafından  da  (Hadikatü's- 
Süada)  ismiyle  tercüme  olunmuştur  ki,  malûm  ve  matbudur. 

HÜSEYİN  EFENDİ  (HÜSEYİN  ŞAH  ÇELEBİ  AMASYA Vî) 

Münazara  adabı  ilminden  meşhur  (Hüseyniye)  ismindeki  eserin 
yazarı  olup  Niksarlıdır.  Tahsili  ve  müderrisliği  Amasyadadır.  918  H.  de 
Edirneye  gittiği  kayden  sabittir.  Hattatların  şeyhi  Hamdullah  Efendi- 
den meşk  etmiştir.  Vardar  Yenicesinde  Kırklarbaşı  ismiyle  maruf  olan 
Hüseyin  Efendinin  de  bu  zat  olduğu  rivayet  edilmiştir. 

Eserlerinden  bir  de  (Menar  haşiyesi)  vardır. 

HAMDULLAH  İBNİ  HAYREDDİN 

Fazilet  sahiplerinden  ve  Kur'an  ilmi  mütehassıslarından  bir  zat 
olup  Ayasofyada  hatiplik  ve  müderrislik  yapmıştır.  Kıraatten  (Cevahi- 
rü'l-Ikyan  fi  Şerhi  Umdeti'l-İrfan)  ve  (Vesiletü'l-îkani  fi  şerhi  Rusuhi'l- 
lisani  fi  Hurufi'l-Kur'an),  (Şerhu  Umdetü'l-îrfan  fi  Vasfi  Hurufi'l-Kur'- 
an)  isimlerinde  eserleri  vardır  ki,  birer  nüshası  Hamidiye  kütüphanesin- 
dedir. 

(Vesilenin)  terceme  tarihi  960  (Umde  şerhi)  nin  de  956  H.  dir. 


323  — 


HÜSAMZADE  MUSTAFA  EFENDİ 

Fatih  devri  âlim  ve  ediplerinden  bir  zattır.  Zeyniye  tarikatına  da 
intisabı  vardır.  Bursa  müftüsü  iken  vefat  etti.  Zeynilerde  medfundur. 

Eserleri: 

(Ha§iye-yi  Şerh-i  Makasıd),  (Haşiye-yi  Telvih),  (Mecmua-yı  İnşa) 
vesairedir.  (Teşrih)  ismindeki  (Sadrü'ş-Şeria  şerhi)  nin  kendi  el  yazısiyle 
yazma  nüshası  Yeni  Cami  kütüphanesindedir.  Yazılış  tarihi  893  H.  dir. 

Ahlâk  ve  tasavvuftan  bahseden  (Zevkıye)  ismindeki  bir  eserinin 
kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  da  Enderun  kütüphanesindedir. 

HAFIZ  MUHAMMED  İBNİ  AHMED  İBNİ  ADİL  PAŞA 

950  =  1543 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  950  H.  de  îstanbul- 
da  vefat  etti.  Eserleri  basılmamıştır. 

Veziri  âzam  Mustafa  Paşa  namına  (Miftah  haşiyesi), 
Ferhat  Paşa  namına  (Şerh-i  Mevakıfa  talikat), 
Heyet  -  Nücumdan  (Esseb'uş-Şidad) 
(Risaletü'l-Heyûlâ)  başlıca  eserleridir. 

HÜSEYİN  HÜSAMEDDİN  EFENDİ  (KARA  ÇELEBİZADE) 

1007  =  1598 

Tahsilini  tamamladıktan  sonra  ilmiye  rütbelerini  devrederek  Ka- 
zasker olmuştur.  Bursada  tekaüt  olarak  inzivada  iken  (Tekmili  Uzlet) 
terkibinin  delâleti  lan  1007  H.  de  vefat  ederek  Emir  Sultan  Camii  önüne 
defnedildi.  (Hidaye)  ile  (Miftah)  a  âlimane  talikatı  ve  fıkıh  meselelerini 
toplayan  kıymetli  mecmuası  vardır. 

HÜSEYİN  KEFEVÎ 
1010  =  1601 

Osmanlıların  âlim  ve  ediplerinden  bir  zat  olup  medrese  müderris- 
liklerini devrederek  Mekke  Mollalığına  nail  olmuş,  memuriyet  müdde- 
tinin sonu  olan  1010  H.  de  Mekkede  vefat  etmiştir.  Edebiyatta  mizaha 
mütemayil  bir  karaktere  sahiptir. 

Bir  nüshası  Hamidiye  kütüphanesinde  mevcut  olan  (Bostanî  Efruzi 


—  324  — 


Cinan)  ismindeki  (Gülistan  şerhi)  nin  mukaddimesinde  hal  tercemesin- 
den  ve  bazı  eserlerinden  bahsetmiştir. 

Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır:  (Şerhu  Buharî-i  şerif  ilâ  hadisi 
Gusül),  (Şerhu  Müslim  ilâ  nısıf),  (Şerhu  Divanı  Hafız),  (Şerhu  Lâmi- 
yetü'l-Acem)  vesairedir. 

Bir  de  (Sevanihu't-Tefe'ül  ve  Levayihun-Neveffül)  isminde  falna- 
mesi vardır. 

Beyitlerinden  : 

Mezâk  ehli,  lübbün  yâdetse  tûtî  kandi  vasfeyler. 
Aceptir  hali  âlem,  bilmeyen  söyler,  bilen  söyler. 

Mısralarmdan  : 

Elinle  ettiğin  hayrı  dilinle  eyleme  zâyi 

(Falname)  :  Büyük  bir  kısmı  Hafız  Şirazi  divanından  edilen  tefe'ül- 
lerden  ve  bunlara  dair  zarifane  hikâyelerden  bahseden  bir  eserdir.  Bir 
nüshası  Aşir  Efendide  vardır.  (Razname  fi  menakıbi'l  Ulema-i  ve'l-Me- 
şayihi  ve'l-fudalai)  isminde  bir  eseri  daha  vardır.  Bir  nüshası  Hakimoğlu 
kütüphanesindedir. 

HÜSAMZADE  İBRAHİM  EFENDİ  (GERMİYANÎ) 
/  1016  =  1607 

Meşhur  âlimlerden  olup  Germiyanlı  Hüsam  Efendinin  oğludur.  Ve- 
fatı 1016  H.  de,  kabri  İstanbul'da  Şerife  Hatun  mescidi  sahasmdadır.  Bir 
çok  fazilet  ve  kemal  ile  muttasıf  bir  zattır. 

îbni  Kemal'in  (Miftahı)na  mükemmel  bir  «Tekmilesi»  olduğu  gibi 
(Fıkh-ı  Ekber)  ve  «Şafiye»yi  de  manzum  olarak  şerh  etmiştir.  Şiire  de 
kabiliyeti  vardır.  «Şerifi»  mahlasını  kullanmıştır. 

HASENÜL-KÂFİ  (AKHİSARÎ-İ  BOSNAVÎ) 
1025  =  1616 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Bosnanm  «Teravnik»  (^)  sancağı- 
na bağlı  «Akhisar  -  Devlet-i  Vakf»  kasabasmdandır. 

Resmî  ilimleri  986  H.  de  Bosna  kadısı  bulunan  Bâli  Efendiden  ta- 
mamlamıştır. Vefatı  1025  H.  de  olup  kabri  memleketine  yakın  Purusaç 
köyündedir.  Kâfi  mahlası  kaf  ilmindeki  maharetine  ve  yahut  (kâfiye)  ye 
yazdığı  şerhten  dolayıdır. 

(1)  Fıkıhtan  (Şerhu  Mukaddimeti'l-Gazneviye)  sahibi  Şeyh  Muslihuddin 
Efendi  de  Teravnikten  yetişen  âlimlerdendir. 


—  325  — 


Değerli  eserleri:  (Şerh-i  Akaid-i  Tahavî),  (Şerhun  alâ  mukaddime- 
ti's-Salati  Li'l-Fenarî),  (Şerhu  Kudûrî),  (Semtü'l-Vüsuli  ilâ  ilmi'l-Usul), 
(Metnun  ve  şerhun  fi  ilmi'l-meani),  (Eğri  Mülhimesi  tarihçesi),  (Usu- 
lü'l-Hükmi  fi  nizami'l-âlem)  (^)  (Kâfi  fi'l-mantık)  vesairedir. 

HAFIZ  MAHMUD  (VARDARÎ) 
1045  =  1635 

Vardar  Yenicesinden  yetişen  âlimlerden  olup  Kur'an-ı  Kerîm  âyet- 
lerinin kolaylıkla  bulunabilmesi  için  yazmağa  muvaffak  olduğu  (Ter- 
tib-i  Zîba)  (^)  ismindeki  matbu  ve  meşhur  eserin  müellifidir  ki,  «Zehî 
tertib-i  Zîba»  terkibi  yazılış  tarihini  göstermektedir. 

1045  H.  de  memleketinde  vefat  etti. 

Hamam  yanındaki  kabristanda  medfundur.  (Menakibi'd-Dürer  Ale'l- 
Gureri  ved-Dürer),  (Şerhu  Merah),  (Şerhu  Bina),  (Hibetüllah  minp'l- 


(1)  Eğri  vak'asmda  bulunduktan  sonra  Arapça  olarak  kaleme  aldığı  bu  de- 
ğerli eserini  Sultan  III.  Mehmede  takdim  ederek  padişahın  iltifatına  mazhar 
olmuştur.  Osmanlı  lisanına  tercemesiyle  beraber  İstanbulda  basıldığı  gibi,  Al- 
mancaya  da  terceme  olunmuştur.  (Usulu'l-Hükmi  fi  Nizami'l-Âlem)in  Fransız- 
caya  da  terceme  edildiği  «Bağçe»  ismiyle  1297  H.  de  neşrolunan  Risaleyi  Mev- 
kutede zikrolunmuştur.  İbrahim  Müteferrika  tarafından  bu  isimle  yazılmış 
olan  diğer  eser  kendisi  tarafından  1144  H.  de  Matbaa-yı  Âmire'de  basılmıştır. 
Bu  eserde  coğrafyanın  faydalarıyla  askerî  siyasete  dair  faydalı  ve  kısa  bilgiler 
vardır.  Bir  de  1006  H.  de  Akaidden  (Ravzatü'l-Cennat)  isminde  yazdığı  metni 
1014  H.  de  (Esharu'r-Ravzat)  ismiyle  şerhetmiştir  ki,  her  ikisi  umumî  kütüp- 
hanede vardır.  (Ravzatü'l-Cennat)  adlı  eser  yanlışlıkla  Birgivî  merhuma  ait 
gösterilerek  basılmıştır. 

(2)  Memleketlisi  ve  talebelerinden  Ali  ismindeki  zatın  da  ilm-i  Kelâmdan 
bahseden  Arapça  (Tavaliu'l-Envar  min  Matlaı'l-Enzar)  adında  Münekkah  bir 
eseri  vardır. 

(^)  1174  H.  de  Diyarfoekir  Valisi  iken  vefat  eden  çeteci  Abdullah  Paşanın 
(Enharül  Cinan  min  Menâfci'i  Ayati'l-Kur'an)  isminde  bu  tarzda  bir  eseri  oldu- 
ğu gibi,  1286  H.  de  Kütahya  müftüsü  olan  Muhammed  Şerif  Efendi  adlı  bir 
âlimin  de  Kur'an  âyetleriyle  beraber  matbu  ve  meşhur  olan  (Miftahü'tTefa- 
sîr)  isminde  bir  eseri  vardır  ki.  Hafızdı  Kur'an  olmıyanlarla  tefsir  ilmiyle  meş- 
gul kimseler  için  lüzumlu  bir  eserdir.  Devlet  memurlarından  Âkif  Efendi  is- 
minde bir  zatın  da  1266  H.  de  yazılmış  (Miratü'l-Kur'an)  isminde  mufassal  bir 
eseri  vardır  ki,  bir  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesinde  mevcuddur.  Hal  ter- 
cemesi  şairler  faslında  yazılı  Tevfik  Bey  tarafından  da  usûl  ve  eski  idare  hak- 
kındaki bahisleri  çıkarılarak  1287  tarihinde  terceme  edilip  basıldığı  gibi,  eski 
Hicaz  Valisi  Faziletli  Ahmed  Reşid  tarafından  dçı  terceme  ve  asjiyle  'bçr9.ber 
1331      Mekke'de  basılmıştır, 


—  326  — 


feraiz),  (Bahrü'l-Mesaili  mine'l-feraiz  Haşiye-i  şâfiye)    isimlerinde  basıl- 
mamış eserleri  de  vardır. 
Şiirlerinden  : 

Değil  arz-u-Sema  ve  şeş  cihettir  Hz.  Mevlâ 
Kadîm  zatına,  olmaz  mahal  hâdis  olan  eşya... 

İstanbulda  Nişancı  Mehmed  Paşa  camii  hatibi  İbrahim  İbni  Musta- 
fa Efendinin  de  (Tertib-i  Ziba)  tarzında  (Kitabü't-Teshili  ve't-Tertibi) 
ismiyle  müsemma  bir  kitabı  ve  (Şerhi  Aded-i  Âyat)  isminde  bir  risalesi 
vardır. 

(Teshil) 'i,  (Tertibi  Zîba)'yı  gördükten  sonra  yazdığını  mukaddime- 
sinde zikretmiştir.  Eserlerinin  nüshaları  Üsküdarda  Atlama  taşı  kütüp- 
hanesinde vardır. 

HIBRÎ  ALİ  EFENDİ 
1080  =  1669 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Kütahyalıdır.  Eserlerinin  en  bü- 
yüğü olan  (Hadikatü'l-Fukaha)smın  yine  kendi  tarafından  yazılan  şer- 
hinde künyesini  şöyle  yazıyor:  (Ebu  Muhammed  Habrî  Ali  îbni  Musta- 
fa İbni  Pîr  Muhammed  El-Maruf  Bülbülzade).  Memleketinde  tahsilini 
tamamladıktan  sonra  seyahat  ederek  Kızıl  Hisar'da  (^)  yerleşmiş  ve 
ilimlerin  neşrine  başlamıştır.  Bu  suretle  vakitlerini  geçirip  1080  küsur 
tarihlerinde  vefat  etti.  Çeşitli  eserleri  olup  başlıcaları  aşağıdadır: 

1  —  (Hadikatü'l-Fukaha)  :  Bir  büyük  cilt  olarak  yazdığı  bu  eserini 
1052  H.  de  (Telhısu'l-Fetava  ve  Şuruh)  ismiyle  beş  cilt  üzerine  şerh  et- 
miştir ki,  bir  takımı  Manastır  kütüphanesinde  mevcuttur.  Bu  eser  fıkıh 
ilmindeki  ihtisas  ve  geniş  malûmatına  açık  bir  delildir.  Bu  şerhin  mu- 
kaddimesinde künyesini  ve  Kızıl  Hisarda  şerh  ettiğini  tasrih  etmiştir. 

2  —  (Şifau'l-Ebdani'l-Merzap  fi  Sırri  Menafii'l-Kur'ani'ş-Şerif  ve'l- 
Esmai'l-Hüsna)  :  Kadı  Ebubekir  Neseinin  (Eddürrü'n-Nazîm  fi  fezailil 
Kur'ani'l-Kerim)  ismindeki  eserinin  şerhi  olup  nihayetine  Peygamber 
Efendimizin  mübarek  ağızlarından  çıkan  tesirli  duaları  ilâve  etmiştir. 

3  —  (Hediyyetü'l-Hibrî  fi  tercemeti  minhacü'l-Muhammedî)  :  İlmi 
Kelâmdan  bahseden  kıymetli  bir  eser  olup  1073  H.  de  yazdığını  beyan 

(1)  Kızıl  Hisar:  Eğriboz  adasının  güneyinin  nihayetindeki  Karistos  şehri- 
dir ki,  Osmanlı  idaresi  zamanında  Kızıl  Hisar  adiyle  isimlendirildiği  Kâtip  Çe- 
lebi merhumun  (Cihannûma)  ismindeki  meşhur  eserinin  haritasında  yazılı- 
dır. Ali  Efendi  ikamet  ettiği  Kızıl  Hisarın  bu  Kızıl  Hisar  olduğunu  tasrih  et- 
mektedir. Osmanlı  coğrafyacılarından  bazılarının  Manisanın  Kızıl  Hisar  is- 
miyle anıldığı  ve  Aymtap  Sancağında  yine  bu  isimle  bir  nahiye  bulunduğu  da 
coğrafya  ile  meş'gul  olanların  malûmudur. 


—  327  — 


etmektedir.  (Minhac)  da  kendi  eseridir.  Tercemenin  bir  nüshası  Hami- 
diyede  vardır. 

4  —  (Zübdetü'l-Fiker  fi  Ziyareti  Seyyidi'l-Beşer)  :  Fahr-ı  Kâinat 
Efendimiz  Hazretlerinin  ziyaretleri  adabından  ve  kısmen  Medine'nin  fa- 
ziletlerinden bahseder. 

5  —  (Ukûdü'd-Dürriye  fi  Şerhi  Feraizil  Hibriye)  :  Feraiz  ilmine 
dair  yazdıkları  metnin  şerhi  olup  bir  nüshası  Kütahya  kütüphanesinde- 
dir. 

6  —  (Nebzetü'l-Menasik)  :  Haccın  menseklerinden  bahseden  faydalı 
bir  eserdir. 

7  —  (Münyetü's-Salihin)  :  Akaid  ilmine  dairdir. 

8  —  (Şerhu  Hadisi  Erbain)  :  Malûm  tarz  üzeredir. 

9  —  (Zuhrul-Âhiret)  :  Mültekanın  genişçe  tercemesi  olup  bir  nüs- 
hası umumî  kütüphanede  vardır. 

10  —  (Zuhrü'l-Masîr)  :  Akaide  müteallik  Türkçe  bir  manzumedir. 
Bir  nüshası  Şehid  Ali  Paşa  kütüphanesinde  vardır. 

Kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Fatih  kütüphanesinde  mevcut 
(Şerhu  Nikaye  Mine'l-Fıkıh)  yazarı  Abdü'l-Vâcid  îbni  Muhammed  Efen- 
di de  Kütahyadan  yetişen  âlimlerdendir.  Eserin  yazılış  tarihi  856  H.  dir. 

i 

HACI  MUHAMMED  İBNİ  ALİ  EL  KARAMANÎ 

Karaman  ve  havalisinde  (Şeyhu  Siyah  ser-Karabaş)  şöhretiyle  ta- 
nınmış olan  Şeyh  Abdüllâtif  Karamanî'nin  neslindendir. 

(Şerhu  Besmele),  (Haşiye  Ale't-Tehzib),  (Takribül  Mübtedi  ilâ  Me- 
talibül  Muhtedi  fil  Fıkıh),  (Risale  fi  İmani  Ebeveyin'  Nebiyyi  (S.A.)  ) 
vesaire  gibi,  basılmamış  olan  eserleri  vardır, 

HÂCİPZADE  MUHAMMED  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 

1100  =  1688 

Âlet  ihmlerinin  ve  yüksek  ilimlerin  çoğunun  kollarında  ve  bilhassa 
fıkıh  ve  feraiz  ilminde  ihtisas  sahibi  bir  zat  olup  İstanbulludur.  1100  H. 
de  İstanbul'da  vefat  etti.  (Bidaatü'l-Ahkâmı  fi  Ahkâmi'l-Hükkâmi)  is- 
minde bir  eseriyle  fıkıhtan  (Sakk)e  dair  diğer  bir  eseri  vardır.  Şeyh 
Muhammed  İbni  Abdürreşid  Secavendinin  feraizini  de  (El-Feraizü'l- 
Vâfiye)  ismiyle  terceme  etmiştir. 

Bir  de  tecvit  ilminden  (Kavaidü'l-Kur'an'ı  fi  Tecvidi'l-Kur'an)ı  İs- 
miyle Türkçe  bir  tecvidi  vardır. 


—  328  — 


HIFZI  MUHAMMED  EFENDİ 
1165  =  1751 

Kadıların  faziletlilerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  1165  H.  de  İs- 
tanbul'da vefat  ederek  Sarı  Abdullah  Efendinin  yanma  defnedildi.  Me- 
zar taşından  Bayramî  tarikatının  Melâmiye  koluna  mensup  olduğu  an- 
laşılmaktadır. (Fezailü'l-Âmal)  vesaire  gibi  eserleri  vardır.  1051  H.  de 
(Beyanı  Evsafı  Kudsi  Şerif)  ismindeki  eseri  yazan  Muhammed  Hıfzı 
Efendi  başka  bir  zattır.  Risalesi  basılmıştır. 

HAZIK  MUHAMMED  EFENDİ  (ERZURUMÎ) 
1177  =  1666 

Âlimlerden  ve  şairlerden  bir  zat  olup  Erzurumludur.  Tahsilini  ta- 
mamladıktan sonra  Erzurum  Müftülüğünde  bulundu.  (Maarifetname) 
sahibi  Şeyh  İbrahim  Hakkının  Farsça  hocasıdır.  Eserleri:  (Talikat  alâ 
Tefsiri'l-Beyzavî)  ile  matbu  (divan)  vesairedir.  İbrahim  Hakkı  merhu- 
mun «Hakka  yönel  di  Hazık  Efendi»  mısramm  delâleti  olan  1177  H.  de 
Erzurum'da  vefat  etti. 

Beyitlerinden  : 

Hot  perestan  zu'm  ile  allâme-yi  devran  olur, 
Mekteb-i  irfana  gelse  tıfıl  ebcedhan  olur. 

Nûr-i  vahdetle  iden  kalbini  beyt-i  Rahman, 
Çâk  ider  sinesini  kûşe-yi  mihrap  gibi... 

Erzurumda  Gül  Ahmed  Ağa  tarafından  Kars  caddesinde  inşa  olu- 
nan çeşmeye  söylediği  «Gel  Gül  Ahmed  çeşmesinden  gülâb  âsâ  suyu» 
tarihi,  tarihi  latifelerden  olup  meşhurdur. 

HÜSEYİN  İBNİ  MUHAMMED  EFENDİ 

İlim  ve  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  1115  H.  de  Kazvinin  (Acai- 
bül  Mahlûkat)ını,  (Miratı  Acaibü'l-Mahlûkat  ve  Keşf-i  Garaibi'l-Mevcu- 
t'dat)  ismiyle  geniş  bir  şekilde  terceme  etmiştir  ki,  nüshası  Esad  Efendi 
kütüphanesinde  mevcuttur.  (Risaletü'n-Nûriye  fi'l-Akaidi'ş-Şeriyye)  is- 
minde Türkçe  bir  eseri  de  vardır. 


—  329  — 


HANÎF  İBRAHİM  EFENDİ 
1217  =  1802 

«Fatîn»  tezkiresinin  naklettiğine  göre,  Divanı  Hümayun  hocaların- 
dan, Şeyhülislâm  Arif  Hikmet  Beyin  kanaatine  göre  Baltacı  zümresin- 
den ilim  ve  kalem  sahibi  irfaniyle  tanınmış  bir  zattır.  Resmî  memurluk- 
tan ayrıldıktan  sonra  inzivaya  çekilmişti.  Bir  aralık  kendisine  cezbe  hali 
geldiyse  de,  kısa  zmanda  his  âlemine  dönerek  temiz  Hicaz  topraklarına 
ayak  basmış  ve  haccı  şerifi  ifaya  muvaffak  olarak  İstanbul'a  dönmüştür. 

Ömrünün  sonuna  kadar  eser  yazmakla  meşgul  olup  muasırı  ve  sev- 
diklerinden şair  Pertev  Efendinin  söylediği  «Hüznile  nâçar  tarihin  de- 
dim, adne  mahviyet  ile  gitti  Hanif»  mısramm  delâleti  olan  1217  H.  de 
vefat  etti.  Müstakimzade,  Hanîf  İbrahim  Efendinin  ilim  meclisinden  is- 
tifade edenler  arasındadır.  Maalesef  kabri  tesbit  edilemedi. 

Eserlerinin  tamamı  basılmamış  olup  aşağıdadır  : 

1  —  (Tefsiru  âyeti  «Înne's-Salâte  tenha  ani'l-fahşai»  ) 

2  —  (Şerhu  Hadisi  Erbeîn  bi  lafzateyn) 

3  —  (Hediyyetü'l-İhvan  -  Şerhu  Hadisi  -  Ümmü  Zer) 

4  —  (Tefsiru  Seb'a  Süverin  bî  nukat  «Duha,  înşirah.  Tin,  Kadr, 
Asr,  Kevser,  İhlâs»  ) 

5  —  Şerhu  Esmai'n-Nebiyyi),  İsmi:  «Eddürretü'l-Asmai  fi  beyani 
Ebha'l-Esmaî»'dir.) 

6  —  (Tahricü  Ehadisi  Şir'ati'l-İslâm) 

7  —  (Terceme-yi  Sadrü's-Şeria) 

8  —  (Terceme-i  İfazatü'l-Mennan) 

9  —  (Levamiu'l-İlham) 

10  —  (Menhecü'l-Edibi  fi  şerhi  En-mûzeci'l-Habib) 

11  —  (El-â'dadü  fi  addiz-zâdi  li'l-mead) 

12  —  (Esami-i  Ashab-ı  Bedr) 

13  —  (Lâl-i  Musaffa  fi  ziyareti'l-Mustafa)  :  Arap  âlimlerinden  Zey- 
neddin  Muhammed  El-Abbas'm  (Neticetü'l-Fiker  Fi  Haberi  Medineti 
seyyidi'l-beşer)  ismindeki  beş  bab  ve  bir  hatime  üzerine  mürettep  (Me- 
dine-i  Münevvere)  tarihinin  tercemesidir.  Müstakimzade  yazısiyle  yaz- 
ma bir  nüshası  Esad  Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 

14  —  (Risaletü'n-Nasih  ve'l-Mensuh) 

15  —  (İhtisarı  lügati  ves-saf) 

16  —  (Menazilü'l-Harameyn) 

17  —  (Divan)  «Bir  nüshası  Hamidiye  kütüphanesinde  vardır.» 

18  —  (Şerhu  Tufani  marifet)  «Eserin  metni  Hoca  Neş'et'indir.) 

19  —  (Risale-yi  Kademi  Şerif  fi  Eyyûb  Ensarî) 


—  330  — 


20  —  (Şerhu  Hasaisi's-Suğra  li's-Suyûtî) 

21  —  (Durub-i  Emsal-i  Türkiye) 

İş  bu  eserlerin  çoğunu  ihtiva  eden  müellifin  el  yazısı  ile  yazma  bir 
mecmua  Tire  kütüphanesinde  mevcut  olup  bu  fakir  tarafından  görül- 
müştür. 

Aşıkane  bir  gazeli : 

Terki  can  eyler,  visali  bezm-i  canan  istiyen. 
Bülbülü  âsa-zâr  olur,  bir  verdi  handan  istiyen. 
Bir  gülün  bin  hân,  bir  yarın  nice  ağyarı  var! 
Alemi  lâhuta  baksın  özge  seyran  istiyen. 
Aşk  için  saf  ile  gel  sofi  derûni  kalbi  kim, 
Zeyneder  kâşanesin  elbette  mihman  istiyen. 
Su-i  hal  ve  râzmı  ketmeylemez  mürşidlere, 
Saklamaz  derdi  derunun  tâki  derman  isteyen 
Rehber  et  sırr-ı  menzili  aşka  çerağı  âbını 
Ey  Hanîf  âsa,  visali  gûyi  irfan  isteyen. 

1189  H.  de  vefat  eden  (Şarih-i  Şifa)  İbrahim  Hanif  Bey  diğer  bir 
yüksek  zattır. 

HÜSEYİN  HÜSNÜ  İBNİ  HALÎL  GİRİDÎ 
1218  =  1803 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Giridin  Kandiye  kasabasmdandır. 
İstanbul'da  tahsilini  tamamladıktan  sonra  Kandij^e'de  ilmin  neşrine  hiz- 
met ederek  1218  H.  de  adı  geçen  kasabada  vefat  etti. 

İzmir'de  kendi  el  yazısı  ile  yazma  ilmî  bir  mecmuasında  (Menasiki 
hac),  (Risale  fi  eşrati's-saati),  (Haşiye  alâ  risaleti  bahsi'l-hudûsi),  (Fe- 
vaid-i  kelâmiye),  (Risale  fi  tarif i'l-küre),  (Talikat  ale's-siraciye  minel 
feraiz)  isimlerinde  eserleri  olduğunu  gördüm. 

HAFÎD  MUHAMMED  EFENDİ  (İSTANBUL!) 
1266  =  1849 

Hayırlı  eserlerinden  İstanbul'da  Bahçekapısmda  kütüphanesi  olan 
Şeyhülislâm  Aşir  Efendinin  faziletiyle  tanınmış  oğludur.  Sadece  (Gala- 
tat-ı  Hafîd)  ismiyle  söylenen  Türkçe  matbu  büyük  eserinde  bir  hayli 
kaideler,  lügat  meseleleri  ve  tarihçesi  beyan  olunmuştur  ki,  lisanımızda 
galatlara  dair  yazılan  eserlerin  en  büyüğü  ve  istifadelisidir. 


—  331  — 


«Kıldı  Huldi  Hafîd  Efendi  makam»,  «Kıldı  Hafîd  Efendi  me'vayı 
adne  rihlet»  mısralarmm  delâleti  olan  1266  H.  de  vefat  ederek  Aşir  Efen- 
di kütüphanesi  avlusunda  pederinin  yanma  defnoldu.  Kaptan  Paşaların 
hal  tercemelerini  anlatan  (Sefinetü'l-Vüzera),  Arapça  olarak  da  (Hadîsi 
Erbain  şerhi)  eserleri  cümlesindendi. 

İstanbul  sularının  çeşitlerine  ve  özelliklerine  dair  (Mihahül  Miyah) 
isminde  matbu  bir  risalesi  ve  Revan  odasında  Hakk-ı  Hilâfete  müteal- 
lik bir  eseri  de  vardır. 

HAYATİ  AHMED  EFENDİ  (ELBİSTANÎ) 
1229  =  1813 

Son  devrin  âlimlerinden  olup  Elbistan  müftüsünün  oğludur,  istan- 
bul'a gelişinden  sonra  bir  hayli  eser  neşrine  muvaffak  olmuştur.  Eserle- 
rinin en  meşhuru:  Farsça  kaidelerinin  inceliklerini  bildiren  matbu  (Tuh- 
fe-yi  Vehbi)  şerhidir.  (Nuhbe)  yi  dahi  şerhe  başlamış  ise  de,  ömrü  vefa 
etmeyip  oğlu  tamamlamıştır.  (İs'afü'l  Minne  fi  şerhi  ithafül  cinne), 
(Şerhu  manzume-yi  şahidi)  ile  mantık  ve  âdaba  müteallik  bir  (manzu- 
me-yi  nûniyesi)  vardır.  1229  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Üsküdar'da 
Nuh  kuyusu  civarında  Seyyid  Ahmed  deresi  kabristanına  defnedildi. 
Bir  de  (Zuhuru  Mehdi)  zamanını  tayin  edenlere  karşı  (Tahafütü  Müs- 
tahrece)  isminde  eseri  vardır. 

Şiirlerinden  : 

Bu  kesret  âleminde  sırrı  vahdet  bilmesi  müşkil; 
Bilir  ancak,  ekalimi  Hakayıkta  gezen  sûsû. 

HIFZI  ARİF  MUHAMMED  BEY  (İSTANBULÎ) 
1238  =  1822 

Kıraat  ilminde  malûmat  sahibi  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Tersane- 
de zimmet  halifesi  iken  1238  H.  de  vefat  etti. 

Eyüpte  pederi  Seyyid  İbrahim  Efendinin  yanında  medfundur.  Kı- 
raat ilminden  (Sibtü'l-Hayyat)  isminde  bir  eseriyle  (Hıfzi  Bey  mecmua- 
sı) ismiyle  başka  bir  eseri  vardır. 

1172  H.  de  (Mutkinu'r-Rivaye)  isminde  kıraat  ilminden  makbul  bir 
eseri  olan  Muhammed  İbni  Mustafayı  Naimı  Efendi  kurradan  bir  zattır. 


—  332  — 


HAFIZ  SEYYİD  EFENDİ  (SİROZÎ) 
1269  =  1852 

Son  asır  âlimlerinden  bir  zat  olup  Siroz  köylerinden  Topolniklidir. 
Uzun  müddet  İstanbul'da  ilmin  yayılmasma  hizmet  ederek  1269  H.  de 
Haccı  Şeriften  dönüşte  (Yenbuul-Bahır)  da  vefat  etti.  Matbu  eserleri: 
(Şerhu  alâka)  (O,  (Haşiye  alâ  şerhi  vaz'iyye  li  Ali  Kûşî),  (Risale-yi  lâ- 
miahid)  ile  devrinde  geçerli  olan  ilimlere  dair  takrirlerinden  ibarettir. 

HADIM  AHMED  EFENDİ  (NEVŞEHRÎ  -  RÛHÎZADE) 

1260  =  1844 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  tahsilini  tamamladıktan  sonra 
memleketi  Nevşehir  müftülüğünde  bulundu.  Vefatı  1260  H.  dedir. 

Eserlerinden:  (Şerhu  Hadisi  Lâ  Advâ...),  (Risale  fi  Kelâmillâhi 
teâlâ),  (Tefsiru  ve  mâ  teşaûne  illâ  en  yeşaellah),  (Risale  fi  mane'l-mas- 
darı)  gibi  risaleleri  bir  arada  basılmıştır.  Bundan  başka  imtihan  risale- 
leri de  vardır. 

HÂMİD  EFENDİ  (KARSÎ) 
1291  =  1874 

Fazilet  sahiplerinden  şiire  kaabiliyetli  bir  zat  olup  Karslıdır. 

1291  H.  de  memleketinde  vefat  etti.  Eserlerinden  bazıları  (Sûre-yi 
Abese  tefsiri),  (îzhar  şerhi)  ve  (Divan)  dır. 

1213  H.  de  Şifayı  Şerifi  terceme  eden  Talip  Hoca  zade  Hafız  İshak 
Necip  Efendi  de  Karstan  yetişen  âlimlerdendir.  Tercemenin  müellifin 
el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Üsküdarda  Selimiye  kütüphanesindedir. 

HACI  TORUN  EFENDİ  (KAYSERİ) 
1302  =  1884 

Son  asırda  Kayseri'den  yetişen  âlimlerin  büyüklerinden  olup  şöh- 
reti (Hacı  Torun  Efendi),  künyesi  (Çukurluzade  Muhammed  Salih) 
Efendidir.  1302  H.  de  memleketinde  vefat  edip  Hand  Hatun  Camii  Şeri- 

(1)  Mevlâna  Mahmud  Antakî'nin  âlimler  arasında  meşhur  olan  (İstiare) 
risalesinin  şerhidir  ki,  şerhten  başka  Karatepe'li  ismiyle  tanınan  Mevlâna  Ha- 
san İbni  Mustafayı  Aydmî'nin  de  makbul  bir  şerhi  ve  bu  şerhe  de  Muhammed 
İbni  Osman  Adapazarî'nin  mufassal  bir  haşiyeşi  vardır- ki,  mahallerinde  zikre- 
dilmiştir. 


—  333  — 


finin  haremi  dahiline  defnedildi.  Eserleri  Arapça  ve  basılmamış  olup 
aşağıdadır. 

1  —  (Risaletü'l-lndiraciye)  :  Kur'an  kıraati  ilminden  olup  (Kıraati 
Aşere)  nin  tertibi  beyanmdadır. 

2  —  Hissü'l-Hakkı  ve  Zahr)  :  Kur'an-ı  Kerîm  kıraatından  ayrıldık- 
tan sonra  (Subhane  rabbike  rabbil  izzeti..)  âyeti  kerimesinin,  (Subhane 
rabbina)  okunmasının  daha  doğru  olduğunu  açıklayan  ve  delillerini  gös- 
teren eserinden  ibarettir.  Risalenin  ismi  yazılış  tarihi  olan  1268  H.  yi 
gösterir. 

3  —  (İşarat-ı  Kur'an)  :  Kur'an-ı  Kerîm'in  rumuzları  beyanmdadır. 

4  —  (Tenbihul-Ağbiya)  :  Az  zaman  içinde  çok  zaman  olur  diyenle- 
rin sözlerini  red  yolunda  kaleme  alınmıştır. 

5  —  Risaletün  fi  tarifeti'l-Ahkami'ş-Şer'iyye 

6  —  Miftahül  Hayat'dır. 

HÜSEYİN  FEHMİ  EFENDİ  (PALULU) 

Kadıların  faziletlilerinden  bir  zat  olup  Diyarbekire  bağlı  Paludan- 
dır.  Garip  ilimlere  de  vukufu  vardır.  Eserlerinden:  (Zübdetü'l-Feraiz) 
ile  (Nebzetü'l-Hisab  risaleleri)  bir  arada  olarak  basılmıştır.  Sultan  Aziz 
devrinde  İsparta  naibliğinde  bulunmuştur.  (Miftahü'l-îrfan  fi  Hakikati'l- 
Insan)  isminde  bir  eseri  daha  vardır. 

HACI  ABDİ  BEY  (PETRÎCÎ) 
1304  =  1886 

Fazilet  ve  irfan  sahiplerinden  bir  zat  olup  Siroz  civarındaki  Pedriç- 
tendir.  Bugün  elimizde  mevcut  Tevrat  ve  İncil'lerin  tahrif  edildiğine  ve 
teslisin  reddi  ile  batıl  olduğuna  dair  Türkçe  yazdığı  (İzahü'l-Meram  Fi 
Keşfi'z-Zalâm)  ismindeki  eseri  ve  (Fezail-i  Zikrullah)  adiyle  de  diğer  bir 
eseri  İstanbul'da  basılmıştır.  Yine  bu  mevzuda  (Risaletü's-Samsamiye) 
ve  (Bürhanü'l-Hüda  fi  reddi  kavlin  Nasâra)  ismiyle  eserleri  vardır  ki, 
(Burhan)  ın  bir  nüshası  Hidiv  kütüphanesinde  (Mısır'da)  mevcuttur. 
(Burhan),  Lebib  Efendi  tarafından  terceme  edilmiştir.  Şeyhler  faslında 
sözü  geçen  Kuşadalı  İbrahim  Efendiye  intisabı  vardır.  1304  H.  de  vefat 
ederek  Merkez  Efendi  yakınma  defnedildi.  Hoş  sohbet,  zarif  ve  cazibeli 
bir  zattı. 


—  334  — 


HÜSEYİN  İBNİ  MUHAMMED  (MANDALYATÎ) 
1305  =  1887 

Menteşe  sancağı  dahilinde  Milâs  kazası  nahiyelerinden  Mandalyatm 
Derince  köyündendir. 

Tahsilini  İstanbul'da  tamamlıyarak  Bayezit  Camiinde  ilme  hizmetle 
icazet  vermeğe  muvaffak  oldu.  Bundan  sonra  Huzur-u  Hümayun  ders- 
leri muhataplığı  ve  arkasından  Mukarrirliğine  nail  olarak  1305  H.  de  zi- 
yarete gittiği  memleketinde  vefat  etti. 

Arabi  ilimlerin  ekseri  kollarında  bilhassa  sarf  ve  nahivde  ihtisas 
sahibi  idi.  (Şerhu  Talimi'l-Evzan),  (Risale  fi  Talimi'l  İlmi  ve  Mevzuihi 
ve  Ğayetihi),  (Risale  fi  kelimeteyiş-Şehadeti),  (Risale  fi  Hakkı  ibin) 
isimlerinde  risaleleri  1286  H.  de  basılmış  olan  mecmuasında  mevcuttur. 
(Mizanü's-Sarf),  (Şerhu  Dibaceti  Muğnit-Tullâb)  gibi  matbu  eserleri  ve 
(Fevaid-i  Lâmiye  şerhi),  (Muhaşşi  Muğnit-Tullap)  vesaire  gibi  basılma- 
mış eserleri  de  vardır. 

HACI  İBRAHİM  EFENDİ  (İSTANBULÎ) 
1309  =  1891 

Ediplerin  faziletlilerinden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  Arapçanm  in- 
celiklerini Hicazda  Şeyh  Şmkıtiden  tahsil  etmiştir.  îstanbulda  (Darü't- 
Talim)  adiyle  açtığı  hususî  mektepte  Arap  dilinin  en  iyi  bir  şekilde  ede- 
biyatiyle  beraber  beş  sene  zarfında  öğrenilip  yazılabileceğini  isbat  etti. 
«Gitti  İbrahim  Efendi  Cennete»  mısramm  delâleti  olan  1309  H.  de  İstan- 
bul'da vefat  ederek  Edirnekapısı  haricinde  meşhur  şair  Bakî'nin  karşısı- 
na defnedildi.  Matbu  eserleri:  (Şerhu  Belâğat-ı  Osmaniye),  Temyizi  Ta- 
likat),  (Nahvi  Arabî  tercemesi),  (Sarfı  Arabî  tercemesi),  (Tafsilü't-Te- 
lifi  fi  tavzihi  mesaili't-tasrif),  (Hikemiyat-ı  Arabiyye)  vesairedir, 

HAMİD  EFENDİ  (HARPUTÎ) 
(El-Hac  Abdülhamid  Hamdi  Efendi) 
1320  =  1902 

Hal  tercemesi  ileride  yazılı  Harputî  Ömer  Naimî  Efendinin  oğludur. 
Talebe  iken  diğer  medrese  talebelerine  hocalık  etti.  Üç  lisanda  şairdir.  18 
yaşında  (Avamil  Tuhfesi)ni  (Nüzhetül  İhvan  fi  Haşiyeti  Tuhfetül  İhv^n) 
ismiyle  haşiye  etmiş  ve  bir  (Divançe)  teşkil  edecek  şiirlerini  edebiyat 
âlemine  hediye  kılmıştır.  Pederinden  icazet  almıştır.  Faziletli  vezir  Yu- 
suf Kâmil  Paşa,  merhum  mezkûr  zatın  ilmî  faziletlerini  takdir  ederek 


—  335  — 


Harputta  yaptırdığı  medresenin  müderrislik  ve  mütevelliliğine  tayin 
buyurdu.  Arapça  ve  Türkçe  yazıları  mükemmel  bir  münşaat  teşkil  eder. 
Çeşitli  ilimlere  dair  her  taraftan  vukubulan  suallere  yazılı  olarak  cevap 
verirdi.  Bu  cevaplar  da  mühim  eserlerden  sayılmıştır.  İdrisî  tarikatın- 
dan da  halkı  irşad  için  mezun  kılınmıştır.  Defalarca  ilmî  icazet  vermiş- 
tir, îlmî  faziletleri  ve  edebî  kemalâtı  gibi  vera  ve  takvası  da  son  dere- 
cede idi.  1320  H.  de  vefat  ederek  pederinin  yanına  defnolundu.  Eserleri 
ve  talikatı  çoktur.  Meşhurları  şunlardır: 

(Netayicü'l-Ebkâr  fi  Haşiyetin  Netayici'l-Efkâr)  :  Eksiktir. 
(Essamtü'l-Abkarî  fi  şerhi  Ikdül  Cevheri  fil  farkı  beyne  Kesbeyil- 
Matürîdî  ve  Eş'ari)  :  Matbudur. 

(El-Haşiyetü'l-Cedide  Alâ  Havaşi'l-Siyel  Kütiyeti'l-Vakıati  Alâ  ta- 
rafi't-Tasavvurat)  :  Matbudur. 

(El  Hallü'l-Mükemmili  Alel  Havaşşiîs-Siyel  Kûtiye  Ale'l-Mutavvel), 
(El-Feyzü'r-Reddi  Fi  Haşiyeti  Havaşşi'-Celâlli'l-Gelenbevî), 
(Tabsiratü'l-Hakkı    Ale'l-Ayani  fi  hurmeti'l-îsticari  alâ  Kıraati'l- 
Kur'anı), 

(Cevabi'l-Veziri  fi  Hürmeti  imtinai'l-Hacci  An  duhuli  Mekkete  in- 
del-vebâi'l-Kesîri) , 

(Safvetü  Efkâri'l-Ulemai  Fi  isbatı  ilmi  Nebiyyina  bi'l-esmai)  :  Mat- 
budur. 

(Mükhiletü'l-Ebsari  fi  rü'yetil  hilâli  bi'n-nehari), 
(Bağıyyetü'l-Kasidi  fi  cevabi'l-e'siletil  vârideti  min  Âmid), 
(El-Burhanü'l-münevveru  fi  tahrimi't-tasvîri  ve  iftinail-Musavviri), 
(Tahmisü'l-Kasideti'l-Münferice)  :    (Oğlu  Kemaleddin  Efendi  tara- 
fından terceme  ve  şerh  ile  basılmıştır.)  Zamanımızın  ediplerinden  îbnül 
Emin  Mahmud  Kemal  Beyefendinin  edibane  takrizi  vardır. 

Pederi  Ömer  Naimî'nin  (Velediye  Hicabisi)  üzerine  yazdığı  haşiye- 
yi tamamlamıştır. 

HASBİ  SÜLEYMAN  EFENDİ  (PİRAVÎŞTEVÎ) 
1327  =  1909 

İlim  ve  marifet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Dırama  sancağına  bağlı 
Piraviştelidir.  Bir  müddet  şer'î  hâkimlikle  vazife  görmüştür.  Sonradan 
saray  kâtipleri  arasına  girmiş  ve  arkasından  baş  kâtip  olmuştur.  1327  H. 
de  vefat  edip  Edirnekapısı  haricinde  İbrahim  Halebi'nin  kabri  civarında 
defnedildi.  Matbu  eserleri  : 

(Tafsîl-i-Kavaidi  Külliye  Şerhi),  (Terceme-i  Tâtîri'l-Enami  fi  tabi- 
ri'l-Menami  li'n-Nablusi),  (Terceme-i  Gunyeti't-Talibîn  li'ş-Şeyh  Haz- 
ret-i  Abdül-kadir  Geylânî,  EI-Müsemma  bi  umdeti's-Salihin),  (Mirkatü 


—  336  — 


meratibi  İlmi  le  Dünnî  Fi  Menakıb-i  Abdül-kadir  Geylânî),  (Şerh  ve 
terceme-yi  Delail-i  Abdül-kadir-i  Geylânî).  Bir  de  (Risaletü'l-ittihadiye 
li  saadeti'l-milleti'l-islâmiye)  isminde  basılmamış  bir  eseri  vardır. 

Gelenbevîzade  Ahmed  Tevfik  Efendi  merhumun  tercemeye  başla- 
dığı (Tahafütü'l-Felâsife)yi  de  tamamlamıştır. 

HÜSNÜ  EFENDİ  (HÜSEYİN  HÜSNÜ  EFENDİ)  Şeyhülislâm 

1331  =  1912 

Fakihlerden  kanunlara  vakıf  bir  zat  olup  İstanbul'da  doğmuştur. 
Pederi  Erzurumlu  ise  de  aslen  Diyarbakırlı  müelliflerden  Molla  Çelebi 
torunlarmdandır.  Evkaf-ı  Hümayun  Kadılığı,  Yemen  müfettişliği  gibi 
hizmetlerde  bulunduktan  sonra  meşihat  makamına  getirilmiştir.  1331  H. 
de  azledilmiş  olduğu  halde  vefat  ederek  Cerrahpaşa  Camii  avlusunda  pe- 
deri yanma  defnedildi.  Topladığı  malzeme  çok,  malûmatı  geniş  idi.  Eser- 
lerinden (Arazi  kanunnâmesi  şerhi)  basılmıştır. 

(Ahkâm-ı  Evkaf),  (Mecellenin  bazı  aksamına  şerh),  (Kitabü'd-Di- 
yat'  da  diğer  eserlerindendir. 

HATTAP  HAYDAR  İBNİ  EBİ'L-KASIM  KARAHİSARÎ 

817  =  1414 

Sultan  Osman  Gazi  devri  âlim  ve  fakihlerinden  olup  ilk  tahsilini 
memleketinde  yapmış,  Şamda  tamamlamıştır.  817  H.  de  memleketinde 
vefat  etti.  Eserleri:  Fıkıh  ilminden  (Şerhu  Manzumeyi  Nesefiye  fil  hilâ- 
fiyat),  (Şerhu  Kenzüd-Dekayık),  (Şerhul-Muhtari  fi  fürui'l-Hanefiyye) 
ile  Usulü  Fıkıhtan  (Şerhu'l-Menar)dır. 

Karamanda  vefat  eden  Türkçe  (Mir'atü'l-Kadî)  sahibi  Ali  Galip 
Efendi  de  Karahisardan  yetişen  âlimlerdendir. 

HIZIRŞAH  MENTEŞEYİ 
853  =  1449 

Değerli  müelliflerden  bir  zat  olup  Menteşelidir.  İlk  tahsilini  mem- 
leketinde yaptıktan  sonra  ilmini  tamamlamak  gayesiyle  15  sene  kadar 
Mısırda  kalmıştır.  Allâme-yi  Tûsi'nin  Osmanlı  ülkelerine  geldiğini  du- 
yunca tekrar  gelip  mezkûr  allâme  ile  ilmî  mübahase  ve  sohbetler  etti. 

Zamanını  yalnız  ilim  ve  kemal  yolunda  sarf  eden  âlimlerdendir.  853 
H.  de  memleketinde  vefat  etti.  (Şerhu  Tecrid),  (Talîkat  ale'l-Mevakıf), 
(Talikat  ale'l-TelVih),  (Haşiye  Alâ  Mollazade)  gibi  ilmî  eserleri  vardır. 
Bursada  Zeynilerde  medfun  bulunan  oğlu  Derviş  Muhammed  Efendi  de 
âlimlerdendir. 


—  337  — 


HIZIR  BEY  (1)  (SİVRİHİSARÎ) 
863  =  1458 

Âlimlerin  değerlilerinden  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Hoca  Nasreddin 
Efendi  (-)  torunlarmdandır.  Fatih  Hz.lerinin  emriyle  Sîvrihisardan  ge- 
tirtilerek en  evvel  İstanbul  Kadısı  tayin  edildiler.  Devlet  merkezinin  bi- 
rinci kadısı  olan  bu  zattır.  Kısa  boylu  olduğundan  kendisine  «îlim  Da- 
ğarcığı» derlerdi.  Akaide  dair  yazdığı  (Nûniye  kasidesi)  ne  Uryanizade, 
İsmed  Efendi  vesaire  gibi  birkaç  zatın  şerhi  varsa  da,  en  meşhuru  seçkin 
talebelerinden  Mevlâna  Hayalî'nindir. 

Vefat  tarihi  «Lâ  zale  Aleyhirrahmetü»  terkibinin  delâlet  ettiği  863 
de,  yüksek  kabri  Vefadan  Zeyreğe  giden  caddenin  sağ  tarafındaki  mes- 
cidin avlusundadır.  (^)  Arap,  Fars  ve  Türk  edebiyatındaki  geniş  bilgisi- 
ne mevcut  yüksek  şiirleri  delâlet  eder.  (Ucaletü  Leyletin  Ev  Leyleteyni) 
Arapça  başka  bir  (Kaside-yi  Nûniye)  leri  vardır.  Bir  de  Fatih  Sultan 
Hanın  emriyle  (Metali)  i  geniş  bir  şekilde  Farsçaya  terceme  etmiştir  ki, 
bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  vardır. 

Ebcet  hesabiyle  tarih  söylemeyi  bu  yüksek  zat  ihtira  etmişlerdir. 

Türkçe  şiirlerinden  : 

Vermiş  ziya  benefşeye  peyğam  zülfiyar 
Ol  lezzetin  havası  dimağmdadır  dahi... 

Rarsca  şiirlerinden: 


(1)  Fıkıhtan  (Sadrü'ş-şeria)  ile  (Vikaye (ye  makbul  bir  şerh  yazmış  bulu- 
nan ve  891  =  1486  H.  de  vefat  ederek  Molla  Fenarî  camii  yakınma  defnolunan 
Bursa  Kadısı  Yakup  Paşa  ile  901  =  1495  H.  de  vefat  edip  Zeynilerde  medfun 
bulunan  Müfti  Ahmed  Paşa  Fakîh  ve  Münşi  meşhur  Sinan  Paşa  Hızır  Beyin 
değerli  oğullarıdır. 

{-)  Bu  zatın  gerçekleri,  felsefi  ve  ahlâkî  dersleri  alaylı  ve  eğlendirici  hikâr 
yelerle  öğretmek  gayesi  güden  sözlerim  derleyen  risalesi,  batı  lisanlarına  bile 
terceme  edildiğinden  Avrupalılar  arasında  da  meşhurdur.  Edep  ve  hikmete  mu- 
halif bazı  âdi  sözler  ise,  tabiatiyle  kendisine  bir  yakıştırmadan  ibarettir.  Hoca 
Nasreddin  Efendinin  sözlerinden  120  tanesi  Mevlâna'nm  oğullarından  Burha- 
neddin  Çelebi  tarafından  şerh  olunarak  1306  H.  de  Konyada  basılmıştır. 

(3)  Şehî  tezkiresinin:  «Şeyh  Vefa  yakınında  Necati  merhumun  kabrinin 
bulunduğu  tekkededir.»  ifadesine  göre  Eyyüp  Ensarîde  medfun  olduğuna  dair 
bazı  hal  tercemesi  kitaplarındaki  nakillerin  vesikalı  olmadığı  anlaşılmaktadır. 
Oğlu  Ahmed  Çelebinin  de  «İnnemel  Amelü  Binniyat»  hadisi  şerifinin  şerhine 
dair  bir  eseri  vardır  ki,  Ayasofya  kütüphanesinde  mevcuttur. 

F. :  22 


—  m 


Molla  Güranî  ile  aralarındaki  şu  fıkra  meşhurdur:  Hızır  Bey  iki  ge- 
cede bir  kaside  tanzim  ederek  «Ucaletü  Leyleteyni»  adiyle  Fatihin  hu- 
zuruna takdim  kılar.  Bunu  Molla  Güranî  görerek  (Lekad  zade'l-heva 
Fi'l-bu'dibeynî.  Ve  beyne'l-beyni  bu'de'l-maşrikayni)  beytine  itiraz  ile 
«Zade»  «Fiili  lâzım  olarak  kullanılmak  gerekli  iken  müteaddi  olarak  irad 
edilmiş»  der.  Bu  itiraz  padişahın  iradesiyle  Molla  tarafından  kasidenin 
üzerine  yazılarak  Hızır  Beye  gönderilir.  Bey  cevap  olarak  «Fi  kulûbihim 
maradün  Fezade  hümullahu  marada»  âyeti  kerimesini  yazar. 

hayal!  AHMED  EFENDİ  (MOLLA  -  İZNİKÎ) 
875  =  1470 

Alimlerin  büyüklerinden  olup  İzniklidir.  Hocazade  seviyesinde  de- 
rin bir  âlimdi.  Yazık  ki  33  yaşındayken  vefat  etti. 
Değerli  eserlerinin  meşhuru  : 

(Haşiye-yi  Şerh-i  Akaid)  (^)  olup  (Şerhu  Kaside-i  Nûniye),  (Talikat 
alâ  şerhi  Makasıd),  (Haşiye  alâ  Evail-i  Tecrid),  (Haşiyetü'l-Feraiz)  de 
kıymetli  eserlerindendir. 

Vefatları  875  H.  de,  nurlu  kabirleri  Bursada  Zeynilerde  (-)  Molla 
Hüsrev  yakınındadır.  Şeyh  Abdürrahim  Merzifonî  vasıtasiyle  Zeyniye 
tarikatına  intisab  ettiği  (Şekayık)  tercemesinde  zikrolunmuştur.  Üç  li- 
sanda manzum  olarak  yazmağa  muktedir  oldukları  eserlerinden  anlaşılır. 

Beyitlerinden  : 

Devri  rahmda  silsileyi  zülfü  dîr  gören 
Cem  oldu  kevr-i  teselsül  ile  devrî  cümleten 

«Hayalî»  mahlâsı  için  tarihçi  Âli  «Künhül  Ahbar»ın  basılmamış  kıs- 
inında  şöyle  diyor.  «İnceden  inceye  mütalâaya  ve  nazikâne  takrire  ma- 
lik olması  sebebiyle  Hayalî  diye  şöhret  bulmuştur.» 

İlimlerin  mukaddimesini  kadılardan  olan  pederinden  öğrendiği  de 
Âli'nin  rivayetleri  cümlesindendir. 

(1)  Çelebi  Sultan  Mehmed  medresesi  müderrisi  iken  vefat  eden  2.  Beyazıd 
Han'ın  hocası  Bolulu  Salâhaddin  Efendinin  de  âlimlerce  makbul  bir  haşiyesi 
vardır. 

{-)  Zeynîler:  Bursa'nm  doğu  tarafında  bir  yerdir  ki,  Zeyniye  tarikatı  ku- 
rucusu Zeyneddîn  Hâafî  Hazretlerinin  baş  halifesi  AbdüUâtif  Kudsî  merhum 
irşada  memur  edilerek  Bursa'ya  geldiği  zaman,  buraya  yerleşmiştir.  Vefatından 
sonra  da  buraya  defn  olunduklarından  bu  tarikata  mensup  zatların  meskeni 
ve  hususî  kabristanı  hükmüne  girmiş  olduğundan  dolayı  (Zeynîler)  ismi  ve- 
rilmiştir. 

Bu  tarikat  mensuplarının  hepsinin  kabirleri  belirli  bir  geometrik  şekli  an- 
dırır biçimdedir.  Mevlâna  Fenarî  ile  Hayalî  merhumun  mezar  taşlarının  da 
bu  biçimde  olması  Zeyniye  tarikatına  bağlı  olduklarını  îma  etmektedir. 


HÜSREV  MUHAMMED  EFENDİ  SİVASÎ  (MOLLA  HÜSREV) 

886  =  1481 

Osmanlı  âlimlerinin  en  değerlilerinden  olup  (^)  Tokat  civarmdaki 
Türkmenlerden  Ersak  kabilesindendir.  (-)  «Mâte  reisül  Ulema»  ve  «Rah- 
metullahi  aleyhi  daima»  terkiplerinin  delâlet  ettiği  886  H.  de  İstanbul 
kadısı  iken  vefat  ederek  mübarek  nâşı  Bursaya  nakledildi.  Zeynilerde 
kendilerinin  yaptırmış  olduğu  medresenin  avlusunda  medfundur. 

Eski  âlimlerin  kitaplarından  hergün  iki  yaprak  yazmayı  lüzumlu 
bir  itiyat  haline  getirmişlerdi  ki,  terekelerinde  kendi  el  yazılarıyla  pek 
çok  nefis  eserler  çıkmış  ve  gayet  pahalı  olarak  satılmıştır. 

Eserleri:  (Telvih),  (Şerhu  Miftah,  (Usûlü  Pezdevî),  (Evail-i  Tef- 
sir-i  Kadi)  ve  (Mutavvel)e  haşiyeleriyle  fıkıh  ilminden  metin  ve  şerh 
yani  (Dürer  ve  Gurer)  (^)  Usulü  Fıkıhtan  aynı  şekilde  metin  ve  şerh 
yani  (Mirkat  ve  Mir'at)  (■*)  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Alâaddin  Rumî'- 
nin (Tesmiye),  (Ahbarü'n-Nübüvvet),  (Fıkıh),  (Usul),  (Belağat),  (Man- 
tık) gibi  altı  ilimden  bahseden  risalesini  de  Nakdü'l-Efkâr  fi  reddi'l-En- 
zar)  ismiyle  şerh  etmiştir.  Hz.  Fatih  bu  zat  hakkında  «Zamanımızın  Ebu 
Hanifesidir»  buyururlarmış.  Bazen  şiirle  de  iştigal  ederlerdi. 

Şiirlerinden  : 

Başıma  bezmi  gammı  aşkında  camı  efser  yeter 
Zahminîle  kanlı  pîrahen  kabayi  zer  yeter 


(1)  (Camiu'l-Mevzuat)  ismindeki  eserini  Sultan  III.  Mehmede  takdim  eden 
Mustafa  İbni  Ebubekir  Efendi  ile  (Fetava-yı  Bezzaziye)  yi  terceme  eden  Şeyh 
Ahmed  İbni  Musa  ve  Sivasm  Domaniç  fcöyünden  olup  (Keşfüzzunûn)  da  zikre- 
dilmiş olan  (Mecmau'l-Akval  fi'l-Hikemi  ve'l-Emsal)  müellifi  Ahmed  Efendiler 
de  Sivastan  yetişen  eser  sahibi  âlimlerdendirler. 

(2)  Molla  Hüsrevin  bir  mühtedinin  oğlu  olduğuna  dair  (Şakayık)  tercüme- 
sinin rivayeti  mevsuk  değildir.  Çünkü  bu  tercemenin  kenarında  Sivas  ile  To- 
kat arasındaki  Yerköyden  olduğuna  ve  hattâ  (iDürer  ve  Gurer)inin  son  kıs- 
mında (Enel  Fakiru  Muhammed  İbni  Feramrez  İbni  Ali  Âmelehümullahü  bi- 
lûtfihi'l-Celî  ve'l-Hafî)  buyurduğuna  göre,  dedelerinden  itibaren  müslüman 
oğlu  oldukları  ortaya  çıkmaktadır. 

(^)  1043  H.  de  vefat  eden  kadılardan  Süleyman  İbni  Veli  Ankaravî,  1136  H. 
de  Şam  kadısı  iken  vefat  eden  Gelibolulu  Osman,  Yafa  Naibi  iken  1316  H.  de 
vefat  eden  Boyabatlı  Karabekir  Efendiler  tarafından  terceme  olunmuştur. 

(4)  İzmirli  Muhammed  İbni  Veli,  1292  H.  de  İstanbulda  vefat  eden  Mersin 
müftüsü  Ahmed  Hilmi  Tarsusi  ve  Mustafayi  Mostari  ve  (Fetava)  sahibi  Ha- 
mid,  1167  H.  de  vefat  eden  Hamza-yi  Darendevî,  1117  de  vefat  eden  Muham- 
med Tarsusî  taraflarından  Haşiyesi  yazılmıştır. 


—  34Ö  — 


Mezar  taşmdaki  ibare  : 

«Menba-ı  ilmi  hüner,  Varisü  ulumi  hayrül  beşer,  Fazılı  hurşidi  eser, 
Sahibü'd-Dürer  ve'l-Gurer  Mevlâna  Muhammed  Hüsrev.» 

878  H.  de  Fatih  Sultan  Mehmed  Han'a  hediye  ettikleri  kendi  yüksek 
el  yazılarıyla  yazma  (Dürer)  nüshası  Köprülü  kütüphanesindedir.  (i) 

HOCAZADE  MUSLİHUDDİN  EFENDİ  (BURSAVÎ) 

893  =  1487 

Bursanm  medarı  iftiharıdır.  Vücudiyle  iftihar  edilen  âlimlerin  bü- 
yüklerinden olup  hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Kadı  Hızır  Beyden  tah- 
sil etmiştir.  Hızır  Bey  kendisini  takdir  eder  ve  idrâkinin  sağlamlığını 
teslim  ederdi.  Bazı  müşkil  meselelerin  halli  icabettıkçe  mezkûr  zattan 
kinaye  olarak  aklı  selime  müracaat  ediniz  dermiş. 

Değerli  eserleri : 

(Haşiye-yi  Şerhi  Mevakıf),  (Haşiye-yi  Tenkıhu'l-Usuli  Lis-sadri'ş- 
Şeria),  (Tehafüt)  (^),  (Haşiye-yi  Şerhi  Hidayeti'l-Hikme),  (Şerhu  Met- 
ni Tavali'),  (Haşiye-yi  Telvih),  (Şerhu  îzzî)  vesairedir.  (Tehafüt) ü  haz- 
reti  Fatihin  emriyle  yazarak  bu  kitapla  Molla  Zeyreke  galebe  etmiştir. 
Bursa  müftüsü  iken  893  H.  de  vefat  etti.  Kabri  Emir  Sultan  hazretleri- 
nin medreseleri  karşısında  caddenin  biraz  ötesindedir.  Köprülü  kütüp- 
hanesinde kendi  el  yazısiyle  yazma  bir  (mutavvel)  vardır. 

HATİPZADE  MUHYİDDİN  EFENDİ 
901  =  1495 

Fatih  devri  âlimlerinden  olup  Kastamonuludur.  İznikte  medfun  pe- 
deri Taceddin  ibrahim  ile  Mevlâna  Ali  Tûsî  ve  Mevlâna  Hızır  Beyden 
tahsilini  tamamlamıştır.  Âlimlerin  büyükleri  için  pek  lüzumlu  olan  va- 
karı gurur  derecesine  vardırmıştı. 


(1)  875  H.  de  kendi  el  yazısiyle  yazıp  Hz.  Fatihe  takdim  ettiği  (Mir'at  ve 
Mirkat)  nüshaları  Yeni  Cami  kütüphanesindedir.  Künyelerinde  Muhammed 
İbni  Feramrez  İbni  Ali  ibaresi  görülmektedir. 

Nasîr-i  Tûsî'nin  mantıktan  Farsça  (Esasüliİktibas)  ismindeki  eserim  de 
irabını  yaparak  Hz.  Fatihe  takdim  etmiştir  ki,  kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüs- 
hası Enderûnı  Hümayımda  (Revan  odası)  kütüphanesindedir.  Baş  tarafında 
19  beyitli  gayet  beliğ  Arapça  bir  kasideleri  de  vardır. 

(2)  Allâme  Celâleddin  Devvaninin  takdirine  mazhar  olan  bu  eser,  İmam 
Gazali  ve  İbni  Rüşd'ünki  ile  beraber  Mısırda  basılmıştır. 


—  341  — 


Eserleri  : 

(Talikat  Alâ  Haşiye-yi  Tecrid),  (Talikat  Alâ  Evail-i  Keşşaf),  (Ha- 
şiye Alâ  Evail-i  Şerh-i  Mevakıf),  (Haşiye-yi  Telvîh),  (Risale  fi  beyani 
beyani  fezail-i  cihat),  (Risale  fi  bahsi  rüyet  ve  kelâm),  (Haşiye  Alâ  şer- 
hi vikaye),  (Haşiye  alâ  mukaddemati  erbaa),  (Haşiye  alâ  evail-i  şerh-i 
muhtasar),  (Risale  fi  tayini  cihat-i  kıble)  vesaireden  ibarettir. 

Vefatı  901  H.  dedir.  Kabri  Hz.  Halid  civarında  büyük  müelliflerden 
Ali  Kuşçunun  yanındadır.  Mücerret  üstünlük  dâvası  ve  kıskançlık  saika- 
siyle  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Molla  Lütfinin  şehadetine  sebep  oldu  ki, 
hu  hal  kendisinin  ilmen  zengin  ahlâken  fakir  olduğuna  delâlet  ediyor. 
Esef  olunur. 

HÜSREVZADE  MUSTAFA  EFENDİ 
1000  =  1591 

Molla  Hüsrevin  yetişkin  torunu  olduğu  için  Hüsrevzade  lâkabiyle 
meşhur  olmuştur.  Evvelce  saçlı  Emir  Efendiden  istifade  ettikten  sonra 
Mevlâna  Ebu's-Suûd'dan  tahsilini  ikmal  etmiştir.  1000  H.  de  azledilmiş 
olarak  Trablus  Şam  kadılığından  dönüşünde  Akşehirde  vefat  etti. 

(Güldeste-yi  Riyaz-i  irfan)  ile  (Riyazi  tezkiresi)  nde  de  Bursada  de- 
desi Molla  Hüsrevin  yanında  medfun  olduğu  yazılmış  bulunduğuna  gö- 
re, Atâinin  ifadesi  teemmüle  şayandır. 

Eserleri : 

(Galatatü'l-Avam),  (Kurazatü'l-Fıkhiyyeti  ve  fekâhetü'l-Rıfkıyye- 
ti)  ile  Kutbu  Mekkînin  (El  Berku'l-Yemanî  Fi'l-Fethi'l-Osmani)  ismin- 
deki Yemen  tarihini  ve  (Tuhfetü'l-Mülûk)ü  tercemelerinden  ibarettir. 
Türkçe  şiirleri  de  vardır. 

Bu  cümleden  olarak  : 

Garezim  mülki  beka  idi  ademi  rahımdan 
Uğrayıp  şehri  vücuda  oyalandım  kaldım. 

HALİL  İBNİ  RESÛL  (SİNOBÎ) 
1075  =  1664 

Fakihlerden  bir  zat  olup  Sinop  sancağının  Akçaçam  nahiyesinden- 
dir.  1075  H.  de  vefat  etti.  îki  büyük  cilt  üzerine  (İzharü  Feraidi'l-Ebhuri 
ve  İzahu  fevaidi'l-Enhür)  isminde  mufassal  (Mülteka  şerhi)  vardır.  (Fe- 
raiz)  bahsini  de  ayrıca  (şerh)  etmiştir, 


—  342  — 


HIZIR  İBNİ  MUHAMMED  (AMASYAVÎ) 

1086  =  1675 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Amasya  müftüsü  iken  1086  H.  de 
vefat  etti. 

Eserleri:  (Unbubu'l-Belâğa)  ile  şerhi  (İfazetü'l-Unbub)  (Menar)m 
ihtisarı  olan  (Gusunü'l-Usûl)  ve  şerhi  (Tehyicü  Gusuni'l-Usûl),  (Haşiye 
Alâ  Tefsiri'l-Beyzavî)  vesairedir.  (Feraiz-i  Siraciye)yi  de  (Lübbü'l-Fe- 
raiz)  ismiyle  ihtisar  etmiştir. 

Pederi  Muhammed  Efendinin  de  (El-Ma'kud  fi  şerhi'l-maksud)  is- 
minde (Maksud  şerhi)  vardır. 

HİSALİ  ABDURRAHMAN  ÇELEBİ 

1087  =  1676 

Fazilet  sahibi  ve  şair  bir  zat  olup  Karadavutzade  Süleyman  Çelebi- 
nin oğludur.  1087  H.  de  vefat  etti.  Bursada  ceddinin  yaptırmış  olduğu 
camii  şerif  avlusunda  medfundur. 

Eserleri  : 

(Tercihu'l-Beyyinat),  (Fetava-yı  Hısali),  (Divan)  vesairedir.  Bir  de 
(Mülteka)  nm  müşkilâtmı  (Ata)  ismiyle  şerh  etmiştir  ki,  bir  nüshası 
Beşirağa  kütüphanesindedir.  (Deşişi)  ismindeki  Farsça  lügatini  da  ihti- 
sar etmiştir. 

Beyitlerinden  : 

Gördü  gammı  Leylâ  ile  ahvali  diğer  gûn 
Di%^aneîiğe  urdu  heman  sureti  Mecnun 

HALİS  İBRAHİM  EFENDİ  (PASAROFÇAVÎ) 

Fazilet  sahibi  müderrislerden  Farsça  âlimi  bir  zat  olup  Belgrad  ci- 
varındaki Pasraofça  -  Pozrofca'lıdır. 

1160  H.  de  İstanbulda  vefat  etti.  1143  H.  de  Hırka-yı  Şerif  mahalle- 
sinde yazdığı  (Mecmau'l-Emsal  -  Düsturü'l-Acem)  isminde  Farscanm  in- 
celiklerine müteallik  bir  büyük  cilt  halindeki  kıymetli  eserinin  bir  nüs- 
hası Esad  Efendi  kütüphanesinde  vardır. 

MEVLÂNA  MÜFTİ  EBU  SAÎD  EL-HÂDİMÎ  (HÂDİMÎ) 

1176  =  1762 

Âlimlerin  en  değerlierinden  faziet  ve  kemalile  meşhur  olup  1113  = 
1701  H.  de  Konyaya  bağlı  aslen  Buharalı  olan  büyük  pederinin  hicret 
suretiyle  yerleştiği  Hadimde  doğdu.  îlk  tahsilini  pederiyle  âlimlerin  bü- 


—  343  — 


yüklerinden  (Karahacı)  şöhretiyle  anılan  Mustafa  Efendiden  gördükten 
sonra  pederinin  tensibiyle  ilmini  tamamlaman  için  îstanbula  gelerek  o 
asrm  en  tanmmış  âlimlerinden  Kazâbâdî  Ahmed  Efendiden  parlak  bir 
şekilde  icazet  almağa  muvaffak  olarak  memleketine  dönüp  ders  verme- 
ğe ve  eser  yazmağa  başladı.  Kısa  zaman  içinde  ufuklara  yayılan  şöhret 
ve  fazileti  dolayisiyle  padişahın  daveti  gereğince  ikinci  defa  hilâfet  mer- 
kezine gelip  devrin  âlimleriyle  beraber  bizzat  padişah  da  hazır  bulundu- 
ğu halde  Ayasofya  Camii  Şerifinde  takrir  ettiği  Fatihayı  Şerife  tefsiri 
umumî  takdiri  mucip  olmuştur.  Padişahın  takdir  ve  taltiflerine  mazhar 
olduktan  sonra  memnun  bir  şekilde  memleketine  gönderilmiştir. 

Memleketinde  tekrar  tekrar  icazet  vermeğe  muvaffak  olarak  1176 
H.  de  âhirete  intikal  etti.  Mezhep  olarak  Hanefî,  tarikat  bakımından 
Nakşibendîdir.  Kendi  el  yazılarıyle  yazılı  evrak  arasında:  «Pederimin 
kabri  şerifinde  murakabeye  varmıştım,  karşımda  temessül  eyledi.  Nasi- 
hat istedim;  «İşte  beni  görüyorsun  ya,  dünyanın  esbap  ve  alâkalarından 
uzakım.  Bu  âlemde  onlardan  hiçbiri  fayda  vermiyor.  Maişet  hususunda 
hırs  ve  kötü  tamahtan  sakınarak  Cenab-ı  Hakka  mütevekkil  ve  onun  ih- 
sanına kani  ol.  Dünyada  sebepleri  yaradanı  unutup  ihtiyacını  zahirde 
sebep  olan  kula  bildirirsen,  Cenab-ı  Hak  seni  en  âdi  kimseye  muhtaç 
eder.  Eğer  ihtiyacını  herkesten  gizliyerek  ancak  Hazreti  Zülcelâle  arze- 
dersen,  dünya  bile  sana  muhtaç  olur.»  buyurdukları  yazılıdır. 

Değerli  eserleri  aşağıdadır  : 

1  —  (Metni  Mecamiu'l-Hakayık  fi  Îlmi'l-Usul)  (') 

2  —  (Şerhu  Tarikat-ı  Muhammediye) 

3  —  (Şerhu  Besmele)  {-) 

4  —  (Haşiye-yi  Dürer) 

5  —  (Şerhu  Kasideti'l-Mudariye) 

6  —  (Haşiyetün  Alâ  tefsiri  Suretin-Nebei  li'l-Beyzavî) 

7  —  (Risaletün  Fi  Hakkı't-Tesbihi  ve't-Tahmidi) 

8  —  (Tefsirü  kavlihi  tealâ  «Kulillahümme  malikel  mülki»  ) 


(1)  Osmanlı  âlimlerinden  ^'iydmlı  Mustafa  b.  Muhammed  tarafından  (Me- 
nafiu'd-Dekayık)  ismiyle  Arapça  şerh  olunduğu  gibi,  Şirvanlı  Ahmed  Hamdi 
Efendi  tarafından  da  (Levamiu'd-'Dekayrk)  adiyle  terceme  olunan  nüshaları 
'basılmıştır. 

(-)  Onsekiz  ilme  tatbik  edilerek  yazılmış  olan  bu  kıymetli  eser  Mısır  âlim- 
lerinden Şeyh  Uleyş  Efendi  tarafından  telhis  edilmiştir.  Her  ikisi  de  basılmış- 
tır. 

1190  H.  küsur  tarihinde  vefat  eden  Karamanlı  Ahmed  b.  Hasan'm  da  (Tuh- 
fetü'l^Besmele)  ve  I.  Abdü'l-Hamid  zamanında  yaşayan  Muhammed  b.  Ali  El- 
Karamanî  Sümme'l-Erzincanî'nin  de  (Risaletü'l-Besmele)  isminde  birer  şerh- 
leri vardır  ki,  birer  nüşhası  Hamidiyede  mçvcuddur. 


—  344  — 


9  — 

(Tefsirü  kavlihi  tealâ  «înne  ba'zezzani  ismün»  ) 

in   

yibiba.it;  LU.li"J.>j  doctyiilU.    Vt:i"V  t-bd  V  d.  J 

11  — 

fRisaİPtıi'n   fi  sıilnkin-TNraksilipnrlı  vp"! 

19   

^^Xvioclit;  LU.  i  X1U.^U.İ    li  o  bcticl  li/ 

f'S^PTİı  1 1    PT/'KT'i  i  V»  p'l  «"\7pl  orl  \ 

^k^CİİİLl            y  LİİİC  i     V  CİCU,/ 

14   

r Aravi'^îiî 'n-lNTpf aı<=;i  fi  ılmi'l-IVranf ılc"^ 

1   

yraiciyibU  l-JİJİlZdCİii    Vc    INcldibU  i-iliUKd.1  ) 

•İR   

iT»iQPİPİ'iî'n    Tl    Tn  anî  "vroi"!  '1  _T  Tl  t  \  tv>  ^ 
\^XViba,iv_  LU.1İ    J.İ    iildiliy  C  Li  l~LJlLliIl^ 

17  — 

fKesfü'l-Hidri  an  hali'l-Hıdril 

ÎR   

V-ivibdit- lU-il    LL  i"    Xl.dU.ibi  Zı"ZjdiXl^ 

1Q   

\^X\ibdic  LU.  i~lVXİb  V dlS.  1 

90   

\^Xvibdlt.LU  i"iVdiiVt:^ 

21  — 

(Risaletü'd-Duhan) 

22  — 

(Tefsirü  Sureti'l-îhlâs) 

23  — 

(Risaletün  fi  hakki'l-îstihlâf) 

1160  H.  de  vefat  eden  yüksek  biraderi  Ebi  Naim  Ahmed  el-Hâdimî- 
nin  eserlerinden  : 

1  —  (Risaletün  fi  Hakkı'l-Elfazi'l-Mecaziye) 

2  —  (Haşiyetün  Ale'l-Mir'at) 

Oğlu  olup  1213  H.  de  Mekkede  vefat  eden  Said  Hâmidînin  eserleri: 

1  —  (Haşiyetün  Alâ  Tefsiril-Fatihati  Li'l-Beyzavî) 

2  —  (Şerhu'l-Buhari'ş-Şerif  İlen-Nısıf) 

3  —  (Şerhu  Kasidei  Bür'e) 

4  —  (Haşiyetün  Ale'l-Hayali) 

5  —  Şerhu  Şemail-i  Şerife) 

1192  H.  de  vefat  eden  Abdullah  Hadiminin  eserleri  : 

1  —  (Şerhu  Mecamiu'l-Hakayık) 

2  —  (Şerhu  Dibacetün-Netayic) 

3  —  (Şerhu'l-Kasideti'l-Hemziyye) 

4  —  (Haşiyetün  Alâ  Haşiyeti  Mir  Ebi'l-Feth) 

5  —  (Haşiyetü  Alâ  Şerhi  Besmele) 

6  —  (Tefsirü  Kavlihi  Tealâ  «Kad  efelahal  Mü'minûn» ) 
Emin  İbni  Muhammed  Hadiminin  eserleri  : 

1  —  (Şerhu  Menar) 

2  —  (Haşiye-yi  Kazi  Mîr) 

3  —  (Haşiye-yi  Münteha) 


—  345  — 


HALİL  İBNİ  HASAN  (EBİ'L-FELÂH) 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Aydınlıdır.  1170  =  1756  H.  de  vefat  etti 
Eserleri  : 

Haşiye-yi  Muhtasar-ı  Münteha),  (Seyyid  Şerifin  Tasavvurat  haşi- 
yesine), (Karadavutun)  haşiyesine  haşiye,  münazara  adabı  ilminden 
(Taşköprülü  Risalesine  Haşiye)  vesairedir. 

HAHİRZADE  İSMAİL  İBNİ  ŞEYH  MUHAMMED  EFENDİ 

Kadıların  âlimlerinden  bir  zat  olup  Mirza  Mustafa  Efendinin  tale- 
besi ve  kız  kardeşinin  oğludur.  1152  H.  de  Bursa  kadısı  iken  (Minhacül- 
Beyan  fi  Tefsiri  Lügati  Kur'an)  isminde  bir  eser  yazmıştır  ki,  Türkçe 
tefsir  yazmak  istiyenler  için  istifadeli  bir  kaynaktır. 

HALİL  ŞEREF  EFENDİ  (HAYATİZADE) 
1267  =  1850 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Hayatî  Ahmed  Efendinin  fazilet  sa- 
hibi olarak  tanınmış  oğludur.  Bağdat  mollalığından  dönüşü  olan  1267  H. 
de  memleketinde  vefat  etti.  Eserlerinin  en  büyüğü  (Ravzatü'l-Eşraf  fi'l 
Muzafi  ileyh  ve'l-Muzaf)  ismindeki  dört  büyük  cilt  üzerine  yazılmış 
(Türkçe  lügat)  kitabıdır.  Bu  eser  (Simarü'l-Kulûbi  Fi'l-Muzafı  ileyhi 
ve'l-Mensubi)  ile  (Mâ  yuavvelü  aleyhi  fil-muzafi  vel-muzafi  ileyh)  isim- 
lerindeki  lügat  kitapları  başlıca  kaynak  alınmak  suretiyle  meydana  gel- 
miştir ki,  tertibi  Heca  harfleri  üzerine  izafet  terkiplerinden  müteşekkil- 
dir. 

Bu  büyük  eserden  başka  Sümbülzadenin  (Nuhbe)  sini  ve  Bâkülu 
Kudsi  adındaki  zatın  Arapça  olarak  yazdığı  (Esrarü'l-Melekût)  ismin- 
deki yeni  Kozmoğrafya  ile  alâkalı  olan  eserini  de  (Efkâr-ı  Ceberut)  is- 
miyle geniş  bir  şeklde  terceme  ve  şerh  etmiştir.  Gerçi  bu  eserin  rakam 
ve  hesaplarına  teallük  eden  bazı  kısımlarında  zamanımızın  hesaplarına 
uymayan  noktalar  varsa  da,  son  bölümünde  Yeni  Kozmoğrafyanm  şer'i 
şerife  tatbikma  dair  olan  hususî  bahis  mütalâaya  şayandır.  Bu  eser  1265 
H.  de  İstanbulda  basılmıştır.  (Simarü'l-Kulûb)  430  H.  de  vefat  eden 
İmam-ı  Seâlebînin,  (Mayeûlü  aleyh),  1111  H.  de  vefat  eden  Muhammed 
Emin  Muhibbinindii".  (Ma  yeul)ün  nefis  bir  nüshası  Vefa  kütüphanesin- 
de vardır. 


—  346  — 


HALİL  KERMİRÎ  (KAYSERÎ) 
1190  =  1776 

Tanınmış  âlimlerden  bir  zat  olup  Kayserinin  Kermir  köyündendir. 
1190  H.  tarihlerinde  memleketinde  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Haşiye-yi  Akaid),  (Haşiye-yi  Kazi  Mîr),  (Şerh-i  Manzume-yi  İshak 
Efendi)  dir. 

Muhammed  îbni  Ebubekir  El-Halebı  El-Kayserî  El-Hisarî  isminde 
bir  zatın  1157  H.  de  yazılmış  (Fevaidü'l-Hisariyyeti  fi  Şerhi  Mefatihi'd- 
Dürriyyeti  fi'l-Emsileti'l-Farisiyyeti)  isminde  Arapça  eseri  Kuşadası  kü- 
tüphanesinde tarafımdan  görülmüştür.  Bir  nüshası  Yahya  Efendide  var- 
dır. 

HALİL  EFENDİ  (BURDURÎ) 
1269  =  1852 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Burdur  -  Gölhisar  -  Kızıllar  kö- 
yündendir. Tahsilini  tamamladıktan  sonra  Burdurda  ilmin  neşrine  hiz- 
met etti  ve  eserler  yazdı.  1269  H.  de  vefat  ederek  Demiroğlu  Hayratı 
kabristanına  defnedildi. 

Eserleri  : 

Usûl-ü  Hadisten  (İrşadü'l-Kari)  isminde  (Aliyyü'l-Karî  Haşiyesi) 

Nahivden  (Gunyetü'l-Ebsar)  isminde  (Netayicül  Efkâr  Haşiyesi) 

Kıraatten  (Nüveyri  Haşiyesi) 

(Tefsir-i  Kazi)  nin  ekseri  yerlerine  (talikat) 

(Mutavvel)  in  ekseri  yerlerine  talikat  vesairedir. 

HOCA  TAHSİN  EFENDİ  (FİLATÎ) 
1298  =  1880 

Âlimlerin  sonuncularından  olup  Yanya  civarındaki  Filatlıdır.  Aklî 
ve  naklî  ilimleri  bilen  şark  ve  garp  dilleriyle,  yeni  ilim  ve  fenlerin  ço- 
ğuna vakıf  fazilet  sahibi,  hakim  bir  zat  idi.  Hal  tercemesi  mufassal  ola- 
rak Şemseddin  Sami  Beyin  «Hafta»  ismindeki  mecmuasında  neşredil- 
miştir. 

Eserlerinden  : 

(Tarihu  Tekvin),  (Esas-u  İlm-i  Heyet),  (Ruh),  (Esrar-ı  Ab-u  Hava) 
gibi  bazı  risaleleri  sonradan  neşrolunmuştur.  Ancak  geniş  ilmi  nisbetin- 
de  eser  bırakmağa  muvaffak  olamamıştır.  Osmanlı  ülkelerinin  ekseriye- 


—  347  — 


tinde  görüldüğü  üzere  gökyüzü  kubbesinin  görünüşünün  resmini  bildi- 
ren Miratüs-Sema  isminde  basılmış  bir  levhası  vardır.  Vefatı  1298  H.  de 
Erenköyündedir. 

Hikmetli  şiirlerinden  bir  kıta  aşağıdadır: 

Kitab-ı  Alemin  Evrakıdır  ebad-ı  namahdut 

Suturu  hadisat  dehirdir  âsarı  na-mağdut 

Basılmış  desti  gâh  levhı  mahfuz  tabiatta 
Mücessem  lâfzı  manidardır  âlemde  her  mevcut 

Ömrünün  sonlarında  inşad  ettiği  müsemmenlerde  (sekizlikler)  ib- 
retli bir  manzumedir.  Kâinat  hakkında  da  bir  manzumesi  vardır.  Riya- 
ziye ilimlerinden  astronomiye  merakı  fazlaydı. 

Pars  arkadaşlarından  meşhur  Tarakçı  Said  Ağanın  menkıbeleriyle 
vefat  tarihini  işaret  eden  (Mecmua-yı  Ulum)  da  tuhaf  ve  mufassal  bir 
kasidesi  de  vardır. 

Yıldızlar  âlemine  dair  merhumun  nazmettiği  manzumedir: 

Ruyi  miratı  avalimdir  bu  resmi  dilnişin 

Sureti  zibayı  masnuat-ı  hayr'il-hâlikîn 

Tarımı  minada  hoş  elvan  güna  gün  ile 

Zeynolunmuştur  mesabihus-sema,  lin-nazırîn 

İrtifai  kadri  ecramı  felek  hakkında  hem 
Nazil  olmuştur  nice  âyat-ı  Kur'an-ı  mübin 
Sure-i  veş-şemsi  ven-Necmi  de,  foa  vav-ı  kasem 
Anların  hakkı  içün  etmiş  Hak  kelâmında  yemin 

Hayret  efzayı  ukul  ehîi  fikrettir  nücûm 

Habbeza  sun-i  bedii  ilâhiyedir  rifat  rehîn 

Eşref-i  cümle  maariftir  bu  fenni  mevzuî  veş 

Ilm-i  heyet  üzre  mevkuf  ekser  ahkâmı  din 

Mihri  hikmet  lem'a  rizi  kişveri  ervahtır 
Feyzi  nurı  ile  bulur  neşvü  nema  akli  fatin 
Ba  cenah  ilmi  heyet  dem  bedem  olmak  muhal 
Evci  idrak,  kemali  kudreti  Hakka  karîn 

işte  bir  ayineyi  heyet  nüma  kim  vechinin 

Encümünden  münteşirdir  pertevi  ilmi'l-yakîn 

Matlaı  ta  bendedir  çeşmi  hakayıkı  bindir 

Ahteri  pervin-i  sıfat  her  noktasıdır  semin. 

Burci  ali'î  sipihr  irtikaya  neyi  için 
Inkısamatı  medaric  hatları  habli  metin. 
Alemin  ahvali  icmalîyesin  idrak  için, 
Şekli  görmek,  bin  kitabın  okumaktan  bihterîn 


—  348  — 


HARPUTÎ  ÖMER  NÂİMÎ  EFENDİ 
1299  =  1881 

Mehmed  Said  Efendi  Fetavası  adındaki  mecmuanın  yazarı  Harput 
Müftüsü  İmamzade  Muhammed  Said  Efendinin  oğlu  Müftü  Ahmed  Efen- 
dinin oğludur.  Harputta,  Aymtapta,  Kayseride  tahsil  gördü.  Harputta 
15  sene  müftülüke  bulundu.  Üç  lisanda  şiir  inşasına  muktedirdir.  (İzhar) 
ve  (Feride  îsammı)  şerh  ve  münazara  ilmi  ve  adabından  (Velediye  Hi- 
cabisini)  haşiye  etti.  Bu  eksiktir. 

Bazı  mühim  meselelere  dair  müteaddit  risaleleri  ve  hocalarının  çe- 
şitli risalelerine  birçok  talikatı  vardır. 

Şiirleri  toplanmamıştır.  Şöhret  kazanmasına  sebep  (El-Asidetü's- 
Şehdiye  Fi  şerhi  Kasidetil  Bürde)  ismindeki  eseridir. 

Bu  eseri  ilk  defa  Mısır  Valisi  Mehmed  Ali  Paşa  bastırdı.  Tekrar  tek- 
rar ilmî  icazet  vermeğe  muktedir  oldu.  Bilâhare  âmâ  olduğu  halde  yine 
ilmin  yayılmasına  hizmet  etti.  (Manzume-yi  Naimiyye)  adındaki  matbu 
eserini  de  bu  sırada  yazmıştır. 

1299  H.  de  Harputta  vefat  etti.  Harputtaki  kabristana  defnoldu.  Pek 
yaşlı  olduğu  halde  şuurla  hafızası  fevkalâde  idi.  «Din-i  Muhammedîye 
hizmet  edenler  bunamaz,  zelil  olmaz.  Müslümanlığı  yükseltenler  iki  ci- 
handa da  azizdir.»  Mezkûr  zat  yumuşak  huylu  ve  lâtifeci  idi.  Lâtifeleri 
pek  çok  ve  pek  hoştur. 

HALİS  MUHAMMED  EFENDİ  (ŞİRVANÎ) 
1331  =  1912 

Arabî  ilimlerin  bilhassa  Arap  edebiyatının  mütehassıslarından  fazi- 
letli bir  zat  olup  Şirvanlıdır.  İlk  tahsilini  memleketiyle  Amasyada  göre- 
rek İstanbula  gelip  zamanının  en  faziletli  âlimlerinden  Tikveşli  Yusuf 
Efendiden  tamamlıyarak  icazet  almıştır.  Fatih  Camii  Şerifinde  ders  okut- 
mağa başlayıp  icazet  vermeğe  muvaffak  olmuştur.  Ayni  zamanda  kuru- 
cularından bulunduğu  Darüşşafakada  da  hocalık  yaptı.  Müstahzaratı  ga- 
yet çok,  ilmî  ihataya  malik  bir  zattı.  Son  memurluğu  olan  ders  vekâle- 
tinden emekliye  ayrılarak  1331  H.  de  vefat  etti.  Fatih  camii  avlusuna 
defnedildi.  Medreselerin  islâhı  ile  medrese  talebelerine  fen  derslerinin 
verilmesi  hususunda  gayret  ve  hizmeti  geçmiştir. 

Eserleri  : 

(Telhısün-Nahiv),  (Mizanül-Ezhani  f i'l-Mantık) ,  (Ilm-i  Kelâhı), 
(Usul-u  Akaid)  gibi  ilmî  risaleleri  Darüşşafakada  okutulmuştur. 


—  349 


İBNİ  TÜRKMEN  ALÂADDİN  ALİ  İBNİ  OSMAN  MARDİNÎ 

735  =  1334 

Büyük  Fakih  ve  Muhaddislerden  bir  zat  olup  diğer  ilimlerde  de  ih- 
tisası vardır.  Tahsilini  Mısırda  tamamladıktan  sonra  Mısırda  kadılıkta 
bulunarak  735  H.  de  vefat  etti.  Eserleri  : 

(Muhtasaru'l-Hidaye),  (Sadiye  fi  Usulil-Fıkıh),  (Muhtasar  Ulûmi'l- 
Hadisi  Li  İbni  Salah),  (El-Cevherü't-Takiyyi  Fi'r-Reddi  Ale'lBeyhakî) 
dir.  Son  eseri  1316  H.  de  Hindistanm  Haydarabat  -  Dakkan  şehrinde  ba- 
sıldı, îmam  Fahreddin  Razinin  (Muhassılü  Efkârı'l-Mutekaddimine  ve'l- 
Müteahhirine  Mine'l-Hükema)sını  da  kısalttığını  (Keşfü'z-Zunûn)  beyan 
etmektedir.  Küçük  kardeşi  Ahmed  Efendi  de  âlimlerden  bir  zat  olup 
744  =  1343  H.  de  vefat  etti. 

Başlıca  eserleri : 

(Şerhu  Camii'l-Kebir)  ile  (Şerhu'l-Hidaye),  (Behimetü'l-Eâribi  bi- 
ma  fi'l-Kur'ani  mine'l-karib),  (Muhtasar  risaletü'l-Kuşeyriye),  (Kitabü'z- 
Zuafai  ve'l-metrukin),  (El-Müntehab  fi'l-Hadîs),  (El-Mü'telif),  (El-Muh- 
telif),  (Sünenü's-Sağîr  vel-Kebîr)  dir. 

İBNİ  MELEK 
650  =  1252 

İsmi  İzzettin  Abdüllâtif  olup  Tirelidir.  Osmanlı  âlimlerinin  en  de- 
ğerlilerinden müdekkık  -  Duhakkık  ve  fazilet  sahibi  bir  zattır.  Aydın 
oğlu  Mehmet  Bey  tarafından  Tirede  yaptırılmış  olan  medresede  ilme  ve 
ahlâka  hizmet  etmiştir.  Mezkûr  medresede  ziyaretiyle  müşerref  oldu- 
ğum mübarek  mezar  taşında  Arapça  olarak  797  H.  tarihi  kazılmıştır.  îs- 
tanbulda  Aksaray  civarında  Sofular  maallesinde  yüksek  adlarına  atfen 
sonradan  bir  taş  dikilmiştir.  Tasavvufa  da  intisabı  vardır. 

Değerli  eserleri  jgağıdadır: 

1  —  (Şerhu  Meşarik-i  Şerif)  :  Eserin  metni  650  H.  de  vefat  eden 
îmam  Radiyyuddin  Hasan  ibni  Muhammed  Es-Sâgânînin  hadis  ilmine 
ait  meşhur  eseri  olup  ismi  (Meşariku'l-Envari'n-Nebeviyyeti  min  siha- 
hi'l-Ahbari'l-Mustafaviyye)  dir  ki,  birçok  âlimler  tarafından  şerh  olun- 
muşsa  da  ulema  arasında  meşhur  ve  muteberi  hal  tercemesini  yazdığı- 
mız İbni  Melek  merhumunkidir.  Bu  şerhin  ismi  (Mubarekü'l-Ezhar  fi 
Şerhi  Meşariki'l-Envar)  dır. 

2  —  (Şerhu  Menari'l-Envar)  :  Eserin  metni  710  H.  de  vefat  eden 
(Hafizuddin  Nesefî)  lâkabiyle  meşhur  İmam  Ebi'l-Berekât  Abdullah  îb- 


—  350  — 


ni  Ahmed'in  meşhur  eseridir  ki,  bu  eser  de  birçok  âlimler  tarafından 
şerh  ve  haşiye  olunmuştur. 

3  —  (Şerhu  Mecmai'l-Bahreyn)  ;  Eserin  metni  964  H.  de  vefat  eden 
(İbni  Saatî)  şöhretiyle  tanmmış  Muzafferüddin  Ahmed  İbni  Ali  El-Bağ- 
dadî'nin  Hanefî  mezhebinin  fürûatma  dair  olan  meşhur  kitabıdır  ki,  bu 
eser  de  bir  çok  âlimler  tarafından  şerh  edilmiş  ve  haşiyesi  yazılmıştır. 

4  —  (Şerhu  Vikaye)  :  Eserin  metni  AUâme  Mahmud  îbni  Sadru'ş- 
Şerianm  olup  ismi  (Vikayetü'r-Rivayeti  fi  Mesaili'l-Hidaye)  dir  ki,  bu 
eser  de  birçok  büyük  âlim  tarafından  şerh  edilmiş  ve  haşiyesi  yazılmış- 
tır. Hal  tercemesini  yazdığımız  İbni  Melek  merhum  bu  şerhi  oğulların- 
dan Cafer  adındaki  oğluna,  (Vikaye)  yi  okuttuğu  zaman  yazmışsa  da 
hastalığı  dolayisiyle  tamamlayıp  temize  çekmeğe  muvaffak  olamamış 
fakat  diğer  oğlu  Muhammed  Efendi  tarafından  tamamlanmış  ve  temize 
çekilmiştir.  (Keşfü'z-Zunun)  ve  (Şakayık-ı  Nûmaniyye)  de  böyle  yazı- 
lıdır. 

5  —  (Şerhu  Tuhfetü'l-Müluk) :  Kitabın  metni  Ebu  Bekri  Razinin 
Hanefî  mezhebinin  fürûatma  dair  yazmış  olduğu  meşhur  eseridir.  Bu  da 
bazı  âlimler  tarafından  şerh  olunmuştur.  Keşfüz  Zununda  böylece  beyan 
olunmuştur. 

6  —  (Kitabün  Mine't-Tasavvuf)  :  Eserin  ismi  (Şakayık-ı  Numaniye) 
de  zikredilmemiştir. 

7  —  (Şerhu  Mukaddimeti'l-Fıkhiyye)  :  Eserin  metni  tanınmış  fakih 
Ebulleys  Semerkandî'nin  olup  birçok  fakih  tarafından  şerh  olunmuş  ve 
haşiyesi  yazılmıştır. 

8  . —  (Manzum  Kanun-i  Lûgat-ı  İlâhî)  :  Kur'ân-ı  Kerîm'in  mübarek 
lâfızlarına  dair  bir  lügatçe  olup  İbni  Ferişteh  adiyle  tanınan  biraderi 
Abdülmecid'in  de  bu  mevzuda  bu  isimle  mensur  bir  lügati  vardır. 

9  —  (Minyetüs  Sayyadin  Fi  Talimi'l-İstiyadi  ve  Ahkâmihi) 

İBNİ  MELEKZADE  MUHAMMED  EFENDİ 
854  =  1450 

Babası  gibi  âlim  ve  fazıl  bir  zat  olup  vefatı  854  H.  de,  kabri  pederi- 
nin yanındadır.  Mezar  taşında  tarih  yoktur.  Eserleri  aşağıdadır: 

1  —  (Bahrü'l-Hikem)  :  Ahlâk  ilmi  ile  ibretli  hikâyelerden  bahseden 
üç  bab  ve  yüz  fasıl  üzerine  tertiplenmiş  Türkçe  büyük  bir  cilt  olup  Sul- 
tan İkinci  Murad  adına  kaleme  alındığı  ve  kendilerine  takdim  edildiği 
Selânikte  mütalâa  ettiğim  yazma  bir  nüshasının  mukaddimesinde  zikro- 
lunmuştur. 


^  351  — 


2  —  (Bedrü'l-Vâizîn  ve  Zahrul  Âbidîn)  :  Ahlâk  ve  mev'ızalardan 
bahseden  Arapça  bir  eserdir.  Bu  eserde  öğüt  olarak  600  Arapça  beyit 
irad  edildiği  (Şekayık  tercemesi)nde  beyan  edilmiştir.  Yıldırım  Bayezid 
Han'a  hediye  kılınmıştır. 

3  —  (Fezail-i  Recep,  Şaban,  Ramazan)  :  Üç  mübarek  aym  faziletle- 
rine dair  kıymetli  bir  eserdir. 

4  —  (Şerhu  Vikaye)  :  Pederlerinin  şerhinden  başka  bir  şerh  oldu- 
ğu (Şakayık  tercemesi)nde  açıklanmıştır, 

5  —  (Ravzatü'l-Müttekîn  fi  masnuat-ı  Rabbi'l-Âlemin)  :  844  H.  de 
yazılmış  el  yazma  nüshası  askeriyenin  âlimlerinden  Bağdatlı  İsmail  Pa- 
şanın kütüphanesinde  bu  eserin  yazarı  tarafından  görülmüştür.  Adı  ge- 
çen eser  âlimlerden  Muhammed  İbni  Mustafa  Efendi  tarafından  âyan 
âzalarmdan  Muhyiddin  Bey  adına  terceme  edilmiştir.  Hal  tercemesirii 
yazdığımız  Muhammed  Efendinin  oğlu  olup  Hafidi  İbni  Melek  ismiyle 
tanman  Abdurrahman  Efendinin  de  hadis  ilminden  (Mesabîh  şerhi) 
vardır. 

İBNİ  HÜMAM  KEMALEDDîN  MUHAMMED  SİVASÎ 

861  =  1456 

Fatih  devri  âlimlerinden  ve  Hanefî  fakihlerinden  olup  tahsilini  Mı- 
sırda tamamlamıştır.  Fıkıh,  Usul  ve  Arap  edebiyatında  ihtisas  sahibidir. 
Tasavvufa  da  intisabı  vardır.  861  H.  de  Mısırda  vefat  etti. 

Eserleri  : 

(Fethu'l-Kadir)  ismindeki  (Hidaye  şerhi)  ile  (Fevatihu'l  Efkâr)  is- 
mindeki (Mukaddimetü't-Teşrih)  şerhi,  Hanefî  mezhebinin  füruuna  dair 
(Zadü'l-Fakir),  kelâm  ilminden  (Müsayere)  ve  usul  ilminden  (Tahrir) 
vesairedir.  (Müsayere)  nin  Kemal  İbni  Ebi  Şerif  tarafından  yazılan  şerhi 
sonradan  Mısırda  basılmıştır.  (Şerhu  Bedii'n-Nizamı  Li  İbni  Saatî)  ile 
(Şerhu  Hadîsi  Kelimetanı  Hafifetan)  eserleri  cümlesindendir. 

İBRAHİM  İBNİ  SÜLEYMAN  RADIYYÜDDİN 
782  =  1380 

Âlimlerin  büyüklerinden  bir  zat  olup  Konyalıdır.  Memleketinde 
tahsilini  tamamladıktan  sonra  Şama  gitmiş  ve  buranın  âlimlerinden  is- 
tifade ederek  7  kere  haccı  şerifi  edaya  muvaffak  olmuştur.  782  H.  de 
Şamda  vefat  etti. 

Eserleri  : 

Altı  cilt  (Şerhu  Camii'l-Kebir)  ile  (Şerhu  Manzûme-yi  Fıkhiyye) 

dir. 


—  352  — 


İLYAS  SİNOBÎ 
891  =  1486 

Arabi  iiimlerdeki  kudreti  herkesçe  teslim  edilmiş  bir  âlimdir.  Bur- 
sada  Sultaniye  müderrisi  iken  891  H.  de  vefat  etti.  Zeynilerde  medfundur. 

Eserleri  : 

(Tefsiru  bazı  âyatı  kerime),  (Şerhu  fıkhı  Ekber),  (Haşiye-yi  Şem- 
siye Mine'l-Mantık),  (Haşiye-yi  Şerhu  Makasıd)  vesairedir.  Hat  ilmine 
intisabı  ve  süratli  kalemi  olup  bir  günde  Kudûrî  kitabını  yazdığı  (Tari- 
hi Temînî)  de  mezkûrdur.  936  H.  de  vefat  eden  mev'izadan  (Hayatü'l- 
Kulûb)  sahibi  Nebi  İbni  Turhan  ile  987  H.  de  29  bab  üzerine  tertiplenmiş 
Türkçe  (Zahrü'l-Ârifin  Fi  Yevmiddin)  yazarı  Muslihuddin  Mustafa,  914 
H.  de  (Tefsir-i  Beyzavî)  nin  baş  tarafına  (Mazharu  Envari't-Tenzil  fi 
Keşfi  Esrari't-Te'vil)  ismiyle  haşiye  yazan  Ahmed,  721  H.  de  (Tavali)  yi 
şerh  eden  Ahmed  îbni  Muhammed 

âyeti  kerimesine  dair  mufassal  bir  tefsir  yazan  Şemseddin,  Fıkıhtan 
(Dürri'l-Mensur)  yazan  Sultan  İbrahim'in  muasırı  Abdullah  Ahdî  İbni'l- 
Kadı  Sinobî  ve  Sultan  Birinci  Selim'in  muasırı  olup  (Sadrü'ş  Şeria)  ya 
(Es'ile-i  Şer'iye)  ismiyle  haşiye  yazan  Yusuf  îbni  Durmuş  Efendiler  de 
Sinop'tan  yetişen  âlimlerdendirler. 

İBNİ  KEMAL  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
940  =  1533 

Doğum  yeri  Tokat  (^)  olup  Edirne'de  yetişmiştir.  îlmî  kudretinden 
kinaye  olarak  zamanında  «Müftiyüs-Sakaleyn»  lâkabiyle  yâd  olunurlardı. 
Değerli  eserlerinin  yekûnu  300'e  yakın  olup  (-)  yaşadıkları  zamanda  ge- 
çerli olan  hemen  bütün  ilim  ve  fenlere  vakıfdılar.  Şiirleri  sade  ve  hâki- 
manedir. 

Yazmış  oldukları  eserlerden  başlıcaları  şunlardır: 

(Tefsir-i  Şerif)  :  Sûre-yi  Vessaffat'a  kadardır.  (Keşşaf  tefrişi)  ne  ta- 

(1)  (Riyazi  tezkiresinde  Dimetokalı  gösterilmişse  de  mevsuk  olmıyacaktır. 

(2)  Tahkik  Metodiyle  yazılmış  risalelerinden  36  sı  iki  cilt  olarak  İkdam 
matbaası  tarafından  toasılmıştır.  İsim'leri  Heca  harfleri  üzerine  tertiplenmiş 
eserlerinin  çoğu  Suriye  maarifcilerinden  Azimzade  Cemil  Beyin  1325  H.  de  ta- 
mamlayıp bastırdığı  (Ukûdü'l-Cevher)inde  zikredilmiştir. 


—  353  — 


marnlanmamış  bir  haşiye,  Fıkıhtan  (Şerhu  Hidaye)  ile  (İslâh  ve  izah) 
isimlerinde  birer  metin  ve  şerh,  Usul  ilminden  (Tabir  ve  Tenkıh)  isim- 
lerinde metin  ve  şerh,  Mevlâna  Tûsî  ile  Mevlâna  Hocazadenin  (Tahafüt- 
leri)ni  muhakeme,  Meaniden  (Islahu  Miftah)  adında  bir  metin  ve  şerh, 
(Haşiye-yi  Şerh-i  Miftah  li  Seyyid  Şerif),  (Nigâristan) ,  Baharistana  na- 
ziredir. Onbin  beyitli  (Manzûme-yi  Yûsuf  ve  Zeliha),  (Dakayiku'l-Haka- 
yık)  (1),  Fars  dilinin  müteradif  ve  müteşabih  olanlarının  tefrikma  dair- 
dir. (Tarih-i  Âl-i  Osman)  Osman  oğulları  tarihinin  699  H.  den  895  sene- 
sine kadar  olan  kısmı,  (Haşiye-yi  Tefsir-i  Kadî),  (Şerhu  Buharî-i  Şerif), 
(Şerhu  Meşarikı'l-Envar),  (Nücumü'z-Zahireti  fi  Ahvali'l-Mısri'l-Kahi- 
re),  Mısır  tarihidir.  (Mühimmat),  Fetvalardandır.  (Muhitü'l-Lûgat) : 
(Arapça  lûgatları  Farsça  tercemeleriyle  toplamıştır.)  (Risaletü'l-Kâfiye), 
(İşkâlü'l-Feraiz),  (Şerh-i  Hadis-i  Erbeîn),  (Dîvan-ı  Eş'ar),  İkdam  mat- 
baasının gayretiyle  basılmıştır,  (Mukattaat  îbni  Yemin)  tarzındadır. 

Şiirlerinden  : 

Nâ  ehil  olur  muarız-ı  ehil 

Her  Ahmede  bulunur  Ebû  Cehil 

Göz  yum  cihandan  aç  gözünü  kendi  haline 
Sen  göz  yumup  açmca  bu  dünya  gelir  gider. 

Mansıpta  bir  olsa  dahi  ger  alim  ü  cahil, 
Zahirde  müsavi  ise  hakikatte  bir  olmaz. 

Altun  ile  faraza  ki  beraber  çekile  seng 
Vezn  içre  bir  olmak  ile  kıymette  bir  olmaz. 

Yavuz  Sultan  Selim  Hazretlerine  söylediği  mersiyeleri  şiirlerinin 
en  mühimidir.  «Mate't-tahrir»,  «îrtehale'l-ulûmu  bil-kemal»  (^)  cümle- 
lerinin gösterdiği  üzere  940  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Edirnekapısı 
haricinde  Emir  Buharî  tekkesi  civarında  Eyübe  giden  caddenin  sol  tara- 
fına defn  olundular.  Ceddi  Kemal  Paşa  ile  pederi  Süleyman  Çelebi  Amas- 
ya'da medfundurlar.  En  mümtaz  talebesi  Ebu's-Suûd  Efendidir. 

(1)  Ulvi  mahlasıyle  maruf  Ahmed  İbni  Hakkı-i  Üskübî  tarafından  müfre- 
dat ve  mürekkebatı  harf  sırasiyle  tertip  olunmuştur. 

(-)  «îKabr-i  Ahmed  müdam  olan  pürnur»,  «Ol  Bârigâha  vardı  İbni  Kemal 
Paşa»  mısraları  da  vefat  tarihlerini  göstericidir.  Kefeni  için  «Hiye  Âhirul  Li- 
bas», kabri  için  «Haza  makamı  Ahmed»  ibareleri  tarih  düşmüştür.  Ruhunu 
teslim  ettiği  sırada:  « —  Ya  Ehad!  neccina  mimma  nehaf»  demişti.  Bunun  da 
vefat  tarihini  bildirdiği  sonradan  yapılan  hesapla  anlaşılmıştır. 

F.  :  23 


—  354  — 


Sultan  Selim  mersiyesinin  bazı  parçaları : 

Azimde  nev  civan  hazimde  pir 
Sahibü's-Seyfi  ve  Sa'ibü't-tedbîr 
Az  müddette  çok  iş  etmişti. 
Sayesi  olmuştu  âlemgîr 
Şemsi  asr  idi  asırda  şemsin 
ZıIIı  memdud  olur,  zamanı  kasîr. 
O  merd  o  dargir  ol  şîrî 
Ansun  ve  kanlar  ağlasm, 
Hayf  sultan  Selime  Hayf  ve  diriğ! 
Hem  kalem  ağlasm  hem  tîğ... 

İBRAHİM  BURHANEDDİN  GÜRANÎ 
1102  =  1690 

Büyük  âlimlerden  ve  Nakşibendi  şeyhlerinden  olup  1025  H.  de  Şeh- 
rizur'da  dünyaya  gelmiş  ve  tahsil  için  Şam  ve  Mısır'a  giderek  oraların 
âlimlerinden  okuduktan  sonra  ders  vermeğe  başlayıp  ilim  ve  fazileti  ve 
güzel  takriri  ile  şöhret  kazanması  sebebiyle  uzak  memleketlerden  birçok 
talebe  gelerek  ders  halkasına  toplanırlardı.  Yüzden  ziyade  eseri  olup 
başlıcaları  ilm-i  Sarfa  dair  (Tekmilü't-Tasrif)  adlı  kitabiyle  Kasîdî'nin 
(Şerhu  Endülisiye)sine  bir  haşiyesi,  (Avamil-i  Cürcaniye  Şerhi)  :  (En'- 
nebras  li'l-keşfi'l-iltibas  fi'l-esas),  (Cevabü'l-Atid  li  mes'eleti  evveli  va- 
cibin ve  meseleti't-taklid),  (Ziyaü'l-misbah  fi  şerhi  behçeti'l-Ervah), 
(El-Kavlü'l-Celî  fi  tahkiki  kavli'l-imam  Zeyneddin  İbni  Ah),  (Tahhiku't- 
Tevfikı  beyne  kelâmey  ehli'l-kelâmi  ve  ehli't-tarikı),  (Kasdü's-Sebili  İlâ 
Tevhidi'l-Hakkı  ve'l- Vekil),  (Setrü'l- Akide),  (El-Cevabu'l-Meşkür  Ani'l- 
Manzur),  (Îşraku'ş-Şemsi  bitarifi'l-kelimati'l-Hamsi) ,  (Bülğatü'l-Mesîr 
ilâ  Tevhidi'l-Ula  el-Kebir),  (El-Kavlü'l-Mübîn  fi  mes'eleti't-Tekvîn), 
(İfazetü'l-Allâmi  bi  tahkiki  mes'eleti'l-kelâm),  (El-İlma'ül-Muhîtu  bi  tah- 
kiki'l-kesbil  vasati  beyne  taraf i'l-ifrati  ve't-tefrit),  (İthafü'z-Zeki  bi  şer- 
hi't-Tuhfetil  Mürseleti  ilen-Nebî),  (Meslekü'l-Ebrari  İlâ  Ehadisin-Ne- 
biyyi'l-Muhtar),  (Meslekü's-Sedadi  İlâ  Mes'eleti  Halkı  efali'l-ibad),  (El- 
meslekü'l-Celî  fi  hükmi  sathi'l-velî),  (Beytü'l-Umemi  li  ikazi'l-Hümem), 
(Hüsnü'l-Evibbeti  fi  hükmi  darbin-nübüvve),  (îthafü'l-halefi  bi  tahkiki 
mezhebi's-selef),  (Hilalü'l-Fühum)  adlı  eserleridir. 

1102  H.  rebiul-âhirinde  vefat  ederek  Medine-yi  Münevverede  Bakî 
kabristanına  defnedildiler.  Mezhebce  Şafiî,  tarikatçe  Bedevidirler. 


—  355  — 


İBNİ  FİRUZ  MUHAMMED  BEY  (İSTANBULÎ) 
1018  =  1609 

Sultan  II.  Selim  hazretlerinin  muasırı  şeriatın  siyasetine  vakıf  bir 
zat  olup  İstanbulludur.  Sadrâzam  Ahmed  Paşanın  kethüdası  Firuzağanm 
oğludur.  1018  H.  de  taundan  vefat  etti.  Müderrislerdendi.  Harputlu  Şeyh 
Mahmud  îbni  İsmail'in  844  H.  de  Mısır  Sultanı  Çakmak  adına  yazdığı 
(Ed-dürretü'l-Garra  fi  nasayihi'l-mülûki  vel-kuzatı  ve'l-vüzera)  ismin- 
deki eserini  (Gurretü'l-Beyza)  ismiyle  geniş  olarak  terceme  etmiştir  ki, 
bir  nüshasını  Tire'de  İbni  Melek  kütüphanesinde  mütalâa  ettim.  Bir 
nüshası  da  Esad  Efendi  kütüphanesinde  vardır. 

İçindeki  bahisler  aşağıdadır  : 

1  —  İmamet 

2  —  Şurut-u  İmamet 

3  —  Hukm-i  İmamet 

4  —  Kavaid-i  İmamet 

5  —  Usul-ü  İmamet 

6  —  Usul-ü  vezaret 

7  —  Kavaid-i  Sipah-Cünd  (Askerlik) 

8  —  Ahkâm-ı  Sultaniye 

9  —  Hiyel-i  Şer'iyye 

10  —  Mesail-i  Müteferrika 
(Ed-dürretü'l-Garra)  nm  bir  nüshası  Hamidiye  kütüphanesinde  var- 
dır, 

İBRAHİM  BERGAMA VÎ 
1014  =  1605 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Sümbül  Sinan  hazretlerinin  halifele- 
rinden bir  zatın  oğlu  olup  Bergamalıdır,  Tahsilini  tamamladıktan  sonra 
medreseleri  devrederek  nihayet  Sinan  Paşa  Daru'l-Hadis  müderrisliğine 
tayin  olundu.  10  sene  bu  müderrislik  vazifesini  ifa  ederek  1014  H,  de  ve- 
fat etti. 

Tefsir,  Hadis,  Kelâm  ilimlerinde  ihtisası  vardı.  (Envaru'l-Bevarik  fi 
tertibi  teşrihi'l-meşarik)  ile  kelâm  ilminden  (Nazmü'l-Feraid  fi  silki  mec- 
mail-akaid)  isimli  eserlerine  sonradan  bir  de  şerh  yazdı.  Tefsir  ilmine 
müteallik  risaleleriyle  diğer  bazı  kitaplara  ve  tedvin  edilmiş  kitaplara 
dair  talikatı  da  vardır. 

1026  H.  de  vefat  edip  kadıların  şairlerinden  (Kasideyi  münferice) 
şarihi  Abdullah  ve  (Seyfü'l-Muvahhidin)  müellifi  Şemseddin  Efendiler 
de  Bergama'dan  yetişen  âlimlerdendir. 


—  356  — 


İSMAİL  İBNİ  SİNAN  SİVASÎ 
1048  =  1638 

Tanınmış  fakihlerden  bir  zat  olup  1048  H.  de  Sivasta  vefat  etti.  De- 
ğerli eserlerinden  (Feraid)  ismindeki  (Mülteka  şerhi)  yle  İbni  Nüceymin, 
(Risaletü's-Sağayir  ve'l-Kebayir)  şerhi  sayılmaktadır.  Tahsil  ve  feyzi 
Abdülmecid  Sivasîdendir.  (Feraid)  in  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphane- 
sinde vardır.  (Dürerü'l-Akaid  ve  Gurerü  Külli  Saikın  ve  Kaidin)  müel- 
lifi Şeyh  Ahmed  Efendi  ile  (Mir'atü'l-Beyan  Fi  Keramat-ı  Âl-i  Osman) 
müellifi  Muhammed  İbni  Halil,  856  H.  de  vefat  eden  (Şerhu'l-Envar  Li 
Ameli'l-Ebrar)  yazarı  Nureddin  Ali  îbni  Ahmed  de  Sivastan  yetişen 
âlimlerdendirler. 

İBRAHİM  İZDÎNÎ 

Fakihlerden  bir  zat  olup  îzdinlidir.  Dört  ciltten  ibaret  olan  ve  bir 
takımı  umumî  kütüphanede  mevcut  bulunan  (Îddetü'l-Hükkâmi  Fi  Şerhi 
Gureril-Ahkâm)  ismindeki  (Dürer  Şerhi)  Fıkıh  ilmindeki  ihtisasına  ke- 
sin delildir.  Bu  şerhin  yazılışının  sonu  1057  H.  olduğuna  göre  eser  sahi- 
binin 1000  küsur  adamlarından  olduğu  anlaşılmaktadır.  îzdin  Yunanis- 
tanm  kuzeyinde  halen  (Zeytûn-Lâmya)  denilen  şehirdir. 

İBRAHİM  İBNİ  MUHAMMED 
1050  =  1640 

Kadılar  zümresinden  fakih  bir  zat  olup  Kasımpaşalıdır.  1050  H.  de 
Istanbulda  vefat  ederek  mahallesindeki  hanesinin  yakınma  defnedildi. 
İlmi  sarftan  (Şafiye)  ye  (Safiye)  ismiyle  şerhi  ve  (Mecdu'l-feraiz)i  var- 
dır. 

İSHAK  İBNİ  HASAN  TOKADÎ 
1100  =  1688 

Âlimlerden  bir  zat  olup  1100  H.  de  Tokatta  vefat  etti.  (Şerhu  Cilâul 
Kulûb),  (Manzume-yi  Tertibi'l-Ulûm) ,  (Manzûme-yi  Akaid)  ve  Ustur- 
laptan (Mardini)ye  haşiyesi  gibi  eserleri  vardır.  1098  H.  de  tamamladığı 
(Manzûme-yi  Akaid)  âlimler  arasında  muteberdir. 


—  357  — 


İZMİRÎ  SÜLEYMAN  EFENDİ 
1102  =  1690 

Kadılar  zümresinden  ve  fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  bir  zat  olup 
doğum  yeri  Girit,  tahsil  ve  tefej^yüzü  İzmirdedir.  1102  H.  de  Köprülü- 
zade  Mustafa  Paşa  ile  Nemçe  seferinde  yaralanarak  Belgradda  vefat  etti. 
îmaret  Camii  Şerifi  sahasında  medfundur.  Usulü  Fıkıh  ilminden  meşhur 
(Mir'at  ve  Mirkat)  ile  (Kuhistani-i  Kebire)  ve  (Hadisi  Erbain  şerhi)  ne 
haşiyeleri  ve  mantıktan  bir  risalesi  vardır. 

İSHAK  HOCASI  AHMED  EFENDİ 
1120  =  1708 

Seçkin  âlimlerden  ve  tanınmış  ediplerden  irfan  sahibi  bir  zat  olup 
Aydına  bağlı  Subice'dendir.  îlk  tahsilini  memleketinde  tamamladıktan 
sonra  seyahate  çıkmış  ve  Şirvan'da  meşhur  âlimlerden  Hoca  Nimetullah 
Efendinin  feyizli  derslerine  devam  ederek  icazet  almış  ve  Bursa'ya  yer- 
leşmiştir. Burada  lâyık  olduğu  hürmet  ve  itibarı  görerek  bazı  medrese- 
lerde ders  vermeğe  başladı.  Bu  sırada  ilim  ve  irfan  sahiplerinin  kadir  ve 
kıymetini  bilen  Bursa  zenginlerinden  (îshak  Efendi)  adında  bir  zatın 
oğlunu  da  talim  ve  terbiyeye  başladı  ki,  uzun  müddet  bu  zatla  bir  arada 
bulunduğu  için  bundan  sonra  halk  arasında  «îshak  hocası»  ismiyle  meş- 
hur olmuştur.  Bu  sıralarda  Bursa'da  irşad  vazifesiyle  meşgul  olan  Hal- 
veti tarikatı  şeyhlerinden  Şeyh  Niyazi  Mısrî  hazretlerine  intisab  ederek 
iç  dünyasını  tasfiye  etmiştir.  İşte  bu  suretle  zamanını  geçirirken  «Eyle- 
di Ahmed  Efendi  Ravzayı  Adni  makam»  ve  «Eyliye  medreseyi  cennet 
ulyada  makam»  mısralarınm  delâleti  olan  1120  H.  de  vefat  edip  Deveci- 
ler mezarlığı  denilen  müslümanlara  mahsus  mezarlıkta  (Ravzatü'l-Ebrar 
tarihi)  vesair  eserlerin  sahibi  Şeyhülislâm  Kara  Çelebi  zade  Abdü'l-Aziz 
Efendi  yanında  toprağa  emanet  edildi.  Şiirlerinde  «Ahmedî»  mahlasını 
kullanmıştır. 

Değerli  eserleri  aşağıdadır  : 

1  —  (Terceme-yi  Mukaddimeti'l-Edeb)  :  Allâme  Zemahşerînin  Arap 
dilinin  kaidelerini  ve  faydalarını  beyan  eden  meşhur  eseridir  ki,  birinci 
bab  (Esma),  ikinci  bab  (Efal),  üçüncü  bab  (Hurûf),  dördüncü  bab  (Ta- 
sarrufu Esma),  beşinci  bab  (Tasarrufu  Efal)  den  bahsetmek  üzere  beş 
bab  olarak  tertiplenmiştir. 

Osmanlı  ulema  ve  şeyhlerinden  Mustakimzade  Süleyman  Saadeddin 
Efendi  tarafından  da  terceme  edilmiştir.  Hal  tercemesini  yazdığımız  iş- 
bu Ahmed  Efendinin  tercemesi  sonradan  Matbaa-i  Âmirede  basılmıştır. 


—  358  — 


Mütercimin  kendi  el  yazısiyle  yazma  nüshası  İstanbul'da  Ayasofya  ci- 
varında Yerebatan  mahallesindeki  Esad  Efendi  kütüphanesindedir.  Kai- 
de ve  edebiyatla  meşgul  olanlara  cidden  istifadeyi  mucip  eserlerdendir. 

2  —  (Manzume-yi  Akaid)  :  (Emali)  ve  (Nûniye)  kasideleri  tarzın- 
da bir  manzumedir. 

3  —  (Vahdetname-yi  Âlem  Engiz)  :  Çoğu  Türkçe  ve  pek  azı  Farsça 
olmak  üzere  2918  beyti  ihtiva  eden  Mesnevi  tarzında  bir  manzumedir  ki, 
sonradan  basılmıştır. 

4  —  (Sandukatü'l-Maarif)  :  Muhadarat  ilmine  ait  kıymetli  bir  eser- 
dir. 

5  —  (Akvemü'l-Vesail  Fi  Terceme-yi  Şemail)  :  Eserin  aslı  279  H.  de 
vefat  eden  büyük  hadîs  imamlarından  İmam-ı  Muhammed  Tirmizî'nin 
olup  birçok  ulema  tarafından  şerh  olunmuş  ve  haşiyesi  yazılmıştır. 

6  —  (Haşiye-yi  Metni  Tavalii'l-Envar  fi'l-Kelâm)  :  Hal  tercemesi 
yukarıda  geçen  Aydınlı  Hacı  Paşa  maddesinde  eserin  metnine  dair  lâ- 
zım gelen  izahat  yazılmıştır. 

7  —  (Risale-yi  İrtifa)  :  Mukantarat  tahtası  vesaire  gibi  irtifa  âlet- 
lerinin tariflerinden  ve  kullanış  usullerinden  bahseder  olup  İshak  Efen- 
di adına  yazılmış  olduğu  için  ismi  (İshakî)  dir. 

8  —  (Hadis-i  Erbain)  :  40  hadisi  şerifin  tercemesidir. 

9  —  (Münşeat)  :  Münasebet  düştükçe  yazdığı  edebî  mektupların 
mecmuasıdır. 

10  —  (Talikatü  Şifai  Şerif)  :  AUâme  Kadı  İyaz-ı  Sebtî'nin  (Şifa-yı 
Şerif)  ine  yazdığı  talikayı  muhtevidir. 

11  —  (Haşiye  Mir  ebü'l-Feth)  :  Münazara  ilmi  âdâbma  dairdir. 

12  —  (Talikatü  Envari't-Tenzil)  :  Tefsiri  Kadı  Beyzavî'nin  bazı  nok- 
talarına yazdıkları  talikatlar  beyanmdadır. 

13  —  (Talikatü  Tehzîbi'l-Mantık)  :  Allâme  Taftâzânî'nin  (Tehzîbül- 
Mantık  dibacesi)  nde  Celâl  Devvânî  vesair  büyük  âlimlerin  beyanatları- 
nın tahkik  ve  hülâsalarını  muhtevidir. 

14  —  (Zıllü  Tahdid-i  Cihat) 

15  —  (Daire-yî  Hendesîye  Şerhi) 

Farsça  şîirlerindeki  mahlası  «Hoca»,  Osmanlı  Türkçesinde  «Ahme- 
dî»  dir.  Şiirlerinden  : 

Devran  şirişki  alini,  bezme  şürbeder 
Seyh-i  belâda  bağrımı  honîn  kebab  eder 

Mimar  kim  esas-ı  sipehrin  budur  revşî 
Mamur  edince  bir  dili,  bin  dili  harap  eder. 


—  359  — 


İBNÎ  ADAVÎ  MUSTAFA  İBNİ  İBRAHİM 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Kuşadalıdır.  On  küsur  risalesini  ihtiva  eden 
Aydında  gördüğüm  kendi  el  yazısiyle  yazma  mecmuasmda  bulunan  ri- 
salelerinden bazıları  şunlardır  : 

(Mülakatü'l-Ervah),  (Menasik-i  Hac),  (Risale  Fittahare),  (Risale 
Fis-Salât),  (Risale  Fi'l-İber)  dir.  1146  H.  de  Aydına  yerleşerek  eser  yaz- 
makla meşgul  olduğunu  yazıyor.  Zeynizade  civarında  medfun  olduğu 
rivayet  edilmiştir.  «îbni  Adavî»  mahlâsmı  kullanmasının  sebebi  anlaşı- 
lamadı. 

İSHAK  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1147  =  1734 

Sultan  Birinci  Mahmud  devrinde  meşihat  makamına  getirilen  âlim- 
lerden olup  Şeyhülislâm  İstanbullu  Ebu  İshak  İsmail  Efendinin  oğlu  ve 
hal  tercemesi  ileride  yazılı  İshak  Efendinin  kardeşidir.  Üç  lisanda  şiir- 
leri ve  mürettep  divanı  vardır.  Diğer  eserleri  (Terceme-yi  Şifa-yı  Şerif 
el-müsemma  bi  istişfa),  (Terceme-yi  Bostanül-Ârifin  El  Müsemma  bi 
kasri'l-Metin),  (Bi'setname)den  ibarettir. 

Vefatı:  1147  H.  de,  kabri  Sultan  Selim  civarında  Çarşambada  pede- 
rinin yaptırdığı  mescidin  yanındadır. 

Şiiri  üstadane  olup  : 

Halimi  arzet  saba  dildare,  Allah  aşkına. 

Suzişi  dilden  haber  ver  yâre  Allah  aşkına. 

Ey  tabibi  hazık  nabz-ı  aşinayı  derd-i  dil 
Hasteyi  hicrim,  bana  bir  çare,  Allah  aşkına! 

Meşhur  gazelinin  hususiyle  «Keşfi  esrar  eyleme  ağyare  Allah  aşkı- 
na» mısraı  darbı  mesel  sırasına  girmiştir. 

İZMİRÎ 

MEVLÂNA  MUHAMMED  İBNİ  VELİ  İBNÎ  RESÛL 

1165  =  1751 

İslâm  âlimleri  arasında  (Mirat  muhaşşisi)  şöhretiyle  tanınmış  iha- 
talı ilim  sahibi,  ümmetin  en  faziletlilerinden  bilhassa  fakih  bir  zat  olup 
Kırşehirlidir.  İlk  tahsilini  memleketinde  gördükten  sonra  İstanbul'a  ge- 
lerek Mirza  Fazıl'dan,  Cüziyyat  denilen  diğer  ilimleri  de  başka  âlimler- 


—  360  — 


den  öğrenerek  arkadaşları  arasında  parlak  bir  surette  icazet  almağa  Aıu- 
vaffak  olduktan  sonra,  yapılan  dâvet  üzerine  İzmir'e  gitmiş  maruf  usul 
dairesinde  ders  okutmağa  başlamıştır.  Bir  müddet  sonra  memleketçe 
görülen  fevkalâde  fazileti  dolayisiyle  uhdesine  müftülük  vazifesi  tevcih 
edildi.  Ömrünün  sonuna  kadar  müderrislik,  müftülük  vazifeleri  ve  eser 
yazmakla  meşgul  olarak  1165  H.  de  vefat  etti.  İki  Çeşmelik  caddesinde- 
ki ulu  mezarlıkta  medfundur.  Mezkûr  zatın  eserleri  çeşitli  ve  çok  mik- 
tarda olup  tesbit  edilebilenleri  aşağıdadır: 

1  —  Tefsirden,  (Kadı  Beyzavî  Tefsirine  Haşiye)  : 

âyet-i  kerîmesine  kadar  büyük  bir  cilt  olup  tamamlamaya  devam  ettiği 
kendi  yazdıkları  kısa  hal  tercemesinde  zikredilmişse  de  nereye  kadar 
muvaffak  oldukları  meçhuldür. 

2  —  Fıkıhtan  Mir'at  Haşiyesi :  Matbû  ve  meşhurdur. 

3  —  Dualardan  (Hizbün  Nasr)  şerhi  :  İsmü  Celilül  Kadr  olup  basıl- 
mamıştır. 

4  —  Fıkıhtan  (Eşbah  şerhi)  basılmamış  olup  bir  nüshası  Rodos  kü- 
tüphanesindedir. 

5  —  Dualardan  (Delâilü'l-Hayrat  şerhi)  :  Basılmamıştır.  İsmi,  İstic- 
lâbül-Müradattır.  (Dileklerin  yerine  gelmesi  hakkında)  sonradan  Türk- 
çeye  terceme  edilmiştir.  Bir  nüshasını  İzmir  âlimlerinden  bir  zatta  gör- 
düm. 

6  —  Kelâmdan  (Zübde-i  İlm-i  Kelâm)  :  Bir  nüshası  Akhisar  kütüp- 
hanesindedir. 

7  —  Akaid  ve  Mevizadan  (Zahru'l-Müteehhilin)  şerhi.  Basılmamış- 
tır. 

8  —  Kelâmdan  (Mesail-i  Hilâfiyat)  :  Eş'arî  ile  Matürîdîler  arasında 
teferruat  üzerinde  67  meseledeki  ihtilâfların  halline  dair  olup  bir  nüs- 
hası İstanbulda  Lâleli  kütüphanesindedir. 

9  —  İlâhiyat,  Tabiiyat  ve  Mantıktan  bahseden  (Hidayetü'l-Hikmet 
Haşiyesi),  basılmamıştır. 

10  —  Mantık  ilminden  (Fenarî  haşiyesi).  Basılmamıştır. 

11  —  Nahiv  ilminden  (İmtihanü'l-Ezkiya  Haşiyesi).  Basılmamıştır. 

12  —  Münazara  adabından  (Risale-yi  Birgivî  şerhi)  basılmamıştır. 

13  —  İlm-i  Kelâmdan  (Metin  ve  Şerh)  :  Bir  nüshası  Sultan  İkinci 
Beyazıd  Camiinin  içindeki  Veliyyüddin  Efendi  kütüphanesinde  mevcut 
olup  (Şerhü  Akaid-i  Cedid)  ismiyle  kayıtlıdır. 

14  —  Siyer  ilminden  İsamın  (Şemail-i  Tirmizî)  şerhine  haşiye.  Ba- 
sılmamıştır. ' 

15  —  Fıkıh  ilminden  Seyyid  Şerifin  (Muhtasarü'l-Münteha)  şerhi 
haşiyesine  haşiye.  Basılmamıştır. 


—  361  — 


16  —  Nahiv  ilminden  (Lübbü'l-Lübab)  şerhine  haşiye:  Bu  eserin 
mevcudiyeti  Karabaşzade  İzmirli  Ahmed  Efendinin  tarih  ve  tercemeler- 
den  bahseden  eserinden  anlaşılmıştır. 

17  —  Usul  ve  Cedel  ilminden  (Muhtasar  İbni  Hacip)  şerhine  haşi- 
ye. Basılmamıştır. 


Arabacılar  ocağının  şeyhi  faziletli  bir  zattır.  1189  H.  de  Haccı  Şerif 
farizasını  ifadan  dönüşünde  yolda  Mısır  civarında  vefat  etti.  Eserlerin- 
den Kâtip  Çelebinin  (Keşfüz-Zunûn)una  yazdığı  (zeyli)  aslı  ile  karış- 
tırılarak sonradan  îstanbulda  basıldı.  Fıkıh  ilminden  (Sadrü's-Şeria)yı 
da  terceme  etmiştir.  Kıraat  ilmini  hal  tercemesi  ileride  yazılı  Yusufzade 
Abdullah  Hilmi  Efendiden  tahsil  etmiştir. 

İBRAHİM  İBNİ  YAKUP  GÜMÜŞHANEVÎ 
1207  =  1792 

Son  zamanın  değerli  âlimlerindendir.  1207  H.  de  Amasya  yakınında 


Havzada  vefat  etti. 
Eserleri  : 

Basılmamış  olup  (Zühretü'l-Aruz),  (Şerhu  Avamil),  (Risaletani 
mine'l-îstiare)  dir. 


(Yekdest)  şöhretiyle  tanınmış  âlim  bir  zat  olup  Erzurumludur.  1214 
H.  de  vefat  etti.  Eserleri  : 

((Şemsü'l-Kasaid),    (Nüshu'l-Vâizîn),  (Reddü'l-Ekyie  ve  Şerhu)  dır. 

İBNİ  RESÛL  MUHAMMED  ZEKİ  EFENDİ  (SÜLEYMANİYEVÎ) 

1246  =  1830 

Seçkin  âlimlerinden  bir  zat  olup  Süleymaniyeye  bağlı  Çarta  köyün- 
de doğmuştur.  Şafiî  mezhebindendir.  1246  H.  de  vefat  etti.  Selkûtî  akai- 
dine yazdığı  matbu  haşiye  değerli  eserleri  cümlesindendir.  (İbni  Hacer 
Heyteminin  (Tuhfe)sine  (Haşiyesi)  ve  Şafii  fıkhından  Nevevînin  (Min- 
hac)ında  da  şerhi  vardır. 


İBRAHİM  RÛMÎ 
1189  =  1775 


İBRAHİM  EL-HARAVÎ  ERZURUM! 
1214  =  1799 


—  362  — 


İSMAİL  MÜFİD  EFENDİ  (İSTANBUL!) 
1217  =  1802 

Aslen  İstanbullu  olup  tahsilini  tamamladıktan  sonra  Mekke  payesi- 
ne nail  olmuştur.  Müderrislik  vazifesi  ve  eser  yazmakla  hayatını  geçiren 
gayretli  bir  âlimdir.  «Eylesün  Yezdan  Müfidi  rahmetinden  müstefid» 
mısramm  delâlet  ettiği  1217  H.  de  vefat  ederek  Davutpaşa  Camii  avlusu- 
na defnedildi.  Nakşibendî  tarikatının  halifelerindendir. 

Eserleri  : 

(Hadis-i  Erbaîn-i  İmamı  Nevevî),  (Delailü'l-Hayrat),  (Şemail-i  Şe- 
rif), (Ahlâk-ı  Adudiye),  (Kaside-yi  Nûniye  ve  Bür'e),  (Pendi  Attar)a 
bir  şerh  yazdığı  gibi,  (Tefsir-i  Beyzavî)ye  ve  başkaca  (Sûre-yi  Nebe) 
üzerine  haşiye  yapmış,  (Şerh-i  Fenarî),  (İstiare  îsamı),  Taşköprülüzade- 
nin  (Âdab  şerhi)  üzerine  talikat  yazmış,  İbni  Melekin  (Menar  şerhi)  ve 
(Kenzü'l-Ummal)i  ihtisar  ve  (Kudûrî)  ile  (Keydanî)  fıkhını,  Molla  Ca- 
minin (Levayıh)ını,  Bursalı  Dede  Efendinin  (Siyaset-i  Şer'iye)sini  Türk- 
çeye  terceme  etmiştir. 

Şiirlerinden  : 

Bak  saate,  bir  dakika  fevt  eylemeyip 
Oynatmakda  rakkası  derunde  her  gâlı 
Miftahı  inabetle  kur  işit  sende, 
t>'û  saatini  bisavti  Allah  Allah... 

İBRAHİM  SITKI  EFENDİ  (İŞKODRAVÎ) 

Takva  sahibi  âlimlerden  bir  zat  olup  Üsküdarda  Şemsi  Paşa  medre- 
sesinde yerleşip  ilim  neşri  ve  eser  yazmak  suretiyle  hayatını  geçirdi.  12 
risalesini  ihtiva  eden  bir  mecmuası  Beşiktaşta  Yahya  Efendi  kütüpha- 
"hesinde  ve  15  risalesini  havi  bir  mecmuası  da  Yedikulede  Küçük  Efendi 
■kütüphanesindedir  ki,  bazıları  aşağıdadır  : 

(Şafiye  Li'l-Marizî  ve  Kâfiye  Li'l-Müridî),  (Tuhfetül-Yetimiye), 
■(Sıtkıye),  (Dürretü'l-Yetimiye  fil  Ehadîsi  Kudsiye),  (Risaletün  Fi  Hakkı 
İsm-i  Âzam),  (Münciyetü'l-Fukara),  (Usûl-i  Hadîs).  Son  eserini  1247  H. 
de  yazdığını  eserin  nihayetinde  tasrih  etmektedir.  îşkodraya  bağlıyken 
Berlin  anlaşmasiyle  Karadağa  terk  olunan  Yodgorice'den  yetişen  Hasan 
Efendi  de  âlimlerden  bir  zat  olup  1166  H.  de  İmam  Şaraninin  (Levaki- 
hu'l-Envar  fi  Tabakati'l-Ahyar)  isimli  eserini  telhis  etmiştir. 


—  363  — 


İMAMZADE  ESAD  EFENDİ  (İSTANBUL!) 
1276  =  1859 

Suitan  II.  Mahmud  devrinde  yetişen  âlimlerden  olup  Zeyrek  Camii 
imamlığı  yapan  Konyalı  bir  zatın  oğludur. 

Matbu  eserleri  : 

Akaidden  meşhur  (Dürri  Yekta)  ve  şerhi  ile  (Şerhu  Siraciye),  (Ha- 
lebi  şerhi  Hilyetün-Naci),  îstanbulun  fethine  ve  Osmanlı  devletinin  şa- 
nının yüksekliğine  dair  «Letüftehannel  -  Kostantiniyye»  hadîsi  şerifinin 
şerhini  ihtiva  eden  ve  padişahın  iradesiyle  yazılıp  1285  H.  de  basılan 
(Fethi  Kostatiniyye)  risalesi,  Mantıktan  (Kaziyyelerin  Tasdik  ve  Tefri- 
kine) ve  (Sarftan  infial  babının  tatbikatına  dair  risaleleri)  de  vardır. 
Halveti  tarikatının  Yiğitbaşı  kolu  halifelerindendir.  1276  H.  de  vefat 
ederek  Süleymaniye  Camii  Şerifi  avlusuna  defnedildi. 

İSMAİL  NEBİL  EFENDİ  (AHISKAVÎ) 
1278  =  1861 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Ahıskalıdır.  Gürcü  îsmail  Efendi 
adiyle  tanınmıştır.  İstanbul'da  ilimlerin  yayılmasına  hizmet  ederek  1278 
H.  de  vefat  etti.  Fatih  türbesi  civarında  medfundur.  Âlet  ilimleri  risale- 
lerini havi  olup  1285  H.  de  basılan  (Mefatihu't-Tahkik)  ismindeki  eseri 
ilmî  kudretinin  delilidir. 

İBRAHİM  EFENDİ  (YALVACÎ) 
1293  =  1876 

Fazilet  sahiplerinden  hitabetiyle  tanınmış  bir  zat  olup  Yalvac'a  bağ- 
lı Hisarardı  köyündendir.  Karaağaçlı  Rüşdü  Efendi  vesaire  gibi  değerli 
âlimlerden  ders  görmüştür.  1293  H.  de  vefat  ederek  köyünde  yaptırmış 
olduğu  medresenin  camii  şerifi  avlusuna  defnedildi. 

Eserleri  : 

(Risale-yi  Ahbaru  Billezi),  (Usulü'l-Müşavere  fi  Envaci'l-Muhave- 
re),  (Garaibi  îlâl),  (Haşiye-yi  Dibace-yi  Dürrün-Naci),  (Haşiye-yi  Kasi- 
de-yi  Bür'e)  dir. 

Arapça  kasideleri  de  vardır.  1.  Risalesi  kendisine  lâkap  olarak  veril- 
miştir. 1140  H.  de  vefat  eden  İpsalalı  Şeyh  Abdullah  İbni  Şeyh  Ahmed 
Efendinin  de  (îrşadiye)  isminde  (Kasidei  Bür'e  şerhi)  vardır. 


—  364  — 


İBRAHİM  EFENDİ 

1309  =  1891 

Âlimlerden  fevkalâde  ders  takririne  sahip  bir  zat  olup  Saruhan  san- 
cağına bağlı  Eşme  köylerinden  îney'dendir. 

Tahsilini  Kırkağaç  ve  Soma'da  tamamladıktan  sonra  Bursa'ya  git- 
miş, ilmin  yayılmasına  başlayıp  birkaç  defa  icazet  vermeğe  muvaffak 
olmuştur.  Arabî  ilimlerin  ekseri  kollarından  ve  bilhassa  tefsir  ve  Usul-i 
Fıkıh  ilimlerinde  geniş  malûmat  sahiplerindendir.  Ömrünün  sonlarına 
doğru  Bursa  müftülüğüne  tayin  olunmuştur.  Bursa'da  Uşşakî  İbrahim 
Efendi  ismiyle  tanınmıştır.  1309  da  Bursa'da  vefat  etti.  Şeyh-i  Ekberin 
faziletlerine  dair  (El-Miskü'l-Ezfer  fi  Tebriy'et-i  Şeyhi'l-Ekber)  ismin- 
de basılmamış  büyücek  bir  eseri  vardır.  îlmî  takrirlerinin  ekseri  nokta- 
ları talebeleri  tarafından  zapt  olunmuştur. 

İSHAK  EFENDİ  (HOCA) 

1310  =  1892 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Harputludur.  1310  H.  de  vefat 
ederek  Fatih  türbesi  civarına  defnolundu.  Matbu  eserlerinden  (i)  (Şem- 
sü'l-Harika),  (Ziyaü'l-Kulûb)  her  ikisi  de  İncilin  elde  bulunan  nüshala- 
rının tahrif  edildiğine  vesaireye  dair  olup  diğerleri  (Zübde-i  İlmi  Ke- 
lâm), (Es'ile  ve  Ecvibeyi  Hikemiye),  (Miftahu'l-Uyûn) .  Âlet  ilimlerinin 
tariflerini  beyan  eden  (Es'ile  ve  Ecvibe),  (Kâşifü'l-Esrari  Dâfiu'l-Eşrar) 
dır. 

Bunlardan  başka  İbni  Sina'nın  meşhur  (Şifa)  smı  da  (îştisfaf  Fi 
Tercemetiş-Şifa)  ismiyle  terceme  etmiştir  ki,  basılmamıştır. 

(1)  I  —  Bu  yolda  yazılan  matbu  eserler  :  (İzharüHîak)  :  İslâm  âlimlerinin 
büyüklerinden  1306  H.  de  Mekkede  vefat  eden  Hindli  Rahmetullah  Efendi  mer- 
humun eserlerinden  olup  tercemelerini  birinci  cildi  hal  tercemesi  şairler  fas- 
lında zikredilen  Nüzhet  Efendi  tarafından  İstanbul'da  basıldığı  gibi,  ikinci 
cildi  de  Mollalardan  olup  1313  H.  de  İstanbulda  vefat  edip  Fatihe  defn  edilen 
Ankaralı  Ömer  Fehmi  Efendi  tarafından  (İbrazü'l-Hak)  ismiyle  1293  H.  de 
Bosna'da  basılmıştır. 

II  —  (Terceme-yi  Tuhfetü'l-Erib  fir-Reddi  Alâ  ehli's-Salib)  :  Mühtedi  Ab- 
dullah Tercümanî'nin  eseri  olup  sonradan  terceme  olunarak  İstanbulda  basıl- 
mıştır. 

III  —  (Müdafaa)  :  Ahmed  Mithat  Efendinin  eseri  olup  İstanbulda  basıl- 
mıştır. 

IV  —  (İzahül-Meram'  Fi  Keşfi'z-Zalâm)  :  Hacı  Abdi  Beyin  eseri  olup  İstan- 
bulda basılmıştır. 

V  —  (El-Fasıl  Beyne'l-Hakkı  ve'l-tBatıl  Tercemesi)  :  Adanah  Esmaî  Yusuf 


—  365  — 


İSMAİL  EFENDİ 
(MANASTIRLI  İSMAİL  HAKKI  EFENDİ) 

Âlimlerden  ve  Ayan  Meclisi  âzalarının  ileri  gelenlerinden  faziletiy- 
le tanınmış  bir  zat  olup  Manastırlıdır.  Memleketinde  Sancaktarzade  de- 
nilen aileye  mensuptur,  ilk  tahsilini  memleketinde  yapmış,  İstanbula  ge- 
lip hal  tercemesi  ileride  yazılı  Şevket  Efendi  merhumdan  icazet  almağa 
ve  derse  çıkarak  icazet  vermeğe  muvaffak  olmuştur.  Lisan  talâkatına 
ve  kuvvetli  hitabete  sahip  olduğundan  kürsü  şeyhliğine  tayin  olunarak 
bu  yolun  son  merhalesi  olan  Ayasofya  şeyhliğine  kadar  yükselmiştir. 
Yüksek  mekteplerin  ekserisinde  de  hocalık  yapmıştır.  Vefatı  ilim  ve  ir- 
fan adına  büyük  zayiattandır,  1330  senesi  nihayetinde  ikametgâhı  olan 
Anadolu  Hisarında  ansızın  vefat  etmiş  ve  Fatih  Camii  avlusuna  defne- 
dilmiştir.  Değerli  eserlerinden  basılmış  olanlar  aşağıdadır: 

1  —  (Telhısü'l-Kelâm  fi  Berahini  Akaidi'l-lslâm) 

2  —  (Vesailü'l-Felâh  fi  mesaili'n-nikâh) 

3  —  (Kitabü'l-Vesaya  ve'l-Reraiz) 


Efendinin  eseri  olup  Mısırda  basılmıştır.  Bu  eserin  aslı  Mısır  âlimlerinden  İz- 
zeddin  Efendi  tarafından  yazılmış  ve  basılmıştır. 

VI  —  (Nûrü'l-Hüda  Limen  İstehda)  :  Sırrı  Paşa  merhumun  eseri  olup  Di- 
yarbekir  matbaasında  basılmıştır. 

VII  —  (Beyanü'l-Hak)  :  Hindli  Rahmetullah  Efendinindir.  Tercemesi  İs- 
tanbulda  basılmıştır. 

VIII  —  ( Risale tü's-Samsamiye)  :  Hacı  Abdi  Bey  merhumun  eseri  olup  İs- 
tanbulda  basılmıştır. 

Arapça  olarak  yazılmış  eserlerden  aşağıdakilerin  hepsi  Mısırda  basılmıştır; 

1  _  (Kitabü'1-Âlam  Bima  fi  dinin-Nasâra  minel-'Bidei  vel-Evham)  :  (İmam 
Kurtubî) 

2  (Hidayetül  Hubara  fi  ecvibeti'l-Yahudi  ven-Nasara)  :  (İbni  Kayyım  el 
Cevziye) 

3  —  (Tahcilü  Men  sarrafe'l-İncil)  :  (Bbil  Beka  Salih  İbni  Hüseyin  Caferi) 

4  —  (En-Nasihatül-İmaniye) 

5  —  (El-Fariku  Beyne'l-Halikı  vel-Mahlûk)  :  (Paçacızade  Bağdadî  Abdur- 
rahman  Efendi) 

6  —  (El-Cevherü'l-Feridu  Fi  İptali't-Teslis)  :  (Eyyüp  Sabri  Bey) 

7  —  (El-Ecvibetü'l-Fahire)  :  (Sahabettin  Ahmed  İbni  İdris  El  Maliki  El- 
Maruf  bil-Karrafı) 

8  —  Kitabü  Seferi'l-Hayr)  :  (Abdullah  Salik  Antakî)  isminin  ebcet  hesa- 
biyle delâlet  ettiği  üzere  1181  H.  de  (Tahcil  Men  Harrafel  İncîl)  den  telhis  edi- 
lerek terceme  olunmuştur.  Eğribozda  medfundur. 

9  —  (İlmü'l-Yakîn  Fi'r-Reddi  Ale'l  Mütenassırı  İmadeddin) 

10  —  (El-İslâmi  ven-Nasraniyyeti  maal  ilmi  ve'l-Medeniyye) 

11  —  (Hülasatü'l-Kelâm  fi  Tercihi  Dini'l-İslâm) 


—  366  — 


4  —  (Mevahibü'r-Rahman  fi  Menakibi'l-îmam  Ebi  Hanifeti'n-Nû- 
man) 

5  —  (Metalib-i  İrfaniye  ve  İzahat-ı  Nûniye)  :  (Şerhu  Kaside-yi 
Nûniye) 

6  —  (Ahkâmı  Şehri  Siyam) 

7  —  (Er-Risaletü'l-Hamidiye  Tercemesi)  :   (Beyyinat-ı  Ahmediye) 

8  —  (Hak  ve  Hakikat)  :  (İslâmiyet  aleyhinde  Doktor  Duzinin  neş- 
riyatma  reddiye). 

9  —  (Mevaidü'l-İn'am  Fi  Akaidi'l-İslâm) 

10  —  (Mevaiz)  :  (Üç  cüz'ü  intişar  etmiştir. 

11  —  (Şerhu's-Sadri  Bi  Fezail-i  Leyleti'l-Kadr) 

AYŞÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
1061  =  1650 

Seçkin  âlimlerden  ve  meşhur  müelliflerden  bir  zat  olup  Tirelidir. 
İlk  ilimleri  memleketi  ulemasmdan  öğrendikten  sonra  muallim  Ataullah 
Efendiden  tahsilini  ikmal  edip  Baymdırda  Hacı  Sinan  medresesi  müder- 
risliğine tayin  olunarak  kısa  zamanda  ilmî  üstünlüğünü  göstermiş  ve 
maarife  hizmete  başlamıştır.  990  H.  de  Istanbula  gelerek  o  sırada  boşal- 
mış bulunan  kırk  akçe  vazifeli  bir  medrese  müderrisliği  için  Anadolu 
Kazaskeri  Zekeriya  Efendinin  huzurunda  açılan  müsabaka  imtihanına 
girerek  çeşitli  ilimlere  liyakatini  ve  üstünlüğünü  isbat  etmiştir.  Bir  müd- 
det sonra  inzivaya  çekilerek  eserlerini  yazmağa  başladı.  Müşahade  olu- 
nan eserlerinin  ilmî  mükâfatı  olmak  üzere  Tire'de  İbni  Melek  müderris- 
liğine tayin  olundu.  Bu  feyizli  medresede  birkaç  sene  ders  okutmak  ve 
eser  yazmak  ile  meşgul  olarak  bir  iş  için  İstanbula  geldiği  zaman,  (Oldu 
Ayşî  cenanda  vasılı  Ayş)  mısramm  delâleti  olan  1061  H.  de  vefat  edip 
Edirnekapısı  haricindeki  Emir  Buharî  zaviyesi  yanma  defnedildi.  (Rah- 
metullahi  Aleyh)  değerli  eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır. 


1  —  (Kur'an-ı  Kerîm'in  yarısına  kadar  tefsiri  şerif) 

2  —  (Şerhu  Vird-i  Settar) 

3  —  (Şerhu  Gülistan) 

4  —  (Usulü  Fıkıhtan  bir  metn-i  metin) 

5  —  (Telhısu  Tarikat-ı  Muhammediye) 

6  —  (Telhısu  Ravzatü'l-Ulema) 

7  —  (Şerhu  Mülteka) 

8  —  (İlm-i  Meâniden  Münekkahat-ı  Meşruha) 

9  —  (Muhtar-ı  Sıhah  tarzında  bir  lügat) 


—  367  — 


10  —  (Hakayıku'l-Usûl)  :  Bir  nüshası  Akhisar  kütüphanesinde  tara- 
fımdan görülmüştür. 

11  —  (Netayicü'l-Ezhan  minel  Kelâm)  :  Bir  nüshası  Kasaba  kütüp- 
hanesinde tarafımdan  görülmüştür.  Eserlerinden  bazıları  İstanbul  kü- 
tüphanelerinde mevcuttur. 

KADI  AHMED  BURHANEDDİN  (ERZİNCANÎ) 
800  —  1397 

Âlimlerden  ve  maalesef  hükümdarlık  sevdası  ile  başını  belâya  uğ- 
ratan bir  zat  olup  aslen  Kayserilidir.  Şöhreti  «Emir  Kadı»  dır.  Tahsilini 
Mısır'da  tamamladı.  Eserleri :  Bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde 
mevcut  olup  Arapça  (îksiri's-Saadat-ı  Fi  Esrari'l-İbadat)  ile  (Telvih) 
üzerine  (Tercih)  isminde  faydalı  ve  makbul  bir  haşiyesi  olup  üç  lisanda 
manzumeleri  de  vardır.  Hükümet  Başkanlığı  sevgisi  sebebiyle  800  H.  de 
Akkoyunlu  aşireti  beyi  Karailik  Osman  Beyle  yaptığı  kavgada  vurula- 
rak vefat  etti.  Sivasta  medfundur.  (Afallahü  anh).  Hayatına  dair  Ab- 
dülaziz  Esterabadi-i  Bağdadî'nin  (Bezm-i  Vizrim)  isminde  Farsça  bir 
tarihi  vardır  ki,  birer  nüshası  Ayasofya,  Yerebatan  kütüphanelerinde 
mevcuttur.  Divanının  yegâne  nüshası  Londra  kütüphanesindedir.  Mu- 
fassal hal  tercemesi  Osmanlı  Tarih  Encümeni  âzasından  Tevhid  Beye- 
fendi tarafından  Encümen  mecmuası  ile  neşredilmiştir. 

İngiliz  müsteşriklerinden  müteveffa  Mister  Kip'in  Osmanlı  Şiirleri 
tarihinde  Kadı  Burhaneddine  ait  neşrettiği  şiirlerinden  : 

Hemîşe  âşık  gönlü  büryan  olur; 
Her  nefes  garip  gözü  giryan  olur. 
Sofilerin  dileği  mihrab-u-namaz 
Er  kişinin  arzusu  meydan  olur. 

KARA  YAKUP  İBNİ  İDRİS 
933  =  1526 

Âlimlerin  en  değerlilerinden  bir  zat  olup  Niğdelidir.  Evvelâ  memle- 
ketinde sonra  Arap  ve  Acem  ülkelerinde  tahsilini  tamamladıktan  sonra 
Lârende  Karaman  kasabasında  müderrislik  vazifesiyle  ve  eser  yazmakla 
meşgul  oldu.  (Haşiye  Alel-Beyzavî)  ile  (Mesabîh)  ve  (Hidaye)  üzerine 
şerhleri  ve  peygamberler  tarihi,  sahabelerin  hayatiyle  mezhep  kurucu- 
larının, muhaddislerin,  meşhur  müsanniflerin  hal  tercemelerini  toplayan 
(Eşraku't-Tevarîh)i  vardır.  Bu  eser  bir  mukaddime,  üç  kısım,  bir  hatime 
üzerine  mürettep  olup  Arapcadır. 


—  368  — 


Mukaddime  :  Meşhûr  peygamberler, 

1.  Kısım  :  Peygamberimizin  nesebi,  doğumu,  vefatı. 

2.  Kısım  :  İki  na't  üzerinedir.  1  —  Peygamber  Efendimizin  çocukla- 
rı ve  zevceleri.  2  —  Aşere-yi  Mübeşşere. 

3.  Kısım  :  İki  kanun  üzerinedir.  1  —  Sahabelerin  faziletleri,  2  — 
Fakîhler  ve  hafızlar. 

Hatime  :  İki  nevidir.  1  —  Mezhep  İmamları,  2  —  Hadîs  İmamları. 
Vefatı  833  H.  de,  kabri  (Lârende)  dedir. 

KARA  SİNAN 
852  =  1448 

Fatih  Sultan  Mehmed  Han  zamanının  meşhur  âlimlerinden  Arabi 
ilimlerde  ve  edebiyatta  fevkalâde  mahareti  olan  faziletli  bir  zattır.  Fı- 
kıh ilminden  (Menarü'l-Envar)  ı,  sarf  ilminden  (Merah  ve  Şafiye)yi,  he- 
yet ilminden  (Kozmoğrafya),  Çaymînî'nin  (Mülahhas)ını  şerh  ettiği  gi- 
bi (Vikaye)  ye  dahi  haşiye  yazmıştır.  (Zamair)  ve  (Hezmü'l-Cüyuşi  ve'l- 
Gâlib  ve'l-Mağlûp)  isimlerinde  başka  eserleri  de  vardır.  852  H.  de  vefat 
etti. 

KIRIMI  SEYİDÎ  AHMED  İBNİ  ABDULLAH  (i) 
879  =  1474 

Fatih  Sultan  Mehmed  Han'ın  hürmet  ve  iltifatına  mazhar  olan  fa- 
zilet sahiplerinden  ve  muhakkik  âlimlerden,  Molla  Şerafeddin  Kırımî'- 
nin  talebelerindendir.  Eserleri  : 

(Haşiye-yi  Tefsir-i  Beyzavi),  (Haşiye-yi  Şerh-i  Akaid),  (Haşiye-yi 
Telvih),  (Haşiye-yi  Lübbü'l-Elbap),  (Haşiye-yi  Mutavvel)  vesairedir. 
Bir  nüshası  Üsküdarda  Atlama  taşı  kütüphanesinde  mevcut  ve  874  H.  de 
tamamladığı  hatimesinden  anlaşılan  (Miftahü'l-Gayb)  şerhi  vardır  ki, 
tahkik  ve  irfanına  kesin  bir  delildir.  Bir  de  879  H.  de  îstanbulda  ikmal 


(1)2  nci  Murad  devrinde  Kırım'dan  hicret  edip  840  H.  de  Edirnede  vefat  ede- 
rek Zindan  altında  Tatar  Han  kabristanında  medfun  olan  (Menar  Şarihi) 
Şerefüddin  Kırımî'nin  talebelerinden  olup  883  de  vefat  eden  Kırımlı  Muham- 
med  oğlu  Ahmed  de  âlimlerden  bir  zattır.  Eserlerinden  (Şerh-i  Buhari-i  Şerif) 
kudret  ve  kıymetine  delildir.  1279  da  vefat  eden  ve  Fatih'de  medfun  olan  fıkıh- 
dan  (Kırımîzade  mecmuası)  sahibi  Reşid  Efendi  ile  (Levayıh-i  Faika  ve  Alâik-i 
Râika  ale't-Tefsiri  ve'l-Fıkhı  ve'l-Hadisi  ve'l-Feraiz)  ve  (Et-Tasrih)  ismindeki 
(Telvih  muhaşşisi)  Fazıl  Ali  Efendiler  de  bu  cümledendir. 


—  369  — 


ettiği  Farsça  (Gül§en-i  Raz)  şerhi  vardır  ki,  bir  nüshası  Ayasofya  kü- 
tüphanesindedir. 

(Beyzavî  Haşiyesi)  nin  ismi  (Misbahu't-Tadil  fi  keşfi  envari't-Ten- 
zil)  olup  bir  nüshası  Atik  Valide  kütüphanesindedir. 

Vefatı  879  H.  de,  kabri  Fatih  civarında  Molla  Kestel  mescidi  civa- 
rındadır. (Künhü'l-Ahbar)da,  Bursa'da  medfun  olduğu  yazılmışsa  da 
mevsuk  değildir. 

1179  H.  de  kendi  el  yazısiyle  yazma  nüshası  Kılıç  Ali  Paşa'da  mev- 
cut olan  (Kadı  haşiyesi)  müellifi  Muhammed  bin  Kardeş  ile  fıkıhtan 
(Menar)  şerhi  Şeref  îbni  Kemal  de  Kırım'da  yetişen  âlimlerdendir.  Bu 
şerhin  kendi  el  yazısiyle  yazma  nüshası,  Küçük  Efendi  kütüphanesinde- 
dir. 

KARA  SEYYİDÎ 
913  =  1507 

Seçkin  âlimlerden  bir  zat  olup  Hamid  ilindendir.  Alâaddin  Ali  Fe- 
narî'nin  talebelerindendir.  İstanbul  kadısıyken  913  H.  de  vefat  etti.  (Şer- 
hu  Miftah)ın  baş  taraflarına  haşiyesi  ve  Arapça  şiirleri  vardır.  (Kara 
Seyyidı  Sualleri)  ismiyle  tanınmış  olan  sualler  —  ki,  Seyyid  şerifin  (Şer- 
hi Miftah)  ve  (Şerhu  Mevakıf)ına  dairdir —  bu  zatındır.  Osmanlı  âlim- 
lerinden Şeyhzade  Muhammed  Muhyiddin  ile  (Şir'atü'l-İslâm)  şarihi 
Mevlâna  Yakup  ve  932  =  1525  H.  de  İstanbulda  vefat  ederek  yaptırdığı 
(Darü't-Talim)  de  defnolunan  Seyyid-i  Karamanî  taraflarından  şerh  olun- 
muştur. (Risaletü'l-Ga'l)  de  eserleri  cümlesindendir. 

KARABAGİ  MUHYİDDİN  MUHAMMED 
942  =  1535 

Kanunî  Sultan  Süleyman  devri  âlimlerinden  olup  tahsilini  tamam- 
ladıktan sonra  Istanbula  gelerek  Seyyid  Alizadeye  muavin  olmuş,  bun- 
dan sonra  bazı  medreselere  ve  nihayet  İznik  medresesi  müderrisliğine 
tayin  olunmuş  ve  942  H.  de  İznikte  vefat  etmiştir.  Aklî  ve  naklî  ilimlere 
vakıf  bir  zattır.  Eserleri  23  makale  üzerine  tertiplenmiş  Muhadarata  (Hi- 
kâyelere) dair  (Calibü's-Sürûr)  ile  (Keşşaf),  (Beyzâvî),  (Telvih),  (Hi- 
daye  Talikatı)  ve  (Şerhu  Vikaye)  ye,  (Celâl  Devvanî)nin  (Isbatü'l- Va- 
cip) risalesine  haşiyelerinden  ve  (Âdabu  Adudiye)  şerhinden  ibarettir. 


F.  :  24 


—  370  — 


KARA  DAVUT  (İZMİTÎ) 
948  =  1541 

Osmanlı  âlimlerinden  olup  İzmitlidir.  Mevlâna  Lütfi  ve  Müeyyed- 
zade  gibi  âlimlerden  tahsil  etmiştir.  «Meskenin  pürnur  ide  Davud  Efen- 
dinin vedûd»  mısramm  delâleti  olan  948  H.  de  vefat  etti.  (Bursa'da)  Yıl- 
dırım Bayezit  civarında  yaptırmış  olduğu  mescidin  avlusunda  medfun- 
dur. 

Eserleri  : 

(Şerhu  Delaili  Hayrat)  (^),  (Şerhu  Kasidei  Nûniye),  (Haşiye  Alet- 
Tasavvurat),  (Haşiye  Alet-Tasdikat),  (Haşiyeyi  Şerhi  Metali),  (Haşiye 
Alâ  Şerhi'ş-Şemsiye),  (Telhısu  Takrir-i  Kavanin),  (Haşiye  Alet-Tehzip) 
vesairedir.  Bir  de  akaid  ve  kelâmdan  (Malûmat)  isminde  bir  mecmuası 
vardır  ki,  bir  nüshası  Manastır  kütüphanesinde  mevcuttur.  Bursa  Evkaf 
ve  sicillerini  de  tam  bir  dikkatle  zapt  etmiş  ve  yazmıştır. 

KARA  HAYDAR 
955  =  1548 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Menteşelidir.  Hemşerisi  Çivizadeden  tahsil 
etti.  955  H.  de  Üsküp'te  vefat  etti.  Eserleri  : 

(Haşiye  Alâ  Şerhi  Miftah),  (Haşiye  Alâ  Şerhi  Miftah),  (Haşiye 
Ale'l-Hayali),  (Haşiye  Alel  Mes'ûdi)  dir. 

KADIZADE  HÜSEYİN  İBNİ  HASAN  EFENDİ 
944  =  1537 

Fazilet  ve  kalem  sahiplerinden  bir  zattır.  944  H.  de  maktûl  İbrahim 
Paşa  adına  dört  bab  üzerine  mürettep  (Letaifü'l-Efkâr  ve  Kâşifül-Esrar) 
isminde  bir  eser  yazmıştır  ki,  birinci  bab  siyasetten,  ikinci  tarihten, 
üçüncü  edebiyattan,  dördüncü  ahlâktan  bahseder. 


(1)  Fazıl  İzmirî'nin,  Muhammed  Hilmi  Efendinin,  Salih  Kudsi-yi  Tokadı 
ve  1210  H.  de  vefat  eden  Eğin  Müftüsü  Hacı  Osman  Efendinin,  1173  H.  de  vefat 
eden  Kıbrısh  İbrahim  Efendinin  ve  vaiz  Şeyh  Muhammed  Efendinin  de  ayrıca 
şerhleri  vardır.  Kara  Davud  Efendinin  şerhi  basılmıştır. 


—  371  — 


KASIM  İBNİ  SÜLEYMAN  NİĞDEVÎ 
970  =  1562 

Arabî  ilimlerde  hususiyle  fıkıh  ilminde  vukuf  sahibi  bir  zat  olup 
•  memleketinde  ve  İstanbulda  tahsilini  tamamladıktan    sonra  966  H.  de 
Siroz'da  Selçuk  Sultan  medresesi  müderrisliğine  tâyin  oldu.  970  H.  de 
burada  vefat  etti.  Eserleri : 

(Şerhu  Vikayetü'l-Müsemma  bi  tatbik),  (Şerhu  Mülteka)  dır. 

KINALIZADE  ALÂADDİN  ALİ  ÇELEBİ 
979  =  1571 

Meşhur  âlim  ve  ediplerden  olup  İsparta'da  doğmuştur.  Pederi  Kına 
kullanmakla  meşhur  olan  Abdülkadir  Hamidî'dir  ki,  hazreti  Fatihe  mu- 
allim olma  şerefini  kazanmışken  Mahmud  Paşanın  çekiştirmesiyle  padi- 
şahın meclisinden  uzak  düşmüş  ve  kısa  bir  zaman  sonra  vefat  etmiştir. 
İlmiye  yoluna  girerek  Kazaskerliğe  kadar  yükselmiştir.  «îrtihal  eyledi 
Kutbü'l-Ulema»,  «Ölen  Kmalızade  yûdi  gür  ab-ı  hayatından»  mısraınm 
delâlet  ettiği  979  H.  de  Edirne'de  vefat  ederek  İstanbul  yolunda  Seyyid 
Celâli  türbesi  civarında  Nazır  çeşmesi  adlı  yere  defnedildi.  (Tezkiratü's- 
Şuara)  sahibi  Hasan  Çelebinin  pederidir.  Eserleri :  Lisanımızda  ahlâk 
ilmine  dair  yazılan  eerlerin  meşhurlarından  olan  matbu  (Ahlâk-ı  Alâ-yi) 
ile  (Haşiye-yi  Dürer  ve  Gurer  ilâ  nısfihi),  (Haşiye  alâ  kitabi'l-Keraheti 
Mine'l-Hidaye),  (Risaletani  fi  Hakkı'l-Vakf  ve  İs'af),  (Risaletü's-Seyfi- 
ye  ve'l-Kalemiye),  (Haşiye  Alâ  Hasan  Çelebi  Li-şerhi'l-Mevakıf),  (Mün- 
şeat), (Haşiye-yi  Tecrid),  (Haşiye-yi  Keşşaf),  (Haşiye-yi  Beyzavi),  (Ta- 
bakat-ı  Hanefiyye),  (Şerhu  Kaside-i  Bür'e)  vesaireden  ibarettir.  Üç  li- 
sanda şiir  nazmına  muktedir  idi.  (Müretteb  dîvanı)  da  vardır.  (Taba- 
kat-ı  Hanefiyesi)  İmam-ı  Azamdan  Allâme  İbni  Kemale  kadardır. 

Şiirlerinden  : 

Eğerçi  hane-i  pür  nakşdır  sarayi  cihan, 

Veli  kitabeleri  «Küllü  men  aleyha  fân» 

Zemin  mahal  belâ  vü  zaman  medar-ı  annâ 
Budur  saray-ı  cihan  nakşma  zemin-ü-zaman 

(Ahlâk-ı  Alâi)  ahlâk  ilmine  dair  yazılan  Osmanlı  eserlerinin  en  es- 
kisi ve  en  kıymetlisidir.  İbaresi  sadeleştirilerek  ve  lüzumlu  ilâveler  ya- 
pılarak yeniden  basılmasında  büyük  faydalar  vardır. 

983  H.  de  Bursa'da  Yıldırım  Bayezit  Han  medresesi  müderrisi  iken 
Emir  Sultan  yakınma  defnedilen  Şakku'l-Kamer  Ahmed  Efendinin  de 
(Risale-yi  kalemiye  ve  seyfiyesi)  vardır. 


—  372  — 


KIZIL  MOLLA  (ABDURRAHMAN  İBNİ  SEYDÎ  ALİ) 

953  =  1546 

Amasyadan  yetişen  âlimlerden  olup  İstanbulda  îbni  Kemal  ve  Sadi 
Çelebi  gibi  âlimlerden  tahsil  görerek  Rumeli  Kazaskeri  olmuş  ve  953  H. 
de  vefat  etmiştir.  Birgivî  Muhammed  Efendi  bir  müddet  bu  zattan  ders 
görmüş  ve  kassam  olarak  maiyetinde  bulunmuştur.  Eserleri  : 

(Şerhu'l-Hidaye),  (Haşiye-yi  înaye),  (Haşiye-yi  Kamus)  tur.  îstan- 
bulda  Emir  Buharı  türbesi  hizasmda  yaptırmış  olduğu  mektebin  saha- 
sında medfundur. 

KADIZADE  ŞEMSEDDÎN  AHMED  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

998  =  1589 

Âlimlerden  bir  zat  olup  yukarıda  sözü  geçen  Mevlâna  Bedreddin 
Mahmud'un  oğludur.  Eserleri  :  (Haşiye-yi  Beyzavi),  (Haşiye-yi  Tecrid 
min  bahsil  Mahiyet),  (Haşiye  Alâ  Evail-i  sadrüş-Şeria),  (Şerhu'l-Hida- 
yeti  min  evveli  kitabil  vekâleti  ilâ  ahiril  kitap),  (Talikatü  Alel  Mevakıf), 
(Talikat  alet-Telvih),  (Haşiye-yi  Şerhi  Miftah  min  evvelihi  İlâ  ahiril- 
fennis-Sani),  (Terceme-yi  madeni'l-Cevahir  ve  Ravzatü'l-Havatır)  ve- 
sairedir. 

Fetvalardan  da  bir  eseri  vardır.  Vefatı:  «Müftî  Ahmed  Çelebi  eyle- 
di ukbaya  azm»  mısramm  gösterdiği  998  H.  de,  kabri  İstanbulda  Küçük 
Karaman  geçidindedir.  Çırçır  mescidi  hayra  ait  eserleri  cümlesindendir. 

KARACA  AHMED  HAMİDÎ 
1024  =  1615 

Tanınmış  âlimlerden  bir  zat  olup  Hamîd  elindendir.  Kudüs  naibli- 
ğinde  iken  1024  H.  de  vefat  etti.  Eserleri  :  (Haşiye  alâ  şerhi  akaid),  (Ha- 
şiye-yi Şemsiye),  (Haşiye  Ale's-Seyyid),  (Haşiye-yi  Dürer),  (Haşiye-yi 
Şerhi  Kâfiye),  (Zeylü  Şakayıkı  Numaniye)  dir.  Bu  zat  (Tacü't-Teva- 
rih)in  ikinci  cildi  sonunda  zikredilmiş  bulunan  Karaca  Ahmedden  baş- 
kası olması  lâzım  gelmektedir.  Naima  tarihinde  Medinede  vefat  ettiği 
yazılmaktadır. 


—  373  — 


KADI  MUSTAFA  EFENDİ  (URLALI) 

Sultan  Üçüncü  Murad  devri  âlimlerinden  bir  zat  olup  İzmir  civa- 
rmdaki  Urladandır.  Kıbrıs  seferinde  bulunmuştu. 

Eserleri  :  Arapça  (Risale-yi  Cihadiye)  ve  tercemesiyle  15  fasıl  üze- 
rine tertiplenmiş  Arapça  (Tenbihiyye)  isminde  bir  tabirnamesi  vardır 
ki,  her  ikisinin  de  nüshaları  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  mevcuttur. 

KADIZADE  MUHAMMED  EFENDİ 
1045  =  1635 

Şanlı  âlimlerden  Balıkesirli  Doğanîzade  Mustafa  Efendi  adında  bir 
Kadî'nin  oğludur.  îlk  tahsilini  memleketinde  Birgivi  Muhammed  Efen- 
dinin talebelerinden  tahsil  ettikten  sonra  İstanbula  gelerek  bir  aralık 
Tercüman  Tekkesi  şeyhi  Ömer  Efendiye  intisab  etmişse  de  istidadı  do- 
layısıyle  bu  meslekten  feyz  alamadığından  yine  eski  mesleğine  dönerek 
vaizliğe  ve  müderrislik  vazifesine  başladı.  1045  H.  de  Ayasofya  vaizi  iken 
vefat  etti.  Topkapı  dışında  Şeyhler  kabristanına  defnedildi.  Hal  ve  tavrı 
Naima  Tarihinin  6.  cildinin  18.  sahifesinde  açıklanmıştır.  Bu  açıklama- 
dan anlaşıldığına  göre  âlimlerin  ve  geçmiş  büyüklerin  sıfatlarından  olan 
hakikî  takvadan  mahrum  imiş.  Müslümanların  kalblerini  birleştirme 
noktasına  hizmet  edemiyen  âlimlerdendir.  (Menakibü's-Sahabe),  (Kita- 
bü'l-Makbul  fi  Hali'l-Hayûl)  isimlerinde  eserleri  vardır. 

KADI  MAHMUD  İBNİ  AHMED  (MANASTIRÎ  TERZİZADE) 

1126  =  1714 

Kadılar  zümresinden  iken  sonradan  tezkireci  olmuştur.  1126  H.  de 
Hicazda  vefat  etti.  Cihadın  faziletlerin^'  beyan  eden  risalesiyle  tefsire 
müteallik  eseri  ve  «Çelebi»  kelimesinin  tahkik  ve  izahına  dair  risalesi 
vardır.  Cihadın  faziletleri  hakkındaki  risalesinin  kendi  el  yazısı  ile  yaz- 
ma nüshası  Şehid  Ali  Paşa  kütüphanesindedir.  Mevlâna  Ebu's-Suûd'un 
da  adı  geçen  kelimenin  şerh  ve  izahına  dair  bir  risalesi  vardır. 

KADRİ  MUHAMMED  EFENDİ 

Seçkin  âlimlerden  şiir  söyleme  kaabiliyetine  sahip  faziletli  bir  zat 
olup  Bigalıdır.  Usûl  gereğince  tahsil  görüp  icazet  aldıktan  sonra  malû- 
matını genişletmek  ve  tahsilini  tamamlamak  için  Arabistana,  bilhassa 


—  374  — 


Yemen  bölgesine  giderek  senelerce  kalmış  ve  asıl  gayesi  olan  ilim  tah- 
siline devamla  derin  bilgi  sahibi  olmuştur.  Bundan  sonra  memleketine, 
daha  sonra  îstanbula  gelerek  ders  okutmaya  ve  eser  yazmağa  başlamış- 
tır. Yemendeki  uzun  ikametinden  dolayı  eserlerinin  bazılarında  «Veh- 
bi-i  Yemanî»  mahlasını  kullandığı  görülmektedir.  Vefat  tarihi  ile  kabri 
tesbit  edilememiştir.  Görülebilen  eserleri  aşağıdadır  : 

1  —  Terceme-yi  Camius-Sagîr  :  Üç  cilt  üzerine  tertiplenmiş  olup 
1042  H.  de  tercem.e  ve  tertip  edilen  bu  eser  Sultan  Dördüncü  Murada 
hediye  edilmiştir.  Bu  tercemenin  bir  takımı  Hamidiye  kütüphanesinde 
mevcuttur. 

Mütercim  hazretleri  bu  tercemenin  mukaddimesinde  (Tefsir-u  Be- 
gavi)yi  de  terceme  ettiğini  ve  15  tane  daha  terceme  ve  telif  eseri  oldu- 
ğunu açıklamıştır. 

2  —  (Kenzü'l-Meâni)  :  Mesnevi  tarzında  bir  manzume  olduğu  (Ca- 
miüs-Sağır)  tercemesinde  zikredilmiştir. 

3  —  (Şerhu  Kaside-yi  İbni  Düreyd)  :  1065  H.  de  yazdığı  kıymetli 
şerhtir  ki,  bir  nüshası  Aşir  Efendi  kütüphanesindedir.  İşbu  eserlerden 
hal  tercemesini  yazdığımız  bu  zatın  birçok  olgunluklara  sahip  olduğu 
anlaşılmıştır. 

\ 

KAFA  HALİL  EFENDİ 
1123  =  1711 

Tanınmış  âlimlerden  bir  zat  olup  Boyabatlıdır.  1123  H.  de  vefat  etti. 
Eyüp  civarında  eski  Sadrâzam  Siyavuş  Paşa  türbesi  haricinde  medfun- 
dur.  Şeyhülislâm  Abdullah  Vassaf  Efendi  bu  zatın  talebesi  ve  damadı- 
dır. Damadı  ile  bir  yerde  medfundur. 

Meşhur  eseri  âlimler  arasında  muteber  olan  (Fenarî  haşiyesi)  dir. 
Diğer  eserleri:  (Haşiye-yi  Hikmetü'l-Ayn) ,  (Haşiye-yi  Tavalî),  (Haşiye- 
yi Muhtasar  Münteha),  (Haşiye-yi  Adab-ı  Taşköprülü),  (Şerhu  Veledi- 
ye),  (Haşiye-yi  Hidaye),  (Risale-yi  Ahkap),  (Tefsir-i  Sure-yi  Mülk), 
(Haşiye  Alâ  Risalet-i  Muhammed  Emîn  fi  Ciheti  Vahdet)  tir. 

KAZÂBÂDÎ  AHMED  İBNİ  MUHAMMED  EFENDİ 

1163  =  1749 

Âlimlerin  sonuncularından  olup  tahsilini  Sivasta  Tefsiri  Muhammed 
Efendiden  tamamlamıştır.  Tasavvuf  mensuplarının  zevklerine  vukufsuz- 
luğundan dolayı  mütearrız  bulunurdu.  İstanbulda  ilmin  yayılmasına 


—  375  — 


hizmetle  meşgul  oldu.  1163  H.  de  vefat  ederek  Aksaraydan  Koca  Musta- 
fa Paşaya  giden  caddenin  sağ  tarafma  defnedildi.  Talebelerinin  en  meş- 
huru Hâdimî  merhumdur. 

Hayatma  ait  tafsilât  (İzzî  tarihi)  nde  yazılıdır.  Eserleri  :  (Haşiye 
Alâ  Sureti'l-Fatiha  Li'l-Beyzavî),  (Haşiye  Alâ  Haşiye  Mirzacan),  (Ten- 
virü'l-Besayir),  (Haşiyetü'l-Usul),  (Netayicü'l-Enzar),  (Şerhu  Fevaidis- 
seniyye),  Şerhu'l-Feride),  (Şerhu  Adabı  Birgivî),  (Ha§iye-yi  İsbat-ı  Va- 
cip), (Şerhu  Nûniye)  dir.  1191  H.  de  vefat  ederek  yanma  defnolunan  oğ- 
lu Nafi  Muhammed  Efendi  de  âlim  bir  zattır.  (Ferîde)  yi  şerh  etmiştir. 
(Kazabat  -  Kazova),  Tokada  bağlı  bir  yerdir. 

KARAİIÎSARÎ  MUHAMMED  İBNİ  ŞEYH  ALİ  EL-MARUF  BİHAMİDÎ 

1170  =  1756 

Tabiî  ilimlere  vakıf  fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  tahsilini  ta- 
mamladıktan sonra  bir  müddet  memleketinde  müftülük  yaptı.  Bundan 
sonra  Mısır  kadılığında  Şer'i  Şerife  hizmet  etti.  1170  H.  de  Mısırda  vefat 
etti.  Başlıca  eserleri  : 

(Telmihu'l-Efvah  fi  Tertibi'l-Eşbah),  (Resail  fil-hey'at-ı  ve'l-Riya- 
ziyat)  dır.  Bir  mukaddime  10  bab,  bir  hatime  üzerine  mürettep  (Mü- 
himmatü'l-Kuzati  Li  ihtiyacihim  ileyhi  fi  külli'l-mühimmat)  ismiyle 
(sükûk)  den  büyük  bir  eser  yazan  Hamza  Efendi  de  Kara  Hisardan  ye- 
tişen âlimlerdendir. 

KADIZADE  MUHAMMED  EFENDİ 
1173  =  1759 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  Erzurumludur.  Memleketinin  müf- 
tüsü iken  1173  H.  de  vefat  etti.  Eserleri  :  (Bahru'l-Fetava),  (Şerhu  Rav- 
zati'l-Cennat),  (Şerhu  Kelime-yi  Tevhid),  (Risale-yi  Ahval-i  Kabr), 
(Risaletü's-Sadiye)  vesairedir. 

Oğlu  Müftî  İbrahim  Ethem  Efendinin  de  (Nehriyyetü'l-Fetava)  is- 
minde Türkçe  bir  fetva  kitabı  vardır. 

KURŞUNLUZADE  MUSTAFA  EFENDİ 
1190  =  1776 

Seçkin  âlimlerden  bir  zat  olup  Diyarbekirlidir.  1190  H.  de  memle- 
ketinde vefat  etti.  Eserleri  :  (Şerhu  Müslim),  (Risaletün  Minen-nahvi), 
(Hamsine  kürrâseten  minel-fevavid)  vesairedir. 


—  376  — 


KONEVÎ  HAFIZ  İSMAİL  EFENDİ 
1195  =  1780 

Osmanlı  âlimlerinin  ileri  gelenlerinden  olup  yedi  büyük  cilt  üzeri- 
ne (Kadî  Beyzavi  tefsiri)  ne  yazdığı  meşhur  matbu  haşiyesiyle  âlimler 
arasında  ismini  ebedileştirmiştir.  (Risaletül-İlmiyye),  (Haşiye  Ale'l- 
Mukaddemat  li  Sadri'şŞeria),  (Risale-yi  Ensariye)  eserleri  cümlesinden- 
dir.  1195  H.  de  Şarnda  vefat  ederek  Salihiyede  Zülkifl  Aleyhisselâm  ma- 
kamının yakınma  defnedildi.  Kılıç  Ali  Paşa  kütüphanesinde  bir  mec- 
muada (Şerhu  Risaleti'l-İlmi'l-  Kadîm),  (înnel-ilme  tabiun  li'l-malûm), 
(Şerhu  leyse  fil  imkâni  ebdeü  mimma  kân),  (Risale  fi  burhani  temanü), 
(Meadi  Cismani),  (Tefsirü  Âyet-i  «yuhadiûnellahe» )  gibi  risaleleri  de 
vardır. 

KUŞADALI  ŞEYH  AHMED  EFENDİ 

Adalı  ismiyle  meşhur  (İzhar)  şarihlerinden  Şeyh  Mustafa  îbni  Ham- 
zanm  talebelerinden  olup  (Keskin)  lâkabiyle  tanınmıştır.  Kuşadasında 
Paşa  Çeşmesi  yakınında  medfundur.  Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Bir- 
givî  Muhammed  Efendinin  sarftan  (Kifayetül  Müptedi)sini  (înayetü'l- 
Mübteğa)  ismiyle  şerh  ettiği  gibi,  nahivden  (Avamil)ini  de  şerh  etmiş- 
tir ki,  her  ikisi  de  basılmıştır. 

KARATEPELİ  HÜSEYİN  İBNİ  MUSTAFA 
1191  =  1777 

Alet  ilimlerinde  ihtisas  kazanan  âlimlerden  olup  (İbni  Karatepeli) 
şöhretiyle  tanınmıştır.  Aydına  bağlı  Karatepe  köyündendir.  Tahsilini 
tamamladıktan  sonra  bir  müddet  müftülük  vazifesinde  Şer'i  Şerife  hiz- 
met ederek,  sonra  Adanaya  hicret  etmiş  bilâhare  doğduğu  yere  dönüp 
1191  H.  de  vefat  etmiştir.  Karatepede  medfundur.  Mevlâna  Mahmud  An- 
takînin,  âlimler  arasında  itibar  gören  (İstiare)  risalesine  vakıfane  bir 
şerh  yazmıştır.  Ayrıca  bir  de  (Talikat)ı  vardır  ki,  her  ikisi  de  basılmış- 
tır. Birgivî  Muhammed  Efendinin  sarf  ilminden  (Kifayetü'l-Mübteda) 
sını  da  (Bahru'l-Kavaid)  ismiyle  şerh  etmiştir.  Bunlardan  başka  diğer 
ilimlerden  bahseden  basılmamış  eserleri  de  olduğu  mevsuken  rivayet 
edilmiştir.  (Tefsir-i  Kadî)nin  bir  kısmına  haşiyesi  vardır.  Muhammed 
Hilmi  Adapazarî'nin  haşiyesinde  bir  müddet  Adana'da  oturduğu  zikre- 
dilmiştir. 


—  377  — 


KARA  MUSTAFA  EFENDİ 
1304  =  1886 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Alâiye'nin  (Alanya)  Kıvrasıl  köyündendir. 
Tahsili,  Medine-yi  Münevverede  vefat  eden  Üsküdar  müderrisi  Ankaralı 
Kara  Hüseyin  Efendidendir.  1304  H.  de  Mekke-yi  Mükerremede  vefat 
etti.  Eserlerinden  (Lemeatü'l-Berkiyye  fi  Şerhi  Kasideti'l-Mimiyye)  is- 
mindeki (Kaside-yi  Hamriyye)  şerhi  basılmış  (Taiye  şerhi)  basılma- 
mıştır. 

KESTELLİ  MUSLİHUDDİN  MUSTAFA  EFENDİ 
901  =  1495 

Büyük  âlimlerden  araştırıcı,  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Aydına  bağlı 
Nazilli  kazasının  Kestel  köyündendir.  İlk  tahsilini  Aydın  naibinden  gör- 
müş nihayetini  Bursa'da  Mevlâna  Hızır  Beyden  yapmıştır.  Tahsilini  ta- 
mamladıktan sonra  mezkûr  zata  damat  oldu.  Bu  vesileyle  Hızır  Beyin 
muavinleri  olan  Hayalî  ve  Hocazade  ile  birleşerek  ilmî  muhasebeye  ko- 
yuldu. 

Bundan  sonra  Mudurnu  ve  Dimetoka  müderrisliklerine  ve  daha  son- 
ra Fatih  tarafından  yaptırılan  Semaniye  medreselerinden  birinin  mü- 
derrisliğine tayin  olundu.  Daha  sonra  İstanbulda  yükselerek  Kazasker- 
liğe erişti.  901  H.  de  vefat  edip  Hz.  Halid  Eba  Eyyüp  El-Ensari  yakının- 
daki Meyyit  kuyusu  denilen  yere  defnedildi.  (Şerhu  Akaide  haşiyesi), 
(Kıble  cihetine  müteallik  risalesi),  (Mevakıf)m  yedi  maddesine  talikatı, 
(Haşiye-yi  Aduda  Haşiyesi),  (Sadrü's-Şerianm  Mukaddematı  Erbeasma 
haşiyesi)  vardır.  Kazaskerlik  ilmi  rütbesinin  Rumeli  ve  Anadolu  gibi, 
ikiye  ayrılması,  zamanında  vaki  olmuştur. 

EBU  ABDULLAH  MUHAMMED  MUHYİDDİN  İBNİ  SÜLEYMAN 
İBNİ  MESUD  RUMİ-Î  KÂFİCÎ  (KÂFİYECİ) 
879  =  1474 

Derin  âlimlerden  ilim  ve  kemal  sahibi  bir  zat  olup  Bergamalıdır. 
Tefsir,  Hadis,  Fıkıh,  Usul,  Mantık  ve  diğer  ilimlerde  mütehassıs  olduğu- 
na yazdığı  müdekkikane  eserler  şahittir. 

Süyutî  gibi,  zamanın  allâmesinin  üstadı  olduğunu  söylemek  kema- 
line dair  başka  söz  getirilmesine  ihtiyaç  bırakmaz.  Mevlâna  Süyûtî  (Ta- 
bakatün  Nühat)ında,  14  sene,  hal  tercemesini  yazdığımız  bu  zatın  ilim 
mechsine  devam  ettiğini  ve  her  defasında  hiç  işitmemiş  olduğu  ilmî  in- 


—  378  — 


çelik  ve  derinlikleri  dinlemek  suretiyle  pek  çok  fayda  gördüğünü  ve  feyz 
aldığını  yazmıştır.  Hattâ  bir  ilmî  sohbet  sırasında  Süyûtî'ye  «Zeydün 
Kaimün»  terkibinin  irabını  sorar,  sözü  geçen  Mevlâna  nahiv  ilminde 
mübtedilerin  bile  gayet  kolaylıkla  halledebilecekleri  böyle  bir  sualin 
tevcih  edilmesini  âdeta  istihfaf  maksadına  hamletmek  isteyerek  teessür 
ve  infialini  gizliyemez.  O  faziletli  âlim  ise  bu  teessüre  intikal  ile  bu 
cümlede  yüzonüç  bahis  olduğunu  ortaya  koyunca  Süyûtî  hayret  izhar 
ederek:  «Bu  ince  bahisleri  işitmedikçe  ilim  meclisinizden  kalkma  ihti- 
malim yoktur»  cevabiyle  izahat  niyazında  bulunur.  Mezkûr  zat  da  buna 
dair  yazmış  olduğu  risalesini  kendisine  vermiş  Süyûtî  merhum  bunu  kâ- 
milen  istinsah  etmiştir. 

îlk  tahsilini  memleketinde  yaptıktan  sonra  kemalâtmı  arttırmak 
için  seyahate  çıkmış  Anadolu  -  İran  ve  Orta  Asyayı  dolaşıp  birçok  âlim- 
le görüşmüştür. 

Bu  cümleden  olarak  Mevlâna  Şemseddin  Fenarî,  Mevlâna  îbni  Me- 
lek, Mevlâna  Burhaneddin  Haydar,  Mevlâna  Vacid,  Hafizüddin  îbni  Bez- 
zaz ile  görüşerek  ilmî  müsahabelerinden  istifade  etmiştir.  Mısır  hüküm- 
darlarından Eşref  Bars  Bay  (^)  zamanında  Kahireye  giderek  bu  ülkenin 
âlimleriyle  ilmî  musahabe  ve  mübahaselere  girişmiş  ve  hepsi  ilmî  kud- 
retini yaygın  şöhretine  fâyık  bulduklarını  itiraf  ile  kıymetli  derslerin- 
den istifadeye  koştular.  Sözü  geçen  Eşref  Barsbay  mezkûr  Mevlânaya 
fevkalâde  iltifat  ve  ikram  etmiş  ve  Şeyhuniye  meşihatını  tevcih  etmiştir. 

Hal  tercemesini  yazdığımız  bu  zat,  çeşitli  ilimlere,  bilhassa  aklî  ilim- 
lere dair  birçok  eser  yazmışsa  da  çoğunu  gerektiğinde  muhtasar  risaleler 
şeklinde  yazmış,  zabıt  ve  muhafazalarına  gayret  etmemiştir.  Hattâ  Sü- 
yûtî, (Tabakat-ı  Nühat)a  koymak  üzere  kendisinden  eserlerinin  isimleri- 
ni istemiş  ise  de,  eserlerinin  isimlerini  unutmuş  olduğu,  sayılmasına  muk- 
tedir olamıyacağı  cevabını  almıştır.  Adı  geçen  âlimin  mutasavvıflara,  iyi 
ahlâk  sahiplerine  muhabbeti,  cahil  ve  sapık  kimselere  karşı  nefreti  vardı. 
Ekseri  davranışları  lakayidane  olup  dünyaya  meyil  ve  muhabbeti  yoktu. 
879  H.  de  vefat  etti. 

Devrinin  âlimlerinden  Şahabettin  Mansur  :  (^) 


(^)  Paris  Bey. 

(-)  Mezkûr  zatın  kâfiyeci  şöhretiyle  tanınmasına  İbni  Hacip  merhumun 
nahiv  ilminden  Kâfiye  adh  derin  eserini  pek  çok  defa  okutmasının  sebep  ol- 
duğunu İmam  Süyûtî  merhum  (Lübbü'l-Lübab  fi  Tahriril-Ensab)ında  beyan 
etmiştir. 


—  379  — 


Matlaını  havi  mersiyesiyle  umumî  teessürü  tasvir  etmeğe  çalışmıştır. 
Değerli  eserleri  pek  çeşitli  olup  bazıları  şunlardır  : 

1  —  (Et-Teysir  fi  ilmi't-Tefsir) 

2  —  (Envarü's-Saade  fi  Şerhi  Kelimeti'ş-Şahade) 

3  —  (Teşrihu  mes'eletil-îstisna) 

4  —  (El-Işrak  fi  Meratibit-Tıbak) 

5  —  (Şerhu  Kavaidi'l-İrab) 

6  _  (Seyfü'l-Kuzati  Ale'l-Büğat)  • 

7  —  (Şerhul-Esmai'l-Hüsna) 

8  —  (Muhtasar  fi  ilmil-Hadîs) 

9  —  (Şerhu'l-Akaidi'l-Adudiye  (i)  ) 

10  —  (El-Ferahu  ve's-Sürûri  Fi  Beyani'l-Mezahip) 

11  —  (Nüzhetül-Ervahi  ve  Gibtatü'l-Eşbahi  fi't-Tasavvuf) 

12  —  (Vecizün-Nizami  Fi  İzhari  Mevaridi'l-Ahkâmi) 

13  _  (Şerhu  Tenzibi'l-Mantıkı  ve'l-Kelâm) 

14  _  (Menbeu'd-Dürer  fi  Îlmi'l-Eser) 

15  _  (Menazilü'l-Ervah) 

16  —  (Îkdü'l-Feraid) 

17  _  (El-Muhtasarü'l-Müfid  fi  İlmit-Tarih) 

18  —  (Hallü'l-Eşkâli  fi  Mebahisi'l-Eşkâli  fi'l-Hendese) 

19  —  (Tefsirü'l-Ayati'l-Müteşabihat) 

20  —  (Nüzhetü'l-îhvani  fi  Tefsiri  Kavlihi  Teâlâ  «Yâ  Lût  inna  rusü- 
lü  Rabbik...» ) 

21  —  (Nüzhetü'l-Mağribi  fil-Meşrikı  ve'l-Mağrib) 

22  —  «(Zeydün  Kaimün»  cümlesine  dair  113  bahsi  havi  risale) 

23  —  (Tergibün  Fi  Keşfi  Rumuzi't-Tehzip) 

24  —  (Miracüt-Tabakati  ve  Refud-Derecati  li  Ehlil  Rehmi  ves-Sikat) 

25  —  (Kibletü'l-Ervah) 

26  —  (El-Kâfîeş-Şâfî) 

27  —  ((En-Nüzhetü  Fi  Ravzati'r-Rûhi  Ve'n-Nefsi) 

28  —  (Kararü'l- Vecdi  fi  Şerhi'l-Hamdi) 

29  —  (Seyfü'l-Hamdi  ven-Nüsrati) 

30  —  (Hüsnü'l-Hitami  lil-Meram) 

31  —  (İnsü'l-Enîsi  fi  Marifeti  Şani'n-Nefsi'n-Nefis) 

32  —  (Risale-yi  Müstakille  Bi  ilmin-Nefsi  ve  vüculıil-Kıraat) 

33  _  (El-Hidayetü  Li  Beyani'l-Halkı  ve't-Tekvîn) 


(1)  Allâme  Celâleddin  Devvanî  ile  Osmanh  âlimlerinden  1160  H.  de  vefat 
eden  Tarikatçızade  Seyid  Mustafa-yi  Ankaravî  ve  1134  H.  de  vefat  eden  İstan- 
buUu  Süleyman  Fazıl  Efendi  taraflarından  da  şerh  olunmuştur. 


—  380  — 


34  —  (Zeynü'l-Ferahi  bi  Milâdin-Nebiyyi  Seyyidi'l-Enam) 

35  —  (Neylü'l-Meram) 

36  —  (Keşfün-Nikabi  Lil-Eshabi  vel-Ahbap) 

37  —  (El-Kâfi  fi  Beyani's-Saffi'l-Müstatili  Cidden) 

38  —  (Remzül  Hitabi  bi  Reşhil  İyabi) 

39  —  (Hülâsatü'l-Akval  Fi  Hadisi  İnnemel-Âmalü  Binniyat) 

40  —  (Neşatü's-Sudûri  Fi  Şerhi  Kitabi'l-Ferahi  ve's-Sürûr) 

41  —  (Seyfü'l-Mülûki  vel-Hükkâmi'l-Mürşidi  Lehüm  ilâ  sebili'l- 
hakki  ve'l-ahkâm) 

KEMALEDDİN  İSMAİL  KARAMANÎ  (KARA  KEMAL) 

920  =  1514 

Molla  Hüsrev  ve  Hayalî'den  tahsil  görmüş  bir  âlimdir.  Eserleri  : 
(Haşiye-yi  Kadî),  (Haşiye-yi  Keşşaf),  (Haşiye-yi  Şerhi  Akaid),  (Haşiye- 
yi Sadrü'ş-Şeria),  (Haşiye-yi  Mevakıf),  (Haşiye-yi  Vikaye)  dir. 

920  H.  de  İstanbulda  vefat  etti.  Edirnekapısı  haricinde  Emir  Buharı 
tekkesinde  medfundur. 

KÜRDÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
1084  =  1673 

Âlimlerden  bir  zat  olup  doğduğu  yerde  tahsilini  tamamlayıp  İstan- 
bula  gelmiş  Enderun-i  Hümayun  Mektebi  muallimliğine  tayin  olunmuş- 
tur. Sonra  Bursaya  memur  olup  Ulu  Camide  tedris  vazifesiyle  meşgul- 
ken 1084  H.  de  vefat  edip  Yüzbaşı  Mezarlığının  Uftade  hazretlerinin  der- 
gâhı geçidine  defnedildi.  Eserleri  : 

(Haşiye  Alâ  Talikatı  İsam),  (Haşiye  Alâ  Şerhi  Adap),  (Şerhi  Kasi- 
dei  Bür'e),  (Şerhu  Alâ  Tarikatı  Muhammediye  Lil  Birgivî).  Bu  son  ese- 
rinin ekseri  noktaları  cerh  konusundadır. 

KEFEVÎ  MUHAMMED  EFENDİ 
(MUHAMMED  İBNİ  EL-HAC  HAMİD) 
1168  =  1754 

Arabî  ilimlere  tam  mânasiyle  vakıf  olan  âlimlerdendir.  Medine-yi 
Münevverede  molla  olup  daha  sonra  1168  H.  de  Kudüs  Kadısı  iken  vefat 
etti.  Eserleri:  (Şerhu  Kaside-yi  Banet  Suad),  (Hadayıku'l-Ahyar  fi  Ha- 
dayikı'l-Ahbar),  (Şerhu  Bina),  (Şerhu  Emsile),  (Haşiye-yi  Mirza  Can 


—  381  — 


minel-Âdab),  (îsbatı  Vacip),  (Haşiye-yi  Lâri  fil-Hikmeti'l-Atika),  (Ha- 
şiye alel-Hüseyniye),  (Haşiye  alel-Celâl-minel-Akaid),  (Haşiye  alel-Ha- 
yali  minel-Akaid),  (Haşiye  Alâ  şerhi'l-îsam)  vesairedir.  Müellifin  el  ya- 
zısiyle  yazma  (Hayali  Haşiyesi)  Atıf  Efendi  kütüphanesindedir. 

Fıkıhtan  (Mukaddimetü'l-Gaznevı)yi,  (Fethu'l-Azizi'l-Gma)  ismiy- 
le şerh  eden  Ahmed  îbni  Hasan  da  Kefeden  yetişen  âlimlerdendir.  Bir 
nüshası  Kılıç  Ali  Paşa  kütüphanesindedir. 

KÂŞİF  MUHAMMED  EFENDİ 
1187  =  1773 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  m.emleketi  olan  Amasyada  Seki  Köy- 
lüzade  şöhretiyle  tanınmıştır.  1187  H.  de  Canikli  Ali  Paşa  tarafından 
Bafrada  eceli  kazâya  uğratıldı.  îlm-i  Kelâmdan  meşhur  (Makasıd)  ile 
(Mevakıf)ı  tevhid  ve  telhis  ederek  (Zübdetü'l-Makasıd)  ismini  verdi. 
(Kitabül-lstiare)  isminde  bir  eseriyle  (Feride  İsam)  üzerine  de  haşiyesi 
vardır.  Eserleri  basılmamıştır. 

KUDDÛS!  HAFIZ  MUHAMMED  EFENDİ 
1253  =  1837 

Fazilet  sahiplerinden  ve  fıkıh  ilmi  mütehassıslarından  bir  zattır. 
1226  H.  de  (Fetava-yı  Zeyniyye)yi  tertip  ederek  (Mürettep  Fevaid-i  Zey- 
niye)  ismini  verdiği  gibi,  (Neticetü'l-Fetava)nın  nakillerini  de  ilâve  ede- 
rek hazırlamıştır.  Anadolu  Kazaskerliği  rütbesini  haiz  idi.  1253  H.  de 
İstanbulda  vefat  ederek  Eyyüp  Nişancasmda  Murad  Buharî  dergâhına 
defnedildi.  Fatih  civarında  Yahya  Tevfik  Efendi  medresesindeki  kütüp- 
hanede mükemmel  bir  (Hidaye  şerhi)  vardır.  (Müfadül-Eşbah)  da  eser- 
leri cümlesindendir. 

KÂTİP  MUSTAFA  EFENDİ  (KÜRDZADE) 
1279  =  1862 

Âlimlerden  bir  zat  olup  Aymtaplıdır.  1279  H.  de  memleketinde  ve- 
fat ederek  Topalak  taşı  denilen  yere  defnedildi. 

(Mülteka'l-Ebhur)  a  dört  cilt  (Întihabü'l-Fukaha)  isminde  bir  şerhi 
Vardır  ki,  ismi  yazılış  tarihini  açıklar.  (Abdürrahim  Fetvaları)  nm  nakil- 
lerini cem  ve  tertip  etmiş;  bir  de  cihadın  faziletleri  hakkında  (Cihadiye) 
isminde  bir  risale  yazmıştır.  Eserleri  basılmamıştır. 


—  382  — 


KERİM  EFENDİ  (HOCA  ABDÜLKERİM  EFENDİ) 
1303  =  1885 

İstanbul'da  tahsilini  tamamladıktan  sonra  Avrupaya  giderek  birkaç 
sene  geçince  dönmüştür.  Dinî  ilimlere  ve  şark  kültürü  ile  Avrupanm 
ilerleyişine  vakıf  faziletli  bir  hakîm  olup  Amasyalıdır.  Avrupadan  dö- 
nüşünde İstanbulda  ders  okutma  ve  eser  yazma  ile  meşgul  oldular.  Mem- 
lekete dönüşünde  İngiliz  Kerim  Efendi  şöhretiyle  tanındı.  Son  verdiği 
ders,  naklî  ilimleri  zamanımızın  tabiî  ilimlerine  tatbik  ederek  Kadî  tef- 
sirini okutmak  olmuştur.  Matbu  Arapça  eserleri  :  (Mizanül-Adli  Fil  Man- 
tık ve  Haşiye),  (Camiül-Hakayık  -  Şerhu  Hidaye),  (Haşiye-i  Siyel-Kûtî 
Ale't-Tasavvurat)tır.  Türkçe  eserleri  :  (Zübde-yi  İlm-i  Sarf  ve  Şerhi 
Emsile),  (Risale-yi  Kaza  ve  Kader),  (Risale-yi  Hareket-i  Zaman),  (Ri- 
sale-yi  Ruh),  (Kıssa-yi  Salaman  ve  Apsal)  olup  eserlerinin  en  büyüğü 
yarım  kalan  (İbni  Sinanın  Şifa)  adlı  felsefî  eserinin  şerhidir. 

Vefatı  1303  H.  de,  kabri  Fatih  Camii  avlusundadır.  Zamanında  var- 
lığı ile  iftihar  olunan  âlimlerdendi. 

LÜTFÎ  «MOLLA»  SARI  LÜTFÎ 
900  =  1494 

Arabî  ilimlerde  derin  bir  âlim,  riyaziye  ilimlerinde  seçkin  hakim 
bir  zat  olup  Tokatlıdır.  Arabî  ve  edebî  ilimleri  Sinan  Paşadan,  riyazî 
ilimleri,  Ali  Kuşçudan  tahsil  etmiştir.  Sultan  İkinci  Beyazıd'a  haddin- 
den fazla  yakın  olması  rakiplerinin  bilhassa  başta  Hatibzade  olmak  üzere 
(İzari)  vesaire  gibi,  hempasının  kıskançlığına  yol  açtığından  bu  insafsız 
hasetçilerin  padişahın  huzurunda  Mollanın  dinsizliğine  dair  yaptıkları 
şehadet  ve  garezkârlıkları  üzerine  her  nasılsa  900  H.  de  idam  olundu.  Bu 
hale  bilhassa  ilim  ve  fen  namına  teessüf  olunur.  «Hilafı  vaki  bud»,  «Ve- 
lekad  mate  şehiden»,  «Telefü  nefsi  nefis»  terkipleri  şahadeti  tarihidir. 
(Şerh-i  Metali)  a,  Seyyit  Şerifin  (Şerhu  Miftah)ına  haşiyesi,  ve  ilimle- 
rin bölümlerinden  yüz  kadarının  mevzularını  tarif  eden  (Mevzuat)  ri- 
salesiyle  adı  geçen  Seyid  Şerife  suret-i  mahsusada  yedi  sual  tertip  ede- 
rek «Es-seb'u  Şidad»  ünvaniyle  adlandırdığı  sualleri  olduğu  gibi,  (Ha- 
şiye Alâ  Şerh-i  Nesefiyye),  (Risale  Fi  tahkikil-İmam),  (Risale  fi  ilmi'l- 
Âdap),  (El-Metalibul-İlâhiyye)  isimlerindeki  diğer  eserleriyle  bir  hayli 
talikatı  da  vardır.  Buharî  şerife  bir  miktar  şerhi  olduğunu  ve  581  H.  de 
vefat  eden  Ebu  Bekir  Abdullah  Bağdadî'nin  (Ferecün  Bade'ş-Şidde)  adlı 
kitabını  da^  terceme  ettiğini  Dülgerzade  Muhammed  Çelebiden  naklede- 
rek hal  tercemesini  yazan  Hâlet  Bey  merhum  bildirmektedir.  Türbesi 


—  383  — 


Eyüp  civarında  Ya  Vedûf  iskelesi  yanında  Defterdar  Mahmud  Çelebi 
mescidi  yakınındadır.  Devrin  allâmesi  îbni  Kemal  ders  halkasında  ye- 
tişenlerin en  meşhurlarındandır.  Mufassal  hal  tercemesi  1290  H.  de  Hâ- 
let  Bey  merhum  tarafından  yazılarak  basılmış  olduğu  gibi  vaktiyle  «Do- 
lap» ismindeki  gündelik  risalede  de  neşr  edilmiştir. 

Şiirlerinden  : 

Öldürmeyince  mihr-ü  vefa  eylemem  demiş 
Ger  eyler  ise  mihr-ü  vefa  öldürün  beni. 

LÜBBÎ  MUHAMMED  EFENDİ  (HAFIZ) 
1166  =  1752 

Geniş  malûmatlı  ve  faziletli  bir  zattır.  1166  H.  de  vefat  etti.  «Lüb- 
bi't  Tefasir  fi  marifeti  esbabün-nüzül  vet-tefsir»  isminde  bir  tefsiri,  ira- 
deyi cüz'iye  tahkikine  dair  de  bir  risalesi  vardır.  (Şifaü  şerif),  (Meşa- 
rik-i  şerif)  ile  (Vikaye)  ve  (Müstadref)i  de  terceme  eylemiştir.  Eserleri 
basılmamıştır. 

Esne't-Tuhaf  fi  tercümetil-Müstadref)  ismindeki  tercemeyi,  Birinci 
Sultan  Mahmud  zamanında  Beşir  Ağanın  iltimiasiyle  yapmıştır  ki,  nefis 
yazılı  bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesinde  vardır. 

LÜTFULLAH  BİN  MUHAMMED  ERZURUM! 
1202  =  1787 

Büyük  âlimlerden  bir  zat  olup  (Göğsü  gür)  şöhretiyle  tanınmıştı. 
1202  H.  de  Halepte  vefat  etti.  Eserleri  :  (Mearicu'n-nur  Fi  şerhi  Esma-i 
Hüsna),  (İhtisarü'l-Mevakif),  (El-Metalibü'l  Mev'ûde  ve'l-mekâsibü'l- 
Maksûde)  dir.  Bunlardan  başka  1197  H.  de  yazdığı  (Râmuzu't-tahrîr  vet- 
tefsîr)  isminde  münakkah  bir  cild  tefsiri  vardır.  Bir  nüshası  Galata  Mev- 
levihanesi  kütüphanesindedir. 

LEBÎB  ABDÜLGAFÛR  ÂMÎDÎ 
1182  =  1768 

Müellifler  zümresinden  bir  zat  olup  Diyarbekirlidir.  1182  H.  de  mem- 
leketinde vefat  ederek  Rum  Kuyusu  haricinde  defnedildi.  Eserleri  :  (Ri- 
sale Minel-Usûl),  (Risale  Mines-Siyase),  (Talikati  Alel-Beyzavî),  (Di- 
van-ı  Eşar) . 


—  384  — 


LÂDIKÎ  MUHAMMED  ÇELEBİ 

Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Abdülmecid  Efendinin  oğlu  olup  ilim 
ve  hüner  sahiplerinden  bir  zattır.  Sultan  2.  Beyazıd  adına  mantıkdan 
.(Zübsetü'l-Beyan)  isminde  bir  eseri  olduğu  gibi,  mûsikî  san'atmdan 
(Fethiyye)  ve  (Zeynü'l-Elhan  fî  ilmi't-te'lîfi  ve'l-Evzan)  isimlerinde 
eserleri  de  vardır.  Son  eserini  İstanbul'da  takdim  etmişdir.  (Fethiyye) 
ye  dair  (Keşfu'z-Zunun)'da  biraz  izahat  verilmiştir. 

LÂLÎ  AHMED  EFENDİ 
971  =  1563 

Müftiyü's-sakaleyn  allâme  îbni  Kemal  merhumun  ders  halkasında 
yetişen  âlimlerden  olup  Saruhanii'dır.  Tahsilini  tamamladıktan  sonra 
yaradılıştan  faziletli  üstadının  emir  ve  tensibleri  gereğince  kadılık  mes- 
leğine girerek  vazifesi  dolayisiyle  bir  çok  yer  dolaştı  ve  bu  şekilde  şer'î 
vazife  ve  hizmetler  ifa  etti.  Son  memuriyeti  olan  Amasya  kadısı  iken 
(971  H.)  tarihinde  vefat  etti.  Kitap  haline  getirilmiş  ilimlerde  husûsiyle 
fıkıh,  feraiz  ve  edebiyatta  ihtisas  sahibi  olduğuna  değerli  ve  edibâne 
eserleri  âdil  şahiddir. 

Bahsedilen  eserleri  basılmamış  olup  görülebilenleri  aşağıdadır: 

1  —  (Mecmau'l-  Mesaili'ş-Şer'iyye  fî  ulûmi'd-Dîniyye) :  İsmi  mü- 
semmasma  uygun  dinî  bir  eser  olup  bir  nüshası  Manisa'ya  bağlı  Akhi- 
sar kütüphanesinde  vardır. 

2  —  (Esmaü'n-Nebî)  :  Bir  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesinde 
vardır. 

3  —  (Emsile  şerhi)  :  Bir  nüshası  Halis  Efendi  kütüphanesindedir. 

4  —  (Terceme-i  Kaside-i  Bür'e)  :  Manzumdur. 

5  —  (Tuhfetü'l-Havass  fi  tercemeti  Dürreti'l-Gavas)  :  Arap  edibi 
İmam  Hakîrî'nin  nahiv  ve  galat  lûgatlardan  bahseden  meşhur  eserinin 
tercemesidir. 

6  —  (Dekayıku'l-Mîzan  fî  Mekadîri'l-Evzan)  :  Aruzdan  edebî  bir 
eserdir. 

7  —  (Terceme-i  Kaside-i  Taiye)  :  İbni  Fariz  Hz.  lerinin  İslâm  ülke- 
lerinde meşhur  olan  ârifane  kasidelerinin  tercemesidir. 

8  —  (Mecmau'l-Kavaid  ve  Menbaü'l-Fevaid)  :  Farscanm  kaidele- 
rine dairdir. 

9  —  (Kavanîn-i  Sarf-ı  Farisî) 

10  —  (Feraiz  ilminden  bir  metn-i  metîn)  :  Bir  de  şerh  yazmıştır. 

11  —  (Şerh-i  Muhakemat) 

Üç  dilde  de  şiir  inşadına  muktedir  bir  zattır.  Mahlâsı  (Lâlî)  dir. 


—  385  — 


LÂLÎ  HASAN  EFENDİ 

Fazilet  ve  kalem  sahiplerinden  bir  zat  olup  Manastırlıdır.  Eserleri 
aşağıdadır  ve  basılmamıştır. 

(Terceme-i  Bahri'l-Kelâm  mine'l-Akaid),  (Terceme-i  Ahlası'l-Hali- 
sa),  (Şerhu  Kelimat-i  îmam  Ali). 

Birinci  tercemenin  tarihi  (1022  H.)  senesidir. 

MUHAMMED  İBNİ  AHMED  İBNİ  ABDÜLAZİZ  KONEVÎ 

764  =  1362 

Meşhur  fakihlerden  bir  zat  olup  (Îbnir-Rubuh)  şöhretiyle  tanınmış- 
tır. Tahsilini  tamamlamak  için  Şama  gitmiştir.  764  H.  de  burada  vefat 
etti. 

Eserleri  : 

(Eddürrün-nazîm  el-münîru  fi  halli  îşkâli'l-camii'l-kebîr),  (Şerhu 
Menar),  (îhtisaru'l-menari  el-müsemma  bi  Kudsi'l-esrar),  (Şerhu  Fe- 
raiz-i  siraciye)  dir. 

MUSTAFA  İBNİ  MUHAMMED  ANKARA VÎ 

Osmanlı  ülemasmm  eskilerinden  bir  zattır.  Mukaddimesinde  Şeh- 
zade Süleyman  Paşa  adına  yazıldığı  bildirilen,  büyük  bir  cilt  halinde 
Türkçe  olan  (Sure-i  Mülk)  tefsiri  Osmanlı  lisanının  tarihi  bakımından 
da  ehemmiyeti  haizdir.  Bir  de  (Mevıza),  (Fezail-i  Şuhûri  Selâse),  (Mu- 
cizat),  (Fazilet-i  salavat)  ve  (Hikâyat-i  lâtife  ani'l-eslâf)  dan  bahseden 
Türkçe  (Hallün-Nâsıhîn)  isminde  diğer  bir  eseri  de  vardır  ki,  her  ikisi 
de  umumî  kütüphanede  mevcuttur. 

MUSA  İBNİ  HACI  HÜSEYİN  İZNİKÎ 
833  =  1429 

Dinî  ve  ahlâkî  en  mühim  İslâmî  eserlerden  bir  kaç  tanesini  Osmanlı 
lisanına  nakil  ve  tercemeye  gayret  sarfettiğinden  dolayı  mensup  olduğu 
Osmanlı  Türklerine  ve  lisanına  pek  büyük  hizmeti  dokunan  fazıl  ve  mü- 
tefekkir bir  zat  olup  îzniklidir.  Tahsilini  ciddî  bir  surette  tamamladıktan 
sonra,  vaktini  eser  telifine  vererek  833  H.  de  memleketinde  vefat  etti. 


F. :  25 


^  386  — 


Bugün  Rum  mahallesi  ortasmda  kalan  hususî  türbesinde  medfundur. 
Eserlerinden  tarikat  mensubu  olduğu  ve  tasavvuf  Usanma  aşina  bulun- 
duğu anlaşılıyor.  Fakat  maalesef  hayat-ı  irfaniyesine  ve  ilmiyesine  dair 
bir  kayda  tesadüf  edilememiştir. 

Eserlerinden  görülebilenler  aşağıdadır  : 

1  —  (Enfesü'l-Cevahir)  :  Meşhur  müfessir  (Hazin  Bağdadî)  nin  (Lü- 
babun  fi  meani't-tenzil)  ismindeki  meşhur  ve  matbu  tefsirinin  terceme- 
sidir  ki,  birer  nüshası  Enderûn-i  Hümayunda  Revan  odası  ile  Bursa'da 
Ulu  Cami  kütüphanesinde  mevcuttur. 

2  —  (Terceme-yi  Tefsir-i  Ebi'l-Leys)  :  Meşhur  fakihlerden  Ebi'l- 
Leysi  Semerkandî'nin  meşhur  tefsirinin  tercemesi  olup  bir  nüshası  Re- 
van Odası  kütüphanesinde  mevcuttur, 

3  —  (Terceme-yi  Faslı'l-Hattab)  :  Nakşiye  sadakmdan  Hoca  Parisa 
hazretlerinin  tasavvuf  ve  ahlâkından  bahseden  Farsça  ibareli  meşhur 
eserinin  tercemesidir.  Nüshaları  İstanbul  kütüphanelerinin  bir  kaçında 
vardır. 

Bu  tercemenin  Demirtaş  Paşazade  Umurbeyin  emriyle  meydana 
geldiği  mukaddimesinde  zikredilmiştir. 

4  —  (Hısnü'l-Hasîni  fi  menhecid-Din)  :  Dua  ve  mev'ızadan  meşhur 
(Hısnü'l-Hasîn)in  tercemesidir  ki,  bir  nüshası  Beşiktaşta  mübarek  aziz- 
lerden Yahya  Efendi  kütüphanesinde  vardır.  Mukaddimesinde  Emir 
Sultan  Muhammed  adına  terceme  edildiği  yazılıdır. 

Bu  tercemenin  mukaddimesindeki  manzumeden  : 

Vaciptir  bize  Hamd-i  Hak  ibtida 
Ki,  anın  kelâmına  ola  iktida. 

Zira  epter  olur  kalır  natamam, 
Çü  hamd  ile  olmaya  asıl  kelâm. 

5  —  (Zadü.l-îbad)  :  Ebu  Bekir  îbni  Muhammed  Es-Seylânî'nin  ta- 
savvuftan Farsça  olarak  yazdığı  (Necatü'z-Zâkirîn)  ismindeki  eserinin 
tercemesi  olup  bir  nüshası  Bahçekapıdaki  Hamidiye  kütüphanesinde 
vardır.  Bu  eserin  Çandarlmm  torunu  Muhammed  İbni  İbrahim  Paşanın 
emriyle  meydana  geldiği  mukaddimesinde  belirtilmiştir. 

6  —  (Münebbihür-Râkidîn)  :  Ahlâk  ilminden  açık  Türkçe  bir  lisan- 
la yazılmış  büyücek  bir  cild  üzerine  mürettep  kıymetli  bir  eserdir.  Bu 
eser  asıl  mevzuu  ile  beraber  eskiliği  dolayisiyle  Osmanlı  -  Türk  dili  ve 
edebiyatı  noktasından  da  ehemmiyeti  haizdir.  Birer  nüshası  Umumî  kü- 
tüphane ile  Nuruosmaniye  ve  Manastır  kütüphanelerinde  vardır. 


—  387 


MUHAMMED  ŞAH  FENARÎ 
830  =  1426 

Mevlânâ  Fenarî'nin  faziletiyle  tanınmış  oğlu  olup  diğer  kardeşleri 
gibi  (çocuk  babasının  benzeridir)  sırrına  mazhar  değerli  âlimlerdendir. 
Vefatı  830  H.  de,  kabri  yüksek  pederinin  yanındadır.  18  yaşında  iken 
Edirnedeki  Sultaniye  medresesine  bil-fiil  ve  bil-istihkak  müderris  ol- 
muştur. Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır: 

(Haşiye-yi  Tefsir-i  Fatiha),  (Şerhu  Risale-i  İsbatı  Vacip  Lid-Dev- 
vanî),  (Risale  fi  îmani  Ebeveyin-Nebiyyi  Sallallahü  Aleyhi  Vesellem), 
(Haşiye-yi  Füsul-i  Bedayi),  (Şerhu  Esasi's-Sarf),  (Haşiye-yi  Evâil-i  Me- 
vakıf),  (Haşiye-yi  Şerhi  Tavali-i  İsfahanî),  (Şerhu  Enmûzeci'l-Ulûm), 
(Haşiye  Alâ  Şerhi  Feraizi  Siraciye),  (Kitabu  Ed'iye),  (Haşiye  Alâ  Şerhi 
Vikaye)  vesairedir. 

MAHMUD  İBNİ  KADI-İ  MANYAS 

Sultan  İkinci  Murad  devrinin  âlimlerinden  olup  Manyasta  doğmuş, 
Üsküpte  yetişmiştir.  Edirnede  müderris  iken  vefat  etti.  Eserleri  basılma- 
mış olup  (Haşiye-yi  Şerh-i  Akaid),  (Şerhu  Gülistan-ı  Sadi)  ile  Tarihin 
Gariblikleri,  Hayvanat  ve  Neyyiri  Neciyyat'dan  bahseden  (El-Garaibü 
ve'l-Acaib)  ismindeki  eserinden  ibarettir.  Bir  de  12  makale  üzerine  Türk- 
çe (A'cebü'l-Acaib)  isminde  bir  eseri  de  vardır  ki,  bir  nüshası  Hakim- 
oğlu  kütüphanesinde  mevcuttur. 

MUSA  EFENDİ 

(MUSA  İBNİ  AFFAN  İBNİ  MÜRSEL  EL-AYDINÎ  EL-TİREVÎ) 

Büyük  müelliflerden  bir  zat  olup  mahlası  «Kudsî»  dir.  Müellifinin 
el  yazısı  ile  yazma  bir  nüshası  Fatih  kütüphanesinde  mevcut  olan  (Fe- 
vaidü'l-Kulûb)  ismindeki  hadîs  ilminden  (Mesabih)  şerhinin  sahibidir. 
Bu  mufassal  şerhten  başka  bir  de  muhtasar  bir  şerh  yazdığını  mukaddi- 
mede, (Fevaidü'l-Kulûb)u  da  Mısır'da  Şeyhune  medresesinde  795  H.  de 
tamamladığını  Hatimede  beyan  etmektedir. 

880  H.  de  (İbnü'l-Kusa')  Çanakçı  Camiinde  imamken  (Mişkâtü'l-En- 
vari  Fi  Letaifi'l-Asar)  isminde  eser  yazan  Muslihuddin  Mustafa  îbni  Mu- 
hammed  Et-Tirevî  sümmel  Aydınî  de  Tire'den  yetişen  âlimlerdendir. 


—  388  — 


MUHAMMED  MUHYİDDİN  NİKSARÎ 

(MUHAMMED  İBNİ  İBRAHİM) 
901  =  1495 

Fazilet  sahiplerinden  ve  riyaziye  âlimlerinden  olup  dinî  ve  arabî 
ilimleri  Hüsameddin  Tokadı,  Yusuf  Bâli,  Fenari  ve  Molla  Yegân  gibi  üs- 
tadlardan,  riyaziye  ilimlerini  de  Kadızade-yi  Rumî'nin  talebelerinden 
Fethullah  Şirvanî'den  tahsil  etti.  Sultan  İkinci  Bayezid'in  dâveti  üzerine 
îstanbula  gelerek  vaaz  ve  tedris  ile  hayatmı  geçirdi.  901  H.  de  vefat  ede- 
rek Şeyh  Vefa  yakınma  defnolundu.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağıda- 
dır : 

(Talikat  Alâ  Tefsir-i  Beyzavî),  (Tefsir-i  Sure-yi  Duhan),  (Haşıye-yi 
Sadrü'ş-Şeria),  (Haşiye-yi  îzah  Fi'l-Meâni  El-Müsemma  Bi  îşah),  (Türk- 
çe Tefsir-i  Sure-yi  İhlâs),  (Haşiye  Alâ  Şerhi  Akaid-i  Nesefiye),  (Haşiye- 
yi Şerh-i  Vikaye),  (Şerhu  Kasideti'l-Emalî)  dir.  Riyaziye  ilimlerine  dair 
yazdığı  eserlerden  bir  nüshası  Ayasofya  kütüphanesinde  mevcut  (Çay- 
mini  haşiyesi)  ile  Kadızadenin  (Fevaid-i  Hassa)  smm  şerhi  görülebil- 
miştir. 

MUHYİDDİN  SAMSUNÎ 
929  =  1522 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  Sultan  Birinci  Selim  tarafından 
Edirne  Kadılığına  tâyin  edilmişti.  929  H.  de  Edirne'de  mütekaid  iken 
vefat  etti.  Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır  : 

(Haşiye-yi  Şerh-i  Tecrid),  (Haşiye-yi  Tenkihu'l-Usul),  (Haşiye  Alâ 
Şerh-i  Miftah),  (Haşiye-yi  Telvih  Li't-Taftâzânî)  vesairedir. 

MUHAMMED  ŞAH  EFENDİ 
939  =  1532 


Hal  tercemesi  yukarıda  geçen  Hacı  Hasanzadenin  torunudur.  Fazi- 
letli ve  müdekkik  bir  zattı.  Bursada  Muradiye  medresesi  müderrisi  iken 
939  H.  de  vefat  etti.  Eserlerinin  ekserisini  beyaza  çekmeğe  muvaffak  ola- 
mamıştır ki,  başlıcaları  şunlardır:  Hadis  ilminden  (Şerhu  Sülasiyat-ı 
Buharî),  Fıkıhtan  (Şerhu  Muhtasar-ı  Kudûrî)  ile  (Vikaye)  tarzında  fa- 
kat daha  derli  toplu  bir  metin  vesairedir. 


—  389  — 


MUHAMMED  İBNİ  KADI-Î  AYASLUĞ 

îlim  ve  irfan  sahibi  bir  zat  olup  zamanında  Ayasluğ  çelebisi  adıyla 
meşhur  olmuştur.  Tahsili  Bursada  değerli  âlimlerden  Balıkesirli  Molla 
Yegân  merhumxdandır.  Tahsilini  tamamladıktan  sonra  Bursa  medresele- 
rinde müderrislik  vazifesiyle  meşgul  olmuştur.  Hocazadeyi  Bursavî,  îl- 
yas  Sinobî  gibi  meşhur  âlimler  kendisinden  istifade  etmişlerdir.  (Tefsir-i 
kebir-i  telhis),  İbni  Saatî'nin  (Mecma')  metnini  şerh  ettiği  gibi  devrin- 
de muteber  kitapların  ekserisine  de  talikat  yazmıştır.  Adı  geçen  eserler- 
den bilhassa  (Telhis)  in  ehemmiyeti  izahtan  müstağnidir.  Eserleri  basıl- 
mamıştır.  Bir  de  (Hidaye  şerhi)  olduğu  Karabaşzade  îzmirî'nin  tarih  ki- 
tabında zikredilmiştir. 

MUHYİDDİN  iliUHAMMED  İBNÎ  HATİP  KASIM 
(HATİP  KASÎMOĞLU) 

Fazilet  sahibi  edip  bir  zat  olup  Amasyalıdır.  Çeşitli  ilimlerdeki  tam 
vukufu  herkesçe  mıüsellem  idi.  İstanbul'da  müderris  iken  940  H,  de  ve- 
fat ederek  Eyyüp  Ensarî  civarına  defnolundu.  Arapça  şiirleri  Türkçe 
şiirlerinden  daha  renkli  ve  kuvvetlidir.  Eserleri  : 

(Haşiye  Alâ  Şerh-i  Feraiz  Li's-Seyyid  Şerif),  (Haşiye-yi  Sadrüs  Şe- 
ria),  ve  (Mevzuat-ı  Uluma)  müteallik  bir  eser,  Allâme  Zemahşerinin  Mu- 
hadarattan  (Rebîul-Ebrarı)nı  (Ravzu'l-Ahbar)  (^)  ismiyle  telhis  etmiş- 
tir. (Ebnaü'l-İstifa  Fi  Hakkı  Âbai'l-Mustafa)  isminde  bir  eseri  daha  var- 
dır. Eserleri  basılmamıştır. 

MUHAMMED  MUHYİDDİN  VEFAÎ 
940  ~  1533 

Âlimlerden  mutasavvıf  bir  zat  olup  Muğlalıdır.  Tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  Kütahya  ve  Bursa  medreselerinde  ders  vermiye  ve  ilme 
hizmete  başladı.  Bu  sırada  Zeyniye  tarikatının,  İstanbul'da  medfun  Şeyh 
Vefayi  Konevî  tarafından  kurulmuş  (Vefaiye  koluna)  intisap  etmiştir. 
940  H.  de  Bursa'da  vefat  edip  Zeyniler  adlı  yere  defnedildi. 


(1)  Hal  tercemesi  şairler  fashnda  yazılı  olan  Aşık  Çelebi  tarafından  Os- 
manlı -  Türk  .  diline  tercemç  olunmuştur, 


—  390  ~ 


Eserleri  aşağıaaaır  : 

1  —  (Tenvirü'd-Duha)  :  Vedduha  sûresinin  tefsiridir. 

2  —  (Tehzibü'l-Kâfiye)  :  Nahiv  ilminden  bir  metin  olup  bir  de 
şerh  yazmıştır. 

3  —  (Talikat  Alâ  Haşiye-yi  Tecrid)  :  Seyid  Şerifin  haşiyesine  dair- 
dir. 

4  —  (Haşiye-yi  Şerh-i  Hidaye)  :  Mollazadenin  (Hidaye  Şerhi)  ne 
dair  bir  haşiye  olup  Bursalı  Hocazadenin  zeyli  makammdadır. 

5  —  (Ravzu'l-Esrar)  :  Birçok  ilimlere  aid  bahisleri  ve  itirazları  ha- 
vi bir  eserdir. 

6  —  (Hazinetü'l-Fezail  ve  Sekinetü'l-Efadıl)  :  932  H.  de  Bursa'da 
yazmıştır. 

7  —  (Tefsirü  Ayeti '1-Kürsî)  :  Maruf  şekilde  yazılan  tefsir  risalesi- 

dir. 

Bir  de  Bursalı  Hocazadenin  (Tahafüt)üne  de  haşiyesi  olduğu  Kara- 
başzade-yi  İzmirî'nin  eserinde  yazılıdır. 

MUHAMMED  İBNİ  NECİP  KARAHİSARÎ 
900  =  1494 

Musannifler  zümresinden  bir  zat  olup  (Kara  Hisar-ı  Sahip  -  Afyan 
Karahisar)  lıdır.  900  H.  de  vefat  etti.  Eserleri  basılmamış  olup  başlıcası 
şunlardır:  (Revnakü't-Tefasir),  (Cevahiru'l-Mevaizi  ve'l-Âsari  ve  Zeva- 
hiru'n-Nasayihi  ve'l-Âsar),  (Hitabatül-Meşayihi  vel-Kübera)  dır.  875  H. 
de  yazılmış  olan  (Revnakut-Tefasir)in  bir  nüshası  Umumî  kütüphanede 
mevcuttur. 

Hadis  ilminden  (Şerhu  Râmuzu'l-Esrari  el-Müsemma  bi  Künûzi'l- 
Envar)  yazarı  Osman  İbni  Ali  de  Afyon  Karahisardan  yetişen  âlimler- 
dendir. 

MUHYİDDİN  MUHAMMED  (FENARÎZADE) 
954  =  1547 

Mevlâna  Fenarî'nin  torunudur.  Pederi  Ali  İbni  Yusuf  Bali  ile  Hatip- 
zade  ve  Efdalzade  gibi  âlimlerden  tahsilini  tamamlıyarak  Kazasker  ol- 
muştu. Vefatı  «Muhyiyi  Din  oldu  azim  rahmete»  mısramm  delâlet  ettiği 
954  H.  de,  kabri  Hz.  Eyyüp  civarında  Küçük  Emir  Efendi  yakınındadır. 

Eserleri:  (Natamam  Tefsir-i  Şerif),  (Haşiye  alâ  Şerh-i  Miftah),  (Ta- 
lika alâ  Sadri'ş-Şeria  ve  Hidaye)  vesairedir.  Şiire  de  intisabları  vardı. 
Bir  kıt'aları  şöyledir: 


—  391  — 


Öğerler  gerçi  kim  sabr-ı  cemîli 
Veli  sabrın  dahi  erzanî  hoşdur. 
Dil-i  Muhyîden  eksik  olmasın  derd, 
Müsafir  hanenin  mihmanı  hoşdur. 

I 

Galata'da  mescid  ve  mekteb  yaptırdı.  Galata  kadısı  olan  biraderinin 
oğlu  Abdü'l-Bakî  Çelebi  de  yanında  medfundur. 

MUSLİHUDDİN  MUSTAFA  İBNİ  ZEKERİYA-YI  KARAMANÎ 

Seçkin  âlimlerden  bir  zattır.  Mısır'da  tahsilini  tamamlayarak  vata- 
nına dönmüştür.  809  H.  tarihinde  vefat  etti.  Eserleri  fıkıhdan  (Şerh-i 
Hidaye),  (Haşiye-i  Şerh-i  Misbah),  (Şerhu  Mukaddime-i  Ebi'l-Leys  el- 
Müsemma  bi  tavzih)  ile  nahivden  (Misbah  Şerhi  Dav)  üzerine  mükem- 
mel bir  haşiye  vesairedir. 

Bir  nüshası  2.  Bayezid  Camiindeki  kütüphanede  mevcud  olan  akaid 
ve  ibadetlerden  bahseden  (Tuhfetü'l-Maarif)  yazarı  Cemaleddin  İbni 
Hacı  Fakîh  ve  (Hazinetü'l-Havass)  yazarı  Abdü'l-Fettah  Efendiler  de 
Karaman'dan  yetişen  âlimlerdendir. 

MUHAMMED  EFENDİ 
973  =  1565 

İstanbul'da  Mahmud  Paşa  imamının  oğlu  olup  fazilet  sahiplerinden 
bir  zattır.  Bir  aralık  Amasya  müftüsü  olmuştur.  973  H.  de  İstanbul'da 
vefat  etti.  Okmeydanı'nda  medfundur.  Arapça  ve  Farsça  olarak  şiir  in- 
şadına muktedir  idi.  (Beyzavî)ye  (Haşiyesi)  ile  (Kâfiye),  (Misbah)  ve 
(Avamil  tercemeleri)  vardır.  Eserleri  basılmamıştır. 

MAHMUD  İBNİ  SÜLEYMAN  KEFEVÎ 
997  =  1588 

Kanuni  Sultan  Süleyman  devrinde  İstanbul'a  gelerek  feyz  alan  bir 
âlimdir.  Arapça  ve  basılmamış  (Ketaib-i  âlâmi'l-Ahyari  min  fukaha-i 
Mezhebi'n-Numani'l-Muhtar)  ismindeki  eseri  Hanefî  âlimlerinin  hal  ter- 
cemeleriyle  bazı  eserlerin  isimlerini  ve  parçalarını    toplamıştır  ki,  hal 


—  392  — 


tercemeleriyle  meşgul  kimselere  ve  okuttuğu  fıkıh  kitaplarının  müellif- 
lerini de  bilmek  isteyen  âlimlere  lüzumlu  ve  mufassal  denilebilecek  eser- 
lerden olup  sadece  (Ketaib)  ismiyle  de  mezkûrdur.  Arap  dilinde  kâtip 
ve  şair  idi.  (Ketaib)  den  başka  bazı  risaleleri  ve  talikatı  da  vardır.  997  H. 
tarihinde  İstanbul'da  vefat  etti. 

MUSTAFA  EFENDİ  (HACEGÎZADE) 
998  =  1589 

Mollalardan  fazilet  sahibi  bir  zat  olup  Behişti  Ramazan  Efendinin 
kızının  oğludur.  Medine-i  Münevvere  mevleviyetinden  (yüksek  kadılı- 
ğından) sonra  998  H.  de  İstanbul'da  vefat  teti.  Eyüp'de  medfundur.  Farz 
namazların  dualarına  müteallik  bir  risalesiyle  «Kelimat-ı  Çihar  yar-ı 
güzîn»  ve  «Sad  Kelime-i  îmam  Ali»  ye  şerhleri  vardır.  Eserleri  basılma- 
mıştır.  988  H.  tarihinde  Edirne'de  iken  Semavi  kitaplardan  bahs  eden 
Arapça  olarak  yazdığı  «Metalibü'l-Âliye»  ismindeki  eserini  sonradan 
Türkçeye  terceme  ve  şerh  etmiştir.  İmam  Fahrî  Raazî'nin  kelâm  ilmine 
aid  olan  «Metalib-i  Âliye»si  başkadır. 

MÜNŞİ 

(MUHAMMED  İBNİ  BEDRE'D-DİN  MÜNŞÎ) 
1000  =  1591 

Üç  lisanın  edebiyatına  vakıf  âlim  ve  ediblerden  bir  zat  olup  Mani- 
sa -  Saruhan'a  bağlı  Akhisar'dandır.  İlk  tahsilini  memleketi  ile  Manisa- 
da  tamamladıktan  sonra  İstanbul'a  gelerek  âlimlerden  Ebu'l-Leys  Uley- 
sî  ve  Cafer  Efendilerden  icazet  almağa  muvaffak  olarak  kadılık  mesle- 
ğine girdi.  Bu  meslekteki  hizmetlerinin  en  büyük  kısmını  Mısır'da  ge- 
çirdi. Bu  sırada  yazmağa  muvaffak  olduğu  tefsir-i  şerifini  Sultan  3.  Mu- 
rad'a  takdim  ederek  arzusu  üzerine  «Şeyhi  Harem-i  Nebevi»  hizmeti  ile 
tatmin  edildi.  Ömrünün  sonuna  kadar  bu  yüksek  hizmeti  ifa  edip  1000 
H.  tarihinde  vefat  ederek  Bakî'  denilen  salihler  mezarlığına  defn  edildi. 
Nakşibendî  tarikatı  halifelerindendir.  Eserleri  basılmamış  olup  İstanbul 
kütüphanelerinde  görülebilenleri  aşağıdadır: 

1  —  (Tefsir-i  Şerif)  :  (Tenzilü't-Tenzil)  ve  (Tefsir-i  Münşî)  şöhre- 
tiyle  tanınmıştır.  Nüshaları  Ayasofya  ve  Nuruosmaniye  kütüphanelerin- 
de vardır. 

2  —  (Şerhu  Manzume-i  Cezerî)  :  Kıraat  imamlarının  büyüklerin- 
den Cezerî'nin  meşhur  manzumesinin  şerhidir.  Vefa  semtindeki  Âkif 
Efendi  kütüphanesinde  mevcudur. 


—  393  — 


3  —  (Risaletün  fi't-Tarib) 

4  —  (Sevabiğu'n-Nevabiğ) 

5  —  (Risaletü'l-Ezdad) 

6  —  (Risaletün  fi'l-Elfazilleti  vudıat  alâ  sigati'l-cem') 

Üçüncü  sıradan  itibaren  isimleri  yazılı  olan  eserler  de  Vefa  Âtıf 
Efendi  kütüphanesinde  mevcuttur. 

7  —  (Şerhu  Makamat-ı  Harîrî) 

8  —  (Şerhu  Kaside-i  Bür'e) 

9  —  (Usul-i  Takrib  mine'l-Kıraet) 

10  —  (Lûgatçe-i  Muribat-ı  Arabiyye) 

11  —  (Müsenna  ve  Müselles  der  lûgat-ı  Farisî)  :  775  Farsça  kelime- 
nin şerh  ve  tavzihine  dair  mühim  bir  lügat  kitabıdır. 

12  —  (Kalemiye) 

13  —  (Ed-Dürrü'1-Maıızud  fi'l-Haberi'l-Mevrud  -  Hadis-i  Erbain  ter- 
cemesi) 

14  —  (Ravzatü'l-Cinas)  :  Müsenna  ve  müsellesi  cami,  kelâm  san'at- 
larmdan  cinas  san'atmı  anlatan  bir  lügat  ve  edebiyat  kitabıdır. 

MUHARREM  EFENDİ 
1000  =  1591 

Müelliflerden  bir  zat  olup  Zile'lidir.  Şeyhler  ve  Mutasavvıflar  fas- 
lında sözü  geçen  Şeyh  Şemseddin  Sivasî'nin  büyük  kardeşidir.  Halveti 
büyüklerinden  Abdü'l-Mecid  Şirvanî'nin  halifesidir.  1000  H.  tarihinde 
Zile'de  vefat  etti.  Eserlerinin  meşhuru  nahivden  (Cami)  yani  (Fevaid-i 
Ziyaiyye)  haşiyesidir  ki,  ibaresi  kolay  olduğundan  talebenin  vaktinin 
zayi  olmasına  sebeb  olmaz.  Bu  haşiyenin  ikinci  cildi  «Abdullah  Eyyubî» 
tarafından  tamamlanmıştır. 

(Hediyyetü'su'lûk  fi  Şerh-i  tuhfeti'l-Mülûk)  ve  (Telhisü'l-Miftah 
mine'l-Meani  ve'l-Beyan)  isimlerinde  başka  risaleleri  de  vardır.  Mevlâna 
Abdurrahman  Cami'nin  evliya  menkıbelerinden  bahs  eden  Farsça  meş- 
hur «Nefehatü'l-Üns»ünü  de  Arapcaya  nakil  ve  terceme  etmiştir.  Matbu 
terceme  Lâmii  Çelebî'nindir.  Eserlerinden  yalnız  (Cami  Haşiyesi)  basıl- 
mıştır. Bir  de  Arapça  olarak  (Menakıbu'l-Eimmeti's-Selâseti  alâ  Mezhebi 
Ehli's-Sünneti  ve'l-Cemaati)  isminde  bir  eseri,  pederi  Muhammed  ibni 
Hacı  İlyas'm  da  Farsça  lügati  vardır  ki,  bir  nüshası  Umumî  kütüphane- 
de mevcuddur.  (Hediyye)nin  müellifin  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Nu- 
ruosmaniye  kütüphanesindedir. 

Mevlâna  Cami'nin  Arapça  (Kâfiye  şerhi)  nden  başka  bir  de  Farsça 
olarak  yazılmış  daha  mufassal  bir  (Kâfiye  şerhi)  vardır  ki,  yazma  bir 


—  394  — 


nüshası  Selânik'de  Numan  Paşa  dergâhı  kütüphanesinde  tarafımdan  gö- 
rülmüştür. Osmanh  âUmlerinden  Hızır  ibni  Ilyas  Gümülcinevî'nin  de 
(Es'iletü'l-kutbiyye)  isminde  bir  Kâfiyye  şerhi)  vardır. 

MUHAMMED  MARUF  EFENDİ 
1002  =  1593 

Kadılardan  ve  ârif  şairlerden  bir  zat  olup  Trabzonludur.  Mısır  mol- 
lası iken  «İstikamet»  kelimesinin  delâleti  olan  1002  H.  de  vefat  ederek 
Kurafe-i  Kübra  kabristanına  Ömer  İbni  Faris  Hazretlerinin  yanma  def- 
nedildi. Eserlerinin  başlıcası  Nakşibendî  büyüklerinin  sülük  ve  hal  ter- 
cemelerinden  bahseden  bir  eser  olup  İzmir  Kadısı  iken  terceme  ettiği 
matbu  (Reşehatü  Aynil-Hayat)  tercemesidir.  (Kaside-yi  Bur'e)ye  de 
Türkçe  mükemel  şerhi  vardır.  Tasavvuf  mesleğine  de  intisabı  vardı. 

Yarabbi  bu  gönül  gözünü  bina  eyle 
Mir'at-ı  dilî  pâk  ve  mücellâ  eyle. 
Zikrinle  senin  şükrün  edib  virdi  zeban, 
Dili  bülbülünü  hamdine  güya  eyle. 

MOLLA  AHMED  ŞEMSEDDİN  KARABAĞÎ 
1009  =  1600 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  tahsihni  tamamladıktan  sonra  İs- 
tanbul'a gelerek  Kazasker  olmuştur.  1009  H.  de  vefat  etti.  Vefa'da  med- 
fundur. 

Eserleri : 

(Haşiye-yi  Beyzavî)  ile  (Telvih),  (Hidaye),  (Mevakıf),  (Miftah)a 
olan  talikattan  ibarettir. 

MOLLA  ÇELEBİZADE  İBRAHİM  AHMED  EFENDİ 

1030  :=  1620 

Fazilet  sahiplerinden  İstanbullu  bir  zattır.  1030  H.  de  vefat  etti. 
Eserleri  basılmamış  olup  aşağıdadır  : 

(Haşiye-yi  Dürer),  (Şerhu  Şafiye),  (Haşiye  Alâ  Şerhi't-Telhis), 
(Camiü'l-Müteferrikat  min  fevaidi'l-varakat),  (Kifayetür-Rüfati  İlâ  Gu- 
refil-varakat) ,  (Tahrirül-Mülhakati  vet-Tekarirül-muhakkikat)dır. 


—  395  — 


MUHAMMED  ESAD  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1034  =  1624 

Tarihçiler  faslında  zikredilen  Hoca  Saadettin  Efendinin  oğludur. 
1034  H.  de  vefat  ederek  pederinin  yanma  defnedildi.  Üç  lisanda  şiirleri 
vardır.  Eserleri  : 

(Fezail-i  Cuma),  (Tahmisü  Kaside-yi  Bür'e),  (Gül-i  Handan  -  Ter- 
ceme-yi  Gülistan),  (Zeyli  Tacü't-Tevarih),  (Manzum  Terceme-yi  Şemail) 

vesairedir. 

(Fezail),  Hamidiye,  (Gül-i  Handan)  Nuruosmaniye  ve  manzum 
(Terceme-yi  Şemail)  de  İbrahim  Paşa  kütüphanelerinde  vardır. 

MUHAMMED  EMİN  İBNİ  SADREDDİN  ŞİRVANÎ 
1036  =  1626 

Âlim  oğlu  âlim  bir  zat  olup  ilmini  İstanbul'da  tamamlamıştır.  1036 
H.  de  vefat  ederek  vasiyeti  üzerine  Üsküdar'a  defnedildi.  Elli  dört  ilim 
ve  fenden  bahseden  Sultan  Birinci  Ahmed  adına  yazdığı  (Fevaid-i  Ha- 
kaniye)  ile  (Tefsir-i  Sure-yi  Fetih),  (Haşiye-i  Şerhi  Şemsiye),  (Talikat 
Alâ  Tefsir-i  Beyzavî),  (Şerhu  Kavaidi'l-Akaid  Li'l-Gazalî),  (Risale  Fi 
Tahkiki'l-Mebdei  vel-Meâd)  vesaire  gibi  eserleri  vardır. 

Pederi  Sadreddin  Şirvanî'nin  de  (El-Hikmetü'l-Mütealiye)  vesaire 
gibi  değerli  eserleri  vardır. 

MUSTAFA  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1084  =  1673 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Boludandır.  1084  H.  de  Hacdan 
dönüşünde  Mısır'da  vefat  etti. 

Eserleri  :  (Şerhu  Kenzüd-Dakayık),  (Haşiye-yi  Şerh-i  Eşkâli't-Te'- 
sis)  ile  devrinde  muteber  olan  ilim  ve  fenlere  talikatı  da  vardır. 

MUSTAFA  İBNİ  HAYREDDİN 
1084  =  1673 

Fazilet  sahiplerinden  ve  ediplerden  bir  zattır.  Fıkıhtan  meşhur  (Eş- 
bah  ve  Nezair)i  (Tenviru'l-Ezhan  ve'z-Zamair)  ismiyle  şerh  ederek  Sul- 
tan 1.  Ahmed'e  takdim  etti  ki,  Hamidiye  kütüphanesinde  vardır.  Müel- 
lifin el  yazısı  ile  yazma  nüshası  Esad  Efendi  kütüphanesindedir. 

Bir  de  1011  H.  de  Hüseyin  Harzemî'nin  (Nasihatname-yi  Şahı)  sini 
12  bab  üzerine  terceme  ederek  (İrşadü'l-Âşıkîn)  ismini  vermiştir.  Şeyh 
Muhammed  Kazvînî'nin  (Menakib-i  Meşayih-i  Nakşiyye)sini  de  terceme 
etmiştir  ki,  bir  nüshası  Hüsrev  Paşa  kütüphanesindedir. 


—  396  — 


MUHAMMED  BURSAVÎ  (MUSANNİF) 
1088  =  1677 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  fıkıh  ilminden  (Tenviru'l-Ebsar)a 
(Tebsiru'l-Envar)  ismiyle  yazdığı  şerh  ile  ilim  ve  faziletini  isbat  etmiştir. 

Bu  şerhin  mukaddimesinden  hal  tercemesi  Şeyhler  faslında  mezkûr 
olan  Üftadezade  Kutub  İbrahim  Efendiye  intisab  ettiği  anlaşılmıştır. 
Bu  eserin  bir  nüshası  bu  âciz  muharrir  tarafından  Bursa'da  Ulu  Cami 
kütüphanesine  hediye  edilmiştir. 

1088  H.  de  vefat  etti.  Pınarbaşı  avlusunda  Kalenderhane  yakınında 
medfundur.  1086  H.  de  (Babay-ı  Atik  -  Babaeski)  de  vefat  eden  (Kuhis- 
tanî)  şarihi  îlâhîzade  Muhammed  Efendi  de  Bursa'dan  yetişen  âlimler- 
dendir. 

MUHAMMED  YUSUF  EFENDİ  (ESİRİ  MUHAMMED  EFENDİ) 

1000  :=  1591 

Âlim  şairlerden  bir  zat  olup  aslen  Anadoludandır.  Tahsilini  tamamla- 
dıktan sonra  seyahata  çıktığı  sırada  Haçlılara  esir  olmuştur.  Kurtulduk- 
tan sonra  Eğriboz  adasındaki  Kızıl  Hisara  yerleşti.  1000  H.  ye  doğru  bu- 
rada vefat  etti. 

(Mecamiü'l-Cevahir)  isminde  bir  eseriyle  Türkçe  (Muhammediye) 
şerhi  vardır  ki,  bir  nüshası  Nuruosmaniye  kütüphanesindedir. 

Esaret  zamanındaki  başından  geçen  olayları  nazma  çekmiştir. 

MUSTAFA  İBNÎ  ÖMER  ÜSKÜDARÎ 
1093  :=  1682 

Âlimler  arasında  (Celep)  şöhretiyle  tanınmış  İstanbullu  bir  âlimdir. 
Süleymaniye  medresesi  müderrisi  iken  İstanbul'da  1093  H.  de  vefat  etti. 
Topkapı  haricinde  Kadızade  Muhammed  Efendinin  yanma  defnedildi. 

Eserleri : 

(Şerhu  Müslim),  (Risale  fi  ilmi'l-Kıraa),  (Risale  Fi  ilmi'n-Nahv), 
(Şerhu  Mülteka),  (Talikat  ale'l-Câmi),  (Risale  fi  eşkali'l-Erbaati  mine'l- 
Mantık),  Tenviru'l-Ezhani  ve'z-Zamairi  fi  şerhi'l-Eşbahi  ve'n-Nazair)dir. 
Hadis  ilminden  Müslim  şerhi  eserlerinin  en  mühimidir. 

MUHAMMED  EMİN  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 
1098  =  1686 

Meşhur  fetvaların  sahibi  faziletli  bir  zat  olup  Ankaralıdır.  (Ten- 
vir) e  mufassal  haşiyesi  vardır.  1098  H.  de  İstanbul'da  vefat  ederek  Sul- 
tan Selim  civarında  Kovacı  Dede  yakınma  defnedildi. 


—  397  — 


MUHAMMED  İBNÎ  AHMED  İBNİ  İBRAHİM 

Âlimlerden  bir  zat  olup  İstanbul'da  müderrislikle     hayat  geçirdi. 
Aşağıdaki  eserleri  Kılıç  Ali  Paşa  kütüphanesinde  görülmüştür: 
(Burhan)  :  (Terceme-yi  Tarakat-ı  Muhammediye) 
(Dürretü'l-Burhaniye)  :  (Akaidden) 
(Tercemeyi  Münyetü'l-Musallî) 
Birinci  eserini  1075  H.  de  tamamlamıştır. 

MÜNİRİ-İ  BELGRADÎ 

Değerli  âlimlerden  bir  zat  olup  Bosnalıdır.  Belgradda  yerleşerek  il- 
me hizmet  etti.  (Tuhfetü'n-Nasiha),  (Sübülü'l-Hüda),  (Menakıbü'l-Müt- 
takîn)  isimlerindeki  eseriyle  yedi  iklim  ve  ahvaline  dair  (Seb'ıyyat)  is- 
minde eski  coğrafyaya  ait  bir  eseri  vardır. 

Sultan  Birinci  Ahmed  devrinin  sonlarında  Belgradda  vefat  etti.  Ca- 
hil mutasavvıflardan  bazılarının  durumunu  görüp  de  bu  yüksek  zümre- 
nin umumu  hakkında  suizanda  bulunulmasının  akıl  ve  insafa  uygun 
olamıyacağma  dair  Aziz  Mahmud  Hüdaî  ve  Hüseyin  Lâmekânî  hazret- 
lerinin bu  zata  mektupları  vardır. 

1029  H.  de  İstanbul'da  vefat  eden  Ali  Efendi  de  Belgraddan  yetişen 
âlimlerdendir.  Bu  zatın  (Şerhu's  Siraciye-yi  Molla)  ya  haşiyesi  ve  feraize 
ait  müstakil  metni  vardır. 

MOSTARÎ  MAHMUD  EFENDİ 
1099  =  1687 

Fazilet  sahiplerinden  ve  kadılar  zümresinden  bir  zattır.  Halep  ka- 
dısı iken  1099  H.  de  vefat  etti. 
Eserleri  : 

(Şerhu  Aruz-i  Endülüsî),  (Şerhu  Molla  Cami  İlâ  Mansubat),  (Be- 
diiyye  Mine'l-Bedii)  vesairedir.  (Fetava-yı  Ahmediye)  sahibi  Ahmed 
Efendi  de  Mostardan  yetişen  âlimlerdendir. 

MUSLİHUDDİN  MUSA  EFENDİ  (ŞEYH  İMADZADE) 

936  =  1529 

İlk  tahsilini  gördükten  sonra  Arap  ve  Acem  diyarlarına  seyahatle 
dönüşünde  Efdalzadeden  okunması  gerekli  kitapları  bitirdi.  Bundan  son- 
ra memleketi  olan  Amasyaya  dönüp  Sultan  İkinci  Bayezid  kütüphane- 
sine Hafız-ı  Kütüp  tayin  olundu. 


—  398  — 


936  H.  de  vefat  etti.  Ömrünün  sonlarında  tasavvuf  mesleğine  gir- 
miştir. Fıkhm  en  lüzumlu  meselelerini  câmi  olmak  üzere  on  adet  mak- 
bul fetvalardan  derleyip  tertibine  gayret  ettiği  (Mahzenü'l-Fıkıh)  ismin- 
deki eserini  sonradan  mufassal  bir  şekilde  şerh  etmiştir.  Her  ikisi  de  ba- 
sılmamıştır.  Sultan  İkinci  Bayezid  Han'm  muasırı  olup  ahlâk  ilminde 
Türkçe  (Mir'atü'l-Mülûk)  yazarı  Gümüşlüzade  Ahmed  Hüsameddin 
Efendi  de  Amasya'dan  yetişen  âlimlerdendir. 


MUHAMMED  İBNİ  ABDURRESÛL  BERZENCÎ 
1103  =  1691 

Âlimlerin  en  değerlilerinden  bir  zat  olup  Süleymaniyelidir.  1103  H. 
de  Resûl-i  Ekrem  Efendimize  komşu  olarak  bulunduğu  Medine-i  Münev- 
verede  vefat  etti.  (Kadehu'z-zend  fi  reddi  cehaleti  ehli  serhend)  ve  (El- 
işaatü  fi  eşrati's-saat)  isimlerinde  eserleri  vardır.  Yavuz  Sultan  Selim'in 
muasırı  olan  Şeyh  Mekkî  şöhretiyle  tanınmış  Berzencîye  tarikatı  büyük- 
lerinden Şeyh  Muhammed  îbni  Muzaffer'in  mezkûr  padişahın  emriylt 
Farsça  olarak  yazdığı  (El-Canibü'l-Garbî  Fi  Halli  Müşkilât-ı  îbni  Arabîj 
sini  de  irabını  yaparak  hazırlamıştır  ki,  bir  nüshası  Ragıp  Paşa  kütüp- 
hanesinde mevcuttur. 

MUHAMMED  İBNİ  AHMED 
1120  =  1708 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  1120  H.  de  Çorlulu  Ali  Paşa  adına 
Arapça  (Umdetül-Âmilîne  Li  Merzati  Rabbi'l-Âlemîn)  ile  Sultan  Üçün- 
cü Ahmed  adına  (Kevâkibü'l-Envari'l-Muhammediyyeti  Fi  Esrari'l-Muci- 
zati'l-Muhammediyye)  isminde  Türkçe  bir  eseri  de  vardır  ki,  her  ikisi 
de  Çorlulu  kütüphanesinde  mevcuttur. 


MENTEŞİZÂDE  ABDÜRRAHİM  EFENDİ  (ŞEYHÜLİSLÂM) 

1128  =  1715 

Fakihlerden  bir  zat  olup  Bursalıdır.  1128  H.  de  Edirne'de  vefat  etti. 
(Zehr-i  Mar)  mescidi  avlusunda  medfundur.  İsmiyle  söylenen  fetvaları 
matbu  ve  meşhurdur.  (Ceridetü'l-Feraiz),  (Talikat  Ale'l-Beyzavî)  ve- 
saire gibi  basılmamış  risaleleri  ve  haşiyeleri  de  vardır. 


~  399  — 


MUHAMMED  ÜSKÜDARÎ  (ŞEYH) 
1143  =  1730 

Fakihlerden  bir  zat  olup  Üsküdarlı  Şeyh  Esad  Efendinin  oğludur. 
Medine-i  Münevvere  müftüsü  iken  1143  H.  de  vefat  etti.  Bakî  kabrista- 
nında medfundur.  (Risaletün  Fi  tahriri'n-Nisabi'ş-Şeriyyi  Mine'd-Dena- 
riri  ve'd-Derahîm)  vesaire  gibi  eserleri  vardır.  1183  H.  de  vefat  ederek 
pederinin  yanına  defnedilen  Abdül-Muhsin  Efendinin  de  âlim  bir  zat 
olduğuna  pederine  halef  olarak  beldenin  müftüsü  olması  delildir. 

MESTCİZADE  ABDULLAH  EFENDİ 
1148  =  1735 

Müelliflerden  bir  zat  olup  İstanbulludur.  1148  H.  de  vefat  etti.  Fatih 
civarındaki  Nişancı  Camii  Şerifin  karşısında  medfundur.  Eserleri:  (Ki- 
tabü'l-Miyari  Lima  Fi  Tefsiri'l-Kadî  mine'l-Ahbar)  ve  Yunus  sûresine 
kadar  (Haşiye  Ale'l-Beyzavî),  Mantıktan  (Hüssam  Kâtî  Haşiyesi  Muh- 
yiddin  Talşîye  haşiye),  (Alâka  Şerhi),  (îzzi  şerhi  Sadeddin'e  talikat), 
(Risale  fi  reddi  kıdemi'l-âlem),  (İhtilâfü  Ma  beyne  Seyyid-i  Şerif  ve  Sa- 
deddin)  vesairedir.  Bir  de  filozoflarla  kelâmcılar  ve  Mutezile  ile  Eş'ari- 
1er,  Eş'arilerle  Maturidîler  arasındaki  ihtilâfları  beyan  eden  (Hilâfiyat) 
isminde  bir  eseri  ve  yine  felsefecilerin  (Masebete  kıdemühû  İmtenea 
Ademühu)  kelâmı  üzerine  (Tehafüt)  adında  bir  risalesi  vardır.  İşbu 
eserlerden  yalnız  (İhtilâf)  basılmıştır. 

MUHAMMED  İBNİ  ÖMER  DARENDEVÎ 
1125  =  1713 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  1152  H.  de  vefat  etti. 
Eserleri  :  (Şerhu  Hüseyniye),     (Şerhu  Mesaili  Sülüsü  bil-Hey'ati 
ve'l-Fıkıh),  (Talikat  Alâ  Bazi'l-Mevazii  li'l-Kâdî)dir. 


MUSTAFA  İBNİ  ABDURRAHMAN  İZMİRÎ 
1155  =  1742 

Kıraat  ilmi  mütehassıslarından  bir  âlimdir.  1155  H.  de  Mısır'da  ve- 
fat etti. 

Eserleri  : 

(Umdetü'l-Fürkan  fi  vücuhi'l-Kur'ân),  (Bedayiu'l-Bürhan  fi  îlmi'l- 


—  400  — 


Kur'ân),  (Muhtasarun-Neşri'l-Kebir,  (Takribü  Husul-i  Makasıd)  vesai- 
redir. 

Kanunî  Sultan  Süleyman  devrinde  vefat  eden  Fatih  hatibi  Sürme- 
lizade  Muhammed  Efendi  de  kıraat  ilmine  tam  mânasiyle  vakıf  bir  zat 
olup  meşhur  kasideyi  Şatibiye  bir  kaside  nazmetmiş  ve  sonradan  yedi 
kıraete  katılmış  olan  üç  kıraati  ve  ravilerin  şeyhlerini,  kıraat  imamlarını 
beyan  etmek  üzere  mükemmelen  şerh  etmiştir.  1267  H.  de  vefat  ederek 
Süleymaniye  camii  avlusuna  defnolunan  teşrifatçı  İstanbullu  Âkif  Efen- 
dinin de  398  sahifeden  ibaret  (Mirat-ı  Kur'ân)  isminde  makbul  bir  eseri 
vardır.  1200  küsur  tarihlerinde  Hicazda  vefat  eden  Şumnulu  Hafız  Hilmi 
Efendi  de  kıraat  ilmi  mütehassıslarından  bir  zat  olup  (manzum  tacvid), 
((Manzum  şurutu's-Salât),  (Manzum  Secâvent)  gibi  eserleri  vardır. 
Uzun  müddet  Vardar  Yenicesinde  ikamet  etmişdi.  Gazi  Evranos  Bey  to- 
runlarının mezar  taşlarında  güzel  tarihleri  görülmektedir.  Arapça  ola- 
rak bir  de  hatim  duası  yazmıştır.  Eserlerinden  baştan  ikisi  bir  arada  ol- 
mak üzere  basılmıştır.  Diyarbekir  vilâyetine  bağlı  (Palu)  kasabalı  Ha- 
mid  İbni  El-Hac  Abdülfettah  Efendinin  de  kıraat  ilminden  (Zübdetü'l- 
îrfan)  isminde  Arapça  matbu  bir  eseri  vardır.  Tecvit  ilmi  mütehassısla- 
rından Şaban  Efendinin  de  (Tecvid)  risalesi  mevcuttur.  Meşhur  Kara- 
baş Tecvidini  şerh  eden  İstanbul'da  Hoca  Paşa  İmamı  Hasan  Efendi  de 
kurradan  (Kıraat  hocalarından)  bir  zattır.  Maraşlı  Muhammed  İbni  Yah- 
ya Efendinin  de  (Enfei)  ismiyle  1131  H.  de  yazılmış  Türkçe  bir  tecvid 
risalesi  vardır. 


MUHAMMED  EMİN  ÜSKÜDARÎ 
1149  =  1736 

Arabi  ilimlerin  ekseri  kollarında  ihtisas  sahibi  âlimlerden  bir  zat 
olup  büyük  Pir  Aziz  Mahmud  Hüdaî  hazretlerinin  kızının  oğlu  Seyyid 
Abdü'l-Hayy  Efendinin  oğludur.  Bülûğ  yaşma  erince  zamanın  âlimlerin- 
den ilim  tahsiline  başlıyarak  arkadaşları  arasında  temayüz  etmek  sure- 
tiyle icazet  almaya  muvaffak  olduktan  sonra,  usul  gereğince  ilim  tedri- 
sine başladı.  Kısa  zamanda  yayılan  şöhret  ve  fazileti  üzerine  ders  hal- 
kasına pek  çok  talebe  toplandı.  İcazet  vermeğe  muvaffak  olarak  eser 
yazmakla  meşgul  iken  «Madenül  Fazlı  vel-edep»  terkibinin  delâleti  olan 
1149  H.  de  vefat  etti.  Üsküdarda  Bülbül  Deresi  kabristanında  medfun- 
dur.  Celvetî  tarikatına  intisap  ile  de  ayrıca  feyz-ı  yâb  olmuşlardır.  Ki- 
taplarıyle  ilmî  terekesi  Atik  Valide  Sultan  müderrisi  olup  Emir  Hoca 
ismiyle  tanınmış  Abdülkadir  Efendiye  intikal  etmiş;  bu  zatın  vefatiyle 
de  mezkûr  Valide  Sultan  Camii  dolabında  muhafaza  edilmiştir.  Bu  ki- 


—  401  — 


taplarm  pek  çoğu  halen  Camii  Şerifin  kıble  tarafından  Evkaf  nezareti- 
nin himmetiyle  yeniden  yaptırılan  kütüphanede  mahfuzdur.  Değerli 
eserleri  30  dan  fazla  olup  görülebilenleri  şunlardır: 

1  —  (Kadı  Beyzavî)nin  Fatiha  tefsirine  haşiye:  Müellifin  el  yazısı 
ile  yazma  nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

2  —  (Dürer  Haşiyesi)  :  Müellifin  kendi  el  yazısı  ile  yazma  nüshası 
mezkûr  kütüphanededir. 

3  —  (Menar  Şerhi)  -  (Nadretün-Nizar)  :  Müellifin  el  yazısı  ile  yaz- 
ma nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

4  —  Celâl  Devvâninin  (İsbatı  Vacip)  risalesi  haşiyesine  haşiye  :  Mü- 
ellifin el  yazısı  ile  yazma  nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

5  —  (Kaside-yi  Nûniye)  şerhine  haşiye  :  Müellifin  el  yazısı  ile  yaz- 
ma nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

6  —  (Mir  Ebül-Feth'in  Adap  Haşiyesine  Haşiye)  :  Müellifin  el  yazı- 
sı ile  yazma  nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

7  —  (Akaidi  Adudiyenin  ilim  bahsine  şerh)  :  Müellifin  el  yazısı  ile 
yazma  nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

8  —  (Birgivî  Muhammed  Efendinin  Adap  risalesine  şerh)  :  Müelli- 
fin el  yazısı  ile  yazma  nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

9  —  İsam'm  vaz'iye  şerhine  haşiye)  :  Müellifin  el  yazısı  ile  yazma 
nüshası  mezkûr  kütüphanededir. 

10  —  İsbatı  Tenahi'l-Eb'ad  ve  Butlan-ı  Teselsül'e  dair  sual  ve  ce- 
vaplı (Berahin-i  Hamse  şerhi  :  Müellifin  el  yazısı  ile  yazma  nüshası 
mezkûr  kütüphanededir. 


11  — 

(Akaid-i  Nesefiye  Şerhine  Haşiye) 

12  — 

(Ciheti  Vahdet  Risalesi):  (Matbudur) 

13  — 

(Eczay-i  Kaziyye  Risalesi)  :  (Matbudur) 

14  — 

(Vahdet-i  Vücud  Risalesi) 

15  — 

(Akaid-i  Nesefiye  Şerhine  Hayalî'nin  haşiyesine 

haşiye) 

16  — 

(Kâfiye  Şerhi  Molla  Camiye  Haşiye) 

17  — 

(Hayatî  Haşiyesine  Talikat) 

18  — 

Hesap  ilminden  Bahaiyeye  Şerh) 

F.  : 

—  402  — 


19  —  (Mirza  Canm  «İsbat-ı  Vacip»  Risalesine  Haşiye) 

20  —  (Fenari  Haşiyesi  Kara  Halil  Efendiye  Haşiye) 

21  —  (Nahivden  İsama  Haşiye):  (Basılmıştır) 

22  —  Seyid  Şerifin  (Mutavvel)  Haşiyesine  Haşiye 

23  —  (Mefhumat-ı  Kazaya  Risalesi) 

Bunlardan  başka  Allâme  Aynî  merhumun  24  ciltten  ibaret  (İkdü'l- 
Ceman)  ismindeki  meşhur  tarihinin  birinci  cildini  de  terceme  etmiştir 
ki,  el  yazısı  ile  yazma  nüshası  halen  35  bin  çeşitli  kitabı  havi  bulunan 
Yıldız  kütüphanesindedir, 

MUSTAFA- Yİ  MOSTARÎ 
1104  =  1692 

Fazilet  sahiplerinden  ve  bu  ümmetin  iyilerinden  yüksek  bir  zat 
olup  Bosna  eyaletinde  (Yuyu)  lâkabiyle  tanınmıştır.  Öğrenme  çağma 
geldiğinde  ilk  tahsilini  âlimlerden  olan  pederi  Yusuf  Efendiden  gördük- 
ten sonra  1088  senesinde  İstanbul'a  gelerek  o  asrın  büyük  âlimlerinden 
ve  mollalardan  Salih,  Tireli  Karabekir  ve  Arapzade  gibi  zatlardan  ta- 
mamladı, bu  sırada  yani  1104  H.  de  memleketinin  müftüsü  Hasan  Efen- 
dinin vefatı  üzerine  hemşerilerinin  davet  ve  ricalarına  uyarak  Mostar 
müftülüğünü  kabul  edip  ömrü  boyunca  ders  okutma  ve  eser  yazmakla 
meşgul  olmuş  1119  H.  de  vefat  ederek  Mostar'daki  müslüman  mezarlığı- 
na defnedilmiştir.  Mufassal  hal  tercemesi  Arapça  olarak  kayın  biraderi 
müderrislerden  (Obiyac)  lâkabiyle  tanınan  İbrahim  Efendi  tarafından 
yazılmıştır.  Vefatına  ait  aşağıdaki  iki  mısra  o  hal  tercemesinden  nakle- 
dilmiştir. 

Kat  intekale  yenabiul-ulumi  ceman 
İrtehale  bihi  şanül  kemal 

Değerli  eserleri  : 

1  —  (Miftahu'l-Husul  fi  Şerhi  Mirati'l-Usul) 

2  —  (Risaletün  Fi  ilmi'l-Âdabi'l-Müsemma  bi  Hulasatil  Âdab)  :  İlk 
eserleri  olup  her  ikisini  de,  tahsilini  tamamlamasına  yakın  yazmıştır. 

3  —  (Şerhu'ş-Şemsiyeti  Fil  mantıkı'l-Müsemma  bi  Şerhi'l-Cedit) 

4  —  (Şerhu  Alâ  Enmuzecü'z-Zemahşerî  Fin-Nahvi'l-Müsemma  bi 
Fevaidi'l-Abdiyye) 

5  —  (Şerhun  Alâ  Kasideti'l-Lâmiye  Fi'l-Kelâmi'l-Müsemma  bi  Bed- 
ri'l-Meâli  fi  şerhi'l-Emalî) 

6  —  (Haşiyetün  Alâ  Şerhi  Kasideti'l-Lâmiye  Li'l-Fazıl  Karabağî) 


—  403  — 


7  —  (Haşiyetün  Alâ  Şerhi  Risaleti'l-Adudiye  fil  Vaz'i  Li'l-Fazıl- 
.  İsam) 

8  —  (Şerhu  Ale'l-Muğnî  fi'l-Usuli'l-Müsemma  bi  fethi'l-esrar) 

9  —  (Şerhun  alâ  müntehabi  fil  usuli'l-müsemma  bi  müntehabil- 
Usul) 

10  —  (Şerhu  Aler-Risaletin-Nesefiyye  fi'l-Feraiz) 

11  —  (Risaletün  fil  feraizi'l-müsemma  bi  Lübbi'l-Feraiz) 

12  —  (Mecalisü  Lâtife  fil  Mevızati'l-Müsemma  bi  nefaisi'l-mecalis) 

13  —  (Şerhu  Manzumeyi  Şahidi'l-Müsemma  bi  hallihi  manzume): 
1110  tarihli  müellifin  yazısiyle  yazma  olan  nüshası  askeriye  âlimlerinden 
Bağdatlı  îsmail  Paşa  hazretlerinin  kütüphanelerindedir. 

14  —  (Şerhu  Ale't-tehzîbi  fi'l-mantıki  ve'l-kelâmi  li'l-allâme  Saded- 
din  Taftazanî)  :  Sonuncu  eseri  olup  1118  H.  de  yazılmıştır. 

15  —  (Şerhu  Lübbü'l-Feraiz) :  Eserin  başlangıcında  dokuz  günde 
yazdığını  beyan  etmektedir. 

16  —  (Haşiyetün  Alâ  Şerhi'l-Âdabi  li'l-fazıl  Mes'ud  Rumî) 

17  —  (Şerhu  Alâ  Risaleti's-Semerkandiye  Fil-Âdab) 

18  —  (Şerhun  Kebirun  Alâ  Risaleti  Hulaseti'l-Âdab) 

19  —  (Şerhun  Sağîrun  Alâ  Risaleti  Hulaseti'l-Âdab) 

20  —  (Şerhun  Alel-Hanefiyyeti  fil-Âdab) 

21  —  (Haşiyetün  Ale'l-Fevaidil-Mîri  Fil-Âdab) 

22  —  (Haşiyetün  Alâ  Şerhi'l-AUameti  Fil-Âdab) 

23  —  (Tatbikatü  Alâ  Haşiyeti  Şeyhülislâm  el-Herevî  Ale'l-Muhta- 
sarı  fi'l-meâni) 

24  —  (Şerhu  İsa  Goci  fil-mantık)  :  (Eserlerinden  yalnız  bu  eseri 
basılmıştır). 

25  —  (Şerhun  Alâ  Dibaceti'l-Muhtasar  fi'l-Meâni) 

Bunlardan  başka  mütalâa  ettiği  çeşitli  kitapların  ekserisine  talikatı 
olduğu  gibi,  okuduğu  kitaplardan  60  küsurunun  da  suretini  çıkardığı  te- 
rekesinde görülmüştür. 

Evlenmişse  de  çocuğu  olmamıştır.  Vefatına  sebep  olan  görünüşteki 
hastalığı  temennisine  uygun  olarak  üç  gün  devam  etmiştir.  Türbesi  ha- 
len Mü'minlerin  ziyaretgâhıdır. 

MUSANNİFEK  BEKİR  AHMED  EFENDİ 

Müelliflerden  bir  zat  olup  Muğlaya  bağlı  Mesevli  köyündendir.  En 
tanınmış  eseri  üstadı  Mahmud  Antakî'nin  beyan  ilminden  meşhur  (Alâ- 
ka) sına  1149  H.  de  yazdığı  şerhi  matbudur.  (Kaside-yi  Bür'e)ye  de  şerhi 
varsa  da  basılmamıştır. 


—  404  — 


MUSTAFA  İBNİ  İBRAHİM  EFENDİ 
1207  =  1792 

Arabî  ilimlere  vakıf  bir  zat  olup  tahsilini  İstanbul'da  yapmış,  Biga- 
da  ilmin  yayılmasına  hizmet  etmiştir.  1207  H.  de  şehid  olarak  Bayramiç 
kazasının  Kutlu  Oba  köyünde  Çandır  adlı  yere  defnedildi. 

(Tuhfetü'l-İhvan)  ismindeki  matbu  (Avamil  Tuhfesi)  talebeler  ara- 
sında muteberdir.  Başka  eserleri  varsa  da  basılmamıştır. 

MOLLA  HÜSEYİN  İBNİ  İSKENDER 

Âlimlerden  bir  zat  olup  eserleri  aşağıdadır  : 

(Mecmeu'l-Mühimmati'd-Diniyye  Alâ  mezhebi'l-Hanefiyye),  (Lüba- 
büt-Tecvid  Li'l-Kur'âni'l-Mecîd),  (Miftahü'l-îbadeti  ve  Vesileti's-Saadeti) 

MÜFTİZADE  MUHAMMED  SADIK  ERZİNCANÎ 
1223  =:  1808 

Âlet  ilimlerine  hakkıyle  vakıf  olan  bir  zattır.  Matbu  eserleri:  (Şer- 
hu  Ale'l-Hüseyniyyeti'l-Âdab),  (Hasiyetün  Alet-Tasavvuratı  minel-man- 
tık)),  (Haşiyetün  Ale't-Tasdikat  mine'l-Mantık),  (Haşiyetün  Alâ  îstia- 
reti  îsam)  vesairedir.  1223  H.  de  vefat  etti.  Üsküdar'da  İnadiyeden  Kara- 
caahmede  giden  caddenin  sağ  tarafında  medfundur.  Aşir  Efendi  kütüp- 
hanesinde (Sure-yi  Fatiha  haşiyesi)  vardır. 

MAHMUD  İBNİ  HAFIZ  HASAN  MANİSAVÎ 
1222  =  1807 

Fazilet  sahiplerinden  bir  zat  olup  Karadeniz  sahilindendir.  Zama- 
nında Kara  Mahmud  lâkabiyle  meşhur  olmuştur.  Manisada  Çaşnigir 
medresesi  müderrisliğinde  bulunarak  ilimlerin  yayılmasına  hizmet  etti. 

1222  H.  de  vefat  etti.  Paşa  mezarlığı  denilen  mezarlıkta  yol  kena- 
rında müsanniflerden  Tatzade  Hüseyin  Efendi  merhumun  yanma  def- 
nedildi. (Muğnit  -  Tullâb)  ismindeki  ibaresi  kolay  olan  matbu  İsa  Goci 
şerhi  meşhurdur.  Şeyh  Abdurrahman  İbni  Sağırin  (Essüllemü'l-Mürav- 
nak)  adlı  mantığa  ait  eserini  de  şerh  etmiştir. 


—  405  — 


MUHAMMED  İZMİRÎ 

Müelliflerden  bir  zat  olup  izmir'e  bağlı  Buca'dand]r.  Kendi  el  yazısı 
ile  yazma  bir  mecmuada  aşağıdaki  risaleleri  tarafımdan  görülmüştür. 

Zamanına  dair  bir  kayıt  yoksa  da  1000  tarihinden  sonra  olduğu  an- 
laşılmaktadır. 

Eserleri  : 

1  —  (Risaletün  fi  beyani  vaz'il-hikmeti  fi  vaz'il-ahkâmi  ve  beyani 
•fazileti'l-ilmi) 

2  —  (Kaza  ve  Kader) 

3  —  (Zikru'l-Hafî  ve'l-Cehri) 

4  —  (Nüzhetü'l-Akaid-i  ve  Zübdetü'l-Fevaid) 

5  —  (Tahkiku  keyfiyet-i  vezni'l-Amal) 

6  —  (Şerhu  Duai't-Tehiyyat) 


MUHAMIMED  İBNİ  MUSTAFA  ALÂÎYEVİ 
1234  =  1818 

Seçkin  âlimlerden  bir  zat  olup  1234  H.  de  Konya'da  vefat  ederek 
Mevlâna  Hz.  leri  civarına  defnedildi.  Eserleri  :  (Şerhu  alâ  Neticeti'l- 
Usul),  (Şerhu  alâ  Âdab  li'l-Kefevî),  (Şerhu  İrade-i  Cüz'iyye),  (Şerhu 
alâ  evahiri  Mecamiu'l-Usûl  li'l-Hâdimî),  (Risale-i  Lâm-i  Tarif)  dir. 

(El-Mersûd)  müellifi  Abdü'l-Lâtif  ibni  Ali  de  Alâiye'den  yetişen 
âlimlerdendir. 

MARAŞİ  MUHAMMED  EFENDİ 

Arabî  ilimlerin  ekseri  kısımlarında  ihtisas  sahibi  faziletli  bir  zattır. 
Akhisar  kütüphanesinde  gördüğüm  yirmi  dört  bab  üzerine  müretteb 
akaid  ve  kelâmdan  bahs  eden  (Kevkeb-i  Nehari  ve  Cevheri  Cenanı)  is- 
minde yazma  bir  eserinde  (Velican  El-Maraşî  Sümme'l-îzmirî)  ibaresi 
yazılı,  ilmî  risaleleHnde  de  (Muhammed  ibni  Vaiz  ibni  Velicanu'l-Ma- 
raşî)  kayıtları  mevcud  bulunduğuna  göre,  bu  zatın  ömrünün  sonuna  ka- 
dar İzmir'de  ikamet  ettiği  anlaşılıyorsa  da,  risalelerinde  yazılış  tarihi 
bulunmadığı  için  kendisinin  hangi  hicrî  asır  âlimlerinden  olduğu  beyan 
edilemediği  gibi,  vefat  tarihi  ve  defnedildiği  yere  dair  İzmir'de  yaptı- 
ğım araştırmada  da  herhangi  bir  malûmata  raştlayanjadım.  İlmî  rişalş- 
lerinin  isimleri  aşağıdadır; 


—  406  — 


1  —  (Risaletün  fi  îmani  Valideyni  Resûlillâh),  2  —  (Bazı  talikat 
alâ  Usuli'l-Fıkıh),